Henrik Ibsen

Henrik Ibsen

Yazar
8.5/10
117 Kişi
·
400
Okunma
·
65
Beğeni
·
4000
Gösterim
Adı:
Henrik Ibsen
Unvan:
'Eleştirel gerçekçi' edebiyat anlayışının tiyatrodaki öncüsü, çağdaş tiyatronun kurucularından, Norveçli oyun yazarı ve şair.
Doğum:
Skien, Norveç, 20 Mart 1828
Ölüm:
Christiania (Oslo), Norveç, 23 Mayıs 1906
Mali bunalıma düşmüş Norveçli bir tüccarın oğlu olan Ibsen, Kristiana’ya girerek üniversite adayları için düzenlenen eğitim kurslarına katılır. İlk oyunu Catiliana’yı 1850’de yazar. 1851’de Bergen’de Den Nationale Scene’ye Sahne Ozanı olarak atandıktan sonra oyun yazarlığı daha ağırlık kazanır. 188 oyunun sahnelenmesinde yer alır. Norveç Tiyatrosu’nun sanat yönetmeni olur. Tiyatro iflas edince maddi güçlükler yaşar ve kendisine yardım bağlanması için Meclis’e başvurur. 1863’te Norveç’te Kristiana Tiyatrosu’nda sanat danışmanı olur; burs için yine hükümete başvurduğunda kendisine “burs değil, iyi bir dayak gerektiği” yanıtını alır. Tatlı İsteyenler adlı oyunun başarı kazanması üzerine hükümet yurt dışına geziye gidebilmesi için kendisine bu sefer mali yardımda bulunur. Dönemin en ünlü yazarı Bjornson’dan mali destek görerek 1864’te İtalya’ya gider ve zaman zaman Norveç’e dönse de 27 yıl yurt dışında kalır.
Batı tiyatrosu üstünde derin etkiler bırakan ve dram sanatının en büyük ustalarından sayılan Ibsen, kendi konumunu şu sözlerle yansıtır:
“Yeni bir evrenin yaratılışına katkısı olanların başında geldiğim söyleniyor. Bense, tam tersine, yaşadığımız çağın birçok nedenden ötürü ancak birtakım yeni şeyler doğurabilecek, sona ermiş bir çağ olarak nitelenebileceğine inanıyorum.”
19. yüzyılın diğer büyük oyun yazarları gibi romantik, bireyci ve anarşist bir dünya görüşünün etkisinde yapıtlar vermiş olan Ibsen, yazdığı eleştirel gerçekçi oyunlarda toplum bireylerinin yanılsamalarını, nevrotik ve ruhsal çalkantılarını açığa sermiş; bireyin boşa çıkan yaşam uğraşını, toplumun dış yüzü ile iç yüzü arasındaki karşıtlığın yol açtığı çelişkilerin üstesinden gelemeyişini irdelemiştir.
"Sıradan bir insanın hayatında inandığı yalanları elinden alırsanız, onun mutluğunu da elinden almış olursunuz..."
Henrik Ibsen
Sayfa 106 - Mitos Boyut yayınları - Tiyatro/Oyun Dizisi- 342
Helmer (Nora'nın kocası): Fakat, hiçbir erkek sevdiği [kadın] için onurunu feda etmez.
Nora: Bu binlerce kadının yaptığı bir şey!
Henrik Ibsen
"A Doll's House" Zinnie Harris (çevirmen), Dodo Press.
Sana hiç bir şey bırakmadı değil mi?

- Hayır.

Ya çocuk?

- Hayır.

Zırnık bırakmadı yani.

- Hiçbir şey... Yas tutacak kırık bir kalp bile...
Devil take all recollections!
Devil take the tribe of women —
all but one —!

Bütün hatıralar kahrolsun, bütün kadınlar kahrolsun --ama biri hariç!
144 syf.
·1 günde
Henrik Ibsen listemde olan bir yazardı. Aslında okumaya niyetlendiğim ilk kitabı 'Yaban Ördeği' olmuştu lakin sanırsam onu bir yerlere not edip sonrasında unutmuşum. Okumaya niyetlendiğim ikinci kitabı ise "Hayaletler"di André Gide bu kitap için "Günlük" kitabında tekrar okuduğu zamanda da çok etkileyici bulduğunu ifade etmişti ve bu dikkatimi çekti kitaba okuyorum ibaresini ekleyince https://1000kitap.com/SiO2 "Nora"yı mutlaka okumalısın diye ekledi ve sonuç biraz dış biraz iç destekle Henrik İbsen'e adım atmış bulunuyorum. Ülkemizde az okunan bir yazar ve ben bugüne kadar okumamış olduğuma pişmanım..

"Batı tiyatrosu üstünde derin etkiler bırakan ve dram sanatının en büyük ustalarından sayılan Ibsen, kendi konumunu şu sözlerle yansıtır:"Yeni bir evrenin yaratılışına katkısı olanların başında geldiğim söyleniyor. Bense, tam tersine, yaşadığımız çağın birçok nedenden ötürü ancak birtakım yeni şeyler doğurabilecek, sona ermiş bir çağ olarak nitelenebileceğine inanıyorum."
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Henrik_Ibsen

Yeni şeyler doğurabilecek çağın "öncelikle İskandinav bölgesi için" tetikleyicilerinden biri olmuştur Ibsen. NORA kitabından önceki yapımlarında da aile hayatının çarpıklığına değinen Ibsen bu nedenle rahatsızlık duyan rahiplerin içinden bir sürü düşman edinmiş. Ona uygulanan bu toplum kökenli düşmanlık kalemini daha fazla sivriltmeye yaramış ve ilerleyen oyunlarında (başta Nora sonra Hortlaklar) sosyal sorunları daha fazla tenkit etmiş ve Kadınların özgürleşme mücadelesinin öncü ismi olarak tarihe adını yazdırmıştır. Ve modern Norveç kadınının ilki Nora olacaktır. Az okunan ve çok sevdiğim eserlere uzun uzun yazıyorum ve bir eser içerikten bağımsız incelenemez o yüzden içerik illa ki olacak bu durumdan hoşlanmayanlara duyurulur.

Eser 3 perdeden oluşur 144 sayfa ve bu sayfalar final bölümünün yaratacağı devrim için hazırlık aşamasıdır yani kitabı okurken klasik bir kurgu ve diyaloglarla ilerlediğini görüyoruz ama içimde de nasıl bitecek diye de hep bir merak uyanmıştı. Çünkü edindiğim bilgiler ışığında 19.yy dönemi için çarpıcı bir son bekliyordum ve geldi de.

Independent'in yaptığı bir araştırmaya denk geldim 2019'da kadınlar için en yüksek yaşam kalitesi Norveç'teymiş. Bu bilgi önemli çünkü Henrik Ibsen kadınların bu yaşam konforunu yakalamalarının öncüsüdür. Birazdan bahsedeceğim daha iyi anlaşılacaktır lakin insan "nereden nereye" deyimini de kullanmadan edemiyor. Ah! Nora emeklerin boşa gitmedi zirvedesin şuan.

NORA kocası için öten bir "küçük kanarya" ya da etrafta dolaşıp kocasını mutlu eden bir "küçük sincap" ya da dişleri çürümesin diye "Makaron" yemesi yasaklanan, kadın bedeninde yaşayan ufak bir bebek olarak çıkıyor karşımıza.

HELMER: Hadi ama! Benim küçük kanaryam kanatlarını sarkıtmasın böyle. Küçük sincabımın canı mı sıkılmış? (Cüzdanı çıkarır) Nora, bil bakalım elimde ne var?
NORA: (hızlıca dönerek) Para!

Bu alıntı henüz ikinci sayfada ve kadın kocasının eline bakan para denildiği vakit tüm üzüntüleri bir kenara bırakan satın alınmış bir obje ve bu satın alınmışlığın bilincinde olmayan bir Nora çıkar karşımıza. Nora'nın bir Norveç kadını olarak görevi "müsriflik" yapmamak ve evin erkeğinin verdiği parayı tüm ihtiyaçlarına göre denk getirtmek. Babasının evinde de kocasının evinde nasıl davranması gerektiğinin eğitimini almış. Toplumsal role bürünmüş, tipik bir "eril düzen kadını" olarak evliliğinin 8 yılını kocasının ondan beklediği kadın olarak geçirmiştir.

Lakin Nora maceraperest! Kadın aklı ile bir senet karşılığı birinden borç para alacak ve bu parayı da kendi için değil kocasının tedavi için gitmek zorunda olduğu bir İtalya gezisi için harcayacaktır. Yaptığı bu "felaket" fedakarlığı onun oyun içinde olmasını beklediği mucizenin vesilesi olacaktır.

Bir kadının kocasından habersiz bir erkekten borç alması eşinin onurunu yok eden bir hareket olarak karşımıza çıkıyor kitapta ve Nora'nın borç aldığı kişi de onun "sorumsuzca" yaptığı bu hareketin kendisine nasıl bir koz sağladığını Nora'nın yüzüne vuracaktır. Ve kocasının nüfuzunu kullandırmak için Nora'nın senedi imzalarken yaptığı bir hata üzerinden şantaj yapacaktır.

KROGSTAD: Bayan Helmer, açıkça görülüyor ki ne suç işlediğiniz konusunda hâlâ en ufak bir fikriniz bile yok. Ama size şunu söyleyeyim benim kusurum da bundan daha büyük ya da küçük değildi ve tüm itibarımı yok etmişti. (İtibarın yok edilişi vurgusu önemli çünkü bir erkek suç işlediği için bu duruma düşerse kadının çok daha beter hale geleceğinin göz dağı veriliyor)

NORA: Siz mi? Bana bir zamanlar karınızın hayatını kurtarmak için her şeyinizi tehlikeye attığınızı mı söylemeye çalışıyorsunuz?

KROSGTAD: Yasa önünde nedenlerin önemi yoktur.

NORA: O zaman bunlar çok kötü yasalar olmalı.

KROSGTAD: Kötü veya değil, ben bu kağıdı mahkemeye sunarsam bu yasalara göre yargılanacaksınız.

NORA: Buna inanmıyorum. Ölüm döşeğindeki babasını endişe ve meraktan korumaya çalışan bir kızın, buna hakkı yok mu? Bir kadının kocasının hayatını kurtarmaya hakkı yok mu? Yasalar hakkında çok şey bilmeyebilirim ama bir şeyden eminim: Yasaların bir yerinde bu tür seylerin hoşgörüldüğü yazılı olmalı..."

Eril tahakküm o seviyede ki bir erkeğin itibarı, hayatı ancak bir erkeğin katkısıyla kurtulabilecektir. Kadın erkeğin itibarını sarsmamak ve kesinlikle düşürmemek için hareket etmeli ve genelde toplumda itibarı düşüren şeyin de toplum gözünde kadınların uyanışının olduğu görülmektedir.

(Doğruluğu konusunda her ne kadar emin olmasam da okuduğum bir makalede Nora eserinin gerçek hayatta İbsen'in hayatında yer edinen ve benzer bir dramı yaşayan Laura adında bir kadının hikayesinden etkilenmesi üzerine kaleme aldığı yazılmaktaydı. Eğer gerçekse Laura sonrası dönemin eserleri ise olgunluk eserleri olarak göze çarpmaktadır. Laura da yaşadığı maddi manevi sorunlarından kocasının haberi olmadan kurtulmaya çalışır ve sonrasında başaramadığı için ruhsal çöküntülere uğrayan bir sürece adım atar.)

NORA eserin içeriğinde yaptığı hata sonucu kocasının sözde "itibarını" yok edeceği için düşeceği aciz konumdan kurtulmanın yollarını ararken herkes tarafından uygulanan ve herkes tarafından kolayca tahmin edilen iki yolu düşünür. Lakin borç aldığı adamın, ona şantaj yapıp zor zamanlar yaşatan adamın dahi Nora'nın hamlelerinden haberdar olması Nora'nın içindeki ilk uyanışı tetikleyecektir. 19. Yüzyıl Avrupası ve kadın haklarının henüz söz konusu bile olmadığı seçme seçilme haklarını eserin yazımının üzerinden geçecek olan on yıllar sonra kazanacakları bir İskandinavya... Ve bir kadın toplum gözünde suç işlediğine inandırılırsa kendi itibarını korumak için izleyeceği iki yok vardır. Bu hep böyle gelmiştir. Kim çizmiş bu rolleri? Toplum ve yasalar onlar kim? Onlar bir kadının kocasını veyahut sevdiği başka bir erkeği kurtarmak pahasına olsa da kendi kendine bir işlem yapmasının önünü tıkayan mekanizmadır. NORA sanki kendi kendine icat ettiği bu yolun ona çizilen kader olduğunun farkına varınca aksi yönde bir mucizeye adım atmaya koyulacaktır. Peki nedir bu iki yol? Toplum istedi diye aşağılık konuma itilen bir kadının izleyeceği iki yol: kaçmak ya da intihar etmek. Artık bu iki yol için çok geçtir. Ayak parmaklarının ucundan başlayan uyanış tüm bedenini sarmaya başlamaktadır. Ne kaçmak ne de intihar etmek. Üçüncü yolu seçmek varken neden kolaya kaçsın ki bir kadın artık hem bedenen, hem fikren hem de ruhen var olduğunu kanıtlayacak bir kadın olma yolundadır.


Kocası KROSGTAD'ın yazdığı ve Nora'nın ondan nasıl borç aldığını anlattığı mektubu son perdede okuyacak ve sekiz yıldır her gün "küçük kanaryam" "küçük sincabım" diye sevdiği çocuklarının anası olup onun her türlü isteğine boyun eğen kadını şöyle aşağılayacaktır.

HERMER: Bütün mutluluğumu yıktın, geleceğimi mahvettin. Düşünmesi bile korkunç! Şimdi vicdansız bir adamın insafına kaldım!... Bittim ben, ben artık zavallı bir hiçim ve bunun tek suçlusu da kuş beyinli bir kadın!...
Seninle ben de sanki hiçbir şey olmamış gibi görünmeye devam edeceğiz. Ama çocukları büyütmene izin verilmeyecek, bu konuda sana güvenemem....

Arada kapı çalar KROSGTAD'ın başka bir mektubu gelir ve pişman olduğunu senedi geri gönderdiğini her şeyi unutmak gerekir gibisinden bir şeyler yazacaktır. Koca kendi onurunu kurtarmış artık Nora'yı eskisi gibi bir nesnesi olarak kalması şartıyla affetmeye hazırdır. NORA üstünü değişir gitmeye hazır bir kıyafet geçirir üzerine.

Ve artık üçüncü yolu o anlatsın bize yeter kocasının (erkeklerin) konuştuğu..

NORA: Sekiz yıldır evliyiz. Seninle benim karı koca olarak, ilk defa ciddi bir konuşma yapıyor olmamız sana tuhaf gelmedi mi?
....
Babamın evindeyken o bana her konuda fikirlerini söylerdi, ben de aynı fikirleri benimserdim. Farklı düşünmeye kalktığımda sesimi çıkarmazdım, çünkü bu onun hiç hoşuna gitmezdi. Bana oyuncak bebeğim derdi, tıpkı benim bebeklerimle oynadığım gibi benimle oynardı. Sonra senin evine geldiğimde de...
Babamın avuçlarından seninkilere düştüm. Sen her şeyi kendi zevkine göre ayarladın, ben de senin zevklerini benimsedim ya da benimsemiş gibi yaptım... Sen ve babam, bana çok büyük haksızlık ettiniz. Bu hayatta hiçbir şey olamadıysam suç sizin....
Senin oyuncak karın oldum, tıpkı babamın oyuncak kızı olduğum gibi. Çocuklarım da sırası geldiğinde benim oyuncaklarım oldular...
Kendimi eğitecek adımları atmak zorundayım. Sen bana bu konuda yardım edecek bir adam değilsin. Bunu kendi başıma yapacağım. Onun için de seni terk ediyorum...
Kendimi ve hayatımı anlayacaksam önce kendi ayaklarımın üstünde durmam gerek. Bu yüzden artık burada seninle kalamam....
Kutsal bir görevim daha var. Kendime karşı görevim..
Çoğunluğun söyledikleri ya da kitaplarda yazanlar bana yetmiyor. Her şeyi kendi başıma düşünmem ve anlamam lazım...
Yasa denilen şeyin, benim sandığımdan Çok daha farklı olduğunu öğrendim ve bu yasanın doğru olduğuna kendimi inandırmam imkansız....
Seni artık sevmiyorum...
(kocası: kimse sevdiği uğruna onurunu feda etmez)
Yüzlerce, binlerce kadın yapıyor bunu.
İkimiz de tamamen özgür olmalıyız. Al,işte yüzüğün. Benimkini de ver...
(söyle nasıl birlikte olabiliriz)
ikimizin de öyle değişmemiz lazım ki... Ah Torvald, artık mucizelere inanmıyorum....

Elveda....
102 syf.
·1 günde
Henrik Ibsen "bir önceki oyununun seyredilmeden, bir sonraki oyununun anlaşılmayacağını" söyleyen bir yazardır. O yüzden kronolojik çizgide okumalar yapmak onun eserleri için önemlidir. Toplumsal çizgisinin ağır bastığı "Nora" kitabı ve sonrası için bu durum özellikle geçerlidir. İlk okuduğum kitabı olan Nora için incelemem burada. #71508685


Hortlaklar, Nora kitabından sonra yazılan bir kitaptır. Nora'nın toplumsal yankısı onkadar fazla olmuştur ki onlara cevaben Hortlaklar kitabını kaleme almıştır Ibsen. O yüzden oyunun adı da politiktir. Hortlaklar her ne kadar oyunda baş karakterlerden biri olan Bayan Alving'in kocasının anıları üzerinden yansıtılsa da aslında Ibsen için Hortlaklar: toplumdaki tüm gerici organizmalardır.

Bir oyunun, özellikle çığır açan, öncü olan böyle bir oyunun arka planındaki gelişmeler çok önemlidir. Henrik İbsen'in toplumsal cinsiyet eşitsizliğini konu edinmesine yardımcı olan bir sürü düşünür olsa da en önemlisi var olan ataerkil dünya düzenine karşı ilk isyanı başlatanlardan olan ve İbsen'in Nora'sından yaklaşık olarak yüz yıl önce Kadın Haklarının Gerekçelendirmesi eserini yazan Mary Wollstonecraft henüz kitabının ilk sayfasında ona suçlamalarda bulunan bir rahibe şöyle cevap verecektir:
"Size insanlığın güçlü sesiyle sesleniyorum, çünkü saygıdeğer bayım, savlarım çıkar gözetmeyen bir zihnin ürünüdür - kendi cinsinin haklarını savunuyorum - kendi çıkarlarımın peşinde koşuyor değilim. Bağımsızlığı her zaman yaşamın en güzel armağanlarından biri olarak, her erdemin temeli olarak gördüm - çorak topraklarda yaşamak zorunda olsaydım dahi, en temel haklarımı güvence altına alarak bağımsız yaşamak isterdim."

İngiltere ve İskandinav coğrafyasında bu eserin yankısı derin olmuştur. Hatta Mary Norveç, İsveç ve Danimarka'da yaşarken edindiği izlenimleri İskandinavya Mektupları olarak kitaplaştıracak ve 1790 da en çok satan eserler arasında yer alacaktır bu eseri.

Yalnız araya tam tamına bir asır geçecek ve ondan sonra Henrik Ibsen Nora ve Hortlaklar eseri ile bayrağı teslim alacaktır. Bu yüzyıl içinde Mary Wollstonecraft'ı takip edebilen kadının çıkamaması Avrupa'nın katı eril düzeninden kaynaklıdır. Yoksa kitabı en çok okunanlar arasına girecek uygulanan sansür ve baskı hamleleri kadınları daha da baskı altına alacaktır. Mary Wollstonecraft'a vedayı 228 yıl önce yazdığı bu sözlerle yapalım.

"Toplum içinde cinsiyetlere özgü davranışlar gibi bir ayrım güdülmediğini görmeyi istiyorum gerçekten.."


Henrik İbsen'in topluma savaş açtığı zamanlarda Osmanlı İmparatorluğu vardı. Henüz Tazminat ve Islahat fermanları yeni yeni etkilerini gösteriyor ve Şinasi Namık Kemal gibi aydınlanma hareketimizin ilk öncüleri edebiyat sahnesine çıkıyor. Biz Şair Evlenmesi eseri ile daha görücü usulü evlilikleri eleştirirken. Henrik Ibsen çok soğuk bir coğrafyada evlilik kurumunu din ve siyaseti arenasına verdiği mücadele ile eserlerinde zirveyi yaşıyordu.

Henrik İbsen'den 100 yıl sonra (1970'ler) ,Toplumcu çizgide yer alan bazı tiyatrocularımızın eserlerinde kadın hareketine desteğin sadece izlerini görüyoruz ve bu bir avuç insanı da siz tanımıyorsunuz çünkü onlar bulup okumak bu ülkede özel bir ilgi gerektirir. Mesela Oktay Arayıcı Rumuz Goncagül'de şöyle seslenecek kadınlara:

"Neden şimdiden peşin peşin ev kadınlığını seçiyorsunuz? Kocasının eline bakan biri olarak yaşamaktansa, en azından çalışıp hayatınızı kazanmanız, daha doğru değil mi? İnsan, kendi alın terinin hakkına dayanarak yaşarsa, daha güçlü olmaz mı?"

Sonra çok etkili bir oyun olan Asiye Nasıl Kurtulur'da Vasıf Öngören şöyle diyecektir"

"Yapmadığım iş kalmadı... Ama kadın kısmı yalnız kalmaya görsün, herkes altına çekmeğe çalışır onu.

