Hasan Ali Yücel

Hasan Ali Yücel

9.0/10
66 Kişi
·
175
Okunma
·
70
Beğeni
·
4.736
Gösterim
Adı:
Hasan Ali Yücel
Unvan:
Öğretmen, Eski Milli Eğitim Bakanı, Köy Enstitüleri'nin Kurucusu
Doğum:
İstanbul, 1897
Ölüm:
İstanbul, 1961
Atatürk'ün ölümünden sonra, 1938-1946 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı yapan Hasan-Âli YÜCEL, Cumhuriyet Döneminin, çok yönlü kişiliğe sahip seçkin bir eğitim, kültür ve siyaset adamı olarak kabul edilir.

Bu kabulün gerisinde, kuşkusuz kısa sayılabilecek hayatına sığdırdığı programları ve ürettiği eserleri yatar. O, bu nedenle, anılmayı çok çok haketmiş Cumhuriyet büyükleri arasında yer alır. (1)

1-ÇOCUKLUĞU VE EĞİTİMİ

1-1 Ailesi ve Toplumsal Çevre

Hasan-Âli YÜCEL, bundan yüzüçyıl önce, 17 Aralık 1897'de İstanbul'da doğmuştur. Babası Ali Rıza Bey, annesi Neyire Hanımdır. Soyu, baba tarafından Giresun-Görele'nin Daylı Köyü'nden Ömer Efendi'ye , anne tarafından (IILSelim zamanında yaşamış) Kaptan İsmail Tosun Ağa'ya kadar uzanır.

O'nun gelişiminde de -doğal olarak- içine doğduğu toplumsal çevrenin etkisi vardır: Anne ve baba ekonomik açıdan iyi koşullara sahiptir. Evlenmelerinden üç yıl sonra Hasan-Âli dünyaya gelir. Hem tek çocuk olarak, hem de hayli geniş bir aile ortamında büyür. Ne var ki, bir süre sonra baba Ali Rıza Bey; iş ortamının sorunları nedeniyle sık sık görevinden istifa eder; aile, değerli eşyaların satılmasmı gerektirecek kadar sıkıntılı günler yaşar.

Hasan-Âli, çocukluğunun ilk yıllarında, ailesiyle Merkez Efendi Mahallesi'ndeki Yenikapı Mevlevihanesi ziyaretlerine katılır. Burada izlediği mistik makam ve fasıllar, dönüş törenleri, O'nun müzik yeteneğinin belirginleşmesinî sağlar. Çevrede "müzik Üstadı" olarak tanınan Mehmet Celaleddin Dede Efendi'nin yönettiği "müzik mektebi"nde eğitim görür.

1-2 Okul Yılları

Hasan-Âli, 1901'de daha dört yaşındayken Laleli'deki Yolgeçen Mektebi'ne kaydedilir. Yazı yazma isteği oldukça fazladır.
Bu nedenle, bir zorunluluk olmamasına rağmen, kendi kendine yazı yazmayı öğrenir. Edindiği bilgileri evdeki hizmetçilere ve evlatlıklara anlatmaktan zevk alır. Öğrenme ve anlatma zevki artık iyice belirginleşmiştir.

Hasan-Âli, altı yaşlarında iken aile, Gümüşsuyu'nda yaptırdığı yazlık köşke taşınır. O da Topkapı Semti'nde bulunan Taş Mektep'e yazdınlır. 1906 yılında, dokuz yaşındayken Mekteb-i Osmanî'ye gönderilir. Burada ilgisini çeken yeniliklerle karşılaşır; örneğin, yazı tahtasını, haritaları ve sıraları görür; sınıf ortamıyla tanışır. Ayrı ayrı hocalardan ders görür. Bu arada Meşrutiyet ilan edilmiş (1908); hürriyet şiirleri, marşları ve şarkıları duyulmaya başlamıştır. Bunları zevkle ezberler ve söyler. Beş yıllık bu okulu 1911'de pekiyiden de üstün bir derece (Aliyyülala) ile bitirir. Okuma tutkusu oldukça gelişmiştir; Beyazıt kitapçılarından aldığı romanları -babasına rağmen- yutarcasına okumayı sürdürür.

Mekteb-i Osmanî'den sonra, Hasan-Âli için Vefa İdadisi dönemi başlar, "İntikam Olsun" başlıklı ilk yazısını burada öğrenciyken yazar; "Mektepli" dergisinin açtığı yarışmaya katılır, 17 Ekim 1913'te yayınlanır. Ne var ki, son sınıftayken, Birinci Dünya Savaşı nedeniyle askere alınır; okula ara vermek zorunda kalır. Önce asteğmen; sonra teğmen olarak toplam üç buçuk yıl askerlik yapar; 2 Aralık 1918'de terhis edilir.

Hasan-Âli, askerlik sonrası öğretimini Darülfünün'da tamamlama imkanı bulur. Liselerin son sınıfında okurken askere alınan gençlere böyle bir imkan tanınmıştır çünkü, îlkin Hukuk Fakültesi'ne kayıt yaptırır. Bir yandan da İfnam gazetesinde çalışır. Türk Sesi gazetesinin kurucuları arasında yer alır. Ancak hukuk öğretimini, dersteki yöntemi yüzünden tartıştığı hocası Celalettin Arîf Bey'e kızgınlığı nedeniyle yarıda bırakmak zorunda kalır. Edebiyat Fakültesi'nin Felsefe Şubesi'ne kaydolur. Artık Cağaloğlundaki Darülmuallimîn-i Aliye (Yüksek Öğretmen Okulu)'nin öğrencisi durumundadır.

Bu dönemde, Hasan-Âli; Y.Kemal, A.Hamdi Tanpınar gibi şairlerle ikbal Kıraathanesi'ne gidip gelmeye başlar, İstiklal Savaşı'nın zor günleri yaşanmaktadır. Ortalıkta İnönü Savaşlarına ilişkin haberler vardır. Hasan-Âli, gazetesinde özellikle bu savaşlara ilişkin haberler verir; bunları söz konuşu kıraathaneye de ulaştırarak dostlarını bilgilendirir. Ayrıca, ulusal protesto hareketlerine, örneğin bunların ilki ve en büyüğü 23 Mayıs 1919'da düzenlenen Sultanahmet Mitinglerine katılır. Kendisini Edebiyat Fakültesi çevresinde oluşan düşünce tartışmaları içinde bulur. Mustafa Şekip (Tunç), İsmail Hakkı (Baltacıoğlu) ve Mehmet Emin (Erişirgil)'in H.Bergson merkezli denebilecek tartışmalarını izler. Bu tartışmalarda sık sık A.Schopenhauer, J.Stuart Mili, H.Spencer, WJames gibi düşünürlerin fikirleri de ele alınmaktadır. Hasan-Âli, bu ve benzeri düşünürlerin fikirlerini kendi eserlerinden okuyamamanın sıkıntısını duyar (Bakanlığı döneminde, Tercüme hareketini başlatışmda bu deneyiminin rolü olmuştur.)

Hasan-Âli'nin üzerinde etkisi olan hocalar arasında, Kuvay-ı Millî ye hareketini Akşam gazetesindeki yazılarıyla
desteklemiş olan Necmettin Sadık (Sadak)'ın özel bir yeri olduğu söylenebilir. O'nu günlük gazetelerde yazı yazmaya özendiren, örneğin Akşam gazetesinde "Pazartesi Konuşmaları" başlığı altında köşe yazıları yazmaya yönelten Necmettin Sadık'tır.
Hasan-Âli, Darülmuallimîn-İ Aliye'den "Ruh ve Beden" üzerine yaptığı tez niteliğindeki otuz sayfalık bir çalışmasıyla 1921'de mezun olur.

2- MESLEK HAYATI

2-1 İzmir Yılları

Hasan-Âli, öğretimini bitirir bitirmez öğretmen olarak tayin edilemez, bu yüzden özel bir okulda bir süre ücretli ders vermek zorunda kalır. 1921 yılının sonunda, bazı hocalarının desteğiyle Edebiyat Fakültesi'nde öğrenci disiplinini sağlamak amacıyla oluşturulmuş inzibat memurluğuna atanır. Yaşı 25'tir; askerlik döneminden arkadaşı olan Necati (Tansel)'in kızkardeşi Refika Hanımla evlenir. Kısa bir süre sonra, İzmir Erkek Muallim Mektebi'ne Türkçe ve Edebiyat Öğretmeni olarak atanır. Kent, Yunan işgali ve zulmünün izleriyle doludur. Kötü koşullarda, 19 Aralık 1922'de öğretmenliğe başlar. Eşi İstanbul'dan İzmir'e gelir. Bir grup meslektaşıyla Muallimler Birliği ve Türk Ocağını kurar.

Hasan-Âli, Mustafa Kemal ile İlk kez burada karşılaşır (2 Şubat 1923). Halkla yaptığı bir toplantıda, söz alarak Mustafa Kemal'e "mekteplerin yanında medreselerin devam edip etmeyeceği'ni sorar. Mustafa Kemal, kendisine, ilke olarak "eğitim birliği" ve "karma uygulama"dan söz ederek cevap verir.
O'nun buradaki öğretmenliği uzun sürmez, işini bırakarak hamile eşiyle beraber İstanbul'a gelir.

2-2 İstanbul Yılları

Bu yıllar, Laleli'de Kitapçı Ahmet Halil'in evinde kiracılıkla başlar. Edebiyat Fakültesi'nin Felsefe Bölümü'nde, alanıyla ilgisiz bir işte iki ay kadar çalışmak zorunda kalır. 1924'de yeniden mesleğine döner; ilkin Kuleli Askeri Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yapar, ardından İstanbul Erkek Lisesi'ne felsefe öğretmeni olarak atanır. Sonraki ders yılında, varolan görevine ek olarak edebiyat derslerine de girmeye başlar. 1926'dan itibaren İstanbul Erkek Lisesi'nde felsefe ve içtimaiyat (Sosyoloji) öğretmenliği ile Galatasaray Lisesi malumat-ı vataniye öğretmenliği yapar. 1927'de sona eren öğretmenlik yıllarında, "Felsefe Elifbası", "Süri ve Tatbikî Mantık", Hıfzı Tevfik ve Hamamizade İhsan ile birlikte yazdığı "Türk Edebiyatı Numuneleri" adlı eserlerini yayınlayarak ilgililerin dikkatlerine sunar. 1926 yılında da Can ile Canan adım verdikleri ikizleri doğar. Gülümser adlı üçüncü çocukları 1936 doğumludur.

2-3 Müfettişliğe Atanışı

3 Mart 1924'te yürürlüğe giren Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) yasasının sonucu olarak, öğretim kurumlarının hepsi Maarif Vekaleti'ne bağlanmış, bu çerçevede, Mustafa Necati döneminde (1926'da) Maarif Emirlikleri kurulmuş ve ülke Mıntıkalara ayrılmıştır. 1927 başında, Hasan-Âli, Reşat Şemsettin (Sirer) ile birlikte "Mıntıka Müfettişleri" unvanıyla İstanbul Maarif Emirliğine verilirler.

Müfettişlik döneminde, Hasan-Âli, öncelikle "yazı ve dil sorunları" üzerine yoğunlaşır. T.Fikret'in batılılaşma (modernleşme) doğrultusundaki düşüncelerine ilgi duyar. O'nun "Tarihi Kadim-Doksan Beşe Doğru" adlı şiir kitabını latin harfleriyle yayınlamasının altında bu ilgi (ve hayranlık) yatmaktadır(Latin harfleriyle basılan ilk eserdir bu kitap).
Hasan-Âli, 1929 sonunda İkinci Sınıf Maarif Müfettiş Umumiliğine yükselir. Maarif Emirlikleri kaldırılınca Maarif Vekaleti Teftiş Kurulu Üyesi olur. 1930'da Maarif Vekili Cemal Hüsnü (Toray), kendisini araştırma ve inceleme göreviyle Paris'e gönderir.
Bu dönem, Hasan-Âli'nin "batı uygarlığıyla ilk kez karşılaşması" açısından önemlidir. Bu süre içerisinde, öğretim kurumlarını inceler ve Fransız kültürü üzerine araştırmalar yapar. Oradaki Türk öğrencilerin denetimiyle görevli müfettiş Salih Zeki ile beraber Londra'ya iki haftalık bir teftiş gezisinde bulunur. Salih Zeki geri çağrılınca müfettişlik görevi Hasan-Âli'ye verilir. Bu arada Fransızcasını geliştirmeye çalışır, opera ve tiyatro sanatlarıyla ilgilenir. 1930'un sonunda, geniş bir inceleme ve araştırma dosyasıyla Türkiye'ye döner. 1936'da bu incelemesini "Fransa'da Kültür İşleri" adıyla yayınlar.

2-4 Mustafa Kemal'le Gezi

Demokrasiye geçiş denemesi çerçevesinde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkasi'nın kapatılmasından sonra, Mustafa Kemal, ülke boyutunda bir denetleme gezisine çıkmıştır. Her bakanlık, O'na danışmanlık yapacak ve yönergeler çerçevesinde araştırmalarda bulunacak bir müfettiş görevlendirir. Maarif vekaleti de bu görevi 33 yaşındaki genç Hasan-Âli'ye verir. Mustafa Kemal, kendisin; İzmir'den hatırlar.

Bu gezinin ilk durağı Kayseri'dir, Burada, Mustafa Kemal, ders dinlemek üzere kentin lisesine davet edilir. Girdikleri sınıfta felsefe dersi yapılmakta ve öğrencilerin önünde yazarı Hasan-Âli olan ders kitabı bulunmaktadır. Mustafa Kemal, hem öğretmenin anlatımını dinler, hem de ders kitabını inceler. Arapça terimler boldur, anlaşılma güçlüğü vardır. Akşam yemeğinde, Mustafa Kemal, Hasan-Âli'ye bu sorunu çözmeyi düşünüp düşünmediğini sorar.

Bu görüşmede Hasan-Âli, dilde sadeleşme ve birliğin sağlanmasının kişisel girişimlerle değil, merkezi-kurumsal çalışmalarla oluşturulabileceği düşüncesinde olduğunu söylemiştir. Buna rağmen, bu doğrultudaki kişisel çabalarını sürdürmekten geri durmamıştır.

3 Mart 1931'e kadar devam eden bu üç aylık gezi esnasında, Mustafa Kemal'le Hasan-Âli arasında oldukça anlamlı bir diyalog daha gerçekleşir. Mustafa Kemal, bir gün, yanında bulunanlara "Türk milleti ne zaman kendîni kurtulmuş sayabilir?" diye sorar. Yanındakiler doğal olarak görüşlerini bildirirler- Sonra Hasan-Âli söz alır; "Paşam," der; "Türk milleti ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacını duymayacak hale gelirse o zaman kurtulmuş olur." Mustafa Kemal, kendisine, "Bu çocuğun ileri attığı, üstünde bizi derin derin düşündürmeye değer bir fikirdir." diyerek takdirlerim bildirir.

2-5 Türk Dili Tetkik Ccmiyeti'ne Desteği

Söz konusuu denetleme gezisinden bir yıl sonra, dil devrimim doğru temeller üzerinde geliştirmek düşüncesiyle, 12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulur. Cemiyetin başkanı Samih Rifat, sekreteri Ruşen Eşref Günaydın), üyeleri ise Celal Sahir (Erozan) ile Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)'dur. Bu yılın Eylül'ünde, Dolmabahçe Saray'ında ilk Dil Kurultayı toplanır. Türk dilinin sorunları tartışılır, görüşler sunulur, ana program oluşturulur ve Merkez Heyeti seçilir. Kurultaydan sonraki ilk Merkez Heyeti toplantısında alt çalışma kolları oluşturulur. Hasan-Âli, Etimoloji Kolu Başkanlığına getirilir.
Hasan-Âli, Güneş-Dil Teorisini gerçekçi bulmadığı için, bu çerçevedeki tartışmalara katılmamıştır. Bu yıl içinde Hasan-Âli yeni eserleriyle gündemdedir. "Mevlana'nın Rubaileri", "Goethe: Bir Dehanın Romanı", "Türk Edebiyatı'na Toplu Bakış" adlı kitaplarını yayınlar.

Hasan-Âli, Goethe üzerine çalışması Türkçe'de ilk olması nedeniyle, Goethe madalyasıyla ödüllendirilir.

Yaşar Nabi (Nayır)'ın dediği gibi, "aklıyla batıda, gönlüyle doğuda bir düşünce adamı" olan Hasan-Âli, 1930'lu yıllarda sanat, edebiyat, felsefe ve bilim üzerine yoğunlaşmış, yazılar yayınlamıştır.

2-6 Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü

1932 yılında, Hasan-Âli, batıdaki benzerleri örnek alınarak kurulan, öğretim üyeleri yurtdışında okumuş kişilerden oluşan Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne müdür olarak atanır.

Gazi Eğitim Enstitüsü'nde, kendisinin hem arkadaşı hem de meslektaşı eğitimci İsmail Hakkı (Tonguç) da öğretim üyesidir. Yakın bir işbirliği içindedirler.

Bu dönemde, Hasan-Âli, 1917-1933 yılları arasında yazdığı didaktik şiirlerini "Dönen Ses" adıyla yayınlar. Bu şiirleriyle, çocuk edebiyatına katkıda bulunmuş şairlerden birisi olarak kabul edilir.

2-7 Politik Hayata Geçiş

Hasan-Âli, 1933 yılı sonunda Maarif Vekaleti Orta Tedrisat Umum Müdürlüğü'ne atanır. Bu dönemde, üniversiteye geçişteki önemi nedeniyle liselerde reform düşüncesi üzerine yoğunlaşır. Bu çerçevedeki araştırmaları ve düşüncelerini "Türkiye'de Orta Öğretim" adlı eseriyle ortaya koymayı dener.

Genel Müdürlüğü döneminde, bir gün, Bakan Hikmet (Bayur)" mevzuata aykırı bir ricada bulunur; tartışırlar. Bunun üzerine, maddî bir güvencesi olmamasına rağmen istifa eder. Ancak Bakanın özür dilemesiyle görevine döner. Bu arada seçim tarihi yaklaşmaktadır. 1934'te Cumhuriyet Halk Partisi'ne dilekçe vererek "Milletvekili adayı olarak önerilmesi"ni sağlar; İzmir Milletvekili olarak Meclise girer.

O'nun, özellikle 1935-37 yılları arasında yayınladığı yazıları hem eğitim ve kültür alanındaki yoğun ilgisinin belgesi, hem de Maarif Vekilliği'ne hazırlandığının göstergesi niteliğindedir.

3- HASAN-ALÎ YÜCEL'ÎN MAARİF VEKİLLİĞİ

3-1 Bakan Oluşu

Cumhuriyet'in kurucusu Atatürk ölmüş, Na'a'şını Büyük Millet Meclisi adına taşıyacak grup kur'a çekilerek oluşturulacaktır.
Hasan-Âli Yücel, seçilen 12 Milletvekili arasındadır. Sevgiyle bağlı olduğu Atatürk'e karşı son görevini yerine getirir. 11 Kasım 1938'de İnönü Cumhurbaşkanı seçilir. 28 Aralık 1938'de, Hasan-Âli Yücel, 41 yaşında, iken istifa eden Saffet Arıkan'ın yerine, Celal Bayar kabinesinde Maarif Vekili olur. Özellikle Cumhurbaşkanı l.İnönü'nün desteğiyle, yakın çalışma ve dost grubunun katılımıyla büyük bir reform hareketi başlatır ve gerçekleştirir. Ülkemizin bugüne gelişinde, O'nun dönemindeki bu reformların yadsınamaz bir işlevi olduğu açıktır.

3-2 Reformlar 3-2.1 Kongre ve Şuralar

Hasan-Alİ Yücel, l ve 2 Mayıs 1939 tarihlerinde, On Yılhk Neşriyat Sergisi ve Birinci Türk Neşriyat Kongresi'ni açar, Yazarlar, yayıncılar, eğitimciler, araştırmacılar, sanatkarlar, milletvekilleri, bakanlık görevlilerinden oluşan kongre, çeşitli alt gruplara aynlarak sorunlar ve öneriler üzerinde çalışır.

17 Temmuz 1939'da da bilim adamları, eğitimciler, yazarlar ve sanatçıların katıldığı, eğitim sisteminin ilkelerini ve okul programlarını belirlemek amacıyla Birinci Maarif Şürası toplanır. Böylece millî eğitimde çok önemli bir yeri olan bir gelenek başlatılır. 15-21 Şubat 1943 tarihlerinde de -yine Yücel'in başkanlığında- İkinci Maarif Şurası okullarda ahlak terbiyesinin geliştirilmesi gündemiyle açılır. Aynı yılın Ocak ayında Bakanlık'la öğretmenler arasında iletişimi sağlamak için Tebliğler Dergisi, Şubat'ında da İlköğretim Dergisi yayınlanır.

3-2.2 Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisi

1930'lu yıllar içinde, güzel sanatlar alanında çeşitli adımlar atılmış; ulusal değerlerin oluşturulması ve geliştirilmesi doğrultusunda oldukça
Sevgili bir başka güzelsin bugün;
Ay gibisin, pırıl pırıl gülüşün.
Güzeller bayram günleri süslenir:
Seninse bayramları süsler yüzün.
Biraz ekmek, biraz taze su! Bir ağaç gölgesi ve gözlerin!
Hiçbir Sultan benden mutlu değildir artık!
Ve hiçbir dilenci, benim gibi kederli!
Celladına aşık olmuşsa bir millet.
İster ezan,ister çan dinlet.
İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet.
Müstehaktır ona her türlü zillet.
-Denizaltı-
Ben çimen Mısrının Yusufuyum, dedi gül;
Dilimden altın, yakut saçılır, dedi gül;
Dedim: Senin Yusuf olduğun nerden belli?
Kana boyanmış gömleğime bak, dedi gül
Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömründen,
Her şafak bir hırsız gibidir,
Elinde bir fenerle gelen..
Lise birinci sınıftayım o zaman. Edebiyata olan tutkum, orta okuldan yakama yapışmış gelir peşimden. Lise 1 deyim dedim ya İngilizce hocamız vardı İri yarı, bayağı yaşı da vardı, koyu esmer teniyle şivesi ile tüm öğrencilerin sempatisini kazanmıştı... Biz ona okulca " Tomas " derdik. Ama nedenİni bilmiyorum. Bizden önceki talebeler yakıştırmış koymuş bu lakabı yapıştırmışlar üstüne. Bundan hiç alınmaz hatta hoşuna dahi giderdi.
Ben de, Ömer Hayyam'ın cümle kapısını ilk açan işte o hocamızın cebinden hiç eksilmeyen Hayyam'ın Rubailer kitabıdır. Sınıf da da çıkarır okurdu. Hayyam tutkunluğu vardı kısaca. Onun için hocamızın da ne şarapçılığı kalmamıştı ne sarhoşluğu öğrenciler arasında ki söylencelerde. Çünkü nasıl kazındı ise öyle kalmış ki zihnimizde. Hayyam bir sarhoş, bir ayyaş, şarapçı....
Bilgisizce bilgiçlikmiş meğerse bize belletilen...
Ö.Hayyam'ın nasıl bir güneş olduğunu anlamak çok uzun yıllarımı aldı...
Amin Maalouf, ikinci cümle kasını açtı bana; " Gel, gir içeri. Gör, tanı Hayyamı" dedi. SEMERKANT kitabıyla..Girdim ve tanıdım O dahiyi...
Sonra okudum Hayyamı..Rubailerinden bazılarını minik kartonlara yazdım, astım sağıma soluma..
Şunu da söylemeliyim, ona adfedilen bazı rubailerin, dörtlerin onun olmadığı, adını karalamaya yönelik olduğunu da hatırdan çıkarmamalıyız.
Derim ki, haddim olmadan, bilmeden bilgiçlikle, öğrenmeden, öğretmeye kalmakla, sırtımızdan atmadığımızca ön yargılarla bir yere ne varırız. ne adam oluruz.
Haklı olmaya çabalamak yerine, hakikati aramak, mukayese etmek yerine muhakeme etmeyi yeteneğini geliştirip, onu kullanmayı yeğlemek gerek...
Bu güneşi, bu dâhiyi bilip, öğrenmek, okuyup kavramak gerek...
İyi okumalar diliyorum.
Şiir bazında ilk okuduğum kitap, okurken dünyanın resmen boş olduğunu size dizelerinde kesinlikle hissettiriyor Hayyam efendi
Elimde olsa dünyayı küçümserdim.
İyisine de kötüsüne de yuh çekerdim;
Daha doğrusu bu aşağılık yere
Ne gelirdim, ne yaşardım, ne ölürdüm
Ömer Hayyamın Rübaileri ile ilk olarak 20 yaşında tanışmıştım.Hayyamı tanıdığım ilk dörtlüğü ;

Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?

olmuştu.Hemen Hasan Ali Yücelin çevirisi olan "Ömer Hayyam Dörtlükler" kitabını aldım.Okuduğum her dörtlük gerek kendi yaşantı mı, gerek iç dünyamı gerekse de inançlarımı sorgulamamı ve daha önce cesaret edemeyip düşünmekten korktuğum inanç dünyam hakkında sorular sormama vesile oldu.Dörtlükler bittiğinde kitaba başlamadan önce var olan sorgulamaktan,soru sormaktan korkan ve o korktuğu soruların üstünü örterek onlardan kaçan kişi artık yoktu.

Geçtiğimiz ay "Amin Maalouf - Semerkant " kitabı ile Ömer Hayyamın hayatına misafir oldum, yürüdüğü sokakları,aldığı eğitimleri,gittiği şehirler ve tabikide aşık olduğu kadını tanıdım.Kitap bittikten sonra Rubaileri tekrar okumamak olmazdı. Amin Maalouf Semerkantan sonra Rubailerin tekrar okunması gerekli böylece Dörtlüklerin içine derinlemesine girerek; hayal dünyanızda dörtlüklerin ahengi şarhoş olup raks etmeye başlıyorsunuz.
Eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in, vatanımız için iyi bir vatandaş olabilmenin yolunun iyi insan olmaktan geçtiği düşüncesiyle, iyi insanın çeşitli din, inanç ve öğretilerdeki tanımlarının yapıldığı öğretici bir kitap.
Hayata bakış açısını değiştiren, hatta hayatı Hayyamdan Önce / Hayyamdan Sonra olarak kategorize edebilecek kadar mükemmel bir kitap. Bence en iyi çeviriyi de Sebahattin Eyüboğlu yapmış .
''İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel;
Ama Tanrı kanar mı bunlara? ''
Hayatı,gerçekleri farklı bir pencereden dobra dobra dile getiren ve herkese önce kendine bak dedirten o muhteşem dörtlükler. Okumadıysanız mutlaka okuyun ...
Bu kitabı kitap fuarında sosyoloji kitapları arayan bir arkadaşım sayesinde keşfettim içini alıp okuduğumda daha doğrusu incelediğimde farklı farklı bölümler olduğunu farkettim.Budha, Hazreti İsa, Hazreti Musa, Hazreti Muhammet (sav) yani farklı bakış açısı yakalayabileceğini düşünerek aldım.Hayatımda ilk defa böyle bir kitap okudum.Hasan Âli Yücel’i Can Yücel’in babası olarak ve Köy enstitülerinin kurucusu olarak bilmekten öte Sabahattin Ali’ye çok büyük bir destek verdiğini bildiğim için saygıyla anardım ve bu kitabında ona olan saygımı daha da derinleştirdiğini söyleyebilirim.
Ömer Hayyam 11 ve 12.yüzyıllarda yaşamış, filozof, düşünür ve islam bilginidir. Ama tarihdeki birçok dahi insan gibi zamanının insanları tarafından anlaşılamamış ve hatta çoğu kez kınanmıştır. Sözünü esirgemeyen bir dahidiR.Keskin ve satirik hicvini hiçbir kişiye, padişaha, ulemaya en çok da din altından geçinen softalara karşı esirgememiştir. Hayyam doğulu bir şair ve düşünür olmasına rağmen doğuda gerektiği değeri görememiştir. Günümüzde bile bu durum süregelmiştir ve batının tanıdığı ve saydığı düşünceleri doğuda filiz sürememiştir, hep saklanmış ve yasaklanmaya çalışılmıştır düşünceleri... Oysa Hayyam islamın özünü ortaya sermeye çalışmıştır.
'' Yüce varlıkbize bir beden verince / sevmesini öğretti her şeyden önce / sonra şu delik deşik yüreğimize / mana incileri sakadı binlerce....'' anlatmaya çalıştıklarının bir özeti gibi aslında.
Velhasıl kelam , Hayyamı anlamak ve rubailerinin tadına varmak için okunabilecek çok güzel seçki olmuş. Hem düşünmek hem güzel vakit geçirmek için okunacak hap tarzında bir kitap..
Sanırım ilk defa elime geçen bir kitabı daha önce okumadım diye gerçekten üzüldüm, hala arada açar 3-5 sayfa dörtlük okurum. 1000 yıl öteden bize seslenen Ömer Hayyam'ın dörtlükleri sanki dün yazılmış gibi güncel.
farklı çeviriler var, bence en güzel çeviri Hasan Ali Yücel'in. Bildiğiniz gibi Can Yücel'in babası ve ilk Milli Eğitim Bakanlarımızdan... Kalemi de kişiliği gibi muhteşem... Elinizin altında olması gereken eserlerden biri...

Yazarın biyografisi

Adı:
Hasan Ali Yücel
Unvan:
Öğretmen, Eski Milli Eğitim Bakanı, Köy Enstitüleri'nin Kurucusu
Doğum:
İstanbul, 1897
Ölüm:
İstanbul, 1961
Atatürk'ün ölümünden sonra, 1938-1946 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı yapan Hasan-Âli YÜCEL, Cumhuriyet Döneminin, çok yönlü kişiliğe sahip seçkin bir eğitim, kültür ve siyaset adamı olarak kabul edilir.

Bu kabulün gerisinde, kuşkusuz kısa sayılabilecek hayatına sığdırdığı programları ve ürettiği eserleri yatar. O, bu nedenle, anılmayı çok çok haketmiş Cumhuriyet büyükleri arasında yer alır. (1)

1-ÇOCUKLUĞU VE EĞİTİMİ

1-1 Ailesi ve Toplumsal Çevre

Hasan-Âli YÜCEL, bundan yüzüçyıl önce, 17 Aralık 1897'de İstanbul'da doğmuştur. Babası Ali Rıza Bey, annesi Neyire Hanımdır. Soyu, baba tarafından Giresun-Görele'nin Daylı Köyü'nden Ömer Efendi'ye , anne tarafından (IILSelim zamanında yaşamış) Kaptan İsmail Tosun Ağa'ya kadar uzanır.

O'nun gelişiminde de -doğal olarak- içine doğduğu toplumsal çevrenin etkisi vardır: Anne ve baba ekonomik açıdan iyi koşullara sahiptir. Evlenmelerinden üç yıl sonra Hasan-Âli dünyaya gelir. Hem tek çocuk olarak, hem de hayli geniş bir aile ortamında büyür. Ne var ki, bir süre sonra baba Ali Rıza Bey; iş ortamının sorunları nedeniyle sık sık görevinden istifa eder; aile, değerli eşyaların satılmasmı gerektirecek kadar sıkıntılı günler yaşar.

Hasan-Âli, çocukluğunun ilk yıllarında, ailesiyle Merkez Efendi Mahallesi'ndeki Yenikapı Mevlevihanesi ziyaretlerine katılır. Burada izlediği mistik makam ve fasıllar, dönüş törenleri, O'nun müzik yeteneğinin belirginleşmesinî sağlar. Çevrede "müzik Üstadı" olarak tanınan Mehmet Celaleddin Dede Efendi'nin yönettiği "müzik mektebi"nde eğitim görür.

1-2 Okul Yılları

Hasan-Âli, 1901'de daha dört yaşındayken Laleli'deki Yolgeçen Mektebi'ne kaydedilir. Yazı yazma isteği oldukça fazladır.
Bu nedenle, bir zorunluluk olmamasına rağmen, kendi kendine yazı yazmayı öğrenir. Edindiği bilgileri evdeki hizmetçilere ve evlatlıklara anlatmaktan zevk alır. Öğrenme ve anlatma zevki artık iyice belirginleşmiştir.

Hasan-Âli, altı yaşlarında iken aile, Gümüşsuyu'nda yaptırdığı yazlık köşke taşınır. O da Topkapı Semti'nde bulunan Taş Mektep'e yazdınlır. 1906 yılında, dokuz yaşındayken Mekteb-i Osmanî'ye gönderilir. Burada ilgisini çeken yeniliklerle karşılaşır; örneğin, yazı tahtasını, haritaları ve sıraları görür; sınıf ortamıyla tanışır. Ayrı ayrı hocalardan ders görür. Bu arada Meşrutiyet ilan edilmiş (1908); hürriyet şiirleri, marşları ve şarkıları duyulmaya başlamıştır. Bunları zevkle ezberler ve söyler. Beş yıllık bu okulu 1911'de pekiyiden de üstün bir derece (Aliyyülala) ile bitirir. Okuma tutkusu oldukça gelişmiştir; Beyazıt kitapçılarından aldığı romanları -babasına rağmen- yutarcasına okumayı sürdürür.

Mekteb-i Osmanî'den sonra, Hasan-Âli için Vefa İdadisi dönemi başlar, "İntikam Olsun" başlıklı ilk yazısını burada öğrenciyken yazar; "Mektepli" dergisinin açtığı yarışmaya katılır, 17 Ekim 1913'te yayınlanır. Ne var ki, son sınıftayken, Birinci Dünya Savaşı nedeniyle askere alınır; okula ara vermek zorunda kalır. Önce asteğmen; sonra teğmen olarak toplam üç buçuk yıl askerlik yapar; 2 Aralık 1918'de terhis edilir.

Hasan-Âli, askerlik sonrası öğretimini Darülfünün'da tamamlama imkanı bulur. Liselerin son sınıfında okurken askere alınan gençlere böyle bir imkan tanınmıştır çünkü, îlkin Hukuk Fakültesi'ne kayıt yaptırır. Bir yandan da İfnam gazetesinde çalışır. Türk Sesi gazetesinin kurucuları arasında yer alır. Ancak hukuk öğretimini, dersteki yöntemi yüzünden tartıştığı hocası Celalettin Arîf Bey'e kızgınlığı nedeniyle yarıda bırakmak zorunda kalır. Edebiyat Fakültesi'nin Felsefe Şubesi'ne kaydolur. Artık Cağaloğlundaki Darülmuallimîn-i Aliye (Yüksek Öğretmen Okulu)'nin öğrencisi durumundadır.

Bu dönemde, Hasan-Âli; Y.Kemal, A.Hamdi Tanpınar gibi şairlerle ikbal Kıraathanesi'ne gidip gelmeye başlar, İstiklal Savaşı'nın zor günleri yaşanmaktadır. Ortalıkta İnönü Savaşlarına ilişkin haberler vardır. Hasan-Âli, gazetesinde özellikle bu savaşlara ilişkin haberler verir; bunları söz konuşu kıraathaneye de ulaştırarak dostlarını bilgilendirir. Ayrıca, ulusal protesto hareketlerine, örneğin bunların ilki ve en büyüğü 23 Mayıs 1919'da düzenlenen Sultanahmet Mitinglerine katılır. Kendisini Edebiyat Fakültesi çevresinde oluşan düşünce tartışmaları içinde bulur. Mustafa Şekip (Tunç), İsmail Hakkı (Baltacıoğlu) ve Mehmet Emin (Erişirgil)'in H.Bergson merkezli denebilecek tartışmalarını izler. Bu tartışmalarda sık sık A.Schopenhauer, J.Stuart Mili, H.Spencer, WJames gibi düşünürlerin fikirleri de ele alınmaktadır. Hasan-Âli, bu ve benzeri düşünürlerin fikirlerini kendi eserlerinden okuyamamanın sıkıntısını duyar (Bakanlığı döneminde, Tercüme hareketini başlatışmda bu deneyiminin rolü olmuştur.)

Hasan-Âli'nin üzerinde etkisi olan hocalar arasında, Kuvay-ı Millî ye hareketini Akşam gazetesindeki yazılarıyla
desteklemiş olan Necmettin Sadık (Sadak)'ın özel bir yeri olduğu söylenebilir. O'nu günlük gazetelerde yazı yazmaya özendiren, örneğin Akşam gazetesinde "Pazartesi Konuşmaları" başlığı altında köşe yazıları yazmaya yönelten Necmettin Sadık'tır.
Hasan-Âli, Darülmuallimîn-İ Aliye'den "Ruh ve Beden" üzerine yaptığı tez niteliğindeki otuz sayfalık bir çalışmasıyla 1921'de mezun olur.

2- MESLEK HAYATI

2-1 İzmir Yılları

Hasan-Âli, öğretimini bitirir bitirmez öğretmen olarak tayin edilemez, bu yüzden özel bir okulda bir süre ücretli ders vermek zorunda kalır. 1921 yılının sonunda, bazı hocalarının desteğiyle Edebiyat Fakültesi'nde öğrenci disiplinini sağlamak amacıyla oluşturulmuş inzibat memurluğuna atanır. Yaşı 25'tir; askerlik döneminden arkadaşı olan Necati (Tansel)'in kızkardeşi Refika Hanımla evlenir. Kısa bir süre sonra, İzmir Erkek Muallim Mektebi'ne Türkçe ve Edebiyat Öğretmeni olarak atanır. Kent, Yunan işgali ve zulmünün izleriyle doludur. Kötü koşullarda, 19 Aralık 1922'de öğretmenliğe başlar. Eşi İstanbul'dan İzmir'e gelir. Bir grup meslektaşıyla Muallimler Birliği ve Türk Ocağını kurar.

Hasan-Âli, Mustafa Kemal ile İlk kez burada karşılaşır (2 Şubat 1923). Halkla yaptığı bir toplantıda, söz alarak Mustafa Kemal'e "mekteplerin yanında medreselerin devam edip etmeyeceği'ni sorar. Mustafa Kemal, kendisine, ilke olarak "eğitim birliği" ve "karma uygulama"dan söz ederek cevap verir.
O'nun buradaki öğretmenliği uzun sürmez, işini bırakarak hamile eşiyle beraber İstanbul'a gelir.

2-2 İstanbul Yılları

Bu yıllar, Laleli'de Kitapçı Ahmet Halil'in evinde kiracılıkla başlar. Edebiyat Fakültesi'nin Felsefe Bölümü'nde, alanıyla ilgisiz bir işte iki ay kadar çalışmak zorunda kalır. 1924'de yeniden mesleğine döner; ilkin Kuleli Askeri Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yapar, ardından İstanbul Erkek Lisesi'ne felsefe öğretmeni olarak atanır. Sonraki ders yılında, varolan görevine ek olarak edebiyat derslerine de girmeye başlar. 1926'dan itibaren İstanbul Erkek Lisesi'nde felsefe ve içtimaiyat (Sosyoloji) öğretmenliği ile Galatasaray Lisesi malumat-ı vataniye öğretmenliği yapar. 1927'de sona eren öğretmenlik yıllarında, "Felsefe Elifbası", "Süri ve Tatbikî Mantık", Hıfzı Tevfik ve Hamamizade İhsan ile birlikte yazdığı "Türk Edebiyatı Numuneleri" adlı eserlerini yayınlayarak ilgililerin dikkatlerine sunar. 1926 yılında da Can ile Canan adım verdikleri ikizleri doğar. Gülümser adlı üçüncü çocukları 1936 doğumludur.

2-3 Müfettişliğe Atanışı

3 Mart 1924'te yürürlüğe giren Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) yasasının sonucu olarak, öğretim kurumlarının hepsi Maarif Vekaleti'ne bağlanmış, bu çerçevede, Mustafa Necati döneminde (1926'da) Maarif Emirlikleri kurulmuş ve ülke Mıntıkalara ayrılmıştır. 1927 başında, Hasan-Âli, Reşat Şemsettin (Sirer) ile birlikte "Mıntıka Müfettişleri" unvanıyla İstanbul Maarif Emirliğine verilirler.

Müfettişlik döneminde, Hasan-Âli, öncelikle "yazı ve dil sorunları" üzerine yoğunlaşır. T.Fikret'in batılılaşma (modernleşme) doğrultusundaki düşüncelerine ilgi duyar. O'nun "Tarihi Kadim-Doksan Beşe Doğru" adlı şiir kitabını latin harfleriyle yayınlamasının altında bu ilgi (ve hayranlık) yatmaktadır(Latin harfleriyle basılan ilk eserdir bu kitap).
Hasan-Âli, 1929 sonunda İkinci Sınıf Maarif Müfettiş Umumiliğine yükselir. Maarif Emirlikleri kaldırılınca Maarif Vekaleti Teftiş Kurulu Üyesi olur. 1930'da Maarif Vekili Cemal Hüsnü (Toray), kendisini araştırma ve inceleme göreviyle Paris'e gönderir.
Bu dönem, Hasan-Âli'nin "batı uygarlığıyla ilk kez karşılaşması" açısından önemlidir. Bu süre içerisinde, öğretim kurumlarını inceler ve Fransız kültürü üzerine araştırmalar yapar. Oradaki Türk öğrencilerin denetimiyle görevli müfettiş Salih Zeki ile beraber Londra'ya iki haftalık bir teftiş gezisinde bulunur. Salih Zeki geri çağrılınca müfettişlik görevi Hasan-Âli'ye verilir. Bu arada Fransızcasını geliştirmeye çalışır, opera ve tiyatro sanatlarıyla ilgilenir. 1930'un sonunda, geniş bir inceleme ve araştırma dosyasıyla Türkiye'ye döner. 1936'da bu incelemesini "Fransa'da Kültür İşleri" adıyla yayınlar.

2-4 Mustafa Kemal'le Gezi

Demokrasiye geçiş denemesi çerçevesinde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkasi'nın kapatılmasından sonra, Mustafa Kemal, ülke boyutunda bir denetleme gezisine çıkmıştır. Her bakanlık, O'na danışmanlık yapacak ve yönergeler çerçevesinde araştırmalarda bulunacak bir müfettiş görevlendirir. Maarif vekaleti de bu görevi 33 yaşındaki genç Hasan-Âli'ye verir. Mustafa Kemal, kendisin; İzmir'den hatırlar.

Bu gezinin ilk durağı Kayseri'dir, Burada, Mustafa Kemal, ders dinlemek üzere kentin lisesine davet edilir. Girdikleri sınıfta felsefe dersi yapılmakta ve öğrencilerin önünde yazarı Hasan-Âli olan ders kitabı bulunmaktadır. Mustafa Kemal, hem öğretmenin anlatımını dinler, hem de ders kitabını inceler. Arapça terimler boldur, anlaşılma güçlüğü vardır. Akşam yemeğinde, Mustafa Kemal, Hasan-Âli'ye bu sorunu çözmeyi düşünüp düşünmediğini sorar.

Bu görüşmede Hasan-Âli, dilde sadeleşme ve birliğin sağlanmasının kişisel girişimlerle değil, merkezi-kurumsal çalışmalarla oluşturulabileceği düşüncesinde olduğunu söylemiştir. Buna rağmen, bu doğrultudaki kişisel çabalarını sürdürmekten geri durmamıştır.

3 Mart 1931'e kadar devam eden bu üç aylık gezi esnasında, Mustafa Kemal'le Hasan-Âli arasında oldukça anlamlı bir diyalog daha gerçekleşir. Mustafa Kemal, bir gün, yanında bulunanlara "Türk milleti ne zaman kendîni kurtulmuş sayabilir?" diye sorar. Yanındakiler doğal olarak görüşlerini bildirirler- Sonra Hasan-Âli söz alır; "Paşam," der; "Türk milleti ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacını duymayacak hale gelirse o zaman kurtulmuş olur." Mustafa Kemal, kendisine, "Bu çocuğun ileri attığı, üstünde bizi derin derin düşündürmeye değer bir fikirdir." diyerek takdirlerim bildirir.

2-5 Türk Dili Tetkik Ccmiyeti'ne Desteği

Söz konusuu denetleme gezisinden bir yıl sonra, dil devrimim doğru temeller üzerinde geliştirmek düşüncesiyle, 12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulur. Cemiyetin başkanı Samih Rifat, sekreteri Ruşen Eşref Günaydın), üyeleri ise Celal Sahir (Erozan) ile Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)'dur. Bu yılın Eylül'ünde, Dolmabahçe Saray'ında ilk Dil Kurultayı toplanır. Türk dilinin sorunları tartışılır, görüşler sunulur, ana program oluşturulur ve Merkez Heyeti seçilir. Kurultaydan sonraki ilk Merkez Heyeti toplantısında alt çalışma kolları oluşturulur. Hasan-Âli, Etimoloji Kolu Başkanlığına getirilir.
Hasan-Âli, Güneş-Dil Teorisini gerçekçi bulmadığı için, bu çerçevedeki tartışmalara katılmamıştır. Bu yıl içinde Hasan-Âli yeni eserleriyle gündemdedir. "Mevlana'nın Rubaileri", "Goethe: Bir Dehanın Romanı", "Türk Edebiyatı'na Toplu Bakış" adlı kitaplarını yayınlar.

Hasan-Âli, Goethe üzerine çalışması Türkçe'de ilk olması nedeniyle, Goethe madalyasıyla ödüllendirilir.

Yaşar Nabi (Nayır)'ın dediği gibi, "aklıyla batıda, gönlüyle doğuda bir düşünce adamı" olan Hasan-Âli, 1930'lu yıllarda sanat, edebiyat, felsefe ve bilim üzerine yoğunlaşmış, yazılar yayınlamıştır.

2-6 Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü

1932 yılında, Hasan-Âli, batıdaki benzerleri örnek alınarak kurulan, öğretim üyeleri yurtdışında okumuş kişilerden oluşan Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne müdür olarak atanır.

Gazi Eğitim Enstitüsü'nde, kendisinin hem arkadaşı hem de meslektaşı eğitimci İsmail Hakkı (Tonguç) da öğretim üyesidir. Yakın bir işbirliği içindedirler.

Bu dönemde, Hasan-Âli, 1917-1933 yılları arasında yazdığı didaktik şiirlerini "Dönen Ses" adıyla yayınlar. Bu şiirleriyle, çocuk edebiyatına katkıda bulunmuş şairlerden birisi olarak kabul edilir.

2-7 Politik Hayata Geçiş

Hasan-Âli, 1933 yılı sonunda Maarif Vekaleti Orta Tedrisat Umum Müdürlüğü'ne atanır. Bu dönemde, üniversiteye geçişteki önemi nedeniyle liselerde reform düşüncesi üzerine yoğunlaşır. Bu çerçevedeki araştırmaları ve düşüncelerini "Türkiye'de Orta Öğretim" adlı eseriyle ortaya koymayı dener.

Genel Müdürlüğü döneminde, bir gün, Bakan Hikmet (Bayur)" mevzuata aykırı bir ricada bulunur; tartışırlar. Bunun üzerine, maddî bir güvencesi olmamasına rağmen istifa eder. Ancak Bakanın özür dilemesiyle görevine döner. Bu arada seçim tarihi yaklaşmaktadır. 1934'te Cumhuriyet Halk Partisi'ne dilekçe vererek "Milletvekili adayı olarak önerilmesi"ni sağlar; İzmir Milletvekili olarak Meclise girer.

O'nun, özellikle 1935-37 yılları arasında yayınladığı yazıları hem eğitim ve kültür alanındaki yoğun ilgisinin belgesi, hem de Maarif Vekilliği'ne hazırlandığının göstergesi niteliğindedir.

3- HASAN-ALÎ YÜCEL'ÎN MAARİF VEKİLLİĞİ

3-1 Bakan Oluşu

Cumhuriyet'in kurucusu Atatürk ölmüş, Na'a'şını Büyük Millet Meclisi adına taşıyacak grup kur'a çekilerek oluşturulacaktır.
Hasan-Âli Yücel, seçilen 12 Milletvekili arasındadır. Sevgiyle bağlı olduğu Atatürk'e karşı son görevini yerine getirir. 11 Kasım 1938'de İnönü Cumhurbaşkanı seçilir. 28 Aralık 1938'de, Hasan-Âli Yücel, 41 yaşında, iken istifa eden Saffet Arıkan'ın yerine, Celal Bayar kabinesinde Maarif Vekili olur. Özellikle Cumhurbaşkanı l.İnönü'nün desteğiyle, yakın çalışma ve dost grubunun katılımıyla büyük bir reform hareketi başlatır ve gerçekleştirir. Ülkemizin bugüne gelişinde, O'nun dönemindeki bu reformların yadsınamaz bir işlevi olduğu açıktır.

3-2 Reformlar 3-2.1 Kongre ve Şuralar

Hasan-Alİ Yücel, l ve 2 Mayıs 1939 tarihlerinde, On Yılhk Neşriyat Sergisi ve Birinci Türk Neşriyat Kongresi'ni açar, Yazarlar, yayıncılar, eğitimciler, araştırmacılar, sanatkarlar, milletvekilleri, bakanlık görevlilerinden oluşan kongre, çeşitli alt gruplara aynlarak sorunlar ve öneriler üzerinde çalışır.

17 Temmuz 1939'da da bilim adamları, eğitimciler, yazarlar ve sanatçıların katıldığı, eğitim sisteminin ilkelerini ve okul programlarını belirlemek amacıyla Birinci Maarif Şürası toplanır. Böylece millî eğitimde çok önemli bir yeri olan bir gelenek başlatılır. 15-21 Şubat 1943 tarihlerinde de -yine Yücel'in başkanlığında- İkinci Maarif Şurası okullarda ahlak terbiyesinin geliştirilmesi gündemiyle açılır. Aynı yılın Ocak ayında Bakanlık'la öğretmenler arasında iletişimi sağlamak için Tebliğler Dergisi, Şubat'ında da İlköğretim Dergisi yayınlanır.

3-2.2 Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisi

1930'lu yıllar içinde, güzel sanatlar alanında çeşitli adımlar atılmış; ulusal değerlerin oluşturulması ve geliştirilmesi doğrultusunda oldukça

Yazar istatistikleri

  • 70 okur beğendi.
  • 175 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 94 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları