İsmail Güzelsoy

İsmail Güzelsoy

Yazar
8.9/10
109 Kişi
·
166
Okunma
·
36
Beğeni
·
2.200
Gösterim
Adı:
İsmail Güzelsoy
Unvan:
Yazar
Doğum:
Iğdır, 1963
İsmail Güzelsoy 1963 yılında Iğdır’da doğdu. Ortaöğreni-mini İstanbul’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’ndan ayrılıp İsveç’e gitti. İsveç’te yaşadığı üç yıl boyunca İsveç dili ve edebiyatı üzerine çalıştı.
Başlıca eserleri: Kitab-ı Mukadder / Seni Seziyorum (öykü, 2000), Ruh Hastası (roman, 2004), Sincap (roman, 2005),
Rukas (roman, 2006), İyi Yolculuklar (roman, 2007), İstanbul Gezi Rehberi I, II (2009). Katkıda bulunduğu eserler: Broen (Danca antoloji, 2006), Turkische Erzählungen des 20. Jahrhunderts (Almanca antoloji, 2008), İstanbul Noir (öykü, derleme, 2008).
Hangi dilde, hangi kültürde, hangi zamanda olursa olsun aynı şekilde anlaşılacak iki şey var: Kahkaha ve hıçkırık.
...ve onu öptüm.
" Ne yapıyorsun, insanlar görecek!" diye söylendi.
"Görsünler de biraz insanlık öğrensinler"
İsmail Güzelsoy
Sayfa 256 - Doğan Kitap
Dünya üzerinde insan kadar vahşi bir canlı olmasa gerek. Hatta sana söyle söyleyeyim: Vahşet avlanan için vardır, avlayan için o dediğin bir eğlenceden ibarettir.
"Evlat gitmenin sebebi olmaz. Gidenlere kafa yormak maziyi planlamak gibidir. Sen gidene değil, gelene bakacaksın."
İsmail Güzelsoy
Sayfa 24 - Doğan Kitap
Biz uzaklığı hasretle ölçeriz. İçinde aşk yoksa, uzak diye bir şey de yoktur. Uzağın olmadığı yerde yakın da olmaz haliyle.
Ah, kimse görmüyor diye kanatlarımızı inkâr edemeyiz ki!
Biz gökten yere de baktık, yerden göğe de...
Ne yer kucakladı bizi ne gök sinesine sardı.
Ortada kalışımız bundandır.
İsmail Güzelsoy
Sayfa 91 - Doğan Kitap
Senin acının başkalarını eğlendirdiği bir yer ya da bir zaman hayal et. Cehennem orasıdır.
İsmail Güzelsoy
Sayfa 39 - Doğan Kitap
“Bir şarkıyı dinlerken aynı şeyleri hissetmek kucaklaşmadır.”

Kucaklaşan gerçek dostluğu, iki öksüz canı, bir maymunla bir çocuğu bir ağıtta birleştiren, bazen gülümseten bazen de gözlerimden süzülen damlalara engel olamadığım, Osmanlı Dönemi’nden bir İstanbul romanı.

İstanbul romanı dediysem sıradan bir kurgudan bahsetmiyorum. İlk cümleleriyle içine çekiyor, yavaşça yükselerek en üst seviyede son buluyor. Gel sana bir hikaye anlatıcam diyor İsmail Güzelsoy, oturduğu koltuğun karşısını işaret ederek, geçip oturuyorsun ve gözlerini kırpmadan dinliyorsun hikayesini. Şiir gibi cümleler, masalsı bir anlatım – tabi en önemlisi her masalın perde arkasında “gölge” gibi gizlenen gerçeklikler- masalsılığını taçlandıran çizimler… İstanbul semalarında yürütüyor bizi, Osmanlı Dönemi meydan tabloları can buluyor gözlerimizin önünde. Bazen de canlanan hareket eden o figürler yavaşlayıp donuyor tablo oluyor yeniden, kısacası Güzelsoy zamanla oyun oynuyor. Yeni bir terimle tanıştırıyor bizi; Ruyabaz. Merak ediyorsun ne anlama geldiğini ama bunu öngörerek diyor ki en başında: “Anlamak için acele etme. Bazı şeyleri anlamadan da severiz ya. İnsanları mesela… Aşk başka ne ki?” Tabi aşk da var hikayesinde onun haberini de vermiş oluyor.

Bir ipte iki canbazın oynayabileceğini gösteriyor mesela saflıkla temizlikle bunun nasıl gerçek olabileceğini. Güveni, gerçek dostluk kavramının nasıl olabildiğini ve insanların nasıl kirlendiklerini. Kehanet oyunlarını, onlara kapılanların pişmanlıklarını anlatıyor. Bilimle hurafe, sevinç ve hüzün, gerçek ve rüya bir araya geliyor.

Dili ve üslubuna gelirsek, eski ve yeni kelimeler öyle uyumlu ki, Osmanlıca kelimelerin içinde dikkati dağılıp sıkılan beni bile yola getiriyor. İlerde yaşanacak olayla ilgili küçük bir anektod verdikten sonra hikayesine kaldığı yerden devam etmesiyle heyecan ve merak eksilmeyen öğelerden biri haline geliyor. Okurken ve okuduktan sonra gördüğüm üzere yazar tarihte yaşanan olaylardan da bahsediyor. Hikayenin başlangıcında da bunu görmek mümkün. Çocuk kahramanımızla maymun dostu Leylifer’in bu kalp ısıtan hikayesi yazarın, tarihçi Reşat Ekrem Koşu’nun maymunların 16. asırda idam edildiğine dair anlattığı olaydan esinlenmesiyle ortaya çıkmış aslında. Olayın iç karartıcılığı yanında bir hikayeye konu olması ne de güzel olmuş.

Kitabım işaretlenmiş cümlelerle doldu, her biri birbirinden anlamlı olan bu cümlelerin hangilerini alıntı olarak paylaşacağımı bilemedim kararsızlık yaşadım çoğu zaman. Kitap bittikten sonra da uzun bir süre etkisinde kaldığım son paragraflarını okudum, derleyip toplamaya çalıştım, ne yazsam, nereden başlasam da hakkını verebilsem diye düşündüm. Bilmiyorum hakkını verebildim mi ama diyorum ki siz iyisi mi alın okuyun mutlaka bu kitabı.


-Son olarak bir noktaya daha değinmek istiyorum, maalesef o da kitabın dikkat çeken ilk unsuru olan kitap kapağı. Maalesef diyorum çünkü kapak o kadar ürkütücü ki, Doğan Kitap’ın neden böyle bir tercihte bulunduğunu henüz anlayabilmiş değilim. Kitabı çok merak etmeme rağmen ben bile sorun yaşadım bu konuda. Kendimi sayfaların içine kaptırmış olsam bile yine de bir yanımı rahatsız eden bu duruma en sonunda kitabı kaplayarak çare buldum. Kitabı okumayanlar için şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki içinde bulunan çizimlere bakarak karar vermeniz çok daha doğru bir yöne sürükleyecektir kararınızı.-

Keyifli okumalar.
Ne güzel bir kitap okudum ben böyle.

Leva ille de oku dediğinde kimmiş bu İsmail Güzelsoy dedim, burun kıvırdım. Yazarı hiç duymamıştım. Neyse tavsiyesine uyup aldım kitabı, iyi ki de aldım ve güzel yazarla tanıştım. Yazarın böyle iyi yazarken,böyle az bilinir olmasına da şaşırdım.

Kitabın ilk sayfalarında sizi iki karga karşıladığında, ne bu böyle fablın içine mi düştüm ya da "3 gözlü kuzgun"a mı bağlanıyoruz diyebilirsiniz. Böyle anlamlandırmaya çalışırken kendinizi birden hikayenin içinde buluveriyorsunuz.

Iğdır'dan İstanbul'a,sihirbazlıktan tıbbi ilimlere uzanan bol hikayeli,fantastik-romantik-dramatik bol çeşnili,bol karakterli bir kitap okuyorsunuz.

Kitap boyunca pek çok yerde ve pek çok farklı şekilde ölüm teması var. Sanırım yazarın sormak istediği de ya da söylemek istediği de, her şeyin sonunda ölüm varsa hayat onca mücadeleye,sevmeye, dostluk kurmaya, böyle uğraşıp çırpınmaya değer mi? (Değmez...). Bir kargalar,bir Doslar,bir edip derken ölüme çare mi buluyoruz,ölüyor muyuz derken tüm hikayeler muazzam şekilde birbirine bağlanıveriyor, kitap bitivermiş ve tadı damağınızda kalmış oluveriyor.

Masal tadında giden,her bir karakterini ayrı bir sevdiğim(Sadere favorim olsa da.) bu kitabı herkese tavsiye ederim.

Dipnot : Kitapla ya da kitabın konusuyla hiç alakası olmamasına rağmen kitabın adı her geçtiğinde dilime dolanan şarkı için buyrunuz : https://www.youtube.com/watch?v=kNZjA_rd3iU
HAYATIM BOYUNCA ARADIĞIM KİTABI SANIRIM BULDUM!

BİLİM KURGU MU, O ZAMAN Hatırla
TARİH Mİ, O ZAMAN Hatırla
FANTASTİK Mİ, O ZAMAN Hatırla
SAĞLAM BİR KURGU MU, O ZAMAN Hatırla
AŞK MI, O ZAMAN Hatırla
Hatırla ,Hatırla ,Hatırla !

Şimdilik Postmodern dünyanın en sağlam kurgusu İsmail Güzelsoy da saklı diyebilirim.
mithrandir21 | Uğur la birlikte başımıza mükemmel bir bela sardık, hangi kitabı elimize alsak Hatırla nın etkisinden çıkamıyoruz.
Yazarın '' Fenni Sihirler'' adı altında topladığı Değmez , Gölge ve Hatırla nın ufak bir dikkatsizlik kurbanı olarak, üçüncü kitabı olan Hatırla dan başladık. üçüncü kitap olduğunu sonradan öğrendikten sonra, ufak bir huzursuzluk eşliğinde okumaya devam etsem de yazarın röportajlarından, bu kitapların birbiri ile bağlantısız fakat yan karakterlerin bahsedildiği üçleme olduğunu anlayınca yolculuk keyifle devam etti. Okudukça aralarda Şahsiyet dizisi esintilerini aldım. Herhangi bir bağlantısı var ya da yok bilmiyorum ama anımsadığım noktalar oldu.
Kitabı okurken yaşamak için, zamanı durdurmak gerekir diye düşünürüm. İşte bu roman, zamanın durmasını istediğim bir kurgudan ibaret. Kurgudan ziyade 800 yıl öncesi ve günümüz gerçekliği de mevcut. El Cezire'nin yaptığı otomatonlardan tutun Codart sendromunun çarpıcılığı ve içimizdeki Kibele'ye kadar topraklarda yaşanan yağmalamalar...
Kitabı okurken zihnimin bir yanı sürekli sorgulama peşindeydi. Can nedir? Canlılık nedir, canlıyken ölü olmak mı? ölüyken canlı kalabilmek mi esas olan… Sorular sorular.
Bir yanda vefalı bir aşkı dinlerken bir yanda duyguların robotlarla imtihanı süregeliyor. Yaratılmak ve yaratmak, bu kavramların içselliğini çözmeye çalışırken bir heykeli yaratabilmenin mucizesine tanıklık ediyor insan. Ve zaman sonra yaratmakla üretkenliğin arasındaki ince çizgide kaybolup gidiyorsunuz. Başkası olmamak ve kendini başkasında var edebilmek…Bazı anlar ya da kitaplar vardır anlattıkça ya da konuştukça içinizdeki büyüsünü kaybedeceğine inandığınız,ya da bir dileğiniz vardır söylemediğinizde gerçekleşeceğine inandığınız, işte onun gibi bir şey Hatırla
Zaten cümlelerin oyunu içerisinde, belki de yıllarınıza yön vereceğiniz ve sürekli kulağınıza fısıldanan o kelime bırakmıyor peşinizi ''HATIRLA''…
Fazla iyiydi.

Olabileceğinin ötesi derecede iyi bir roman, iyi bir yazar da İsmail Güzelsoy. Yazarın kalitesini, romancılık becerisini anlatabilmem için ülkemizin ötesinde bir yazar demek, yaşadığımız zamanların ötesinde bir yazar demek sanırım yeterli olacaktır.

Uzun zamandır gözüme çarpardı Güzelsoy’un kitapları, ama ne merak eder kitaplarının konularına bakar ne de yazarı araştırırdım, bu kadar fazla karşıma çıkmasına rağmen maalesef (evet maalesef) hiç de merak etmemiştim. Yakın ama aslında uzak olan bir zamanda da sitede edebiyat bilgisine en çok güvendiğim Metin T. Abi’nin Güzelsoy hakkında yorumunu okumuş ve sayesinde de bu eşsiz yazar ve mükemmel kitapla tanışabilmiş oldum. Bir yandan sevinçliyim böylesine güzel ve farklı bir yazarla tanıştığım için, bir yandan da içten içten dert yanıyorum Güzelsoy ile bu kadar geç tanıştığım için. Hem kurgusuyla, hem tekniği ile hem de kurgusunun yanındaki yan hikâyeleri ile İsmail Güzelsoy Türk edebiyatının zirve yazarlarından hiç şüphesiz. Anlatımı, betimlemeleri hem çok güçlü hem de şahsına münhasır şekilde. Kullanılan argo sözler, küfürler ise öyle güzel bir dengede kullanılmış ki inanın bu sözlerin kullanıldığı önceki ve sonraki o kelimelerin arasına o küfürlerden, o argo sözlerden başka hiçbir kelime/kelimeler olmazdı. Yan hikâyeler ve yan karakterler ise ana kurgunun kalitesini, kitabın okunabilirliğini en ufak bir şekilde tökezletmeden, sekteye uğratmadan aksine kuvvetlendirerek destekler şekilde. Şunu da anladım ki romanlarında Güzelsoy karşılıklı referansı bol şekilde kullanıyor, yani farklı bir kitabında ucu açık kalan bir konuyu farklı bir kitabında yan hikâye olarak sonuçlandırıyor. Yani kitaplar tek olarak anlaşılmasında herhangi bir şekilde en ufak sıkıntı yokken yazarın kronolojik sıralamasında okumanın sadece alınacak olan zevkin dozunu arttırıp daha yüksek olacağı bir gerçek. Yan hikâyelerde aslında sadece diğer kitaplarından referans alıp göndermiyor Güzelsoy, gerçek dünyadaki olaylara da değiniyor, mesela bu kitabında kar topu yüzünden öldürülen Nuh Köklü’yü Hatırla tıyor bize yazar.

Şimdilik öğrendiğim okuması sıra ise: Öncelik olarak Değil Efendi'nin Renk ve Korku Meselleri okunması, Sincap ‘a ise bu kitabın devamı diyebiliriz. Fenni Sihirler adındaki üçleme ise (iki tane daha devamı gelecekmiş): Değmez Gölge ve Hatırla olarak okunması yan karakter ve yan hikâyeler bakımından dediğim zevk kalitesini daha da arttırıyor. Değmez’de ise Değil Efendi ve evlatlığının aktif olduğu da düşünülürse yazarı kitap çıkarma tarihine göre kronolojik sırada okumak gerçekten önemli. He tabii, bir de bu kitabında gördüğüm şöyle bir durum da var: #35540811
Başa bela yani.


Kitabın hemen hemen ortalarına kadar olayın veya olayların ne şekilde gelişeceğine dair ufak bir şey oluşmadı kafamda, oluşamadı çünkü yazar bariz bir şekilde belli ki bu düşüncelerin okurunun kafasında en azından belli bir sayfa sayısına kadar oluşmasına izin vermiyor (sonralardan ise en azından dikkatli okura müsaade veriyor). Bilinmezlikle, merakla ve yan hikâyelerle besliyor ana kurgusunu. Öyle ki yazarın anlatısının şehvetiyle, heyecanıyla bu küçük yan hikâyelere kapılıp gittiğimiz anlarda ister istemez yazarın da kapılıp gideceğini ve ana kurguya dönmeyeceğini ya da dönse de bekleneni veremeyeceğini düşünüp, kaygılandığımız anlarda sanki o bilmediğimiz özel tekniği ile ana kurguya döndüğünde birkaç sayfa sonra anlıyoruz ki aslında ana hikâye daha da güçlenmiş oluyor.

Dedim ya çok farklı yazar diye, Hatırla da çok katmanlı mimariye uygun bir eser diye işte o kadar dolu ve katmanlı bir eser ki hangi kategorinin altına koysam inanın okuduktan sonra biriniz de “Hayır bu kitap bu kategoriye giremez, sen yanlışsın” diyemez. Bilim kurgu desem sağlam bir bilim kurgu örneği, kapak resminden de anlayacağınız üzere Steampunk ve Biopunk da diyebiliriz, postmodern bir kitap da Hatırla, güzel, naif bir aşk hikâyesi de aslında Hatırla ama siyasi bir roman da ve insanların kendi etrafında dönen Binbir Gece Masalları tadında alternatif tarihi bir kurgu da Hatırla, Steampunk ve Biopunk olduğu için de bilim kurgunun yanında güzel bir fantastik eser de Hatırla. Evet, bunların hepsini içinde barındıran ama gerçekliğinden, inandırıcılığından en ufak bir şey kaybetmeyen gerçeklikte de bir roman Hatırla. Bilmiyorum belki de sırf bu sebepten dolayı güzel bir büyülü gerçeklik örneği de diyebilirim Hatırla için.

Yazacağım, yazmak istediğim ve yorumlamak istediğim o kadar çok konu var ki ama inanın bunlardan herhangi birini söylesem kitap hakkında “spoiler” olur. Dedim ya işte kitap sağlam bir çok katmanlı eser örneği diye, işte emin olun katmanların içindekilerden hemen hemen hepsi siz okurken sürpriz olacak düzeyde ve güzellikte.
Aşk..
Büyüyorsun, göreceksin, bir gün âşık olacaksın. O zaman ne dediğimi anlayacaksın. Kalabalık bir caddede yürüyüp giden binlerce insandan biri, ansızın hayal haline gelecek. Kendi yarattığın bir hayale tapacaksın. Yıllarca seni kandırabilir. Bu senin ahmak olduğun anlamına gelmez; mesut olmak istediğin için yaparsın bunu.
Hayal, gözbağı, hokkabazlık, sihir, aşk, dostluk... Ne dersen de, böyle bir oyundur
Şahane bir roman. Banknot Üçlemesi, bence edebi değer ve özellikle kurgu kallitesi bakımından incelendiğinde iyiden kötüye seyrediyor. Sincap'ta İsmail Güzelsoy'un okuru da olay örgüsünün içine etken bir şekilde dahil eden bir tavrı var. Sonradan da aynı üslubun izlerine rastlıyoruz yazarın işlerinde... Ancak; Sincap'ın etkileyiciliği bambaşka. Banknot Üçlemesi'nin çıkış noktasını (paranın fiziki varlığı, mülkiyeti, mana ve ehemmiyeti) zaten hayranlık verici bulduğumdan; nümizmatlar, meczuplar, kasaplar, hayat kadınları ve daha nicelerini vaat eden bu üçlemeyi ama özellikle de ilk kitap olan Sincap'ı şiddetle tavsiye ediyorum. Varoluşçuluk'a, materyalizme merakı olanlar, özellikle okusun.

Bir dipnot: "Banknot", bir üçleme olarak tasarlanmış olsa da her kitabın müstakil bir okunabilirliği olduğunu söylemek gerekir. Bir de Sincap'ın ilk baskısının (Everest Yayınları) kapak tasarımı şahanedir. Bu yeni kapağı sevdiğimi söyleyemeyeceğim.
Böyle bir anlatımı ben İhsan Oktay Anar'da görmüştüm bir de İsmail Güzelsoy'da... İlk cümle ile bir anda kitabın içerisine giriyor ve Osmanlı alemine sokak yaşamına dalıyorsunuz. Anlatması o kadar zor o kadar heyecan verici ki doğru kelimeleri bulmak bir hayli zor. Devinimi yüksek bir anlatım, coşkulu bir son. Mutlaka okunmalı.
Muazzam bir kitap. Soluksuz okudum resmen. Kurgu, işleyiş olağanüstüydü. İsmail Güzelsoy'u herkese tavsiye ediyorum. En kısa zamanda yeni çıkan kitabını ve diğerlerini okuyacağım. Keyifli okumalar.
"Dünya görmek istediğimiz şeylerin panayırıdır. İnsan baktığını görmez, gördüğüne bakar. Görmek istemediklerimiz ise hususi cehennemimizi donatır." çok sevdim....
İnsanların önyargılarıyla bir insanın hayatını hiçe sayabildiklerini, harcayabildiklerini; aslında çoğu kişinin hayatında daha önemli yere sahip olan insanları korumak için geri kalan herkesi satabileceğini ama tüm bu hainlikleri tek bi kişinin günah keçisi olarak üstlenebileceğini anlatan, 'keşke daha detaylı, daha uzun anlatsaydı yazar bu hikayeyi' dedirten 98 sayfalık kısa ama anlamlarla dolu hikaye kitabı. Ben bir solukta ve çok etkilenerek okudum, herkese öneriyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
İsmail Güzelsoy
Unvan:
Yazar
Doğum:
Iğdır, 1963
İsmail Güzelsoy 1963 yılında Iğdır’da doğdu. Ortaöğreni-mini İstanbul’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’ndan ayrılıp İsveç’e gitti. İsveç’te yaşadığı üç yıl boyunca İsveç dili ve edebiyatı üzerine çalıştı.
Başlıca eserleri: Kitab-ı Mukadder / Seni Seziyorum (öykü, 2000), Ruh Hastası (roman, 2004), Sincap (roman, 2005),
Rukas (roman, 2006), İyi Yolculuklar (roman, 2007), İstanbul Gezi Rehberi I, II (2009). Katkıda bulunduğu eserler: Broen (Danca antoloji, 2006), Turkische Erzählungen des 20. Jahrhunderts (Almanca antoloji, 2008), İstanbul Noir (öykü, derleme, 2008).

Yazar istatistikleri

  • 36 okur beğendi.
  • 166 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 178 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.