İlhan Arsel

İlhan Arsel

Yazar
8.7/10
105 Kişi
·
218
Okunma
·
57
Beğeni
·
3.010
Gösterim
Adı:
İlhan Arsel
Unvan:
Yazar, Danışman, Akademisyen ve Araştırmacı
Doğum:
İstanbul, 1921
Ölüm:
Florida, 2010
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1942 yılında aynı fakültede doçent ve profesör oldu. Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde doktorasını yaptıktan sonra, otuz yıldan fazla bir süre boyunca üniversite öğretim üyeliğinde bulundu; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde Anayasa Hukuku dersleri verdi. 27 Mayıs Darbesi'nin ardından yeni bir anayasa tasarısı hazırlamakla görevli on kişilik İstanbul Komisyonu'na, ve daha sonra Kurucu Meclis Öntasarısı'nı oluşturan beş kişilik komisyona üye şeçildi. 10 Haziran 1966 tarihinde Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Cumhuriyet Senatosu'na Kontenjan Senatörü olarak seçilmiş ancak Meclise katılmadan istifa etmiştir. 1971 yılında merkezi New York'ta bulunan 'Inter-University Associate' kuruluşuna danışman ve araştırmacı olarak alındı ve bu kuruluşun kronolojik yorum esasına göre yayınladığı "Constitutions of the Countries of the World" (Dünya Ülkeleri Anayasaları) adlı 14 ciltlik yapıtın "Türkiye" ve "Belçika" bölümlerini (1971 yılı itibariyle) hazırladı. 1975 yılında ders vermekte bulunduğu Ankara Polis Enstitüsü'nden istifa etti. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden de istifa etti. Bu tarihten itibaren araştırma ve öğretim faaliyetlerine devam etti. Özellikle bu yıllardan itibaren ölümüne dek İslam'a ve İslam peygamberine yönelik eleştirel yaklaşımını sergilediği kitapları birtakım kesimlerin şiddetli tepkisine neden oldu. Can güvenliği açısından ABD'ye yerleşti.[1]
İlhan Arsel, 7 Şubat 2010 pazar günü, Florida'da (ABD) yaşamını yitirdi
Üç kişi vardır ki , eğer sen onlara ikram edersen onlar sana ihanet ederler, eğer sen onlara ihanet edersen onlar sana ikram ederler :

1- KADIN
2- HİZMETÇİ
3- Yıldızlara tapan putperest ahlaksız

(İMAM GAZALİ)

KAYNAK : İmam Gazali , İlahi Nizam , 2. basım , çevirmen Y. Arıkan , Yunus Emre Yayınları , İstanbul , 1971 , s. 654 655
İlhan Arsel
Sayfa 219 - Kaynak Yayınları,1. baskı
"Şu muhakkak ki, biz Türkler, şeriat bataklığına saplandıktan bu yana özellikle iki güzel niteliğimizi yitirmişizdir ki, bunlardan biri "akılcılık" ve diğeri de "kadına saygı"dır".
İlhan Arsel
Sayfa 57 - Kaynak Yayınları
Benim kadınlar bakımından dilediğim bir özgürlük vardır ki o da – sevme özgürlüğüdür- ; ( daha başka bir deyimle) bir kadının, bir erkeğe – seni seviyorum- diyebilmesi ve derken de kafasının kesilip çöp tenekesine atılmayacağını bilmesidir.
Biz profesörler, sadece bilgiden, yaratıcı fikir gücünden ve bilimsel dürüstlükten değil, fakat aynı zamanda milli bilinçten de yoksunuzdur. "Milli benlik" duygusunu "şoven milliyetçilik" ile karıştırırız ve ulusal nitelikleri korumak isteyenleremize "ırkçı" diyerekten saldırırız.
Hukuk Fakültesi'nde 30 yıllık hocalığımın bana öğrettiği şudur ki, bizler yaratıcı zekada ve düşünme yeteneğine sahip, sentez yapabilen öğrenci yetiştiremiyoruz. Bizlerin yetiştirdiği öğrenci en iyi şekliyle, ezber makinesi olmaktan ileri gidemiyor. Hiç kuşkusuz istisnaların bu görüşümle ilgisi yoktur; fakat istisna niteliğindeki öğrenciyle iyimserliğe kavuşmak olanağı da yoktur.
İçimizde tıpkı ortaçağ döneminin bilginleri gibi, "Zelzele, Tanrı'nın günahkar uluslara verdiği cezadır" şeklinde düşünen ve konuşan profesörler çoktur.
Mısırlı bir kadın yazarın 1978'lerde yazdığı şu satırlar bunun ibret verici bir kanıtıdır:

Evini ve karısını sıkı kontrolü altında bulundurmayan bir koca saygıya layık görülmez ve aslında erkek olarak da telakki edilmez. Zira karısı tarafından idare edilmekte olan bir kimse diye (küçük görülür) . Oysa ki gerçek erkek, karısına dayak atacak kadar sert olabilen erkektir. Esasen (toplumda) yaygın olan kanı odur ki, dayak (denilen şey) sevgiden doğma kıskançlığın (olumlu bir) tezahür şeklidir. Bu nedenle kadınlar, kocaları tarafından dövül­mekten müşteki değillerdir. (Hatta aksine) . onlar için (kocalarının) sevgisine mazhaır olarak dövülınüş olmak. kuru üzüm yemek gibi tatlı bir şeydir. Ve zaten kocadan beklenen sertliğin ve erkekllğin bir nişa­nesi olmak itibarıyla, koca tarafından dayak yemiş olmak, · ya da o şekilde görünmek, kadınlar için utanılacak bir şey değil (öğünülecek) bir seydir
“Cahilliyye” diye küçültülmek istenilen İslam öncesi dönemde Arap kadını, İslam sonrası döneme nazaran daha geniş hak ve özgürlüklere sahip olmuştur.
493 syf.
Son zamanlarda insanlarımıza tekrardan cazip gelmeye başlayan şeriatın kadına bakışını inceleyen bir kitap. Yazarin her görüşünü tasvip etmemekle beraber, şeriatın kadına olan bakişini iyi aktardigini düşünüyorum. Şimdi, bazıları 'Ama şeriat kadına özgürlük getirir, su an Arabistan"da ve başka yerlerde uygulanan gerçek şeriat değil" diyecektir, diyorlar da. Görüşlerine saygı duymakla beraber buna hiç katılmıyorum. Çünkü seriatin sadece günümüzde uygulandığı ülkelerdeki kadının durumu kötu değil,geçmişte de seriati uygulayan devletlerde kadının durumu buydu ve buna çok yakındı. Halen bile ülkemizde kadını eve hapsetmeye çalışmalar, karma eğitimin tartışmaya açılması vb bu şeriat anlayışının yansimalaridir. Günümüzde çeşitli anlı şanlı sıfatlarla anılan alim-i ulemanin büyük buyuk çoğunlugunun kadına bakışı, şeriatten kadın hakkındaki koydukları hükümler aşağı yukarı hep kadının onurunu zedeleyici, kadını beşinci plana atan adeta onu mal gibi gören hukumlerdir. Günümüzde de şeriat gelirse bu uygulanacak, kimse pembe rüyalar görmesin.

Yazarı tenkid edeceğim nokta şudur: Yazar kadın hakkında ipe sapa gelmez düşüncelere sahip şeriatcilere ofkesinden mi bilinmez, kimi âyetleri çok saçma sekikde yorumlamiş. Kendi fikirlerine uyarlamis, uyarlamaya zorlamiş. Diğer bir nokta: Konu başlıkları fazla ve değişik isimlerde olmasına karşın içerikler aynı veya çok benzer. Kitap çok daha kısa olabilirdi.

Kitabın başında yer verilen İbni Batuta'nin seyahatlerine yer verilmesi en hoşuma giden kısım. Çünkü Batuta anılarında Türk yurtlarında kadınların çok özgür olduğunu (hatta bu durumu dine aykırı görüyor :D) çok güzel şekilde dile getirmesi. İnsan bunlair görünce ve yakın tarihe (osmaliya vb ) ve son zamanların Turkiye'sine bakınca bu konularda ileriye gidecegimize geriye gidiyoruz. Hatta belki de geriye gitmemiz daha hayırlı olabilir. Geri derken tarihi olarak Batuta'nin gezdiği yerlerdeki özgür Türk kadının olduğu dönemleri örnek almamız yani özümüze dönmemiz çok daha hayırlı olacaktır.

Özellikle şeriat isteyen kadınlar bu kitabı okusunlar.

İncelemeyi yazarın şu enfes sözüyle bitirmek istiyorum:

"Erkeğin hayvana yaraşır davranışları yüzünden kadına dünyayı haram etmek, herhalde Tan­rı'nın başvuracağı bir yol olamaz."

https://youtu.be/LMxawHLaCNI

https://youtu.be/CJbwheu-cOk
123 syf.
Yazar son derece aykırı bir insanmış. Bunu belirtmek isterim. Oldukça da cesur. Heralde Türkiye'de yazmamiş kitaplarini ki yazsa oldukça tepki çekerdi.

Yazar, Müslümanlara cevaplamasi bazılarının zor olduğu bazılarının size çok saçma geleceği 37 soru sorarak sizi sorgulamaya sevk etmeye çalışıyor. Tabi biraz da tepki, öfke de sezinliyor insan yazarın uslubundan. Sorulardan birkaçı şunlar:
- "Oruçlu bir kimsenin, ölü insan vücudu ile, ya da hayvanla, ya da uyumakta olan bir kadınla (onu uyandırmadan) cinsî münasebette bulunması konusunda İslâm ne gibi buyruklar getirmiştir?"
-"Namaz kılmakla her türlü günah'tan kolaylıkla kurtulma olasılığına inanır mısınız?"
-"Dilediğini imanlı ve dilediğini de imansız yapan Tanrı'nın, kâfir yaptığı kişileri şeytan ile dost kıldığını kabul edebilir misiniz?"
-"Tanrı'nın insanları, vahşet niteliğindeki cezâ'lara çarptıracağına, örneğin el ve ayakları çaprazlama doğratmak, gözleri oydurtmak, ya da kafaları kılıçla doğratmak, ya da astırtmak, vb... gibi uygulamalara mahkûm kılacağına inanır mısınız?

Sorulardan birçoğu hadislerden yola çıkılarak oluşturulduğu için eğer benim gibi düşünüyorsanız; bu hadis uydurmadir deyip hemen geçebilirsiniz.
Ancak, bazı soruları Kuran âyetleri üzerinden yola çıkarak sorduğu için eminim ki birçok Musluman -ben de dahil- tutarlı cevaplar vermekte zorlanacaktir. Yazara, takip ettiğim bazı ilahiyatcilar aslında gayet mantıklı cevaplar veriyorlar. Ancak cubbeli ahmet gibileri dinliyorsaniz tutarlı cevap verebilmeniz olası gözükmüyor.

Ben özellikle son soru hakkında bir şeyler demek istiyorum. Kuran 1400 sene öncesinin Arap toplumuna indirildi. İndirildiği toplum Araplardi ancak verilen mesaj evrensel. Arap toplumuna indirildiği için o toplumun hayata bakış penceresinden olmasi gerekir ki o devirdeki insanlar bundan bir sonuç çıkarabilsin ve anlayabilsinler. Kuran'in erkekci bir bakış hitabina sahip oldugunu iddia edenler var, haksız da sayilmazlar, bence az once dediğim açıdan dusunulmeli. Keza soruda deginilen ve Kuranda bulunan el kesme gibi cezalar da yine o dönem şartları içinde değerlendirilmeli. Burada onemli olan adaletin sağlanmasıdır. 1400 sene önceki bu toplulukta şimdi eleştirilen bu hükümler/uygulamalar o devir için birer devrim niteliğinde olumlu duzenlemelerdi. (10 kadınla evlenen bir Arapa en fazla 4 kadınla evlen deniyor ve aslında istediği kadar kişi adil olsun kadınlar arasında adaletli davranamayacagi dile getirilerek asinda tek eslilige vurgu yapılıyor gibi) Ancak filmi 1400 sene sonraya sarınca devir, teknoloji, hukuk, insan hakları ve diger alanlarda oldukça fazla gelişme saglandiktan sonra bu uygulamalarla yola devam edilebilir mi? Edilmeli mi? Ya da şoyke sorayim: Önemli olan 1400 sene öncesinde adalet getirmiş hüküm/ uygulamaları uygulamak midir? Yoksa bu hükümleri uygulamadan da devre uygun uygulamalarla adaleti sağlamak midir? Sihirli kelime ADALET'tir.

Şimdi sayın Müslüman kardeslerim kâfir, zindik, munafik vs ilan edecekler ancak onlara sorum inandığınız din üzerine hayatınızda hiç düşündünüz mü/ ne kadar düşündünüz? Yoksa hep Allah beni cizz eder/ dinden çıkarım/ yanarım/ diye hep korktunuz ve hiç sorgulamadiniz ve düşünmediniz mi? Korkup veya başka bir sebeple sorgulamadiysaniz yada dusunmediyseniz de size saygı duyarım. Aynısını sizden de bana beklerim. Son olarak ben, Allah'in huzuruna gittiğimde 'Ben dinden çıkmaktan, cehennemde yanmaktan korkup, dinim üzerine hiç kafa yormadim, düşünüp sorgulamadim, gonderdigin kitabi anlamaya calismadim' demekten korkarim.

Son olarak, Kanuni'ye katibi Hafız Hamdi Çelebi'nin sunduğu şiirinde: "Padişahım! Türk'ü öldür, baban olsa da. O iyilik madeni yüce Peygamber (Muhammed): -'Türkü öldürünüz, kanı helâldir' ve daha nicelerini demesi beni çok ayar etti. Aklıma takılan soru şu: Padişahin buna tepkisi ne oldu???

Keyifli okumalar..
81 syf.
İslam şeriatının köleligi kaldırıp kaldirmadigi, kölelerin hayatına ne gibi etkileri olduğunu irdeleyen bir araştırma kitabi. Yazarı 'zindik, melûn, mufteri vb." gibi yaftalamadan evvel dine dair ön kabullerinizi bir kenara bırakarak okursanız oldukça faydali bir eser olduğunu düşünüyorum.

İslam gelmeden evvel kölelik kurumu oldukça yerleşikti bunu bir anda kaldırmak kargaşaya, halk arasında ayaklanmaya sebep olabilirdi diye iddialar başta mantıklı gelse de yazarın kitapta altını çizdiğim şu sözleri de oldukça mantıklıdir: "Söylemeye gerek yoktur ki böyle bir iddia, Tanrı’yı “acz” içerisinde, “güçsüz” bir “Yaratan” imiş gibi gösterip Tanrı fikrini zedelemekten başka bir ise yaramaz. Zira iktidarına sinir bulunmayan ve her şeyi dilediği gibi yaratıp dilediği sekle sokabilen bir Tanrı’nın, kölelik gibi kötü bir kurulusu, sırf halk ayaklanır endişesi ile yasaklamadığını söylemek, O'nun iktidarını ve yüceliğini inkâr demek olur".

Bunun dışında, kölenin azad edilmesi ile ilgili durum üç şarta bağlanmış durumda:
1. Kölenin isteği olacak
2. Köle bunun için bir bedel ödeyecek
3. Köle sahibi bunu uygun görecek, izin verecek
Burada ödenecek bedeli köle sahibi belirliyor. Ayrıca kölenin bir kazancı yok ki odeyebilsin; birinden borç alsa bu sefer başka birinin boyunduruguna girmiş oluyor. Tam bir paradoks. Bu konuda da yazarın oldukça güzel bir tespiti var: “Neden köle, yıllar boyu hizmetini gördüğü efendisine bedel vermek zorunluğunda kalsın? Bedel vermek durumunda bırakılmak gereken kimse köle değil, fakat onu parasız pulsuz yıllar boyu emrinde çalıştırmış ve sömürmüş olan efendisi olmak gerekmez mi?”

Keza, evlenecek durumu olmayan erkeklerin şehvetlerini giderme adresi olarak cariyeler gösteriliyor. Cariyelerle girilen evlilik dışı cinsel ilişki iffetsizlik olarak görülmüyor. Ve bunun gibi şeyleri kitapta bulabilirsiniz. Tabiki bu konu hakkında sadece bu kitapla sinirli kalmayın, başka kaynakları araştırın, dilerseniz.

İspanya'daki İslam devletinin hukumdarlarindan 3. Abdurrahman'in hareminde 6300 köle varmış. Adamda nasıl bir şehvet varsa artık neyse... Ayrıca Osmanlı'daki esir pazarlarına ve Osmanlı'nın İngiltere ile yaptığı birtakim anlasmalarda köleligi kaldırmaya yönelik karara vardığı ancak Mekke ve Medine'nin bu konunun dışında olduğuna kısaca deginilmis (araştırmaya ve tartışmaya açık tabiki).

Son olarak yazarın da değindigi gibi kölelige karşı dik ve açık bir ses çıkaran ilk dini lider Buda'dir. Daha yeni Buda'nin öğretileri ile ilgili kitap okumuştum. Gerçekten bu konuda kölelige son derece karşı ve eşitlikçi bir dini lider kendisi.

Keyifli okumalar...
205 syf.
İlhan Arsel'in Kuran'ı eleştiri serisinin ilk kitabı. Kitapta özellikle, Allah'ın insana irade verdiği ancak öte yandan ise bu iradeye ters düşen âyetlerin olduğu üzerinde durmuş. Diğer bir üzerinde durduğu nokta Mekki surelerdeki barışçıl âyetlerin olmasi, buna karşın Medinedeki surelerde ise savaşa yönelik âyetlerin olduğu ve bu iki farklı durumun yarattığı çelişki. Yazar bunu Peygamberin günlük siyasetine bağlıyor. Mekke'de güçlü olmadığı ve bu sebeple de daha hoşgörülü, barışçıl âyetlerin olduğu ancak Medine'de ganimet için kervanlara yapılan baskınlarla tebligde politika değişikliğine gidildigini söylüyor. Bu nedenle de Medine'deki surelerde savaş âyetleri oldukça fazla. Keza Medine'de başta başta Yahudiler olmak üzere diğer dinlerdeki insanlara yönelik hoşgörülü ayetler var iken daha sonra bu dindeki insanların islama yanasmamalari üzerine daha sert âyetlerin geldiğini söylüyor.
Bu ve benzeri konularda günlük siyasetin eseri olan âyetlerin celiskiye yol açtığı ve bu durumun İslam toplumuna olumsuz etkisi olduğunu belirtiliyor. Keza ölen kişinin mallarının yakınlarına paylaşımını içeren ayette de matematiksel bir hatanın olduğunu ve bunun Ömer zamanında avliye yöntemiyle giderilmeye çalışıldığını söylüyor.
Yazarın klasiklesmis tekrara dusmeleri bu kitabında da vardı. Ancak diğer kitaplarına oranla bu kitabında nispeten daha azdı.

Keyifli okumalar
Aslında yarım bıraktığım kitaba inceleme yazmak ne kadar doğru bilemiyorum ancak, böyle bir konuda yazan kişinin okuru yanlış yönlendirecek eksik bilgi verme lüksü yok diye düşünüyorum. Kitapta rastladığım eksik bir bilgi yüzünden bıraktım kitabı okumayı çünkü bundan sonra hangi bilgi doğru hangisi yanlış diye düşüneceğim. Belki burdan aldığım bilgiyi doğru diye savunacağım. Yazar mutlaka konu hakkında derin bilgiye vakıftır ancak söylediğini ispatlamak için yanlış yönlendiren bilgi yoluna gidilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
86 syf.
Oncelikle şunu belirteyim, deistlere, ateistlere, agnostiklere yada Tanrıya ve dinlere inananlara yani kısaca herkese saygiliyim.
Kitaba gelecek olursak, yazar bir araştırma yapmış. Düşüncelerini dile getirmiş. Saygı duyuyorum ama katilmiyorum.
Bir kere Islam'in tek kaynağı Kuran'dir. Bunun dışında kalan her şeyi bir örf ve adet olarak görmeliyiz. Çünkü en basitinden hadisler bile peygamberden 200-250 sene sonra yazılmış, derlenmiş. Doğruluğuna guvenilmeyecek bir süre zarfı geçmiş. O nedenle falanca hadiste şu geçiyor bu geçiyor denilmesini onemsemiyorum. Kuranda geçen tartışılan konulara gelince son İki senedir araştırma yapıyorum. Bu konulara tek tek cevaplandiracak yetkinlige ulasmadim. Ancak bu söyle bişey bu tartışılan konularda oldukça mantıklı ve tutarlı açıklamalar yapan ilim insanlarını dinledim. Diğer kesimi de dinledim ve bu dediğim kişilerin yaptığı açıklamalari destekliyorum. Beni ikna ediyorlar. Başkaları ikna olmuyor olabilir, saygı duyarım.
Yazar, müşrikleri birer humanist çerçeveye oturtmus ama bence bunda biraz abartmış. Çünkü peygamberimiz tebliğ etmeye başladığında Mekkeli müşrikler türlü türlü zulumler yapmislardir Müslümanlara. Bunlari görmemek bence çok samimi olmamis. Bir takım ayetlerde 'uyarmak' olan kelimeyi 'korkutma' olarak yazmak da doğru değil. Kaynak olarak Turan Dursun'u göstermiş lakin ne kadar meal ve tefsire bakarsam bakayım hep uyarmak diye geçiyor.
Benim vardığım nokta şu ki; Kuran'a nasıl yaklaşırşan Kuran da sana öyle cevap veriyor.
İnanç konusunda bir felsefeci nin şu görüşü bence çok güzel:
Önce bir yaratıcı olup olmadığını anlamak lazım yani buna ikna olup olmamak ve buna karar vermek lazım. SizCe var mı yok mu?
Sonra bir din var mı yok mu ?
Sonra da hangi din ?
Lütfen hem dincilerin hem de diğer kesimin fanatikleri yorum yapmasın!!
702 syf.
·Beğendi·10/10
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki herkesin özellikle kadınların mutlaka okuması gereken bir kitap. İlhan Arsel İslâmda ve şeriati sistemde kadının yerini, kadına ne kadar önem verildiğini Ayetler ve en sağlam hadislerle ortaya koyduğu, okuyan herkese inançlarını sorgulatacak bir eser kaleme almış. Herkesin okumasını tavsiye ederim.
95 syf.
·6/10
Çok fazla tekrar var. Üslup öfkeli ve saldırgan. Bu antipati yaratan durumları aşabilirseniz, ki kitabın kısa olması bu konuda imdada yetişiyor, ana konuyla ilgili keskin tespitlere ulaşıyorsunuz. Yazarın ayetlerle ilgili yorumlarına katılıp katılmamak sizin inanç seviyenizle ilgili bir durum; çünkü aynı ayetlerin farklı yorumları da mevcut tabii ki... öte yandan hadislere dayanarak yapılan cıkarimlar savunulan konuyu desteklemek için doğruluguna yanlışlığına bakılmaksızın eklenmiş gibi duruyor bence. Daha kaliteli ve doyurucu bilgiye dayalı bir calışma bekliyordum, açıkçası aradığımı bulamadım. Öte yandan İlhan Arsel gibi sorgulayan ve tabudeviren insanlar, ofkeli ve saldırgan usluplarını bir kenara koyarsak, en azından bir tesekkürü hak ediyor.
702 syf.
·Beğendi·8/10
kadınlara duyduğum saygıyı ona katlamış kitaptır. herkesin, özellikle kadınların okuyup,üzerinde bol bol düşünmesi gereken önemli bi eser. kadınlık kimliğinizi ve insanlık haysiyetinizi hiçbir şeyin lekelemesine izin vermeyin.
702 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Her kadının mutlaka okuması gereken bir kitap ,bir kadının yerinin ne olduğunu...ya da ne olmadığını anlamak adına .Bazı kitaplar anlatılmaz,sadece okunur

Yazarın biyografisi

Adı:
İlhan Arsel
Unvan:
Yazar, Danışman, Akademisyen ve Araştırmacı
Doğum:
İstanbul, 1921
Ölüm:
Florida, 2010
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1942 yılında aynı fakültede doçent ve profesör oldu. Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde doktorasını yaptıktan sonra, otuz yıldan fazla bir süre boyunca üniversite öğretim üyeliğinde bulundu; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde Anayasa Hukuku dersleri verdi. 27 Mayıs Darbesi'nin ardından yeni bir anayasa tasarısı hazırlamakla görevli on kişilik İstanbul Komisyonu'na, ve daha sonra Kurucu Meclis Öntasarısı'nı oluşturan beş kişilik komisyona üye şeçildi. 10 Haziran 1966 tarihinde Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Cumhuriyet Senatosu'na Kontenjan Senatörü olarak seçilmiş ancak Meclise katılmadan istifa etmiştir. 1971 yılında merkezi New York'ta bulunan 'Inter-University Associate' kuruluşuna danışman ve araştırmacı olarak alındı ve bu kuruluşun kronolojik yorum esasına göre yayınladığı "Constitutions of the Countries of the World" (Dünya Ülkeleri Anayasaları) adlı 14 ciltlik yapıtın "Türkiye" ve "Belçika" bölümlerini (1971 yılı itibariyle) hazırladı. 1975 yılında ders vermekte bulunduğu Ankara Polis Enstitüsü'nden istifa etti. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden de istifa etti. Bu tarihten itibaren araştırma ve öğretim faaliyetlerine devam etti. Özellikle bu yıllardan itibaren ölümüne dek İslam'a ve İslam peygamberine yönelik eleştirel yaklaşımını sergilediği kitapları birtakım kesimlerin şiddetli tepkisine neden oldu. Can güvenliği açısından ABD'ye yerleşti.[1]
İlhan Arsel, 7 Şubat 2010 pazar günü, Florida'da (ABD) yaşamını yitirdi

Yazar istatistikleri

  • 57 okur beğendi.
  • 218 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 231 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları