Ian McEwan

Yazar 7,9/10 · 111 Oy · 16 kitap · 213 okunma ·  19 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

19 okur beğendi.
111 puanlama · 70 alıntı
1 haber · 1.927 gösterim
213 okur kitaplarını okudu.
265 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
14 okur kitaplarını şu anda okuyor.
5 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Yazar ile İlgili Haberler

Ian McEwan'ın Resimleri Resim Ekle

Henüz yazara ait resim eklenmedi.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Ian McEwan'ın Biyografisi

Ian McEwan (21 Haziran, 1948, -), Man Booker Ödülü sahibi İngiliz roman yazarı.

İngiltere’nin Aldershot kasabasında doğan McEwan çocukluğunun büyük bir kısmını subay olan İskoç babası David McEwan’ın atandığı Doğu Asya, Almanya ve Kuzey Afrika’da geçirdi. Woolverstone Hall School, University of Sussex ve University of East Anglia’da öğrenip gören yazar, Malcolm Bradbury’nin öncülük ettiği “Yaratıcı Yazarlık Kursu”nun ilk mezunlarından biri oldu.
İki kere evlenen McEwan’ın ikinci eşi olan Annalena McAfee The Guardian’ın eleştiri bölümünün eski editörlerindendir. 1999 yılında ilk eşi olan Penny Allen vesayeti tıpkı 15 yaşındaki abisi gibi babaları McEwan’a verilen 13 yaşındaki küçük oğulları ile birlikte kaçtı.[1]
2004’ün Mart ve Nisan aylarında - Britanya Devleti, yazarı Amerika’nın First Lady’si Laura Bush’la yemek yemeye davet ettikten hemen sonra - McEwan’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne girişi uygun vizeye sahip olmadığı için reddedildi.[2] Britanya basınında yapılan yayınların arkasından McEwan Birleşik Devletler’e “Sizi hala kabul etmek istemiyoruz ama dışarıda olmanız pek çok uygunsuz yayına sebep oluyor” açıklaması ile kabul edildi.[3] Daha sonra Birleşik Devletler kendisine bir özür mektubu yolladı.[4]
Royal Society of Literature, Royal Society of Arts, American Academy of Arts and Science McEwan’ın üye olduğu bazı gruplardır. 1999 yılında Hamburg’da Alfred Toepher Vakfı tarafından Shakespeare Ödülü’ne layık görüldü. Ayrıca British Humanist Association’ın seçkin destekçilerinden olan McEwan 2000 senesinde İngiliz Şövalyelik Ödülü ile ödüllendirildi.
Ian McEwan, 2002 yılında II. Dünya Savaşı sırasında başka bir aileye evlat olarak verilen bir erkek kardeşe sahip olduğunu öğrendi ve bu hikâye 2007 yılında kamuoyu tarafından duyuldu.[5] McEwan’dan 6 yaş büyük olan ve aynı anne babaya sahip olan duvar ustası David Sharpe, McEwan’ın ebeveynlerinin evlenmeden önce yaşadıkları yasak aşkın meyvesi olarak dünyaya geldi. McEwan’ın annesi aşığıyla ilk kocası savaşta öldükten sonra evlenebildi. Ian ise bu nikahtan birkaç sene sonra dünyaya geldi.

McEwan’ın yayınlanan ilk eseri 1976 yılında Somerset Maugham Ödülü’nü kazandığı kısa hikâyelerinden oluşan İlk Aşk, Son Törenler (First Love, Last Rites, 1975) isimli kitabıdır. Bu kitabı iki ilk roman sayılabilecek The Cement Garden (1978) ve Yabancı Kucak (The Comfort of Strangers, 1981) isimli eserler takip etti. Bu iki roman McEwan’ın edebiyat dünyasında “Ian Macabre” olarak anılmasına sebep oldu.
1997’den yayınlanan ve erotomani hastalığına yakalanmış bir insanı konu alan Sonsuz Aşk (Enduring Love) isimli romanı Man Booker Ödülü aday listesinde yer alamamasına rağmen pekçokları tarafından bir başyapıt olarak nitelendirildi. McEwan Booker Ödülü’nü 1998 yılında Amsterdam’da Düello (Amsterdam) isimli romanı ile aldı. Bir sonraki romanı Kefaret (Atonoment, 2002) de çok büyük beğeni kazandı. Time Dergisi eseri 2002 yılının en iyi romanı ilan etti ve roman Booker Ödülü aday listesine girdi.
2005 yılında yayınlanan romanı Cumartesi’de (Saturday, 2005) başarılı bir beyin cerrahının bir cumartesi günü yaşadıklarını işledi. Romanın ana karakteri olan Cerrah Henry Perowne’un evi Londra’nın merkezinde ünlü bir meydandadır. McEwan da Oxford’dan Londra’ya geri taşındıktan sonra aynı meydanda bulunan evinde yaşamaktadır. “Cumartesi” James Tait Black Memorial Prize ile ödüllendirildi. An itibarı ile son kitabı olan On Chesil Beach, 2007 senesinde çıktı ve aynı sene Booker Ödülü adaylarından biri oldu.
McEwan ayrıca pek çok film senaryosuna, bir adet sahnelenmiş oyuna ve bir oratoryaya imzasını atmıştır. 2007 Ağustos’unda “For You” isimli operanın metinlerini yazmaya başlayan McEwan’ın bu eseri Michael Berkeley tarafından bestelenecek ve 2008 yılı içinde icra edilecektir.2006 yılı sonunda, McEwan’ın büyük beğeni kazanan romanı Kefaret’i Lucilla Andrews’ın otobiyografisi “No Time for Romance”’den yaptığı intihalle yazdığı iddia edildi. Yazar masumiyetini The Guardian’da savundu, Andrews’un çalışmasından Kefaret’i yazdıktan sonra haberi olduğunu söyledi. McEwan, Amerikalı büyük yazar Thomas Pynchon’ın da içinde bulunduğu pek çok önemli yazar tarafından da savunuldu.
İlk romanı The Cement Garden’ın orijinalliği hakkında da yorumlar yapılan McEwan’ı son olarak Claire Henderson-Davis “On Chesil Beach”’de annesinin ismini kullanıp ebeveynlerinin hayat öykülerini anlatmakla suçladı. McEwan bütün bu suçlamaları da reddetmektedir.

Ian McEwan'ın Kitapları Kitap Ekle

8,1/ 10  (43 Oy) ·  80 Okunma
7,8/ 10  (19 Oy) ·  39 Okunma
7,3/ 10  (16 Oy) ·  22 Okunma
8,9/ 10  (10 Oy) ·  15 Okunma
7,8/ 10  (6 Oy) ·  13 Okunma
8,3/ 10  (4 Oy) ·  9 Okunma
10,0/ 10  (1 Oy) ·  5 Okunma
6,5/ 10  (2 Oy) ·  4 Okunma
0,0/ 10  (0 Oy) ·  4 Okunma
0,0/ 10  (0 Oy) ·  3 Okunma
10,0/ 10  (1 Oy) ·  3 Okunma
8,0/ 10  (1 Oy) ·  1 Okunma
crzcarz, bir alıntı ekledi.
28 Tem 2017

Oğlan olsun kız olsun, bir insan için en alçaltıcı şey, iyi bir eğitimden ve düzgün bir işte çalışma onurundan mahrum edilmekti.

Çocuk Yasası, Ian McEwan (Sayfa 16 - YKY)Çocuk Yasası, Ian McEwan (Sayfa 16 - YKY)
crzcarz, bir alıntı ekledi.
28 Tem 2017

Dünyaya düzgün biçimlenmiş uzuvlarının hepsi yerli yerinde gelmek, acımasız değil sevgi dolu bir anne babanın evladı olmak, coğrafi ya da toplumsal tesadüfler sayesinde savaştan ya da yoksulluktan kurtulmuş olmak tamamen şansa bağlıydı. Dolayısıyla rahat rahat erdemli olabilmek de.

Çocuk Yasası, Ian McEwan (Sayfa 29 - YKY)Çocuk Yasası, Ian McEwan (Sayfa 29 - YKY)
crzcarz, bir alıntı ekledi.
28 Tem 2017

Adam onu arayıp bulmuştu, istediği şey herkesin istediği, doğaötesinin değil serbest fikirli insanların verebileceği şeydi. Anlam.

Çocuk Yasası, Ian McEwan (Sayfa 146)Çocuk Yasası, Ian McEwan (Sayfa 146)
Selman Ç., bir alıntı ekledi.
21 Mar 21:17 · Kitabı okudu · İnceledi

Niçin değil nasıl diye sormak da bir kaçıştı.

Çocuk Yasası, Ian McEwan (Sayfa 111 - Yapı Kredi Yayınları)Çocuk Yasası, Ian McEwan (Sayfa 111 - Yapı Kredi Yayınları)
Lâlcivert, bir alıntı ekledi.
10 Şub 12:07 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Ve duygular böylesine çalkalanırken ihtiyaç sevgiye dönüşür.

Fındık Kabuğu, Ian McEwanFındık Kabuğu, Ian McEwan
Gözde Uysal, bir alıntı ekledi.
17 Nis 02:02 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Masumları öldüren nefret değildi, inançtı, en yumuşak huyluların bile hala saygı gösterdiği o aç kalmış hayalet.

Fındık Kabuğu, Ian McEwan (Sayfa 123)Fındık Kabuğu, Ian McEwan (Sayfa 123)
İsmail | Synergy, bir alıntı ekledi.
14 Mar 10:03 · Kitabı okudu · İnceledi · 5/10 puan

Felaketler bizi bilinçli olmaya zorladı, ve işe yarıyor da, ateşe fazla yaklaştığımızda, çok derin sevdiğimizde bizi ısırıyor.

Fındık Kabuğu, Ian McEwan (Sayfa 41)Fındık Kabuğu, Ian McEwan (Sayfa 41)
Selman Ç., bir alıntı ekledi.
21 Mar 21:19 · Kitabı okudu · İnceledi

Ya tekrar yaşamaya, gerçekten yaşamaya başlayacağız ya da vazgeçip bundan böylesinin sefalet olacağını kabulleneceğiz.

Çocuk Yasası, Ian McEwan (Sayfa 135 - Yapı Kredi Yayınları)Çocuk Yasası, Ian McEwan (Sayfa 135 - Yapı Kredi Yayınları)
Gülşah Güler, bir alıntı ekledi.
21 Kas 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Annem eğer bugünü unuttuysa, kalbi gelecekte olduğundandır.

Fındık Kabuğu, Ian McEwan (Sayfa 125)Fındık Kabuğu, Ian McEwan (Sayfa 125)
Bütün Alıntıları Göster
Leva, Beton Bahçe'yi inceledi.
 13 Ağu 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Spoiler İçerir...

Çocuk Yasası kitabıyla tanıştığım ve beğendiğim yazarın bu kitabı beni gerçekten şaşırttı ve inceleme yazmaya itti. Düşündürmesi, sorgulatması açısından hoşuma giden ancak içeriği itibariyle yazara sormak istediğim; neden böyle bir hikaye?...

Dört çocuklu bir aile, müstakil bir ev, kızlı erkekli sıralanmış çocuklar ve aniden yitirilen anne baba...

En büyükleri Julie, sonra Jack, Sue ve en küçük Tom. Hikaye Jack'in gözünden anlatılmış. İngiliz yazar ve "Jack" isminin birleşiminden bu kitabın ingilizcesini de okumak istedim. Jack on beş yaşında bir erkek çocuk ve sürekli jerk off (mastürbasyon) yapan bir çocuk. Bu tabire gönderme olarak Jack's off da deniyor. (Özellikle Amerikan ingilizcesinde) Acaba bununla ilgili başka Jack'li yerleştirilmiş tabirler var mı orjinalinde merak etmedim değil.

Kitapta beni rahatsız eden birkaç şey var ve acaba bir amaç uğruna, bir şeyleri işaret etmek önemini belirtmek için bunlar seçilmeli miydi, ne kadar gerek vardı bilemiyorum.

Ancak belki bunlar olmasa belli başlı sorgulatmaları yaptırmayadabilirdi...

Jack'in sürekli mastürbasyon yapması değil beni rahatsız eden. Fakat bu bile bazı okurları rahatsız edebilir. Asıl neden diye düşündüğüm, kitabın başından beri neden ablası Julie ile birlikte olma isteği gibi bir algı vermesi (finalde evet birlikte oluyorlar) ve okuru böyle bir yolda ilerletmesi. Bundan vazgeçebilirdi de, havada da kalabilirdi...

Bir diğeri en küçük çocuk Tom'un okulda (muhtemelen bahsedilen okul kreş tarzı çünkü yaşı çok küçük) arkadaşları tarafından pataklanmasından dolayı kız olmak istemesi. Ona göre kızlar dayak yemiyor. Bu düşünceyle kız kıyafetleri ve peruk kullanması...

Bahçeyi beton ile kapatmaya çalışan bir baba aniden ölüyor ve anne çok hastayken başta en büyük kızı Julie ve oğlu Jack'i kendi ölümünden sonraki hayata hazırlamaya çalışıyor ancak o da bu zamanı bulabilmiş değil. Tüm bu eksiklikler, çocukların bir anda yapayalnız ve ebeveynsiz koca bir evde kalması sonucu bu çarpıklıkları oluşturuyor. Yazar anne ve babanın çocukların belli bilince hazırlanması için önemini bu şekilde vurgulamak istemiş tahminimce.

Jack aslında her ne kadar sürekli mastürbasyonla uğraşsa da bazen bulaşıkların yıkanması bazen kardeşi Tom'un durumuna takılması bazen Julie'nin hayatına giren Derek isimli gence duruş sergilemesi gibi yetişkin düşünceli reaksiyonlar da sergiliyor. Ancak final yine malum final...

Ilginç noktalardan biri de ki hoşuma giden; bu müstakil evin çevresinde gökdelenler olması. Dev binalarla çevrili bu evde yaşananlar ile ilgili kimsenin dikkatini çeken bir sey yok. Çünkü komşuluk ilişkisi yok. Belki o ev gökdelen sakinlerince görülmüyor bile. Bu sıkışık yaşamlardaki insanların farklı bir dünyada yaşadığını vurgulamak adına sürekli bahsi geçen bir tabirdi gökdelen. (Ballard'ın ve Tahsin Yücel'in Gökdelen isimli kitaplarını da tavsiye ederim bu arada)

Kitapta farkedebildiğim nüanslardan biri de Derek'in bilardo oyuncusu olması ve oynadığı oyun çeşidi de snooker. Yalnız bu isim geçmiyor. Sadece Derek'in topları deliğe yuvarlayışından (sırasıyla kırmızı ve siyah) anlıyoruz. Bu hem çok hoşuma gitti hem de acaba joyce tadı veren bu yazar kitabın çoğu yerinde de okura bırakan böyle şeyler barındırdı mı merak da ettirdi. Belki de birçok şey var ve ben sadece bilgim olan birine denk geldim ve fark edebildim.

Derek ile Jack'in arasında geçen nadir diyaloglardan biri de güzel mesajlardan. Derek'in kendi arabasının kırmızı rengine Jack'in oyuncak benzetmesi yapması ve Derek'in arabalar zaten oyuncaktır, büyüklerin oyuncağı, ilerde anlarsın şeklinde konuşması. Jack burada; o zaman arabalar oyuncaksa her şey oyuncak diye noktayı koyuyor. Ben bu yoruma katılıyorum. Evet her şey oyuncak. Tek gerçek ise ölüm. Ölüm bize oyuncaklarımızı bırakmamazı söyler. Oyun bitti. Sahneden çekilme zamanı...

Sonuç olarak her ne kadar bazı noktaları sevmesem de (okumak istediğim şeyleri okumak isterim) genel olarak kitabı beğendim. Bazı şeyleri düşündürtmesi bana yetti de arttı bile. Eminim farklı zihinler kimbilir neler çıkarır. Spoiler için kusuruma bakmayın ama yine de tavsiye ederim herkesin okuması için.

Keyifli okumalar...

Handan Aksu, Çocuk Yasası'ı inceledi.
10 Nis 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Pazar günü bana eşlik etmesi için elime aldım ve ne kadar iyi bir seçim yaptığımı kitabı kapattığımda anladım. Gerçekten insanın içine işleyen bir konusu var. Bir çocuğun dini inançları uğruna ölmek istemesi ne kadar mantıklı olabilir. Bir an o anne ve babanın yerine koyuyorsunuz kendinizi. Tek düşündüğüm her düşüncenin aşırı olanı zarar veriyor. Çok doğru bile olsa sorgusuz sualsiz inanmak her zaman kötü sonuçlara neden oluyor. İnan tabi ki ama düşünerek inan, sorgulayarak inan. Bu ara yeni yazarlar keşfetme günlerim. Ve her tanıdığım yeni yazarla çok güzel duygularla ayrılıyoruz. İyi ki kitaplar ve yazarlar var...

Mrs. Mysterious, Çocuk Yasası'ı inceledi.
20 Şub 02:38 · Kitabı okudu · Puan vermedi

DİKKAT DİKKAT BU İNCELEME KİTABIN EN SEVDİĞİM KİTAPLAR ARASINA GİRİŞİNİN DELİLİ NİTELİĞİNDE GÖRÜLMELİDİR!!

Sitedeki birçok okuyan arkadaşımızın bu fikrime katılacağını düşünerek eğer kitap okumaktan Sonra ikinci güzel şey varsa o da kitap siparişi verirken kitap didiklemektir.Ben de son zamanlarda YKY’ye acayip takmış durumdayım.Manguelciğime dair hiçbir şey bilmezken Kelimeler Şehri kitabını sipariş verip üstüne bir de Ian Mcewan’ı eklemiştim.Epeydir kitaplığımdaydı uzun uzun bakıştık en son dedik ki bu işi bir resmiyete dökelim.Veee I Said yessss!!

Kitabın genel hatlarıyla Yüksek adalet divanı aile hukuku dairesinde ünlü ve başarılı hakim olan Fiona’nın etrafında geliştiğini arka kapağını okuyarak da öğrenebilirsiniz.Benim bahsetmek istediğim de bunlar olmayacak zaten.Kitapta geçen davalara ayrıca değinip aslında aile kurumunun çocuk üzerindeki etkilerine,bağnaz inançların insanları getirdiği noktalara,aslına bakarsanız bize hiç de uzak olmayan ülkemizde gayet gördüğümüz şeylere değinmek istiyorum izninizle.Size de böylece bizden olan ve çok naif bir yazarla karşı karşıya olduğumuzu göstermeliyim dedim.

DAVA 1:Anne ve baba kızlarının okulu konusunda fikir ayrılığına düşerler.Anne modern ve karma bir okulda eğitim almalarını isterken babası bağlı bulunduğu cemaatin inançları sebebiyle karma okulun çocukların kafasını karıştıracağını(Tahrik(!) olayının bu masumane ifade edilişi savunmadaki) aslında kadınların okumalarına da gerek olmadığını kendilerini yuvalarına adamalarını ifade ediyor.Karar metni ise oldukça manidar.Anne Lehine dava sonuçlanırken yeni idolüm Fiona hanımcığım kararı okurken kendisinin de bir kadın olduğuna ve içinde bulundukları davada bir kadın olarak onun ağzından çıkacak karara tabii olacaklarını dile getiriyor.Burada kendisine bir sürü alkış.Bir de kadınlar okuyup ne yapacak evine cocuklarına baksın diyen evrimleşememiş insan müsveddelerimiz size de çok tanıdık geldi dimiiiiii,evet evet aynı şeyleri düşünüyoruz.

DAVA 2 yi atlayıp izninizle direk dava 3 e geçmek istiyorum çünkü inançlarımızın bizi getirdiği noktalar insanı hayrete düşürecek cinsten.16 yaşında Adam isimli lösemi hastası bir gencin kan nakli olması gerekmektedir.Yehova Şahitlerinden bir anne babaya sahip olduğunu hemen belirtmek istiyorum.Ailenin inancına göre kan nakli Tanrının bahşettiği kanı kirletecektir.Acilen kan nakli olmazsa da Adam yani çocukları acılı bir şekilde ölecektir.Hastane ve ebeveynler arasında geçen dava Fiona’nın hakimin takdir yetkisini vicdanı ölcüsünde ne kadar doğru kullandığını bence hukuk uygulayıcılarına da çok net bir biçimde göstermiş bu kitapta.Adam’ın kan nakli olması yönünde karar verir anlayacağınız.Yani Tanrı’nın verdiği kanı kirletmemek için Tanrı’nın verdiği canın alınmasına göz yummak..Bilmiyorum ben anlamıyorum anlayanlar beri gelsin..

Tüm bunlar olurken terzi kendi söküğünü dikemez zaten hiçbir zaman dikememiştir.Acaba dikmiş midir? Fiona aile kurumuna yönelik kararlar alırken kendi evliliğinden de darbe yer? Acaba dışarda ahkam kesebiliyorken çok kolay bir şekilde kendi hayatımızda bu mümkün mü aynı şekilde? Bilmem okuyunca siz kararı verin.Okuyup birçok şeyi sorgulamak için Harika bir kitap.Şimdiden okuyacaklara keyifli okumalar :))

Lâlcivert, Fındık Kabuğu'yu inceledi.
 13 Şub 12:30 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 7/10 puan

Yeni doğmuş bir bebek dendiğinde aklımıza ilk gelen şeylerden biri değil midir masumiyet?
Gözlerini dünyaya yeni açmış, hiçbir şey bilmeyen, çıkar gözetmeyen, masum bir bebek…
Peki ya… bebek henüz doğmamışsa?

İşte Ian McEwan bu sorunun cevabını ironik ve yer yer absürt bir anlatımla veriyor. Kitabın tanıtım bülteninde de belirtildiği gibi konu gayet açık: İhanet, komplo; Hamlet’in modern bir uyarlaması. Bu nedenle konuya çok fazla girmek istemiyorum.
Başta da belirttiğim gibi kitap henüz doğmamış bir bebeğin masumiyetini sorguluyor bir anlamda. Bir bebeğin düşüncelerinin çıkarları doğrultusunda nasıl değiştiğini görüyorsunuz.

Kitabı okurken aklıma sürekli, küçük bebeklerin yetişkinlerce seslendirildiği komedi filmleri geldi. O filmlerde de olur ya, bebek her şeyden haberdardır, ağzı biraz bozuktur, arsızdır falan. İşte bu bebek de biraz öyle.

Aslında yazar bu anlatımla, belki de defalarca anlatılan şeyleri daha akılda kalıcı bir şekilde ifade etmiş: ihaneti, çıkarcılığı, ortak günahların güvensizliğini, doğmamış bir bebeğin annesine olan sevgisini sorgulamış.
İhtiyaç ve sevgi arasındaki ayrımı; ihtiyacın, sevgi kılığına girişini farklı şekillerde ele almış.

Sonra bir yerde dünyayı anlatmış: küresel sorunları, Avrupa’yı, Amerika’yı, Rusya’yı, Çin’i… Yaklaşık bir buçuk sayfada hayatımızın ve dünyanın merkezine oturan sorunlarımızın basitliğini göstermiş komik bir şekilde.

“Konuşmacı hanım, içinde psikopatların insan şeklinde sabit ve değişmeyen bir faktör gibi olduğu türümüzü pek beğenmedi. Silahlı mücadele, haklı olsun olmasın, cezbediyormuş psikopatları.”

Burada benim ilgimi çeken şeylerden biri de bebeğin kendini kabullenmiş olması, o bir insan; dünyaya gelmese bile. Tür değil çünkü. Türümüz. Biz olmuş artık.
İşte burada bir sonuca ulaşıyorum kendimce, bu bebeğin düşüncelerinin, kararlarının, duygularının, bencilliğinin, dürüstlüğünün ya da yalancılığının nedeni… İnsan olması.

O henüz doğmasa da o bir insan. Ve insanın masumiyeti derinlerde bir soru işareti değil mi?

Eylemler suç barındırmıyorsa, saf bir masumiyetten söz edebilir miyiz? Düşüncelerin bir değeri yok mudur bu kıstasta?

Yazdıkça kendi masumiyetimi sorguladığım birçok soru birikiyor kafamda. Ama kısaca McEwan, (biraz karamsar bir bakış açısı olacak belki ama) türümüzden yakınıyor sanki.

Hani biz deriz ya yedisinde neyse yetmişinde o diye… Sanki McEwan da; doğmadan önce neyse öldüğünde de o diyor: İnsan.

Selman Ç., Çocuk Yasası'ı inceledi.
 21 Mar 22:08 · Kitabı okudu · 3 günde

Evet yeni bir yazar ile daha tanışmış bulunmaktayım. Sizleri de tanıştırayım; insanı kendi içinde sorgulamalarla baş başa bırakan, düşündüren, ben olsaydım ne yapardım veya sen bunun yerinde olsan ne yapardın sorularını akıllara getiren yazar Ian McEwan Belki abartmış da olabilirim bilmiyorum ama bu kitabı okuyunca nedense bunlar belirdi aklımda. Bu tanışmadan memnun ayrıldığımı da belirteyim.

Kitap
Çocuk Yasası, madde 1(a) (1989)
“Bir mahkeme bir çocuğun… yetiştirilmesiyle ilgili… herhangi bir hususta karar verirken öncelikle çocuğun refahını dikkate alacaktır.” diye başlıyor.
Okumaya başladığınızda kendinizi direk konunun içinde buluyorsunuz. Biraz daha okuduğunuzda 20. sayfalarda falan ikinci bir konunun daha olduğunu fark ediyorsunuz. Bu iki konu birbirine paralel şekilde ilerliyor. Tabii aralarda irili ufaklı bir çok konu işleniyor. Sonuçta kahramanlarımızdan birisi hakim ve neredeyse günde 5-6 davaya bakıyor. Aralarda bu davalardan kesitler veriliyor duruşmalar vs.

Bir hakim- eşi- ve hastanede yatmakta olan lösemi hastası 17 yaşında bir çocuk...

Başlarda hakimin ve eşinin kendi aralarında yaşadıkları tartışmalar, anlaşmazlıklar, çekişmelere şahit oluyoruz. Durum böyle devam ederken hakimin karşısına dini inançlarından dolayı kendinie uygulanması gereken tedaviyi (kan nakli) reddeden bir hastasının dosyası çıkıyıor. Hakim acil karar vermek zorunda.
Burada bir dünya sorgulama yapılabilir. Başta da yazdım ben olsaydım ne yapardım veya siz hastanın yerinde, ailenin yerinde, hakimin yerinde olsaydınız ne yapardınız vs. hepsi akıllara geliyor.
Hastanın ailesi ve cemaati bu tedaviye karşı ve göz göre göre çocuğu ölüme götürüyorlar. Hastane ise buna karşı bir dava açıyor ve duruşma ertesi güne veriliyor. Duruşma öncesi hakimimiz hastayı ziyarete gidiyor ve bu bölüm kitabın en can alıcı noktalarından birisi.
Çocuk yasasına göre hakim çocuğun refahı için karar veriyor ama sonrası nasıl oluyor okuyup görmelisiniz.

Ayrıca bir nokta da kadının eşi ile arasında olan durumda, kendi içinde yaşadığı çelişkiler de ayrı bir konu. Ünlü bir hakim. Eğer eşinden ayrılırsa ne olacağını, nasıl bir duruma düşeceğini falan sorguluyor kendi içinde. Aralarında nasıl bir son oluyor bunu da okuyup öğrenirsiniz artık :)

Sinan Tütüncüler, Fındık Kabuğu'yu inceledi.
 01 Kas 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Okuyacağım kitaplara dair seçim yöntemlerim farklılık gösteriyor. Çoğunlukla okuma grubumla belirlediğimiz ortak kitapları okuyorum. Onun dışında, genelde her ay, yeni çıkan bir kitap okumaya çalışıyorum. Takip ettiğim kitap ve edebiyat sitelerinde tavsiye edilen kitapları tercih ettiğim de oluyor. Bu kez okuyacağım kitabı, bir kitap reklamı belirledi. Ot Dergisinin sayfalarında gezinirken, Yapı Kredi Yayınlarının yeni basım kitaplarının ilanını gördüm. İlandaki kitaplardan birisi, İngiliz yazar, Ian McEwan’a ait “Fındık Kabuğu” isimli kitaptı ve ilanda kitaba dair verilen kısa bilgi notunu okur okumaz, okuyacağım ilk kitaplardan birisi belli olmuştu.

“Fındık Kabuğu”, ana rahmindeki bir cenin tarafından aktarılan bir cinayet romanı. İşin polisiye kısmı çok derin ve ilginç olmasa dahi, romanın bir cenin tarafından aktarılması son derece çarpıcı. Cenin dediysek, zihin düzeyi ve yetkinlik açısından bir çocuktan bahsetmiyorum, son derece derinlikli bir filozoftan bahsediyorum.

Bizim edebiyatımızda, yetişkin zihinli çocuk karakter olarak Alper Canıgüz romanlarının büyümüş de küçülmüş veledi Alper Kamu’yu hatırlıyorum. Ancak Alper Kamu, daha çok karikatürize bir karakterin düz yazıya geçirilmiş hali gibi ve mizah dalında bir eserin konusu. “Fındık Kabuğu”ndaki, henüz ismi olmayan cenin ise oldukça olgun, İngiliz ciddiyetinde bir filozof.

Konusu ilk bakışta fantastik bir kitap havası verse de, hiç birimiz bir ceninin anne karnında tam olarak ne düşündüğünü, neleri duyabildiğini ve nasıl tepki verdiğini bilemediğimizden, gerçeğe tamamen aykırı bir fantastik eser olarak tanımlamak kitap için haksızlık olur. Belki de hepimiz, anne karnında, doğumdan sonra sahip olduğumuz özelliklerden, duyu ve düşünce yeteneklerinden daha fazlasına sahibizdir.

Kitabın başkahramanı olan ceninin, kitapta aktardığı tüm bilgiler anne karnında öğrendiği şeyler. Annesinin her konuşmasını algılıyor, anlıyor, o da yetmiyor. Dışarıdan gelen her ses, annenin kulağı ya da karın zarları üzerinden cenine ulaşıyor. O kadar ki, cenin BBC radyodan ulaşan haberler üzerinden dünyaya dair bilgilere sahip ve fikir üretebiliyor.

Küresel ısınma, suların yükselmesi, zengin Avrupa’nın göçmenlerin istilasına uğraması, yine Avrupa’nın kimlik krizi, az gelişmiş coğrafyalarındaki şiddet sarmalı hakkında aktardığı fikirler oldukça ilginç.

Ama hikâyenin esas konusu bir cinayet. Hem de ceninin babasının, annesi ve amcasının elbirliği ile öldürülmesine dair bir cinayet. Cenin, bu fikrin annede ilk oluştuğu andan itibaren süreci itina ile takip ediyor. İçten içe bu cinayete engel olmak istiyor ama fiziksel şartları bir müdahale bulunmasını engelliyor. Tek yapabildiği ara sıra annesini tekmelemek.

Cinayetin gerçekleşmesinin ardından ise cenin bir ikilemde kalıyor. Babasının öcünün alınması, dolayısı ile annesinin hapishaneye düşmesi ve kendisinin de hapishanede büyümesi, ya da annesinin bu cinayet olayından sıyrılıp hür kalması ve dolayısı ile kendisinin özgür dünyada gözünü açması. Annesi ve amcası özgür kalabilmek için son girişimlerinde bulunurken cenin bir son dakika sürprizi gerçekleştiriyor.

Yaklaşık 150 sayfalık bu romanın sürükleyici bir kitap olduğunu iddia etmek çok mümkün olmayabilir. Ama bu durum aslında kitabın derinliğine ve tıka basa edebiyatla dolu olduğuna işaret ediyor. Konu oldukça farklı ve özel bir bakış açısı ile yazıldığından ilk olarak okurun, her bir sözcük ve cümlede kendisini o ceninin yerinde hissetmesi gerekiyor. Yoksa özel imaları, yakıştırmaları, benzetmeleri anlamak mümkün olmayabiliyor. Ama esas derinliği veren ceninin filozof yönü. Babasını, annesini, amcasını, başmüfettişi değerlendirdiği noktalar bile özel birisi ile karşı karşıya olduğumuzu hissettiriyor. Kim bilir belki bütün insanlar, daha doğmadan önce oldukça derin varlıklardır, oksijeni ciğerlerimizde hissettiğimiz andan itibaren aptallaşmaya başlıyoruzdur.

Kitabın orijinal baskısı 2016 yılı Eylül ayı. Yapı Kredi Yayınları ise Türkçe baskısını 2017 yılı Ağustos ayında gerçekleştirmiş. Yani oldukça taze bir roman. Kitabı okuduktan sonra, İngiliz edebiyatının dikkat çekici yazarlarından birisi olduğunu öğrendiğim Ian McEwan, diğer kitaplarını da bir an önce okumak istediğim bir yazara dönüştü benim için. Diğer fark ettiğim husus ise Yapı Kredi yayınlarının basımını yaptığı hemen hemen her eserin, edebiyat dünyasında belli bir kalite çizgisinin üstüne denk gelmesi oldu. Kitaplığım daha fazla YKY basımını hak ediyor.

İsmail | Synergy, Fındık Kabuğu'yu inceledi.
 17 Mar 21:19 · Kitabı okudu · 5 günde · 5/10 puan

Farklı bir kitaptı benim için. Girişte, gelişmede ve finalde de hep bir zorlama ile okudum diyebilirim. Yazarın anlatımı değişik geldi. Diğer kitaplarını okumadım gerçi. Fındık kabuğu adlı eser kaba taslak olarak bir annenin karnındaki bebeğin, kendi iç aleminden dünyayı görerek, okuyuculara aktarması diyebilirim. Anne, baba ve babanın kardeşi arasında dönen bir ihanet zinciri. Spoiler yoktur. Zaten başta da belli. Annenin kayınbiraderi ile aşk yaşaması ve babanın bu olaydan maddi ve manevi etkilenmesi. Doğmamış bir cenin -ben bebek diyorum- bu olayları görerek, duyarak, ve yaşayarak farklı bir ruh haliyle bizlere yansıtıyor.

Aslında kapakta da belirtildiği üzere Shakespeare'nin Hamlet de nasıl bir komplo düzeni gördüysek, nasıl içimizi kemirdiyse, bu eserde de başka bir kurgu ile uyarlandığını görüyoruz. Yazar, evlilik ve ebeveynlik durumunda insanların nasıl bir özveri ile ayakta durmasını, eğer ki bunu başaramazlarsa, hatanın veya durumun en güzel ve kolay yoldan nasıl çözüleceğini ortaya koymaya çalışıyor. Bir de işin içine polisiye girmiş gibi yorumlar olmuş ki alakası yok. Derim ki bu eser edebiyat literatüründe.

Son olarak bir bebeğin ağzından olayları duymak, onun verdiği hassasiyeti hissetmek gerçekten güzeldi ama beni doyurmadı. Doyurmadığı için de sevemedim. Belki bu bir cinsiyet karmaşası olduğu için belki de asla bir annenin ve rahmin içinde neler döndüğünü bilemediğim için. Bu duygulardan yoksun olmak, kitaba soğuk olmamı gerektirir mi emin değilim? Bunu kadınlara, 9 ay boyunca bir yavruyu ezmeden, düşürmeden koruyan annelere sormak lazım...

Nejla GÜNEŞ, Fındık Kabuğu'yu inceledi.
09 Mar 22:17 · Kitabı okudu · 2 günde · 6/10 puan

Farklı bir görselgörselliğe sahip olan ve adı ile ilgimi çekmişti bu kitabı aldığım kitap sitesinde. Arka kapak yazısını da okuyunca merakımı da uyandırdı ve okumalıyım dedim. Fetüs denilen daha doğmamış bir bebeğin ağzından ve annesinin karnından yaptığı bilgece gözlemleri anlatan ve farklı bi bakış açısı sunan fazlasıyla edebi bir roman. Annesinin aşığı ile bir olup bebeğin babasını öldürme planını, yaşadıkları duyguları, hisleri, düşüncelerini bilge bebeğin ağzından okumak oldukça ilginç. Ama yine de edebi anlatım ve konudan bazen uzaklaştıran betimlemeler sıkıcı olabiliyor. Bir daha okur muyum? Hayır tabi ki. Ama okumuş olduğum için pişman da değilim.

Eda Arda Ylmz, Çocuk Yasası'ı inceledi.
20 Oca 18:13 · 9/10 puan

Çocuk Hakları Mahkemesi hakimi Fiona’nın ,inançları doğrultusunda ölümü seçmiş bir çocuğun herşeye rağmen kan naklinin yapılıp kurtulmasına vesile olduktan sonra yaşadıkları ve kitabın sonundaki kaçınılmaz ölümün sebebi olması etkileyiciydi.Tavsiye ediyorum okumanızı.

Hatice Çakır, Bir Parmak Bal'ı inceledi.
01 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Siyasetin edebiyat ile ilişkisi, soğuk savaş yıllarında epey tartışma konusu olmuştu. Günümüzde de devam ediyor bu tartışma aslında... Romanda batı propogandasına hizmet edebilecek yetenekli yazarların keşfi ve bu yazarlara yapılacak maddi yardım ve tanıtımlar, MI5' ın " Bir Parmak Bal " projesi ile hayata geçirilirken, ortaya beklenmedik gelişmeler çıkıyor. Oyun içinde oyun denebilecek bir tepki, kitabın bitişini/ başlangıcını benzersiz kılıyor. 1950 lerden beri edebiyatın temel taşları olan yazarları tanımak isteyenler için önerilecek iyi bir kitap aynı zamanda...

Bütün İncelemeleri Göster