Hıncal Uluç

Hıncal Uluç

Yazar
6.8/10
37 Kişi
·
117
Okunma
·
5
Beğeni
·
1.520
Gösterim
Adı:
Hıncal Uluç
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Kilis, Türkiye, 1 Kasım 1939
Hıncal Uluç (d. 1 Kasım 1939, Kilis, Türkiye), Türk gazeteci, yazar.

Subay olan babası Fuat Uluç, II. Dünya Savaşı sırasında Alman tanklarının manevra yaptığı Bulgar sınırında görevli olması nedeniyle, üç yaşına kadar anneanne ve teyzesi tarafından büyütülmüştür. Sonra, babası Çaldıran'a tayin olduğunda aile tekrar birleşmiştir. Ardından tayinler nedeniyle ilkokula Bandırma'da başlamış, sonra 1950 yılında Kilis'te bitirmiştir. 1952 yılında Antakya'da ortaokula başlamış, geri kalan eğitimini de Ankara Kurtuluş Lisesi'nde tamamlamıştır.

1980 yılına kadar Ankara'da kalmıştır. Önce İngilizceyi öğrenme hevesi yüzünden İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne yazılmıştır. Bir sömestr sonunda tekrar Ankara'ya dönmüştür. Bir sene sonra da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanmıştır.

Bu arada Demokrat Parti'den ayrılmış bir grubun kurduğu Hürriyet Partisi, Yenigün adıyla bir yayın organı kurmuş, başına da Cihat Baban'ı getirmiştir. Mehmet Ali Kışlalı desteği ile 17 yaşında, sıkıyönetim gereği altı sayfa çıkan gazetenin spor sayfasını hazırlamaya başlamıştır.

Böylece gazeteciliğe adım atmıştır. Oktay Kurtböke, Güneş Tecelli, Başkurt Okaygün, Kurthan Fişek, Güngör Sayarı, Ercan Tan gibi isimlerle beraber çalışır. 1964 yılında Kutlu Aktaş, Burhan Özfatura gibi arkadaşlarıyla beraber mezun olmuştur. Bir yıl sonra da Mamak Muhabere Okulu'nda iki yıl askerlik yapmıştır.

Askerden döndüğü 1967 yılında, Mehmet Ali Kışlalı başta olmak üzere eski Yenigün ekibinin çıkardığı Yankı'da çalışmaya başlamıştır. Oktay Kurtböke de Cumhuriyet gazetesi yayın yönetmeni olduğu için Yankı ile paralel burada da haftada iki gün spor yazıları yazmaya başlamıştır, TRT kurulunca pazartesi günleri de yine Cumhuriyet'e tam sayfa TV sayfası yapmıştır.

1980 senesinde Gelişim Yayınları'nın sahibi Ercan Arıklı ile bir dergi çıkarmak üzere İstanbul'a gelmiştir. Ardından Zafer Mutlu'nun daveti ile 1990 senesinde Sabah'ta yazmaya başlamıştır.

1994 yılında uğradığı silahlı saldırı sonucu topuğundan vurulmuştur. 2004 yılında Antalya Valisi Alaaddin Yüksel hakkında yazdığı yazı nedeniyle, 2008 yılında 1 ay hapis ve 898 YTL cezaya çarptırılmıştır. Halen Sabah'ta yazarlık ve NTV'de yayınlanan 90 Dakika programında yorumculuk yapmaktadır.

Hıncal Uluç, Defne Joy Foster'in ölümünden sonra Bu nasıl bir mahalle baskısıdır?.. isimli yazısı üzerine yargılandı ve ceza aldı.
"Hayal gücü bir armağandır. Hayal gücü hayatın kaynağıdır. Büyük olmanın tohumlarıdır."
Hıncal Uluç
Sayfa 75 - Alfa Yayıncılık
Gecenin bir vakti evin önünde, arabanızdan inerken, evin ışıklarını yanık bulmayı istersiniz. Sadece bunu istersiniz. “Evde biri var. Kapıyı çaldığınızda keyif çığlıkları atarak koşacak, boynunuza sarılacak,” diye düşünürsünüz. Işığı gördünüz mü, sokağın ayazını yaşamazsınız bile... Öylesine ısıtır içinizi camlardan sızan loş ışık demetleri.
"Sen önemlisin! Bir yaprağın bile sana gelmesi için evrenin bütün kanunları birlikte hareket ediyor."
Hıncal Uluç
Sayfa 86 - Alfa Yayıncılık
“Bugünün gençlerine üzülüyorum, birbirlerinin kulağına aşk şiirleri fısıldamıyor, Ümit Yaşar’ı tanımıyorlar. Özdemir Asaf’tan haberleri olmadığı için, ‘ bir kelimeye bin anlam’ yükleyip birbirlerine seslenemiyorlar.”
Bir şey var aramızda,
Senin gözlerinden belli,
Benim yanan yüzümden.
Susuyoruz, arada bir,
Gülüşerek başlıyoruz söze.
Ne kadar gizlesek nafile,
Bir şey var aramızda,
Senin gözlerin ışıldıyor,
Benim dilimin ucunda...
"Üniversiteli delikanli kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı.Okul salonundaydı maç Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa göruyordu takımda.. Hoşlandıgını, fena halde hoşlandıgını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı degil, o güzel kızı izlediğini…Kız servis atarken hemen önunden geçti. Göz göze geldiler..Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok populerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı.Kimbilir, belki kız da ondan hoslanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmisti..Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlıda yerini degistirdi,o da karsıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndu.. Kızda gidiş gelişleri fark etmişti galiba..Bir defa daha gülümsedi.Manidar.. "anladım" der gibi bir gülümseyişti bu…Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü..Pazar günü,sabahın körunde kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım,o dünyalar şirini kizi gormek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu…Dahası..Ankara Koleji’nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek icin… Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme,çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır Olmuşlardı…O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gulumseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak,bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız çok şaşırdı ,karşısında,sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu.Arkadaştılar.Sonunda bütün cesaretini topladı,kaptana açıldı..O kızdan fena halde hoşlanıyordu.Galiba, kız da ona karşı boş degildi. Bir yerde,bir şekilde tanısmaları gerekiyordu…O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü… Kaptan "tabi" dedi… "Bu hafta sonu güzel bir konser var.Beraber, gitmeye karar vermistik zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız…"Mutluluk işte bu olmali" diye düşündü delikanlı.."Mutluluk işte bu …" Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı. Konser gününü de hiç ama hiç unutamadı.. O ne heyecandı öyle…Konserin verildigi sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokundugu anı da hiç unutmadı delikanlı..Voleybol takımı kaptanı, salona girdiklerinde,ustaca bir manevra daha yaptı Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.Inanamıyordu delikanlı..Onunla nihayet yan yana oturduğuna,onun sıcaklıgını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor….Delikanlı, sahne de dünyanın en romantik şarkısı soylenirken -o an dünyanın bütün sarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki icinde… Ama uzatamıyordu işte elini…Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki…Sonunda dayanamadi, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu…Kızın omuzuna değil.. Koltuğun uzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli,delikanlının elinin üzerine dokundu…Kalbi yerinden firlayacak gibi atıyordu artık genç adamın. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu cünkü… Konserden çıkarken, kız, sakalaştı…"Sizi her maçımızda görüyoruz.Alıstık nerdeyse…Yarın Adana’da maçımız var…Gözlerimiz sizi arayacak.. Hayır!, aramayacaktı…Delikanli o anda kararını vermisti çünkü..Cebinde onu otobüsle Adana’ya götürüp getirecek, hatta ögle yemeginde bir de, Adanakebap yedirecek kadar para vardi… Gece yarısı kalkan otobuse bindi.. Sabah erkenden Adana’ya indi. Mac saatine kadar başı boş dolaştı.Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken,salonda ki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan degildi sebep tabii..İlk sette kız farkın da bile degildi onun..Nerden olsundu ki? İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız farketti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifada biraz mutluluk,birazda gurur vardı sanki.. Ankara’nın hele Kolejde çok populer bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu…Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti.Tek kelime konuşmadan.. Konusmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti.O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona,o kadar çok sey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladi. Daha dogrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.Söylemek istedigi hersey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Ögleden sonrayı zor etti,Kolejin önüne gitmek için… Kızın karşıdan geldiğini gördü.Koşarak yanına gitti."Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl’in dört satırını okurken…

"Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne genç ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni bekledigim kadar!.."

Ertesi gün ögleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önundeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu…Bu defa yanında arkadaşları yoktu.Yanlızdı…Yaklastıgında işaret etti delikanliya..Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çagırıyordu işte…Kalbinin duracagını sandı yaklasırken… "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız..O’da heyecanlıydı,belli…"Bak iyi dinle.. dünkü satırlar için çok teşekkürler…Herhalde hissettin, bende senden hoslanıyorum… Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var.Ondanda hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha cok hoşlandıgıma.. Ve de şu anda, onu terketmem için bir sebep yok…Delikanlı : "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam,hayatında baska kimse olmazsa, ara beni" dedi hiç nefessiz… Ayrıldı kızın yanından..Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda
önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden…Yıllarca sonra Levent Yüksel’in söyleyeceği şarkıda ki Sezen’in sozlerini O, o zaman biliyordu sanki… Aşk onurlu olmalıydı…Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdigi o dörtlükteki gibi bekledi…Hastanın sabahı, şeytanın günahı bekledigi gibi bekledi… Heyecanla bekledi.Hırsla, arzuyla bekledi.Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen ofkeyle bekledi.. Ama bekledi…Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi.Bir gün bir şiir antolojisinde siirin tamamini buldu.. İki dörtlüktü şiir…İlki kıza verdiği… Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar…O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu…Bekleyiş sürüyor,sürüyordu…Okullar kapandı,acıldı.. Aylar,aylar geçti…Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördüü…"Günlerdir seni arıyorum" dedi kız… "Günlerdir seni arıyorum.işte sana haber…Artık hayatımda hiç kimse yok!.." " Yaa" dedi delikanlı… "Yaa"dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye bekledigi an gelip çatmışken,ağzından sadece bu ses çıkmıştı.."Yaaa!.." Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.."Sana bir şiirin ilk dörtlügünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da sonu onun.. " Sonra yürüdü gitti,arkasına bile bakmadan…Kız ikinci dörtlügü oracıkta okurken…

"Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."

Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar gecti.Delikanli bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını?… Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıstı ki,artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı..O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmisti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti ugruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugun hala bilmiyor…"
162 syf.
·Beğendi·8/10
GELİN KIRALIM ÖN YARGILARIMIZI, TANIYIN ŞU ADAMIN YAZAR TARAFINI

Hıncal Uluç 80 yaşında. Bu da demek oluyor ki neresinden baksan Türkiye'nin 70 yılına tanıklık etmiş.. Az şey midir bu? Bazıları için garip kahkahasıyla gereksiz aykırı birisi, bazıları için içi boş bir zevzek, bazıları için yıllarca okumaktan vazgeçemediği bir köşe yazarı.

Şimdi sözü kendisine bırakıyorum, birkaç dakika okuyup kararı siz verin, umarım sıkılmanıza sebep olmam. Kısa sayılabilecek yazılarından oluşan bir kitap bu. Sadece birkaç yazısına değinerek,alıntılarla biraz olsun tanıtmaya çalışayım size "yazar" Hıncal Uluç'u..

-Anahtar.. Bu Ne Anahtar Sözcüktür Yaşamda.. ,

"Her eve gelişimde kapıyı anahtarla açmaktan yoruldum" demiştim. Ne güzeldir zili çalmak ve size birinin kapıyı açması. Bunu sağlamak için anahtarı bir başkasına vermeniz gerekir. Ki gelsiz sizden önce eve. Evi ısıtsın. Sımsıcak yapsın. Yuva yapsın. Kapıyı çaldığınızda koşsun, kucaklasın kapıda sizi. Mutluluk tariflerinden biri bu mu acaba?

Birini bulursunuz . "işte bu!" dersiniz. Anahtarı verirsiniz. Bu, özgürlüğünüzü terk edişiniz anlamına gelir. Bu, yüzük vermekten de öte bir sadakat yeminidir.

-Sevginin Ve Değerin Ölçüsü,

İnsanlar bazen kendilerini kandırır ya da şüpheye düşerler, "Ona karşı duygularım çok karışık.. Seviyor muyum acaba?" Sevginin ve değerin en yanılmaz ölçeği, tercihtir, önceliktir.

"Hadi sinemaya gidelim" dediğinizde arkadaşınız ," Tabi harika" demeden önce "Ne film oynuyor?" diyorsa hele hele ardından," Ben o filmi sevmem" deyip buluşma teklifiniz reddediyorsa mesela, bilin ki asıl sevdiği sinemadır. Siz değilsiniz. Siz ancak onun ilgisini çekecek bir film ve boş bir zamanını bulabilirseniz, onunla buluşabilirsiniz. Bunun adı da sevgi olamaz tabi. Sevgide önemli olan bir arada olmaktır. Sinema bahanedir sadece.
Düşünün bakalım, sevdiğinizi sandığınız insanın hayatınızdaki öncelik sırası nedir?

-Bir Kıssa.. Birkaç Tane De Hisse!.. ,

Adamın biri ıssız bir yolda dalgın dalgın giderken bir çukura yuvarlanmış. Uğraşmış, uğraşmış çıkamayınca "imdat!" diye bağırmaya başlamış. Bir doktor geçiyormuş çukurun yanından. Sesleri duyunca,cebinden defterini çıkarmış. Bir reçete yazıp atmış aşağıya ve yürüyüp gitmiş. Adam çığlık atmaya devam ederken bir rahip gelmiş çukurun başına. Aşağıdaki adamı görmüş. O da bir kağıt çıkarmış cebinden. Bir dua yazmış, çukura atmış, yürümüş gitmiş sonra.

Derken bir arkadaşı görünmüş çukurun başında. "Hey Joe!" diye bağırmış çukurun içindeki. "Benim ben dışarı çıkmama yardım eder misin?" Arkadaşı hemen çukura atlamış. "Sen deli misin?"diye çıkışmış imdat çağıran, "Şimdi ikimiz de çukurdayız." "Doğru" demiş arkadaşı. "İkimiz de çukurdayız ama ben bu çukura daha evvel de düşmüştüm ve nasıl çıkılacağını biliyorum.."

Öykü beni niye bu kadar fazla etkiledi, düşündürdü diye düşündüm. Böyle arkadaşlıklar giderek azalıyor belki de ondan. Uygarlaştıkça uzaklaşıyoruz birbirimizden. Bugünün arkadaşlıkları birlikte eğlenmek için daha çok.
Birlikte terlemek, birlikte savaşmak,sırt vermek,omuz vermek gerekince bakıyorsunuz pek bir yalnızsınız..

-İfade Edemeyen Millet,

Babamın annemi ne kadar çok sevdiğini, annemin öldüğü gece anladım. Annem yaşarken bu kadar güçlü, bu kadar derinden, bu kadar ölesiye sevildiğini duymuş, hissetmiş miydi acaba? Asıl onun hakkı değil miydi, benden önce bilmek..

Ah o anlatamamak.. Her şeyi söylemenin mümkün olduğu yerde bile anlatamamak..
Nahit Ulvi Akgün'e sığınırdım o zaman. O anlatırdı benim adıma, ikimiz adına her şeyi. Siz de öyle yapın.İfade edemeyince şiire sığının.

"Bir şey var aramızda
Senin bakışlarından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki
Gülüşerek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda"

-Babamı Bir Kez Daha Anarken,

"Anne tüfek" dedim. Ağlamaya başladı. Benim size bu satırları yazarken ağladığım gibi. Sıkıntı son haddine varmıştı ve babam anneme, "Benim çocuklarım bu bayram öksüz çocuklar gibi kalmayacaklar. Her zamanki gibi bayram yapacaklar. Tepeden tırnağa giydireceğiz, bayram sabahı elimi öperken harçlıklarını da vereceğiz hanım" demişti.

Neyle? İşte o tüfekle.Babamın bizlere sevgisi, atalardan gelen gururunun ve hayattaki en büyük keyfinin de çok ötesindeydi. Tereddüt bile etmemişti , bizim bayramımız için tüfeğini satarken. Sanki sözleşmişiz gibi, evde o tüfeğin lafı bir daha hiç edilmedi. Çünkü hepimiz, o tüfeklerin binlercesinden çok daha değerli bir şeye sahip olduğumuz biliyorduk. Sevgiye !..
-----------
Bunlar sadece birkaç yazıdan , kısa birkaç bölümdü. Eh artık size kalmış değerlendirmek..
162 syf.
·2 günde·8/10
Zevkine en çok güvendiğim arkadaşımın tavsiye ettiği kitabı okumamak olmazdı tabii ki.Bu nedenle kitaba en olumlu şekilde başladım. Ve hislerim beni yanıltmadı.Kitabı okurken aklıma sürekli Eşref Saat kitabı geldi. Bu tarz yazılan kitaplara bayılıyorum.
Hıncal Uluç'un köşesindeki seçme bölümlerden oluşuyor. Hepsi birbirinden harika. İçinde Özdemir Asaf'tan Ümit Yaşar Oğuzcan'a kadar herkes var. Atilla İlhan'ın Üçüncü Şahsın Şiiri'ni unutmamak gerek.‼️Üstelik kitabın fiyatı da çok uygun.Yani kitabı okumamak için hiçbir gerekçe yok.
Kapıyı Anahtarla Açmak = Yalnızlık = Kapıyı sana açacak kimsenin olmaması.
168 syf.
·1 günde
... Tesadüfen. Sevgi genelde böyle bulunur zaten.
Tesadüfen.

“Ve bir kez daha anladım ki, Sevgililer Günü’nü yaşamak için insanın sevgilisi olması gerekmiyor… Sevmesi yeterli… Seviyorsan gün senin…”

Hıncal Uluç

“…14 Şubat Sevgililer günü kutlamalarına en burun bükenler bile çaktırmadan düşünürler kendi kendilerine… Herkes sevilmek ister hesapsızca.”

Ayşe Özyılmazel
104 syf.
Yıllar önce okunmuş ve okurken zaman zaman yazarın meşhur kahkahalarını duyar gibi olunmuş bir kitap. Bakış açınızı değiştirmiyor. Zaten bildiğiniz şeyleri anlatıyor ama tarz o kadar güzel ki sanki yeniden öğreniyorsunuz.
191 syf.
·Puan vermedi
Hepimiz çok önemli insanlarız.Kendimize önem verip vermediğimizi yaşamdaki eylem ve söylemlerimiz ile anlayabiliriz., Uluç'un gazetesindeki yazılarından meydana gelmiş bir kitap-güzel yerlere değinmişlikleri var.Hıncal uluç u her zaman gıcık buluurum ,ve onu bensememişimdir,lakin kitaplarında birilerinin duygularına tecrumanlık yapması,biraz olsun beni kendisine cekti..
104 syf.
·Puan vermedi
Aslında ilk elime aldığımda pek ciddiye almadığım bir kitap oldu. Nedenini okuduktan sonra anladım. Bulunduğumuz çağdaki unutulan duygu yani sevginin kapakta baskın gösterilmesiydi. Unutulan dedim. Çünkü anlamını yitiren bir nevi unutulandır benim için. Sevgiyi tüm gerçekliğiyle sağlıklılığıyla ve doğrusuyla gösteren bir kitap. Okuduktan sonra daha bir farklı bakmama neden oldu.
104 syf.
·Puan vermedi
Güncelliğini hiç yitirmeyecek konu olan aşk, Hıncal Uluç'un bakış açısından akıcı bir dille, size farklı bakış açıları sunacak şekilde yazılmış. İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hıncal Uluç
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Kilis, Türkiye, 1 Kasım 1939
Hıncal Uluç (d. 1 Kasım 1939, Kilis, Türkiye), Türk gazeteci, yazar.

Subay olan babası Fuat Uluç, II. Dünya Savaşı sırasında Alman tanklarının manevra yaptığı Bulgar sınırında görevli olması nedeniyle, üç yaşına kadar anneanne ve teyzesi tarafından büyütülmüştür. Sonra, babası Çaldıran'a tayin olduğunda aile tekrar birleşmiştir. Ardından tayinler nedeniyle ilkokula Bandırma'da başlamış, sonra 1950 yılında Kilis'te bitirmiştir. 1952 yılında Antakya'da ortaokula başlamış, geri kalan eğitimini de Ankara Kurtuluş Lisesi'nde tamamlamıştır.

1980 yılına kadar Ankara'da kalmıştır. Önce İngilizceyi öğrenme hevesi yüzünden İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne yazılmıştır. Bir sömestr sonunda tekrar Ankara'ya dönmüştür. Bir sene sonra da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanmıştır.

Bu arada Demokrat Parti'den ayrılmış bir grubun kurduğu Hürriyet Partisi, Yenigün adıyla bir yayın organı kurmuş, başına da Cihat Baban'ı getirmiştir. Mehmet Ali Kışlalı desteği ile 17 yaşında, sıkıyönetim gereği altı sayfa çıkan gazetenin spor sayfasını hazırlamaya başlamıştır.

Böylece gazeteciliğe adım atmıştır. Oktay Kurtböke, Güneş Tecelli, Başkurt Okaygün, Kurthan Fişek, Güngör Sayarı, Ercan Tan gibi isimlerle beraber çalışır. 1964 yılında Kutlu Aktaş, Burhan Özfatura gibi arkadaşlarıyla beraber mezun olmuştur. Bir yıl sonra da Mamak Muhabere Okulu'nda iki yıl askerlik yapmıştır.

Askerden döndüğü 1967 yılında, Mehmet Ali Kışlalı başta olmak üzere eski Yenigün ekibinin çıkardığı Yankı'da çalışmaya başlamıştır. Oktay Kurtböke de Cumhuriyet gazetesi yayın yönetmeni olduğu için Yankı ile paralel burada da haftada iki gün spor yazıları yazmaya başlamıştır, TRT kurulunca pazartesi günleri de yine Cumhuriyet'e tam sayfa TV sayfası yapmıştır.

1980 senesinde Gelişim Yayınları'nın sahibi Ercan Arıklı ile bir dergi çıkarmak üzere İstanbul'a gelmiştir. Ardından Zafer Mutlu'nun daveti ile 1990 senesinde Sabah'ta yazmaya başlamıştır.

1994 yılında uğradığı silahlı saldırı sonucu topuğundan vurulmuştur. 2004 yılında Antalya Valisi Alaaddin Yüksel hakkında yazdığı yazı nedeniyle, 2008 yılında 1 ay hapis ve 898 YTL cezaya çarptırılmıştır. Halen Sabah'ta yazarlık ve NTV'de yayınlanan 90 Dakika programında yorumculuk yapmaktadır.

Hıncal Uluç, Defne Joy Foster'in ölümünden sonra Bu nasıl bir mahalle baskısıdır?.. isimli yazısı üzerine yargılandı ve ceza aldı.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 117 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 62 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.