İhsan Fazlıoğlu

İhsan Fazlıoğlu

Yazar
8.9/10
225 Kişi
·
714
Okunma
·
299
Beğeni
·
11173
Gösterim
Adı:
İhsan Fazlıoğlu
Unvan:
Türk Bilim Tarihçisi
Doğum:
Ankara, 1966
İhsan Fazlıoğlu (d. 1966, Ankara), Türk bilim tarihçisidir.

1985'te Kadıköy İmam Hatip Lisesi'ni, 1989'da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. 1990-1992 yılları arasında Amman'daki Ürdün Üniversitesi'nde ve Halep'teki Arap Bilim Tarihi Enstitüsü'nde, bilim ve matematik tarihi üzerine araştırmalar yaptı. 1993'te İ.Ü. Bilim Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans çalışmasını tamamladı; aynı bölümde bir süre araştırma görevlisi olarak görev yaptı. 1987-1990 ve 1992-1996 yıllarında IRCICA yazmalar bölümünde araştırmacı olarak çalıştı. 1994'te Kısa bir müddet Kahire'de yazmalar üzerinde çalışmalarda bulundu (1994). 1996'da İ.Ü. Felsefe Bölümü'ne geçti ve 1998'de aynı bölümde doktorasını tamamladı. 2001-2002 yıllarında Oklahoma Üniversitesi'nde ABD ile ilgili araştırmalar yaptı. 2005 yılında üniversitelerarası Kurulu'ndan doçentlik unvanını aldı. "Felsefe-Bilim" tarihi ile matematik tarihi ve felsefesi üzerine yoğunlaşan İhsan Fazlıoğlu, özellikle bu yapıların İslam ve Türk Medeniyet Tarihi içerisindeki gelişmelerini el yazması kaynaklara dayanarak incelemekte ve yayınlar yapmaktadır. Fazlıoğlu İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü, Felsefe Tarihi Anabilim dalında öğretim üyeliği yapmıştır. 2012 yılından bu yana İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nde görev yapmaktadır.
''İnsan, yaşamında bir kez de olsa kendine şu soruyu sorup yanıtlamalıdır:
Sahip olduğum her şeyi yitirdiğimde, beni ayakta tutacak olan nedir?..''
''Alaaddin ve Sihirli Lambası ''hemen herkesin bildiği bir masaldır.
Bu masalın işaret ettiği bir hakikat vardır:
İnsanların istekleri sonsuzdur!
İhsan Fazlıoğlu
Sayfa 115 - PAPERSENSE YAYINLARI
184 syf.
·62 günde·Beğendi·10/10
İhsan Fazlıoğlu'nun çeşitli mecralarda, dergilerde yayınlanmış yazılarından oluşan bu kitap, içerisinde çok kıymetli bilgiler barındırmaktadır. Felsefe-bilim dünyasında ki doğru düşünce metodunun, Hz. İnsan olma yolunda insanların hayatlarına nasıl bakması, nasıl anlamlandırması gerektiği üzerine çok güzel tespitlerde bulunmuş. Hak ve hakikat üzerine bir felsefe yolculuğuna çıkmak isteyen, köklerinden ve kökeninden kopmadan kendisine bir hayat görüşü oluşturmak isteyenlerin İhsan Fazlıoğlu'na ait diğer kitapları da okuması gerekmektedir bence.
Şuurlu bir hayat görüşüne sahip olmamız ve bu görüş ile hayatımıza yön vermemiz dileğimle, cumanız hayrolsun.
184 syf.
·10/10
"Nasıl ki bir gülün varolabilmesi için bütün bir Evren'in varolması elzem ise bir insanın varolabilmesi içinde Evren'in yanında bütün bir hayatın varolması gerekir" cumlesi ile başlayarak
"Bilgi,kendine kayıtsız kalan kişileri ve toplumları affetmez!" Diye biten bir kitap..

Yazarın Anlayış dergisinde yayımlanan yazıların bir araya getirilmesiyle oluşmuş. Insana, tabiata, hayata, bilgiye, inanca, anlama,maneviyata, kendilik arayışına dair bir çok konuya dair yazılar var..

Kendisi çok severek takip ettigim bir prof. Anlam-değer ilişkisi üzerinde fazlasıyla duruyor..ne olursa olsun sorgulamadan inanılmaması gerektiğini savunur..makalelerinde,söyleşilerinde, kitaplarında sizi kendinize getirecek şeyler inanıyorum ki olacaktır.. okumanızı tavsiye ederim..
263 syf.
·6 günde·8/10
Çeşitli dergi yazıları ve söyleşilerinin toplandığı bu kitapta okunmaya değer kitaplar arasında. Osmanlı-Türk-İslam bilim tarihiyle ilgili okumaların nasıl olması gerektiğini, hangi kavramlar üzerinde hangi sorularla yürünmesi gerektiğini ve kişisel ve toplumsal var-oluş serüvenimizi nasıl ortaya koyabileceğimizi tartışıyor diyebiliriz.
Anlamlı sorulara verilen manalı yanıtlar ile yola koyulup, yolda aramamız gereken şey-lerin farkındalığını edinebilmemiz için okunması gereken bir kitap.
232 syf.
·80 günde·Puan vermedi
Aslında geçtiğimiz ilkbaharda aldığım lâkin ancak okumaya fırsat bulabildiğim bir kitap bu...

Kelimelerin, kavramların dünyasına, felsefik bir perspektifle dalıp, farklı bir yolculuk isteyenler için kitap oldukça keyifli...

İnsanlar kavramlarla düşünür... Kavramların zihin dünyamızdaki karşılığıdır aslında hayatımızı şekillendiren... Çünkü her davranışın bir düşünsel altyapısı var... Bu sebeple kelimeler değerlidir...

Kelimeleri Yaratıp, bize bunu kavrama kabiliyeti veren Rahman'a hamdolsun...
232 syf.
·10/10
Kitap 3 bölümden oluşuyor: kendilik bilinci, bilgi, kimlik.. dili biraz ağır gelebilir ama bahsettiği konular öyle kıymetli ki.. her yazı kafayi biraz daha zorluyor. Yaşadığım her olaya nasıl da üstünkörü yaklaştığımı hissettim. Kafayı zorlamak gerek, çok zorlamak.. zirveye öyle çıkacağız Çünkü, inanıyorum. Okunmaya değer..
184 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
İhsan hocanın okuduğum ikinci kitabıydı. İlk kitabında olduğu gibi "ne kadar da az şey biliyormuşum" hissini her yazısında hissettiren, bilmediğim bir çok kelimeyle tanışmama vesile olan kitap galiba tekrar tekrar okumayı ve üzerinde uzun uzun düşünmeyi gerektiriyor. İhsan hocayı tanıyanlar bilir cümlesini duymak veya yazısını okumak salt anlamak için yeterli olmaz :) Üzerine bir de bolca tefekkür etmek, kelime araştırması yapmak gerekir :) O nedenle dinlenmek, boş vakit doldurmak için kesinlikle okumayınız; bilmek, nasıl bilineceğini öğrenmek için okuyun derim.
.
"Karar her ne kadar bir istikrar talebinin zorunlu sonucu olarak görünse de her arayış, ikameti değil, seferi gerektirir." Takdimde bahsedilen bu husus aslında kitabın ana fikrini teşkil ediyor. Arayış... Süreç... Kökenin bilgisi (nere-den), sonun bilgisi (nere-ye), ikisinin arasındaki (nere-de) bilgisi... Bu üç soruya verilen yanıtlar insanın anlam arayışının tarihidir. İşte kitapta da Hz. İnsanın bu anlam arayışındaki, oluşundaki, sürecindeki sorunlarını, varlığını ele alan yazılar yer almaktadır.
.
Bu süreçteki varlık, bilgi, iman, düşünce, tarih, bilinç, tabiat, hayat ile ilgili sorunlar, oluşumlar hakkında derin bilgilerle kişiye yol göstermekte, kendini aramaklığına katkı sunmaktadır.
.
En beğendiğim kısım ise yazarın tarih anlayışı oldu. Salt övgü ve sövgü yerine bilinçle, köklerini dışlamadan geleceğe yönelebilmek. Şimdide ise bu düşüncelerle aramayı sürdürebilmek...
.
Düşünmek... Bolca düşünmek...Öğrenmek...Hissetmek için okuyun derim.
184 syf.
24 yıllık canlı yayınımda 7810. günde -21. yaşımın içinde- bir karıncalanma oldu. Anteni sağa sola -ideolojiden bağımsız, makasıd yönü "aramaya başlamak" için "guide" bulmaktı- çevirdik, birkaç kere darp ettik. Topyekûn halde bir şeyleri yoluna koymak için sabahın fecrinde uyandık, sonra yetmedi gündüzü başkaları için heba edip kendimiz için en verimsiz günlerin hayalini bir ikindi sonrasına bıraktık. Sokrates'in ölümü de bir ikindi vaktindeydi, benim ölümüm de bir ikindi vaktine denk gelir belki. Farz-ı kifayenin yerine getirilmesi için ertesi günün öğlesine yetiştirilsem telefondan ya da kol saatinden taziye mesajlarıyla ne denli önemsendiğim ilan edilir. İnsanın gayesi maslahat-ı am olmakmış, olunabilirse. Olunamazsa n'olur? Evren bir simülasyon mudur?