Demek ki namuslu yoldan yaşamanın tek yolu ölmek oluyor.

Neye yarar temizlemek bedeni
Kim getirir artık benden gideni

Güpegündüz kurşun ile
Bu nafile düzen ile
Töre, ahlak, kanun ile
Seçtirdiler sonumuzu"

Sonra Yılmaz Onay çok kaliteli bir oyunu olan Arafta Kalanlar'da ilk insan çiftine kadar gidip erkek şiddetine göndermeler yapacaktır.

"ADEM Dur! (son gücünü toplayıp dikilir, Havva'ya yapışır) Dışarı çıkıp şeytanlarla cennette fing atacaksın öyle mi? Öldürürüm seni? Dünyanın namusu meselesidir ki bu, hiç dinlemem öldürürüm!"

Son olarak Güngör Dilmen'e yer vermek istiyorum. Kendisi kadın mağduriyetine en çok yer veren tiyatro yazarıdır. Kurban kitabında Eski Yunan Tragedyası olan "Medea"dan yola çıkarak kuma konusunu merkeze alırken baş karakter Zehra ile birlikte Anadolu Kadınının bin yıldır devam eden sessiz çığlığını duymanızı sağlayacaktır. Ondan sonra Ben Anadolu eseri ile Anadolu'da binlerce yıllık geçmişten günümüze kadar olan süreci harmanlayıp 92 kadının ağzından gerçekleri orataya çıkaracaktır lakin unuttuğu tek şey bizim onlardan hiç haberimiz olmayacaktı üç beş kişinin bildiği bu öncü hareketler o yüzden toplumda yankı uyandırnayacak ve o yüzden şuan kadın olarak yaşam kalitesinin en yüksek olduğu ülke İbsen'in Norveç'i olacak bizimse halimiz içler acısı.

Bir konuya daha değinmek istiyorum sonrasında oyun üzerine biraz konuşacağım. 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti ilan etti öncesinde 600 yıllık bir imparatorluğun toplumsal yapısı yer alıyordu Anadolu topraklarında asırlar boyu süren gelişim sürecinin olgunluğu sonrası Avrupa ülkelerinde kadın hakları siyasi temele oturdu. Atatürk dünyada yüzyıllara sığan kadın haklarının kazanılma hareketlerini Cumhuriyet sonrası hayatta kaldığı 15 yıl içinde gerçekleştiren bir liderdir. Kadın tarihinden bihaber hâlâ toplumsal düzenin oyuncağı halinde kurulup bozulan kadınların uyanışının önündeki engeller başında eğitimsizlik gelmektedir. Atatürk'e karşı sistematik olarak yürütülen değersizleştirme politikasının öncüleri dini alanda kadını hipnotize edip gerçeklikten çok uzakta kalmasını sağlayan kesimlerdir. Bu etki alanından sıyrılan her kadının hem bu ülke hem de genel anlamda kadın olmanın bilincine varacağını düşünüyorum. Mary Wollstonecraft faslına son vermiştim lakin bu son bölüm için mükemmel bir alıntısı var onu da paylaşmak istiyorum.

"Kadın eğitim yoluyla erkeğin kafa arkadaşı olabilecek şekilde yetiştirilmezse, bilgi ve erdemin yayılması önünde engel oluşturacaktır, çünkü hakikat herkes için ulaşılabilir olmalıdır.."


Henrik Ibsen Hortlaklar kitabında 19.yüzyıl burjuva aile yapısındaki aksaklıklar üzerinden toplum ve bireyi ilişkisini irdelemektedir. Nora'da başlattığı kadın uyanış sürecini bu sefer toplumsal yapıların eleştirisi boyutuyla destekleyip bize sunacaktır.

Bu oyunda kocası on yıl önce ölen bir kadın olan Bayan Alving, onun vekili Rahip Manders oğlu ve onun yanında kalan yardımcısı Regina ve Regina'nın babası yer alıyor.

Bayan Alving tıpkı Nora gibi kadın olarak devrimini çok geç tamamlayan biridir. Evlilik hayatı boyunca kocasının yaptıklarına göz yuman kocasının var olan hastalığına rağmen ses etmeyen biri olarak geçmişini sunuyor bize bu durum ise içindeki toplum korkusu ve cesaretsizlik duygusu yüzünden kaynaklanmaktadır.


Oğlu genç, başarılı bir ressamdır uzun zamandır yurt dışında eğitim almakta orada gördüğü yeni hayat tarzları ile kişiliğini geliştirmiş biridir. Ve kış aylarını annesinin yanında geçirmek için geri dönmüştür.

Papaz kilisenin temsilcisi. Özet için bu kadarı yeterlidir.

Regina'ya gelirsek gayrı meşru çocuk annesi erken yaşta ölmüş ve bu skandalı üstlenen üvey babası ile sevgiden mahrum bir hayat süren bir kişidir.


Bayan Alving kocasından kalan parayı bir yetimhane oluşturmak için harcar bu nokta önemlidir. Çünkü eserin yazılışından yaklaşık 10 yıl önce İngiltere'de kadının evlendikten sonra kendilerine ait mallarını korumalarına yönelik bir kanun çıkmıştır. İbsen'de buna değinmektedir. Bayan Alving kocasından kalan tüm parayı bir nevi reddi miras yapıp sonradan yanıp kül olacak bir yetimhane yapımına harcayacaktır. Bu şekilde kadının erkeğe olan ekonomik bağımlılığını yok etme seviyesine getirecek bir hamle yapmış olacaktır Henrik Ibsen..

Eserde birçok yönden toplumsal eleştiri yer alıyor ben birkaçına değinmek istiyorum. Bayan Alving oğlu Oswald ve Rahip Manders'in ilk karşılaşması Oswald'ın yurt dışı izlenimlerini aktardığı ana denk gelecek ve Oswald evli olmayıp aynı evde yaşayan çiftlerden söz edince Rahip hemen saldırganlaşacak ve ve otoriteyi temsile koyulacaktır.

Oswald ise klasik kalıpların dışında aydın görüntü veren bir erkektir. Rahibe evli olup namuslu görünen erkeklerin aslında her türlü ahlâksızlığı bildiğini ve rahibin ahlak dışı olmakla suçladığı kesimlerin hayatlarında ne duyduğu ne gördüğü yerlere gidenlerin de bu erkekler olduğunu söyler Oswald. Bayan Alving'in kocası da evli namuslu görünen bir tiptir lakin hizmetçisiyle birlikte olup gayrı meşru diye bahsettiğimiz kızın da babası olacaktır. Burada August Bebel'in Kadın ve Sosyalizm eserinde burjuvaya getirdiği bir tespiti aktarmak istiyorum. Şöyle der:
"Burjuva dünyasının cinsel yaşamının bir yanını evlilik, diğer yanını fuhuş oluşturur. Evlilik madalyonun düz tarafı, fuhuş ise ters tarafıdır."

Her türlü ahlâksızlığı görüp sessiz kalan, toplum önünde aziz rolüne bürünen kilise temsilcisi üzerine yüklenen bir Bayan Alving çıkar karşımıza ve bunu çok cesur bir hamle ile yapar Regina gizli tutulan gayrı meşru çocuktur Oswald kardeşine tutulmuş ondan hoşlanmaktadır. Bayan Alving bu durumdan rahatsızlık duyduğunu ve rahibe oğluna ya Regina yı al ya da bırak gibi keskin bir karar verdirecek öneri sunmayı düşündüğünü söyleyince rahip çıldırır ve şöyle der: "Aman Yarabbi! Oswald'la Regina'nın evlenmesi ha! Böylesine bir rezalet hiç işitilmiş şey mi? Der demez Bayan Alving hem rahibin hem kendisinin bildiği ensest ilişkilerin varlığı üzerinden rahibe yüklenir. Her zaman, her yerde böyle olmamış mı? Ensest ilişkileri dini otorite bir şekilde öğrenir ve bir şekilde üstünü örter oyunda bunun eleştirisinin rahip üzerinden olması da önemlidir.

Rahip eserde Regina'ya alıcı gözle bakar serpilip evlenme çağına geldiğine dair söylemlerde bulunur bir nevi ona göz koymuş olmasına rağmen her şeyden habersiz, hiçbir cinsel duyguyu bilmeyen tanımayan aziz rolüne bürünür. Bu durum aklınıza toplulukları önünde din alimi nutukları atan tarikat liderlerini getirmelidir. Kendi topluluklarında her türlü kadın istismarı olmasına rağmen, ensest ilişkiler olmasına rağmen mikrofon ellerine geçince İslam'ın en büyük temsilcileri kesilirler. Ve bu paragrafın sonunu da August Bebel'in bir yorumu ile yapmak istiyorum.

"Ahlaklılığı, dinselliği, uygarlığı ve kültürüyle övünen toplumumuz, ahlâksızlığın ve kokuşmuşluğun, bedenini sinsi bir zehir gibi kemirmesine göz yummak zorundadır."


Hortlaklar kısmına da biraz değinmek gerekirse, Bayan Alving doğup, yetiştiği ataerkil toplumun kişiliği üzerindeki etkilerini hâlâ atamayan bir kadındır. Kocasıyla olan mutsuz evliliğe katlanmak zorunda kalışının etkilerini de atlatmış bir kadın değildir. Ve tüm bunlar içinde daima diri kalan bir korku yaratmaktadır. Her ne kadar kurtulduğunu düşünse de mevcut düzenin hayatta olan veya olmayan temsilcileri hâlâ arkasında hemen ensesinde varlıkları ile onu ürkütmektedir. Ne zaman bu Hortlaklar'ı hayatında hissetmemeyi başarırsa bir kadın o zaman kurtulmuş olacaktır. Daha da uzayabilir bu yazı lakin bu kadar yeterli diye düşünüyorum. Sizleri Bayan Alving ve Hortlaklar kısmı ile başbaşa bırakıyorum.

"Hortlaklar. Odadan Regina ile Oswald'ın sesini duyunca hemen önümde bir çift hortlak görmüş gibi oldum. Yavaş yavaş hepimizin birer hortlak olduğunu düşünüyorum. Bay Manders. Anne babalarımızın ruhları bizim içimizde yaşamakla kalmıyor, bunun yanı sıra öldü sandığımız her türlü inanç ve düşünce de yeniden ortaya çıkıyor. Bunlar içimizde uykuya yatmış gibi; varlıklarından haberdar bile değiliz; ama yine de onlardan kurtulamıyoruz. Ne vakit bir gazete alıp okusam satır aralarından kayıp giden Hortlaklar görüyorum sanki. Hortlaklar bütün dünyayı sarmış... her yerde... kum gibi kaynıyorlar. Bizse aydınlıktan öylesine korkuyoruz ki, hepimiz."



Bizse aydınlıktan öylesine korkuyoruz ki, hepimiz..
240 syf.
·Beğendi·10/10
kitabı 1984 lü yıllarda okumuştum bağlı oldugumuz metal sendikasının özel etkiliği ile ast sanat toplulu tarafından tiyatrolaştırılmışınıda izlemiştim kapitalizmin kar hırsı uğruna her türlü değeri nasıl ayaklar altına aldıgının en güzel yansımalarından biriydi olayın kahramanı idealist bit doktor karşısında da belediyede güç sahibi ama zalim kötü bir kardeş ve ortada insan sağlığını hiçe sayark ortaya çıkan artı değer ..
160 syf.
Yaban Ördeği'nin karşıma çıkışı Dag Solstad'ın o çok övülen Mahcubiyet ve Haysiyet isimli küçücük fıçıcık içi dolu turşucuk kitabı ile oldu. Solstad bu kitabında Yaban Ördeği'ndeki bir parantez içini didikleyerek dünyalar yaratmıştır. Bir kitabın diğerine vesile olması neticesinde Yaban Ördeği'ne savruldum. Bu metinlerarası yolculuğu bilenler bana katılacaktır diye umuyorum, bütün bu okumalar önceden avuç içinize çizilmiş bir yol gibidir, kaderinizde vardır. Gider toplu kitap alışverişi yaparsınız, ama kitaplığınızda bekleyenler yerine, okumakta olduğunuz kitabın yol açmasıyla kütüphaneden Ibsen ödünç alırsınız. Üstelik okudukça bir başka yazarı hatırlarsınız, sanki o yazarla bu yazar birbirlerini tanısalar bu tanışmadan iyi bir dostluk çıkacak gibidir. Ibsen bana Solstad'ın parantez içinden ziyade, daha çok Javier Marias'ın öğütlediğine ilgi duyardı gibi geldi. Geçtiğimiz sonbahardı, Marias Karasevdalılar'da bana demişti ki, "Bir şeyi duymamamız gerektiğini anlamak, onu öğrenmek için elimizden geleni yapmamıza yeter de artar, halbuki, kendi iyiliğimiz için, hayal kırıklığına uğramayalım diye, ya da bizi bulaştırmamak için, hayat bize o kadar da kötü görünmesin diye bunların bizden saklandığını fark etmeden yaparız bunu." İşte Ibsen de bunu demeye getiriyor bence Yaban Ördeği'nde. Tıpkı arka kapakta yazdığı gibi, "Ibsen, bu oyununda kendisiyle çelişkiye düşme pahasına, bazen 'yaşam yalanları'nın yaşamda ayakta kalmak için gerekeceğini vurgulayarak "gerçeklik aşkına" yapılacak bağnazlıkların, masum insanların kurban edilmesine yol çabileceğini gösteriyor."
208 syf.
·5 günde·10/10
19.yüzyılın ortalarında Norveçte kadınların hayattaki arzuları ve cinsel eşitsizlik üzerine yazmaya cesaret eden biri vardı:Henrik Ibsen.
Romantik tiyatronun revaçta olduğu,kadınların hislerinin geri planda olduğu bir dönem ortamında bu konularda yazması insanları korkuttu.
Oyunların baş karakterleri olan Nora ve Hedda'nın ortak özelliği toplumun onlardan beklediği görev ve sorumlulukları bir yerde reddederek,bu toplumsal görevlerin okuyucu tarafından sorgulanması.
Eleştirel rasyonalizm tarzını tiyatroya getiren Ibsen,akılcılığını daha tartışmacı bir perspektiften okuyucuya geçiriyor.Aile ve ev huzurunun kadının varlığı ile özümsenmesi,bu atmosferi sağlamanın kadının görevi olduğu bilinci,kadınları bireysellikten uzak sadece anne ve eş rolü olarak bakılmasının ilk önce aile içi,sonra da topluma etkileri.Toplumun dinamizminde kadının yeri ve daha nice tartışılacak konu.2020'de bile üzerine düşünmek zor 1860-1890 yıllarında yazılan bu oyunların zamanın çok ötesinde ve anlamasının zor olduğunu düşünüyorum.
141 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Hedda Gabler; kalbinde ve zihninde kendisini her zaman entrika kurmaya zorlayan çeşitli ihtirasları barındıran ve sonra bu ihtirasların-entrikaların sonuçlarını (ölüm dahi olsa) soğukkanlılıkla karşılayabilen kanımca sadist bir kadındır. Olumsuz tutkularının esiri bu çekici kadın, oynadığı oyunlarla eşini, akrabalarını, arkadaşlarını ve çevresindeki insanları sürekli bir felaketin içerisine iter. Dürüstlük ilkesine göre hikayenin finali mutlu son olarak düşünülmesi gerekiyor fakat yine de insan, üzülmeden veya düşünmeden edemiyor.
Henrik Ibsen'in kendisiyle özdeşleşen dönemin burjuva yaşam tarzı eleştirilerinin bu oyunda da mevcut olduğu söylense de ben, bu eleştirilerin oyunun neresinde yapıldığını göremedim. Ama yine de sürükleyici ve bir hayli heyecanlı bir oyundur. Okuyunuz derim. Ülkemizde muhtelif zamanlarda muhtelif sahnelerde bu oyun, gösterime girmiş fakat günümüzde gösterimde mi bilemiyorum.
İyi okumalar...
104 syf.
·2 günde·9/10
19.yy elit yazarlarından Norveçli Henrik İbsen'in 1881 senesinde kaleme aldığı bu 'Hortlaklar' oyununun, dönemin burjuva yaşam tarzına getirilen yermelerin yanı sıra; oyun karakterlerinden Rahip Manders'ın dilinden toplum ve aile yaşamlarında ulaşılması gereken ahlâk düzeylerini de dinliyoruz. Oyun karakterleimiz, bulundukları problemli konumların; geçmişlerinde yaşanan günahların bir geri ödemesi olarak düşünmekteler ve sonra, bu geri ödemelerin zaman zaman baş karakterimiz Bayan Alving'e 'hortlaklar' tarzıyla yansıması, oyuna farklı bir nitelik kazandırdığı doğrudur. Eserde bulunan toplumsal eleştirilere ilgi duymuyorsanız dahi; hikaye ziyadesiyle sürükleyici, merak uyandırıcı ve heyecanlı olduğu için okuyabilirsiniz. Eğlenceli bir okuma deneyimidir.
Ülkemizde muhtelif zamanlarda, muhtelif yayınevleri tarafından 'Hayaletller' başlığı altında da yayınlanmıştır. Korku içerikli bir eser değildir. Tavsiye olunur. İyi okumalar...
240 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10
"güç ile çaba arasındaki, istek ile olanak arasındaki çelişkiler olsun, insanlığın ve bireyin, aynı anda hem tragedyası, hem komedyası olsun, biraz puslu biçimde de olsa daha bu oyunda ortaya gelmiş..."

Henrik İbsen'i ilk kez okudum -daha doğrusu ilk kez iki defa okudum- Kitap biri İbsen'in gençliğinden, biri de olgunluğundan iki oyununu içeriyor. Üstteki alıntı, Catilina ile ilgili olsa da, ikinci oyunla da oldukça ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

"Catilina"ya nazaran "Bir Halk Düşmanı" benim için çok daha etkileyici oldu. "Catilina" hem biraz daha amatörlüğüne gelmiş, hem de yaşadığımız dünyayla birebir ilgi kurmak zor, daha çok deneme gibi. Yazarın, biraz da Shakespeare'e özenerek yazdığını düşünüyorum.

"Bir Halk Düşmanı" ise çok daha ustaca bir metin ve yazarın özgünlüğü hissediliyor. Malûm, yazarın yaşadığı çağ Avrupa'da değişimler çağı. Bu değişimler de bu oyunda siyaset-medya-aile ilişkileri çerçevesinde uyarlanmış. Günümüz dünyası ve ülkemiz ile ilgili çıkarımlarda bulunabilmek de mümkün.
231 syf.
·7 günde·10/10
Tanrı insandan ne ister ? Arayarak bulabilir misin Tanrı yı? Kendinden daha neleri feda etmen gerek ? Küçük soğuk bir oda yetmez mi Tanrı'yı bulmak için? Büyük bir kilise olmasa da olmaz mı ?

Yazarın biyografisi

Adı:
Henrik Ibsen
Unvan:
'Eleştirel gerçekçi' edebiyat anlayışının tiyatrodaki öncüsü, çağdaş tiyatronun kurucularından, Norveçli oyun yazarı ve şair.
Doğum:
Skien, Norveç, 20 Mart 1828
Ölüm:
Christiania (Oslo), Norveç, 23 Mayıs 1906
Mali bunalıma düşmüş Norveçli bir tüccarın oğlu olan Ibsen, Kristiana’ya girerek üniversite adayları için düzenlenen eğitim kurslarına katılır. İlk oyunu Catiliana’yı 1850’de yazar. 1851’de Bergen’de Den Nationale Scene’ye Sahne Ozanı olarak atandıktan sonra oyun yazarlığı daha ağırlık kazanır. 188 oyunun sahnelenmesinde yer alır. Norveç Tiyatrosu’nun sanat yönetmeni olur. Tiyatro iflas edince maddi güçlükler yaşar ve kendisine yardım bağlanması için Meclis’e başvurur. 1863’te Norveç’te Kristiana Tiyatrosu’nda sanat danışmanı olur; burs için yine hükümete başvurduğunda kendisine “burs değil, iyi bir dayak gerektiği” yanıtını alır. Tatlı İsteyenler adlı oyunun başarı kazanması üzerine hükümet yurt dışına geziye gidebilmesi için kendisine bu sefer mali yardımda bulunur. Dönemin en ünlü yazarı Bjornson’dan mali destek görerek 1864’te İtalya’ya gider ve zaman zaman Norveç’e dönse de 27 yıl yurt dışında kalır.
Batı tiyatrosu üstünde derin etkiler bırakan ve dram sanatının en büyük ustalarından sayılan Ibsen, kendi konumunu şu sözlerle yansıtır:
“Yeni bir evrenin yaratılışına katkısı olanların başında geldiğim söyleniyor. Bense, tam tersine, yaşadığımız çağın birçok nedenden ötürü ancak birtakım yeni şeyler doğurabilecek, sona ermiş bir çağ olarak nitelenebileceğine inanıyorum.”
19. yüzyılın diğer büyük oyun yazarları gibi romantik, bireyci ve anarşist bir dünya görüşünün etkisinde yapıtlar vermiş olan Ibsen, yazdığı eleştirel gerçekçi oyunlarda toplum bireylerinin yanılsamalarını, nevrotik ve ruhsal çalkantılarını açığa sermiş; bireyin boşa çıkan yaşam uğraşını, toplumun dış yüzü ile iç yüzü arasındaki karşıtlığın yol açtığı çelişkilerin üstesinden gelemeyişini irdelemiştir.

Yazar istatistikleri

  • 65 okur beğendi.
  • 400 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 330 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.