Isabel Allende

Yazar 8,7/10 · 55 Oy · 20 kitap · 133 okunma ·  27 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

27 okur beğendi.
55 puanlama · 75 alıntı
1 haber · 2.437 gösterim
133 okur kitaplarını okudu.
331 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
4 okur kitaplarını şu anda okuyor.
4 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Yazar ile İlgili Haberler

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Isabel Allende'nin Biyografisi

(Isabel Allende, 29 Haziran 2013-5 Temmuz 2013 tarihleri arasında 1000Kitap'ta haftanın yazarı seçildi.)
Isabel Allende, 1942 yılında Peru'nun başkenti Lima'da doğdu. Ancak birkaç yıl sonra ailesi Şili'ye göç etti. Isabel Allende, amcası, Şili Devlet Başkanı Salvador Allende'nin 1973'te öldürülmesinden iki yıl sonra kocası ve çocuklarıyla birlikte Venezuella'ya sığınmak zorunda kaldı. 17 yaşında gazeteciliğe başlayan Allende, bir süre sonra San Francisco'ya yerleşti, ABD'nin önde gelen üniversitelerinde edebiyat dersleri verdi. 1982'de yayınlanan ilk romanı Ruhlar Evi'ni, 1984'te Aşktan ve Gölgeden, 1985'te Eva Luna adlı romanları, 1989'da Eva Luna Anlatıyor adlı öykü kitabı izledi. Sonsuz Düzen adlı romanı 1991'de, Paula 1994'te, Kaderin Kızı 1999'da,Sararmış Bir Fotoğraf 2000'de, Yüreğimdeki Ülkem 2003'te yayınlandı. Allende 2002-2004 yılları arasında Canavarlar Kenti, Altın Ejder Kenti ve Pigmeler Ormanı adlı romanlardan oluşan gençlik üçlemesini kaleme aldı. Türkiye'de tüm yapıtları Can Yayınları arasında yer alan Allende, hemen tüm öykü ve romanlarında gerçekçi bir anlatım ve siyasal bir yaklaşım ile büyülü gerçekçiliğin gerçeküstücü geleneğini ustaca kaynaştırdı.

Isabel Allende'nin Kitapları Kitap Ekle

9,2/ 10  (22 Oy) ·  49 Okunma
8,3/ 10  (4 Oy) ·  13 Okunma
8,3/ 10  (3 Oy) ·  10 Okunma
10,0/ 10  (1 Oy) ·  6 Okunma
0,0/ 10  (0 Oy) ·  2 Okunma
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
03 Mar 00:33 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

1000K Manifestosu :)
"Artık burda "patron" benim ..
"Eğlenti bitti ! "
"Şimdi calışacaģız..
"Bundan hoşlanmayan biri varsa hemen şimdi çekip gitse iyi eder ..
"Kalanlar aç kalmayacak , ama sıkı çalışacak.
"Çevremde uyuntu ya da çokbilmiş kişiler istemiyorum ..anlaşıldı mı? "

Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 58 - Can yayınları)Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 58 - Can yayınları)
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
 29 Mar 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Kaderin vahşi pençesiyle...
Yaralanmış bir adamım....
Nişanlıyım ölümle...ona sımsıkı sarıldım...

Aşktan ve Gölgeden, Isabel Allende (Sayfa 80)Aşktan ve Gölgeden, Isabel Allende (Sayfa 80)
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
01 Mar 23:01 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Ömrümde sıcak banyoya girmiş değildim...
Çocukluk anılarımsa hep üşümek üzerineydi.
Yanlızlık ve ..
Hiç doymayan bir mide üzerine... "

Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 27 - Ben rahatsızlığa alışkındım ..)Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 27 - Ben rahatsızlığa alışkındım ..)
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
01 Mar 23:07 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Aşkı hiç düşünmemiştim. .
"Oldum olası gururluyumdur ..
gururum yüzünden çoğu kimselere oranla çok daha büyük acılar çektim "

Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 28 - Can yayınları)Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 28 - Can yayınları)
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
 29 Mar 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Belki de İspanyol kökenleri yüzünden Profesör Leal ..."ruhunu yakan bu acı dışındaki tüm tutkularını dile getirebilirdi."

'' Erkekler sadece aşk için ağlar '' ..........
...derdi.

Aşktan ve Gölgeden, Isabel Allende (Sayfa 144)Aşktan ve Gölgeden, Isabel Allende (Sayfa 144)
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
01 Mar 22:43 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Sarı. .
"Nur ehlinin rengi "

Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 22 - Can yayınları)Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 22 - Can yayınları)
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
02 Mar 00:28 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Ama sonsuzluk ..uzun bir zaman parçasıdır.
"O gece ,aşık olma yeteneğimi sonsuza dek yitirdiğimi. .bir daha sonsuza dek gülmeyeceğimi ..düş peşinde koşmayacağımı...sanıyordum "

Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 42 - Can yayınları)Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 42 - Can yayınları)
Selman Ç., bir alıntı ekledi.
07 Mar 15:59 · Kitabı okudu

Jamie, "Sanırım ölmeye karar vermiş," dedi. "Bilim bunun çaresini bilmiyor"

Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 332 - Can Yayınları)Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 332 - Can Yayınları)
Ebru Ince, bir alıntı ekledi.
01 Mar 23:43 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Başka bir kadını. .asla bulamayacaktım
"O zaman biri bana doksan küsür yaşıma kadar yaşayacağımı söyleseydi. ..kafama bir tabanca dayayıp 'tetiği çekerdim '..."

Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 41 - Can yayınları)Ruhlar Evi, Isabel Allende (Sayfa 41 - Can yayınları)
Kübra A., bir alıntı ekledi.
 18 Nis 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Darbe
Darbe günü güneş parlıyordu: yeni yeni kıpırdanmaya başlamış olan ürkek ilkbahar mevsiminde henüz pek seyrek görülen bir olay.

...
Başkan Jaime'yi karşılamaya geldi. Başına, sırtındaki şık spor takım ve ayağındaki İtalyan ayakkabılarıyla çelişen bir savaş miğferi geçirmişti. Olağanüstü birşeylerin olup bittiğini Jaime o zaman kavradı. Başkan kısaca, "Deniz kuvvetleri başkaldırdı, Doktor," diye açıklamada bulundu. "Dövüşmek zamanı geldi artık."

...
Ayaklanmanın çapını iskandil etmek ve barışçı bir anlaşmaya varabilmek için isyancılarla telefon görüşmelerine başlandı. Ne var ki sabah saat dokuz buçukta ülkenin bütün silahlı birlikleri darbe yanlısı subayların komutasına girmiş bulunuyordu. Ülkenin her köşesindeki üslerde, anayasaya bağlı kalanların temizlenmesi almış yürümüştü. Ulusal muhafızların komutanı saraydaki adamlarına oradan ayrılmaları için buyruk verdi, çünkü polis de biraz önce darbecilere katılmıştı.

Başkan, "Gidebilirsiniz, compañeros, ama silahlarınızı burada bırakın," dedi.

Muhafızlar şaşkın ve utanmış durumdaydılar, ne var ki komutanın buyruğu kesindi. Hükümet Başkanının bakışlarındaki meydan okuyuşa katılmaya bir tekinin bile cesareti yoktu. Silahlarını avluda bırakarak eğik başlarla dışarıya çıktılar.

İçlerinden biri kapıya gelince durdu. "Ben sizinle kalıyorum, Compañero Başkan," dedi. Kuşluk saati olduğundan durumun diyalogla çözüme bağlanamayacağı açıkça anlaşılmış bulunuyordu; hemen herkes saraydan ayrılmaya başlamıştı. Geride yalnızca yakın dostlarla özel muhafızlar kalmıştı. Başkan kendi kızlarına saraydan ayrılmalarını emretmek zorunda kaldı. Kızları zorla alıp götürdüler; sokaktan babalarının adını çağırdıkları duyulabiliyordu. Binada, ikinci katın salonlarında, aşağı yukarı otuz kişi kalmıştı şimdi. Jaime de bunların arasındaydı. Bir karabasandaymış gibi bir duygu içindeydi. Elinde tabancasıyla kırmızı kadife koltuğa oturdu. Tabancaya da boş gözlerle baktı; nasıl kullanılacağını bilmiyordu ki! Zaman pek ağır ilerliyormuş gibi geliyordu. Saatine bakınca bu kâbusun yalnızca üç saatinin geçmiş olduğunu gördü. Başkanın radyodan ulusuna seslendiğini duydu. Bu onun veda konuşmasıydı: "Zulme uğrayacak olan herkese seslenerek istifa etmeyeceğimi bildiriyorum. Halkımın sadakatinin bedelini hayatımla ödeyeceğim. Her zaman sizlerle birlikte olacağım. Ulusumuza ve yazgımıza imanım var. Bizim yapamadığımızı başkaları başaracak ve çok geçmeden yeniden açılan büyük yollarda özgür insanlar yürüyerek daha güzel bir toplum inşa edecekler. Çok yaşasın halkımız! Çok yaşasın işçiler! Bu benim son sözümdür. Kanım boşa akmayacak; bunu biliyorum."

Hava bulutlanmaya başlamıştı. Uzaktan tek tük silah sesleri geliyordu. O sırada Başkan telefonla ayaklanmanın komutanıyla konuşmakta, komutan ona, ailesiyle birlikte bir uçağa binip ülkeyi terk etmesini önermekteydi. Gelgelelim o, ha deyince ülkelerinden kaçmış başka devrik liderler gibi uzak bir ülkede bitkisel yaşam sürerek ömrünü dolduracak insanlardan değildi. Serinkanlılıkla, "Siz beni yanlış tanıdınız, vatan hainleri! Beni buraya halkım getirdi; ancak ölü olarak giderim," diye karşılık verdi.

Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)Ruhlar Evi, Isabel Allende (E-kitap)
Bütün Alıntıları Göster

Isabel Allende kitap incelemeleri

Kübra A., Ruhlar Evi'yi inceledi.
 24 Mar 01:00 · Kitabı okudu · 22 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu inceleme eser miktarda küfür içerecek.

Kendimi alnımdan öpebilseydim eğer, bu kitabı listeme kattığım için öperdim. Benim ana listem Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesini taramam ve içinden ilgimi çekenleri defterime yazmamla oluşturduğum listedir. Bunun dışında liste demenin artık ayıp kaçacağı bir ajanda listem var. Araştırma konusunda anneme çektiğim için gözüm dönerek, hangi kitabı neden okumalıyım sorusuyla gecelerimi gündüzlerime kavuşturduğum çok olmuştur. Bunun sonucunda da daha az kitap okumama rağmen daha çok beklentilerimi karşılayan ve verilen övgüleri daha çok karşılayan kitaba denk gelmişimdir. Beni çok tatmin etmeyen kitapların çoğu tavsiye kitaplar. :)) -Üzgünüm.-

Isabel Allende kimdir, biraz bundan bahsetmek istiyorum. Kendisi seçilmiş başkan, marksist lider, adam gibi adam Salvador Allende'nin kuzeninin kızıdır. 11 Eylül 1973'te şerefsiz general Pinochet, eli kanlı Pinochet, CIA ile işbirliği sonucu Şili'de Salvador Allende'yi devirmek için haysiyetini bir kenara koyup, darbeyi gerçekleştirmiştir. (Tarihe dikkat ederseniz, ABD'nin 11 Eylül'ü pek sevdiğini ve başka gavurlukları da bu tarihe denk getireceğini bilirsiniz.) Ben Müslüman bir insanım. Lakin burada, bu Komünist liderin sonuna kadar arkasındayım, bana göre adamın hasıdır. Harcadılar. Bir düşüncenin bana uymayan yönlerini elbette kabul edecek değilim lakin bana uyan yerlerini de takdir etmekten bir an tereddüt edecek değilim. Salvador Allende o darbe gecesi, belki o vatan hainleri tarafından belki de intihar ederek öldü. Bu bilinmiyor. Bilinen bir gerçek varsa, kaçmak varken son ana kadar çarpıştığıdır.

Allende başa geçtiğinde, büyük toprak sahiplerinin topraklarını eşit ölçülerde köylülere pay etmiş, bakır madenlerini de devletleştirmiştir. Şerefsiz Pinochet, ABD köpeği Pinochet, darbe sonrasında madenleri ABD'li şirketlere teslim etmiştir. Şili, ABD bağımlısı bir devlet haline gelmiştir. Darbe öncesi de, seçilmiş hükümeti sıkıştırmak adına, orta üst sınıf piyasa dengelerini bozacak her şeyi yapmış ama zaten öncesinde aç olan halk daha fazla açlıkla korkutulamayacağı için az un, az ekmekle terbiye(!) edilememiştir. Hâl böyle olunca hükümeti düşürmenin yolu ya başkana suikast düzenlemek ya da darbe olmuştur.

Ben bu kitapla, namusla şerefle bir yerlere gelinse dahi, bu kadar adi insanın olduğu bir dünyada iyiye göz açtırmayacaklarını bir kez daha görmüş oldum. Ama şu önemli, SAFIMIZ BELLİ OLSUN. Ortak çıkarı gözeten insanlardan olalım. Ölüm her türlü gelecek. Bu yüzden şerefimizle yaşamış olalım. Hangi dinde yahut siyasi görüşte olursak olalım, kalbimiz namuslu olsun. Bir Müslüman olarak elbette belli çizgilerim var, her fikir ve değer yargısında olduğu gibi. Lakin insanların, birbirlerini baskılamadan, hor görmeden, insanların özgürlüklerine tecavüz edilmeden, bir kesimin değil, bir halkın ve hatta tüm insanlığın iyiliğini gözeten her fikrin elbette sonuna kadar arkasındayım. Bana ters gelen, benim sınırlarımı tehdit eden her şeyin karşısında olacağım gibi. Bu kitapta dini noktada aşırı bir sıkıntı gözüme çarpmadı. Zaten hem kültürel hem dini açıdan çok farklı halklarız. Bunun da rahatsız olmamak açısından artı bir özellik olduğunu söylemek sanırım doğru olur.

Isabel Allende'ye dönelim. Darbe gerçekleştikten 2 sene sonrasına kadar ölüm tehditleri almaya devam edince, vatanı kendisine dar gelmiş, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Venezuela'ya kaçmak zorunda kalmıştır. 1981'de çok sevdiği dedesi hastalanınca, annesiyle hemen hemen her gün mektuplaşmıştır. Vatanına gidip dedesini ziyaret etme şansı yoktur. Kendisi aslında gazetecidir. Bu mektupları birleştirip, romanlaştırmaya karar verince belki de gazeteci olmasından sebep ortaya mükemmel bir roman çıkmıştır: House of Spirits. Lakin Venezuelle'da hiçbir yayınevi bu romanı yayınlamayı kabul etmemiştir. Bir sekreterin masasında denk gelip okuması ve kendisine telefon etmesiyle her şey değişmiştir. Isabel Allende'ye bu romanı ancak İspanyol bir yayınevinin basabileceğini söylemiştir ve onu yönlendirmiştir. 4 ay sonra Madrid'de bu müthiş ilk eser basılmış ve Allende ünlenmiştir.

Büyülü gerçekliğin kraliçesi Isabel Allende, dozu öyle ayarında verir ki, keyiften sarhoş, bu kadar başarılı bir kalemin karşısında olduğunuz için mutlu ve aynı zamanda aydınlanmanın verdiği ve içinizi acıtan ''gerçeklerin kıyası''yla da dikkatiniz çakı gibi açık bir halde, zihninizin fikirlerle kaynamasını dinlersiniz. Bir romandan beklentiniz nedir? Siyaset mi? Buyrun. Tarih mi? Buyrun. Aşk mı? Buyrun. Fantazya mı? Aile mi? Hortlaklar peki? Efsaneler? Büyüler? Kızılderili, çılgın bir dadı mesela? Konaklar olsun mu? Güç? Cehalet? Merhamet? İnatçılık? Mücadele? Eğlence? Hüzün? Yahu daha ne sayayım, açık büfe gibi kitap. Tatlı sevene tatlı, tuzlu sevene tuzlu. Acısı ise.. Çok acı... O kadar renkli karakter var ki, hangisinden bahsetsem diğeri eksik kalır. Kitap bir başlıyor; ''Yok artık!''larla, ''Nasıl?!''larla, merakla, çoğu zaman gülerek ama ilerisi için çok şeylere gebe, dalgalar altınızda sırtınızda rüzgar adeta sörf yaparcasına devam ediyor. Yeşil saçlı güzeller güzeli Rosa ile annesi Nivea (evet meğer bir kadın ismiymiş) bir başlıyoruz bu renkli dünyaya, paranormal olayların baş kahramanı çiçek kokulu, insanı ısıtan gülüşlü, iyi kalpli Clara ve iç eteklerini hışırdata hışırdata yürüyen çılgın Kızılderili Dadı ile devam ediyoruz. Özellikle Dadı ile ilgili olan olaylar bazı yerlerde bana dakikalarca kahkaha attırdı. Gülünce dünyayı güldüğümden haberdar ederim, bahçedeki ağaçlar Dadı'nın beni uçurduğu ruh halinden haberdar oldular o kadar söyleyim. Bu çılgın dadı; yaşı anlaşılmayan bir surata sahip, siyah saçları topuzlu, her daim kolalı önlüğüyle gezen ve tuhaf Kızılderili türküleri okuyan, kitapta en bi sevdiğiniz olacak karakterlerden biriydi. Onunla ilgili kısımlarda o kadar eğlendim ki anlatamam.

Bir Marcus Dayı karakteri vardı ki... Kim böyle bir amcası, dayısı yahut abisi olsun istemez ki? Bir çocuğun hayatına, bütün nev-i şahsına münhasırlığı ile renk katan, sevimli mi sevimli, tam bir çizgi film karakteriydi! Düşünsenize, 6. hissi olan bir çocuksunuz, dayınız da dünyadaki bütün tuhaf eylemlerle ilgili biri. Üstelik sadece ilgiyle kalmıyor, dünyayı gezip gezip sandıklarla eve geliyor ve bunlar hayatınızda görmediğiniz duymadığınız canlılarla yahut nesnelerle dolu. Üstelik o sandıklarda binbir çeşit masal kitabı da var, hepsi birbirinden güzel. Her gelişinde, iki cins, bir araya gelip ortalığı karıştırıyorsunuz. Bir gün sarı bir kumaştan tunik dikip, herkese fal bakmaya başladılar. Clara'nın 6. hissinden ötürü her attıkları tutunca korkup bu işten bir vazgeçişleri vardı ki :)))) anlatılmaz okunur yani.

Bu kitap 3 kuşak ekseninde, bir ülkedeki gelişmeleri (bunu ilerleme gibi algılamayın) anlatan, bu 3 kuşağın hayatına girmiş insanları da kapsayan, dolu bir kitap.

Kitapta belki de adı en çok geçen karakter Esteban Trueba'dır. Lakin onunla ilgili kuracağım her cümle, sürprizbozan içereceği için yutkunuyor ve böyle bir adamın varlığına birlikte şaşırmaya sizleri davet ediyorum. OKUYUN!

Karakterden karaktere, olaydan olaya atlarken zihnimde kitabı bir kez daha yaşıyorum ve diyorum ki: ''Ne kitaptı!'' Bu ikinci okuyuşumdu ve ilk okuyuşumla aynı zevki aldım. Böyle müthiş bir kitap nasıl yazılabilir bilmiyorum, böyle bir ilk kitaptan sonra insan eline kalem almaya utanabilir, bu öyle bir kalem ki, zihninizde art arda patlayacak olan hava-i fişeklere engel olamazsınız.

Kitapta zaman zaman rahatsız edecek kadar cinsel sahneler olsa da, bunlar iki kişi arasında geçtiği ve türlü sapık fanteziler içermediği için aşırı rahatsız etmiyor. Rahatsız eden tecavüz, kadınların et yerine konması ama bunları da çok açmaya gerek yok. Bunlar kitabın kusuru da değil bence. Hayatın acısının örneklerinden biri, keşke olmasalar. (Bu acılar karşısında +18'lik beddualar ettiğim doğrudur.) Bu yüzden ben bu kitapta bir kusur göremedim. 10'da 10'luk bir eser.

Kitapta bir yerde daha doğrusu uzun bir süreç sonrasında gerçekleşen gelişme (bu gerçekten ilerleme anlamında) bana birçok şey düşündürttü. Evet insanlar özgür olmalı, bazı şeylerde iradesi ile hareket edebilmeli. Lakin bazı şeylerde ne yazık ki bir otorite olmak zorunda. Elbette bunun sınırı ve şartları tartışma konusu, bunu çok uzatma niyetinde değilim. İnsanların bazısı yönetmek bazısı yönetilmek için vardır. Bu kitapta şu an sürpriz bozmamak için yazamayacağım örnek bunun sağlamasıdır. Asıl sıkıntı, güçlü olanın kötü olup olmaması ile ilgili. Dünya tarihini düşünelim. Sadece milattan sonrası 2018 sene, kim bilir kaç katı öncesi var. Gelmiş geçmiş milyarca insan başına sadece devlet başkanlarını katmadan, komutanları, beyleri, obaları vs. her şeyi yöneten liderleri katarak düşünelim, milyonlarca da erki elinde bulunduran insan olmuştur. Peki bunların kaçı adaletliydi? Kaçı vicdanlıydı? Kaçı insan gibi insandı? İşte bu soru ve elindekiler biraz çoğalınca, kendisini gevşekliğin kollarına bırakan zayıf zihinler, her zaman ''en iyi''nin ne olduğu ve ''ne olacağı'' konusunda, dini ve siyasi birçok teoriyi, öneriyi ve savaşı doğurmuştur, doğurmaktadır ve doğuracaktır.

Toparlayacak olursak, ki notlarımın birçok yerinin üstünü çizdim, BU DÜNYADA NEFES ALDIKÇA DEĞİL, BİRBİRİMİZE NEFES OLDUKÇA VAR OLABİLİRİZ. İşte bu yüzden KALBİMİZ NAMUSLU OLSUN.

Erhan Bey'in katkısıyla bu şarkıyı da ekliyorum:
https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Sevgiler, iyi okumalar, çok okumalar...

Ebru Ince, Ruhlar Evi'yi inceledi.
06 Mar 22:47 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

#spoiler #

Canlı bir kitap okumak istermisiniz ?

Içinde duvarların bile dile geldiği odalarda gezmek ..? farklı farklı karakterlerle bir olabilmek ..?.başlangıçta bir peri masalının , sayfalarında dolaşırken....sonrasında insanı insanlıktan çıkartan "güç, hırs, intikam "duygularına hapis olmuş ve kötü 'cül insanların kana boyadığı koridorlar ,sokaklar,avlular ,çöplükler ortasında dayak yemek ,ezilmek,öldürülmek. ..
ki bazen "ölüm bile iyidir işkenceden "
kulaklarda kalan bir fısıltıdır .. "keşke ölsem, keşke ölsem. .keşke. ...

Isabel Allende efendim oturmuş günlüklere dökmüş yüreğini ..ama bilinsin de istememiş ..gizlemis saklamış bir boy aile isimleri ardına ...Rosa olmuş, Clara olmuş ,Blanca olmuş son kuşakta Alba olmuş. .her dönem bir acı yüklenmiş taşımış bize getirmiş..

Her karaktere bir roman yazsa yinede olurmuş. .yine de okuturmuş..
Rosa'nın yeşil saçlarına ..
Clara'nın ruhlarına. .
Esteban Trueba nin hiddetine ..
Ferula'nın kırgınlığına. ..
Blanka ve Pedro Tercero Garcia'nın aşkına...
Jamie nin ölümüne ..
Amanda'nın hayatına ..kardeşine Miguel'e

Hepsine...ama hepsine birer 440 sayfa yazsaymiş...seve seve okurdum ..

Dilerim sizin de yolunuz Allende ile bir yerlere kesişir..
onun kelimelerinin sihirine maruz kalırsınız ve birlikte Tres Marias a bir yolculuk yaparsınız. .

Sevgiyle kalın ..

Dip not
"AŞKTAN VE GOLGEDEN'i de okuyun :))
benim için :)))

Erkan Akdemir, Ruhlar Evi'yi inceledi.
 08 Ara 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tıpkı insanlarla olduğu gibi kitaplarla da bir tanışma faslı vardır. Bu kitap ile ilginç bir tanışma faslım oldu. Nasıl ki insanların dış görünüşüne bakıp değerlendirme yapmak yanlış ise kitap ismine bakıp değerlendirmek de yanlıştır. İlk defa kitap ismine bakıp böyle bir hattaya düştüm. "Ruhlar Evi" okuyunca aklıma suç-polisiye-cinayet geldi. Oysa burdaki "Ruhlar Evi" bambaşka bir alemdi.
Şu ana kadar okuduğum karakteri en fazla, olay örgüsü en geniş kitap diyebilirim. Bazı kitapları bitirince bu kadar azıcık olayı nasıl olur da bu kadar fazla sayfaya dökmüş diye şaşırıriz. Bu kitabı bitirince bende bu kadar olayı nasıl olur da bu kadar az sayfaya sığdırabildi diye şaşırdım.
Her ülkenin edebiyat dünyasına kazandırdığı bir yön vardır. Büyülü gerçekçilik akımını da edebiyat dünyasına kazandıran başta Gabriel Garcia Marquez olmak üzere Latin Amerika yazarlarıdir.
Isabel Allende'yi bu kitabı ile tanımış oldum ve listeme yeni bir yazar eklemiş oldum.
Karakter ve olay örgüsünün fazla olmasının nedeni Şili devletinin 70 yıllık gelişimini dört kuşak bir ailenin çevresinde anlatıyor olmasına bağlı.
Devletlerin en büyük benzerliği kendi düşüncesinde olmayanlara uygulamış oldukları iskencelerdir. Işkenceye maruz kalanlar siyasi olarak muhalif olanlardır. Işkencenin şiddeti de ırk, din ve cinsiyet olarak artıp azalıyor. Ne kadar aykırı isen işkenceye uğrama ihtimalin o kadar fazladır. Ve iskencelerin yasal olarak görüldüğü en uygun zaman darbe zamanlarıdir. Bu değişmez evrensel bir gerçektir.
Kitapta pek çok büyülü olay anlatılıyor. Marquezvari bir ustalıkla büyülü gerçekçilik akımını kullanıyor. Nobel ödüllü tek şair Pablo neruda'nin ölümünden ve gösteriye dönüşen cenaze töreninden ( Nobel konusunda tek şair olduğunu yanlış bilmiyorum umarım. ), seçimle başa gelen Salvador Allende"nin askeri darbe ile devrilmesine kadar Şili'nin tarihinde yer bulmuş pek çok olayı ustalıkla ele alıyor Isabel Allende. ( yazar Salvador Allende nin yeğeni aynı zamanda ).
Kitabın bir başka güzelliği olayları tarihe göre değil olay akışına göre anlatılıyor olması. Ve her bölümün sonunda yazar okuyucuyu merakta bırakacak önemli ipucu vererek bitiriyor olması.
İncelemem kitap için Okyanusta damla farkındayım yine de inceleme yapmam şart olan kitaplardan biriydi. Bu kadar güzel bir kitabın az okunmuş olmasını kendi açımdan eksiklik buldum.
Okuyacak olan arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar...

Ebru Ince, Aşktan ve Gölgeden'i inceledi.
 30 Mar 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

#spoiler#
Francisco Leal ile henüz tanışmadınız siz..
Leal lerin mutfağında ,henüz sofraya oturmadınız ...Hannanın şeftali tatlısını prefesör Lealin baskı makinasını ...Jose in naifliğini henüz keşfetmediniz..
Rosayı da görmediniz...

Aklınızın bir kösesinde ırenenin saç rengini ve kokusunuda bilmiyorsunuz hala...

"Bir insan bir insana boylemi dolu dolu bakar " diyebildiniz mi hiç ?
:)

Içine girmek istediğim kitaplardan biridir aşktan ve gölgeden..morglarda kayıpları aradığım, madenlerden cesetler çıkarttığım ,bir köşebaşında vurulduğum

20 yıl önce kalbimi fethetmişti filmiyle şimdi kitabıda sonsuza dek kütüphanemde esir...okuyun yada okumayın demeyeceğim çünkü benim inancım doğru zamanda doğru kitaplarla buluşmaktır...
umarım bir gün aşk ve gölge sizi bulur .......sevgiyle kalın

https://www.youtube.com/watch?v=65PbsAW7UY4

Cem, Kaderin Kızı'ı inceledi.
 12 Haz 2016 · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 9/10 puan

Isabel Allende'yi çok çok uzun seneler önce Eva Luna ve Ruhlar Evi adlı kitaplarıyla tanımış, sonra da okumayı bırakmıştım. Kaderin Kızı'nı okurken dilini hatırladım, üslûbunun tadını hatırladım, değişen bir şey yok: güçlü kadın ve erkek karakterler, rengârenk mekân ve olay tasvirleri, kadere ve akıla olan ortak bir inançla hareket eden, eyleyen ama teslim olan, sürüklenen hikâye kahramanları burada da olduğu gibi devam ediyor. Kitabın ikinci kısmı Amerika'da altın arayışlarına odaklanıyor ve bu bölümde hakikaten Amerika'yı keşfeder gibi oluyoruz, ilk kısıma göre daha ağır bir üslûbu var diyebilirim bu kısmın, çünkü kitabın asıl karakterlerinin yanı sıra ülkeye göç etmiş ve zengin olmak, yırtmak derdinde olan başka insanların hikâyelerini de öğreniyor ve belki de Amerika'nın 19.yüzyılın sonlarında yaşadığı bu delilik sürecini neredeyse birebir yaşıyoruz: zulümler, gaddarlıklar, ırkçılık ve her türden suçla beraber bitmek bilmeyen ilginç iyilikler, tesadüfler de ana karakterimiz Eliza'nın arayışına dahil oluyor. Eliza hayatının anlamı olan insanı bulmak için bir yerden bir başka yere savrulurken 'aramakla bulamazsın, ama bulanlar arayanlardır', sözünü getirdi aklıma.

Kitabın çok rahat okunan bir kitap olduğunu söylemek zor aslında; bu renkli üslûbun, uzun cümlelerden oluşan dilin yorucu olduğunu söylemek isterim. Kitap baştan sona böyle, ikinci kısımda daha belirginleşiyor bu üslûp bence. Allende'nin karakterleri ilginç, renkli, gerçekçi karakterler; tarihi olaylar, mekânlar ve aslında kıta da, Amerika da öyle Allende için: coğrafyayla sarmalanmış bir hikâye bu; yazar karakterlerinin olduğu kadar toprağın ve ülkenin, ülkelerin, belki kıtanın hikâyesine kadar da uzanıyor; kızılderililerden meksikalılara, çinlilerden şilililere dek bir çok farklı ulusun birbirine dolaşmış kaderlerini sanki ilmek ilmek örmeye çalışıyor gibi.

Allende'nin bu eserini herkese öneriyorum.

Ebru Ince, Eva Luna Anlatıyor'u inceledi.
13 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Aslında ,belkide en sevmediğim edebiyat şekli hikayeler ..bana göre kitap denince uzun uzun anlatmalı ne var yok ..bu kitabı bitirdigimde ise bir nebze fikrim yörüngesinden kaymış oldu Allende nin dünyasından gelen hikayeler hiç bir yerde duymadığım dinlemediğim masallar tadında. ..kadınsal yönü ağır basan ,yormadan, kelimeleri akıp giden nehir misali ...bir pazar gününde bitirebilirsiniz
Pazartesine keyifle adım atmak için :)
Mutlu kalın ve fırsat varken kendi hilayelerinizide karalamayı ihmal etmeyin ..hâlâ fırsat varken ...

Ülkü Uçgun, Canım Sevgilim İnés'i inceledi.
13 Kas 2012 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İsabel Allende sayesinde Şili hakkında bilgi sahibi olmuşumdur. Bu kitapta ise Şili'nin kuruluşunu roman kurgusu ile yazmış beğenerek okudum.

Sıla A., Aşktan ve Gölgeden'i inceledi.
19 Nis 23:11 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

İsmine bakarak ön yargıyla birlikte bir aşk romanı olduğunu düşünmeyin lütfen. Evet başlığı bağırıyor fakat bu kitapta aşktan ziyade gölgeler var. İnsanların ruhsal buhranları ve birçok görüş farklılığı, karakter analizi var. Bu bir cinayet romanı ve kazıdıkça çıkıyor başka ölüler.
Kitabın başında umutlu oluyorsunuz, karakterleri seviyor hatta benimsiyorsunuz. Sonra siz de her sayfada yavaş yavaş eriyorsunuz. Sizden bir şey kalmayana dek en az masum Evangelina kadar ölüyorsunuz.
Ah Isabel Allende ruhumda iz bıraktın.

Arzu Şen, Ruhlar Evi'yi inceledi.
09 Nis 20:25 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Muhteşem bir hikaye...Filmi de harika..Başrollerde Merly Streep, Jeremy İrons, Winona Ryder, Antonia Banderas ve Joaquin Phoenix! Okuyalı 20 yıl oldu, tekrar okumayı düşünüyorum!

Burcu Bergen, Japon Sevgili'yi inceledi.
26 Tem 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Isabel Allende ile ilk tanışmamız. Kitaba baktığımda beni nedense cezbetmemişti, ismi yüzünden sanırım. Önyargılı biçimde Japon sevgili isimli bir kitabın basit bir konuyu anlayacağını düşünmüştüm ayıp etmişim. Bu kitap o kadar doluydu ki okurken acele etmek bencillik olurdu. Irina isimli bir güzel kızın Amerika'da huzurevinde çalışması ile başlayan kitap Alma'nın muhteşem hayatıyla devam ediyor. İkinci dünya savaşı öncesi teyzesinin yanına Amerika'ya gönderilen Alma ailesini toplama kampında kaybettiğinde onları bir daha asla göremiyor. Eniştesinin zenginliği ile rahat bir hayat süren Alma, bahçıvanlık yapan Fukuda ailenin en küçük oğlu ile yarım asırlık aşkının yanında Amerika Japonya arasında Amerika'da ikamet eden Japon asıllı insanların senelerce nasıl kamplarda tutulduğunu anlatıyor uzun uzun. Hitler'i ırkçılıkla suçlayan Amerika'nın aynı dönemde Japon vatandaşlarına reva gördüğü hayat gerçekten içler acısı. Bir yandan Alma'nın hayatını okurken diğer yandan başından geçen kötü olaylar sonrasında adını değiştiren Irina'yı da tanıyoruz. Bazı yerlerde tarihsel olayların sıralanışında hatalar olduğu yazılmış fakat bu benim pek de umrumda olmadı açıkçası. Güzel bir kitaptı. Kitap kapağı ise keşke çok daha farklı olsaydı mesela kiraz çiçekleriyle kaplı bir bahçe çok daha anlamlı olabilirmiş

Bütün İncelemeleri Göster