Ölüm kötü bir şey mi? Kalanlar için elbette. Zaten gitmek mi zor kalmak mı dense kalmak derim, tebdil-i mekanda bir kere ferahlık var, kaçarken ya da kurtulurken kafanı götürsen de eşyanın bir mahiyeti var, tesiri de kaçınılmaz. Kalmak, bir sürekliliği ifade ediyor, yolda olmak gibi bir sürekliliği. Sandalyeye çakılı kalma hareketsizliğini değil, bir süreci ifade ediyor, aynı çizgi üzerinde. İnsan düşünün ki sabit olsun subutiyetten nasip alsın bu daha zor daha kutlu bir yan barındırır. Oysa gitmek, çalagitmektir, sallapatidir biraz umarsızcadır. Kendini aramak bir sabitlik halidir, bulduğun an gidersin. Bildiğin an soğursun.

Meseleyi dallandırıp budaklandırmadan şuradan şuraya gitmem. Evren bir simülasyon mudur? diye sormuştum, bunu asla bilemeyeceğiz ancak zaman zaman bir simülasyonun içinde gibi hissediyorum. Her şey planlı programlı, hayır bir sendromun içinde değilim Truman kimmiş zaten? Sabah uyanıp, günümü başkası için en doğru ve verimli şeyi yapmak için tüketirken akşamına "seneler sonrası" için planlar yapıp aslında her şeyin "para"dan daha önemli olduğuna inandırıyorum Kendimi, yani para olmadan gayet rahat elimi kolumu sallaya sallaya sanki bir semtten diğer semte gidebilirmişim, yurt dışına çıkabilirmişim, sanat kültür faaliyeti içinde bulunabilirmişim, sevdiğim yazarların çıkan son kitaplarını alabilirmişim gibi bir hayal alemine dalıyorum. Allah, bütün tanrıların cezasını* -*kabil- versin. Varsa eğer -agnostik putperestlik- para tanrısının cezasını bilahare versin, şiddetine itimadım tam. Şu an bu yazıyı yazarken sağ üst köşede bir ayakkabı markasının hemen bir üstünde de bahis sitesinin bir reklamı bulunuyor, bu sürekli değişiyor ve bu değişkenlik akıl alır gibi değil ama benim bundan evvel hiçbir site üzerinden aratmadığım ürünlerin/hizmetlerin reklamı. Aklımdan bir ayakkabıyı almak fikri geçti, üstelik bunu tüm markaların model ve fiyatlarını görebileceğim bir site üzerinden aratmak istemişken karşıma bu çıktı, kafamızın içinde bir çip yoksa bu denli tahmin edilebilir bir şeyin olmasının sebepleri ne olabilir?
Varsayım 1: Bundan evvel arattım ancak bunu anımsayamıyorum.
Varsayıma karşı sağlama: Geçmişi aradım, ancak böyle bir şeyle karşılaşmadım.
Varsayım 2: Geçmişi silme olasığım vardır belki.
Sağlama: Geçmişi hiçbir zaman silmem.
Varsayım 3: İnternet ciddi manada tehlikeli bir yer olmaya başladı.
Varsayım 4: İnternet hep tehlikeli bir yerdi.

İnternetten uzaklaşınca bütün sanal hesaplarımızı inaktifleştirince tehlikeden sıyrılır mıyız? Hayır, bir depoda hala bilgilerin saklıdır, üstelik bu sana gösterilmez bile. Gösterilmiş olursa da bu sana bir lütuf gibi sunulur. Google Photos, Instagram, mobil bankacılık, e-alışveriş ve sair. Pasif bir internet kullanıcısı; bundan sonra aktif hiçbir hesabı olmayan biri, yine de tehlikede midir? Elbette tehlikededir. Hiçbir internet hesabı olmayan annemle rahat rahat geyiğini çevirdiğim ancak hiç kullanmadığım birçok ürünün reklamını -aratmadığım halde- görüyorsam bu beni huzursuz eder, demek ki özel alanın ihlali var. Özel alanın ihlalinde; kendilik de inhilal olur.

Herkesleşmenin bir yolu da aynı "şey"e aynı gözle bakmaya mecbur bırakılmaktır. Bitişiklik meydana getirilirse, üst düzey koşullanma da meydana gelir. Esasında daha birçok formunu görüyoruz bunun, bundan evvel bakmaktan imtina edilecek fotoğraflar, resimler, videolar öyle ustaca yerleştiriliyor ki bir noktadan sonra bunun "norm"al olduğunu düşünmeye başlıyoruz, standartlaştırıyoruz. Eşik yönteminin kademeli yaklaştırmayla temel kriterler halini almaya başladığını görüyoruz, herkesleşiyoruz, aidiyetimiz kalmıyor. Edip Cansever diyordu ki
"herkes gibi bir şey niye olmalı
varken kendini bulmak, bulmalı"

Vicdanımız ölçüsünce buluyoruz, biliyoruz. Vicdanımız kabilinde buluyoruz; -vav, cim, dal- vecede masdarından türeyen vicdan, bulmak manasını içeriyor. Bulmak nasıl mümkün olur? Vicdana uymakla ebette. Vicdan nedir? Bir fiil olarak bulmaktır. Bulunmakla muhatap olan ne? Vicdan, doğruyu bulabilme istidadıdır. Kendini bulmak, içindeki ahlak yasasını dinlemekten geçiyor. Esası adalet olan bir mefhumdan bahsediyorum. Kuşatan bir mefhum olarak vicdan; "bana benzeyen ve benzeyemeyen herkes için eşit merhameti" dilemektir. Narsistik merhameti barındırmayan, adaleti de içeren bir mefhum vicdan. Az evvel, markaların her yeri kuşattığından söz ettim, şimdiki dijiperspektifimi çevreleyen, bundan evvel aratmadığım ancak -hafsalamın almadığı bir biçimde- gözümün önünde biten reklamlardan. Teda-i efkar ile George Orwell'ın Animal Farm: A Fairy Story'deki bir cümlesi geldi: "All animals are equal but some animals are more equal than others" narsistik merhametin olduğu bir yerde adaletten, vicdandan ve dahi bulmak ve bilmekten bahsedemeyiz. Anlam-değer kaybının künhünden konuşmak isterdim, ancak onu bilemeyecek kadar flulaştırılmış bir zihne sahibim.

İhsan Fazlıoğlu bunları mı anlatıyor yani "Kendini Aramak"ta? Bana göre batınen evet, zahiren hayır. Önemli olan zaten batındaki ve ben de kitabı bu sebeple The Truman Show perspektifiyle ele aldım, bize dayatılanı yaşarken bir "çıkış" bulursak, bizim izleyeceğimiz -takip etmek- ve yaşayacağımız -hayatiyet- gerçek - İslam olmasıyla hakikat- bir süreci deneyimleyeceğiz.

The Truman Show ile başlamışken onsuz bitirmek olmaz;
"Good morning, and in case I don't see ya, good afternoon, good evening, and good night!"

*Bu analizin devamı Kendini Bulmak'ta olacak.
184 syf.
·20 günde·Beğendi·10/10
İhsan fazlıoğlu... Şuanda Ülkemizde yaşayan sayılı mütefekkirlerin en başında gelir şüphesiz. Kendisi islam felsefesi alanında uzman olmakla beraber geniş bakış açısı insana huzur ve enerji veriyor.
Bu kitap insanı derinden sarsan bir kitap.. Dönüp tekrar tekrar okuduğum satırları üzerinde defaatle düşündüğüm bir kitap.. Önceki senelerde yazdığı yazılardan oluşan bu kitap, dert sahibi olmak isteyen, allahın verdiği akıl ve düşünme nimetini kullanmak isteyen, gece huzurlu bir şekilde yatağına girmek istemeyen/ler okusunlar muhakkak.
Kitabın son cümlesi çok enteresan:
"Bilgi, kendine kayıtsız kalan kişileri ve toplumları affetmez!"

Yazarın biyografisi

Adı:
İhsan Fazlıoğlu
Unvan:
Türk Bilim Tarihçisi
Doğum:
Ankara, 1966
İhsan Fazlıoğlu (d. 1966, Ankara), Türk bilim tarihçisidir.

1985'te Kadıköy İmam Hatip Lisesi'ni, 1989'da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. 1990-1992 yılları arasında Amman'daki Ürdün Üniversitesi'nde ve Halep'teki Arap Bilim Tarihi Enstitüsü'nde, bilim ve matematik tarihi üzerine araştırmalar yaptı. 1993'te İ.Ü. Bilim Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans çalışmasını tamamladı; aynı bölümde bir süre araştırma görevlisi olarak görev yaptı. 1987-1990 ve 1992-1996 yıllarında IRCICA yazmalar bölümünde araştırmacı olarak çalıştı. 1994'te Kısa bir müddet Kahire'de yazmalar üzerinde çalışmalarda bulundu (1994). 1996'da İ.Ü. Felsefe Bölümü'ne geçti ve 1998'de aynı bölümde doktorasını tamamladı. 2001-2002 yıllarında Oklahoma Üniversitesi'nde ABD ile ilgili araştırmalar yaptı. 2005 yılında üniversitelerarası Kurulu'ndan doçentlik unvanını aldı. "Felsefe-Bilim" tarihi ile matematik tarihi ve felsefesi üzerine yoğunlaşan İhsan Fazlıoğlu, özellikle bu yapıların İslam ve Türk Medeniyet Tarihi içerisindeki gelişmelerini el yazması kaynaklara dayanarak incelemekte ve yayınlar yapmaktadır. Fazlıoğlu İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü, Felsefe Tarihi Anabilim dalında öğretim üyeliği yapmıştır. 2012 yılından bu yana İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nde görev yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 299 okur beğendi.
  • 714 okur okudu.
  • 79 okur okuyor.
  • 1.067 okur okuyacak.
  • 29 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları