Hıncal Uluç

Hıncal Uluç

Yazar
6.5/10
63 Kişi
·
212
Okunma
·
5
Beğeni
·
1826
Gösterim
Adı:
Hıncal Uluç
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Kilis, Türkiye, 1 Kasım 1939
Hıncal Uluç (d. 1 Kasım 1939, Kilis, Türkiye), Türk gazeteci, yazar.

Subay olan babası Fuat Uluç, II. Dünya Savaşı sırasında Alman tanklarının manevra yaptığı Bulgar sınırında görevli olması nedeniyle, üç yaşına kadar anneanne ve teyzesi tarafından büyütülmüştür. Sonra, babası Çaldıran'a tayin olduğunda aile tekrar birleşmiştir. Ardından tayinler nedeniyle ilkokula Bandırma'da başlamış, sonra 1950 yılında Kilis'te bitirmiştir. 1952 yılında Antakya'da ortaokula başlamış, geri kalan eğitimini de Ankara Kurtuluş Lisesi'nde tamamlamıştır.

1980 yılına kadar Ankara'da kalmıştır. Önce İngilizceyi öğrenme hevesi yüzünden İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne yazılmıştır. Bir sömestr sonunda tekrar Ankara'ya dönmüştür. Bir sene sonra da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanmıştır.

Bu arada Demokrat Parti'den ayrılmış bir grubun kurduğu Hürriyet Partisi, Yenigün adıyla bir yayın organı kurmuş, başına da Cihat Baban'ı getirmiştir. Mehmet Ali Kışlalı desteği ile 17 yaşında, sıkıyönetim gereği altı sayfa çıkan gazetenin spor sayfasını hazırlamaya başlamıştır.

Böylece gazeteciliğe adım atmıştır. Oktay Kurtböke, Güneş Tecelli, Başkurt Okaygün, Kurthan Fişek, Güngör Sayarı, Ercan Tan gibi isimlerle beraber çalışır. 1964 yılında Kutlu Aktaş, Burhan Özfatura gibi arkadaşlarıyla beraber mezun olmuştur. Bir yıl sonra da Mamak Muhabere Okulu'nda iki yıl askerlik yapmıştır.

Askerden döndüğü 1967 yılında, Mehmet Ali Kışlalı başta olmak üzere eski Yenigün ekibinin çıkardığı Yankı'da çalışmaya başlamıştır. Oktay Kurtböke de Cumhuriyet gazetesi yayın yönetmeni olduğu için Yankı ile paralel burada da haftada iki gün spor yazıları yazmaya başlamıştır, TRT kurulunca pazartesi günleri de yine Cumhuriyet'e tam sayfa TV sayfası yapmıştır.

1980 senesinde Gelişim Yayınları'nın sahibi Ercan Arıklı ile bir dergi çıkarmak üzere İstanbul'a gelmiştir. Ardından Zafer Mutlu'nun daveti ile 1990 senesinde Sabah'ta yazmaya başlamıştır.

1994 yılında uğradığı silahlı saldırı sonucu topuğundan vurulmuştur. 2004 yılında Antalya Valisi Alaaddin Yüksel hakkında yazdığı yazı nedeniyle, 2008 yılında 1 ay hapis ve 898 YTL cezaya çarptırılmıştır. Halen Sabah'ta yazarlık ve NTV'de yayınlanan 90 Dakika programında yorumculuk yapmaktadır.

Hıncal Uluç, Defne Joy Foster'in ölümünden sonra Bu nasıl bir mahalle baskısıdır?.. isimli yazısı üzerine yargılandı ve ceza aldı.
Gecenin bir vakti evin önünde, arabanızdan inerken, evin ışıklarını yanık bulmayı istersiniz. Sadece bunu istersiniz. “Evde biri var. Kapıyı çaldığınızda keyif çığlıkları atarak koşacak, boynunuza sarılacak,” diye düşünürsünüz. Işığı gördünüz mü, sokağın ayazını yaşamazsınız bile... Öylesine ısıtır içinizi camlardan sızan loş ışık demetleri.
“Bugünün gençlerine üzülüyorum, birbirlerinin kulağına aşk şiirleri fısıldamıyor, Ümit Yaşar’ı tanımıyorlar. Özdemir Asaf’tan haberleri olmadığı için, ‘ bir kelimeye bin anlam’ yükleyip birbirlerine seslenemiyorlar.”
162 syf.
·Beğendi·8/10
GELİN KIRALIM ÖN YARGILARIMIZI, TANIYIN ŞU ADAMIN YAZAR TARAFINI

Hıncal Uluç 80 yaşında. Bu da demek oluyor ki neresinden baksan Türkiye'nin 70 yılına tanıklık etmiş.. Az şey midir bu? Bazıları için garip kahkahasıyla gereksiz aykırı birisi, bazıları için içi boş bir zevzek, bazıları için yıllarca okumaktan vazgeçemediği bir köşe yazarı.

Şimdi sözü kendisine bırakıyorum, birkaç dakika okuyup kararı siz verin, umarım sıkılmanıza sebep olmam. Kısa sayılabilecek yazılarından oluşan bir kitap bu. Sadece birkaç yazısına değinerek,alıntılarla biraz olsun tanıtmaya çalışayım size "yazar" Hıncal Uluç'u..

-Anahtar.. Bu Ne Anahtar Sözcüktür Yaşamda.. ,

"Her eve gelişimde kapıyı anahtarla açmaktan yoruldum" demiştim. Ne güzeldir zili çalmak ve size birinin kapıyı açması. Bunu sağlamak için anahtarı bir başkasına vermeniz gerekir. Ki gelsiz sizden önce eve. Evi ısıtsın. Sımsıcak yapsın. Yuva yapsın. Kapıyı çaldığınızda koşsun, kucaklasın kapıda sizi. Mutluluk tariflerinden biri bu mu acaba?

Birini bulursunuz . "işte bu!" dersiniz. Anahtarı verirsiniz. Bu, özgürlüğünüzü terk edişiniz anlamına gelir. Bu, yüzük vermekten de öte bir sadakat yeminidir.

-Sevginin Ve Değerin Ölçüsü,

İnsanlar bazen kendilerini kandırır ya da şüpheye düşerler, "Ona karşı duygularım çok karışık.. Seviyor muyum acaba?" Sevginin ve değerin en yanılmaz ölçeği, tercihtir, önceliktir.

"Hadi sinemaya gidelim" dediğinizde arkadaşınız ," Tabi harika" demeden önce "Ne film oynuyor?" diyorsa hele hele ardından," Ben o filmi sevmem" deyip buluşma teklifiniz reddediyorsa mesela, bilin ki asıl sevdiği sinemadır. Siz değilsiniz. Siz ancak onun ilgisini çekecek bir film ve boş bir zamanını bulabilirseniz, onunla buluşabilirsiniz. Bunun adı da sevgi olamaz tabi. Sevgide önemli olan bir arada olmaktır. Sinema bahanedir sadece.
Düşünün bakalım, sevdiğinizi sandığınız insanın hayatınızdaki öncelik sırası nedir?

-Bir Kıssa.. Birkaç Tane De Hisse!.. ,

Adamın biri ıssız bir yolda dalgın dalgın giderken bir çukura yuvarlanmış. Uğraşmış, uğraşmış çıkamayınca "imdat!" diye bağırmaya başlamış. Bir doktor geçiyormuş çukurun yanından. Sesleri duyunca,cebinden defterini çıkarmış. Bir reçete yazıp atmış aşağıya ve yürüyüp gitmiş. Adam çığlık atmaya devam ederken bir rahip gelmiş çukurun başına. Aşağıdaki adamı görmüş. O da bir kağıt çıkarmış cebinden. Bir dua yazmış, çukura atmış, yürümüş gitmiş sonra.

Derken bir arkadaşı görünmüş çukurun başında. "Hey Joe!" diye bağırmış çukurun içindeki. "Benim ben dışarı çıkmama yardım eder misin?" Arkadaşı hemen çukura atlamış. "Sen deli misin?"diye çıkışmış imdat çağıran, "Şimdi ikimiz de çukurdayız." "Doğru" demiş arkadaşı. "İkimiz de çukurdayız ama ben bu çukura daha evvel de düşmüştüm ve nasıl çıkılacağını biliyorum.."

Öykü beni niye bu kadar fazla etkiledi, düşündürdü diye düşündüm. Böyle arkadaşlıklar giderek azalıyor belki de ondan. Uygarlaştıkça uzaklaşıyoruz birbirimizden. Bugünün arkadaşlıkları birlikte eğlenmek için daha çok.
Birlikte terlemek, birlikte savaşmak,sırt vermek,omuz vermek gerekince bakıyorsunuz pek bir yalnızsınız..

-İfade Edemeyen Millet,

Babamın annemi ne kadar çok sevdiğini, annemin öldüğü gece anladım. Annem yaşarken bu kadar güçlü, bu kadar derinden, bu kadar ölesiye sevildiğini duymuş, hissetmiş miydi acaba? Asıl onun hakkı değil miydi, benden önce bilmek..

Ah o anlatamamak.. Her şeyi söylemenin mümkün olduğu yerde bile anlatamamak..
Nahit Ulvi Akgün'e sığınırdım o zaman. O anlatırdı benim adıma, ikimiz adına her şeyi. Siz de öyle yapın.İfade edemeyince şiire sığının.

"Bir şey var aramızda
Senin bakışlarından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda"

-Babamı Bir Kez Daha Anarken,

"Anne tüfek" dedim. Ağlamaya başladı. Benim size bu satırları yazarken ağladığım gibi. Sıkıntı son haddine varmıştı ve babam anneme, "Benim çocuklarım bu bayram öksüz çocuklar gibi kalmayacaklar. Her zamanki gibi bayram yapacaklar. Tepeden tırnağa giydireceğiz, bayram sabahı elimi öperken harçlıklarını da vereceğiz hanım" demişti.

Neyle? İşte o tüfekle.Babamın bizlere sevgisi, atalardan gelen gururunun ve hayattaki en büyük keyfinin de çok ötesindeydi. Tereddüt bile etmemişti , bizim bayramımız için tüfeğini satarken. Sanki sözleşmişiz gibi, evde o tüfeğin lafı bir daha hiç edilmedi. Çünkü hepimiz, o tüfeklerin binlercesinden çok daha değerli bir şeye sahip olduğumuz biliyorduk. Sevgiye !..
-----------
Bunlar sadece birkaç yazıdan , kısa birkaç bölümdü. Eh artık size kalmış değerlendirmek..
162 syf.
·2 günde·8/10
Zevkine en çok güvendiğim arkadaşımın tavsiye ettiği kitabı okumamak olmazdı tabii ki.Bu nedenle kitaba en olumlu şekilde başladım. Ve hislerim beni yanıltmadı.Kitabı okurken aklıma sürekli Eşref Saat kitabı geldi. Bu tarz yazılan kitaplara bayılıyorum.
Hıncal Uluç'un köşesindeki seçme bölümlerden oluşuyor. Hepsi birbirinden harika. İçinde Özdemir Asaf'tan Ümit Yaşar Oğuzcan'a kadar herkes var. Atilla İlhan'ın Üçüncü Şahsın Şiiri'ni unutmamak gerek.‼️Üstelik kitabın fiyatı da çok uygun.Yani kitabı okumamak için hiçbir gerekçe yok.
Kapıyı Anahtarla Açmak = Yalnızlık = Kapıyı sana açacak kimsenin olmaması.
168 syf.
·1 günde
... Tesadüfen. Sevgi genelde böyle bulunur zaten.
Tesadüfen.

“Ve bir kez daha anladım ki, Sevgililer Günü’nü yaşamak için insanın sevgilisi olması gerekmiyor… Sevmesi yeterli… Seviyorsan gün senin…”

Hıncal Uluç

“…14 Şubat Sevgililer günü kutlamalarına en burun bükenler bile çaktırmadan düşünürler kendi kendilerine… Herkes sevilmek ister hesapsızca.”

Ayşe Özyılmazel
162 syf.
·Beğendi·8/10
Hıncal Uluç gibi despot bir duruştan beklenmeyen bir romantizmin kaleme dökülmüş hali. Yalnızlıktan, kapıyı anahtarla açmaktan, asansördeki selamlaşmanın bile ne kadar kıymetli olduğundan usta bir dille bahsetmiş sayın Hıncal Uluç. Okuduğumda içsel dünyası şaşırtmıştı beni. Yalnız olup mutlu olanın olmadığı bir dünyayı dile getirmiş ustalıkla..
104 syf.
Yıllar önce okunmuş ve okurken zaman zaman yazarın meşhur kahkahalarını duyar gibi olunmuş bir kitap. Bakış açınızı değiştirmiyor. Zaten bildiğiniz şeyleri anlatıyor ama tarz o kadar güzel ki sanki yeniden öğreniyorsunuz.
191 syf.
·Puan vermedi
Hepimiz çok önemli insanlarız.Kendimize önem verip vermediğimizi yaşamdaki eylem ve söylemlerimiz ile anlayabiliriz., Uluç'un gazetesindeki yazılarından meydana gelmiş bir kitap-güzel yerlere değinmişlikleri var.Hıncal uluç u her zaman gıcık buluurum ,ve onu bensememişimdir,lakin kitaplarında birilerinin duygularına tecrumanlık yapması,biraz olsun beni kendisine cekti..
162 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Spor yorumları nedeniyle neredeyse nefret ettiğim Hıncal Uluç'a hayranlık duymaya başladığım kitap.. Bu kitap sonrasında 7-8 kitabını satın aldım.. Duygu adamı, güzel insan Hıncal abi.. Keşke "Yaşamdan Dakikalar" v.b. gibi bir TV programı ile daha karşımıza çıksa..
104 syf.
·Puan vermedi
Aslında ilk elime aldığımda pek ciddiye almadığım bir kitap oldu. Nedenini okuduktan sonra anladım. Bulunduğumuz çağdaki unutulan duygu yani sevginin kapakta baskın gösterilmesiydi. Unutulan dedim. Çünkü anlamını yitiren bir nevi unutulandır benim için. Sevgiyi tüm gerçekliğiyle sağlıklılığıyla ve doğrusuyla gösteren bir kitap. Okuduktan sonra daha bir farklı bakmama neden oldu.
192 syf.
·18 günde·Beğendi·Puan vermedi
Zamanın en çok okunan yazarının gazetede yazdığı köle yazılarından derlenen bir kitap. Kitap, adını aldığı nihayete ermemiş büyük bir aşk hikayesi ile başlıyor..
195 syf.
·Puan vermedi
Kendisini cok tanımam sadece "Su testisi su yolunda kırılır" sözünden sonra nefret duyduğum kişidir.
Bu kitap elime dolaylı yollardan geçti. Özellikle satın almadım ama o kadar güzel bir dil kullanılmış ki, kahve icerek Hıncal Uluç la sohbet ediyormusum hissi uyandırdı. Surukleyici keyifli hos bir kitaptı. Hıncal Bey'in yurtdışı gezilerinden bahsediyor, yaşadıkları gördükleri. Kimi zaman tarihi bilgiler de veriyor. Gerçekten güzel bilgiler edindim.
Dip not: Okurken aşırı üzüldüm. 92-96 yılları yazılmış, o süreçteki gezileri konu alıyor ve paramız o kadar değerli kiii doya doya geziyor. Lüks vakit geçiriyor ve paralarını kucumsuyor. Cok ucuz cok ucuz diyor sürekli. Bugün? Hayir. Ulke disina çıkmayı birakin havaalanına ulasmak bile zor.
Diliyorum ki super guc olduğumuza inanan sizofrenler hizla tedavi olur da gencligimizin baharı parasizliktan ziyan olmaz.
Saygilar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hıncal Uluç
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Kilis, Türkiye, 1 Kasım 1939
Hıncal Uluç (d. 1 Kasım 1939, Kilis, Türkiye), Türk gazeteci, yazar.

Subay olan babası Fuat Uluç, II. Dünya Savaşı sırasında Alman tanklarının manevra yaptığı Bulgar sınırında görevli olması nedeniyle, üç yaşına kadar anneanne ve teyzesi tarafından büyütülmüştür. Sonra, babası Çaldıran'a tayin olduğunda aile tekrar birleşmiştir. Ardından tayinler nedeniyle ilkokula Bandırma'da başlamış, sonra 1950 yılında Kilis'te bitirmiştir. 1952 yılında Antakya'da ortaokula başlamış, geri kalan eğitimini de Ankara Kurtuluş Lisesi'nde tamamlamıştır.

1980 yılına kadar Ankara'da kalmıştır. Önce İngilizceyi öğrenme hevesi yüzünden İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne yazılmıştır. Bir sömestr sonunda tekrar Ankara'ya dönmüştür. Bir sene sonra da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanmıştır.

Bu arada Demokrat Parti'den ayrılmış bir grubun kurduğu Hürriyet Partisi, Yenigün adıyla bir yayın organı kurmuş, başına da Cihat Baban'ı getirmiştir. Mehmet Ali Kışlalı desteği ile 17 yaşında, sıkıyönetim gereği altı sayfa çıkan gazetenin spor sayfasını hazırlamaya başlamıştır.

Böylece gazeteciliğe adım atmıştır. Oktay Kurtböke, Güneş Tecelli, Başkurt Okaygün, Kurthan Fişek, Güngör Sayarı, Ercan Tan gibi isimlerle beraber çalışır. 1964 yılında Kutlu Aktaş, Burhan Özfatura gibi arkadaşlarıyla beraber mezun olmuştur. Bir yıl sonra da Mamak Muhabere Okulu'nda iki yıl askerlik yapmıştır.

Askerden döndüğü 1967 yılında, Mehmet Ali Kışlalı başta olmak üzere eski Yenigün ekibinin çıkardığı Yankı'da çalışmaya başlamıştır. Oktay Kurtböke de Cumhuriyet gazetesi yayın yönetmeni olduğu için Yankı ile paralel burada da haftada iki gün spor yazıları yazmaya başlamıştır, TRT kurulunca pazartesi günleri de yine Cumhuriyet'e tam sayfa TV sayfası yapmıştır.

1980 senesinde Gelişim Yayınları'nın sahibi Ercan Arıklı ile bir dergi çıkarmak üzere İstanbul'a gelmiştir. Ardından Zafer Mutlu'nun daveti ile 1990 senesinde Sabah'ta yazmaya başlamıştır.

1994 yılında uğradığı silahlı saldırı sonucu topuğundan vurulmuştur. 2004 yılında Antalya Valisi Alaaddin Yüksel hakkında yazdığı yazı nedeniyle, 2008 yılında 1 ay hapis ve 898 YTL cezaya çarptırılmıştır. Halen Sabah'ta yazarlık ve NTV'de yayınlanan 90 Dakika programında yorumculuk yapmaktadır.

Hıncal Uluç, Defne Joy Foster'in ölümünden sonra Bu nasıl bir mahalle baskısıdır?.. isimli yazısı üzerine yargılandı ve ceza aldı.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 212 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 87 okur okuyacak.