Haris El Muhasibi

Haris El Muhasibi

Yazar
8.5/10
44 Kişi
·
130
Okunma
·
18
Beğeni
·
1.549
Gösterim
Adı:
Haris El Muhasibi
Tam adı:
Ebu Abdullah Hâris bin Esed el-El-Basrî
Unvan:
Muhâsibî Ekolü Kurucusu, Din Alimi, Yazar
Doğum:
Basra, Irak, MS 781
Ölüm:
Bağdat, Irak, MS 857
Hâris el-Muhâsibî, İslâm Dünyâsı’nın siyâsî ve düşünce yaşamı olarak paramparça olduğu, her ikisinde de otorite mücâdelesinin verildiği karışık bir zamanda Dünyâ’ya gelmiştir.

İkinci İslâm halîfesi Ömer bin Hattab’tan sonra Osman bin Affan ve Ali bin Ebî Tâlib’in şehit edilmeleriyle başlayan siyâsî karışıklık sâdece siyâsî bölünmelere değil, aynı zamanda mezheplerde ve düşüncede bölünmelere sebebiyet verdi. Dördüncü halîfe ve taraftarlarına düşman olan Emevîler, üçüncü halîfe Osman ve taraftarlarına düşman olan Şiîler, önceleri Ali’ye taraftar olup sonra Amr bin el-As’la anlaşmasından dolayı ona da düşman olan Hâricîler ve herhangi bir gruba düşmanlığı olmayan Ehl-i Sünnet gibi pek çok fikrî cerayanlar oluşmuştu.

El-Muhâsibî’nin doğduğu Basra, Mu’tezile okulunun da kurulduğu yerdir. O zamanlar özellikle kader ve insan irâdesinin özgürlüğü meselesinde farklı farklı inanç ekolleri türemişti. Kaderci olan Cebrîye, aynı zamanda Emevî iktidârının desteklediği bir mezhepti. Mu’tezileyse Abbâsi iktidârı zamânında desteklenmiştir. Hasan El-Basrî ekolünden gelen Ehl-i Sünnet, yâni Sünnî inanışıysa Ebu Hanîfe (H. 150), İmam Mâlik (H. 179), İmam Şâfiî (H. 204) ve İmam Ahmed bin Hanbel (H. 150) ile temel ilkelerini belirleyip sistematikleştirilmişti. Ebu Hanîfe ve Ahmed bin Hanbel, bulundukları devrin iktidarları tarafından değişik işkencelere mâruz kalmış ve nihâyetinde şehit edilmişlerdir.

Hicrî 3. asır, Mu’tezile mezhebinin ve Şiîliğin Abbâsi hilâfeti tarafından rağbet gördüğü yıllardır. Abbâsi halîfesi El-Me’mun, hocalarını Mu’tezile ve Şiî seçmişti. Hocalarının telkinleriyle minberden Şiîlerin düşman olduğu peygamberin arkadaşıMuâviye hakkında lânetler okutmuş, halkı ve âlimleri Mu’tezile olmaya zorlamıştır. Ahmed bin Hanbel ve birkaç âlim dışında herkes bu baskılara boyun eğmek zorunda kalmıştı. Aynı baskılar El-Mu’tasım zamânında da devam etmiş, bu devirde Ahmed bin Hanbel Sünnîlik’in bayraktârı olmuştur. Hicrî 219 yılında Ahmed bin Hanbel’e Kur’ân’ın mahluk olduğunu söyletmek için 30 kırbaç vurdurmuş, kendisinden sonra gelen El-Vâsık’sa Kur’ân’ın mahluk olduğunu kabul etmeyen Ahmed bin Nasr-ul Huzâî’yi H. 231 yılında öldürtmüştür. Ahmed bin Hanbel’in de ev hapsinde tutulmasını emretmiştir.

Sonuçta bu çağ günümüze kadar etkisini sürdüren olayların vukû bulduğu bir çağdır.

Hâris el-Muhâsibî’nin annesinin Sünnî, babasının ise Kaderî olup aralarında bu nedenle fikrî tartışmaların olduğu söylenmektedir. Buradan el-Muhâsibî’nin kültürlü bir ailede yetiştiği sonucu çıkarılabilir. Zâten o zamanlar Kadercilik aristokrat kesim tarafından kabul görüyordu. Bir rivâyete göre Hâris, insanların etrâfını sardığı bir halde Bağdat sokaklarının birinde babasının yakasına yapışıp Annemi boşa! Onun dîni ayrı, senin dînin ayrı! diye bağırmıştır.Buradan kendisinin çocukken de annesinin tarafında, yâni Sünnî olduğu çıkartılabilir.

Hâris el-Muhâsibî’ye babasından büyük miktarda bir para mîras kalmış, ancak bu mîrâsı takvâya uygun görmediğinden ve mesleği tasavvuf olduğundan almamıştır.
Yaşı küçük biriyle karşılaşırsan,
"Bu Allah'a henüz isyanda bulunmamıştır. Ben ise çok günah işledim, öyleyse kuşkusuz bu benden daha hayırlı biridir." diye düşün.

Yaşı büyük biriyle karşılaşırsan,
"Bu benden önce Allah'a kulluğa başlamıştır." diye düşün.

Alim birisiyle karşı karşıya gelirsen,
"Buna bana verilmeyen ilim verilmiştir, benim bilmediklerimi bilmektedir, bir de bildikleriyle amel etmektedir." diye düşün.

Karşına gelen kimse cahil biriyse,
"Bu, cehaleti sebebiyle Rabbine isyan etmiştir. Ben ise bildiğim halde isyan ediyorum! Öyleyse o benden üstündür. Bir de onun ve benim akıbetim nasıl olacak hiçbir bilgim yok." diye düşün.

Eğer karşına kâfir birisi çıkarsa,
"Bu adam ileride müslüman olur, ömrünü hayırlı amellerle tamamlar; bense, küfre düşebilirim, ömrümü kötü amellerle bitirebilirim." diye düşün.
Rasûlullah (s.a.v) şöyle demiştir:

"Her ne kadar müftüler sana fetva verse de sen yine de kalbine danış!"
Başkasının gördüğü yerde namaz kılıp onu eksiksiz eda eden, yalnız kaldığında hızlı kılıyorsa, bununla Allah'ı hafife almış olur.
- Allah'tan utanan kimsenin özelliği nedir?
- Görülmekten utandığı yerde bulunmamaktır.
Allahım! Halkın gözünde alenî olarak yaptıklarımın süslü, halvette, kendi başıma gizli yaptıklarımın çirkin olmasından sana sığınırım.
Zikretmeyen kalbe gelen duyguyu, kalp hemen kabul edebilir. Çünkü, ne ahiret zikrinden neşet eden nura ne de Allah'la meşgul olmaktan doğan güce sahiptir.
Nefsin içinde üç düğüm vardır: övülme sevgisi, yerilme korkusu ve insanların elindekine karşı aşırı arzu.
İnceleme yazmama adetimi teorikte bozmamış olsam da pratikte bozuyorum. Zira birazdan okuyacağınız satırlar tam anlamıyla bir kitap incelemesi değil. Kitap ve yazarıyla ilgili bir kardeşimin sorusuna verdiğim basit bir his aktarımı. Yorumlar arasında kaybolsun istemedim ve belki merak edenlerin kitabı okumasına vesile olursa ne güzel olur.

Muhasibi merhum ile yeni tanıştım. İmam Şafinin talebesi, Gazali ve Bağdadi gibi alimlerin hocası. Nefsini sürekli muhasebe eden anlamındaki künyesini o kadar iyi hakediyor ki. Kitapları genelde bir talebe ile hocası arasında soru cevaplar şeklinde olma eğiliminde, başlık başlık konu anlatımları da var. Tasavvufla ilgili, nefis muhasebe ve terbiyesi, kalbin hastalıkları ve çözüm yollarına dair adeta bir ders, konuyla ilgili literatür kitabı gibi. Bu yüzden tekrar tekrar okunsa, içindekilerden derdine bakıp da dermanını öğrenme şeklinde okunsa yeri. Muhasibi okurken, aa bu dert benim nefsimde de var diyebiliyorsun. Burada iki şeyi farkediyorsun; ya nefsindeki, kalbindeki sıkıntıyı fark bile etmemişsin, onu murakabe ve muhasebe etme alışkanlığı edinmemişsin, hiç check uptan geçmemişsin ya da fark etmişsin lâkin sorunun çözümü noktasında doğru soruyu sorma noktasında aciz kalmışsın, soruya kalbin eriştiyse cevabını yeterince merak etmemişsin, merak etmişsen soracak kimseyi bulamamışsın, bulmuşsan kalbini tatmin edecek cevap alamamışsın... Nihayetinde soru sorma, muhasebe etme hasleti, alışkanlığı geliştirmemişsin. Zira bastırmadığın, görmezden gelmediğin, ertelemediğin her soru kalbini uyanık tutar, gözleri kapanan bir uykulunun yüzüne su çarpmak gibi adeta ve her soru seni yeni bir soruya ileten bir chechpoint, bir kontrol noktasıdır aslında oraya kadarki ilerleyişinin kaydedildiği. Eriştiğimiz her soru, bir rütbe bir mevkîdir. Muhasibi, en çok bunu öğretiyor. Soru sormanın güzelliğini, rahatsız bir nefsin, uyanık bir kalbin güzelliğini. Allah ondan razı olsun.
Öncelikle bu kitabı kendinizi tanıyarak ve düzeltmek için aldıysanız, nefsinize bir çalım atmışsınız demektir. Tebrikler. Ancak birine sen gösterişlisin diye aldıysanız yada okuduktan sonra bu tavırlarla birine verdiyseniz işte o zaman yine riyaya düşmüşsünüzdür ve nefsiniz kazanmıştır. Çünkü bunu söyleminin çok daha güzel yolları vardır. Kitaba gelecek olursak Kitabı beğendim yer yer tekrar etsede güzel ve sağlam bir kitap. Okuduktan sonra bazı huylarımı değiştireceğim diyorsunuz. Bizim hiç bilmediğimiz kısımlar bile riyaya giriyor. Mesela birine anlattığınız dersin nasıl olduğunuu sormanız bile( tabiki burdaki amaç iyi olduğunu duymak övülmek hissi ise). Kitap cidden güzel bu zamanda kesinlikle nerdeyse hepimizin her müslümanın okuması gerektiğini düşünüyorum . Çünkü nerdeyse hepimizde var riyalık. Bunuda unutmamalıyız Riya = Küçük Şirk ve buna göre davranmalıyız :) Alıp okuyacaklar hiç pişman olmayacaklar . İncelemenin sonuna kadar okuyan arkadaşlardan da ayrıca Allah razı olsun :))
bizim daima unutmak hiç hatırlamamak yakınlarımıza hiç uğramamasını istediğimiz ölümü konu alan yazarımız şahane bir şekilde ölüm olayını anlatmıştır.
İnsanın kendisini ve Allah ile olan ilişkisinde samimiyetin nasıl olacağını keşfettiği ve bahse konu samimiyeti yeniden inkişaf etmesine yardımcı olabilecek muhteşem bir eser.
Tasavvufî- felsefî bir içeriğe sahip olan bu eserde günahkarca bir yaşantıdan Allah'a dönüş yapmakla başlayan ve duygu- düşünce dünyasında yaşanan derin bir Allah korkusu ile son bulan bir arayış yolculuğunun ve merhalelerinin tartışıldığı bir eser.

Eserde 34 ana başlık var. Takva, vera, zühd, doğruluk, ihlas, riya, marifet, sabır, şükür, hikmet, ibret, murakabe, Allah'tan korkma gibi önemli konular yer alıyor. Karşılıklı sohbet havası ile yazılmış bu eserin müellifinden de çevirmeninden de Allah ebeden razı olsun.
gerçekten muhasibi çok güzel yazmış bu kitabı ve işin ilginç tarafı kitabı okuduktan sonra davranışlarınıza dikkat ettiriyor riyaya karışmamak için elinizden geleni yapıyorsunuz kesinle tavsiye ederim mükemmel bi kitap...
İstisnasız olarak her takipçime önerebileceğim bir eserdir. İslamın edebiyle yaşamak isteyenlerin başucu bir eseri. Tabiri caizse delikanlı bir Müslüman olmayı anlatan güzide eserlerden biri. Kaypak, ciddiyetsiz, laubali bir şahsiyetten uzak bireyler olma yolunda taktikler veren bir eser.

Bir de eseri Abdulfettah ebu Gudde şerhi ile okumak var. Bu da ayrı bir hava ve ruh katıyor esere.
Şuan güllük gülistanlık yaşıyoruz.. Belki biçok şey umurumuzda bile değil, birçoğumuzun hedefi var.. Fakat gözden kaçırdığımız ve her an bizi bulabilecek birşey var.. ÖLÜM!! Ölüm anını ve ölümden sonraki hayatı, biz yaşayanlara hadis ve ayetlerle anlatan güzel bir kitap.. Ne üzere can vermek istiyorsanız, öyle yaşayın!!
Çok küçük bünyeli bir kitap olmasına rağmen, cennetin güzelliklerini ve cehennemin korkutuculuğunu, azabını en iyi tattıran ve yaşatan bir kitap tabiki inancı olanlar için :) Haris el-Muhasibi'den Allah razı olsun Allah rahmet eylesin... "Kitap Aşkınız Bol Olsun... :)"
Cennetin anahtarı imandır imanı olan günahkar da olsa belli bir süre cehennemde kaldıktan sonra ebedi mutluluk diyarı olan cennete girecektir işte elinizdeki eser bu yolculuğun ve bu konuda görüşün serüvenini en iyi güzel ve canlı tablolar halinde gözler önüne seren nadir kitaplardan biridir imam Ahmet ibn Hanbel döneminde yaşayan haris el muhasibi bu kitabında ayet ve hadisler ışığında okuyucunun elinden tutarak ölüm sonrasında başına gelecekleri adım adım yaşatmaya çalışıyor bu kitabı okuduğunuzda cennetin nimetlerini tatmış ve cehennemin yakıcı sıcaklığını ensenizde hissetmiş olacaksınız

Yazarın biyografisi

Adı:
Haris El Muhasibi
Tam adı:
Ebu Abdullah Hâris bin Esed el-El-Basrî
Unvan:
Muhâsibî Ekolü Kurucusu, Din Alimi, Yazar
Doğum:
Basra, Irak, MS 781
Ölüm:
Bağdat, Irak, MS 857
Hâris el-Muhâsibî, İslâm Dünyâsı’nın siyâsî ve düşünce yaşamı olarak paramparça olduğu, her ikisinde de otorite mücâdelesinin verildiği karışık bir zamanda Dünyâ’ya gelmiştir.

İkinci İslâm halîfesi Ömer bin Hattab’tan sonra Osman bin Affan ve Ali bin Ebî Tâlib’in şehit edilmeleriyle başlayan siyâsî karışıklık sâdece siyâsî bölünmelere değil, aynı zamanda mezheplerde ve düşüncede bölünmelere sebebiyet verdi. Dördüncü halîfe ve taraftarlarına düşman olan Emevîler, üçüncü halîfe Osman ve taraftarlarına düşman olan Şiîler, önceleri Ali’ye taraftar olup sonra Amr bin el-As’la anlaşmasından dolayı ona da düşman olan Hâricîler ve herhangi bir gruba düşmanlığı olmayan Ehl-i Sünnet gibi pek çok fikrî cerayanlar oluşmuştu.

El-Muhâsibî’nin doğduğu Basra, Mu’tezile okulunun da kurulduğu yerdir. O zamanlar özellikle kader ve insan irâdesinin özgürlüğü meselesinde farklı farklı inanç ekolleri türemişti. Kaderci olan Cebrîye, aynı zamanda Emevî iktidârının desteklediği bir mezhepti. Mu’tezileyse Abbâsi iktidârı zamânında desteklenmiştir. Hasan El-Basrî ekolünden gelen Ehl-i Sünnet, yâni Sünnî inanışıysa Ebu Hanîfe (H. 150), İmam Mâlik (H. 179), İmam Şâfiî (H. 204) ve İmam Ahmed bin Hanbel (H. 150) ile temel ilkelerini belirleyip sistematikleştirilmişti. Ebu Hanîfe ve Ahmed bin Hanbel, bulundukları devrin iktidarları tarafından değişik işkencelere mâruz kalmış ve nihâyetinde şehit edilmişlerdir.

Hicrî 3. asır, Mu’tezile mezhebinin ve Şiîliğin Abbâsi hilâfeti tarafından rağbet gördüğü yıllardır. Abbâsi halîfesi El-Me’mun, hocalarını Mu’tezile ve Şiî seçmişti. Hocalarının telkinleriyle minberden Şiîlerin düşman olduğu peygamberin arkadaşıMuâviye hakkında lânetler okutmuş, halkı ve âlimleri Mu’tezile olmaya zorlamıştır. Ahmed bin Hanbel ve birkaç âlim dışında herkes bu baskılara boyun eğmek zorunda kalmıştı. Aynı baskılar El-Mu’tasım zamânında da devam etmiş, bu devirde Ahmed bin Hanbel Sünnîlik’in bayraktârı olmuştur. Hicrî 219 yılında Ahmed bin Hanbel’e Kur’ân’ın mahluk olduğunu söyletmek için 30 kırbaç vurdurmuş, kendisinden sonra gelen El-Vâsık’sa Kur’ân’ın mahluk olduğunu kabul etmeyen Ahmed bin Nasr-ul Huzâî’yi H. 231 yılında öldürtmüştür. Ahmed bin Hanbel’in de ev hapsinde tutulmasını emretmiştir.

Sonuçta bu çağ günümüze kadar etkisini sürdüren olayların vukû bulduğu bir çağdır.

Hâris el-Muhâsibî’nin annesinin Sünnî, babasının ise Kaderî olup aralarında bu nedenle fikrî tartışmaların olduğu söylenmektedir. Buradan el-Muhâsibî’nin kültürlü bir ailede yetiştiği sonucu çıkarılabilir. Zâten o zamanlar Kadercilik aristokrat kesim tarafından kabul görüyordu. Bir rivâyete göre Hâris, insanların etrâfını sardığı bir halde Bağdat sokaklarının birinde babasının yakasına yapışıp Annemi boşa! Onun dîni ayrı, senin dînin ayrı! diye bağırmıştır.Buradan kendisinin çocukken de annesinin tarafında, yâni Sünnî olduğu çıkartılabilir.

Hâris el-Muhâsibî’ye babasından büyük miktarda bir para mîras kalmış, ancak bu mîrâsı takvâya uygun görmediğinden ve mesleği tasavvuf olduğundan almamıştır.

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 130 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 145 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.