Herbert Marcuse

Herbert Marcuse

Yazar
8.3/10
15 Kişi
·
54
Okunma
·
25
Beğeni
·
2269
Gösterim
Adı:
Herbert Marcuse
Unvan:
Amerikalı Düşünür ve Yazar
Doğum:
Batı Berlin, 19 Temmuz 1898
Ölüm:
Starnberg, Almanya, 29 Haziran 1979
Frankfurt Okulu mensuplarından biri olan Marcuse, Marksist kuramı, 1920'den başlayarak değişen tarihsel koşullarla uyumlu hale getirmenin mücadelesini vermiştir. Bu amaçla, eleştirel Marksizmin kendi versiyonunu öne süren ve 1960'lı yıllardan başlayarak uluslararası bir ün kazanan Marcuse, Amerika Birleşik Devletleri'yle Avrupa'daki yeni sol hareketin destekçisi ve savunucusu olmuştur. O, söz konusu eleştirinin ardından, estetik ve biyolojik değerlerin yüceltildiği bir toplum düzeni arayışına girmiştir. Geleceğin toplumuna ilişkin görüşleriyle özgürlükçü bir komünist olarak nitelenen Marcuse, özgür, güzel, aydınlık, cinsel içgüdülerin bastırılmadığı, herkesin yeteneğine göre özgürce çalıştığı, çalışmanın bir oyun haline getirildiği, devletin baskıcı görevine gerek duyulmayan bir toplum düzenini özlemiştir.

Marcuse'ün çalışmasının temeli, baskının bütün sistemlerini kapsayan, iddia ve tartışmayı denetim altına alan bütün muhalefet şekillerini ortadan kaldıran gelişmiş sanayi toplumun -yani "baskıcı hoşgörü'nün- ortaya konulmasıdır. Bu "tek boyutlu toplum" a karşı Marcuse, sadece ütopik bir geleceği kabul etmedi, aynı zamanda Üçüncü Dünyadaki öğrenciler, etnik azınlıklar, kadın ve işçiler gibi gruplara güvenen geleneksel çalışan sınıfa devrimci bir güç olarak baktı. Marcuse' ün önemli çalışmaları şunlardır: Reasom and Revolution (Akıl ve Devrim, 1941), Eros and Civilization (Eros ve Medeniyet, 1958) ve One Dimensional Man (Tek Boyutlu İnsan, 1964).
Büyük bir dinginlik işitir beni, benim Umudu işittiğim yerde.
Kaynakların sesi değişir ve geceden söz eder; kutsal gölgede gümüş otların büyüdüğünü duyarım..
Paul Valery, Narcisse Parle.
Şirket kapitalizminin küresel hâkimiyetine karşı giderek artan muhalefet, bu hâkimiyetin sürmesini sağlayan güçler tarafından karşılanmaktadır; onun dört kıtadaki ekonomik ve askeri egemenliği, yeni sömürgeci imparatorluğu ve en önemlisi, nüfusun büyük bir çoğunluğunu karşı konulamaz üretkenliğine ve gücüne maruz bırakmadaki sarsılmaz yeteneği.
Herbert Marcuse
Sayfa 9 - Ayrıntı Yayınları. (Çev. Soner Soysal). 2013: İstanbul
insanlar kendilerini satın aldıkları metalarda tanımaktadırlar; ruhlarını otomobillerinde, müzik setlerinde, içten-katlı evlerinde, mutfak donatımında bulmaktadırlar. Bireyi toplumuna bağlayan düzeneğin kendisi değişmiş ve toplumsal denetim üretmiş olduğu yeni gereksinimlerde demirlemiştir.
Kavramsal anlamanın bilimi olarak
mantığa karşılık düşecek bir duyarlık bilimi olarak estetik yoktu. Ama onsekizinci yüzyıl ortalarına doğru, estetik yeni bir felsefi bilim dalı olarak, güzellik ve sanat kuramı olarak ortaya çıktı: Alexander Baumgarten terimi çağdaş kullanımı içine yerleştirdi. Anlamda “duyular ile ilgili olma”dan “güzellik ve sanat ile ilgili olma”ya değişimin akademik bir yenilikten çok daha derin bir imlemi vardır.
Barış için örgütlenme savaş için örgütlenmeden ayrıdır; varoluş için savaşıma hizmet etmiş olan kurumlar varoluşun barışçıllaştırılmasına hizmet edemezler.
184 syf.
Kitap Freudcu revizyonizminin bir eleştirisidir.
Marcuse, ileri sanayi toplumlarına nüfuz eden sosyal patoloji formunu inceler. Sonuç, kapitalizmin ölüm içgüdüsünün ve sosyal tahakkümün gelişimini destekleyen bir miktar fazla baskı talep etmesidir. Ancak baskı asla tamamlanmaz. Freud bile 1915'teki bir makalede baskının eksik olduğunun farkındaydı. Hem Freud hem de Marcuse, bastırılmış içgüdülerin asla gitmediğini kabul eder, ancak kendilerini öyle ya da böyle savunmaya devam ederler. Kültürün kurucusu olan erotik dürtü, ölüm içgüdüsü ile çatışmasında kendini savunmaya devam ediyor. Marcuse'a göre, mutluluk ve zevk için erotik dürtü fanteziler, sanat ve ütopik vizyonlarda yaşıyor.

Eros ve Medeniyet'in ikinci yarısı fantezi ve hayal gücünün çalışmalarına ayrılmıştır. Marcuse, Freud, Kant, Schiller ve diğerlerinin yeniden inşasının desteğiyle hayal gücünün özgürleştirici işlevi için bir dava oluşturur. Asıl mesele, hayal gücüyle daha iyi bir dünya hayal edebileceğimizdir. Bu niteliksel olarak daha iyi bir yaşam biçimi yaratmak için kaynaklar zaten mevcut olduğu sürece kör bir ütopik vizyon değildir.
184 syf.
tamamen freud'un uygarlık ve hoşnutsuzlukları adlı kitabının analizi sayılabilecek bir içeriğe sahip Marcuse eseri. marcuse'un fikirlerini de net bir şekilde görebildiğimiz bu kitapta freud kısıtlayıcı olmakla eleştirilirken marcuse'un özgürlükçü söylemlerini farketmemek imkansız. marcuse hakkında, ''sanırım hippi'' derken, ''make love, not war'' felsefesini de eleştirdiğini gördüm. bu noktada marcuse, uygarlık olgusunun dayanağını eros'un felsefesinde bulduğunu söylemek abes olmayacak. çünkü, ''bastırılma, uygarlık için keyifsiz bir zorunluluktur'' diyen freud'u yerden yere vurmakta ve oluşun yıkıcı misyonunun ancak özgür bireyci tercihten geçtiğini söyler. peki nedir bu özgür bireyci tercih? kısaca, özgürlük kavramının liberalleşme sonrası bir dönemde yorumlandığı ve özgürleşme kavramını dahi başkalaştırdığı garip bir tutum. ve bu tutum dünyaya hakim.

tabi konu eros, uygarlık ve freud'un uygarlığın hoşnutsuzlukları tespitleri olunca konumuz otomatikman haz ilkesine bağlanıyor. freud bu konuda oldukça tutarlı ve haz ile gerçeklik kavramlarının birbirlerinin besleyicisi olduğunu, hazzın gerçekleştirilmesi uygarlığın çöküşü anlamına geleceğini, uygarlığın ise (özellikle batı) baskıdan beslendiğini öne sürer. bu noktada marcuse'un fikirlerini okuyamıyoruz. çünkü karşı çıkamıyor. göremeyince marcuse'a gülmedim değil.

marcuse'un freud muhalefetini okurken gözüme çarpan bir detay da marcuse'un sosyalist bir toplum yapısı ön görmesi oldu. halbuki sosyalist toplumda eros felsefesi değil, kısmen de olsa freud felsefesi geçerliydi. marcuse baskıcı olmayan bir süblimasyonu hedeflerken gözden kaçırdığı nokta freud'un objektif teşhislerinin aslında eleştirilecek yanının olmadığıydı.

eros felsefesi kapitalist bir içeriğe sahiptir çünkü. en basit denklemiyle; boş zaman + tüketim = haz tandaslıdır. marcuse'un özgür bireyci tercih duruşu tam olarak bu felsefenin uygulamasının adıdır. üslubu hiç sivriltmeden eleştiri okları freud'a dönmüş bu kitapta üstü kapalı bir şekilde. ve sonda yine marks-freud olumlamasıyla konuyu kapatmış canım yazar. kronik muhalif sanırım.. ama güzel yazıyor.
96 syf.
·42 günde·Beğendi·7/10
Gecenin 01:59'unda ne derdim vardı da şu incelemeyi yazdım? Bitirince kendime ağız tadıyla girişeceğim. Hatta şarj aletinin sapıyla girişeceğim kendime. Ama kabahat Marcuse'nin!

Bütün mesele dünyanın halk ayaklanmalarıyla ve toplumsal hareketlerle çalkalandığı o meşhur dönemde, Marcuse'nin yazmaya cüret etmesinde saklı. 1969 yılında, Sol'un vaziyetinin pek de parlak olmadığı, Marksizmin göz bebeği olan işçi sınıfının devrim yapsalar bile bir halta yaramayacak kadar bulanık olan durumunun ve Batı kapitalizminin dişlerini toplumsal hayata geçirmesine güya karşı duracak olan fakat görülen o ki kendisini o çarkın içerisinde görmekten pek de rahatsızlık duymayan Sovyetlerin olduğu dönemde, her şey tam da olmaması gerektiği gibiyken bu deneme Marcuse'nin itirazıydı. O, "bari tabutum uzun olsun" diyen cüceydi. Kaldı ki bu inceleme uzun. Demiş olayım.

Marcuse'nin Marsizmi reddetmeyen -sitedeki incelemenin ilk boşluğu buydu-, aksine devrimin teşviki için teorik oyalamalardan öteye geçip fiili olarak bir şeyler yapmayı vazeden duruşu onu klasik ütopya anlayışından farklı bir yere koyuyor. Orwellci sahte-demokrasinin uzağında, Marksizmin ütopik-spekülasyondan sıyrılma çabasının yanında Marcuse'nin özgün ütopyası, gerçeğin sıfır noktasında bir yerde duruyor. Hayal olmayan, bir kıvılcım bekleyen ve birgün mutlaka olacak olan ütopya. Olması hayal edilen ütopyadan farklı bir noktada...

Kitabın derdi burada başlıyor çünkü özlenen ve daha önce doğal olarak sahip olunan özgürlüğün tekrar fakat bu kez daha sağlam şekilde sahiplenilmesi için gerekli olan başkaldırı giderek bürokratikleşen ve homojenleşen sosyalist bir çevreden geliyordu. Çin'de, Vietnam'da, Küba'da, hatta Latin Amerika'da bile aynı "yıkıcı güç" Büyük Reddedişi diri tutuyordu. Elbette Marcus bu yıkıcı gücün kapitalizm karşısında zafer kazanacağını düşünmüyordu. Yine de ekseriyeti öğrenci grupları ve gettolardan oluşan bu grupların kazanamasalar bile arzularının dindirilemeyecek olduğuna inancı yüksekti. Yeter ki parola ihmal edilmesindi: "sömürü düzeninin özgürlüklerinden de özgürleşmek." Bu da gösteriyor ki Marcuse'nin özgürlük tanımının kendisi bir kere kendisinden doğan bir anlamı karşılıyor. Zaten ilerleyen sayfalarda özgürlüğün ne olduğunu değil fakat özgürlüğün ne olmadığı üzerine açık yargılarını esirgemiyor Marcuse: o (özgürlük), tahakküm altında rekabetçi olmayan, yaşamın saldırgan, vahşi ve çirkinliğine biat etmeyen bir duruştur. Bu tanımı anlamak zor değildir çünkü açıkça insanın arzu ve doyumlarına sistemin talepleri lehine biat etmemesi telkin edilir. Özgür insan budur.

Bunca meşruiyet üretmenin yanında bir de meşru devrim zemini olmalı ki Marcuse için bu çocuk oyuncağıdır. Onun nezdinde dönemin toplumu "müstehcen" toplumdur. Bu kavram, cinsellikle doğrudan bağıntılı değil fakat büsbütün ayrıksı da değil. Dönemin toplumu -uzağa gitmeye gerek yok aslında, günümüz toplumu- boğucu bir boğlukta mal ürettiği ve kurbanlarının yaşam ihtiyaçları gün gibi ortadayken onları ihtiyaçlarından yoksun bırakarak bu malları ahlaksızca sergilediği için; politikacılarının eylem, söz, dua, gülümsemelerinde bile cehalet olduğu; sömürüyü meşru ve gerekli göstermek adına insanı tek boyutlu hale sokmaya cüret ettiğimizde için "müstehcendir." Nokta. Bitti. Böyle bir toplum modeline karşı başkaldırı özgür olmanın önkoşuludur.

Buraya kadar aktardıklarım "neden özgür olmalı" sorusunun cevaplarıydı. Kitabın bu soruya alt başlıkları da var. Süsü kaçmasın diye yazmayacağım. Dileyen olursa ayrıca sorar, ayrıca cevap alır. Şuurlu okumalar.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Alanına ve konusuna göre kıyaslama yaptığım takdirde herhangi bir şey üzerindeki beğeni oranımın çıtasını yükseklere çıkaran bir kitap diyebilirim. Kendi fikirlerimi söyleme kısmına geçmeden önce, rahatlıkla söyleyebilirim ki arka kapak yazısı bile tek başına yeterli bir inceleme olmuş. Ama ben buna "Sol'un teorik ve pratik yeniden inşası" demezdim, yazar dahi bunu kastediyor olsa bile.

Özgürlük Üzerine Bir Deneme, yalnızca doksan bir sayfadan oluşan kısacık bir kitap, fakat bu yanıltıcı olmamalı, iki hatta belki de üç katı kadar sayfa sayısına sahip bir inceleme-kitaptan çok daha tatmin edici. Peki neden bu kadar göklere çıkardım? Yaptım bunu çünkü yalnızca benzer alıntıların bir araya getirilmesinden oluşan, böylece okuyucuyu zorlarken konudan saptıran birçok kitaba karşın Mercuse'ninki oldukça basit bir dile sahip, dolayısıyla anlaşılır, fakat bunlara rağmen akademik olmaktan uzaklaşma durumunda değil. Birinci sebep buydu. İkincisiyse, Frankfurt Okulu'na aşinaysanız tahmin edebileceğiniz bir sebep aslında: onların eleştirel teorisi. Mercuse, "fiili olan ideal olandan epeyce sapabilir" derken savunuculuğunu yaptığı Marksizmi; "eski lüksler temel ihtiyaçlar haline geldi" derken de şirket kapitalizmini eleştiriyor. Elbette bunlar yalnızca basit örnekler, dahası kitapla birlikte zihninize oturuyor.

Herbert Mercuse'nin dünyası, ütopyası değil, özgürlüğün temel alındığı bambaşka bir dünya üzerine kurulu, adından da anlaşılacağı gibi. Korkunç taraflı bir hali yok, bir şey üzerine inceleme yazdığını iddia eden birçok insana karşın yazarın üslubu olabildiğince nesnel ve kesinlikle yorucu değil. "Bilincin toplum mühendisliği ile tutuklanması"ndan tutun da, "rekabetçi performans ve standartlaştırılmış eğlence"ye kadar, her kesim, her düşünceden insana hitap eden bir eleştiri mekanizmasıyla karşılaşıyoruz. Fakat katiyen hakaret bombardımanı değil.

Toplumdan, işleyişten ziyade kendinizi eleştireceğiniz, sorgulayacağınız bir kitap bu. "İnsanlığa karşı işlenmiş suçların kefaretini ödemiş olmayacak, fakat bunları durdurabilecek ve yeniden başlamalarını engelleyebilecek" bireyler olabilmemiz dileğiyle. Dikkatli okumalar.
Derida
Derida Tek Boyutlu İnsan'ı inceledi.
@Derida·28 Mar 14:49·Kitabı okumadı
Marcuse frankfurt okulunun ( adorno benjamin horkhemier ) en önemli temsilcilerinden bir tanesidir. Kitle kültürü tartışmalarında önemli bir yeri vardır. Aşırı teknik gelişmişlik ve görece özgür toplumlarda medya aygıtı ve endüstriyel kültür metaları tarafından yurttaşların tutsak alındığını ve özgürlüğün sözde bir fikir olarak varolduğunu söyler. Marcuse göre yurttaşların katılmaya zorlandığı ( görece zorlanma maruz kalma) yoz kitle kültürü özgür bireyin en önemli düşmanıdır. Frankfurt okulu düşünürlerini doğru anlayabilmek için negatif diyalektik ve bu düşünürlerin tarihsel materyalizme bakışlarını doğru algılamak şart. ( bu konuda daha ileri okumalar için Martin Jay Negatif Diyalektik kitabı ile başlanabilir.)
124 syf.
·Puan vermedi
İnce bir kitap olmasına rağmen içerik olarak terimsel ifadelerin çok kullanıldığı yoğun bir anlatıma sahip bundan dolayı ilk okumada zorlandığımı hissettim ama sonraki okumamda içerik daha çok netleşşti. okumayı düşünen arkadaşlara tavsiyem hemen sıkılıp bırakmayın gerekirse ikincibir okuma yapın.
199 syf.
·Puan vermedi
Ahlak, organizmanın, belki de şiddete karşı koyma ve "daha fazla yaşam" birimi üretme ve koruma yönündeki erotik dürtüden kaynaklanan bir eğilimidir..

Yazarın biyografisi

Adı:
Herbert Marcuse
Unvan:
Amerikalı Düşünür ve Yazar
Doğum:
Batı Berlin, 19 Temmuz 1898
Ölüm:
Starnberg, Almanya, 29 Haziran 1979
Frankfurt Okulu mensuplarından biri olan Marcuse, Marksist kuramı, 1920'den başlayarak değişen tarihsel koşullarla uyumlu hale getirmenin mücadelesini vermiştir. Bu amaçla, eleştirel Marksizmin kendi versiyonunu öne süren ve 1960'lı yıllardan başlayarak uluslararası bir ün kazanan Marcuse, Amerika Birleşik Devletleri'yle Avrupa'daki yeni sol hareketin destekçisi ve savunucusu olmuştur. O, söz konusu eleştirinin ardından, estetik ve biyolojik değerlerin yüceltildiği bir toplum düzeni arayışına girmiştir. Geleceğin toplumuna ilişkin görüşleriyle özgürlükçü bir komünist olarak nitelenen Marcuse, özgür, güzel, aydınlık, cinsel içgüdülerin bastırılmadığı, herkesin yeteneğine göre özgürce çalıştığı, çalışmanın bir oyun haline getirildiği, devletin baskıcı görevine gerek duyulmayan bir toplum düzenini özlemiştir.

Marcuse'ün çalışmasının temeli, baskının bütün sistemlerini kapsayan, iddia ve tartışmayı denetim altına alan bütün muhalefet şekillerini ortadan kaldıran gelişmiş sanayi toplumun -yani "baskıcı hoşgörü'nün- ortaya konulmasıdır. Bu "tek boyutlu toplum" a karşı Marcuse, sadece ütopik bir geleceği kabul etmedi, aynı zamanda Üçüncü Dünyadaki öğrenciler, etnik azınlıklar, kadın ve işçiler gibi gruplara güvenen geleneksel çalışan sınıfa devrimci bir güç olarak baktı. Marcuse' ün önemli çalışmaları şunlardır: Reasom and Revolution (Akıl ve Devrim, 1941), Eros and Civilization (Eros ve Medeniyet, 1958) ve One Dimensional Man (Tek Boyutlu İnsan, 1964).

Yazar istatistikleri

  • 25 okur beğendi.
  • 54 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 136 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.