Hamdi Koç

Hamdi Koç

YazarÇevirmen
8.4/10
2.513 Kişi
·
7.650
Okunma
·
18
Beğeni
·
2.665
Gösterim
Adı:
Hamdi Koç
Unvan:
Yazar ve Çevirmen
Doğum:
Fatsa, Ordu, Türkiye, 1963
Hamdi Koç, (d. 1963) Türk yazar ve çevirmendir Hamdi Koç, 1963'de Ordu`nun Fatsa ilçesinde doğdu. Kabataş Lisesi'nde başladığı lise öğrenimini Şişli Lisesi'nde tamamladı. Bir süre ODTÜ’de okudu, ardından İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi.rnrnHokka dergisinin yayın kurulunda bulundu. Shakespeare, Faulkner, Beckett ve Joyce’dan çeviriler yaptı. İlk romanı olan Çocuk Ölümü Şarkıları 1992’de yayımlandı.
başka zaman olsa senin ağzına sıçarım ama şu an sana muhtacım, bana şu basit
bilgiyi ver: neredesin, ne yapıyorsun, iyi misin?'
Demek ki yalnız kalmak için insanın önce hayatta sevdiği birine sahip olması gerekiyormuş. Öbür türlü yalnızlıklar sadece büyüme hataları, sadece aile veya arkadaş kazaları. Rastlantı yani, ve hızlı, hafif geçen yalnızlıklar.
"kalanlar değil gidenler yaşıyor. kalanlar yalnızca belleğin kirlerini temizlemekle yetiniyor."
Çok çalıştık. Gücümüz yetmedi. Kendimizi iyi yetiştirememişiz. Bizden daha iyi yetişmiş bir nesil gelsin diye ümit edelim. Daha çalışkan. Daha az sabit fikirli.
Hamdi Koç
Sayfa 221 - Can Yayınları
Çeviri kitapların da en çok sıkıntı yaşadığım şeylerden birisi içinde fazlaca isim olması. Bu kitapta da o kadar çok isim vardı ki ara ara geri dönüp hangi isim kime ait diye bakmak zorunda kaldım. Bir ara karmaşa ile baş edemeyip isimlere Ayşe Fatma Ahmet Mehmet falan bile yazmayı düşünmedim değil. Çünkü Mr'ler Mrs'ler havada uçuşuyordu.  :》

Her neyseee kitabın konusuna gelince çok süprizli bir şey yok adından da anlaşılacağı üzere Gurur ve Önyargı :D
Kitaba bayıldım, şahanee çok etkisinde kaldım diyemesem de kesinlikle kötü, okumayın diyeceğim türden de bir kitap değildi. Biraz pembe dizi tadında, bolca diyalog içeren, kızlarını zengin koca ile evlendirme derdine düşen Mrs Bennet ve müthiş tespit, iğneleyici tavırları ve zaman zaman bana kahkaha attıran Mr Bennet'in kızlarının balolara katılıp koca bulma maceraları çerçevesinde şekillenmiş bir olay örgüsü var. Çok yoğun bir anlatım olmadığı için başka kitap ile de zaman zaman açıp okunabilecek türden. Ama böyle yaparsanız benim gibi 14 günde bitirirsiniz :D

Merak edip internetten Jane Austen hakkında bir iki şey okumak istedim. İlginç ve bilgilendirici şeylere ulaştım. Şöyleki; kendisi çok mutlu bir hayat yaşamamış. Aşık olduğu kişi kendisinden maddi anlamda yukarıda olduğu için evlenememiş. Daha sonra iyi bir hayat yaşarım diye düşünerek zengin birisinin evlenme teklifini düşünmeden kabul etmiş ama ertesi günü pişman olduğu için vazgeçmiş. Aşk hakkın da tavsiye isteyen yeğenine de kesinlikle aşık olmadan kimseyle evlenmemesi gerektiğini söylemiştir.
Jane, öldüğü zaman aşık olduğu kişi Jane'in mezarını ziyaret etmiştir. Kendisine Jane ile olan aşkını sordukları zaman "çocukça bir şeydi" dese bile evlendiği zaman ilk çocuğuna Jane ismini vermiştir.

Aslında kitabında da bu konuyu işliyor. Hiç bir kadının para ve statü için değil de sadece aşk evliliği yapmalarını istemiştir. Kendisi sevdiği adam ile kavuşamamış olmasına rağmen kitaplarını da genel de mutlu son ile bitirmiş.

*Son olarak bununla alakalı bir bilgi bulamadım ama kurstaki hocam o dönem de kadınların kitap basımlarında kendi isimlerini kullanmayıp  erkek isimleri ile bastıklarını söylemişti. O dönemde ki şartlardan dolayı sanırım...
Doğruluğu hakkında bilgi sahibi olan birisi yoruma ekleyebilir.

Yukarıda Jane Austen hakkında bahsettiğim bilgilerin tamamına ulaşmak için  http://www.thereadingladyy.com/...jane-austen.html?m=1 ziyaret edebilirsiniz.

Filmi de varmış sanırım. Henüz izlemedim ama izlemeyi düşünüyorum. Zira isim karmaşasından atladığım olaylar bile vardır muhtemelen  :D
Okuyalım mı diye soranlara gönül rahatlığı ile okuyun ve sevgi ile kalın diyorum.

^_^
Bu kitap efsunlu...

Bu kitaba, kitabın kendi mottosuyla karşılık verip İnceleme "yazmamayı tercih ederim" çünkü, hislerimi yazmayı tercih ediyorum.

Aslında tercihlerimin adamı değilimdir. (Adam olmadı sanki, madâm mı deseydim acaba)
Çünkü çoğu yaşadığım şey, benim tercihim değildi. Kimi zaman iki seçenek arasında kalacak kadar bile bir tercih hakkım olmadı. İnsanın kendi hayatı ile alakalı karar vermesi bir ihtiyaçtır, lüks değildir. Hani şu varoluş lakırtısı vardır ya, işte insan varoluşunu sorguluyorsa şayet, kendi hayatında söz hakkı olmalı. İşte benim söz hakkım olmadı, su aktı yolunu buldu bu yüzdendir varoluşumu sorgulamayışım. Gelmişiz gidiyoruz işte...

Bunun için kimseyi suçlamıyorum. Kendim de arıyorum hatayı. Neden Katip Bartleby kadar cesur değildim ya da inatçı ya da arsız belki de yüzsüz... Hâlbuki amirim, görevim olmayan sorumlulukları üstüme yüklediğinde "yapmamayı tercih ederim" diyecek kadar cesaret ya da babam şehir dışına okula gidemezsin dediğinde "gitmeyi tercih ederim" diyecek kadar bir kararlılık ya da annem, bir gün evleneceksin, çift çizgi yapma, öğren artık ütü yapmayı dediğinde "öğrenmemeyi tercih ederim" diyecek kadar da yüzsüzlük yeterdi bana.
Katip Bartleby gibi pasif bir direniş yapmam lazımdı ama ben, pasif kısmını aldım direnmeyi unuttum ve amirimin angarya işlerini yapmaya devam ettim, şehir dışına okula gitmedim yaşadığım şehirde okul kazandım, ütü yapmaya gelince de hâlâ çift çizgi yapıyorum bazen üç çizgi olduğu bile oluyor. İnsan, tercih etmediği şeyleri yapmakta pek başarılı olamıyor sanırım. Belki yapmayı tercih ettiğim şeylerde de başarısız olacaktım ama en azından kendi tercihim olmuş olacaktı.

Bu kitap efsunlu demiştim. Öyle bir etki bıraktı ki ben de varoluş sancısı çekiyorum adeta. :) Daha ilk sayfasından büyüsüne kapılıyorsunuz kitabın. İnceden inceye ruhunuza bir şeyler işlendiğini hissediyorsunuz, bazen gülerken yakalıyorsunuz kendinizi, bazen de boğazınız düğümlenmişken suç üstü yapıyorsunuz kendinize. Bazen sinirleniyorsunuz bazen de çaresiz hissediyorsunuz. Ve bunların hepsini 50 sayfalık bir Novella'da yaşıyorsunuz. Bir hikâye kitabı, hayatımın biricik kitabı olmayı başarıyorsa bu kitap efsunlu olmalı diye düşündüm ben de.
Böyle bir etkiyi yıllar önce okuduğum Peyami Safa'nın Yalnızız romanında da yaşamıştım. Üzerimdeki tesiri geçmesin diye aylarca kitap okumamıştım onun üstüne. Şimdi Katip Bartleby'nin üstüne de kitap okumasam mı diye düşünmüyor değilim.

Kitapla alakalı tek pişmanlığım çabucak okuyarak bitirmiş olmam. Okuyacak arkadaşlar yavaş yavaş tadını çıkartarak okusunlar ve acele etmesinler. Aradığınız cevaplar kitabın sonun da sizi beklemiyor. Bu yüzden merakınızı gidermek adına bir an evvel sona gelmek için 1 saatte okuyup bitirmeyin kitabı. Size "yapmamayı" "etmemeyi" "çalışmamayı' " yaşamamayı" söyleyen Katip Bartleby'yi anlamaya çalışmayın, hissedin.

Bir taraftan herkese tavsiye etmek istiyorum bu kitabı diğer taraftan sadece kıymetini bilecekler okusun istiyorum. Kuytu köşelerde kalıp, küflenen kitaplardan olmasına yüreğim el vermez ama ele ayağa da düşmesin, hakkı verilsin Katip Bartleby'nin.

Herkese keyifli okumalar.
Patronunuz, işvereniniz veya üstünüz size bir işi yapmanızı söylediğinde; "Yapmamayı tercih ederim," diyerek reddedebilir misiniz?

Yazarın deyimiyle; varsayımların değil, tercihlerin adamı Bartleby'nin hikayesi bu kitap. Son derece etkileyici ve pasif direniş konusunun nadide örneklerinden biri.

Peki, pasif direniş nedir tam olarak? Pasif direniş, herhangi bir eyleme başvurmaksızın, yalnızca eylemsiz kalarak yapılan direniştir. Bence çok güzel ve anlamlı bir direniş şeklidir. Taksim/Gezi olaylarında hiçbir şey yapmaksızın AKM'ye bakan "Duran Adam"ı hepimiz hatırlarız. İşte bu eylem güzel bir pasif direniş örneğidir.

Kitaba tekrar dönersek, mutlaka her çalışanın ve işveren terörüne karşı yapacağı hiçbir şeyi olmadığını düşünen kişilerin okuması gereken bir eser Katip Bertleby. Umut vaat eder. Şöyle ki; Bartleby isimli katip, kendisine verilen işleri "Yapmamayı tercih ederim." diyerek yapmıyor ve işverenine karşı genel bir pasif direniş içerisine giriyor. Zamanla işvereni tarafından da sempati ile karşılanmaya başlıyor ve pasif direniş müthiş bir şekilde işleniyor kitapta. Bir çeşit sivil itaatsizlik olarak da tanımlanabilir bu durum.

Yazarın hayatını ve işlediği konuları göz önüne aldığımızda Bartleby onun; paraya, yönetime, efendiliğe, otoriteye, itibara, popüler kültüre yani kısaca var olan düzene kişisel direnişidir diyebiliriz.

Kitap çok güzel bir kitap olmanın dışında, okudum bitti gitti diyemeyeceğiniz bir kitap. İnsanı düşünmeye itiyor ve bu yönüyle beni son derece etkilemiş durumda. Herkesin bilmediği o müthiş kitaplardan biri...
Vay Bartleby vay sen kalk tek başına düzene, sisteme iki kelime ile diren...


Aslında kitabı okumama sebep olan şu #30824508 ileti altında https://1000kitap.com/Guneeyy ve Kübra A. hanımın bu kitabı Dayıma okutmalıyım yada okutmamalıyım atışması oldu onlara da burdan teşekkür ederim :)


Ne adamlar var ya 50 sayfa yazmış kısacık bir öykü okurum 1 saatte diyosun, okuyamıyorsun çünkü adam insanın psikolojisini bozuyor. Örnek vereyim kitabın bir kısmını okudum kafamda deli sorularla içeriye geçip oturdum. Büyük abim de benden bir bardak su istedi (kafam da bartleby'nin iki kelimelik direnişi ve deli sorular kurcalanırken) "Deryaa bir su getirsene" diye 2.kez tekrar etti ve ben sakince kafamı çevirip "yapmamayı tercih ederim" dedim. O an annem diğer abiler ve odanın sakinleri gözlerini açmış bana bakarken "şakaa yaptım yaa" diyip yerimden fırladım.
Şimdi ben bunu size niye anlattım demi, adam hem sorguluyor hem sinir ediyor arkadaş benimde yapmak istemediklerim var ama diyemiyorum "yapmak istemiyorum" diye.

Hele Avukat yazık adama ya insan böyle bir çalışanı olsun istemez yani bir de düzenli ve belli bir sistem üzere çalışan bir Avukat bu, zaten çok dayanamadı kaçmaya çalıştıda kurtulamadı elinden. Gerçi artık oda kendini ve yaşamını sorgulamaya başlamıştı kafası karışmıştı ama aynı zaman da farklı bir ilişki kurmuştu B. İle kendisinin de ifade ettiği gibi.

“Bartleby’in yerinde başkası olsa öfkeden köpürür, başka bir şey söylemez ve onu rezil edip yanımdan kovardım. Ama Bartleby’de öyle bir şey vardı ki nedense elimi kolumu bağlamakla kalmıyor, beni olağanüstü etkiliyor, huzurumu kaçırıyordu…”
Yani seni sevmiyorum sensiz de olamıyorum gibi bir duruma girdi Avukat.

Yine sevgili Katip B. nin özgürlüğe bakışımızı sorguladığını da söyleyebiliriz. H.Malville şöyle diyor bir yerde;
"Bartleby’nin avukatın sözüne itirazı aslında özgürlüğün kelime dağarcığının yeniden yazılmasıdır: “tercih etmek” ve “istemek” aynı ölçüde “seçim” anlamı taşısa da, Bartleby’nin “tercih etmek” fiili hep (açık veya örtük olarak) dilek kipini, hayalgücü dünyasını çağrıştırır."

Daha ben ne diyip alın bir okuyun bakalım sizin sessiz direnişiniz neye olacak :))
Okumaya başladıktan yaklaşık 400 sayfa sonra kitaptan istediğimi tam anlamıyla almış oldum. Tek kelimeyle nasıl olduğunu açıklamam gerekse "muazzam" kelimesini tercih ederdim. Oldukça yavaş işleyen fakat yine de sıkılmadan ilerleyebileceğiniz bir eser. Karakterlerden nasıl bahsedeceğimi bilmiyorum, her türden insan var. Yalnız okuyanların Darcy'e aşık olmalarına gerçekten şaşmamak gerek. Sonuna yaklaştıkça gözlerim doldu mutluluktan. Elizabeth'e oldukça kızdım ben okurken. Elinize geçerse mutlaka okuyun. Düzgün bir yayın tercih edin mutlaka... Bir sürü yazım hatasıyla uğraşıp durdum ne yazık ki...
50 sayfalık hikayeden 50 sayfalık önsöz/sonsöz yazdıracak bir kitap! Bir saat ayrılıp, bir zamanlık katık olabilir düşünce hayatınıza. Etkileyici bir mottosu var. 'I would prefer not to'

Jean-Jacques Rousseau'nun özgürlük tanımı hepimizin üstünde hemfikir olduğudur sanırım: İnsanın özgürlüğü; istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır. Peki yapmak istemediğimiz hiçbir şeyi yapmıyor muyuz? İşte, okulda, evde kısacası mecburi hizmetlerimizi sürdürdüğümüz yerlerde özgür değiliz hiçbir zaman. https://1000kitap.com/lwoH un bu incelemesi zaten hislerime tercüman olmuştu zamanında. #27367868 Mecburiyetleri olduğu gibi kabul edip uygulamak da 'düzgün' ve 'sistemin devamını sağlayan' yetişkin olmanın önemli bir şartı.

Bartebly 'Yapmamayı tercih eden' bir katip. Belki bir pasif direnişçi, belki sistemdeki bozuk bir çark. Geçmişini bilmediğimiz, meraklandıran, bende ilk başta bir 'Raif Efendi', bir 'Meursault' çağrışımı yapan, daha sonra büsbütün özgünlüğünü gösteren bir hayali kahraman.

Anlatıcı, tanımaya çalışıyor, şefkatle yaklaşmaya ve saygı duymaya çalışıyor olmuyor. Diyor ki: "Ciddi bir insanı, pasif direniş kadar çileden çıkaran başka bir şey yoktur. Bu direnmeyle karşılaşan kişi insanlıktan uzak değilse, direnen ise pasifliğinde zararsızsa, ilki, en iyi zamanda tüm yardımseverliğiyle elinden geleni yapacak, hayal gücünü kullanarak aklıyla çözmesi olanaksız olanı anlamaya çalışacaktı.'' Anlamaya çalışıyor, Edwards'ın İrade Üzerine Görüşleri ile Priestly'nin Mecburiyet Üzerine Görüşleri'ni okuyor işaret ediyor bize, birikiminizi artırın da daha nitelikli yorumlayın diyor adeta.

Yine Rousseau diyor ki: "Yazar ele aldığı nesnenin en yetkin imgesini verme amacını gütse bile, hiçbir zaman herşey anlatmaz, söylediği şeylerden daha fazlasını bilir hep." Herşeyi anlatmayı bırak herşeyi bize bırakmış Melville bence. Sonunu bile anlatıcının kendi kendini ikna etmesi için varsayımlara dayandırmış, Palto'nun sonunu çağrıştırdı bana.
Zengin koca bulmak üzerine kurgulanmış bu kitabı okudum .Tamam. Peki bana ne verdi? Hiç. Bu günkü değer yargılarımla, kitaba yaklaştığımda, kitabın klasik olamayacağı kanaatine vardım. Sanat yok sanat.
Aşkı romantizme çok girmeden ama duyguları çok güzel ifade ederek anlatan güzel bir aşk kitabı idi. Oldukça severek okudum.
Devrik uzun ve felsefi kısımlarını saymazsak kısa tasvirleri ile iyi çevrilmiş bir klasikti. Zira klasikleri sevsem de bazen sayfalar ya da paragraflar süren tavsirler sayesinde konudan kopabiliyorum :) Bu defa kopuşlar kısaydı çabuk döndüm.
Özellikle lise üniversite döneminde içindeki edep ve ahlak ile ilgili ipuçları sebebiyle okutmak lazım.
Kitap ilk başlarda yavaş ilerlese de öyle bir noktaya geliyor ki her an her yerden Mr. Darcy çıkacak gibi oluyor.

"Klasikler neden korkutur"? un cevabı genelde ya dillerinin ağır olması ya da karakter sayılarının fazlaca olmasıdır.
Gurur ve Önyargı da karakter sayısı oldukça fazla. Tüm isimlerin akılda kalması da ancak sade bir dil ve yalın anlatım ile gerceklesebilirdi zaten.
Hepsi birbiri ve olaylar ile bağlantılı o kadar çok isim var ki kim kimdi diye geriye dönüp bakmanız gayet doğal.

18. yy. İngiliz aile hayatının aristocrat tabakanın yaşam kurarken maddeciliğe nasıl da önem veriyor olduğunu gamsız bir baba kızlarını bir an önce zengin soylu ve de yakışıklı ingiliz erkekleri ile evlendirmek isteyen bir anne ve o annenin beş kızı üzerinden anlatmış Austen.

Gurur mutluluğunuza Önyargı ise Aşık olmanıza engel olabilir. Fakat gururlu olmak bir duruştur. Aşk ise gurura yenik zavallı bir duygu.
Okumaktan keyif alcaksınız. Böyle bir kitap okumamışsınızdır. Okumanızı tavsiye ederim. Bu arada kitabın konusu önyargı ve gurur.. Herkese keyifli okumalar:):)
Yazarla, Jane Austen Kitap Kulübü filmi sayesinde tanıştım. En çok bahsedilen kitabı bu olduğu için de bununla başladım. Öğrendim ki Aşk ve Gurur= Gurur ve Önyargı'ymış. Ben de olsam Gurur ve Önyargı ismini tercih ederdim.

Çok fazla uzatılıp anlatılacak bir şeyi yok esasen. Pişman mıyım ? Değilim. Vazgeçtim mi Jane Austen'den ? Hayır. Austen akıcı ve sürükleyici bir dile sahip. Anlattığı döneme bağlı olarak kişiler arasında kullanılan dil biraz resmi gelebilir ama buna alışıyorsunuz.

Güzel gözlemler yapabildiği konular var. Kadın erkek ilişkileri, toplum ve evlilik kurumları, çıkar ilişkileri, paranın insanlar üzerindeki etkisi, saygınlık konularında gözlemleri etkileyiciydi. Ama yazarın bir fikri olmasını istemişimdir hep. Benim hayat görüşüme ters olsun isterse ama bir fikri olsun. Austen'i bu noktada anlayabildiğimi sanmıyorum. Biraz basit buldum desem yeridir. Kitabın en iyi elle tutulur karakterleri Elizabeth ve babası onları diğerlerinden ayıran tek özellik kitap okumaları. Ama bu bile net olarak anlatılmamış. Yani kitabı okuyan, kitap okuyan birinin olayları anlayış kavrayış ve çözüm üretme konularındaki farklarını görebilmeliydi bence. Elizabeth babası ya da Darcy kitabı okuyanın örnek alacağı karakterler olabilirdi. Yani bende böyle olacağım dediği. Bazı noktalarda kitap okuyanları övmüş mü yermiş mi anlayamadım.. Sonuç olarak anlama isteğimde ısrarlıyım :) Bir kitap daha şans vereceğim. Bunu da herkes yapmaz yani :))

Kitabı okurken hep kuşağımda bu ezgi çınladı durdu. Kitabı bu ezgi eşliğinde okudum denebilir. Bunca yazdığımın ardına buraya güzel bir şey bırakmadan gitmeyeyim bari :) Keyifli okumalar..

https://youtu.be/J36lOVRqVog

Yazarın biyografisi

Adı:
Hamdi Koç
Unvan:
Yazar ve Çevirmen
Doğum:
Fatsa, Ordu, Türkiye, 1963
Hamdi Koç, (d. 1963) Türk yazar ve çevirmendir Hamdi Koç, 1963'de Ordu`nun Fatsa ilçesinde doğdu. Kabataş Lisesi'nde başladığı lise öğrenimini Şişli Lisesi'nde tamamladı. Bir süre ODTÜ’de okudu, ardından İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi.rnrnHokka dergisinin yayın kurulunda bulundu. Shakespeare, Faulkner, Beckett ve Joyce’dan çeviriler yaptı. İlk romanı olan Çocuk Ölümü Şarkıları 1992’de yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 7.650 okur okudu.
  • 386 okur okuyor.
  • 6.103 okur okuyacak.
  • 232 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları