Immanuel Wallerstein

Immanuel Wallerstein

Yazar
8.4/10
146 Kişi
·
404
Okunma
·
77
Beğeni
·
2.775
Gösterim
Adı:
Immanuel Wallerstein
Tam adı:
Immanuel Maurice Wallerstein
Unvan:
Amerikalı Sosyolog, Bilim Adamı ve Dünya Sistemler Analisti
Doğum:
28 Eylül 1930
Immanuel Maurice Wallerstein, ABD’li sosyolog, tarihsel sosyoloji alanında bilim adamı ve dünya sistemler analistidir.

New York'ta doğan Wallerstein’ın dünya sorunlarına ilgisi henüz küçük yaşlarda başladı, özellikle Hindistan'da sömürge karşıtı harekete merak duydu. Columbia Üniversitesi’nde eğitimini sürdüren Wallerstein, bu üniversiteden, 1951’de B.A., 1954’te M.A. ve 1959’da Ph.D. derecelerini aldı. 1971 yılında McGill Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü oluncaya dek burada ders verdi. 1976’da Binghamton Üniversitesi’nde (SUNY) sosyoloji alanında önde gelen öğretim üyelerin biri olarak, 1999’daki emekliliğine kadar görev aldı, ayrıca 2005 yılında emekliliğine dek Fernand Braudel Merkezi’nin başkanlığını sürdürdü. Konuk profesör olarak dünya çapında çeşitli üniversitelerde görev alan Wallerstein çeşitli ödüllerle onurlandırıldı. Aralıklarla Directeur d’études associé titri ile Paris’te École des Hautes Études en Sciences Sociales'de görev aldı. 1994 ve 1998 yılları arasında Uluslararası Sosyoloji Birliği’ne başkanlık yaptı. 2000 yılında Yale Sosyoloji bölümüne kıdemli araştırmacı olarak katıldı. Ayrıca Social Evolution & History adlı derginin danışma kurulunda bulundu.

Wallerstein akademik kariyerine post-kolonyal Afrika uzmanı olarak başladı. Bu alanı, 1951'de gerçekleştirilen bir uluslararası gençlik konferansı sonrasında seçti ve 1970’lere kadar çalışmalarını sadece bu alanda gerçekleştirdi. Bu tarihten itibaren kendini bir tarihçi ve makro düzeyde küresel kapitalist ekonomi teorisyeni olarak tanımlamaya başladı.[Küresel kapitalizme erken dönem eleştirileri ve "sistem karşıtı” hareketlere desteği son dönemde onun, küreselleşme karşıtı hareket içinde bulunan akademik ve diğer muhalif çevrelerde- Naom Chomsky ve Pierre Bourdieu ile birlikte- önemli bir yer edinmesini sağladı.
Her ülkede, eğitilmiş ve servetlerinin bir kısmını mülke çevirmek isteyen, çoğunlukla hükümet için çalışan bir bürokratik sınıf vardır.
"Ev kadını"nı icat ederiz ve onun çalışmadığını yalnızca eve baktığını öne süreriz. Böylece hükümetler istihdam edilmiş olan sözde aktif emek gücü yüzdelerini hesaplarken ev kadınları bu hesabın ne payında ne paydasındadırlar.
Ne zaman askeri yollarla belirli yerler ele geçirilse, kapitalist girişimciler şaşmaz bir biçimde oralarda gerçek pazarlar bulunmadığından yakınarak sömürge yönetimleri yoluyla "beğeni yaratma" işlemlerine girişmişlerdir.
Fransız Devrimi oldukça devrimci iki düşünce yaydı. Birincisi, politik değişimin istisnai ya da tuhaf bir şey olmadığı, fakat normal ve bu nedenle de sürekli olduğuydu. İkinci düşünce ise “egemenliğin” -devletin kendi alanında özerk kararlar verme hakkı- bir monarkta ya da yasa yapıcı bir Meclis’te olmadığı (bunlara ait olmadığı), ama bir rejimi meşrulaştırabilen yegane güçte, yani “halk”ta olduğuydu.
Eşitsiz değiş tokuş eski bir uygulamadır. Tarihsel bir sistem olarak kapitalizm bakımından dikkati çeken, eşitsiz değiş tokuşun hangi yolla gizlenebildiğidir; gerçekten de gizleme öylesine iyi yapılmıştır ki sistemin açık muhalifleri bile mekanizmanın işleyişini örten perdeyi sistemli bir biçimde kaldırmaya ancak beş yüz yıl sonra başlayabilmiştir.
Grupları nesneleştirmek , sürekliliklerini ve uzun ömürlülüklerini varsaymak konusundaki entelektüel baskıya direnmek zordur. Bir bakıma en özbilinçli , meşrulaştırıcı ideolojilerinin bir parçası olarak rakip gruplara karşı salt( şu ya da bu şekildeki) üstünlüklerini değil, zamansal önceliklerini de ileri sürerler.
94 syf.
·2 günde·9/10 puan
Kapitalist sistemi evrensel ve detaylı olarak ele almış. Nasıl geliştiği, ne gibi yöntemler uyguladığı, işçilere verilen değerin ne kadar olduğu, yüksek kâr için ne gibi sömürü sistemleri uygulandığını bu kitapta daha iyi anlıyoruz. Bazı kısımlar çok detaylı olsa bile çoğu kısımda (%75) kapitalist sistemi daha iyi anlamamız için bilgiler var. Benim tavsiyem o kısımları renkli kalemle çizdikten sonra o çizdiğiniz yerleri tekrardan okumanız. Böyle yaparsanız eğer detaylardan kaçınmış ve sistemi en sade şeklide anlamış olursunuz. Dünyadaki kapitalist sistemi anlamak için güzel bir kitap diyebilirim.
398 syf.
·8/10 puan
Kitap 4 serilik bir kitabın ilk cildi. Bu ciltte erken ve geç orta-çağın bir tanımı yapılarak aradaki farklar vurgulanıyor.
Sonrasında kapitalizmin nasıl tomurcuklandigini ve bunda neden portekizin başı çektiğine gerekçeleriyle birlikte uzunca anlatılıyor.
Feodaliteden neden mutlak monarşiye geçildiğini., monarşiyle kapitalizmin neden çalışmayacağını anlatıyor.
Ticaret merkezi olan ispanyanin o dönem önemli ticaret merkezi sevillanin neden gözden düştüğünü ve hollandanin yükselişine bağlı olarak amsterdam 'ın nasıl önem kazandığını ayrıntılarıyla anlatıyor. Güçlü devletlerin ortaya çıkması ve asillerin yüksek sınıfların ve burjuvazinin aralarındaki geçirgenliği ve çatışmalardan bahsediyor. Periferi yarı periferi ve dış alan terimlerinin anlamları ve teorik tekrar ile bitiriyor.

Kitap oldukça ağır. Orta seviye bir avrupa tarihi ve yine ekonomik bilgiye ihtiyaç duyuyor. Bunlar yoksa okumanızı çok tavsiye etmem
191 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Bundan üç yıl önce elime geçen, ilk okumamı klasik okuma yolu tutarak, ikinci okumamı sınav kaygısının verdiği mecburiyetle yaptığım bu hacimli kitap için bir de inceleme yazmak şart oldu gibi. En azından yazmaya gayret etmek diyelim. Tabi bu gayrette benden ziyade mesaj kutuma sıklıkla tavsiye edip etmeyeceğimi soranların payının olduğunu da itiraf etmek zorundayım. Sırf bu yüzden son bir haftadır bulduğum ilk fırsatlarda kitabı son kez üstten bir okuma ile tamamlayıp, vaktiyle aldığım notları düzenleyip hâlâ yaşayan -ve hâlâ akademik metinler yazan- Wallerstein'in elime geçen metinlerini de tarayıp bir yandan neleri bilmediğimi görmüş, bir yandan da siteye belki bir inceleme daha kazandırmış olurum. Benim kanaatime göre bu kitap kendinden menkul bir kıymete sahip. O yüzden en diri zihinle okunması gerekiyor. Soranlara da ilk ikazım bu oldu.

Kitabına "Yaşadığımız dünyayı anlamak" önsözüyle başlıyor Wallerstein. Sosyal bilinciliğin şânındandır bu girişi yapmak çünkü en büyük çile anlatmak değil, anlaşılmaktır. Bu sebepten yaşadığımız dünyayı anlamadığımız takdirde bizlere sunulan fenomenlerin illüzyonu ile hareket etmeyi sürdürebiliriz. Yazık ki öyleyiz de. Kavramlar ancak kendi zamanlarının bağlamı içinde anlaşılır, der Wallerstein ki haklıdır. Eğer hem terörizm hem de küreselleşmenin fenomen, anlam ve izleklerinin özünü kaçırırsak ne dünya sistemlerini ne de kendi özel kullanımıyla dünya-sistemlerini anlayamayız. Kitabın girişte zihni diri tutup sonraki sayfalarda kopmayı önlemek için aldığı bu önlem, beraberinde devlet, devletlerarası sistem, üretici hanehalkları, kimlik grupları, sınıflar, firmalar vs kurumları da getirecektir. Hazır olmak, hatta şaşırmayı sıradan bir refleks olarak görmek durumundayız. İlk bölüm bu fenomenlerin bilgi ayağı, sonraki üç bölüm ise esas nokta olan sistemin mekanizmalarına yönelik tartışmayı konu ediyor.

Modern devlet, egemen devlettir. Nokta. Bitti. Bize hakikatin bundan ibaret olduğu yanılsaması verilirken işin derininde elbette Pagan kültürünün kendilerinden öteki gördükleri Romalılara dayanacak noktası vardır ancak hem modern olmak -hakiki manada egemen olmak- hem de politik değişimin istisnai olmadığı, sürekli ve normal olduğuna yönelik sarsılmaz inanç o meşhur 1789'un getirisiydi. Modernitenin 19. yüzyıla dek taşıdığı "bilmek" sevdası "pazar, devlet ve sivil toplum" gibi üç yeni disiplini doğurdu. Hafife almayın zira önce istikametini belirleyen bir sistem, oldukça naif bir talep ile, bilmek ve modern olmak ile ayaklanıp Pan-Avrupa'da hükümranlık kurunca -kesinlikle üniversite kurumu ve Sovyetler'in hezimetini de gözardı etmeksizin- geriye sömürgeleştirilecek toplumları "bilmek" kalıyordu ki çare belliydi: antropoloji ve şarkiyatçılık.

Modern devlet egemen devletti ve modern olmayanlar açıkça "ilkel"di. Descartes'inkartezyen felsefesini hatırlayın: ben'in var olması, ötekinin var olmasını gerektirir. Hafife almayın, zira gelecekte idare edilecek olan sömürgelerin tüm yönlerini merkeze aktaran etnograflar, açıkça ilkel sayılamayacak kadar geniş ve köklü bir medeniyete sahip olan yerlerle (pek tabi İran, Çin, Arap bölgeleri, Hindistan...) ilgilenmeyi ve onları da bir şekilde modernite potasında eritmeyi kendisine dert ediniyordu. Ama nasıl?..
"Gelişme" kavramı ile elbette. Dünya yepyeni bir boyuta taşınıyor ve bu yeni forma ulaşmak isteyenler "gelişmek" zorundadırlar.
Evreka!

Hikayenin buraya kadar olan kısmını kitaptan açıkça "spoiler" verme riskini göze alarak yorumladım ki hiç olmazsa okuyacaklar nelerin beklediği aşikâr olsun. Kalan kısımlarda bizim kapitalizm diye üzerinde rahatlıkla atıp tuttuğumuz, sürekli olarak onun kan emici yönlerine yaptığımız vurgularınn dışında, kitabın maksadı kapitalizmin oluşmaya başlaması, oluşması, yerleşmesi ve egemen olmasının hikayesini zanlarla değil, devlet ve devletler sistemi ile, pazar ile, hanehalkları ve hatta ücretli emek ile izaha kalkışmaktır. Bırakın kalkışmayı, moderniteye ve bilgiye dair yukarıdaki kronolojik tasvir bile başlı başına cüretkar bir girişim. Bir de periyodik olarak dünyada gelişen krizleri irdeleyişi var, esas hayret edici taraflar orada. İktisadi, ekonomik ve politik döngü belirli zaman aralıklarında bilinçli bir kaos repertuarı ile çatallanma dönemlerini kontrol eder. Ciddi manada ilginçtir, zira bizim yine bize dayatılan, öyle olduğu söylenilen ve üçünü halinin imkânsız olduğu aktarılan terörizm ve küreselleşme bilinçli maksatlar ile musallat ediliyor. Dolayısıyla yakın tarihin can alıcı olayı olan İkiz Kulelere saldırı da akabinde bir maksat ve izlek için iktisadi yenilenme anlamı taşıyor. Savaşlar, diplomatik kaoslar, darbeler ve krizleri saymıyorum bile. Kitap bunların üzerinde canlı bir ameliyat yapma cesaretine soyunuyor.

Bitirmeden, “bildiğim bir şey varsa hiçbir şey bilmediğimdir” sözünün bize yaptığı kötülüğü yeniden anıp hayreti bol okumalar diliyorum.
Burak
Burak Tarihsel Kapitalizm ve Kapitalist Uygarlık'ı inceledi.
94 syf.
·5 günde·7/10 puan
Hacim olarak ince ancak üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken çok fazla sayıda önerme var. Kitabın dili bana ağır geldiği için aralıklarla iki kez okudum ve hala kitabın büyük çoğunluğunu yeterince kavrayabildiğimi söyleyemem. İyice anlaşılabilmesi için eserin birkaç kez okunması faydalı olur. Yazara katılmadığım bazı noktalar var mesela günümüz işçileri için 500 yıl önceki atalarından daha kötü durumda olduğu iddiası gibi. Şüphesiz günümüz kırsal veya kentli emekçilerin 500 yıl önceki durumdan daha kötü olduğu iddiası doğru gelmiyor bana. Kapitalizmle ilgili çok detaylandırılmamış ama sağlam bir eleştiri okumak isteyenler için güzel bir eser.
Beyza Yavuzcan
Beyza Yavuzcan Tarihsel Kapitalizm ve Kapitalist Uygarlık'ı inceledi.
94 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Çok iyi. Kapitalizme giriş için çok uygun bence. Basitçe kapitalizm tanımı, tarihsel gelişimi ve bitişi durumunda olası senaryolar konu edinilmiş. Bence çok çok iyi ve anlaşılır bir dili var. Marksizm'e güzel bir bakış sunuyor. Tavsiye edebileceğim güzel bir eser.
288 syf.
·Puan vermedi
Kitap 1994(öyle hatırlıyorum) yılına kadar yazılmış bazı makalelerin bir araya gelmesinden oluşuyor. Kapilizmin ve modern dünya sisteminin 1960'lardan itibaren kriz içerisine girdiğini ve büyük bir alt üst oluşla karşı karşıya olduğunu anlatıyor. 2007 yılı sonrasında kapitalist sistemin başat ülkeleri olan gelişmiş ekonomilerinde görülen ve hala dünyayı etkilemeye devam eden kriz de yazarın dalgalanmaların boyutunun arttığı önermesi ile örtüşüyor. Her ne kadar bazı yazılar ya da bazı yazıların bazı kısımları biraz eskimiş olsa da kala okunabilecek, dünyayı anlamak için güzel bir eser.
192 syf.
·Puan vermedi
Bu kitap önsöz ile birlikte 52 kısa bölümden oluşuyor. Çözüm odaklı değil, sadece sorunun bir kısmına ışık tutacak nitelikte. Sevdiğim yanı Orta Doğu’dan Çin’e Fransa’dan Peru’ya ve dünya liderleri ve partilerinden genel bilgiler içermesi. 2016-2017 yıllarında dünyada neler olup bittiğini genel hatlarıyla anlatmaya çalışıyor. 1945-1970 arası yükselişe geçen kapitalizmin çökmesi üzerine dünyadaki genel kaosu ve kapitalizmin yerini alabilecek sistemin neler içermesi gerektiğine değiniyor. Çin’in yükselmesi ve ABD’nin süper güç olma özelliğini yitirmesine sık sık değinilmiş. Küresel sol’un bir dünya sistemi yaratabilmesi için yapması gerekenlere dikkat çekilmiş. Keyifli okumalar
288 syf.
·15 günde
Irkçılık konusunda anlattıklarıyla konu üzerine düşünmek isteyenlere güzel kapılar açan, Étienne Balibar ve Immanuel Wallerstein'ın makaleleri şeklinde ilerleyen ve kimi konularda konuların derinine indiği için okumanın zorlaşabileceği bir kitap. İlgilisi için bu zorlanma fazla sorun olmayacaktır.
Kendi adıma Balibar'ı daha rahat okuduğumu söyleyebilirim.
94 syf.
·36 günde·5/10 puan
İnce bir kitap olmasına rağmen kitabı bitirebilmek için gerçekten çabaladım. Yazarın dili ağır, iktisat öğrencileri için bile. Bu incelemeyi kitabı okuduktan epey sonra yazıyorum ve kitap hakkında gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum. Bende bıraktığı etki de budur.
Mustafa Anıl KAYI
Mustafa Anıl KAYI Amerikan Gücünün Gerileyişi : Kaotik Bir Dünyada ABD'ı inceledi.
270 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kitap adından da anlaşılabileceği gibi Amerikan hegemonyasının dünya üzerindeki etkisinin zayıflayışını anlatıyor ve dili birazcık ağır. Dünya sistemleri teorisinin kurucusu olarak Wallerstein kitabında birçok konuya değiniyor (çevre sorunları, İslamcılar, feminizm, politik-ekonomi...) ve gelecek hakkında da olasılıklar üzerinden yorumlamalar yapıyor. Tabi bu yorumlarda Wallerstein'ın sosyalist cepheden yazdığını da bilmekte fayda var. Kitap güzel ve ara sıra bölümlerinden politika dışında ufak tefek farklı şeyler de öğrenebiliyorsunuz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Immanuel Wallerstein
Tam adı:
Immanuel Maurice Wallerstein
Unvan:
Amerikalı Sosyolog, Bilim Adamı ve Dünya Sistemler Analisti
Doğum:
28 Eylül 1930
Immanuel Maurice Wallerstein, ABD’li sosyolog, tarihsel sosyoloji alanında bilim adamı ve dünya sistemler analistidir.

New York'ta doğan Wallerstein’ın dünya sorunlarına ilgisi henüz küçük yaşlarda başladı, özellikle Hindistan'da sömürge karşıtı harekete merak duydu. Columbia Üniversitesi’nde eğitimini sürdüren Wallerstein, bu üniversiteden, 1951’de B.A., 1954’te M.A. ve 1959’da Ph.D. derecelerini aldı. 1971 yılında McGill Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü oluncaya dek burada ders verdi. 1976’da Binghamton Üniversitesi’nde (SUNY) sosyoloji alanında önde gelen öğretim üyelerin biri olarak, 1999’daki emekliliğine kadar görev aldı, ayrıca 2005 yılında emekliliğine dek Fernand Braudel Merkezi’nin başkanlığını sürdürdü. Konuk profesör olarak dünya çapında çeşitli üniversitelerde görev alan Wallerstein çeşitli ödüllerle onurlandırıldı. Aralıklarla Directeur d’études associé titri ile Paris’te École des Hautes Études en Sciences Sociales'de görev aldı. 1994 ve 1998 yılları arasında Uluslararası Sosyoloji Birliği’ne başkanlık yaptı. 2000 yılında Yale Sosyoloji bölümüne kıdemli araştırmacı olarak katıldı. Ayrıca Social Evolution & History adlı derginin danışma kurulunda bulundu.

Wallerstein akademik kariyerine post-kolonyal Afrika uzmanı olarak başladı. Bu alanı, 1951'de gerçekleştirilen bir uluslararası gençlik konferansı sonrasında seçti ve 1970’lere kadar çalışmalarını sadece bu alanda gerçekleştirdi. Bu tarihten itibaren kendini bir tarihçi ve makro düzeyde küresel kapitalist ekonomi teorisyeni olarak tanımlamaya başladı.[Küresel kapitalizme erken dönem eleştirileri ve "sistem karşıtı” hareketlere desteği son dönemde onun, küreselleşme karşıtı hareket içinde bulunan akademik ve diğer muhalif çevrelerde- Naom Chomsky ve Pierre Bourdieu ile birlikte- önemli bir yer edinmesini sağladı.

Yazar istatistikleri

  • 77 okur beğendi.
  • 404 okur okudu.
  • 30 okur okuyor.
  • 723 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.