İhsan Oktay Anar

Yazar 8,6/10 · 2969 Oy · 8 kitap · 7714 okunma ·  930 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

930 okur beğendi.
2.969 puanlama · 763 alıntı
6 haber · 13.127 gösterim
7.714 okur kitaplarını okudu.
4.078 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
162 okur kitaplarını şu anda okuyor.
145 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

İhsan Oktay Anar'ın Biyografisi

(İhsan Oktay Anar, 21 Eylül 2013-27 Eylül 2013 tarihleri arasında 1000Kitap'ta haftanın yazarı seçildi.)
İhsan Oktay Anar (d. 1960, Yozgat), Türk yazar.

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü, master ve doktora eğitimini Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde yaptı. Aynı okulda öğretim üyeliğinden emekli olmuştur.

Yazın biçim göndermeler içerir. Kabaca birkaç örnek vermek gerekirse Amat'taki İsrafil adlı çocuğun gemi borazancısı olup diriliş düdüğünü çalışı islamiyette kıyamet haberi olan borazanı çalacak meleğe, alt ambar toprak altına ve mezara göndermeler ya da modellemelerdir.

Puslu Kıtalar Atlası, 20'den fazla dile çevirilmiş ve Kültür Bakanlığı tarafından tanıtılmıştır.

Anar, 2009 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu.
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
15 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Allah dinden imandan ayırmasın.

Efrasiyab'ın Hikayeleri, İhsan Oktay Anar (Sayfa 85 - İletişim Yayınları)Efrasiyab'ın Hikayeleri, İhsan Oktay Anar (Sayfa 85 - İletişim Yayınları)
Özgürlük, bir alıntı ekledi.
14 Mar 15:46

“ Aslında seni görüp duymaktan da öte, hem seni, hem de içinde yaşadığın dünyayı düşünüyorum. “

Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (Sayfa 127 - İletişim Yayınları)Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (Sayfa 127 - İletişim Yayınları)
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
16 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Cenneti görmemiz için gözlerimizi açmamız değil, belki de kapamamız gerekir.

Efrasiyab'ın Hikayeleri, İhsan Oktay Anar (Sayfa 217 - İletişim Yayınları)Efrasiyab'ın Hikayeleri, İhsan Oktay Anar (Sayfa 217 - İletişim Yayınları)
BİROL COŞKUN, bir alıntı ekledi.
21 Eki 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim?

Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay AnarPuslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar
Aysel Omurtak, bir alıntı ekledi.
08 Kas 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.

Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (Sayfa 90)Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (Sayfa 90)
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
19 Haz 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Yaşanılananlar, görülenler ve ögrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı.

Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (Sayfa 91 - İletişim Yayınları)Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (Sayfa 91 - İletişim Yayınları)
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
07 Mar 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bir söz, güzeldir diye doğru kabul edilemez. Güzel söz başka, doğru söz başka!

Suskunlar, İhsan Oktay Anar (Sayfa 209 - İletişim Yayınları)Suskunlar, İhsan Oktay Anar (Sayfa 209 - İletişim Yayınları)
Murat Sezgin, bir alıntı ekledi.
23 Mar 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Bilirsiniz ki yalnızlık Allah'a mahsustur.

Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 84 - İletişim Yayınları)Amat, İhsan Oktay Anar (Sayfa 84 - İletişim Yayınları)
Bütün Alıntıları Göster

İhsan Oktay Anar kitap incelemeleri

İbrahim (Sisifos), Puslu Kıtalar Atlası'ı inceledi.
 26 Ara 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Ve geldim. Buradayım. Duran zamanı tekrar akıtmaya yeni ussal yolculuklara geldim. Bu ussal yolculuklarda da eskilerinde olduğu gibi yine tüm dostlarımın yanımda olacaklarından şüphem yok. Kah ilham vererek kah bildiklerini anlatarak. Hem hep beraber hem tek başıma. Hem tek başına hem hep beraber nasıl mı olur? Uzun İhsan Efendi’ye sorarsanız olur. Elbet bana da anlattı nasıl olacağını. Bulmuşum fırsatı kaçırır mıyım? Bende size anlatacağım dilimin döndüğü kadar. Epey bir karışıktı anlattıkları bide komikki adam hiç sormayın.

Uzun İhsan Efendi ile Fi tarihinde İstanbul’da buluştuk. Bende bir şaşkınlık. Yahu nasıl olmasın. Evvela bir kültür çatışması yaşadık sonra lisan. Etrafta yeniçeriler, paşalar, padişahlar, oynayan ayılar, hırsız maymunlar, kerpetenle diş çekenler daha neler neler. Gidinde bir görün oraları. Bir cümbüş bir şamata. Tehlikeli yanları da yok değil tabi. Hiç beklemediğiniz bir an da kendinizi teşkilat-ı mahsusiyenin sırlar odasında bulabilirsiniz. Eee olsun o kadar o da işin cilvesi değil mi?

Birazda Uzun İhsan Efendi’den bahsetmeli. Uzun İhsan Efendi enteresan adam. Dünyayı keşfediyor ama yattığı yerden. Sonra ahbabı var Arap İhsan harbi delikanlı adam. Birde Bünyamin var Uzun İhsan Efendi’nin oğlu. Başına gelmeyen kalmadı garibanın. Esas kahraman da o zaten. Bir kafa var çocuk da zehir gibi. Bunlar benim aklımda kalanları bir o kadar daha var. Hepsi de birbirinden enteresan. Türlü türlü adamlar türlü türlü olaylar. Hiçbirimizin hayaline bile gelmeyecek cinsten. Rüyalarınız burada ki olaylar yanında daha gerçekçi kalır desem?

Beraber gezdik dolaştık anlattı, anlattı bazen de yaşattı Uzun İhsan. Diyor ki, Descartes yanılıyor düşünüyorum öyleyse varım değil, ben düşünüyorsam siz varsınız. Ben düşünmezsem yoksunuz. Hepiniz birer düşten ibaretsiniz.

Benim aklımdaysa şu var; dünya bir hiçlikten mi yaratıldı gerçekten? Bir yerlerde de okumuştum, dünyadaki tüm altınların içerisinde ki boşluğu çıkartırsak bir yüzük kadar kalırmış, dünya boşluktan ibaretmiş. Bana sorarsanız, fiziki olarak düşündüğümüzde haklı olabilir hepsi ama ya nesnelere yüklediğimiz anlamlar?

İşte yolculuğumuz konuştuklarımız bu kadar. Ben çok sevdim kendisini anlattıklarını. Umarım bir gün sizin de yolunuz kesişir kendisiyle. Yaşadığı döneme gider o ilginç adamları tanır fantastik olaylara tanık olursunuz.

İncelememi bitirmeden bir Descartes eleştirisi de benden gelsin. Leyla ile Mecnun dizisinin gönlümüzde taht kuran İsmail Abisinin repliği ile ‘Ağaçlarda varlar ama düşündüklerini, hiç zannetmiyorum Mecnun.’.

Herkese keyifli okumalar dilerim.

Murat Sezgin, Puslu Kıtalar Atlası'ı inceledi.
 20 Haz 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tarih ve felsefenin iç içe olduğu kurgusu müthiş düşünülmüş bir fantastik roman.

Felsefenin "Varlık nedir?" sorusu cevaplanmaya çalışmış. Uzun Ihsan Efendi'nin eline Rendekâr'ın ( René Descartes ) Zagon Üzerine Öttürme ( Metot Üzerine Konuşma ) kitabı eline geçer ve bu soru hakkında düşünmeye başlar. "Düş gördüğümden şüphe edemem. Düş görüyorum öylese ben varım. Varım ama ben kimim?" Bunları düşünürken de olaylar bir yandan cereyan etmeye başlar.

Descartes'in fikirleri Sofie'nin Dünyası adlı kitapta şöyle dile getirilmiş:

"Descartes şöyle yazıyor bu konuda: 'Konuyu iyice düşündüğümde, uyanık olmayı rüyadan kesin olarak ayırt etmeye yarayacak hiçbir belirti bulamıyorum.' Ve devam ediyor: 'Bütün yaşamın da bir rüya olmadığından nasıl emin olabilirim ki?'"
..........
Herşeyden şüphe ediyordu ve kesinlikle emin olabileceği tek şey de buydu. Sonra da şunu fark etti: Çok emin olabileceği bir şey vardı ve bu da şüphe etmekte olduğuydu. Ama eğer şüphe ediyorsa, düşünüyor olmalıydı aynı zamanda ve eğer düşünüyorsa, düşünen bir varlık olduğu da kesindi. Ya da kendi deyişiyle:'cogito, ergo sum.'(Düşünüyorum öyleyse varım)(sayfa 270).

Bundan hareketle Uzun Ihsan Efendi Rendekâr'ın kendisiden başkası değildir.

Gerçekten güzel bir kitap. Keyifli okumalar.

Rojhilat Recep As, Puslu Kıtalar Atlası'ı inceledi.
30 Ara 2017 · Kitabı okudu · 2 günde

İhsan Oktay Anar'dan okuduğum ilk kitap ve de devamı gelecek inşaallah. Tarihsel mükemmel bir roman. Kurgusu o kadar akıcı ve sürükleyici ki, meraktan kitabı elinizden düşürmüyorsunuz ve de bir bakıyorsunuz zamanın farkına varmadan bir yığın sayfayı geride bırakmışsınız. Kitapla ilgili spoiler vermek istemiyorum o yüzden kitabın içeriğine pek değinmeyeceğim. Olayın nerede ve hangi zaman diliminde geçtiğini kitabın giriş cümlesi söylesin bize: "Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih'ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Kostantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı." Okuduğum romanlar içinde en etkileyici giriş cümlesi belkide. Hayal kurmayı seven biri olduğum için kitabın fantastik kurgusu ilgimi çekti bu kadar belkide bilemiyorum. Şurası kesin ki kullanmış olduğu Osmanlıca kelimeler beni mest etti. Bu tarz yazan bir yazar keşfetmek büyük keyif. O yüzden yazarın diğer kitaplarını okumaya niyetliyim. Son olarak kitabın en çok hoşuma giden yanını belirteyim ki cidden kitaba canlılık katmış bu özelliği. Olay örgümüze girecek olan bir karakterin hayatından bir kesit vererek, bir şekilde yolunu Konstantiniye'ye düşürüyor yazarımız. Böylece o karakterin kişiliği, kim olduğu çok daha net oturuyor kafamızda. Fantastik tarihsel bir roman okumayı düşünenler için gerçekten sürükleyici bir kurgu. Okunmasını şiddetle tavsiye ederim.

Nephren Ka, Puslu Kıtalar Atlası'ı inceledi.
01 May 09:47 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

ALLAH SİZİ TEZ ZAMANDA SEVDİĞİNİZE KAVUŞTURSUN 1K’NIN MÜDAVİMLERİ :))))

Dilenciler diyarından geçerken herkesin ilk duymak istediği duayı alıp geldim . :)

Dün gece rüyamda köpeğim bütün tüylerini dökmüştü ve iyileşebilmek için dersini değiştirmesi gerektiğini söyledi bana ( evet konuştu) ve kafasından başlayarak tıpkı soyunur gibi yıpranmış ve kelleşmiş derisini çıkardı bedeninden, kanamadı derisi ve acı çekmedi. ( Rüya yorabilenler bir el atarlarsa Allah ne muratları varsa versin... )

Bakalım elimizde neler var?
Rüyalar,hayaller, istihareler,zihinler,kehanetler, kıyamet, dabbetü’l azrz, meczuplar, metruklar...ha bir de Einstein’ın izafiyet teorisi :)

NE DEMİŞTİ HAYYAM:
“Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.”

Bu kitap da tamamen (zihnin ürünü ) bir yanılsamadır. Düşündüğünüz sürece var, elinizden bıraktığınız ve düşünmediğiniz an yok.
Uzun İhsan Efendi olmasa ne ben, ne siz ,ne İhsan Oktay Anar , ne Puslu Kıtalar Atlası var... :)
Onun zihnidir bizi var eden...

Pusulalarınızı alın, sisli ve gizemli bir yolculuğa çıkıyoruz , kaybolursunuz benden söylemesi çünkü elimizde sadece İhsan’ın rüyada çizdiği bir dünya atlası var!

Düşler ve sisler içinde , yeraltında geçen hayatlara,
kökü yukarda ağaçlara, ejderha iskeletlerine, Nuh’un gemisine tüm pusulaların gösterdiği mıknatıs mağaralara , afyonlu uykulara , dilencilerin teşkilatına , Konstantiniye’ye uzanan bir yolculuk bu.
Sırlarla dolu dünyayı anlamaya çalışan ve bu merakın peşinden sürüklenen insanların öyküsü...
Bir Kehanet Aynası’ında
kıyametin ne zaman kopacağını gören insanın kıyametten kaçmak için zaman makinesi yapma azminin ve sonsuz hayatı elde etmeye adanan ömrün...

Birbirinden renkli kahramanlarla örülü bir rüyada , hayalle hakikati ayırmak kolay olmadı çünkü masal içinde masal gibiydi bu yolculuk ( Marquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık’ındaki büyülü dünyaya yeniden inmek gibiydi.)

Bu büyülü gerçekçi romandaki tüm kahramanlar sembolizasyon yoluyla karakterlerleriyle örtüşen isimlerle karşımıza çıkıyor.
Kendimce 3 kişiyi seçtim:

Uzun İhsan( iyilik) Efendi [Bir Dünya Haritası çizer ve bunun için diyar diyar gezmenin çok zahmetli olduğunu düşünerek istihareye yatar kolay yoldan. :) , ismi gibi iyi bir insandır.]

Ebrehe ( Kabeyi yıkmaya gelen kafir) Sonsuz hayatı elde etmeye çalışan kötü adam .:) Hareketin karşıtı,durmak değil;karşı harekettir savıyla zamanı geriye çevirmenin yolunu yani zamanı tersine çevirmenin formülünü bulma peşindedir.
Saatin akrebi sonsuz hıza ulaştığında akrebin durduğu da söylenebilir yani hareket yoksa zaman da yoktur teorisiyle zamanda geriye dönmek için gözünü kırpmadan gerekirse dünyayı satmaya hazırdır. [Sebebi kıyametten kaçmaktır :))) , çünkü günahlarının çokluğundan kendisi bile ürkmektedir.]

Dertli ; kendisini tam 6 kez yıldırım çarpmış ;bu çarpma sonucunda saçları, kaşları, kirpikleri, sakalı yanmıştır ve tepesinde bir yağmur bulutu elinde yıldırımla gezen bir uğursuzdur :))
( Bu sembolizasyon Şinasi’nin yazdığı Türk edebiyatının ilk tiyatrosu Şair Evlenmesi’nde de vardır. Orda en çok İmam Ebu’l Laklaka’ ya gülmüştüm . Gevezelerin babası ) :))

Eğer iyi okuyucu olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu kitabı okumadıysanız bir daha düşünün diyeceğim.
Tek üzüntüm bu zamana dek okumamış olmam...
Geç kalmışım ...

Son söz: Türk edebiyatının bu son döneminde böyle usta bir yazarıyla tanışmak beni gururlandırdı.Anar’ın 1995’te yazdığı ilk romanmış ve pek çok dile çevrilmiş.Bu yazıyı sonuna dek okuyanlara Allah dünyanın en prestijli ödülü olan Oscar ödül töreninde, en azından en iyi yönetmen ödülüne aday gösterilmeyi nasip etsin...
Bağdat Kütüphanesi gibi bir kitaplığa sahip olmayı,
ve güzeli ararken başka bir güzeli bulmayı nasip etsin... :)))))

Kağan Kalava, Puslu Kıtalar Atlası'ı inceledi.
10 Eki 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

İlk defa İhsan Oktay Anar okudum ve yazarın üslubunu ve kitabın kurgunu beğendim.Daha ilk sayfalarda yazarın ustalığı belli oluyordu.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM:


1.Herşeyden önce bu kitap tarihi bir roman değil,bana göre fantastik bir roman.Bu konuda itirazlar gelebilir ama dikkatle okunursa yazarın kendisi diyor romanında,bu bir düştü,sen benim düşümdesin,sen ben zihnimin ürünüsün...gibi ifadelerle yazdığı eserin tamamen fantastik bir kurgu olduğuna işaret ediyor.Rüyalara gönderme de cabası.


2.Ülkemizde düşle gerçeğin iç içe geçtiği nitelikli bir esere pek rastlamadım,Tanpınar'ın ustaca yazdığı Hikayeler dışında.Bu konuda yazar çok başarılı,kitabı okurken bir yandan hep düşündüm olayları nereye bağlayacak diye.Olayların bağlanma şekli kusursuza yakındı.Birbirinden farklı karakterleri kitabın bütünlüğünü içinde eritme liyakatla yapılmış.Ülkemizde buna benzer fantastik bir eser eksikliğini gideren yazara teşekkür ediyorum ülkemiz adına.


3.Kitabın içeriği çok zengin,atmosferi harika.Renkli kişiliklere renkli mekanlara yer vermesi birbirinden farklı karaktelere yer vermesi çok güzel.


4 BU KISIM SPOİLER İÇERİR !.Sofie'nin Dünyası kitabını örnek alması ve ana kurguyu onun üstüne kurması zayıflık.Yazarın,yazdığı eserin içine dahil olup UZUN İHSAN EFENDİ vasıtası kendi zihninde yazdığı karakterlerle sohbet etmesi (BÜNYAMİN) eseri güçlü kılmış ama taklit olması,özgün olmaması kötü olmuş.Bu konuşma Sofie'nin Dünyası kitabında da ona çok benzer şekilde vardı.Yazarın kurguyu yazarken bu esere aşırı bağlı kalması onun özgünlüğünü zedeleyen bir tutum.


5.Karakterlerin psikolojilerine neredeyse hiç yer vermemesini edebiyat açısından eksiklik olarak gördüm.


6.Kitap çok akıcı şekilde yazılmış,herkesin okuyup anlayabileceği kadar basit yazılmış.Yazarın her seviyede okuyucunun anlayabileceği kadar yazması yani herkese hitap eden bir eser miras bırakması takdire şayan.


7.Yazarın dili çok hafif,kitabın anlaşılması da okunması da hiç zor değil.Ayrıca bazı okuyucuların dediği gibi kitaptaki sözlükler hiç de zor değil kelimeler bilinmese bile cümleninin anlamından rahatlıkla anlaşılır çoğu,bu konuda hiç zorlanmadım.Şahsen bana eski kelimeler ile yazılmış A.HAMDİ TANPINAR eserlerinden kullanılan kelimeleri anlamak bana çok daha zor gelmişti.


8.Kitap bence felsefe anlamında çok parlak değil,düş içinde düş,yazarın zihninde kendi yazdıklarına gönderme,rüyalar ve varoluş sorgulaması güzel.Ama yeterli mi pek değil bana göre.Yazar alt metinlerle vermek istediği mesajları destekliyor ama yine de düşünce anlamında biraz eksik kalmış.Şimdi bu yazdığıma itiraz edeceklere şimdiden cevabım;DAVA,ŞATO,DÖNÜŞÜM başlı başına varoluş sorgulaması yapan KAFKA'nın en değerli kitaplarıdır,sadece KAFKA'NIN mı ? Hayır.Dünya edebiyatında en iyiler arasında gösterilir bu benzersiz eserler.


9.Türkiye'nin bana göre en iyi yazarları (okuduğum yazarlar arasında) Oğuz ATAY ve A.Hamdi TANPINAR eserleridir.Bu yazarların yazdıkları eserlerinde sadece kurgu yönünden,karakter psikolojilierini de yani karakterleri de aynen gerçek hayattaki gibi bütün duygusal ve mantıki benliklerine inen yazarlardır.Bu sitede bazı kişiler Oğuz ATAY eserleri ile kıyaslamaya kalkmış onlara hiç katılmıyorum.TEHLİKELİ OYUNLAR kitabı da TUTUNAMAYANLAR'DA edebiyatımızda zirve yapmış kitaplardır Ayrıca TANPINAR'IN benzersiz eseri SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ dahil.Kurgu yönünden de edebiyat zenginliği anlamında da bu kitapla pek bir alakası yok o üç kitabı ancak dünya edebiyatın zirve kitaplarından biri KAFKA'NIN şaheseri DAVA gibi kitaplarla kıyaslayabilirsin.


10.Ülkemizde yazılan şu an için benzersiz eseri herkese tavsiye edebilirim,Sağlam,güzel ve nitelikli bir eser.Ama bu kurgudan bu büyülü dünyadan çok daha üstün bir eser yazılabilirdi.Ama yazara çok güveniyorum çok çok daha iyisini yazabilir ilerde belki Türk Edebiyatında zirve yapan eserler arasında yer alır yazarın ilerde yazacağı kitap,bir SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ gibi ya da TUTUNAMAYANLAR gibi...

Nephren Ka, Suskunlar'ı inceledi.
 22 May 23:00 · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 10/10 puan

GEL! NE OLURSAN OL YİNE GEL!
ŞŞŞŞŞŞTTT GELSENİZE

DİKKAT bir miktar spoiler içerir!

İsmi “Suskunlar” ama bu roman sesin , musikinin romanı aslında.
Romanın isminin nerden kaynaklı olduğunu daha romanı listeme eklerken merak etmiştim ve çok şaşırtıcı bir gerekçeyle romanda karşılığını buldum.
“Suskunlar” romandaki bir mezarlığın ismidir.
...............
Mekân Sofuayyaş Mahallesi , bir Mevlevi Dergahı, bildiğiniz üzre kapısı herkese açık.
Hadi siz de “Gel” in...
İster ateist...
İster deist...
İster münkir...
İster mümin...
Ne olursanız olun siz de gelin...

Nereye aitsiniz? Şu an tam şu anda olmak istediğiniz yerde ve huzurda mısınız? Romanın sağır ve dilsiz kahramanı Eflatun ( sağır olmadan evvel) sürekli işittiği sesi takip ederek Mevlevihaneye gelir ait olduğu yerin bu dergah ve duyduğu sesin ney sesi olduğunu keşfeder.

Gel’ meyi bilmeyen “gel”emeyen insanlar da var elbet romanda işte tam bu yüzden Konstantiniye’ deki namlı musiki ustaları birer birer öldürülür...

Cinayetlerin sebebi musikîdir çünkü şarap gibi müzik de insanı sarhoş eder .O halde müzik de haramdır.

Halbuki:

Yegâh makamında ışık yaratıldı...
Dügâh makamında gökkubbe...
Segâh makamında toprak, ot ve ağaçlar...
Çargâh makamında güneş, ay, yıldızlar, gece ve gündüz...
Pençgâh makamında hayvanlar...
Şeşgâh makamında insan...
Heftgâh makamında yedinci gün mübarek kılındı...

Romanı sevdim, en çok da Kalın Musa’yı .
Torunlarının canı helva çekince parayla almamak için komşusunun ölmesini bekleyen cimri .
Yolda bulduğu pilici çalıp ilerde yemek için bahçeye salan ve ona “ Zümrüdüanka” ismini veren , gün gelip onu kesen ve rüşvet olarak ikram eden ama pilicin kemiklerini eline alır almaz üzüntüden inme inen Musa...

İhsan Oktay Anar ; müptelası olduğum, delice merak ettiğim, her türlü sosyal paylaşım sitelerinden ulaşmaya çalıştığım , hak ettiği değeri HENÜZ bulamamış yazara hayran kaldım yine.
...................
Dip not: GEL çağrısını duyduğunuzda kulaklarınızı açın çünkü kulak eğer gerçeği anlarsa göz’dür.

Cem, Puslu Kıtalar Atlası'ı inceledi.
 04 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Puan vermedi

Nihayet bir İhsan Oktay Anar kitabı okuyabildim. Yazarın eserlerinin tamamı artık küçücük, tertemiz ve pırıl pırıl kütüphanemin raflarında bekliyor beni. Zafer'in çok çok güzel ve ince hediyesi onlar, o yüzden okunacakları zamanı bekleyerek raflarda dinleniyorlar. Kütüphane tasfiyem sona erdi, bir ay kadar olacak neredeyse. Ülkenin başka yerlerindeki site okurlarına gönderdiğim kitaplar, arkadaşlarıma verdiklerim, okula götürdüklerimin dışında geri kalanların neredeyse tamamını bir sahafa verdim. Sahaf bana teşekkür etti hepsini çok güzel hazırladığım için. Bu yaza doğru benim için çok değerli olan çok şeye, insana, cana veda ettiğim için kitaplar da sadece bir anlık zorladı beni. İşte şimdi kütüphanemizde tek sıra kitaplar dizi dizi, ve hepsine bakınca, okumadıklarımla beraber sevdiklerim de benimle beraber: Cortazar, Faruk Duman, Vasconcelos, Drizzt Do'Urden, ve daha nicesi.

Zafer'in hediyesi olan İhsan Oktay Anar kitapları da yanyana bekliyorlar.

Bugün yazarın ilk kitabı olan Puslu Kıtalar Atlası'nı bitirdim. Çok güzel bir masal okudum. Yazarın hayâl gücüne hayran olmamak hakikaten imkânsızdı. Bölümden bölüme yeni karakterler ortaya çıktıkça onların ana hikâyeye dahil edilişi, her bir karakter için ancak çok sıradışı bir hayâl gücü olan bir insanın anlatabileceği bütün o masallar, öyküler, hepsi ama hepsi çok etkileyiciydi. Yazarın belki ilk kitabı olmasının bir etkisi olarak diyalogların iyi olmadığını söyleyebilirim. Özellikle son kısımlardaki diyaloglar bana kitabın havasına aykırı geldi, çünkü bu bölümler kitabın masalsı havasını bir anlamda ikna etme çabasına dönüştürüyor, yazar bizi ikna etmeye çalıştığı için diyaloglar ikna gayreti güden bir cümleler dizisine dönüşüyor. Bana göre bu, eserin bütünlüğünü zedeleyebilen bir mesele. Bana da öyle gelmiş olabilir elbette, eserin edebiyat çevreleri tarafından çok önemsendiğini biliyorum. Bu bölümleri bol nemli bir ortamda okuduğum için pek sevemeden okumuş olabilirim. Ancak genel olarak bakıldığında çok şaşırtıcı, çok güzel bir eser olduğunu da söyleyebilirim. Yazarın diğer eserlerine de göz attım, ve galiba ilk kitaptakilerle bağlantılı kitaplar, hikâyeler söz konusu. Yoksa İhsan Oktay Anar bambaşka bir evren mi kuruyor bu kitaplarıyla, ve bu eserlerdeki karakterler birden fazla eserde yaşamaya devam mı ediyor? En çok Suskunlar ve Amat adlı eserleri merak ediyorum, zira yayınlandıkları dönemde başyapıt oldukları şeklinde yorumlar okuduğumu hatırlıyorum...

Puslu Kıtalar Atlası'nı herkese öneririm. Zafer'e de teşekkürler:)

Tanburi, Puslu Kıtalar Atlası'ı inceledi.
22 Oca 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · 9/10 puan

Uzun İhsan Efendi' nin Descartes'in "Düşünüyorum öyleyse varım "görüşü üzerinden "Ben Kimim" e varan hikayesi. Helezonik kurgusuyla okuru sarmalın içine çekiyor. Düşle gerçeğin birbirine karıştığı okunası roman. Yeni keşfettiğim ve tüm eserlerini merakla okurum dediğim yazar oldu İhsan Oktay Anar.

Murat Sezgin, Efrasiyab'ın Hikayeleri'ni inceledi.
16 Ara 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

Oktay İhsan Anar, tarihi, felsefeyi ve fantastik öğeleri kitaplarında harmanlayan, kurduğu kurgu evrenini en iyi yöneten yerli yazarlardan birisi, hatta bana göre en iyisi. Okurken tarihin sınırlarında felsefe ile dolaşacak, fantastik kişi ve olaylara tanık olacaksınız. Buna, kitabın başkarakterlerinden ete kemiğe bürünen ‘Ölüm’ en bariz örnek olarak gösterilebilir. Bu kitap özelinde konuşmak gerekirse birçok fantastik kişi ve olay barındırması bakımından etkileyici gelebilir ama hikâyelerin etkileyiciliği konusunda kendi açımdan bir iki hikâye dışında etkilenmediğimi vurgulamak istiyorum. Hikâyelerinde Osmanlıca kelimeleri bolca kullansa da onun hikâyelerini akıcı hale getiren noktanın bu olduğunu düşünüyorum. Yani bu kitap özelinde hikâyelerden çok fazla etkilenmesem de yazarın dili fazlasıyla zevk veriyor.

Romanda elli yaşlarında insan vücudunda betimlenen Ölüm, canını almaya geldiği Cezzar Dede’ye oynadıkları dörtlü bir oyunda kendi eşi olduğu için bir şans vermek ister. Birbirlerine konusunu önceden belirledikleri hikâyeler anlatacaklardır. Ölüm, anlattığı her hikâye için Cezzar Dede’ye bir saat daha yaşama hakkı verir. Hikâyelerin konusu korku ile başlayıp din, aşk ve cennet olarak devam eder. Kitapta sekiz hikâye var. Her hikâye sonunda Cezzar Dede’den sonra canı alınacak kişi olan Uzun İhsan Efendiye çeşitli mahallelerde rastlanır ama bir türlü yakalanamaz. İşte bu kovalamaca içinde hikâyeler devam ediyor. Son hikâye bittiğinde kimsenin elinden kaçamadığı, herkesin eninde sonunda soğuk nefesini ensesinde hissettiği Ölüm’ün elinden Cezzar Dede ve Uzun İhsan Efendi kaçabilecek mi?

Felsefe alanında akademisyen olan Anar, anlattığı hikâyelerde bazı inanç ve değer yargılarını kendi üslubuyla irdeleyerek sizi düşünmeye sevk ediyor. İnsanın ancak bilmediğinden korktuğunu, bu korkuyu gidermek için de bir arayış içine girdiğini ve bu arayışında din olduğunu, ayrıca aradığı şeye kavuşmak için can atmanın da aşk olduğunu söylüyor. Ama günümüzde korkuya, dine ve aşka aşina olan insanın arayıştan vazgeçtiğini, aramaktan bir kere vazgeçen çoğu insanın da bu kavramlara artık sahip olmadığını vurguluyor.

Başta da bahsettiğim gibi fantastik öğeler çokça yer alıyor kitapta. Upuzun bir sarmaşıkla ancak çıkılabilen, göklerde yaşayan ‘iki başlı devlerin’, dolunay çıktığında ‘kurt adama’ dönüşen insanların, ‘uzun dişli’ leoparlara benzeyen canavarların farklı şekillerde işlenmesi ve şeytan olarak bilinen Azazil, ölüm meleği olan Azrail gibi dini motiflerin esere yansıması tam olarak Oktay İhsan Anar okuruna uygun şekilde düzenlenmiş. Keyifli okumalar.

Ayşe*, Puslu Kıtalar Atlası'ı inceledi.
 03 Haz 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Ve kitap biter..
Sevgili okur kitabın adında bahsi geçen puslu bir yolculuğa çıkmaya hazır ol. Zira daha önce böylesi fantastik bir yolculuğa çıktığımı kendi adıma hatırlamıyorum.

Kitabın her bölümü adeta farklı bir masal kapısına açılan kapılar gibi,kesinlikle hangi kapının nereye açılacağını tahmin edemiyor olayları kestiremiyorsunuz.

Kitabın İçeriğini okuyup kendiniz görün istediğim için Uzun Ihsan Efendi'nin hikayesine değinmeyeceğim. Yalnız bazı bölümlerde buram, buram Varlık felsefesiyle sizi karşılıyor. Bazı bölümlerde kafa yakan ,bazı bazı yerlerde kafa açan çoğunluğu farsça ,arapça sözcüklerden oluşmasına rağmen çok nadir sözlüğe bakma gereği uyandıran bana göre şahane bir kitap. Hani o bayılarak okuduğumuz Harry Potter'dan fazlası var eksiği yok,o bayılarak takip ettiğimiz Westworld'den kat kat etkileyici vurucu ve öğretici.

Hele hele Ihsan Bey'in dilimize kitapla bıraktığı muazzam bir ismi var ki ben söylerken acayip keyif aldım.
'Rendekâr..'
Sevgili yazarımız bu isimle Rene Descartes'e ara ara atıflarda bulunuyor.
Uzun lafın kısası bu fantastik, felsefik,dramatik, nevrotik yolculuğa çıkma vaktidir..
Şimdiden Keyifli okumalar.

Bütün İncelemeleri Göster