İmam Suyuti

İmam Suyuti

Yazar
9.1/10
106 Kişi
·
353
Okunma
·
45
Beğeni
·
2.318
Gösterim
Adı:
İmam Suyuti
Tam adı:
Celaleddin Alsu'l Fazl Abdurrahman b. Kemaleddin Ebu Bekr B Muhammed el - Huzayrî Suyuti şafiî
Unvan:
Mısırlı muhaddis, müfessir, mutasavvıf ve düşünür.
Doğum:
Kahire, 1445
Ölüm:
Kahire, 1505
Suyûti ( 849-911 ) ( 1445-1505 )

İsmi, Lakapları, Künyesi:

Celaleddin Alsu'l Fazl Abdurrahman b. Kemaleddin Ebu Bekr B Muhammed el - Huzayrî Suyuti şafiî.

Mısır ve Suriye'de hüküm süren Memlükler devletinin son za manlarında Kahire'de yetişen ve Arap dilinde en fazla eser veren müelliflerden biri belki de birincisidir.

Suyutî 1. Recep 849 (3 teşrin evvel 1445) de Kahire'de doğmuştur. Ebul-Fazî künyesini ona babasının dostlarından İzzeddin Ah­met b. İbrahim vermiştir. Suyütî, 9 batınlık şeceresini tesbit etmiştir. Bizzat kaleme aldığı hal tercümesini de ihtiva eden Hüsnül - Muhazara'da atalarını birer birer sayar. Ona göre bu aile, menşei bakımından şarktan gelme olup, evvela Bağdad'ın şark ta­raflarında bulunan Hüzayriya mahallesine yerleşmiş, sonraları en az müelliften 9 batın önce Mısır’a göç ederek Asyut kasabasını va­tan edinmiştir. Ataları arasında en eskisi şeyh Hümamüddinel-Huzayri olup, bu zat da mühim bir mutassavvıf idi. Diğerleri de çağ­larında sayılır kimselerdi.

Nitekim bunlardan biri emir Şeyhu'nun zamanında tacirlik ederek Asyut'da bir medrese kurmuştur. Babası Kemaleddin Ebu Zerk şafii fakihlerindendi. Bu zat Suyud'da doğmuş, orada kadılık etmiş ve daha sonra da Kahire'de yerleşmiştir. [5]

Babası Tahsile Başlamıştı

Babasının hayat ve şahsiyetini Husnul-Mühazara fi Ahbar Mısır ve'l-Kahire adlı kitabında anlatır. Müellifin belirttiğine göre, babası zamanın değerli ulemasından çeşitli İslami ilimle, tahsil etmiş ve meslektaşları arasında temayüz etmiş bir zattı.

Babasının hocaları arasında İbn Hacarel-Askalanî, Muhamme del clani, İzzeddin el- Kudsî gibi şahsiyetler vardı. Senelerce fetvalar ve dersler vermekle meşgul olan Kemaleddin Ebu Bekr, özel olarak Şeyhuni camiinde okuduğu hutbeleriyle meşhur olmuştur.

Hüsnül Muhazara'ya göre 8 yaşına basmadan Kur'an-ı hıfzetmiş bun­dan sonra İbn Dakikilid'in " Umda" sini Navavi’nin Minhacül -Fıkh'i Bayzavi'nin Minhacül – Usul’ünü ve İbn Malik'in elfiyesini ezberlemiş, bunun üzerine 864 (1460) senesinden itibaren ilim ile meşgul olmaya başlamış, bazı alimlerden fıkıh ve nahiv ilimlerini okumuş, nihayet Şeyh Şihab Üddin Sarmasahi'den faraiz öğrenmiş ve 866 senesi başında Arapça okutmak için icazet almıştır. [6]

Seyahatleri Ve Tedris Hayatı

Suytttî, henüz 17 yaşında iken 866 ( 1462 ) da eseri olan " Şarh Lül - İstiaza va'il basmali’yi kaleme alarak Bulkiniye sundu ve o da eserin başına bir takriz yazdı. Suyuti bu zatın vefatına kadar ondan fıkıh öğrenmekte devam ve sonra onun, kendine icazet veren oğlunun derslerini takip etmiş ayrıca devrin daha bir çok şöh­retli alimlerinden de faydalanmıştır. [7]

İntikal Kabiliyeti Büyüktü

Suyûti, önce tefsir, hadis ve fıkıh başta olmak üzere dini ilimleri öğrenmek için gerekli olan nahiv, maani, bedi ve beyan v.s. gibi alet ilimlerini öğrenmiş, sonra da esas ilim mevzularında ge­niş bir vukuf ve selahiyet elde etmiştir.

O, kuvvetli bir hafızaya da sahipti. Nitekim, İbnül - İmad, onun ifadesine dayanarak iki yüz bin hadis ezberlemiş olduğunu kaydet­mektedir. Suyutî, hesap ilmi hariç, muhtelif ilimlerdeki selahiyetinden mağrurane bir ifade ile bahseder.

Suyûtî daha gençliğinde iken bir çok seyahat yapmış, bu arada Şam, Hicaz, Yemen, Hind, Magrib ve Takrur ( Sudan )'a gitmiştir. Hicaz seyahati esnasında bir sene Mekke'de kalmıştır. Ayrıca Mısır'ın Dimyat, Fayyum ve İskendiyer gibi yerlerini de ziyaret etmiştir.

Suyutî, tedris vazifesine, ilk defa üstadı Bulkini'nin delaleti ile şeval 870 ( Mayıs 1466 ) tarihinde Cami Üs - Sayhunî de fıkıh ted­risiyle başlamıştır. Kısa bir müddet sonra şöhreti muhitinde ya­yılmış ve derslerini bazı müderrisler bile takip etmiştir. Ayrıca Tolunlular camiinde fetva vermeğe ve hadis imlasına başlayan büyük insan (1467 ) Suyuti'nin hizmetlerine, 1472 yılında Emir İnal Aşkarin yardımı ile Hanukalu Şayhuhiye de hadis tedrisi vazifesi de ilave olunmuş ve yeri hala Kahire'de Babul- Karafa'da bulunan Şam naibi Barkukuk türbesinin şeyhliğine de bu sıralarda getirilmiştir.

Suyuti, 891 (1486 ) tarihinde halife el - Mütevekkil Ala’1lah'ın emri ile o zamanlar Kahire'nin en büyük ve evkafça en geniş hanı-kahı olan Baybarsiye şeyhliğine geçmiştir. Uzun bir müddet, taa Kaytbay ( ölm. 1495 ) zamanının sonlarına kadar, bu hankah şeyhliğinin sağladığı imkanlar sayesinde refah içinde yaşadığı gibi bir çok eserlerini rahatça yazmak için de vakit bulmuştur. Bununla beraber bu vazifesini kıskananlar da olmuştur. Bu arada kendisinin de bazı hadiselere sebebiyet verdiği görülmektedir. Nitekim bir defasında Kaytbay’in huzuruna teamül hilafına taylasan ile girmiş olması ( 1495 ), sultanın kızmasına sebep olmuştur. Al, Ahadis al hisan fi fazl al-taylasan unvanlı risalesi bu hareketinin müdafaa­sı zımnındadır.

Bu hadisten sonra sultanı ziyaretten imtina etmiş, hatta alim -lerin sultanları ziyarette bulunmamalarını sünnet olarak ileri sür­müş ve bu mevzuda n Ma ravahu'l asatin fi ademil babyielel salatin " unvanlı bir risalede yazmıştır. [8]

Bulunduğu Vazifeyi Terkediyor

Bununla beraber Kaytbayın vefatına kadar Baybarsiya'da vazife­sinde bırakılmıştır. Zikredilen hadiselere Sultan Muhammed b. Kaytbay nezdinde aleyhinde ki faaliyetlerini artırmışlardır. Bunu sezen Suyutî, halife Mutavakkil Ala'llah ile olan münasebetlerini sıklaştırarak, ondan kendisini bütün Mısır,Şam ve komşu İslam memleketleri kadılıklarının derecesinde bir mevkie tayin etmesi­ni istedi.

Halifenin, azıl ve nasip hususunda suyütiye selahiyet tanıyarak mühim bir vakfiyeyi tevcih ettiği duyulunca kadılar ve bir kısım halk arasında hoşnutsuzluk uyandırdı.. Bu durum Suyutî'nin o vazi­feden vazgeçinceye kadar devam etti. Bunu Suyutî'nin hayatında bazı talihsizlikler takip etti. 1497 de muhakeme olundu. Neticede Baybarsiya meşihatinden azledildi.

Bu hal üzere Suyutî'nin onlara olan güveni tamamıyle sarsılmış­tı. Kahire'de, Nil nehri ortasında ki adacıklardan biri olan al Ravza'da ki evine çekildi. Tam bir inziva hayatı içinde yaşadı. [9]

Gazaba Uğramak Korkusu İçindeydi!

O günlerde Tahir El-Zama İla Yavmil-Kıyame isimli bir risaleyi de telif etmiştir. Tumanbay 1500 yılında Sultan olunca, Suyuti gizlenmek mecburiyetini hissetti. Gazaba uğramak korkusuy­du bu gizlenmenin nedeni. Ama aynı yılın sonlarında Kanşuh Al-Cavri'nin sultanlığa geçmesiyle sona erdi bu korkusu.

Ancak onun için artık Faal hayata dönmek mevzu bahis değildi. Bazı kerametleri, keşifleri Tayy-i zaman ve mekanda bulunduğu hakkında ki, velilik rivayetleri ile Osmanlıların Mısır'ı istila ede­cekleri yolunda ki sezişlerinin bu günlerin meyveleri olması mümkündür. [10]

Hediyenin Reddi Ve Ölümü

Sultan Gavri, kendisine yeni vazifeler teklif ettiği zaman kabul etmediği gibi, onun gönderdiği 1.000 dinarı red ile hediye ettiği köleyi de azad eylediği söylenir. Suyutî bir süre böyle yaşadı. An­cak okumak ve yazmaktan geri durmuyordu. Sonra ara sıra da ol­sa, davet üzerine Sultanın meclisine gittiği oluyordu. Bununla beraber artık çökmüş ve yaşı da altmışı bulmuştu. Bu sırada hasta­landı ve ıstıraplı bir devreyi rnütaakip 19 cemaziyelevvel 911 (18 teşrini evvel, 1505) cuma sabahı vefat etti ve Kahire'de Babul -Karaf'a dışında defnolundu. Kabri üzerine bir türbe yapılmış ve mezarına ahşap bir sanduka işlenmiştir. Türbesi uzun müddet ba­zı alimler ve emirlerin ziyaretgahı olmuştur. [11]
Onların sözleri ancak, "Rabbimiz günahlarımızı ve yaptıklarımızdaki haddi aşmamızı bağışla ve Ayaklarımızı ( cihada kuvvetle ) sabit kıl ve kafir kavimlere karşı bize yardım et." Derler.
144 syf.
·10/10
Es-Selam Dostlar!
Önce kısaca bir tanım yapalım,
Hadis İlmi;
Risaletinden vefatına kadar geçen süre içerisinde öncelikle Hz.
Peygamber’e, daha sonra İslam olduktan sonraki dönemleri itibariyle sahabilere ve ondan
sonra gelen insanlara içerisinde bulundukları anlam dünyasındaki inanç, psikolojik,
sosyolojik ve kültürel ortam etkilerinin de yer aldığı, dar alandan geniş alana doğru alt
kategorilerinin yapıldığı, sabit- süreçli- sürekli sözlerin ve uygulamaların “anlam ve eylem
yönünden tespitini” yapıp, bunların evrensel yönünün ön plana çıkarıldığı bir misyon, vizyon
ve aksiyon merkezli, yaşanılan zamanın gerçekliğinin dikkate alındığı yenilenebilir bir
hareket kabiliyetini barındıran bir stratejiye sahip rivayetler/haber ilmidir.
Ve kitabı yarılamışken kısaca düşüncelerimi paylaşmak istiyrm Üstad Suyutinin bilgileri ışığında...

Kuran Allah’ın kitabıdır.
Sünnet; Elçisinin bir ömür boyu Kuranı yaşamasıdır.
Hayatını onunla doldurması onsuz hiç bir işini yapmamasıdır.

Şunu iyi bilelim ki;
Allah’ın kitabı ile ömrünü tüketmiş olan Allah’ın elçisi her yönü ile baş tacımızdır.
O öncelikle kuldur ahiren de elçidir.
Beşer olarak kendi zaafları oldu ise kendisini bağlamaktadır, elçi olarak hata yapmış olsa bile Allah’ın kontrolü ile düzeltilmiştir.
Dini temsil anlamında hatasızdır.
Bizi de bu yönü bağlamaktadır...

Sevgili Peygamberimizin eşi Hz. Aişeye "Sevgili Peygamberimizin ahlakı nasıldı?" diye sorulduğun da şöyle cevap vermişlerdir:
"O'nun ahlâkı Kur'ân'dı; O yaşayan Kur'an dı."

Yani Kur'an canlansa insan kılığına girse ancak ve ancak bir Hazreti Muhammed olur, Hz. Muhammed olarak karşımıza çıkardı.

Kalem suresi 4. ayette de işaret buyrulduğu gibi "Muhakkak ki O en yüksek ahlak üzere yaratılmış, bizzat Allah tarafından yetiştirilmiş ve insanlığa örnek olsun diye özel olarak terbiye edilmiştir. Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyuruyor: "Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı."

Peygambere itaat Allah'a itaattir. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"Kim Resul'e itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiş olur." (4/Nisa, 80), "Biz bütün peygamberleri ancak Allah'ın izni (emri) doğrultusunda kendilerine itaat edilsin diye gönderdik." (4 Nisa/64)

Sünneti-hadisleri inkar çaba ve çalışmaları Müslüman'ı Hıristiyanlaştırma çabalarının bir parçasıdır. Hele İslam ve sünnet düşmanlığına "Kur'an taraftarlığı" alet ediliyorsa Müslümanlar bu konuda son derece uyanık olmalıdır.

Ve şu uyuru dikkate şayandır;
Ebu Râfî (r.a) 'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
"Benim emrettiğim veya nehyettiğim bir konu kendisine iletildiğinde sakın sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış olarak, "biz onu bunu bilmeyiz. Allah'ın kitabında ne görürsek ona uyarız, o kadar" derken bulmayayım." (Ebu Davud, Sünnet 5; Tirmizi, İlim 10; İbn Mace, Mukaddime 2 (Tirmizi "bu hadis hasen bir hadistir" demektedir.)

Bu hadis sevgili Peygamberimizin mucizelerinden birisidir. Sevgili Peygamberimiz Vehhâbilerin, Hindistan Alt Kıtasında yetişen oryantalistlerin,Hıristiyanların ve Yahudilerin organize ettiği Sünnet düşmanlığını yaşarken görmüş ve bu konuda bizleri uyarmıştır.

Müslümanların örnek alması gereken kişi, tek önderimiz Hz. Muhammed'dir. Müslümanlar yaşayış tarzını, en ufağından en büyüğüne bütün hal ve hareketlerini O'nu örnek alarak düzenlerler. Allah Kur'an'da şöyle buyuruyor: "Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için Resulullah en güzel örnektir." (33/Ahzâb, 21) "Resûlullah size ne verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının." (Haşr/7)

Tevhid dininin (İslam'ın) son halkasını Hz. Muhammed (s.a.s.) teşkil etmektedir. Artık Rasülullah gönderildiğinden itibaren, Rasülullah'sız bir din, Rasülullah'sız bir akide ve inanç olamaz. Öyleyse, yeryüzünde Allah'a bağlanmak isteyenlerin ve Müslüman olarak kalmak isteyenlerin rehberi, kılavuzu Rasülullah'tan başkası olamaz. Çünkü Rasül'e itaat Allah'a itaattır.

SÜNNET ;
Peygamberimiz'in Kur'an'ı pratize etmesi, tefsir etmesi,
dini uygulamak, öğretmek ve hayata hâkim kılmak için yaptıkları demektir.
Sünnet Sevgili Peygamberimizin dinde takip ettiği yol ve metot demektir.
Sünnet, Kur'an'ın hayata geçirilmesinde nebevî modeldir. Kur'an ve Sünnetin hayata geçirilmesinden, Onun gibi yaşayan Kur'an ve yaşayan Muhammed olmaktan başka yol yoktur. "Kim Allah'a ve Resûl'e (cân-ı gönülden) itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği nebiler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber olacaklardır. İşte onlar ne güzel arkadaştırlar!" (4 Nisa/69)

Sonuç olarak “Kuransız “ Sünnet ”ve “Sünnetsiz Kuran” Allah’ın dini değildir.

Selametle...
144 syf.
·3 günde·10/10
Esselamu aleyküm.

Bu kitapta aradığım, aramadığım her şeyin cevabını bulma heyecanından ötürü, okurken içim içime sığmadı.

Ve İslâm Davamızın neresinde baskın olarak bulunmam gerektiği konusunda bana yön gösterdi.

Belirtmek istediğim bir husus var: Yaz döneminde kitabı biraz okumuştum. Fakat o dönemki yoğunluktan ötürü zihnimin ilim kitabına müsait olmadığını anlayıp ertelemiştim. Takip ettiğim "Hadislerle Diriliş" derslerinin "Sünnet'e Dönüş" isimli 124. bölümünü izledikten sonra yeniden okumaya başladım. İyiki okumuşum. Çünkü zannediyorum ki bütün taşlar yerine bir bir oturdu, elhamdülillah.

Kitap vesilesiyle;

- Sünnetin Allah tarafından korunduğunun ispatını gördüm, Kuran ayetleriyle. (Kuran'ın korunduğunu biliyordum ama Sünnet'in korunduğunun ayetlerde ifâde buyrulduğunu bilmiyordum.)

- Hadis inkarcılığının, bizim asrımızda çıkan bir akım olmadığını ve onların, hadisleri inkâr etmelerine delil getirdikleri hadislerin de, aslında hadis olmadığını öğrendim.

- "Biz sana Kitabı ve Hikmeti verdik" ayetindeki "hikmet"in ne olduğunu öğrendim. #37391207

- Önceden dinlediğim ayet, hadisler ve büyüklerimizin sözlerini de tekrar etmiş oldum.

Kitabın sayfa sayısı az olmasına rağmen içeriği çok geniş. İmam Suyuti'den Allah razı olsun asrımızda gittikçe büyüyen hadis inkarcılığı hastalığına karşı ilaç kıvamında olan bu kitabı yazdığı için.

Şayet hadislerin inkâr edilebileceği zannına kapılmışsanız ya da inkarcıların fikir babalarının amaçlarını öğrenmek istiyorsanız, aslında en önemlisi Müslüman olduğunuzu söylüyorsanız, bu kitabı okuyun ve bahsettiğim videoyu ve serisini dinleyin. Allahu Teala'nın, Rasulunu başıboş bırakmadığını, onu daima yönlendirdiğini en iyi şekilde öğreneceksiniz.

İlimle kalın..
144 syf.
·Puan vermedi
Bir Hadis-i Şerif'i duyduğumuzda nasıl hareket etmeliyiz? Ashâb-ı Kirâm efendilerimiz nasıl hareket etmişler? 'Sanki bir kimsenin kafasına bir kuş konmuş da kuş uçmasın için başına hareket ettirmeyen bir kimse gibi dinlemişler Efendimizi.
Sünneti Seniyyeyi niçin hayatımızın yapıtaşları arasına almamız gerekiyor? Bu sorunun cevabını rahatlıkla bulabileceğiniz güzel bir eser...
193 syf.
·Puan vermedi
Kur'an-ı Kerim'i anlamak isteyen herkesin, Tevsir öğrenmesi şarttır..
İmam Suyuti 'nin bu eseri Kur'an ilimleriyle uğraşan ve Kur'an'ı Kerim'e nüfuz etmek isteyen her kesimden insanın istifade edebileceği bir şekil almış. Tavsiye ederim.
Mehmet Akif'in de çok sevdiği tefsir kitabı. İki Celal'in Tefsiri. Birkaç sure şerh ettik fakat Arapçası bizi oldukça zorladığı için değiştirdik. Başlangıç seviyesi olarak uygun görülüyor ama derinliği de var bana kalırsa. Biz rastlamadık ama israilliyat olduğu söyleniyor. Olsa da olmasa da bu alandaki kitaplar dikkatli okunmalı diye düşünüyorum.
238 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Konuyu tamamen ayetler ve hadisler ışığında ele almış. Bu bence gayet güzel bir detaydı.
Sadece Kuranla amel edilmeyeceğini hadislerinde bize Kuranı anlama da destek ve yardımcı olacağını açıklıyor.
Peygamberimiz yaşayan Kuran olduğu için
Aslında sünnetle Kuranin bir bütün olduğunu
Ve ikisiyle beraber doğru yol üzere olacağımızı anlatıyor.
Bazı tekrarlar var fikir kitabı okumayı sevmeyenler biraz sıkılabilir ama ben severek okudum.
Iyi okumalar dilerim :)
608 syf.
·9/10
2016 tarihli, 3. baskısı yapılmış olan bu tercüme kitap, Manisa İl Halk Kütüphanesi'nde yazma nüshası bulunan, 881 (1476) tarihli yani Süyuti'nin vefatından otuz sene önce yazılan yazma nüsha esas alınarak hazırlanmıştır[1]. Türkçe tercümeyi gerçekleştiren Abdulcelil Alpkıray, aynı zamanda kitabın tahricini ve tahkikini de yapmıştır[2]. Kitapta 1053 rivayet bulunmaktadır[3]. İmam Süyuti, kitabına aldığı rivayetlerin zayıflık veya sahihlik durumlarına işaret etmiştir[4]. Bu kitabın bir özelliği de, İmam Süyuti'nin eserini yazarken kullandığı ancak günümüze ulaşmamış kitaplardan alıntılar içeriyor olmasıdır[5]. Süyuti eserinin mukaddimesinde belirttiği gibi, kitabını zamanının meşhur sebeb-i nüzul eseri olan Vahidi'nin Esbab-ı Nüzül: Kur'an Ayetlerinin İniş Sebepleri isimli kitabındaki rivayetlere çok sayıda eklemeler yaparak oluşturduğunu yazmıştır[6]. Süyuti'nin bu eseri, konusunda yazılmış en hacimli kitaplardan biridir[7]. Ayetlerin sebeb-i nüzulü açıklanmadan başta Arap harfleri ile altında Türkçe meali ile verilmesi çok iyi olmuş. Kitapta geçen hadislerin dipnotlarda geniş bir şekilde hangi kaynaklarda bulunduğu (tahriç) belirtilmesi okuyucuya çok büyük yararlıklar sağladığı aşikardır. Bu tahkikli ve tahriçli eseri Kur'an ayetlerinin iniş sebepleri hakkında bilgilenmek isteyenlere tavsiye ederim.

--------------------------
[1] "Mütercimin Önsözü", sayfa 12, 13, 19.
[2] "Mütercimin Önsözü", sayfa 12.
[3] "Eser Hakkında", sayfa 20.
[4] "Eser Hakkında", sayfa 20.
[5] "Eser Hakkında", sayfa 20-21.
[6] "Müellifin Mukaddimesi", sayfa 34-35.
[7] "Müellif Hakkında", sayfa 27.
92 syf.
·Puan vermedi
ب
ح
ص

Modern zamanlarda, insan aklının din hususunda da mutlak doğru kabul edilmesi, müsteşriklerin Müslümanlar arasında tasavvuru için çalıştıkları İslam algısı dolayısıyla inkar edilen meselelerden birisi de Nüzûlü İsa (aleyhisselam) meselesidir.
İnkar edenlerin bir kısmı direk onun ölmeyişinin, göğe kaldırılışının mümkün olmayacağını akıl merkezli iddia ederek işin içinden sıyrılsalar da bir takım 'ilahiyatçı' 'felsefeci' vesair modernistler de ayet mealleri üzerinden çıkarımlarda bulunup öldüğünü iddia ediyorlar. Hadisleri kabul etmeyip kökünden reddeden, ayetleri de kafasına göre çekiştiren bu adamlara laf anlatmak bir hayli zor, çünkü inkar ettikleri hadisi şerifleri bize nakledenlerin ellerinde bulunan Kur'an Hakimi nakledenlerle aynı kimseler olduğundan sanki habersizce saldırıyorlar. Afedersiniz çok sevdiğim bi hocamın ifadesiyle Arabi ibarede fail ile mefulu tefrik edemeyen adamlar bunlar. Tabi bu red son yüzyıllarda revaç bulmuş, Mısır modernistlerine zamanında Zahid El Kevseri, Mustafa Sabri Efendi gibi alimlerimiz reddiye yazmışlar. Ancak Celaleddin Es Suyuti'nin de özellikle böyle bir risale ele alması da demek oluyor ki mutezili vesair bidat fırkalardan da İsa Aleyhisselamın yeryüzüne ineceğini inkâr edenler varmış kadim zamanlarda.Mutezilenin inkârı normal, adamlar akıl nakil çatışmasında mutlak olarak aklı tercih edip nakli tevile gidiyorlar direk.


Kitaba gelecek olursak, İmam Suyuti çok velud bir alim, üç yüzden fazla eseri olduğu zikrediliyor,(600 diyen var) hocasından kalan meşhur Celaleyn tefsirini tamamladığı gibi bir de 20 cilt belki daha fazlalık bir tefsiri daha var. (İsmi aklıma gelmedi şu an)
Mütercim kendisine muhabbetim olan Harun Çetin abimiz, sahih ve müstakim duruşunu Allah bozmasın.
Kitapda neler var derseniz:
İsa (aleyhisselam) ne ile hükmedecek?
Bu hüküm nasıl olacak?
Nüzûlunden sonra vahiy gelecek mi ?
Bu vahiy ilham mı olacak, yahut hakiki vahiy mi?
Beytülmalı nasıl istimal edecek?
Mehdi (aleyhisselam) arkasında namaz kılacak mı?
Haberler (Nüzûlune dair hadisi şerifler) başlıklarıyla meseleler var efendim.
Mehdi (aleyhisselam), Nüzûlu İsa,Mucize ve diğer modernist aklın inkâr etmiş olduğu meselelerin aslında gelip dayandığı çok önemli bir nokta var. Aradaki bağlantıyı anlama gayretinde olanlar Ebu Bekif Sifil Hoca okumalarına yönelsinler.Modern İslam anlayışının belini çatırdatan alimdir hoca.
Başka bir incelemede de bu inkarların sosyolojik arka planına değinirim inşaAllah.
Rabbime emanet olun,sıhhatle kalın...
Çalışma bizden tevfik Allah'tandır.
238 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
•Bir kimse Hz. Peygamber [sallâllahû aleyhi ve sellem]’e gönülden uyarsa, kalbinde başka bir şeye arzu kalmaz!
Sehl b. Abdullah et-Tüsterî (ks)


•Sünnet, Nuh’un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur, binmeyen de boğulur gider
İmâm Mâlik (rh)

Hadis âlimlerince, Hz. Peygamber’in sözleri, fiilleri ve takrirleri (tasvipleri, onayları), peygamberlik ve peygamberlik öncesi ahlâkî vasıfları mânâsına gelen sünnet, dinimizde çok önemli bir yere sahiptir ve Kur’an’dan sonra ikinci ana esastır. Lâkin sünnet-hadis böyle olmasına rağmen ilk kerteleri Hârîci, Şiâ (Rafızî) ve Mu’tezile mezheplerince atılan ve takrîben 200 yıl önce yemeden, içmeden, uyumadan, ağzını, yüzünü fırçalamadan tüm mesaisini götünden -çok afedersiniz- uydurduğu uydurduklarla, O (sav)‘nun ve sünnetlerinin, ümmetin nazarında yetkinliğini azaltmaya, güvenilirliğini sorgulatmaya harcamış Yahudi şarkiyatçı Goldziher ve iki şürekâsı tarafından dallandırılıp budaklandırılan bir sünnet-hadis karşıtlığı baş göstermiştir. İşin üçüncü safhası da Hind-Pakistan kıtası ve Mısır’da yine İngiliz yankilerinin arkadan ittirmesiyle devam etmiştir. Son 20 yılda ise cennet yurdumuz Anadolu’muza sokulan sünnet-hadis karşıtlığı öyle ileri gitmiştir ki; güzelim sünnet istihzâ edilir, tahfîf edilir hâldedir. Minberlerde şebelek bir Goldzihercik’in “Sünnet diye hacamat yaptıran adam, Rasûlullah (sav) yetim idi ananı öldürsene” demesine kadar varmıştır.
Tam bu meyânda şu sözü nakletmek isteriz:
“Birine sünnetten bahsettiğin zaman sana, ‘Bunu bırak, sen bize Kur’an’dan bahset’ derse, iyi bil ki o sapık biridir”
Eyyûb es-Sahtiyânî

Sünneti, hadisi yok saymaya kalkan eblehlere bakışımız budur. Orijinal ismi ‘Miftahu'l-Cenne Fi’l-İhticâc bi's-Sünne’ olan kitapta Hz. Peygamber’in sünnetlerinin hüccet olduğunu çok iyi ifade edilmiş, bu konuda kendi dönemindeki sünnet düşmanlarının başını çeken Şialara karşıt olması ve Müslümanları bilgilendirme için kaleme alınmış. Ama asıl günümüzün sünnet-hadis düşmanlarını görseydi n’apardı; bilemiyorum.

Eserin mukaddimesinde: “Bazı ilimler insanlar için ilaç gibidir. Bazı görüşler de vardır ki hela gibidir; ancak zorunlu hâllerde ona başvurulur. Son zamanlarda kokusu ortalığa yayılan, dinden sapmış zındık bir görüş var; Allah’a hamd olsun hayli zamandır bu görüş ortalıktan kaybolmuştu. O görüş de şudur: Bu sapık Râfızî zındığı ileri geri konuşarak Hz. Peygamber’in sünneti ve O’ndan rivayet edilen hadis-i şeriflerin delil olmayacağını, dinde sadece Kur’an-ı Kerim’in delil olabileceğini söylüyormuş! Allah Teâlâ, Rasûlullah Efendimiz’in sünnetinin kadrini, şerefini daha da artırsın!” diyen İmam Celâleddin Süyûtî sünnetin, İslam’daki yerini Kur’an’dan ayetlerle, hadislerle, fukahanın, müctehidînin, ulemânın görüşleri ile açıklıyor, sünnetin reddedilemeyeceğini bilakis Rasûlullah tarafından bize emanet edilen önemli bir şey olduğunu anlatıyor.

Biz gayet memnûn kaldık, bilgilendik, tavsiye ederiz. Sünnetin Dindeki Yeri #y:35844

Yazarın biyografisi

Adı:
İmam Suyuti
Tam adı:
Celaleddin Alsu'l Fazl Abdurrahman b. Kemaleddin Ebu Bekr B Muhammed el - Huzayrî Suyuti şafiî
Unvan:
Mısırlı muhaddis, müfessir, mutasavvıf ve düşünür.
Doğum:
Kahire, 1445
Ölüm:
Kahire, 1505
Suyûti ( 849-911 ) ( 1445-1505 )

İsmi, Lakapları, Künyesi:

Celaleddin Alsu'l Fazl Abdurrahman b. Kemaleddin Ebu Bekr B Muhammed el - Huzayrî Suyuti şafiî.

Mısır ve Suriye'de hüküm süren Memlükler devletinin son za manlarında Kahire'de yetişen ve Arap dilinde en fazla eser veren müelliflerden biri belki de birincisidir.

Suyutî 1. Recep 849 (3 teşrin evvel 1445) de Kahire'de doğmuştur. Ebul-Fazî künyesini ona babasının dostlarından İzzeddin Ah­met b. İbrahim vermiştir. Suyütî, 9 batınlık şeceresini tesbit etmiştir. Bizzat kaleme aldığı hal tercümesini de ihtiva eden Hüsnül - Muhazara'da atalarını birer birer sayar. Ona göre bu aile, menşei bakımından şarktan gelme olup, evvela Bağdad'ın şark ta­raflarında bulunan Hüzayriya mahallesine yerleşmiş, sonraları en az müelliften 9 batın önce Mısır’a göç ederek Asyut kasabasını va­tan edinmiştir. Ataları arasında en eskisi şeyh Hümamüddinel-Huzayri olup, bu zat da mühim bir mutassavvıf idi. Diğerleri de çağ­larında sayılır kimselerdi.

Nitekim bunlardan biri emir Şeyhu'nun zamanında tacirlik ederek Asyut'da bir medrese kurmuştur. Babası Kemaleddin Ebu Zerk şafii fakihlerindendi. Bu zat Suyud'da doğmuş, orada kadılık etmiş ve daha sonra da Kahire'de yerleşmiştir. [5]

Babası Tahsile Başlamıştı

Babasının hayat ve şahsiyetini Husnul-Mühazara fi Ahbar Mısır ve'l-Kahire adlı kitabında anlatır. Müellifin belirttiğine göre, babası zamanın değerli ulemasından çeşitli İslami ilimle, tahsil etmiş ve meslektaşları arasında temayüz etmiş bir zattı.

Babasının hocaları arasında İbn Hacarel-Askalanî, Muhamme del clani, İzzeddin el- Kudsî gibi şahsiyetler vardı. Senelerce fetvalar ve dersler vermekle meşgul olan Kemaleddin Ebu Bekr, özel olarak Şeyhuni camiinde okuduğu hutbeleriyle meşhur olmuştur.

Hüsnül Muhazara'ya göre 8 yaşına basmadan Kur'an-ı hıfzetmiş bun­dan sonra İbn Dakikilid'in " Umda" sini Navavi’nin Minhacül -Fıkh'i Bayzavi'nin Minhacül – Usul’ünü ve İbn Malik'in elfiyesini ezberlemiş, bunun üzerine 864 (1460) senesinden itibaren ilim ile meşgul olmaya başlamış, bazı alimlerden fıkıh ve nahiv ilimlerini okumuş, nihayet Şeyh Şihab Üddin Sarmasahi'den faraiz öğrenmiş ve 866 senesi başında Arapça okutmak için icazet almıştır. [6]

Seyahatleri Ve Tedris Hayatı

Suytttî, henüz 17 yaşında iken 866 ( 1462 ) da eseri olan " Şarh Lül - İstiaza va'il basmali’yi kaleme alarak Bulkiniye sundu ve o da eserin başına bir takriz yazdı. Suyuti bu zatın vefatına kadar ondan fıkıh öğrenmekte devam ve sonra onun, kendine icazet veren oğlunun derslerini takip etmiş ayrıca devrin daha bir çok şöh­retli alimlerinden de faydalanmıştır. [7]

İntikal Kabiliyeti Büyüktü

Suyûti, önce tefsir, hadis ve fıkıh başta olmak üzere dini ilimleri öğrenmek için gerekli olan nahiv, maani, bedi ve beyan v.s. gibi alet ilimlerini öğrenmiş, sonra da esas ilim mevzularında ge­niş bir vukuf ve selahiyet elde etmiştir.

O, kuvvetli bir hafızaya da sahipti. Nitekim, İbnül - İmad, onun ifadesine dayanarak iki yüz bin hadis ezberlemiş olduğunu kaydet­mektedir. Suyutî, hesap ilmi hariç, muhtelif ilimlerdeki selahiyetinden mağrurane bir ifade ile bahseder.

Suyûtî daha gençliğinde iken bir çok seyahat yapmış, bu arada Şam, Hicaz, Yemen, Hind, Magrib ve Takrur ( Sudan )'a gitmiştir. Hicaz seyahati esnasında bir sene Mekke'de kalmıştır. Ayrıca Mısır'ın Dimyat, Fayyum ve İskendiyer gibi yerlerini de ziyaret etmiştir.

Suyutî, tedris vazifesine, ilk defa üstadı Bulkini'nin delaleti ile şeval 870 ( Mayıs 1466 ) tarihinde Cami Üs - Sayhunî de fıkıh ted­risiyle başlamıştır. Kısa bir müddet sonra şöhreti muhitinde ya­yılmış ve derslerini bazı müderrisler bile takip etmiştir. Ayrıca Tolunlular camiinde fetva vermeğe ve hadis imlasına başlayan büyük insan (1467 ) Suyuti'nin hizmetlerine, 1472 yılında Emir İnal Aşkarin yardımı ile Hanukalu Şayhuhiye de hadis tedrisi vazifesi de ilave olunmuş ve yeri hala Kahire'de Babul- Karafa'da bulunan Şam naibi Barkukuk türbesinin şeyhliğine de bu sıralarda getirilmiştir.

Suyuti, 891 (1486 ) tarihinde halife el - Mütevekkil Ala’1lah'ın emri ile o zamanlar Kahire'nin en büyük ve evkafça en geniş hanı-kahı olan Baybarsiye şeyhliğine geçmiştir. Uzun bir müddet, taa Kaytbay ( ölm. 1495 ) zamanının sonlarına kadar, bu hankah şeyhliğinin sağladığı imkanlar sayesinde refah içinde yaşadığı gibi bir çok eserlerini rahatça yazmak için de vakit bulmuştur. Bununla beraber bu vazifesini kıskananlar da olmuştur. Bu arada kendisinin de bazı hadiselere sebebiyet verdiği görülmektedir. Nitekim bir defasında Kaytbay’in huzuruna teamül hilafına taylasan ile girmiş olması ( 1495 ), sultanın kızmasına sebep olmuştur. Al, Ahadis al hisan fi fazl al-taylasan unvanlı risalesi bu hareketinin müdafaa­sı zımnındadır.

Bu hadisten sonra sultanı ziyaretten imtina etmiş, hatta alim -lerin sultanları ziyarette bulunmamalarını sünnet olarak ileri sür­müş ve bu mevzuda n Ma ravahu'l asatin fi ademil babyielel salatin " unvanlı bir risalede yazmıştır. [8]

Bulunduğu Vazifeyi Terkediyor

Bununla beraber Kaytbayın vefatına kadar Baybarsiya'da vazife­sinde bırakılmıştır. Zikredilen hadiselere Sultan Muhammed b. Kaytbay nezdinde aleyhinde ki faaliyetlerini artırmışlardır. Bunu sezen Suyutî, halife Mutavakkil Ala'llah ile olan münasebetlerini sıklaştırarak, ondan kendisini bütün Mısır,Şam ve komşu İslam memleketleri kadılıklarının derecesinde bir mevkie tayin etmesi­ni istedi.

Halifenin, azıl ve nasip hususunda suyütiye selahiyet tanıyarak mühim bir vakfiyeyi tevcih ettiği duyulunca kadılar ve bir kısım halk arasında hoşnutsuzluk uyandırdı.. Bu durum Suyutî'nin o vazi­feden vazgeçinceye kadar devam etti. Bunu Suyutî'nin hayatında bazı talihsizlikler takip etti. 1497 de muhakeme olundu. Neticede Baybarsiya meşihatinden azledildi.

Bu hal üzere Suyutî'nin onlara olan güveni tamamıyle sarsılmış­tı. Kahire'de, Nil nehri ortasında ki adacıklardan biri olan al Ravza'da ki evine çekildi. Tam bir inziva hayatı içinde yaşadı. [9]

Gazaba Uğramak Korkusu İçindeydi!

O günlerde Tahir El-Zama İla Yavmil-Kıyame isimli bir risaleyi de telif etmiştir. Tumanbay 1500 yılında Sultan olunca, Suyuti gizlenmek mecburiyetini hissetti. Gazaba uğramak korkusuy­du bu gizlenmenin nedeni. Ama aynı yılın sonlarında Kanşuh Al-Cavri'nin sultanlığa geçmesiyle sona erdi bu korkusu.

Ancak onun için artık Faal hayata dönmek mevzu bahis değildi. Bazı kerametleri, keşifleri Tayy-i zaman ve mekanda bulunduğu hakkında ki, velilik rivayetleri ile Osmanlıların Mısır'ı istila ede­cekleri yolunda ki sezişlerinin bu günlerin meyveleri olması mümkündür. [10]

Hediyenin Reddi Ve Ölümü

Sultan Gavri, kendisine yeni vazifeler teklif ettiği zaman kabul etmediği gibi, onun gönderdiği 1.000 dinarı red ile hediye ettiği köleyi de azad eylediği söylenir. Suyutî bir süre böyle yaşadı. An­cak okumak ve yazmaktan geri durmuyordu. Sonra ara sıra da ol­sa, davet üzerine Sultanın meclisine gittiği oluyordu. Bununla beraber artık çökmüş ve yaşı da altmışı bulmuştu. Bu sırada hasta­landı ve ıstıraplı bir devreyi rnütaakip 19 cemaziyelevvel 911 (18 teşrini evvel, 1505) cuma sabahı vefat etti ve Kahire'de Babul -Karaf'a dışında defnolundu. Kabri üzerine bir türbe yapılmış ve mezarına ahşap bir sanduka işlenmiştir. Türbesi uzun müddet ba­zı alimler ve emirlerin ziyaretgahı olmuştur. [11]

Yazar istatistikleri

  • 45 okur beğendi.
  • 353 okur okudu.
  • 44 okur okuyor.
  • 182 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.