Isabel Allende

Isabel Allende

Yazar
8.7/10
281 Kişi
·
664
Okunma
·
86
Beğeni
·
4495
Gösterim
Adı:
Isabel Allende
Unvan:
Şilili Yazar, Gazeteci
Doğum:
Lima, Peru, 2 Ağustos 1942
Isabel Allende, 1942 yılında Peru'nun başkenti Lima'da doğdu. Ancak birkaç yıl sonra ailesi Şili'ye göç etti. Isabel Allende, amcası, Şili Devlet Başkanı Salvador Allende'nin 1973'te öldürülmesinden iki yıl sonra kocası ve çocuklarıyla birlikte Venezuella'ya sığınmak zorunda kaldı. 17 yaşında gazeteciliğe başlayan Allende, bir süre sonra San Francisco'ya yerleşti, ABD'nin önde gelen üniversitelerinde edebiyat dersleri verdi. 1982'de yayınlanan ilk romanı Ruhlar Evi'ni, 1984'te Aşktan ve Gölgeden, 1985'te Eva Luna adlı romanları, 1989'da Eva Luna Anlatıyor adlı öykü kitabı izledi. Sonsuz Düzen adlı romanı 1991'de, Paula 1994'te, Kaderin Kızı 1999'da,Sararmış Bir Fotoğraf 2000'de, Yüreğimdeki Ülkem 2003'te yayınlandı. Allende 2002-2004 yılları arasında Canavarlar Kenti, Altın Ejder Kenti ve Pigmeler Ormanı adlı romanlardan oluşan gençlik üçlemesini kaleme aldı. Türkiye'de tüm yapıtları Can Yayınları arasında yer alan Allende, hemen tüm öykü ve romanlarında gerçekçi bir anlatım ve siyasal bir yaklaşım ile büyülü gerçekçiliğin gerçeküstücü geleneğini ustaca kaynaştırdı.
"Artık burda "patron" benim ..
"Eğlenti bitti ! "
"Şimdi calışacaģız..
"Bundan hoşlanmayan biri varsa hemen şimdi çekip gitse iyi eder ..
"Kalanlar aç kalmayacak , ama sıkı çalışacak.
"Çevremde uyuntu ya da çokbilmiş kişiler istemiyorum ..anlaşıldı mı? "
Isabel Allende
Sayfa 58 - Can yayınları
Kadınlar(...) Kendilerini güvende hissetmek için erkeğe gereksinim duyarlar, oysa korkmaları gereken başlıca şeyin erkek olduğunu sanki bilmezler.
Isabel Allende
Sayfa 156 - Can Yayınları
Belki de İspanyol kökenleri yüzünden Profesör Leal ..."ruhunu yakan bu acı dışındaki tüm tutkularını dile getirebilirdi."

'' Erkekler sadece aşk için ağlar '' ..........
...derdi.
Adalet, artık neredeyse hiç kullanılmayan, unutulmuş bir sözcüktü; özgürlük gibi, suç unsuru sayılabilirdi.
Isabel Allende
Sayfa 214 - Can Yayınları
495 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10
Bu inceleme eser miktarda küfür içerecek.

Kendimi alnımdan öpebilseydim eğer, bu kitabı listeme kattığım için öperdim. Benim ana listem Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesini taramam ve içinden ilgimi çekenleri defterime yazmamla oluşturduğum listedir. Bunun dışında liste demenin artık ayıp kaçacağı bir ajanda listem var. Araştırma konusunda anneme çektiğim için gözüm dönerek, hangi kitabı neden okumalıyım sorusuyla gecelerimi gündüzlerime kavuşturduğum çok olmuştur. Bunun sonucunda da daha az kitap okumama rağmen daha çok beklentilerimi karşılayan ve verilen övgüleri daha çok karşılayan kitaba denk gelmişimdir. Beni çok tatmin etmeyen kitapların çoğu tavsiye kitaplar. :)) -Üzgünüm.-

Isabel Allende kimdir, biraz bundan bahsetmek istiyorum. Kendisi seçilmiş başkan, marksist lider, adam gibi adam Salvador Allende'nin kuzeninin kızıdır. 11 Eylül 1973'te şerefsiz general Pinochet, eli kanlı Pinochet, CIA ile işbirliği sonucu Şili'de Salvador Allende'yi devirmek için haysiyetini bir kenara koyup, darbeyi gerçekleştirmiştir. (Tarihe dikkat ederseniz, ABD'nin 11 Eylül'ü pek sevdiğini ve başka gavurlukları da bu tarihe denk getireceğini bilirsiniz.) Ben Müslüman bir insanım. Lakin burada, bu Komünist liderin sonuna kadar arkasındayım, bana göre adamın hasıdır. Harcadılar. Bir düşüncenin bana uymayan yönlerini elbette kabul edecek değilim lakin bana uyan yerlerini de takdir etmekten bir an tereddüt edecek değilim. Salvador Allende o darbe gecesi, belki o vatan hainleri tarafından belki de intihar ederek öldü. Bu bilinmiyor. Bilinen bir gerçek varsa, kaçmak varken son ana kadar çarpıştığıdır.

Allende başa geçtiğinde, büyük toprak sahiplerinin topraklarını eşit ölçülerde köylülere pay etmiş, bakır madenlerini de devletleştirmiştir. Şerefsiz Pinochet, ABD köpeği Pinochet, darbe sonrasında madenleri ABD'li şirketlere teslim etmiştir. Şili, ABD bağımlısı bir devlet haline gelmiştir. Darbe öncesi de, seçilmiş hükümeti sıkıştırmak adına, orta üst sınıf piyasa dengelerini bozacak her şeyi yapmış ama zaten öncesinde aç olan halk daha fazla açlıkla korkutulamayacağı için az un, az ekmekle terbiye(!) edilememiştir. Hâl böyle olunca hükümeti düşürmenin yolu ya başkana suikast düzenlemek ya da darbe olmuştur.

Ben bu kitapla, namusla şerefle bir yerlere gelinse dahi, bu kadar adi insanın olduğu bir dünyada iyiye göz açtırmayacaklarını bir kez daha görmüş oldum. Ama şu önemli, SAFIMIZ BELLİ OLSUN. Ortak çıkarı gözeten insanlardan olalım. Ölüm her türlü gelecek. Bu yüzden şerefimizle yaşamış olalım. Hangi dinde yahut siyasi görüşte olursak olalım, kalbimiz namuslu olsun. Bir Müslüman olarak elbette belli çizgilerim var, her fikir ve değer yargısında olduğu gibi. Lakin insanların, birbirlerini baskılamadan, hor görmeden, insanların özgürlüklerine tecavüz edilmeden, bir kesimin değil, bir halkın ve hatta tüm insanlığın iyiliğini gözeten her fikrin elbette sonuna kadar arkasındayım. Bana ters gelen, benim sınırlarımı tehdit eden her şeyin karşısında olacağım gibi. Bu kitapta dini noktada aşırı bir sıkıntı gözüme çarpmadı. Zaten hem kültürel hem dini açıdan çok farklı halklarız. Bunun da rahatsız olmamak açısından artı bir özellik olduğunu söylemek sanırım doğru olur.

Isabel Allende'ye dönelim. Darbe gerçekleştikten 2 sene sonrasına kadar ölüm tehditleri almaya devam edince, vatanı kendisine dar gelmiş, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Venezuela'ya kaçmak zorunda kalmıştır. 1981'de çok sevdiği dedesi hastalanınca, annesiyle hemen hemen her gün mektuplaşmıştır. Vatanına gidip dedesini ziyaret etme şansı yoktur. Kendisi aslında gazetecidir. Bu mektupları birleştirip, romanlaştırmaya karar verince belki de gazeteci olmasından sebep ortaya mükemmel bir roman çıkmıştır: House of Spirits. Lakin Venezuelle'da hiçbir yayınevi bu romanı yayınlamayı kabul etmemiştir. Bir sekreterin masasında denk gelip okuması ve kendisine telefon etmesiyle her şey değişmiştir. Isabel Allende'ye bu romanı ancak İspanyol bir yayınevinin basabileceğini söylemiştir ve onu yönlendirmiştir. 4 ay sonra Madrid'de bu müthiş ilk eser basılmış ve Allende ünlenmiştir.

Büyülü gerçekliğin kraliçesi Isabel Allende, dozu öyle ayarında verir ki, keyiften sarhoş, bu kadar başarılı bir kalemin karşısında olduğunuz için mutlu ve aynı zamanda aydınlanmanın verdiği ve içinizi acıtan ''gerçeklerin kıyası''yla da dikkatiniz çakı gibi açık bir halde, zihninizin fikirlerle kaynamasını dinlersiniz. Bir romandan beklentiniz nedir? Siyaset mi? Buyrun. Tarih mi? Buyrun. Aşk mı? Buyrun. Fantazya mı? Aile mi? Hortlaklar peki? Efsaneler? Büyüler? Kızılderili, çılgın bir dadı mesela? Konaklar olsun mu? Güç? Cehalet? Merhamet? İnatçılık? Mücadele? Eğlence? Hüzün? Yahu daha ne sayayım, açık büfe gibi kitap. Tatlı sevene tatlı, tuzlu sevene tuzlu. Acısı ise.. Çok acı... O kadar renkli karakter var ki, hangisinden bahsetsem diğeri eksik kalır. Kitap bir başlıyor; ''Yok artık!''larla, ''Nasıl?!''larla, merakla, çoğu zaman gülerek ama ilerisi için çok şeylere gebe, dalgalar altınızda sırtınızda rüzgar adeta sörf yaparcasına devam ediyor. Yeşil saçlı güzeller güzeli Rosa ile annesi Nivea (evet meğer bir kadın ismiymiş) bir başlıyoruz bu renkli dünyaya, paranormal olayların baş kahramanı çiçek kokulu, insanı ısıtan gülüşlü, iyi kalpli Clara ve iç eteklerini hışırdata hışırdata yürüyen çılgın Kızılderili Dadı ile devam ediyoruz. Özellikle Dadı ile ilgili olan olaylar bazı yerlerde bana dakikalarca kahkaha attırdı. Gülünce dünyayı güldüğümden haberdar ederim, bahçedeki ağaçlar Dadı'nın beni uçurduğu ruh halinden haberdar oldular o kadar söyleyim. Bu çılgın dadı; yaşı anlaşılmayan bir surata sahip, siyah saçları topuzlu, her daim kolalı önlüğüyle gezen ve tuhaf Kızılderili türküleri okuyan, kitapta en bi sevdiğiniz olacak karakterlerden biriydi. Onunla ilgili kısımlarda o kadar eğlendim ki anlatamam.

Bir Marcus Dayı karakteri vardı ki... Kim böyle bir amcası, dayısı yahut abisi olsun istemez ki? Bir çocuğun hayatına, bütün nev-i şahsına münhasırlığı ile renk katan, sevimli mi sevimli, tam bir çizgi film karakteriydi! Düşünsenize, 6. hissi olan bir çocuksunuz, dayınız da dünyadaki bütün tuhaf eylemlerle ilgili biri. Üstelik sadece ilgiyle kalmıyor, dünyayı gezip gezip sandıklarla eve geliyor ve bunlar hayatınızda görmediğiniz duymadığınız canlılarla yahut nesnelerle dolu. Üstelik o sandıklarda binbir çeşit masal kitabı da var, hepsi birbirinden güzel. Her gelişinde, iki cins, bir araya gelip ortalığı karıştırıyorsunuz. Bir gün sarı bir kumaştan tunik dikip, herkese fal bakmaya başladılar. Clara'nın 6. hissinden ötürü her attıkları tutunca korkup bu işten bir vazgeçişleri vardı ki :)))) anlatılmaz okunur yani.

Bu kitap 3 kuşak ekseninde, bir ülkedeki gelişmeleri (bunu ilerleme gibi algılamayın) anlatan, bu 3 kuşağın hayatına girmiş insanları da kapsayan, dolu bir kitap.

Kitapta belki de adı en çok geçen karakter Esteban Trueba'dır. Lakin onunla ilgili kuracağım her cümle, sürprizbozan içereceği için yutkunuyor ve böyle bir adamın varlığına birlikte şaşırmaya sizleri davet ediyorum. OKUYUN!

Karakterden karaktere, olaydan olaya atlarken zihnimde kitabı bir kez daha yaşıyorum ve diyorum ki: ''Ne kitaptı!'' Bu ikinci okuyuşumdu ve ilk okuyuşumla aynı zevki aldım. Böyle müthiş bir kitap nasıl yazılabilir bilmiyorum, böyle bir ilk kitaptan sonra insan eline kalem almaya utanabilir, bu öyle bir kalem ki, zihninizde art arda patlayacak olan hava-i fişeklere engel olamazsınız.

Kitapta zaman zaman rahatsız edecek kadar cinsel sahneler olsa da, bunlar iki kişi arasında geçtiği ve türlü sapık fanteziler içermediği için aşırı rahatsız etmiyor. Rahatsız eden tecavüz, kadınların et yerine konması ama bunları da çok açmaya gerek yok. Bunlar kitabın kusuru da değil bence. Hayatın acısının örneklerinden biri, keşke olmasalar. (Bu acılar karşısında +18'lik beddualar ettiğim doğrudur.) Bu yüzden ben bu kitapta bir kusur göremedim. 10'da 10'luk bir eser.

Kitapta bir yerde daha doğrusu uzun bir süreç sonrasında gerçekleşen gelişme (bu gerçekten ilerleme anlamında) bana birçok şey düşündürttü. Evet insanlar özgür olmalı, bazı şeylerde iradesi ile hareket edebilmeli. Lakin bazı şeylerde ne yazık ki bir otorite olmak zorunda. Elbette bunun sınırı ve şartları tartışma konusu, bunu çok uzatma niyetinde değilim. İnsanların bazısı yönetmek bazısı yönetilmek için vardır. Bu kitapta şu an sürpriz bozmamak için yazamayacağım örnek bunun sağlamasıdır. Asıl sıkıntı, güçlü olanın kötü olup olmaması ile ilgili. Dünya tarihini düşünelim. Sadece milattan sonrası 2018 sene, kim bilir kaç katı öncesi var. Gelmiş geçmiş milyarca insan başına sadece devlet başkanlarını katmadan, komutanları, beyleri, obaları vs. her şeyi yöneten liderleri katarak düşünelim, milyonlarca da erki elinde bulunduran insan olmuştur. Peki bunların kaçı adaletliydi? Kaçı vicdanlıydı? Kaçı insan gibi insandı? İşte bu soru ve elindekiler biraz çoğalınca, kendisini gevşekliğin kollarına bırakan zayıf zihinler, her zaman ''en iyi''nin ne olduğu ve ''ne olacağı'' konusunda, dini ve siyasi birçok teoriyi, öneriyi ve savaşı doğurmuştur, doğurmaktadır ve doğuracaktır.

Toparlayacak olursak, ki notlarımın birçok yerinin üstünü çizdim, BU DÜNYADA NEFES ALDIKÇA DEĞİL, BİRBİRİMİZE NEFES OLDUKÇA VAR OLABİLİRİZ. İşte bu yüzden KALBİMİZ NAMUSLU OLSUN.

Erhan Bey'in katkısıyla bu şarkıyı da ekliyorum:
https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Sevgiler, iyi okumalar, çok okumalar.
544 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Yazarın dili o kadar sade ve güzel ki, sizi hiç bıkmadan, belki tam sıkıldım dediğiniz anda bile,çünkü kitap çok uzun,hemen ilginç bir hikaye ile yine sizi kitaba bağlıyor.
Dünyanın bir ucunda, Şili' de yaşanan olaylar ne kadar da bir zamanlar Türkiye'mizde yaşanan olaylara benziyor.
Seçimle başa gelen Marksist başkan ve onun askeri darbe ile görevden alınması, Marksistlerin ve hatta sağcılarında çektiği üzüntüler... Ders alınacak çok şey var bu kitapta ve bunun yanında keyifli ve ilginç olaylarda. Ben okuyun derim. Keyifli okumalar.
440 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
#spoiler #

Canlı bir kitap okumak istermisiniz ?

Içinde duvarların bile dile geldiği odalarda gezmek ..? farklı farklı karakterlerle bir olabilmek ..?.başlangıçta bir peri masalının , sayfalarında dolaşırken....sonrasında insanı insanlıktan çıkartan "güç, hırs, intikam "duygularına hapis olmuş ve kötü 'cül insanların kana boyadığı koridorlar ,sokaklar,avlular ,çöplükler ortasında dayak yemek ,ezilmek,öldürülmek. ..
ki bazen "ölüm bile iyidir işkenceden "
kulaklarda kalan bir fısıltıdır .. "keşke ölsem, keşke ölsem. .keşke. ...

Isabel Allende efendim oturmuş günlüklere dökmüş yüreğini ..ama bilinsin de istememiş ..gizlemis saklamış bir boy aile isimleri ardına ...Rosa olmuş, Clara olmuş ,Blanca olmuş son kuşakta Alba olmuş. .her dönem bir acı yüklenmiş taşımış bize getirmiş..

Her karaktere bir roman yazsa yinede olurmuş. .yine de okuturmuş..
Rosa'nın yeşil saçlarına ..
Clara'nın ruhlarına. .
Esteban Trueba nin hiddetine ..
Ferula'nın kırgınlığına. ..
Blanka ve Pedro Tercero Garcia'nın aşkına...
Jamie nin ölümüne ..
Amanda'nın hayatına ..kardeşine Miguel'e

Hepsine...ama hepsine birer 440 sayfa yazsaymiş...seve seve okurdum ..

Dilerim sizin de yolunuz Allende ile bir yerlere kesişir..
onun kelimelerinin sihirine maruz kalırsınız ve birlikte Tres Marias a bir yolculuk yaparsınız. .

Sevgiyle kalın ..

Dip not
"AŞKTAN VE GOLGEDEN'i de okuyun :))
benim için :)))
263 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
#spoiler#
Francisco Leal ile henüz tanışmadınız siz..
Leal lerin mutfağında ,henüz sofraya oturmadınız ...Hannanın şeftali tatlısını prefesör Lealin baskı makinasını ...Jose in naifliğini henüz keşfetmediniz..
Rosayı da görmediniz...

Aklınızın bir kösesinde ırenenin saç rengini ve kokusunu da bilmiyorsunuz hâlâ ...

"Bir insan bir insana böyle mi dolu dolu bakar " diyebildiniz mi hiç ?
:)

Içine girmek istediğim kitaplardan biridir aşktan ve gölgeden..morglarda kayıpları aradığım, madenlerden cesetler çıkarttığım ,bir köşebaşında vurulduğum

20 yıl önce kalbimi fethetmişti filmiyle şimdi kitabıda sonsuza dek kütüphanemde esir...okuyun yada okumayın demeyeceğim çünkü benim inancım doğru zamanda doğru kitaplarla buluşmaktır...
umarım bir gün aşk ve gölge sizi bulur .......sevgiyle kalın

https://www.youtube.com/watch?v=65PbsAW7UY4
440 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Tıpkı insanlarla olduğu gibi kitaplarla da bir tanışma faslı vardır. Bu kitap ile ilginç bir tanışma faslım oldu. Nasıl ki insanların dış görünüşüne bakıp değerlendirme yapmak yanlış ise kitap ismine bakıp değerlendirmek de yanlıştır. İlk defa kitap ismine bakıp böyle bir hattaya düştüm. "Ruhlar Evi" okuyunca aklıma suç-polisiye-cinayet geldi. Oysa burdaki "Ruhlar Evi" bambaşka bir alemdi.
Şu ana kadar okuduğum karakteri en fazla, olay örgüsü en geniş kitap diyebilirim. Bazı kitapları bitirince bu kadar azıcık olayı nasıl olur da bu kadar fazla sayfaya dökmüş diye şaşırıriz. Bu kitabı bitirince bende bu kadar olayı nasıl olur da bu kadar az sayfaya sığdırabildi diye şaşırdım.
Her ülkenin edebiyat dünyasına kazandırdığı bir yön vardır. Büyülü gerçekçilik akımını da edebiyat dünyasına kazandıran başta Gabriel Garcia Marquez olmak üzere Latin Amerika yazarlarıdir.
Isabel Allende'yi bu kitabı ile tanımış oldum ve listeme yeni bir yazar eklemiş oldum.
Karakter ve olay örgüsünün fazla olmasının nedeni Şili devletinin 70 yıllık gelişimini dört kuşak bir ailenin çevresinde anlatıyor olmasına bağlı.
Devletlerin en büyük benzerliği kendi düşüncesinde olmayanlara uygulamış oldukları iskencelerdir. Işkenceye maruz kalanlar siyasi olarak muhalif olanlardır. Işkencenin şiddeti de ırk, din ve cinsiyet olarak artıp azalıyor. Ne kadar aykırı isen işkenceye uğrama ihtimalin o kadar fazladır. Ve iskencelerin yasal olarak görüldüğü en uygun zaman darbe zamanlarıdir. Bu değişmez evrensel bir gerçektir.
Kitapta pek çok büyülü olay anlatılıyor. Marquezvari bir ustalıkla büyülü gerçekçilik akımını kullanıyor. Nobel ödüllü tek şair Pablo neruda'nin ölümünden ve gösteriye dönüşen cenaze töreninden ( Nobel konusunda tek şair olduğunu yanlış bilmiyorum umarım. ), seçimle başa gelen Salvador Allende"nin askeri darbe ile devrilmesine kadar Şili'nin tarihinde yer bulmuş pek çok olayı ustalıkla ele alıyor Isabel Allende. ( yazar Salvador Allende nin yeğeni aynı zamanda ).
Kitabın bir başka güzelliği olayları tarihe göre değil olay akışına göre anlatılıyor olması. Ve her bölümün sonunda yazar okuyucuyu merakta bırakacak önemli ipucu vererek bitiriyor olması.
İncelemem kitap için Okyanusta damla farkındayım yine de inceleme yapmam şart olan kitaplardan biriydi. Bu kadar güzel bir kitabın az okunmuş olmasını kendi açımdan eksiklik buldum.
Okuyacak olan arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar...
263 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle beni Allende ile tanıştıran Kübra A. ya teşekkür ederek başlamak istiyorum. Yazarın iki kitabını okumuş oldum ve gerçekten de hayran kaldım onu belirteyim.
Ve Ruhlar Evi ni okuduktan sonra bu kitabı da oku diyen Ebru Ince ablaya da ayrı bir teşekkür edeyim. Sayesinde Lealleri tanımış oldum, onların evine konuk olmak büyük bir keyifti.
Teşekkür faslını bitirip kitaba gelelim biraz da :)

Öncelikle kitabı okuyacaklar için şunu belirteyim ilk 30 sayfa çok önemli. 30 sayfada kitaptaki tüm karakterleri görüyoruz. Ben iki kere okudum o bölümü ve gerçekten çok faydalı oldu. Karakterler kafamda sağlam şekilde oturdu.
3 tane aile çıkıyor karşımıza ve ben soyağacı gibi bir şey oluşturdum ilerleyen sayfalarda çok faydasını gördüm. Bu kimdi vs. diyebileceğiniz bölümler olacaktır muhtemelen ve o zaman o soyağacı imdadınıza yetişecek. Sonrasında ise çok fazla ihtiyaç kalmıyor karakterleri tek tek benimsiyorsunuz zaten.
Şöyle bırakayım belki faydası olur :)
https://i.hizliresim.com/r5JZgV.jpg

Bu karakterlerin içinde sanırım tek uyuz olduğum Irene’nin annesi oldu. Ya bir insan bu kadar mı kör olur arkadaş. Bu kadar mı etrafında dönen şeylere gözlerini kapar.
Cevap: EVET

Önce biraz Allende’yi tanımak gerekiyor ama ben uzun uzun yazmayacağım zaten şurada yazılmışı var oraya bakabilirsiniz. #28326977
Çünkü Ruhlar Evi’nde olduğu gibi burada da kendi hayatından izler taşıyor kitap. Devrimler, darbeler, yokluk, insanların çaresizliği, adaletsizlik, özgürlüklerin kısıtlanması, baskı var oğlu var.

Bu kitapta askeri rejimin baskıları sonucu farklı insan hallerini görüyoruz. Bir yanda o rejimin bütün sıkıntıları yaşayanlar, diğer yanda hiçbir şeyden etkilenmeyen bir aile. Irene’nin annesinden bahsediyorum.

Ama Irene çok farklı bir karakter ve kendisi gazeteci. Gerçek bir gazeteci ama halkın yanında olan gerçeklerin peşinde olan biri. Burada annesinden ayrılıyor işte. Hem görüş hem yaşayış olarak.

Lealler var ki onlar sanırım bu kitabın en güzel ailesiydi. Onların kaderi de acı bir kader. Kendi ülkelerinden rejimden dolayı kaçmak durumunda kalıp yine başka bir askeri rejimin olduğu ülkeye gelmesi oluyor.

Lealleri Leal yapan ise şu alıntıda gizli
"Profesör Leal ve Hilda"
“Sonra kederden ve gereksinmelerden doğan yeni bir güç getirmişlerdi dünyaya. Karşılaşılan zorluklara katlanabilmek için birbirlerinin bu çok denenmiş aşklarına dayanmışlardı. Onlar sevgilerini herkesten çok sınavdan geçirmişlerdi.”

Ranquileo ailesi var ki en çok onlara üzülüyorsunuz zaten ve en çok onlar hissediyor bu rejimin acısını, sancısını.

Büyülü gerçeklik diyoruz ya yine bu kitapta da var bu anlatım.
Olay Evangelina Ranquileo üzerinden yürüyor. Evangelina’nın durduk yere kriz geçirmesi, ailesinin bunun tedavisini bir türlü bulamaması ve bunun büyülü bir şey olduğuna karar veren halk Evangelina’dan medet ummaya başlar. Bu böyle yayıldıkça gazeteci Irene ve fotoğrafçısı Francisco olayın peşine düşer. Ranquileo’ların evine geldiklerinde askerlerin de oraya gelmesi ile olaylar farklı bir boyut alıyor. Detay yazmıyorum burada kesiyorum :)
Ruhlar Evi’nde de aynısı oldu. Ona hiçbir şey yazamamıştım. Anlatacağım o kadar çok şey var ama bir türlü toparlayamıyorum. Çok sevdiğim zaman sanırım böyle oluyor :)

Irene’ye başlarda biraz kızmıştım ama sonra nedendir bilmem hak da verdim. Sevmediğin biri ile beraber olmak sanırım eziyet olur insan için. Ama öncesinde seviyor muydun acaba bunu da kendisine sormak isterdim?

Francisco’yu da sevgi, fedakarlık konusunda ayrı bir yere koymak lazım. Ama biraz suçu da var gibi. Hani şimdi kız nişanlı be birader. Gerçekten çok farklı bir durum. Okuduğunuzda daha net göreceksiniz. Kim haklı kim haksız veya böyle bir şey olabilir mi vs diye soracaksınız ama oluyor, maalesef oluyor…

Irene ve Francisco’nun aşkı ile Aşktan’ı iliklerinize kadar yaşıyorsunuz.
Ranquileo’ların ve diğerlerinin kayıpları ile;
Rejimin gizli kapaklı işleri ile;
Gölgeden’i yaşıyorsunuz.

Allende her daim okuyacağım yazarlar arasına girdi. Ciddi manada okumaktan keyif almak istiyorsanız bu yazarı es geçmeyin derim. Gerçekten okuduğum iki kitaptan da son derece keyif aldım. Bitsin istemedim hiç.

Herkese keyifli okumalar.
544 syf.
·Puan vermedi
Öncelikle tarz olarak Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık kitabına çok benzeyen bir kitap. Karakterler doğuyor, aşık oluyor, ölüyor, sonra onların çocukları ve torunları da aynı sarmalı yaşıyor. Abartı ile gerçeklik iç içe geçiyor.

Her şey o kadar kısa sürede olup bitiyor ki tüm insanlığın geçirdiği değişimi 550 sayfada görüyoruz. Kendi toprağında serf durumuna düşen feodalistler, baş karakterlerden Esteban Trueba'nın liberal fikirleri, onun torunu döneminde yükselen sosyalist fikirler, Miguel'in silahlı mücadele fikri, eve hapsedilen kadının feminizm ile tanışması, vs. hepsi kuşaklar arasındaki yepyeni fikirlerin nasıl geliştiğine tanık olmamızı sağlıyor. Son bölümde ise bu sosyalist fikirlerin iktidara gelmesi ve darbe ile yerle yeksan edilmesi anlatılıyor. Nitekim yazarın memleketi Şili'de de aynısı olmuştu. O dönem anlatılmış. Hatta darbe ile indirilen Marksist lider, Salvador Allande'ydi. Yazarın adı ise Isabel Allande. İkisi akraba.

Darbe bölümünü okurken aklıma 12 Eylül geldi. Ülkemizde de bu darbe ile sol baskılanmış, işkenceler olmuş, ülkeyi kaostan kurtarmak adına ülke ABD rotasına sokulmuştu. Bu kitapta da darbenin amacının aslında vatanı korumak değil bir kaç kişinin güç mücadelesinde pay kapmak istemesi olduğu çok güzel anlatılmış çünkü darbe yapılması fikrini ortaya atanları da darbeyle sindiren, hukukun olmadığı, insanlık dışı uygulamaların olduğu utanç anlardır darbeler. Başa gelen kişinin yaptığı toprak reformu birilerini rahatsız edince, para babaları piyasayı manipüle ediyor, yetmiyor darbe yapılıyor ve başkan öldürülüyor. Çünkü zenginlerin düzeni sarsılıyor.

Daha çok para kazanma hırsıyla yanıp tutuşan Esteban Trueba Muhafazakar Parti ile siyasi yaşamına devam edip insanlara patronluk yaparken çok demokrat görünse de devran dönünce demokrasi onun için lafta kalıyor. Desteklediği darbe de önce kendi evladı Jaime'yi öldürüyor, kendi torunu Alba'yı işkencelerden geçiriyor. Silahlanmayı gereksiz bulan bu hümanistin (Jaime) silahlarla öldürülmesi de darbenin, emperyalistlerin, burjuvanın şartlar sağlandığında nasıl da ayrım gözetmediğini kanıtı adeta. Zaten bunu fark eden Trueba kendisini sorguluyor. Kızı Blanca'nın sevdiği ama kendisini sırf devrimci diye benimseyemediği ve balta ile saldırdığı Pedro Turcero'yu bile bağrına basıyor. Çünkü acılar insanları birleştirir. Çoğunlukla ülkeden def edilmesi gerektiğine inanılan fikirler ve kişilere karşı tutunulan tavırlar ise kardeşi kardeşe kırdırır. Son bölümleri çok çarpıcıydı kitabın. Her fırsatta bir liderin katil olduğunu, antidemokratik olduğunu, diktatör olduğunu ilan eden egemen güçlerin yeri gelince darbeler, suikastlar ve komplolar ile ne kadar antidemokratik olabileceğini ve bunu da demokrasi getirmek, istikrarı sağlamak, vatanı kurtarmak kılıfı adı altında nasıl meşrulaştırabileceğini gösteren yazara teşekkürler. Darbeden sonra işkence gören Alba'nın ise intikam istememesi, eğer intikam arzusuyla yanarsa sonra da gücü ele geçiren kişilerin bu sefer kendi torunlarından intikam alacağını düşünmesi, nefretin nefret doğuracağını söylemesi çok değerli.

Clara, Blanca, Alba, Amanda gibi kadınların aşklarıyla eğlenceli giden kitap, darbeci generaller, Esteban Garcia, Trueba gibi erkeklerin siyasi hırslarıyla adeta karamsar bir havaya giriyor. Belki de dünyayı kurtaracak olan ilk saydıklarım gibi düşünenlerdir. Bu anlamda insanlığın ilerlemesinin kadınlardan geçtiğini gösteren bu kitap okumaya değer.
256 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Aslında ,belkide en sevmediğim edebiyat şekli hikayeler ..bana göre kitap denince uzun uzun anlatmalı ne var yok ..bu kitabı bitirdigimde ise bir nebze fikrim yörüngesinden kaymış oldu Allende nin dünyasından gelen hikayeler hiç bir yerde duymadığım dinlemediğim masallar tadında. ..kadınsal yönü ağır basan ,yormadan, kelimeleri akıp giden nehir misali ...bir pazar gününde bitirebilirsiniz
Pazartesine keyifle adım atmak için :)
Mutlu kalın ve fırsat varken kendi hilayelerinizide karalamayı ihmal etmeyin ..hâlâ fırsat varken ...
472 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10
Isabel Allende'yi çok çok uzun seneler önce Eva Luna ve Ruhlar Evi adlı kitaplarıyla tanımış, sonra da okumayı bırakmıştım. Kaderin Kızı'nı okurken dilini hatırladım, üslûbunun tadını hatırladım, değişen bir şey yok: güçlü kadın ve erkek karakterler, rengârenk mekân ve olay tasvirleri, kadere ve akıla olan ortak bir inançla hareket eden, eyleyen ama teslim olan, sürüklenen hikâye kahramanları burada da olduğu gibi devam ediyor. Kitabın ikinci kısmı Amerika'da altın arayışlarına odaklanıyor ve bu bölümde hakikaten Amerika'yı keşfeder gibi oluyoruz, ilk kısıma göre daha ağır bir üslûbu var diyebilirim bu kısmın, çünkü kitabın asıl karakterlerinin yanı sıra ülkeye göç etmiş ve zengin olmak, yırtmak derdinde olan başka insanların hikâyelerini de öğreniyor ve belki de Amerika'nın 19.yüzyılın sonlarında yaşadığı bu delilik sürecini neredeyse birebir yaşıyoruz: zulümler, gaddarlıklar, ırkçılık ve her türden suçla beraber bitmek bilmeyen ilginç iyilikler, tesadüfler de ana karakterimiz Eliza'nın arayışına dahil oluyor. Eliza hayatının anlamı olan insanı bulmak için bir yerden bir başka yere savrulurken 'aramakla bulamazsın, ama bulanlar arayanlardır', sözünü getirdi aklıma.

Kitabın çok rahat okunan bir kitap olduğunu söylemek zor aslında; bu renkli üslûbun, uzun cümlelerden oluşan dilin yorucu olduğunu söylemek isterim. Kitap baştan sona böyle, ikinci kısımda daha belirginleşiyor bu üslûp bence. Allende'nin karakterleri ilginç, renkli, gerçekçi karakterler; tarihi olaylar, mekânlar ve aslında kıta da, Amerika da öyle Allende için: coğrafyayla sarmalanmış bir hikâye bu; yazar karakterlerinin olduğu kadar toprağın ve ülkenin, ülkelerin, belki kıtanın hikâyesine kadar da uzanıyor; kızılderililerden meksikalılara, çinlilerden şilililere dek bir çok farklı ulusun birbirine dolaşmış kaderlerini sanki ilmek ilmek örmeye çalışıyor gibi.

Allende'nin bu eserini herkese öneriyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Isabel Allende
Unvan:
Şilili Yazar, Gazeteci
Doğum:
Lima, Peru, 2 Ağustos 1942
Isabel Allende, 1942 yılında Peru'nun başkenti Lima'da doğdu. Ancak birkaç yıl sonra ailesi Şili'ye göç etti. Isabel Allende, amcası, Şili Devlet Başkanı Salvador Allende'nin 1973'te öldürülmesinden iki yıl sonra kocası ve çocuklarıyla birlikte Venezuella'ya sığınmak zorunda kaldı. 17 yaşında gazeteciliğe başlayan Allende, bir süre sonra San Francisco'ya yerleşti, ABD'nin önde gelen üniversitelerinde edebiyat dersleri verdi. 1982'de yayınlanan ilk romanı Ruhlar Evi'ni, 1984'te Aşktan ve Gölgeden, 1985'te Eva Luna adlı romanları, 1989'da Eva Luna Anlatıyor adlı öykü kitabı izledi. Sonsuz Düzen adlı romanı 1991'de, Paula 1994'te, Kaderin Kızı 1999'da,Sararmış Bir Fotoğraf 2000'de, Yüreğimdeki Ülkem 2003'te yayınlandı. Allende 2002-2004 yılları arasında Canavarlar Kenti, Altın Ejder Kenti ve Pigmeler Ormanı adlı romanlardan oluşan gençlik üçlemesini kaleme aldı. Türkiye'de tüm yapıtları Can Yayınları arasında yer alan Allende, hemen tüm öykü ve romanlarında gerçekçi bir anlatım ve siyasal bir yaklaşım ile büyülü gerçekçiliğin gerçeküstücü geleneğini ustaca kaynaştırdı.

Yazar istatistikleri

  • 86 okur beğendi.
  • 664 okur okudu.
  • 21 okur okuyor.
  • 1.012 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları