1000Kitap Logosu
İlhami Algör

İlhami Algör

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
6.2
5,5bin Kişi
22,3bin
Okunma
597
Beğeni
23,6bin
Gösterim
Unvan
Türk yazar
Doğum
İstanbul, Türkiye, 1955
Yaşamı
1955'te İstanbul Suriçi'nde doğdu. Yazarın diğer kitapları: Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri (Everest Yayınları, 2007), Karabakal Ötüyor (Everest Yayınlan, 2008), Ma Sekerdo Kardaş? (Doğan Kitap, 2010), Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku / Albayım Beni Nezahat ile Evlendir (İletişim Yayınları, 2011).
59 syf.
·
1 günde
·
3/10 puan
FAKAT MÜZEYYEN BU CRINGE BİR KİTAP
YouTube kitap kanalımda Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim : youtu.be/Rclj5apawe4 Cringe = Başkası adına utanmak Ölmeden önce okunması gereken değil, okumadan önce ölünmesi gereken bir kitaptı benim için. Şimdi, bir kitap düşünün. O kitabın içinde küçük bir kız çocuğu için "Orospuyu çok özlemiştim." (s. 36) ve Sadri Alışık için şaka yollu da olsa "hergele" densin. İnanılmaz. Böyle bir kitaba kimse benden mükemmel, muhteşem ya da sarsıcı dememi beklemesin. 50 küsür sayfalık kitabı da salt birkaç kelimeye sığdırarak cımbızlama şeklinde değerlendirmek istemediğimden dolayı gözüme çarpan ana kısımlardan bahsedeceğim. Sanatta "kitsch" diye bir tanım vardır bilir misiniz? Kitsch, bayağı bir tada sahip şeylere ve ticari kaygılarla üretilmiş olan banal, rüküş, sıkıcı ve overrated diyebileceğimiz değerinden fazla abartılmış ürünlere gönderme yaparken kullanılan Almanca bir terimdir. İşte Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'nun bende bıraktığı tat kesinlikle kitsch bir tat oldu. Şimdi cringe, kitsch, overrated vs. gibi İngilizce ve Almanca kelimelerle dolu sosyal medya jargonu kullanarak bir inceleme yazıyorsun o zaman sen de tam bir kitsch olmuşsun diyebilirsiniz, fakat İlhami Algör'ün kitabı da tam olarak sosyal medya ile ünlü olan, çorbaları, pilavları ve her yemeği birbirine karıştıran pala bıyıklı Baruthane Pilavcısı'nın yaptığı yemeklere benzemiş zaten. 2 Algör bardağı postmodernizm esintisi, 1 Algör kaşığı modern roman malzemesi, biraz yeraltı edebiyatı baharatı, acı şiirsellik sosu, biraz ağdalı ve kasıntı cümle kurulumları, üstüne sürekli yabancı isimler ve kelimeler derken bunu popülist bir üslupla marine edip hafif de sosyal medya edebiyatı ateşinde pişirdiğiniz zaman okurun kitabı okumayı bitirdikten sonra aklında kalan tek soru "Ne okudum ben ya?" hatta "Niye okudum ben bunu ya?" oluyor. Yani sizde duygu, edebi estetik ve katkı açısından hiçbir şey kalmamış oluyor. Edebi anlamda karnınızı veya beyninizi doyurmayacak bir kitap bence bu. Birbirine tepki olarak doğmuş edebi akımların hepsinin bir çorba edebiyatı olarak kullanılması gibi. En azından benim için böyle gerçekleşti. Gelelim cinsiyetçi ifadelere. Farklı olacağım diye başarılamamış postmodern özentisi bir üslup ve gereksiz küfürlerle dolu kasıntı bir dil kullanmayı tercih etmiş olan yazar, kadınları hafifmeşrepleştirmekten de hiç ama hiç kaçınmamış. Küçük bir kıza çekinilmeden -çok özür dilerim- orospu denmiş, kitaptaki kadın karakterlerin yarısı yazarın belirtmekten sıkılmadığı güzel göğüslerle okurunun karşısına çıkmış, kadın algısı sürekli çapkın olan bir gece kadını şeklinde yansıtılmış. Edebiyat gerçekten bu mu? Edebiyat, kadınları küfürlerle tanımlayıp aşağılayan, duygusuz kelime oyunlarıyla ve cinsiyetçi söylemlerle ticari başarı elde etmeye çalışan, bir nevi psikolojik ve içsel yolculuk yaşayan bir karakterin anlatıldığı bir kitap olmasına rağmen neredeyse hiçbir kişilik özelliği ve tasviri barındırmayan, kitap içinde kullanılan resimlerin metinlerle hiçbir ilgisi olmamasını öğütleyen bir özgürlük türü müdür? Eğer bu özgürlükse, benim özgürlük tanımım içerisinde bunlar yok. Yazarlara duygu mühendisleri diyebiliriz bence. Biz okurlar olarak yazarların duygu çeşitlerini kurguya karakter, içerik, yer, zaman ve olaylar eşliğinde nasıl yedirdiğini okuruz. Fakat bu kitapta maalesef profil fotoğrafımda gördüğünüz gibisinden bir duygulanım çeşidi hiç olmadı. İçinden duyguları zorla çekip almaya çalıştım ve bu da kullanılan sıkıntılı kelime seçimleriyle birlikte beni kitaba karşı daha çok yabancılaştırdı. Zaten duygular da bu kadar samimiyetsiz ve zorlama bir şekilde açığa çıkmazlar. Peki bana nefret, sevgi, zevk, acı, korku, gülme, kıskançlık vs. gibi bir tane bile duygu emaresi geçirememiş olan kitabı nasıl pohpohlarım? Kitabın sevdiğim bazı kısımları için verdiğim 3 puanı, bazen kendimin de yapıyor olduğu sesli monologlar, içsel bir yolculuğu hatırlatıcı bazı cümleler ve artık neredeyse etrafta görülen her şeyle konuşma saplantısına düşme durumu için verdim. Sadri Alışık ile ilgili bazı farklı kısımları ya da yabancı film göndermeleriyle oluşturulmuş nadir kurgu parçalarını özgün ve farklı bulduğumu söyleyebilirim. Ayrıca kitabın bu kadar kısa olmasını da sevdim. Zira biraz daha uzun olsaydı hiç alışkın olmadığım şekilde yarım bırakmak zorunda kalacaktım. Sevmediğim kısımlar, sevdiğim kısımları çok fazla geçtiği için düşüncelerim de böyle şekillendi. Bu kitabın popülerliğini hak eden onlarca değerli Türk Edebiyatı kitabı ve yazarı sayabilirim. Bence bu kitabı okuyup 1,5 saat vakit kaybetmektense gidin 1 saat Yaşar Kemal, Yusuf Atılgan, Orhan Kemal ya da Ahmet Hamdi Tanpınar gibi ülkemizin esas edebiyat ustalarını okuyun. İlla çağdaşlardan okuyacağım derseniz de 30 dakika İhsan Oktay Anar, Enis Batur, Murat Menteş, Ayfer Tunç ya da Latife Tekin okuyabilirsiniz. Emin olun her anlamda kendiniz için daha faydalı ve doyurucu bir okuma yapmış olursunuz. Zaten onların kitaplarıyla bu kitabın arasındaki sadelik, doğallık ve samimiyet farkını da net bir şekilde anlayacağınızdan şüphem yok. Çabuk, kendi sevdiği yazarın eleştirilmesini kaldıramayan duygusal okurlar gelmeden... Aaa baksanıza, aslında ben de İlhami Algör tarzında yazabiliyormuşum, hemen bir kitap yazıp filmini çektireyim.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
Okuyacaklarıma Ekle
39
623
59 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
-bitse ne olur, bitmese ne?-
"Ne olmuştu da, "Seninle dünyanın her yerine gelirim, " diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen'di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?" Konusunu bilmeden başladığım bir kitap Müzeyyen. Kitaba Müzeyyen demeyi uygun görüyorum çünkü adamın tüm düşünceleri tek bir kapıya çıkıyor. Gerçekten kitabı sevdim mi, sevmedim mi bilmiyorum. Tek bildiğim yazarın anlatışına hayran kaldığım. Okuduğum en sıradışı ayrılık hikayesiydi. Yıkarıda eklediğim alıntıda dediği gibi kadın artık yanındayken bile yanında değildi. Kitabı okurken bazen adamın içinden mi yoksa dışından mı konuştuğunu kaçırdığımız yerler oluyor. Ama bu bile bana garip bir haz verdi. Ayna ile olan monolog sevdiğim kısımlardan. Kitabı tavsiye ediyor muyum? Evet. Ama oldukça sıradışı ve değişik bir kitap başlarken bunu göz önünde bulundurmayı unutmayın :)
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
Okuyacaklarıma Ekle
97
59 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Yanımdan ayırmadığım bir şey vardır, ilerde çıkarmak istediğim kitap. Devamı olmasa da aklıma ne gelse ona yazıyorum.. Ve esinlendiğim diyebileceğim tek bir kişi var; İLHAMİ ALGÖR! Bu kadar önemli benim için kendileri. İkinci bir şey oldu ve bu kitap; yanımdan ayırmayacağım. İlerde kitabım çıkarsa da şöyle rica edeceğim; iki kitabı beraber alın. Önce üstadımı okuyun, sonra beni. Kitabın özeti, yorumunu başka yerlerde de bulabilirsiniz; ama ben daha çok benim için öneminden bahsetmek istiyorum. Çünkü kitabı tam manası ile okuyanların çoğunun anlamadığını düşünüyorum; Neden mi İlhami Algör; 1. “Kara bir enerji gibi, bu dünyadan benim payıma düşen, gördüğüm avucumda olan asla tamamlanmayacak bir eksiklik var.” Bu yola ilk bu yüzden girmiştim, derin ve sancı dolu olacağını bilsem de! İnsanlar hep aşk aşk diyorlardı ve neydi bu aşk dedikleri, bilmiyordum. Tek bildiğim şey içimde hissettiğim boşluktu ve bu boşluğun ALLLAH ile yalnız giderilebileceğini düşündüm ve ben bir insandım. Tam manası ile bu genç yaşta mücahide biri birdenbire olamazdım. Bu yüzden yol aradım ve kendime aşk yolunu seçtim. Aşık olacaktım ve öyle aşık olacaktım ki önce her şeyim oymuş gibi olacaktı.. Mecnun misali! Önce Leylasız olmayacaktı bir şey sonra ise Leyla çıkmazından tek bir şey çıkaracaktı beni, baki AŞK! Bu yüzdendi basamak basamak diye tutturmam. O basamakları geçmeden tam manası ile hala ALLAH’a tamamen nefissiz ulaşamayacağımı düşünüyorum. Bakıyorum, aşk dedikleri farklı, bakıyorum davalar bambaşka.. Belki bu satırlara gelene kadar senin için hayalperest, sapkın bir aşıktım ama sapıtsa da aşkım güzel bir şey için sapıtıyordu.. Dolmadı boşluk çünkü dolduran hiç gelmedi.. Ama illa biliyor bu yürek, bir gün dolacak. Kim bilir belki İlhami Algör’de Müzeyyenle doldurmak istedi o eksikliği? Acaba o doldurabilmiş miydi? 2. İÇ SESİMİN KAHRAMANI İLHAMİ ALGÖR; “Bazen insan içsesini adam yerine koyar, artık psikoloji buna ne der, “baba sen kendini ikiye bölmüşsün” mü der, ne der onu bilmiyorum ama içsese özgürlük abi ya!” Hep bir korkak aşıkları yazardı kitaplar, hep aynı terane! Hep bir iki taraflı aşk! Hayat bu muydu? Hep sevildiğimiz tarafından sevildikten sonra çatışmalar yaşayıp sonra kavuşup bitecek miydi, her şey! Bir şeyleri ben değiştirmeliydim, yazmalıydım! Kimse okumasa da benim hikayem olacaktı.. Orada dur!! İşte o sırada karşıma geçti; "..aynı kitabı okuyup, farklı yerlerin altını çizmişiz.." Zaatları bana şunu dedi; hayır! İnsanlar ne severse sevsin, üslupmuş, nizammış, psikolojiymiş! Onlar hiç aşık olmuş mu? Aşk en narsist duygudur! Çünkü acı çekeceğini bile bile ister insan dedi. Filmlerde ki gibi olmaz, gerçek hayattaki gibi de değil. Evlenelim, çocuk olsun, biraz da torun sevelim.. tamam ölebiliriz! Yok öyle! Bana dedi ki; ben bir aşığım ve aşk insana ne yapmam diyorsa yaptırtıyor! 3. “Ne olmuştu da, "Seninle dünyanın her yerine gelirim, " diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen'di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?” 3 ve son! Neden İlhami Algör, daha popüler veyahut daha kıdemli başka yazar yok muydu? Hani o meşhur eskilerden! “Kafalar dar aşkı bilmiyorlar!” dedi tam şunu yazarken.. Bilmiyorlardı bence ya da aşk farklıydı benim için. Belki de cesareti içindi İlhami Algör olma kavramı. İlhami Algör benim gördüğüm tek farklı aşk kitabının sahibiydi! O aşk hazır gelmiyor dedi.. Kalemiyle kanını çok güzel akıtmıştı ve bence bu cesaret çoğu yazma adayında olamaz.. Ya da ben karşılaşmadım bilmiyorum ama aşk kavramımı daha fazla ifade eden yazar o idi.. Bilmiyorum! Başta “kitabı bana verecek” kişi diye bahsettiğim Müzeyyen tam olarak Algör’ün Müzeyyen’i gibiydi. Mutluluk vermiyordu mutluluk alıyordu! Ve bu beni alıkoymak yerine şeytani bir dürtü gibi beni iyice ona itiyordu!
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
Okuyacaklarıma Ekle
1
43