Hilmi Yavuz

Hilmi Yavuz

YazarÇevirmenEditör
8.0/10
261 Kişi
·
966
Okunma
·
129
Beğeni
·
8249
Gösterim
Adı:
Hilmi Yavuz
Unvan:
Türk yazar, şair
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 14 Nisan 1936
Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İngiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli yayınevleri ve ansiklopedilerde görev aldı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çeşitli dergilerde "Ali Hikmet" imzasıyla inceleme, eleştiri ve denemeler yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiirleri Kabataş Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çıkan "Dönüm" dergisinde yayınlandı. Bu dönemde daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi. Halen Zaman gazetesinde kültür yazılarına ve Bilkent Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir. Ayrıca İpek Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Talat Halman tarafından Şairi Azam sıfatı verilmiştir. BuTalat Halman ve Hilmi Yavuz arasındaki mizahi diyaloğun bir örneğidir.
128 syf.
Kitap öncelikle şairin konferans konuşmasının bir dergide yayınlanmış haliyle başlıyor. Burda şair çocukluğunu ve şiirlerini yazarken aldığı ilhamı anlatıyor. O kadar yararlı olmuş ki okurken neden burda böyle yazmış diye düşünmedim hiç. Çocukluğunun kırsal alanlarda geçmesinden dolayı pastoral havası var ki ben de kendimi ekin tarlalarında, o kırmızı gelincikler arasındaymış gibi hissederek okudum.
Adını çok duyduğum ama hiç okumadığım bir şair olan Pablo Neruda ile bu kitapta tam anlamıyla tanıştım ve artık favori şairlerim arasında. Kitabın yeni baskısı olmaması sinir bozucu. O kadar kötü şairlerin defalarca baskısı varken neden diye soruyorum sadece! Çok uzatmayım, çok çok beğendim muntazam bir kitap. Kitabın son dizelerini incelemeye sakladım umarım okursunuz. :) Muazzam şiirler var ama en beğendiğim üç tanesini burda paylaşacağım. Duygu yüklü okumalar :)

#55863609

#55854603

#55850984


NOKTA
Acılardan daha büyük bir yer yoktur
Bir tek evren var, o da kanayan bir evren.
80 syf.
·Beğendi·10/10
Hatıra: Bu kitabı bir akşamüstünde okumuştum. Tarih 18 Şubat 2018. Ve kitabın 19. sayfasına bir not düşmüşüm. Ertesi günde hayatımın kıymetiyle tanışacağımı bilmeden onu arıyor oluşumu dile getirmişim.
"Günün en hüzünlü vaktine yürüyor
Akreple yelkovan...
Günün sürüklenişi
Ve kapanış seremonisi.
Sıkıntı başrol,
Hüzün yağmur,
Keder iç yangını.
Ve ben seni hep bu anlarda aradım..."
*****
Yorum: Bir yandan hatıra bir yandan hasret, biraz şiir biraz nedâmet, en çok felsefe ve bolca hikmet...
Kitap tür itibariyle bir deneme. Ancak bir roman gibi sürüklendim peşinden. Muazzam bir eser. Gereksiz denebilecek bir kelime ve sığ ifadeler yok. Çokça fazla cümleye yer vermeden net bir şekilde anlatılmış anlatılmak istenen. Bir yaz rüyasına ya da filozoflar toplantısına düşmüş hissi uyandırıyor okurken.
Ziyadesiyle etkilendim.
Hilm gibi Yavuz yazılar...
128 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar tüm şairler bizimdir. Aşklarımız, yalnizliklarimiz, çektiklerimiz, hislerimiz, yoksulluğumuz, adaletli bir güzel dünya arzumuz... Pablo Neruda belki hiç bizi tanımadı ama öylesine yakın öylesine bizden ki şiirleri dünyanın dili benim için.

SERENAD
Sen benim derimden çok daha benimsin. Seni ararken
İçimde, damarlarımda, kanımda, ışıkla örülmüş 
Gizemli dokularımda şendin bulduğum.
Sanki kandın sen
Taştın, azıktın.
Bense dışında kaldım aklın, çılgınlığın, giysilerin, 
Eski bir karanlık ve ormanlar soyundan geliyorum,
Ama tıpkı bir kuyudaymış gibi iki büklüm girip 
Kör bir adam gibi el yordamıyla 
Yolumu bulmaya çalışırken topraklarımda, 
Adımlarıma yön verecek parmaklıklar yoksa da 
Vardır senin gülünün büyümesi
evimde 
İçimde büyümeyi sürdürüyorsun,
Köklerin çok derinde
Yapraklarında parmak uçlarımı yakmadan 
Gözlerine dokunmam olanaksız 
Susuzluğumda bedeninin yangınları tutuşur 
Kurar yüzünün yaprakları yokluğunu 
‘Kim var orada, kim var orada?’ diye sorarım sanki gecenin
Geç saatlerinde 
Birisi kapımı çalmış gibi
Bir de bakarım ki boşluğun ortasında rüzgârdan başka bir şey yoktur 
Sulardan, ağaçlardan, gündüzleyin yaktığımız 
Ateşlerden sönmeye yüz tutmuş 
Sanki hiçbir şey yokmuş da 
Var olan her şey oradaymış gibi 
Sanki yeryüzünün bütün toprakları kapımı tıklatıyormuş gibi
Adsız, yaşam gibi belirsiz
Filizlenen bitkiler ve çamur gibi bulanık,
Gözlerimi kapar kapamaz uyanırsın canevimde
Ben toprağa uzanınca doğarsın uçuşan tozlar gibi,
Yatağını aşındıran nehir
Birbirine dolanmış çıplak ağaç köklerini koruyarak büyürse 
Sen de onlar gibi büyürsün bende
O nasıl karanlığıyla birlikteyse, sen de benimle birliktesin 
İşte kan ya da buğday, toprak ya da ateş 
Yaşarız burada, bir tek bitkiymiş
gibi 
Yapraklarının anlamını bilmeyen.
192 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Metinlerarasılığın haddinden fazla kullanıldığı anlatı...
Yazarın yer yer benimle tartışması ayrı hoşuma gitti. Benimle konuşması bir Victor Hugo esinlenmişliği çağrıştırdı.
Kitap üç anlatıdan oluşuyor, roman diye çıkılmış seyahat, anlatı olarak tamamlanmış. Çoğu zaman anlayamadığım kısımlar oldu, benimle oyun mu oynuyor dediğim de oldu, ama sonu merak uyandıran farklı bir tarz.
128 syf.
Pablo Neruda’yı “Il Postino” adlı bir filmde duymuştum. Kitaplarını o zaman okumalıyım demiştim. Filmi izlemenizi de tavsiye ederim.

Kitaba yazarın bir konferansta hayatını, daha çok çocukluğunu ve şiirini anlattığı bir yazı ile başlıyoruz. Daha sonrada bir gazete haber metni koymuşlar. Ardından şiirler başlıyor. İçerisinde seçme şiirler yer alıyor. Şairlerin çoğu benzer konuları işliyor. Aynı konu derken değinmedikleri konularda yok. Aşk, Sevgi, Ölüm, Savaş, Yalnızlık, Doğa ve bazen siyasi konuları da görebilirsiniz.

“Acılardan daha büyük bir yer yoktur
Bir tek evren var, o da kanayan bir evren.”
Nokta adına sahip yukarıdaki dizelerin olduğu şiir ile bitmesi manidar olmuş.

Elimde bulunmadığı için otobüs yolculuğu sırasında telefondan okuduğum bir kitap oldu. Güzel şiirler vardı içerisinde ama öyle başucu kitabı yapacağım türde değildi. Belki de bu şekilde okuduğum içindir. Çünkü şiirleri akşamları ağır ağır çalan bir fon müziği eşliğinde yalnız başıma okumayı seviyorum.
240 syf.
·Puan vermedi
"Hüzün ki en çok yakışandır bize" cümlesiyle ilgimi çekmiş olan kitaptır.Deneme türünde olan bu eser Hilmi Yavuz'un hayatında yolculuğa çıkarıyor bizleri.
Yedi bölümden oluşan ve her bölüm insanı düşündüren bir cümleyle başlar...
199 syf.
·5 günde·Beğendi·6/10
Hilmi Yavuz'un bu kitabının büyük çoğunluğu felsefi analizleri içeriyor. Kuram-dil bağlantısı,ülkemizde felsefe eğitimi, soyut-somut ilişkisi, varlık ve zaman, fikirler ve sınırlar gibi başlıklar üzerine yazılmış makalelerin yanında Wittgenstein'dan Derrida'ya, Nietzsche'den, Kierkegaar'a, Marx'dan Saussure kadar çeşitli isimleri ve kuramları karşılaştırarak felsefi bir ufuk yaratıyor. Ayrıca Hilmi Yavuz kitabında kendi makalelerine yapılan eleştirilere de polemiksel bağlamda cevaplar vermiştir. Kitap yer yer ciddi bir felsefi ve kuramsal bir bilgi ve donanim gerektirse de felsefe sevenler için doyurucu olacaktır.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Lirik-olan, tin’i kötülüklerden arındırır.

Ben, lirik-olan her ne ise, onunla yaşamayı yeğledim. Ve kötülüklerden arınmak için yazdım bu ‘Defterler’i.

Bu nedenle de adı “Lirik Defterler” olsun istedim.

Hilmi Yavuz'un deneme kitabı. Bazı metaforları ve felsefi değerlendirmeleri anlamak zorlasa da keyifle okunacak bir eser.
240 syf.
·10/10
Yazdan çıktık. Eylülü geçtik. İşte ekimin son günlerindeyiz. Aslında bu aralar olmak istediğim yer, sonbaharın tüm renklerinin serapa sergilendiği Abant’tır. Düşünsene elinde Hilmi Yavuz’dan Hüzün ve Ben, masanda dumanı üstünde köpüklü kahven. Etrafında uçuşan sarı kırmızı ağırlıklı rengârenk yapraklar. Ve belki de kitaptan başını kaldırdığın anda uzaktan gelen ses Yıldırım Gürses: “Her sonbahar gelişinde/ Sarı sarı yapraklarla/ Kuru dallar arasında / Sen gelirsin aklıma.” Düşündüm sadece, ne şimdi Abant’tayım, ne de yanımda kahve var. Bütün bunlara bedel sadece Hüzün ve Ben var.

Kitap yedi bölümden oluşuyor: “Zamansız bahçeler kucakladım”, “Geçiyorum mevsim gibi kapından.”, “Havz-ı hayalin sularında”, “Ah bellek, acı bellek.”, “Hayali cihan değer”, “Ölüler ölmemişti daha”, “Hüzün ki en çok yakışandır bize” Daha ilk sayfasında ilk paragrafta bir cümle dikkatimi çekiyor: “Anneniz öldü. Annemin ölümü! Beklemiyordum ki.” Kim annesinin ölümünü bekler ki. Kimse. Ne yalan söyleyeyim belki ben beklerdim. En azından bir yerlerde hayatıma dokunurdu. En azından bekleme duygusunun ayırdına varacağım zamanlar kadar annem olurdu. Hilmi Yavuz anneyi lirik olarak tanımlıyor.”Evet, lirik! Onu kesinliyorum şimdi. Derûnî ve mistik olanı annemle yaşadım. Babam konuşarak, annem susarak dönüştürdüler tinimi.” Ah işte kendim de belki annesizlikle, şefkat ve merhamet hasretiyle dönüştürmüşümdür tinimi. Kimbilir?

“Annemle karanlık geceler bazı çıkardık. Başları beyaz tülbentli kadınlar, güzel yüzlü ıtırlı kadınlardı; birbirlerine bakarak söze gerek yoktu, anlamayı bilen kadınlar! Bir dokunuşta dönüştürmüşlerdi sözleri, öyle onaylıyorlardı birbirlerini, derin ve gizemli bakışlıydılar. Bembeyaz tülbentler, ıtırlıydılar ve onlar o kadar ferah ve aydınlıktılar ki, o odalarda çiçek işlemeli gaz lambasının ışığından daha fazlası vardı, -tülbentlerin aydınlığı…” Ben de hatıralardayım işte. Bir komşu evde ağlıyorum belki de ağlatılıyorum. Kulağımda cümleler “Hani sen de analığına bir tülbent alsan, onun gönlünü etsen.”

Tamam, bugünlük bu kadar hüzün yeter. Bıraktım kitabı yanıma. Kalktım. Biraz dolaşmaya ihtiyacım vardı.

Ertesi gün. Çay kokuları odamı dolduruyor. Hilmi Yavuz’un kar düşüncelerini okuyorum. Gençlik yıllarında karların birikmesinden zevk duyarken, olgunluk zamanlarında karların erimesinden hüzün duyuyor. Yazarlar, şairler, şiirler, hikâyelerden kesitler, bir taraftan çayın kokusu, dalıp gidiyorum Hilmi Yavuz’la. İlk okumalar, Bursa, Emir Sultan, Erguvan Bayramı. Anton Çehov. Yahya Kemal. Geçmiş Yaz Defterleri. Ve bir şiir: “her şey nasıl da bütündü bir zaman/ şimdi bahçe eksik, güllerse yarım/ kar yağar, hüzün bile yok ve nerdesiniz,/ âh evet, nerdesiniz, yok saydıklarım?”

İşte kitabın son sayfasından bir alıntı: “Bir şiirimde, ‘hüzün ki en çok yakışandır bize’ diye yazmıştım, adım o günden bu yana ‘hüzün şairi’ne çıktı. Yanlış anlaşılmak istemem, benimki sadece bir saptama… Bizim kültürümüz bir ‘hüzün kültürü’dür; hüzün sanki kimliğimizin ‘olmazsa olmaz’ bir parçasıdır, demek istemiştim ben.”

Aslında ben Hilmi Yavuz’dan ilk defa bir kitap okuyorum. Kitabını öyle özellikle de sorup almışlığım yok. Tüyap Kitap Fuarı’nı geziyordum. Baktım şairimiz oturuyor tek başına, hüzünle. Önünde kitapları. İşte günün anısı olarak öylece seçmiştim Hüzün ve Ben’i. Konuştuğumuzu değil ama, tebessümleştiğimizi hatırlıyorum. Lutfedip yazdı: “Çok sevgili kardeşim ‘Sait Köşk’ içün. Hilmi Yavuz. Muhabbetle. Tüyap: 2 Kasım 2013” İki yıldır okunacaklar arasında bekledi kitap. İşte bugüneymiş kısmet. Okudukça anladım ki, bir büyük yazarı daha geç tanımışım. Şimdi masamda onun iki kitabı daha var. Birincisi hatıralarını içeren denemeleri “Geçmiş Yaz Defterleri&Bulanık Defterler” Diğeri ise şiirlerini içeren “Toplu Şiirler 1969-2012 Büyü’sün Yaz”

Hüzün ve Ben’de yazar daha çok kendini anlatıyor. Yürüdüğü yolları, okuduğu kitapları, arkadaşlarını, uçurtmalarını, ilk aşk ilk heyecanını. İlk yazıda annesinden bahsediyordu ya, işte son yazısında da soruyor: “Yaş Yetmiş Beş Yolun Neresi Eder?”

İşte kitaptan altını çizdiğim satırlar:
*Hüzünden, acıdan ve merhametten geçmeyen bir ‘zaman’ın anlamı var mıdır;-yoktur!
*Lumpen kültürün, her şeyi görünmeye, görünür olmaya endekslediği bir dünyanın sirke; o dünyada yaşayanların da sirk hayvanlarına, zebralara benzemelerinden daha doğal ne olabilir?”
*Büyük şiirler, uçurum gibidirler, baş dönmesi verirler insana.
*İyi okurlar, belki de yalnız çocukların arasından çıkıyor. Kimbilir?
*Türk insanını anlamak, onun hüznünü anlamaktan geçiyor.
*Yapılacak hiçbir şey kalmadığında, bu dünyaya katlanmanın büyülü yollarından biridir hüzün. Bir muhalefettir.
*Bir mesleği sevmek, onu iyi yapabilmenin ön koşuludur.
192 syf.
·Puan vermedi
Kitabın asıl meselesidir kitabı anlayamamak. Hilmi hocanın poatmodern tarzda yazdığı çok nadide bir eser. Dikkatli bir okur bulmak ister karşısında düşünün bir takipçi umar. Bu yüzdende postmodern tekniği tercih eder çokta başarılı yazar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hilmi Yavuz
Unvan:
Türk yazar, şair
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 14 Nisan 1936
Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İngiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli yayınevleri ve ansiklopedilerde görev aldı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çeşitli dergilerde "Ali Hikmet" imzasıyla inceleme, eleştiri ve denemeler yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiirleri Kabataş Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çıkan "Dönüm" dergisinde yayınlandı. Bu dönemde daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi. Halen Zaman gazetesinde kültür yazılarına ve Bilkent Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir. Ayrıca İpek Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Talat Halman tarafından Şairi Azam sıfatı verilmiştir. BuTalat Halman ve Hilmi Yavuz arasındaki mizahi diyaloğun bir örneğidir.

Yazar istatistikleri

  • 129 okur beğendi.
  • 966 okur okudu.
  • 29 okur okuyor.
  • 624 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları