Hüseyin Okur

Hüseyin Okur

8.9/10
55 Kişi
·
221
Okunma
·
11
Beğeni
·
3.239
Gösterim
Adı:
Hüseyin Okur
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 1978
1978 yılında Ankara’nın Çamlıdere ilçesinde doğan yazar, hafızlığın ardından dini ilimler alanında aldığı özel derslerle eğitim hayatına devam eder. Üsküdar İmam Hatip Lisesi ve Anadolu Üniversitesi İlahiyat Programı’nı tamamlar. Semerkand Araştırma Merkezi’nde çalışmalarına devam eden yazarın daha önce yayınlanmış tercüme eserleri ise şöyle: Yöneticilere Altın Öğütler (Gazali), Gençliğe Öğütler (Gazali), Ölüm ve Sonrası (Gazali), Ahiret Hayatı (Gazali), Onu Böyle Sevdiler (Kandehlevi), Onun Güzel Ahlakı (Kandehlevi). Evli ve bir çocuk babası olan yazar İstanbul’da yaşıyor.
"İnsanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça kıyamet günü hiçbir tarafa hareket etmeyecektir. Ömrünü nerede ve nasıl tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nerede kazanıp nerede harcadığından, öğrendiği bilgilerle yaşayıp yaşamadığından."
Her şeyden önce yüce dinimiz İslâm, kadın erkek ayırmaksızın bütün fertleri bulûğ çağına erdiklerinde Allah'ın hükümleriyle muhatap kimseler sayarak, tarihte hiçbir kültür ve medeniyetin vermediği bir pâyeyi onlara vermiştir.
Gençler meyve vermeye hazırlanan bir ağaç gibidir. İlgi gösterilirse en güzel meyveleri alma imkânı vardır.
Tövbe etmeyen insan kendisine zulmetmiş olur.
"Kim tövbe etmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir." (Hucurât 49/11) anlamındaki ayet bunun delilidir.
Her insanın tövbeye ihtiyacı vardır. Önemli olan hiç günah işlememek değil günahta ısrar etmemektir.

Peygamberimizin (sav) "Günahkârların en hayırlısı tövbe edenlerdir." hadisi buna işaret etmektedir.
"Adalet güzeldir ancak liderlerde olursa daha da güzel olur. Cömertlik güzeldir ancak zenginlerde olursa daha da güzel olur. Vera' (takva) güzeldir ancak âlimlerde olursa daha da güzel olur. Sabır güzeldir ancak fakirlerde olursa daha da güzel olur. Tövbe güzeldir ancak gençlerde olursa daha da güzel olur. Hayâ güzeldir ancak kadınlarda olursa daha da güzel olur."
Sahabe efendilerimiz hem yaşadıkları zamanın hem de kendilerinden sonrakiler için yolu aydınlatan yıldızlar, kandiller olmuşlardır. Onlara tutunan yolunu bulmuş, bırakan kaybetmiştir.
Yüce Yaradan bizim Yaratıcımız, Sâhibimiz ve gerçek Dostumuzdur. Âhiret O'nunla buluşma yurdumuzdur. Bu kesin bir hüküm, değişmez bir kânûndur. Akıllı kimse, bu buluşmayı inkâr ve ihmâl edemez.

İmam Gazâli (r.a.) 'Âhiret Hayâtı' eserinde üç ana başlığa yer vermiştir.
Bunlar: Ölüm, Kabir ve Kıyâmet'tir. Bu başlıklar altında ise bunlara dâir birçok konu işlenilmiştir.

Bir Müslüman olarak hepimizin hayâtında bilmemiz ve Âhiret hayâtımızı ona göre şekillendirmemiz gereken çok kıymetli bir eserdir. Bu dünyâ hayâtında kısa bir süreliğine misâfiriz.. asıl vatanımız olan Diyâr-ı Âhiret'te ise ebediyen kalacağız.. Eserde Âhiret hayâtımız gerçekleriyle en güzel şekilde ve en ince ayrıntısına kadar anlatılmıştır. Değerli kitabımız, İmam Gazâli'nin (r.a.) meşhûr eseri İhyâü Ulûmi'd Dîn'in son bölümüdür.

İnanarak okuyan, hakîkatini anlayan ve gereğince amel eden herkese Cennet ve Allah'ın (c.c.) cemâlini müjdeleyen bu eserin okunmasını kesinlikle tavsiye eder, hayırlı okumalar dilerim.
“Allah, gençliğini kendisine itaat yolunda harcayan genci sever.”

En güzel çağımız olan ‘gençliği’ daha iyi anlayabileceğimiz, okunması gereken bir kitap.

Asr-ı Saadet, içerisinde birçok ders alabileceğimiz misalleri taşır. Gençlerin örnek alacağı sahabilerden ve hadislerden bahseder.
İslam’ın yayılmasında Resulullah’a (sav.) asıl desteği veren gençler olmuştur. Bu yolda gençliğimizin kıymetini bilerek güzel ve yararlı işler ortaya koymak duasıyla.. Hayırlı Akşamalar :)
Ölüm anını, kabir hayatını, kıyameti ve ahiret hayatını en kapsamlı anlatan eserlerden biri. Bu konuları merak eden ve Kur'an ve hadisler ışığında öğrenmek isteyenler mutlaka okumalı. Ancak din eğitimi açısından belli bir yaşın altındaki çocuklara okutmamak daha doğru olur kanaatindeyim.
Adından da anlaşılacağı üzere mezhepler hakkında önemli bilgiler bu kitapta yer almaktadır.Kur'an'ın yanında hadislerin de olmasını,bir mezhebe bağlanmanın gerekliliğini ve mezhep alimlerinin hayatlarını yazar bize aktarmıştır.Faydalı bir çalışma olduğunu ve bazı konularda bana yardımcı olduğunu da belirtirim.
Kitap 2 bölümden oluşuyor. İlk bölümde mezheplerin doğuşu, bir mezhebe bağlamanın gerekliliği, sünnete bağlanmanın önemi, mezhepleri din gibi göstermeye çalışanlar vs mezheplerin oluşumu ve gerekliliği hakkında güzel açıklamalar yapıyor. Akıllardaki soru işaretlerine güzel cevaplar veriyor bence. İkinci bölümde ise 4 hak mezhep olarak bilinen Hanefi, Maliki, Şafi ve Hanbeli mezheplerinin imamlarının hayatlarını anlatıyor. Benim dini konularda en fazla ilgimi çeken alandır mezhepler tarihi. Saatlerce susmadan konuşabilirim mezhepler üzerine. Ve kitap KISA VE ÖZ bir şekilde özetlemiş her şeyi. Tavsiye eder keyifli okumalar dilerim...
Uzun zamandır kütüphanemde bulunan lakin hiç elime alıp inceleme zahmetine dahi girmediğim bir kitaptı. Sınav süresince galiba sayfa sayısının azlığı beni cezbetti. Okumadan önce de 1K'da bir göz gezdirdim ve iki kişi dikkatimi çekti.

Biri dini düşüncelerinin değiştirilmesi için kendisine hediye edildiğinden bahseden, bir diğeri Semerkand Yayınevi'ne önyargılarıyla başlayıp son cümlesine kadar bunu savunandı. Neyse işte ikisininde görüşlerini hafızamda kitap bitene kadar yer ettim. Ve sonuç tam bir karalama politikasından ibaret. İnsanların görüşlerine tabi ki saygı duyuyorum ama "görüş" başka, "karalamak" başka bir şey.

Kitapta mezheplerin ve sünnetlerin gerekliliğinden bahsedilmiş. Gayet açık ve yalın bir anlatımla, anlatılmak isteneni çokta güzel geçiriyorlar okuyucuya. Kimse kusura bakmasın ki kitabın hakkı o iki kişinin bahsettiği şeyler olamaz. Bunu neden bu kadar savunduğumu soracak olursanız, bildiğim şeyleri okuduğum için.

Neyse biraz içeriğinden bahsetmek istiyorum. Kur'an-ı Kerim'in son ve büyük rehberi hiç şüphesiz Peygamber Efendimiz'dir (s.a.v)
Kendisinin fiilen veyahut söz ile yaptığı her iş sünnettir. Bunları bildiğinizi biliyorum. Lakin kimi inkarcılar "Kur'an bize yeter!" diyerek, Efendimizin ağzından çıkan her sözün Hakk'tan geldiğini inkara meylederler. Birde bunun üzerine Kur'anı kendilerince çözmeye, tekrar sil baştan hükümlerini araştırmaya başlama cüretinde bulunurlar.
Sünnet, Kur'anın rehberi ve açıklayıcısı hükmünde zaten bu kısır düşüncelerin kendilerini zahmete sokmaları çok yazık..
Bir diğeri mezhep imamlarına bağlanmak zorunda mıyız ?
Siz o sünnetlerin günümüze nasıl ulaştığını zannediyorsunuz, ya da bunu hiç düşünme zahmetine girdiniz mi ?
Dört büyük mezhep imamlarımızı günümüzün hacı hocalarıyla asla bir tutmayınız. Zira kendileri birbirlerinin izinden gitmek için kilometrelerce yol kateden zatlardır, birbirlerinin kuyusunu açmak için kuklalaşan soytarılardan değil.
Kur'anın zenginliği tartışılmaz lakin günümüze ve bundan sonra süregelen günlere bazen sünnetler yetersiz kalabiliyor. Çünkü devrin değişmesiyle sorunlarda değişiyor. (Bunları ramazanda Nihat Hoca'ya sorulan sorulardan da görebilirsiniz)
böyle olunca işin içine fetva meclisi giriyor. Fetva zor iş, ağzından çıkan her hükme esirsin. Mezhep imamlarımızın çoğu hadis rivayetinden bile çekinirlermiş. Artık gerisini siz düşünün.. Namaz ve oruç hatta zekat, bunlara Kur'an da açıklayıcı bir şekilde yer verilmemiş. Çünkü Kur'an hüküm veren , sünnet ise tefsir edendir. Mezhep imamları ise ikisinde de yer almayan sorunlara ictihad ve kıyaslarla hükme varmışlardır. Gelin sizinle kısa ve öz bir mezheplerin gerekliliğini tartışalım.
Kur'an'da şarap içmek haram lakin rakı yazmıyor. Eee ? O zaman rakı içelim şaraptan sakınalım. Oldu canım başka ?? İşte bu gibi sorunlarda kıyas ve ictihad devreye girmek zorundadır. Benden bu kadar dahasını isterseniz okuduğum kitabın piyasa fiyatı 4.90 :)
Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki Semerkand yayınevinden çıkan bir kitapta akla ve mantığa değilde taklide dayalı bir din anlayışının empoze edilmesinden başka bir şey beklenemezdi zaten.

Kitapla ilgili inceleme geçmeden önce de şunu belirtmeliyim ki benim buradaki eleştirim geçmiş dönemlerde yaşamış alimlere değil, bugün onların yolunda gittiğini iddia eden, akıl ve mantıktan uzaklaşmış takipçilerinedir.

Kitapta anlatılmak istenen ana hatları ile bizlerin taklide dayalı bir din anlayışı benimsememiz gerektiğini, geçmiş dönemlerde yaşamış olan alimlerin verdiği hükümlere 'acaba' bile deme hakkımızın olmadığını, ne kadar aklımızı kullanırsak dinden o kadar çıktığımızı 118 sayfada satır satır işlemeye çalışmış.

Bunun içinde yazar konuyu iki ana başlık altında incelemiş ama bana sorarsanız kitabı üç başlık altında inceleyebiliriz.

Birinci başlık altında yazar Mezhep nedir ve nasıl ortaya çıktığı hakkında bilgiler vermiş.

İkinci başlık altında ise hak yol olarak nitelendirdiği Ehl-i sünnet vel cemaat yolunda neden ilerlememiz gerektiğini anlatmaktadır. Ve bence bu bölüm fiyaskolar ve tutarsızlıklarla dolu bir bölümdür. Yazar bu bölümde içtihat etmenin faziletlerinden bahseder ama bunu da kendi kafasından uydurduğu şarta bağlar. Yani içtihat edebilmek için geçmiş dönemde yaşamış olman ve bir şekilde kalabalıkları arkanda toplamış olman gerekiyor. Bu yüzden bu alan bizim için direk çevimdışı oldu. Yani bizler sadece taklit edebilecek mertebede olduğumuzu söylüyor. Ve bu öyle bir taklitki eski dönemlerde yaşamış bir alim herhangi bir konu hakkında bir hüküm verdi ve bizde bunun yanlış olduğunu bildiğimiz halde 'acaba' bile deme şansımızın olmadığını söylüyor. Düşüncemiz doğru olsa bile onları yargılayacak bilgiye sahip olmadığımızı ve dinden çıkmanın eşiğine kadar geldiğimizi ifade ediyor. Ayrıca yazarın İslam tarihi hakkında da pek bir bilgisi olmadığını kitabı okurken açık bir şekilde göreceksiniz.

Üçüncü ve son bölümde ise; hak mezhep kurucu imamlarını bizlere tanıtmaya ayırmış. Ama burada da yazar çok büyük bir mantık hatasına düşüyor. Kurucu imamların neden büyük alimler olduğunu ispat etmek için fikirlerini bizlere anlatmak yerine onların neler yaptığını ya da milletin o alimler hakkında neler söylediğini bizlere söyleyerek kanıtlamaya çalışıyor. Fikirlerine bir kere bile değilinilmiyor kitapta.


Sonuç olarak kitabın bize vermek istediği ana fikir; siz kim oluyorsunuz da Kuran'ı okuyup anlayacağınızı zannediyorsunuz. Sizin göreviniz taklit dini yaşamaktır. Aklınızı kullanmayın, sorgulamayın, adam olun lan demek istiyor kısacası yazar bize.
gencler icin eski bir kitap olarak gozr carpabilir ama icindeki anlam yogunlugu insanin fitratuna kazandiracagi tecrubeler ve gelecegin yolununu cizecek bir rehber kitabidir
Bu kitabı dini düşüncelerimi değiştirmek isteyen bir akrabam hediye etti. Kitabı yavaş yavaş anlayarak okudum. Öncelikle; bir çok hususta kaynak göstermeden bilgi vermeye çalışması nedeniyle bilimsel bir yayın olarak değerlendiremedim. Ancak bahsettiği hususlarda doğruluk payı olduğunu da belirtmek lazım. Dini Konuların çok hassas olarak ele alınması ve üzerinde tartışılması gereken konular olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Kitapta vurgulanan ana tema "bütün müslümanların dini konularda derinlemesine bilgi sahibi olması gerektiği" ve hatta bu konularda fetva verecek seviyeye ulaşmaları (sade vatandaş olarak etliye sütlüye karışmayan namazında niyazında günlük hayatını yaşayan bir müslüman kalmamalı) olarak gösterilebilir. Ancak burada da kitap kendi içinde çelişiyor...ve sıradan insanın asla böyle bir seviyeye ulasamayacağını vurgulayarak mutlaka bir mezhebe göre hareket etmesi gerektiğini belirtiyor. Kitabı okuyunca mezhep imamlarinın şimdiki Devlet idarecilerinin yaptığı gibi karar merciinde oldukları bazan dini bazen dünyevi konularda insanlara yol gösterdikleri anlaşılıyor... Ben ne bir mahkemede hakimim ne bir belediye başkanıyım ne de bir valiyim... Ben sıradan bir insanım ve devletimin koyduğu kurallar çerçevesinde yaşıyorum. Eğer bundan rahatsızlık duyuyorlar ise beni değil biraz önce saydığım ve adına Ulûl-Emir denen kişileri duzeltsinler. Çünkü peygamber Efendimiz Ulûl emre itaat edin diye belirtmiştir.
Sonuç olarak kitap faydalı oldu. Ancak düşüncelerim değişmedi.
Kitap iki bölümden oluşuyor birinci bölümde mezhebin ne olduğu, neden gerekli olduğu, mezhepsizliğin neden dinsizliğe açılan bir kapı olacağını, mezhebin temellerini, sünnete bağlılığın önemini en sade anlaşılır bir dille anlatıyor. İkinci bölümde ise dört mezhep imamının hayatlarını, eserlerini, sözlerini kaleme alan okuduğunuz takdirde faydasını görebileceğinize inandığım bir kitap :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Hüseyin Okur
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 1978
1978 yılında Ankara’nın Çamlıdere ilçesinde doğan yazar, hafızlığın ardından dini ilimler alanında aldığı özel derslerle eğitim hayatına devam eder. Üsküdar İmam Hatip Lisesi ve Anadolu Üniversitesi İlahiyat Programı’nı tamamlar. Semerkand Araştırma Merkezi’nde çalışmalarına devam eden yazarın daha önce yayınlanmış tercüme eserleri ise şöyle: Yöneticilere Altın Öğütler (Gazali), Gençliğe Öğütler (Gazali), Ölüm ve Sonrası (Gazali), Ahiret Hayatı (Gazali), Onu Böyle Sevdiler (Kandehlevi), Onun Güzel Ahlakı (Kandehlevi). Evli ve bir çocuk babası olan yazar İstanbul’da yaşıyor.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 221 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 144 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.