Iain M. Banks

Iain M. Banks

Yazar
7.2/10
169 Kişi
·
316
Okunma
·
6
Beğeni
·
1.829
Gösterim
Adı:
Iain M. Banks
Unvan:
İskoç Yazar
Doğum:
İskoçya, 16 Şubat 1954
Ölüm:
Kirkcaldy, İngiltere, 9 Haziran 2013
Iain Banks 1954'te İskoçya'da doğdu. Stirling Üniversitesi'nde İngiliz edebiyatı öğrenimi gördü. 1979'da Londra'ya taşındı. İlk romanı The Wasp Factory (Eşekarısı Fabrikası) 1984'te yayımlandı. Okurlardan büyük bir ilgi gören roman eleştirmenler arasında sert tartışmalar yarattı. Bazıları içerdiği olağandışı dehşet ve tuhaf, ürkütücü atmosferi yüzünden kitaba son derece soğuk bakıyordu (nahoş, itici, bayağı, aptalca, rahatsız edici, hatta iğrenç gibi sıfatlara bolca başvuruluyordu); hatta bir eleştirmen Macmillan gibi saygın bir yayınevinin acayiplik ve sapkınlık meraklısı kişilerin zevklerine hitap eden böylesi bir kitabı basmasını esefle karşıladığını belirtiyordu. Bir başka grup ise yazarın hayalgücünü, acımasız mizah anlayışını, diyalog yazma konusundaki olağanüstü becerisini ve özgünlüğünü övüyordu. Romanı "minör bir başyapıt" olarak niteleyenler bile oldu. Bu tartışmalara hiç karışmayan Banks peş peşe çıkardığı romanlar ve bilimkurgu yapıtları ile yeteneğini kanıtladı ve 1993'te En İyi Genç İngiliz Yazarlar'dan biri seçildi. Yazar 2013 yılında hayat gözlerini yumdu.

Birçok romanını "ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap" listesinde görebileceğimiz Iain Banks, The Times tarafından "1945 sonrası En İyi 50 Britanyalı Yazar" listesine seçildi. İskoç yazar, yaşamı boyunca sayısız ödüle aday gösterildi ve birçoğuna da sahip oldu.
Her şeyi az da olsa söz sahibi olduğumuz belli bir plana göre yapıyoruz. Güçlüler kendi planlarını yapıp diğer insanlarınkini de kendilerininkine uyduruyor, zayıfların takip edecekleri yol önceden belirlenmiş. Zayıfların, şanssızların ve aptalların.
Şu deliler. Hepsi ülke, ordu ya da din başkanları. Yani gerçek deliler..…. Belki de bir onların aklı başında. Ne de olsa güç ve para onların güçlerine güç katıyor, onları koruyor, vergileriyle onlara oyuncaklar alıyor; sığınaklarına ve tünellerine saklanıp bütün büyük savaşlardan onlar sağ çıkıyor.
Cidden aptal oldukları için koyunları nasıl aşağıladığımı hatırlıyorum. Onları sürekli yerken görüyordum. Sürekli yiyorlar başka hiçbir şey yapmıyor gibiydiler. Köpeklerin tüm bu yün kırpıntılarından daha akıllı olduklarını düşünürdüm. Onları kovalar ve koşturduklarını gördüğümde de gülerdim, saçma sapan durumlarda nasıl tepki verdiklerini izlerdim. Pirzola olmayı kesinlikle hak ettiklerini ya da yün makinelerinin onlar için en iyi şey olduğunu düşünürdüm. Gerçekte koyunların neyi temsil ettiğini nihayet anladığımda yıllar geçmiş ve bu geçen zaman uzun ve yavaş bir süreç olarak hafızamda kalmıştı. Onlar aptallıklarından böyle değillerdi; bizim gücümüz, açgözlülüğümüz ve egolarımız yüzünden böylelerdi.
Iain M. Banks
Sayfa 197 - Koridor Yayıncılık
Bir ölüm daima heyecan vericidir, size daima canlı olduğunuzu hissettirir. Ne kadar savunmasız ve ne kadar şanslı olduğunuzu da... Ancak size yakın birinin ölümü, başka bir zaman olsa asla affedilmeyecek küçük delilikler yapmanız için iyi birer bahanedir.Gerçekten kötü davranıp yine de herkesin sempatisini kazanmak ne kadar büyük bir keyif!
Iain M. Banks
Sayfa 54 - Koridor Yayıncılık
"Hayatımızda her şey sembollerden oluşuyor. Yaptığımız her şey aslında hakkında biraz bir şeyler söyleyebileceğimiz bir kalıba göre işliyor. Güçlüler kendi kalıplarına göre hareket edip diğer insanları kontrolleri altına aldıkça, zayıflar da önceden çizilmiş bir yolu izliyorlar."
Hepimiz kendi Fabrikamızda bir koridora girdiğimize, kaderimizin belirlendiğine (düş veya kâbus, yavan veya ilginç, iyi veya kötü) inanabiliriz; ama bir kelime, bir bakış, bir boşluk; her şey onu tamamıyla değiştirebilir ve mermer sarayımız bir lağıma, fare deliğimiz altın bir salona dönüşüverir. Varacağımız nokta aynıdır, ama hepimizin yolculuğu -seçsek de seçmesek de- farklıdır ve biz yaşayıp büyüdükçe değişir.
Sarsıcı bir kitap, sarsıcı bir son. Okuduğunuz şiddet afallamanıza neden oluyor. Bu şiddetin bir çocuk tarafından yapılması etkiyi arttırıyor sanırım. Aslında hüzünlendiriyor ama bir yandan da isyan ettiriyor.
Hikayede baş kahramanımız Frank ve onun ağzından hayatını, yaşadığı küçük dünyayı dinliyoruz. Kardeşine, kuzenlerine ve hayvanlara yaptığı şiddete tanık oluyoruz, tuhaf olansa farkında olmadan seviyoruz bu Frank'i. Geçmişinde yaşadığı travmatik olayın kendi kurduğu dünyasındaki etkilerini izliyoruz bir nevi. (İzliyoruz demişim, düzeltmek istemedim anlatımın benim üzerindeki başarılı etkisini gösteriyor çünkü).
Bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitapmış gibi dursa da oturup üzerine bütün gün kafa patlatılacak cümlelerle de karşılaşıyoruz.
Çok beğendim efenim, okunacaklar listenizde bulunsun isterim.
Bu kitap için ne denir ki bilemedim...
Kitabın büyük oranda vahşet içerdiğini okumadan evvel biliyordum ve böyle şeylere tahammülüm yüksek olduğundan korkmadan başladım. Buna rağmen ilk 90 sayfa işkence gibi geldi bana. Baş kahramanımız 16 yaşındaki Frank'in günümüzde yaptığı hayvan katliamları esnasında daha evvelden gerçekleştirmiş olduğu üç cinayetine flashbacklerle geri dönüp anlatmasından ibaret geldi bana. Yani bir konu içinde vahşet bir araçsa tahammül edilebilir ama bu kısımlarda sadece vahşet için vahşete tanık oldum ve hiç haz etmedim. Zaten bu 90 sayfayı yaklaşık 5-6 günde okuyabilmişim. Kitap masamda, baş ucu komidinimde, çantamda; gittiğim her yerde benimle ama o kapağı açıp da devam etmek istemedim bir türlü.
Artık bu sabah sıkıldım ve elimde daha fazla sürünmesin diyerek hızlıca bitirmeye karar verdim...
Kitabın ortalarından sonra bence yazar da karaktere daha bir ısınmış gibi hissettim. İlk başlarda olan ve vahşetlerin tariflendiği olaylar bol tasvir ile yoruyordu. Sonrasında yavaş yavaş tasvirler yerini karakterin iç hesaplaşmalarına ve değerlendirmelerine bıraktı. Buralarda çok güzel, vurucu yorumlar vardı. Yine bu sayfalarda (sonradan anlıyoruz) kitabın finaline dair ip uçları serpilmişti. Hızlı ve ilk kısma göre oldukça keyifli ilerleyen bir kısımdı.
Sonuç ise... Tamamen ters köşe yaptı. Kitabı okurken kafamda klişeleşmiş 3-5 olası sonuç belirlemiştim ama buna rağmen tutturamadım.
Yazar aslında kendini bilim kurgu yazarı olarak tanımlıyormuş, yazdıklarına yayın evleri surekli ret cevabı verince kendisini bu tarz bir kitaba yöneltmiş. Zaten bu kitabı önceki yayımlanmamış denemelerine göre daha kısıtlı bir paletle yazdığını söylüyor. Sonsozu de okuyunca çıkardığım sonuç şu oldu. Yazar zeki, hayal gücü kuvvetli... Ama hayat şartları onu piyasa kitabı yazmaya zorlamış ve o da yazmış. Çarpıcı, vurucu, çoğu piyasa kitabına göre dolu dolu ve etkileyici ama sonuçta piyasa kitabı... Bu başarısından sonra diğer kitapları da yayınlandı mı bilmiyorum ama onlar için umutluyum.
Yazarın kendi dediği gibi .aslında bu kitabı yazmayı hiç istememiş ..yazdığı 3 bilimkurgu kitabı yayınevlerinden geri cevirilince oturmuş "eşekarisi fabrikasını "yazmis...kısacası o yazmasa bende okumasam olurmuş. ..
Oldukça ilginç bir kitaptı: işlediği cinayetleri, nedenleri, hele de sonuyla. Ancak sıkıcı bir tarafı olduğu da bir gerçek. Bir çocuğun vahşiliği işlenmemiş bir konu değil sonuçta. Mesela William Golding bunu anlatmayı çok da iyi başarıyor. Bu kitap ise daha çok çirkinliği vurguluyor; durum onu gerektirdiği için değil de saf kötülükten. Belki bir kitabı olağanüstü yapacak bu sebep bence bu kitabın olağanüstü olmasını engelliyor.
Anlatım tarzı daha çok Çavdar Tarlasındaki Çocuklar gibi: birinci tekil şahıs, şimdiki zaman, geriye dönüşler, sevilen bir kardeş... Tabii daha boğucu ve kasvetli bir hikaye. Yine de korkutucu diyemiyorum. Sadece tuhaf, oldukça tuhaf bir kitaptı ve buna rağmen okumasam da olurmuş gibi hissediyorum.
Kitap bir çocuğun psikolojisi üzerine kurulmuş olay örgüsünün çok fazla olmadığı yani vakanın çok fazla bulunmadığı ama anlatılan yazılan şeylerin olaya bağlı olmadan derinden etkilediği hatta bazen bazı yerler de böyle bi midemin bulandıgi da oldu. Çünkü psikoloji düzgün olmayan birinin bunu okumaması gerekir gibi keza psikolojisi düzgün olan birini bile etkileyen bir kitap. Çok fazla bir umut beklenti içinde aldığım ama o kadar da etkilenmedigim hmm böyle miydi dediğim ama yüzüne aşık olduğum bir kitap. Okunabilir yani... İlk kitap yorumum heyecan duydum yazarken
Ürkütücü ve gerçekçi roman kahramanları olan gotik bir eser.
Çocuk ve şiddet vurgusu rahatsız edici derecede iyi.
Basımı olmadığı için ingilizcesini okumuştum ancak şu an yeni basımı mevcut. Çevirisi de iyidir eminim.
Eşekarısı Fabrikası , gerçekten sert ve rahatsız edici bir kitap.Okumak isteyenler bunu göze almalı ve mutlaka 18 yaşından büyük olmalı.Açıkçası kolay rahatsız olan biri değilim ama bu roman irrite ediciydi benim için.
Konuya gelirsek ; önümüzde Frank adında aşırı derecede zedelenmiş sosyopat bir çocuk var ve Frank herşeyin kaderinin önceden yazıldığı inacına tutkuyla bağlı bu yüzden de otizme benzer bir sürü ritüel geliştiriyor.
Hayvalara işkence etmek ve çocukları öldürmek konusunda tipik duygusuz psikopati davranışları sergilese bile Frank aslında çok derin yaralara sahip bir çocuk .Kitabın sonu çok güzel ve gariptir ki ana karakteri hem seviyor hem de ondan nefret ediyorsunuz.
"Blyth'ı öldürdükten iki yıl sonra küçük kardeşim Paul'ü öldürdüm, ama Blyth'ın ölümü ile karşılaştırınca daha mühim, daha farklı sebeplerim vardı. Bir yıl sonra da birdenbire gelen bir istekle aynı şeyi Esmerelda için yaptım.

Şu ana kadarki skorum, üç. Yıllardır kimseyi öldürmedim, böyle bir niyetim de yok. Öyle bir dönem geldi ve geçti."

Kitap garip bir kitaptı. Frank daha 16 yaşında. Ama 3 kişiyi öldürmüş. Bunlardan biri öz kardeşi. İnsanları plan yaparak soğukkanlılıkla öldüren, hayvanları yakmaktan, öldürmekten zevk alan, çeşitli hayvan kafatasları biriktiren ağır sosyopat bir çocuk.

Kitap boyunca Frank'in hayvanları öldürmesini, biriktirdiği kafataslarıyla garip ayin gibi bir şeyler yapmasını okuyoruz. Bir keresinde bir koyun kendisine saldırdı diye onlarca koyunu yakarak öldürdü. Öldürdüğü üç insanı da uzun uzun planlayarak gözünü bile kırpmadan öldürüyor.
Kendisine çöpte bulduğu saat kadranından oldukça komplike bir düzenek yapıp eşekarılarını da öyle öldürüyor. Zaten kitabın adı da bu yüzden Eşekarısı Fabrikası. Bu düzeneğin içine bıraktığı arılar yanarak, bıçaklarla parçalanarak, zehirli reçele bulanarak falan ölüyor.

Çok şaşırtıcı da bir sonu vardı. Bir anda ne oluyor falan diyemeden bir şok oluverdim :D Ama bir çocuğun bu kadar saf vahşetle dolu olmasını okumak biraz rahatsız edici. Yazar kitabın sonuna eklediği notta şöyle diyor:

"Çocuklara özgü masumiyetin, çoğu insanın hayal ettiği gibi olmadığı -ne şimdi ne de öncesinde- konusuna dikkat çekmeye çalıştım. Çocuklar da muhtemelen yetişkinler kadar şiddet düşüncesine yatkınlar; sadece bunları koyabilecekleri sofistike bir ahlaki çerçeveleri yok o kadar."
Cocukların yetişme ortaminin ne denli önemli olduğunu gözler önüne seren bir kitap.

Nitekim yazar kitabın sonunda yazar: " çocuklara özgü masumiyetin, çoğu insanın hayal ettiği gibi olmadığını ne şimdi ne de öncesinde konusuna dikkat cekmeye çalıştım. Cocuklar da muhtemelen yetişkinler kadar şiddet düsuncesine yatkınlar; sadece bunları koyabilecekleri sofistike bir ahlaki cerceveleri yok o kadar." diyor.

Çocukların da tıpkı yetiskinler gibi eksik olduklarını düşündükleri yerde bir tatminlik aradıklarını , kendi eksikliklerini baskalarina zarar vererek bastırdıklarını ele alan bir kitap. Siddetin doruklarını yaşatıyor. Bir çocuğun cinayeti planlama sekli bunu saklamak icin büründüğü rolleri dehset verici. Cocuklara atfetmek yanlış, yetiskinlikte cocuklara kazandırdigimiz erdemleri sorgulatacak bir kitap.

Yetişkinliğe yüruyen bir çocuğun gözlerinden eksik olmanin psikolojisini ve cevrenin etkilerini görebileceginiz bir kitap. Okunması gerekir diye düsünuyorum. Çünkü her kitap bir empatidir.

Keyifli okumalar!
Hiç böyle bi hayalgücü ile karşılışmamıştım. bir insan bunları nasıl hayal edip yazabilir hala aklım almıyor. Kitap içeriği ile ilgili bir şey yazmayacağım, diyebilieceğim tek şey bu hayalgücünü deneyimlemek gerekir okuyarak...

Yazarın biyografisi

Adı:
Iain M. Banks
Unvan:
İskoç Yazar
Doğum:
İskoçya, 16 Şubat 1954
Ölüm:
Kirkcaldy, İngiltere, 9 Haziran 2013
Iain Banks 1954'te İskoçya'da doğdu. Stirling Üniversitesi'nde İngiliz edebiyatı öğrenimi gördü. 1979'da Londra'ya taşındı. İlk romanı The Wasp Factory (Eşekarısı Fabrikası) 1984'te yayımlandı. Okurlardan büyük bir ilgi gören roman eleştirmenler arasında sert tartışmalar yarattı. Bazıları içerdiği olağandışı dehşet ve tuhaf, ürkütücü atmosferi yüzünden kitaba son derece soğuk bakıyordu (nahoş, itici, bayağı, aptalca, rahatsız edici, hatta iğrenç gibi sıfatlara bolca başvuruluyordu); hatta bir eleştirmen Macmillan gibi saygın bir yayınevinin acayiplik ve sapkınlık meraklısı kişilerin zevklerine hitap eden böylesi bir kitabı basmasını esefle karşıladığını belirtiyordu. Bir başka grup ise yazarın hayalgücünü, acımasız mizah anlayışını, diyalog yazma konusundaki olağanüstü becerisini ve özgünlüğünü övüyordu. Romanı "minör bir başyapıt" olarak niteleyenler bile oldu. Bu tartışmalara hiç karışmayan Banks peş peşe çıkardığı romanlar ve bilimkurgu yapıtları ile yeteneğini kanıtladı ve 1993'te En İyi Genç İngiliz Yazarlar'dan biri seçildi. Yazar 2013 yılında hayat gözlerini yumdu.

Birçok romanını "ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap" listesinde görebileceğimiz Iain Banks, The Times tarafından "1945 sonrası En İyi 50 Britanyalı Yazar" listesine seçildi. İskoç yazar, yaşamı boyunca sayısız ödüle aday gösterildi ve birçoğuna da sahip oldu.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 316 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 227 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.