İlhami Algör

İlhami Algör

Yazar
7.4/10
2.025 Kişi
·
7.114
Okunma
·
318
Beğeni
·
13.423
Gösterim
Adı:
İlhami Algör
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1955
1955'te İstanbul Suriçi'nde doğdu. Yazarın diğer kitapları: Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri (Everest Yayınları, 2007), Karabakal Ötüyor (Everest Yayınlan, 2008), Ma Sekerdo Kardaş? (Doğan Kitap, 2010), Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku / Albayım Beni Nezahat ile Evlendir (İletişim Yayınları, 2011).
" Hikaye " dedim. " Gel seninle anlaşalım. Sen yarım kal, adını da yarım kalan hikaye koyalım. "
" Sen zaten neyi tamam ettin ki? " dedi bana...
Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim. Önemsemedim.
Ne olmuştu da, "Seninle dünyanın her yerine gelirim," diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı?
“Her şey benden önce olmuşsa, bana olacak bir yer, durum kalmıyor muydu? Bana ait tek kişilik bir iskemle, o da yok muydu bu dünyada?”
"Ayna," dedim fısıltıyla.

"Buyurun benim," dedi.

"Ayıp olmuyor mu ayna?" dedim, "Bizi burada yanlış pozisyonda, dış kapının mandalı gibi gösteriyorsun. İlgisiz, alakasız, yabancı ve arkasında koridor boşluğu duran ve hani geri dönüp o boşluğu kat ederek, daire kapısına yönelebilecek ve hatta yönelmesi gerek biri gibi.

"Nasıl görünmek isterdin?" dedi.

Bu tavır, bu kendinden çok fazla emin, ukala tavır beni öldürürdü.

"Ayna," dedim, "seni bölük bölük bölerim."

"Denememeni tavsiye ederim," dedi, "bölünerek çoğalırım ve çoğaldıkça fazla suret veririm, hoşuna gitmez
59 syf.
·1 günde·9/10
İlhami Algör, benim nazarımda varoluşsal edada büyük bir Sanrıcı’dır. Yani bendeniz, naçizane yazarın kahramanı için; gerçekte var olmayan şeyleri gören ve aynı zamanda işiten, daha doğrusu dayanaksız algı sahibi insanlar için kullanılan Sanrı kelimesine karşın, “Sanrıcı” nitelemesinde bulunurum, çünkü hoşuma gider böylesine otantik nitelemeler ve iyi yazarları yüceltmeyi oldum olası severim. Yazarın, topluma ve toplumun düzenine ayak uyduramamış bir hikâye kahramanını anlatırken toplum kalıplarını sarsacak nitelikteki fikirlerini ise okurun, o varoluşsal oksijenini ciğerlerinde solumasına vesile olacak şekilde yansıtması, takdire şayandır zannımca.

Kitapta neler yok ki? Kişilik Paradokslarından tutunda zamanının mühim adamlarına inceden taşlamalar ve bu taşlamaların yanında kendi halinde yaşanan tutkular... Kitabı okurken, bir yandan dışlanmışlık, bir yandan çaresizlik ve öte yandan da değersizlik yüklü hissiyat bulutları okurun tepesinde biter ve bir süre sonra bu bulutlar birbiri ardına çarpışarak önce okuru, şimşekler çaktırarak korkutur, sonrasında yağan yağmur edasındaki tespitleriyle de huzur verir.

Yürümek her zaman yürümek değildir, bazen düşünmektir diye okumuştum bir yerde. Nedendir bilmem kitaplarda sokak sokak bir başına yürüyen ve bu sokakları arşınlayan kahramanların yazarlarını değerli bulmuşumdur. Çünkü bu yazarlar sahipsizdir, toplumdan ya dışlanmıştır ya da kendini soyutlamıştır. Anlatamamıştır çevresine derdini ya da anlayan olmamıştır ki yazıya dökmüştür düşüncelerini elbet bir gün beni de anlayan olur diye… Ve bizler bu yazarları okurken kendimizi tam manasıyla bulamasak da yazımlarında; mutlaka kendimizden bir parçaya da rasgelmemiz ihtimal dahilindedir hal böyleyken eksik yanımızı tamamlamak maksadıyla girişiriz okumaya lakin sizde takdir edersiniz ki kendimizi tamamlamak bir kenara dursun daha da eksiliriz, eksik hissederiz…

Kişilik paradoksları, bir aynanın karşısına geçip aynadaki ile kendini aynı görememektir. Biri yapılan seçimleri ifade ederken diğeri (yani aynadaki) ise yapılmayan ya da yapılamayan seçimlerin sahibi bir başka benliği ifade eder. Hani denir ya nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi hissediyorum diye. Tam da anlatmak istediğimi özetler nitelikte bu sözcükler…

Nerede değilsek orada mutlu olacaksak mutlaka okumaya devam etmeliyiz. Okumak başka yerlerde olmak ve kendi benliğini bulmaya bir adım daha yaklaşmak demektir. Bu vesileyle herkese keyifli okumalar dilerim.
59 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
FAKAT İLHAMİ BU DERİN BİR KİTAP!

Kitap bitti.Bitince " Neydi bu şimdi? " dedirten kitaplardan.Kitap 57 sayfa.Hepi topu 57 sayfa.Bitince yazarımız İlhami Algör'e içerledim biraz.Yazsaydın ya şöyle 600-700 sayfa bir kitapta eğlenceli bir şekilde okusaydık diye.Bazı kitaplar var gereğinden uzun, bazıları da böyle tadımlık.

Aslında bu kitaba inceleme yazmayacaktım ama sabah başımdan gecen bir olayı sizlere anlatmak istiyorum.Geçen cuma, karnelerin dagıtıldığı gün alt komşumuz 7.sınıfa giden oğlu için bir kitap istedi benden.Çocuğun ders çalışmadığından ve kitap okumadığından dert yakındı.Oğlan haylazın teki, eve girmiyor ki ders çalışsın kitap okusun.Ben de "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" kitabını verdim.Kitap ince olduğu icin çocuğun gözünde büyümesin istedim ama okuyacağından hiç umudum yoktu işin doğrusu.Ertesi gün, çocuk elinde kitapla kapımızı çaldı ve kitabı cok sevdigini ve bir başka kitap vermemi istedi. Mutlu olmuştum.Hemen çocuğa geçenlerde okumuş olduğum Momo'yu verdim. Dün akşamda Momo'yu getirdi ve o kitabı da çok sevdiğini söyledi. Dört günde iki kitap okumuştu.Bu kez de Pal Sokağı Çocukları'nı verdim. Bu sabah babasını gördüm."Hocam siz ne yaptınız Emre'ye deli gibi kitap okuyor." dedi ve teşekkür etti.Ben bir şey yapmamıştım, her şeyi yapan İlhami Algör ve kitabıydı.Bir çocuğun kitap okumasına birlikte vesile olmuştuk.

Evet kitabımız bu kadar derin bir kitap işte.Hepi topu 57 sayfa ama içinde neler yok ki.Çocukluğum var kitapta en önemlisi.Çocukluğumda yaşadığım mahalleleri yalansız dolansız mizah yüklü bir şekilde anlatmış yazarımız.Türk filmleri var, Sadri Alışık'tan tutunda Ayhan Işık'a kadar.Orhan Gencebay'dan tutunda Müslüm babaya kadar arabesk var.Racon var, argo var bolca, küfür var ama insanı rahatsız etmeyen cinsinden.

Hikayemizin bir kahramanı var ve bu kahramanımızın hikayesinin de bir kahramanı...
59 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Fakat İlhami Amca bu kitap neden yarım?!

İşte karşınızda çok savaş vererek bir inceleme ile çıkan ben. Aslında çok korkarak yazdım; çünkü ben hala kendimi, inceleme yazacak kadar yetkin hissetmiyorum. Ama ipin bir ucundan tutmak istedim. Umarım beğenirsiniz... :)

Bu kitapla tanıştım ben İlhami Amca' yla. Evet sana İlhami Amca diyeceğim çünkü bu kitabı okuyunca öyle deme gereksinimi duydum, dua edin burada racon kesmeye başlamadım bak. Evet şimdi size minik bir İlhami Amca tanıtımı yapayım ;

İlhami Algör 22 Eylül 1955'te İstanbul Sur içinde doğmuş. Zaten bu romanı ile edebiyat ve sanat dünyasında tanınmaya başlamış. Yazarlık mesleğinin yanı sıra reklam yazarlığı ve yönetmenlik de yapmış. En tanınan romanı '' Fakat müzeyyen bu derin bir tutku " eserini sinemaya uyarlamıştır.

Ama İlhami Amca bu son yakışmadı be!
Ne olurdu Müzeyyen ve Arif ' mutlu sonsuz' olsaydı? Filmle kitabı aynı günde bir heyecanla bitirince haliyle Müzeyyen ve onun o dominant tavırları da kazınmadı değil aklıma.

Aslında bu kitap, burada pek karşıma çıkmadı. Çok önce okuyacaklarıma eklemiştim, hatta ben bile unutmuştum. Sonra karşıma filmden bir kare çıktı ve okumaya karar verdim. Kitaba başladım fakat yarım bırakıp filmi izledim. Film göz önünde olduğundan mıdır bilemem bana ahlaki yönden daha kötü geldi. Bu bir hakaret gibi değil ama siz anladınız. Bu kitap ve film bitince direk aklıma Kürk Mantolu Madonna geldi. Çok güzel sevip, kavuşan ama bir türlü mutlu bir sona eremeyen aşklar...


Kitapta Arif hep bir arayış içinde olduğundan, mutlu huzurlu bir durumu bile yadırgayan bir tutum gösteriyor. Belki de uzun zamanlı bir mutluluk yaşayamamasının nedeni de budur, bilinmez. Ama Müzeyyen ise anın kadını. Kimseyi ne geçmiş ne de geleceği ile yargılayıp sorgulamayan bir karakter. O yüzden Müzeyyen hal ve tavırları hem film hem de kitap sayesinde olsun, aklıma kazınmış durumda.

Kitap halk ağzıyla yazılmış gibi ama bir o kadar da edebiyat dolu. Sanki her kelimenin altında farklı bir dünya var. Hikayenin etraftaki insanlarla iç içe olması da ayrı bir güzellik katmış tabii ki kitaba. Kitapta yer yer kahvehanede geçen diyaloglara da yer verilmiş, bu sohbetler hoş geliyor insana yani ben kitaba ısındıran bir durum diyebilirim.

Kitabın dili dediğim gibi çok akıcı ama dolu dolu. Duygu dolu, edebi yönden zengin bir eser. Öyle basite alınacak bir kitap değil yani, hele Müzeyyen hafife alınır mı hiç?
Kitap okudukça insanı daha çok içine çeken bir paradoks gibi adeta. Tabii ki kitap öyle dönemden bağımsız bir eser değil. Dönemin şartlarına, olumsuzluklarına dair minik hicivler de mevcut. Zaten Arif kendi içinde etrafındaki her şeyi eleştiren fakat bir şeyler değiştirme taraftarı olmayan biri. İçi dışı bir karakter, ne kadar derin ve anlamlı şeyler sunup gizlenmeye çalışsa da.. Fakat bir türlü Müzeyyen 'in kafasında dönen tilkileri çözemiyor. Çünkü Müzeyyen öyle bir kadın ki ; kime, nerede, ve ne kadar bir sınır çizeceğini çok iyi biliyor. Aslında en büyük sınırlarını da en yakınındakine çiziyor.
Ah ne acı değil mi!
Sanırım Arif' i de en çok yaralayan bu olmalı ; Müzeyyen 'i tanıyamamak...

« "Hikâye" dedim, gel seninle anlaşalım. Sen yarım kal, adını da "Yarım Kalan Hikâye" koyalım.»

#40989662


Yani zaten İlhami Amca bir nebze de öyle oldu be!
59 syf.
·Beğendi·8/10
Yetmedi bu kitap bana! Keşke 57 değil de 557 sayda olsaymış...
Romanın içindeki romanı okuyor gibi bir his oluşuyor okurken. Kendi kendine konuşan yazarımız bizi büsbütün olayların içine çekebildi. Nedense Zweing'i andım okurken; Belki de kısa öykülere bir dünya sığdırmak herkesin yeteneği değildir, onun için. Kesinlikle işin içinden ustalıkla çıkmış.
Kitap içeriği için arka kapakta da yer alan, kitaptaki küçük bir bölümü yazmak istiyorum:

"Her şeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun?" dedi.
"Herif rüzgârı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarısı."
"Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku," dedim. Tırsmaya başlamıştım. Haklı olabilirdi.
"Evet, biraz sapık ve tek taraflı bir tutku," dedi, arkasını dönüp gitti.
59 syf.
·2 günde·9/10
Güzeldi, roman içinde roman ile meşgul oldum, anlatıcı ile racon keserek konuştuk, racon keserek konuştuk ama bu raconun içinde küfürleri bile yarım yamalak ettik. İstiklal’de, Karaköy’de filan gezindik. E-kitap olarak okuduğum için ekran defalarca “Abi yapma, yazık ediyorsun bu kitaba, basılı kitap olarak oku beni” dedi, cevap vermesem de kendisine ya da “Sen sus, var benim bir bildiğim” diye cevap versem de sonralardan hak verdim kendisine. Kitap konuştuğu sürece kapının kilidi kadar rahatsız edici konuşmadı ama içindeki tüm duyguları da hissettirdi; ama bu kitaptan sonra da kapı dillerine, kapı kilitlerine bakışımın değişeceği de, kendilerine bir saygım olacağı da bir gerçektir. Hele sen kapının dili, gelip de bana “bitse ne olur, bitmese ne” dedin ya verecek cevabım olmadı sana.

Kitap yer yer tebessüm ettiriyor ve gülmeye doğru yol aldırıyor tebessümleri ama bu ifadeyi yüzünüzde uzun süre tutturmadan da tutkuyu vererek, yalnızlığı hissettirerek belki de çaresizliği vererek üzgünlüğe götürüyor. Bunları ise şarkı sözleri, türkü sözleri, film replikleri ile vermesi ise hem kitabın farklılığını hem de yazarın başarısını gösteren unsurlar. Aslında daha çok bir şeyler yazmak istiyorum, o aynayı filan konuşmak istiyorum ama bir şeyler “çıt” ediyor içimde, “hop sus bakalım sen” diyor, sanki bir şeyleri yanlış söyleyecekmişim gibi. Susayım o zaman, zaten yazsam ne olur, yazmasam ne ama güzeldi, sıcacık bir novella iyi geldi.
59 syf.
Tebessüm ederek başladığım kitap beni derinlere götürüp bıraktı. Gülerim ağlanacak halime üslubu ile ele alınmış, "bu da mı gol değil" hissiyatına gark eden, sizi sizden alan geriye gerçekleri acı acı avuçlarınıza bırakan bir kitap. Bazı kitapların üstüne başlıbaşına bir kitap daha yazılır ya işte bu kitap da onlardan biri. Etkileyici ve sizi alıp götüren, bir süre alıkoyan ve derin derin düşüncelerde "ister yüz, ister boğul.Sana kalmış" dedirten bir karakter. Ah müzeyyen yapılır mıydı bu? Diye sormadım değil. Tebessümden eksik bırakmayan farklı bir üslupla sizi her duygu ile bir başınıza bırakan bir eser. Okuyunuz hak vereceksiniz.
59 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Avaramu!
Gerçekten de avare ettin beni ey Algör! Bu nedir yahu :)
Çok güzeldi. "Racon keserek konuştun benle sürekli, caz cuz yapma alırım façanı aşağı" modundaydım kitap boyunca. :)
Nedense çok az beğenilen bu kitabı-nedense ben çok beğendim. (Bende mi bir acayiplik var anlayamadım.) Çok samimi bir kitaptı. Uzun zamandır böyle içten bir kitap okumamıştım. O cümlelerin sadeliği, cuk oturmuşluğu, beni benden aldı, hiç bilmediğim diyarlara götürdü. Orada kaldım sanırım, bir müddet dönemeyeceğim.

Konuşma dilinde yazılmış olan bu anlatı kitabı, "ağlanacak haline gülme" durumu bir çeşit. Karakterimiz "gölge etme başka ihsan istemez" modunda takılıyor. Verip veriştiriyor herkese. Çok samimi, çok bizden. Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar dostlar...
59 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Fakat Müzeyyen ben şimdi sizi nasıl anlatayım?

Bu kitabı da 1000K paylaşımlarından görüp okuyacaklarım arasından ön sıraya alarak okudum...
Kitabı okurken kendimi eski yeşilçam filmi izliyormuş gibi hissettim. Ki zaten yazarın işi kitapta filmlerle ilgili, film montajcısı. Kitapta bolca işinin gereğinden olacak olsun film senaryoları var, her olayı bir film :) Sadri Alışığı da eklemeden geçmemiş. Arada yazdığı türkü mısralarını ben kendimi kaptırıp makamıyla bitirmeden geçemedim :)

O Galata' ya gitti ben de gittim, Tophane' ye gitti ben de gittim. Hatta o masa da çay ve sigara içenlerden biri de bendim fosur fosur :) Kendi ile gerçekleştirdiği repliklerin bazılarında kendimi buldum. Yine iç sesleri ile onum gibi arada kendimi gaza getirip sonra yine kendimi sakinleştirdiğim de doğrudur. Eve gelip bazı eşyalara selam vermişliğim, halini hatrını sormuşluğum vardır :))) doktor bey acaba ben de paronayak mıyım :)) Aklıma da Elif Şafak - Siyah Süt geldi bunları okurken.

Kısacık, güzel bir hikaye. Bazen kendime acaba Müzeyyen gerçekten var mı, yoksa bu yazar (hani bi hikaye yazmaya çalıyor ya) iç içe geçmiş bir roman mı yazıyor diye sordum :)
Adam "-bitse ne olur
- bitmese ne" dedi.
Müzeyyen kim bilir kaç sigara içti fosur fosur kaç bardak çay...


Filmi de varmış. Beğendiğim iki oyuncu hem de... En kısa zamanda izlemek üzere bana iyi seyirler ve okumak isteyenlere de iyi okumalar :)

Okuyanlar ve okuyacaklar için lütfen çıt ::)))

Yazarın biyografisi

Adı:
İlhami Algör
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1955
1955'te İstanbul Suriçi'nde doğdu. Yazarın diğer kitapları: Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri (Everest Yayınları, 2007), Karabakal Ötüyor (Everest Yayınlan, 2008), Ma Sekerdo Kardaş? (Doğan Kitap, 2010), Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku / Albayım Beni Nezahat ile Evlendir (İletişim Yayınları, 2011).

Yazar istatistikleri

  • 318 okur beğendi.
  • 7.114 okur okudu.
  • 87 okur okuyor.
  • 3.247 okur okuyacak.
  • 84 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları