Ingvar Ambjörnsen

Ingvar Ambjörnsen

Yazar
7.9/10
119 Kişi
·
366
Okunma
·
42
Beğeni
·
2.656
Gösterim
Adı:
Ingvar Ambjörnsen
Unvan:
Norveçli Yazar
Doğum:
Tønsberg, Norveç, 20 Mayıs 1956
Ingvar Even Ambjørnsen-Haefs (d. 5 Mayıs 1956), Norveçli roman yazarı.

Türkiye'de özellikle Beyaz Zenciler ve Pelle ile Prof serileriyle tanınır. Aynı zamanda Utsikt til paradiset (1993),Fugledansen (1995), Brødre i blodet (1996), ve Elsk meg i morgen (1999) kitaplarının yazarı.

Brødre i blodet (Kan Kardeşleri), Elling adında başarılı bir filme dönüştürüldü. Film 2001 yılında Oskar ödüllerinde "En İyi Yabancı Film" dalında Oscar adayı oldu.

Tønsberg'de doğan ve Larvik'de yetişen yazarın ilk romanı yarı-otobiyografik 23-salen (23. Sıra) Norveç'in psikolojik olarak sorunlu bireylerle başetme yöntemlerini eleştiriyordu. Romanlarının çoğunda "öteki" kavramı ve "dışta kalanlar"ın sözcülüğünü yapan yazarın bütün dünyada ilgi uyandıran ilk romanı Hvite Niggere (Beyaz Zenciler) oldu. Söz konusu roman "genel toplum"un dışında kalan genç bir adamın hayatını takip eder.

Yazar aynı zamanda Pelle ile Prof adlı gençlik romanları dizisiyle de tanınır. Bu diziyi Franklin W. Dixon'ın The Hardy Boyskitaplarını okuduktan sonra yazmaya başladığını söylemiştir. Pelle ile Prof özellikle neo-nazilik, çevre kirliliği, uyuşturucu kullanımı gibi konulara eğilir. Zaman zaman gençler için oldukça sert bir üslup kullanıldığını düşünenler tarafından eleştirilmiştir. Serinin bazı kitapları Norveç ve İsveç ortak yapımı filmlere dönüştürülmüştür. 2005 yılında Drapene i Barkvik (Barkvik Cinayetleri) adlı kitabını yayınlayan yazar, Fillip Moberg adında genç Norveçli bir çocuğun küçük bir Norveç kasabasında bir cinayeti çözmeye çalışmasını konu alır.

Ambjørnsen'in kitapları birçok ulusal ve uluslararası ödül almıştır.

Yazar 1985 yılından beri Hamburg'da Alman eşi ve çevirmeni Gabriele Haefs'le birlikte yaşamaktadır.
"Önceleri bizim için ÖLÜM bir hızdı, kırlarda alabildiğine koşan , geçtiği yerlerden papatyaları havaya uçuşturan kara , yağız bir at..."
Ingvar Ambjörnsen
Sayfa 41 - Ayrıntı Yayınları 3. Basım Aralık 1994
Kötüye inanıyorum ben. İyilikle kötülük arasında sürekli bir mücadele olduğuna ve bu mücadelenin de etiyle kemiğiyle bizim içimizde verildiğine inanıyorum.
Ingvar Ambjörnsen
Sayfa 91 - Ayrıntı Yayınları, Üçüncü Basım İstanbul, Mayıs 2015
"Rita on mayısta öldü.O sabah öylesine kıvranmıştı ki acıyla , eroin bile yetmemişti ağrının şiddetini hafifletmeye ."
Ingvar Ambjörnsen
Sayfa 64 - Ayrıntı Yayınları 3. Basım Aralık 1994
Önceleri bizim için ölüm bir hızdı, kırlarda alabildiğine koşan, geçtiği yerlerden papatyaları havaya uçuşturan kara, yağız bir at...
Ingvar Ambjörnsen
Sayfa 46 - Ayrıntı Yayınları - 11. Baskı - Çev. Banu Gürsaler Syvertsen
Kendi duygularını bulmaya başladıkça geçiyor.
Ingvar Ambjörnsen
Sayfa 300 - Ayrıntı Yayınları Norveççe'den çeviren:Banu Gürsaler Syvertsen
"Öylesine bir düzen içine girmiştim ki gece , sabahın altısında başlıyordu benim için."
Ingvar Ambjörnsen
Sayfa 278 - Ayrıntı Yayınları 3. Basım Aralık 1994
Ben böyle değilim. Hiç küçümsemedim ölümü... Ruhumu hayatta tutmak için elimden ne gelirse yaptım...
Bu yüzden korkuyorum demek ki. Kendi ağırlığımdan korkuyorum.
Büyük kentlerde insanı her köşenin ardında yeni bir imkân bekler!
Ingvar Ambjörnsen
Sayfa 312 - Ayrıntı Yayınları - 11. Baskı - Çev. Banu Gürsaler Syvertsen
192 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

PİLAVIN ALTINI BİLEREK TUTTURANLAR...

İnsan ne için yaşar? basit : sevmek ,sevilmek ,değer görmek ve bunu hissetmek için(bir de pek tabii ki aklıyla ) ..aksini iddaa edecek olanın alnına çokoprens basarım!! hepimiz sevgiye öyle ya da böyle açız ..kendi içimizde bunu kendimize hastalıklı bir derecede , şizofrencesine kabul ettiremesekte onsuz olamayız .. onsuz yaşayamayız.. ne kadar hard core yaşarsak yaşayalım hayatı , bizler de cabbar ustanın torna tezgahından çıkan,özünü inkara yönelemeyecek birer 5 e 10 olmaya mahkumuz bu bağlamda.. şöyle bir durup düşünürseniz ki duygusal bakımdan BANA uzak olanlar , kalbi pamuk helvayla kaplı cenap da dahil hemen ışık hızıyla bu fikrime onay vereceklerdir; insan bünyesi sevgiye ,hoşgörüye, en basitinden kendisine yönelen ilgiye aç..tersi zaten delikanlı türkücü furyası alişana ,hadi hadi meleğim diyen özcan denize ters ...ÇOK SEVDİĞİNİZ BİR İNSANDAN , ONSUZ OLAMAM , AYRILIRSAM ÖLÜRÜM DEDİĞİNİZ KİŞİLERDEN AYRILDIĞINIZI DÜŞÜNÜN.. bu nasıl birşeydir biliyor musunuz?? henüz ilkokula yeni giden ,güneş tutulmasından haberi olmayan , isli camla güneşe bakmayı akıl edemeyen ilkokul çocuğuna güneşe bakma demek gibidir.. sizi yokedeceğini bilmenize rağmen bakarsınız.. gözlerinize ve size bu bakıştan sonra miras kalanlar bembeyaz bir halay ekibidir.. size zarar verdiğini bile bile , üzüldüğünüzü , acıdan yokolacağınızı bile bile ayrıldığınız , hayatınızda yollarınızı ayırdığınız o insana bakmaya devam edersiniz.. kör olmak , eşi benzeri olmayan acılara kucak açmak pahasına .. unutmak ise , henüz kavrulmuş pilavın üstüne sıcak su ekleyip kısık ateşte pişirilmeye benzer.. sabırdır.. sebattır.. et suyunu katmadan önceki bilinçli son andır.. kimimiz bunu atlatırız .. kimimizde dibini tutturuz pilavın .. ( HAYVAN GİBİ PİLAV YAPARIM BU ARADA DÜNYA HARİTASINI SER ÖNÜME MEMLEKET GÖSTER YEMEK İSTE EHEUEHEUEH =) ) hatta bazısı pilavın altını bilerek tutturur da.. tıpkı bu kitapta yeralan kahramanımız gibi..


İşte hikayemiz , daha doğrusu bu kitap içinde yaşananlar , pilavı magmaya gömen, TAKINTIYI ÖVEN , tüm bunlara rağmen farkında olmaksızın ve bilmeksizin dizini döven bir obsesif aşığın karşısına çıkan insanlarda eski (ex) aşkını bulma, bulamasada ZORLAYARAK yaratma çabası üzerine kuruluyor ilk bakışta.. ilk bakışta diyorum çünkü kitabı okudukça bu hastalıklı kişinin romandaki tek KÖTÜ karakter olmadığını anlıyorsunuz..kitap içinde bir moskova devlet sirki düşünün ki tüm kadrosu GERÇEK KÖTÜLERDEN oluşsun... pek tabii bu kadroya bir baş lazım ... o da romanımızın kahramanı Saron. tabi tüm bunları söyledikten sonra kitapta bir çete falan hayal etmeyin. kitap içerisinde yeralan karakterlerin hepsi kendi alanında birer kötü..olaylar da yoğun uyuşturucu kullanımı ile yozlaşmış bu hastalıklı insanlar üzerinden gelişiyor..son olarak ,neşe ile ramazan bayramında kristal bardak takımlarını çıkarıp misafir ağırlayan bünyeler, KUDUZ BİR KÖPEĞİN İÇİNDEKİ OLMAYASICA İNSANLIĞA , insanlığın içinde gizli bir yerlerde kalan açığa çıkmaması gereken KUDUZLUĞA bu kitapla merhaba diyeceksiniz...

not : ilk kez yeraltı edebiyatı okuyacaklar ..

YOKOLURSUN...UZAK DUR!

son not : bu kritiği yazmama sebep olan Gorgasm , çok büyüksün...

https://www.youtube.com/watch?v=VsA9Z_PcrmE
368 syf.
İncelemeye yazarın kendi sözleriyle başlamak istiyorum:

"Beni "Beyaz Zenciler" ve "Son Tilki Avı"nı yazmaya iten 70'li yıllarda yayınlanan kitaplar oldu. Bu kitaplar blöf doluydu. Uyuşturucu cehennemlerini anlatan uyduruk anı defterleri, filan. Her şeyin bombok çevreler olarak anlatıldığı bu kitaplar beni çok öfkelendiriyordu. İnsan her yerde insandır. İnsan bilmediği şeyleri yazmaya çalışmamalı. Ben bunları hem bildiğim, hem de takıntım olduğu için yazdım."

Kitabın konusu, burjuva yaşamını reddetmiş, toplum kuralları dışında yaşayan, hayali iyi bir şair olabilmek olan baş karakterimiz Erling Haefs'in yaşamı ve arayışları etrafında şekilleniyor. Alkol, marihuana, lsd, seks, küfür vs. bol bol var kitapta. Şu meşhur "Türk Aile Yapısı"na hiç uygun değil. Kitap herkese göre değil. Ama kitabın aldığı eleştirilerdeki gibi anlattığı yaşamlara özendirme amaçlı yazılmadığı açık. Yazar burjuva kültürüne yer yer ince ince, yer yer de doğrudan giydiriyor. Yaşantılar aykırı olsa da bir o kadar gerçek. Bir yanda sefalet, açlık, umutsuzluk, hayal kırıklıkları, vazgeçişler; diğer yanda kaybedecek bir şeyinin olmamasının verdiği özgürlük hissi, gerçek dostluklar, her şeye rağmen kaybedilmeyen yaşam sevinci...

Sanki kitabı okumuyorsunuz da yazar karşınızda oturmuş, size anılarını anlatıyor. Mizahi ve akıcı üslubu, sevdiğim yazar ve şairlere yapılan göndermeler eşliğinde keyifle okudum kitabı.

Bu arada yazarın, kitabın Türkçe yayın hakkını iki adet lületaşı pipo karşılığında vermiş olduğunu öğrenmek de hoş bir ayrıntı oldu.

Ben çok sevdim, öneririm.

"Charly doğru söyle nasıl bir şey?"
"Ne nasıl bir şey?"
"Yazar olmak, kitabını elinde tutmak."
Kitabın siyah renkli kapağına bir an baktıktan sonra ceketinin cebine soktu ve durup düşündü.
"Pek önemli bir şey değil." deyip Rita ve benim dudaklarıma birer öpücük kondurdu.
"Düşlerimiz daha büyüktü!"
368 syf.
·Beğendi·10/10
Açık söylemek gerekirse yeraltı edebiyat kitaplarından çok hoşlanmam. Bana bu kitabı bir arkadaşım hediye etti. Beni çok iyi tanıyan ve kitaplara ne kadar düşkün olduğumu bilen biri. Suratım ister istemez ekşidi. Bana "Bu kitabı çok seveceksin" dedi. Ankara'da doğup büyüdüğüm için midir bilmiyorum ama ben kış insanıydım hep. Yazı sevmez, kışın battaniye altına girmek için can atardım. İşte kitabı okuduğum dönem Ankara'da kar durmuyordu. Ben o karda parka gidip bu kitabı okuyordum. Kendimi Norveç'te gibi hissediyordum. Ingvar öyle güzel işlemiş ki soğuğu bu kitaba, bana hissettirdiği diğer duygulardan söz bile etmeyeceğim. Her kahramanı kendi içimde ayrı ayrı yaşadım. Onlarla beraber aç kaldım, üşüdüm, uykusuzluk çektim, sarhoş oldum. Kitap bittiğinde bana hissedilecek o kadar çok duygu kalmıştı ki uzunca bir süre etkisinden çıkamadım. Sonuç mu? Arkadaşım haklı çıktı bende birkaç hafta Norveç'in sokaklarında gezmiş oldum...
368 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Nejat İşler in başucu kitabım dediği okurken bitmesini hiç istemediğim müthiş bir eser. Kitabın dili o kadar akıcı ve samimi geldi ki romanın ana karakterleri olan Charly, Rita ve Erling 'e bende katılıp Norveç in soğuk,ıssız,karanlık, kimsesiz gecelerini sahiplenerek müthiş maceralar yaşadım. Konu olarak baktığımızda bu üç arkadaşın çok güzel hayalleri var(yazar olmak, şair olmak, ressam olmak gibi) ama bu hayallerine ulaşmak için asla yaşam tarzlarından taviz vermiyorlar. Verilen mesaj şu aslında; İnsanın hayal kurması için hayallerin gerçekçi olması gerekmez, yeter ki bir hayaliniz olsun...Arkadaşlık, vefa, samimiyet, üzerine yazılmış, yeraltı edebiyatı dalına girdiği için dili yer yer argo, yer yer küfürlü olan eğlenceli gerçek bir hikaye...okuyun arkadaşlar...
192 syf.
·2 günde·9/10
Doğru ve yanlış, iyi ve kötü kafanızın içinde bir savaşa başlasın istiyorsanız tam olarak okumanız gereken bir kitapla karşı karşıyasınız. Tüm toplum  olarak doğru/iyi olarak benimsediklerimiz ya bir başkası için yanlışsa/kötüyse ve aslında gerçek olan onun doğrularıysa. Böyle bir karmaşa yaşamak için ideal bir kitap.
Peki ya kötülüğe bir de kötünün penceresinden baktınız mı hiç? Bakmadıysak çok şey kaybediyoruz bence.
Can alıcı noktayı koymuş zaten yazar kitabın sonunda: "Köpek efendi istemezdi, efendi köpeğin dünyasını yıkmasaydı." Köpeği evcilleştirmek doğruydu, iyiydi insan için bir dost sağlamıştı kendine, bir koruma aynı zamanda. Peki ya köpek bunu istiyor muydu?
320 syf.
·7 günde·8/10
Hediye olarak gelen bu kitap vesilesiyle, Norveç ve yeraltı edebiyatıyla tanışmış oldum. “Beyaz Zenciler” toplumdan farklı düşünce ve yaşam tarzına sahip, dışlanmış, özgürlüğüne düşkün, kötü alışkanlıklara sahip ama kimseye zararı dokunmayan, dostluğun değerini bilenlerin hikayesi. Aslında en güzel düşüncesi şahsen, özgürce kendi hayatını yaşayabilmek.

Başta okurken biraz sıkılmıştım ancak sonra epey sardı. Yazar önce Charly, Rita ve Erling adlı üç dostun şimdiki anını anlatıyor daha sonra Erling’in ağzıyla her birinin geçmişini ve birlikteliklerini ele alıyor. Her ne kadar kötü alışkanlıklara sahip olsalar da ve bu size itici gibi görünse de kendilerinden başkalarına hiçbir zararı dokunmayan hayatlar bunlar. Gerektiğinde herkesten daha fazla insancıllar. Ayrım yapmaksızın, hiçbir karşılık beklemeden yardım eli uzatırlar. Aslında bir yanıyla her yaşam tarzına sahip insanların aynı olmadığına da vurgu yapıyor. Arkadaşların birbirlerine olan düşkünlükleri… Bunlar etkileyici kısımlarıydı. Yer yer argo ve küfürler mevcut türünü dikkate alırsak normal de.

Farklı düşünce ve yaşamlara saygı duymayan ve eleştiren kişilerin bu kitabı okumasını tavsiye etmiyorum. Ama yeraltı edebiyatıyla tanışmak ve farklı yaşam tarzına sahip insanlarla okurken empati kurmak için ilginç bir deneyim olacaktır.
368 syf.
·Beğendi·10/10
Grup Yorum'un bir şarkısı vardır "Madenciden" diye. Tabii ki maden işçilerinin zorlu emeklerinin kitapla bir alakası yok ama o şarkıdaki bir cümle benim için bu kitabın özeti gibi olmuştu; "Yer altında ezilenler, yer yüzüne seslenirler!"
Evet bu kitap yer altının yer üstüne seslenişidir. Ama işçi sınıfının en şerefli evlatlarının seslenişi değil bu. Küçük burjuvanın hayatın içinde savrularak edindiği yer altı pozisyonunun kalbur üstü kapitalizme seslenişi bu kitap.
Ve aslında quantum fiziği sonrası post modernizmin küçük burjuvayı yenilgiye uğratan bilinemezcilik ve bu yüzden de boş vermişlik felsefesiyle savruluşunun da bir hikayesi aynı zamanda.
Ama kalemi güzel bir hikaye, okunabilir ve bence okunmalı da aynı zamanda . . .
368 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Yeraltı edebiyatı kült eserlerinden biri. Yayınevi yeraltı edebiyatı serisindeki tüm kitapların ilk sayfasında bu edebiyat türünün tanımını yapar bildiğiniz üzere. Tanım içinde bu kitabın adı da geçer. Bunu sormuştum özellikle. Eser gerçekten çok sağlam sarsıyor ve etkisi uzun süre devam ediyor. Ben çok beğendim. Şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca Nejat İşler 'in de başucu kitabım dediği bir kitaptır bu kült roman
320 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Bir yola neden çıktığınızı bilmiyor olabilirsiniz. Yoldaki bu kalabalığın içinde ne işiniz olduğunu bilmiyor, hatta bunu sormuyor bile olabilirsiniz. Yolun sonunu merak etmemek gibi bir dinginliğin, sonsuza kadar yürümeye yetecek bir gücün sahibi de olabilirsiniz. Sizi yolculuğa çeken yolun sonu değil, yolun kendi de olabilir. Belki sadece gitmeyi seviyorsunuzdur. Kaçıyor da olabilirsiniz ya da böyle olduğunu sanıyorsunuzdur. Öyledir.
Kitaba Jack Kerouac'ın Yolda kitabından bir alıntı yaparak başlamak istedim. Yazar bu yalın dili ve akıcı üslubu ile kitaba bağlanmanıza sebebiyet verir. Yazar olmak isteyen kahramanımız çocukluktan başlayıp yetişkinliğe doğru her bir macerasını paylaşır. Bu macerada her bir şeyi görürsünüz. Aşk,küfür,uyuşturucu,seks,başkaldırı,açlık,dostluk,isyan... Kitabı okuduktan sonra bir yerlere kaçıp topluma sırt çevirip içimizde olan gençlik ateşini yakıp yaşama isteği dozajı tavan yapıyor :) Her gencin okumasını şiddetle tavsiye ederim her ne kadar toplum normlarına ters düşse de. Lise ve üniversite yıllarında çoğumuzun çantasını sırtına atıp bir yerlere kaçma isteğini yazar yapar ve bizde hayranlıkla okuruz.
368 syf.
·Beğendi·7/10
Bende merak uyandiran, kitap bittiginde,norvec ve fiyortlari oldu.isin enteresan kismi kitabi bitirdikden sanirim on dakika sonra tv de norvec hakkinda gezelim gorelim tarzinda bir programa denk gelmem oldu.kitapdaki tasvirleri iste o zaman yetersiz buldum desem yeridir.harika ve bir o kadar ilham verici fiyortlara ve dogal guzellige sahipmis norvec.cidden beyaz zenci olasi en guzel ulkelerden biri.kitap hakkinda fikirlerime gelirsek, yeralti edebiyati asina ve sevdigim bir alan ama bu kitap diger deneyimlerimden daha farkli bir tat birakti bende.basta yadirgamadim desem yalan olur tabiki okudugum diger yaralti edebiyat kitaplarina gore.cunku digerlerinde daha fazla surec icinde yasanan duygularin verdigi anlatim daha on planda olurdu.bu kitaptaki fark, dipte yasanan hayatin insandaki olusturdugu icsel yolculuktan ziyade, hayatin olagan duzeni icinde kendisinin ve arkadaslarinin izledigi yolla ilgiliydi.ceviri ve uslubuyla ilgili soylenecek fazla birsey yok cok akici ve surukleyici bir anlatim.yeralti edebiyati severlere tavsiyemdir, simdiden ii okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ingvar Ambjörnsen
Unvan:
Norveçli Yazar
Doğum:
Tønsberg, Norveç, 20 Mayıs 1956
Ingvar Even Ambjørnsen-Haefs (d. 5 Mayıs 1956), Norveçli roman yazarı.

Türkiye'de özellikle Beyaz Zenciler ve Pelle ile Prof serileriyle tanınır. Aynı zamanda Utsikt til paradiset (1993),Fugledansen (1995), Brødre i blodet (1996), ve Elsk meg i morgen (1999) kitaplarının yazarı.

Brødre i blodet (Kan Kardeşleri), Elling adında başarılı bir filme dönüştürüldü. Film 2001 yılında Oskar ödüllerinde "En İyi Yabancı Film" dalında Oscar adayı oldu.

Tønsberg'de doğan ve Larvik'de yetişen yazarın ilk romanı yarı-otobiyografik 23-salen (23. Sıra) Norveç'in psikolojik olarak sorunlu bireylerle başetme yöntemlerini eleştiriyordu. Romanlarının çoğunda "öteki" kavramı ve "dışta kalanlar"ın sözcülüğünü yapan yazarın bütün dünyada ilgi uyandıran ilk romanı Hvite Niggere (Beyaz Zenciler) oldu. Söz konusu roman "genel toplum"un dışında kalan genç bir adamın hayatını takip eder.

Yazar aynı zamanda Pelle ile Prof adlı gençlik romanları dizisiyle de tanınır. Bu diziyi Franklin W. Dixon'ın The Hardy Boyskitaplarını okuduktan sonra yazmaya başladığını söylemiştir. Pelle ile Prof özellikle neo-nazilik, çevre kirliliği, uyuşturucu kullanımı gibi konulara eğilir. Zaman zaman gençler için oldukça sert bir üslup kullanıldığını düşünenler tarafından eleştirilmiştir. Serinin bazı kitapları Norveç ve İsveç ortak yapımı filmlere dönüştürülmüştür. 2005 yılında Drapene i Barkvik (Barkvik Cinayetleri) adlı kitabını yayınlayan yazar, Fillip Moberg adında genç Norveçli bir çocuğun küçük bir Norveç kasabasında bir cinayeti çözmeye çalışmasını konu alır.

Ambjørnsen'in kitapları birçok ulusal ve uluslararası ödül almıştır.

Yazar 1985 yılından beri Hamburg'da Alman eşi ve çevirmeni Gabriele Haefs'le birlikte yaşamaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 42 okur beğendi.
  • 366 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 278 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları