Immanuel Wallerstein

Immanuel Wallerstein

Yazar
8.2/10
87 Kişi
·
244
Okunma
·
47
Beğeni
·
2319
Gösterim
Adı:
Immanuel Wallerstein
Tam adı:
Immanuel Maurice Wallerstein
Unvan:
Amerikalı Sosyolog, Bilim Adamı ve Dünya Sistemler Analisti
Doğum:
28 Eylül 1930
Immanuel Maurice Wallerstein, ABD’li sosyolog, tarihsel sosyoloji alanında bilim adamı ve dünya sistemler analistidir.

New York'ta doğan Wallerstein’ın dünya sorunlarına ilgisi henüz küçük yaşlarda başladı, özellikle Hindistan'da sömürge karşıtı harekete merak duydu. Columbia Üniversitesi’nde eğitimini sürdüren Wallerstein, bu üniversiteden, 1951’de B.A., 1954’te M.A. ve 1959’da Ph.D. derecelerini aldı. 1971 yılında McGill Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü oluncaya dek burada ders verdi. 1976’da Binghamton Üniversitesi’nde (SUNY) sosyoloji alanında önde gelen öğretim üyelerin biri olarak, 1999’daki emekliliğine kadar görev aldı, ayrıca 2005 yılında emekliliğine dek Fernand Braudel Merkezi’nin başkanlığını sürdürdü. Konuk profesör olarak dünya çapında çeşitli üniversitelerde görev alan Wallerstein çeşitli ödüllerle onurlandırıldı. Aralıklarla Directeur d’études associé titri ile Paris’te École des Hautes Études en Sciences Sociales'de görev aldı. 1994 ve 1998 yılları arasında Uluslararası Sosyoloji Birliği’ne başkanlık yaptı. 2000 yılında Yale Sosyoloji bölümüne kıdemli araştırmacı olarak katıldı. Ayrıca Social Evolution & History adlı derginin danışma kurulunda bulundu.

Wallerstein akademik kariyerine post-kolonyal Afrika uzmanı olarak başladı. Bu alanı, 1951'de gerçekleştirilen bir uluslararası gençlik konferansı sonrasında seçti ve 1970’lere kadar çalışmalarını sadece bu alanda gerçekleştirdi. Bu tarihten itibaren kendini bir tarihçi ve makro düzeyde küresel kapitalist ekonomi teorisyeni olarak tanımlamaya başladı.[Küresel kapitalizme erken dönem eleştirileri ve "sistem karşıtı” hareketlere desteği son dönemde onun, küreselleşme karşıtı hareket içinde bulunan akademik ve diğer muhalif çevrelerde- Naom Chomsky ve Pierre Bourdieu ile birlikte- önemli bir yer edinmesini sağladı.
Fransız Devrimi oldukça devrimci iki düşünce yaydı. Birincisi, politik değişimin istisnai ya da tuhaf bir şey olmadığı, fakat normal ve bu nedenle de sürekli olduğuydu. İkinci düşünce ise “egemenliğin” -devletin kendi alanında özerk kararlar verme hakkı- bir monarkta ya da yasa yapıcı bir Meclis’te olmadığı (bunlara ait olmadığı), ama bir rejimi meşrulaştırabilen yegane güçte, yani “halk”ta olduğuydu.
Kapitalizm kar amacıyla pazarda satış yapan üretici bireyler ya da firmaların varlığından ibaret değildir. Bu türden kişiler ya da firmalar dünyanın her yanında binlerce yıldır zaten vardı. Ücret için çalışan insanların varlığı da bir tanımlama için yeterli değildir. Kapitalist bir sistemde olduğumuzu, ancak sistem sermayenin sonsuz birikimine öncelik verdiğinde söyleyebiliriz. Böyle bir tanımlama kullandığımızda, sadece modern dünya-sistemin kapitalist bir sistem olduğu ortaya çıkar. Sonsuz sermaye birikimi oldukça basit bir kavramdır: İnsanların ve firmaların daha da çok sermaye biriktirmek için sermaye biriktirdikleri ve bunu sürekli ve sonsuz bir süreç olduğu anlamına gelir. Bir sistemin böyle sonsuz bir birikime “öncelik verdiğini” söylerken şunu kast ediyoruz: Yapısal mekanizmalar vardır ve başka gerekçelerle hareket edenler bir şekilde bu mekanizmalar tarafından cezalandırılır; nihayetinde toplumsal sahneden silinirler. Diğer yandan, uygun gerekçelerle hareket edenler ödüllendirilir ve başarılı olurlarsa zenginleştirilir.
Kadınları -ve gençlerle yaşlıları- onlara azıcık bile ücret ödemeyen sermaye sahiplerine artık değer yaratmak için çalışmaya kandırma yolumuz, çalışmalarının gerçekten çalışma olmadığını ilan etmektir. "Ev kadını"nı icat ederiz ve onun "çalışmadığını" yalnızca "eve baktığını" öne süreriz. Böylece hükümetler istihdam edilmiş olan sözde aktif emek gücü yüzdelerini hesaplarken, "ev kadınları" bu hesabın ne payında ne paydasındadırlar. Ve cinsiyetçilikle birlikte otomatik olarak yaş ayrımcılığı gelmektedir. Ev kadınının çalışmasının artık değer yaratmadığını varsaydığımız gibi ücretsiz genç ve yaşlıların birçok çalışma girdisinin de artık değer yaratmadığını öne süreriz.
Bunların hiçbiri gerçeği yansıtmamaktadır. Ama hepsi son derece güçlü olan ve hepsini uyum halinde tutan bir ideolojiye eklenmektedir.
Dünya-sistemleri analizine gelince, ona göre aktörler, tıpkı sıralanabilir uzun yapılar listesi gibi, bir sürecin ürünüdürler. Öteden beri hep var olan atomik unsurlar olmayıp, ortaya çıktıkları ve üzerinde etkide bulundukları sistemik bir karışımın parçasıdırlar. Özgürce hareket ederler, ama özgürlükleri kendi yaşam öyküleri ve bir parçası oldukları toplumsal hapishaneler tarafından kısıtlanmıştır. Onların hapishanelerini analiz etmek, onları özgürleşebilecekleri azami derecede özgürleştirir. Her birimiz kendi toplumsal hapishanelerimizi analiz ettiğimiz ölçüde, kendimizi o kısıtlamalardan özgürleştirebildiğimiz ölçüde özgürleştiririz.
Immanuel Wallerstein
Sayfa 49 - Bgst Yayınları. (çev. Ender Abadoğlu, Nuri Ersoy). 3. Basım, Şubat 2014: İstanbul
Tarihsel kapitalizm adını verdiğimiz tarihsel toplumsal sistemin ayırt edici özelliği, bu tarihsel sistemde sermayenin çok özel bir yolla kullanıma girmesidir (yatırılması). Bu kullanımda başlıca amaç ya da niyet, sermayenin kendini büyütmesidir. Sistemde, geçmiş birikimler yalnızca daha fazla sermaye biriktirmek için kullanıldığı ölçüde "sermaye" dir.
...Tarihi görmezden gelme eğilimine gireriz. Parçaları bir araya getiremeyiz ve kısa vadeli beklentilerimiz gerçekleşmediği için sürekli olarak şaşırıp kalırız.
191 syf.
·Beğendi·9/10
Bundan üç yıl önce elime geçen, ilk okumamı klasik okuma yolu tutarak, ikinci okumamı sınav kaygısının verdiği mecburiyetle yaptığım bu hacimli kitap için bir de inceleme yazmak şart oldu gibi. En azından yazmaya gayret etmek diyelim. Tabi bu gayrette benden ziyade mesaj kutuma sıklıkla tavsiye edip etmeyeceğimi soranların payının olduğunu da itiraf etmek zorundayım. Sırf bu yüzden son bir haftadır bulduğum ilk fırsatlarda kitabı son kez üstten bir okuma ile tamamlayıp, vaktiyle aldığım notları düzenleyip hâlâ yaşayan -ve hâlâ akademik metinler yazan- Wallerstein'in elime geçen metinlerini de tarayıp bir yandan neleri bilmediğimi görmüş, bir yandan da siteye belki bir inceleme daha kazandırmış olurum. Benim kanaatime göre bu kitap kendinden menkul bir kıymete sahip. O yüzden en diri zihinle okunması gerekiyor. Soranlara da ilk ikazım bu oldu.

Kitabına "Yaşadığımız dünyayı anlamak" önsözüyle başlıyor Wallerstein. Sosyal bilinciliğin şânındandır bu girişi yapmak çünkü en büyük çile anlatmak değil, anlaşılmaktır. Bu sebepten yaşadığımız dünyayı anlamadığımız takdirde bizlere sunulan fenomenlerin illüzyonu ile hareket etmeyi sürdürebiliriz. Yazık ki öyleyiz de. Kavramlar ancak kendi zamanlarının bağlamı içinde anlaşılır, der Wallerstein ki haklıdır. Eğer hem terörizm hem de küreselleşmenin fenomen, anlam ve izleklerinin özünü kaçırırsak ne dünya sistemlerini ne de kendi özel kullanımıyla dünya-sistemlerini anlayamayız. Kitabın girişte zihni diri tutup sonraki sayfalarda kopmayı önlemek için aldığı bu önlem, beraberinde devlet, devletlerarası sistem, üretici hanehalkları, kimlik grupları, sınıflar, firmalar vs kurumları da getirecektir. Hazır olmak, hatta şaşırmayı sıradan bir refleks olarak görmek durumundayız. İlk bölüm bu fenomenlerin bilgi ayağı, sonraki üç bölüm ise esas nokta olan sistemin mekanizmalarına yönelik tartışmayı konu ediyor.

Modern devlet, egemen devlettir. Nokta. Bitti. Bize hakikatin bundan ibaret olduğu yanılsaması verilirken işin derininde elbette Pagan kültürünün kendilerinden öteki gördükleri Romalılara dayanacak noktası vardır ancak hem modern olmak -hakiki manada egemen olmak- hem de politik değişimin istisnai olmadığı, sürekli ve normal olduğuna yönelik sarsılmaz inanç o meşhur 1789'un getirisiydi. Modernitenin 19. yüzyıla dek taşıdığı "bilmek" sevdası "pazar, devlet ve sivil toplum" gibi üç yeni disiplini doğurdu. Hafife almayın zira önce istikametini belirleyen bir sistem, oldukça naif bir talep ile, bilmek ve modern olmak ile ayaklanıp Pan-Avrupa'da hükümranlık kurunca -kesinlikle üniversite kurumu ve Sovyetler'in hezimetini de gözardı etmeksizin- geriye sömürgeleştirilecek toplumları "bilmek" kalıyordu ki çare belliydi: antropoloji ve şarkiyatçılık.

Modern devlet egemen devletti ve modern olmayanlar açıkça "ilkel"di. Descartes'inkartezyen felsefesini hatırlayın: ben'in var olması, ötekinin var olmasını gerektirir. Hafife almayın, zira gelecekte idare edilecek olan sömürgelerin tüm yönlerini merkeze aktaran etnograflar, açıkça ilkel sayılamayacak kadar geniş ve köklü bir medeniyete sahip olan yerlerle (pek tabi İran, Çin, Arap bölgeleri, Hindistan...) ilgilenmeyi ve onları da bir şekilde modernite potasında eritmeyi kendisine dert ediniyordu. Ama nasıl?..
"Gelişme" kavramı ile elbette. Dünya yepyeni bir boyuta taşınıyor ve bu yeni forma ulaşmak isteyenler "gelişmek" zorundadırlar.
Evreka!

Hikayenin buraya kadar olan kısmını kitaptan açıkça "spoiler" verme riskini göze alarak yorumladım ki hiç olmazsa okuyacaklar nelerin beklediği aşikâr olsun. Kalan kısımlarda bizim kapitalizm diye üzerinde rahatlıkla atıp tuttuğumuz, sürekli olarak onun kan emici yönlerine yaptığımız vurgularınn dışında, kitabın maksadı kapitalizmin oluşmaya başlaması, oluşması, yerleşmesi ve egemen olmasının hikayesini zanlarla değil, devlet ve devletler sistemi ile, pazar ile, hanehalkları ve hatta ücretli emek ile izaha kalkışmaktır. Bırakın kalkışmayı, moderniteye ve bilgiye dair yukarıdaki kronolojik tasvir bile başlı başına cüretkar bir girişim. Bir de periyodik olarak dünyada gelişen krizleri irdeleyişi var, esas hayret edici taraflar orada. İktisadi, ekonomik ve politik döngü belirli zaman aralıklarında bilinçli bir kaos repertuarı ile çatallanma dönemlerini kontrol eder. Ciddi manada ilginçtir, zira bizim yine bize dayatılan, öyle olduğu söylenilen ve üçünü halinin imkânsız olduğu aktarılan terörizm ve küreselleşme bilinçli maksatlar ile musallat ediliyor. Dolayısıyla yakın tarihin can alıcı olayı olan İkiz Kulelere saldırı da akabinde bir maksat ve izlek için iktisadi yenilenme anlamı taşıyor. Savaşlar, diplomatik kaoslar, darbeler ve krizleri saymıyorum bile. Kitap bunların üzerinde canlı bir ameliyat yapma cesaretine soyunuyor.

Bitirmeden, “bildiğim bir şey varsa hiçbir şey bilmediğimdir” sözünün bize yaptığı kötülüğü yeniden anıp hayreti bol okumalar diliyorum.
288 syf.
·Puan vermedi
Kitap 1994(öyle hatırlıyorum) yılına kadar yazılmış bazı makalelerin bir araya gelmesinden oluşuyor. Kapilizmin ve modern dünya sisteminin 1960'lardan itibaren kriz içerisine girdiğini ve büyük bir alt üst oluşla karşı karşıya olduğunu anlatıyor. 2007 yılı sonrasında kapitalist sistemin başat ülkeleri olan gelişmiş ekonomilerinde görülen ve hala dünyayı etkilemeye devam eden kriz de yazarın dalgalanmaların boyutunun arttığı önermesi ile örtüşüyor. Her ne kadar bazı yazılar ya da bazı yazıların bazı kısımları biraz eskimiş olsa da kala okunabilecek, dünyayı anlamak için güzel bir eser.
94 syf.
·36 günde·5/10
İnce bir kitap olmasına rağmen kitabı bitirebilmek için gerçekten çabaladım. Yazarın dili ağır, iktisat öğrencileri için bile. Bu incelemeyi kitabı okuduktan epey sonra yazıyorum ve kitap hakkında gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum. Bende bıraktığı etki de budur.
288 syf.
·15 günde
Irkçılık konusunda anlattıklarıyla konu üzerine düşünmek isteyenlere güzel kapılar açan, Étienne Balibar ve Immanuel Wallerstein'ın makaleleri şeklinde ilerleyen ve kimi konularda konuların derinine indiği için okumanın zorlaşabileceği bir kitap. İlgilisi için bu zorlanma fazla sorun olmayacaktır.
Kendi adıma Balibar'ı daha rahat okuduğumu söyleyebilirim.
94 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Marksistlerin ve siyasal soldaki daha başkalarının kapitalizm üstüne epey yazdıklarını, ancak, yazılan kitaplardan çoğunun iki hatadan birine düşmekten kurtulamadığını düşünüyorum. Bunlardan bir türü, kapitalizmin, özünde ne olduğu düşünülüyorsa bunun tanımlarından yola çıkılıp sonra çeşitli yer ve zamanlarda ne ölçüde gelişme gösterdiğinin araştırıldığı, temelde mantıksal- tümdengelimsel çözümlemelerdir. Diğeri, kapitalist sistemin zaman içinde yakın bir noktadan itibaren geçirdiği varsayılan baş- lıca dönüşümler üzerinde yoğunlaşılması, daha önceki zaman noktalarının ise bütünüyle, şimdinin ampirik gerçekliği ele alınırken, mitolojileştirilmiş bir mihenk taşı olarak kullanılmasıdır.


Okurken bazı sayfaları iki defa okuma ihtiyacı duyduğum, bazı sayfalar akıcı okunurken, takilabildiginiz bir kaç sayfa da var.

Kendimce en açıklayıcı bölümü, “SERMAYE” bölümüydü

Yazarın biyografisi

Adı:
Immanuel Wallerstein
Tam adı:
Immanuel Maurice Wallerstein
Unvan:
Amerikalı Sosyolog, Bilim Adamı ve Dünya Sistemler Analisti
Doğum:
28 Eylül 1930
Immanuel Maurice Wallerstein, ABD’li sosyolog, tarihsel sosyoloji alanında bilim adamı ve dünya sistemler analistidir.

New York'ta doğan Wallerstein’ın dünya sorunlarına ilgisi henüz küçük yaşlarda başladı, özellikle Hindistan'da sömürge karşıtı harekete merak duydu. Columbia Üniversitesi’nde eğitimini sürdüren Wallerstein, bu üniversiteden, 1951’de B.A., 1954’te M.A. ve 1959’da Ph.D. derecelerini aldı. 1971 yılında McGill Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü oluncaya dek burada ders verdi. 1976’da Binghamton Üniversitesi’nde (SUNY) sosyoloji alanında önde gelen öğretim üyelerin biri olarak, 1999’daki emekliliğine kadar görev aldı, ayrıca 2005 yılında emekliliğine dek Fernand Braudel Merkezi’nin başkanlığını sürdürdü. Konuk profesör olarak dünya çapında çeşitli üniversitelerde görev alan Wallerstein çeşitli ödüllerle onurlandırıldı. Aralıklarla Directeur d’études associé titri ile Paris’te École des Hautes Études en Sciences Sociales'de görev aldı. 1994 ve 1998 yılları arasında Uluslararası Sosyoloji Birliği’ne başkanlık yaptı. 2000 yılında Yale Sosyoloji bölümüne kıdemli araştırmacı olarak katıldı. Ayrıca Social Evolution & History adlı derginin danışma kurulunda bulundu.

Wallerstein akademik kariyerine post-kolonyal Afrika uzmanı olarak başladı. Bu alanı, 1951'de gerçekleştirilen bir uluslararası gençlik konferansı sonrasında seçti ve 1970’lere kadar çalışmalarını sadece bu alanda gerçekleştirdi. Bu tarihten itibaren kendini bir tarihçi ve makro düzeyde küresel kapitalist ekonomi teorisyeni olarak tanımlamaya başladı.[Küresel kapitalizme erken dönem eleştirileri ve "sistem karşıtı” hareketlere desteği son dönemde onun, küreselleşme karşıtı hareket içinde bulunan akademik ve diğer muhalif çevrelerde- Naom Chomsky ve Pierre Bourdieu ile birlikte- önemli bir yer edinmesini sağladı.

Yazar istatistikleri

  • 47 okur beğendi.
  • 244 okur okudu.
  • 15 okur okuyor.
  • 471 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.