İsmâil Hâmî Dânişmend

İsmâil Hâmî Dânişmend

YazarÇevirmen
8.5/10
89 Kişi
·
170
Okunma
·
31
Beğeni
·
1.974
Gösterim
Adı:
İsmâil Hâmî Dânişmend
Unvan:
Türk Tarihçi ve Türk Dili Araştırmacısı.
Doğum:
Merzifon, 1899
Ölüm:
12 Nisan 1967
Babası Cebel-i Garbî mutasarrıfı Emir Mehmed Kâmil Beğ’dir. Orta tahsilini Beyrut ve Şam’da tamamladı. İstanbul’da Mekteb-i Mülkiye’yi bitirmeden evvel, Fransa’da Pâris College’de Fransızca okudu. İstanbul Mâliye Mektebi, Edebiyât Fakültesi ile Mülkiye Mektebi’nde Dinler Târîhi ve Siyâsî Târîh dersleri verdi. Bağdat’ta Hukuk Mektebi Müdürlüğü yaptı. Kendi gayretiyle Nisan 1919'da çıkardığı Memleket Gazetesi ile Hâkimiyet-i Milliye, İrâde-i Milliye gazetelerinde neşrettiği yazılarıyla Millî Mücâdele’yi destekleyen aydınlardandır. Sivas Kongresi’ne katılan delegeler arasında yer aldı. Cumhuriyet’ten sonra resmî bir görev almadı. Kendini tamâmıyla Türk ve İslâm Târihi araştırmalarına verdi. Çalışmalarını otuzdan fazla kitapta topladı.

"Îzâhlı Osmanlı Târîhi Kronolojisi" adlı eserine târih araştırmalarında günümüzde de sıkça başvurulmaktadır. Bilhassa "Îzâhlı Osmanlı Târîhi Kronolojisi" adlı kitâbında, devşirmelerin Türk milletine yaptığı ihânetlerin üstünde durdu. Eserlerinde Türk milliyetçiliğinin pek çok temel iddiasını dile getiren Dânişmend, 12 Nisan 1967’de İstanbul’da vefât etti.

Türk-İslâm Târîhi’ne âit birçok eseri bulunan Dânişmend’in; Türkçe-Osmanlıca-Fransızca Lügat, Destan ve Dîvan Edebiyâtı’nda İstanbul Sevgisi, Türkçe Resimli Büyük Dil Klavuzu adlı eserleri Türkçe husûsundaki mühim çalışmalarıdır.
"... Muhammed devrinin erkekleri kadınlarını yanlarından ayırmış değillerdi; her iki cinsiyyet mensupları birbirlerini ziyaret ederler, sokaklarda serbestçe dolaşırlar ve camide beraber namaz kılarlardı..."
İsmâil Hâmî Dânişmend
Sayfa 93 - Will Durant 'Medeniyyet Tarihi' Külliyatının 'L age de la foi=İman Çağı' serisinin birinci cildinin 284.sahifesi
Profesör Marcel Granet'nin dediği gibi, o sırada Türkler bir taraftan Arap ve bir taraftan da Çin taarruzlarına karşı koymak, yani Asya'nın en kaahir* kuvvetleriyle boğuşmak gibi çok çetin bir vaziyete rağmen mücadelelerine devam ediyorlardı.
Herhalde şu muhakkaktır ki, Sünnî-İslâmiyyet bugunkü varlığını ne derece Türk'e medyunsa (borçluysa), Türk ırkı da milli mevcûdiyyetinin bekasını ayni derecede İslâmiyyete medyundur.
"Şâyân-ı hayrettir (hayrete değerdir) ki hârikulâde bütün İran dağlarının ve o devrin iki büyük devletinin, bütün askeri kuvvetleri ile mukavemet edemediği Araplar, Kafkasya kapularında tevakkuf ettiler (durdular) ve Kafkas geçitlerinin büyük bir devlet tarafından değil, belki sâdece nîm göçebe (yarı-göçebe) Hazarlar tarafından müdafaa edilmesine rağmen muvaffak olamadılar."
İsmâil Hâmî Dânişmend
Sayfa 49 - Michael Kmosko (Körösi csoma Archivum mecmuası'ndan terceme suretiyle naklen Türkiyat Mecmuâsı, C. 3,1935 İstanbul tab'ı, S. 133)
"Kadın hayvanların gördüğü muâmeleden daha farklı bir muâmele görmüyordu. Teaddüd-i zevcât(birden fazla kadınla evlenmek) , bir merhale-i ibtidâiyyede (ilkellik aşamasında) bulunan her millet gibi, Araplar arasında da şâyi'dir(yaygındır).
Bir erkeğin alabileceği kadınların haddi yoktu; bu, herkesin arzusuna tâbi' olan bir şeydi. Teaddüd-i zevcât başka her Arap, istediği kadar mahbûbelerle gayri-meşru münasebâtta(ilişkilerde) bulunabilirdi.
Fuhş bir meslek şâyi'di. Esîr kadınlar, icrây-ı fuhş ederek (fuhuş icra ederek) efendilerine para kazanırlardı.
Evli kadınların, çocuk getirmek için başka erkeklerle münâsebetdâr olmalarına müsaade edilirdi. (bknz. İstibdâ')
Bundan başka kadına bir eşyâ parçası gibi bakılırdı. Kadın müteveffâ(vefat eden) zevcinin, müteveffâ babasının yahut akrabasının mirasından bir hisseye naîl olmadıktan başka, kendisi müteveffânın mirası arasında başkalarına intikaal eder ve vâris onu istediği gibi kullanırdı."

'Clement Huart istibdâ yı şöyle anlatır:
"İzdivacın diğer bir şekline de Nikâh-ül-istibdâ ismi verilir: bu şekle göre iyi yahut güzel bir zürriyet sahibi olmak isteyen bir erkek, karısının bir çocuk peydâ edinceye kadar başka bir erkekle yaşamasına müsaade eder; bu çocuk, kadının meşru kocasının oğlu sayılır. "
İsmâil Hâmî Dânişmend
Sayfa 76 - Hind âlimlerinden Mevlânâ Muhammed Ali'nin 'Peygamberimiz' ismindeki eserinin Ömer Rızâ tercemesinin 1341-1342 İstanbul tab'ının 24.sahifesi
"...Türkleri kışkırtma ve onlardan hiçbir şey istirdâd etme! Çünkü ben Resûl-Ullâh Sall-Allâhu aleyhi ve Selem'den işittim, buyurdular ki:"Türkler, Yavşan otu biten yerlere (Yani Avrupa'ya) kadar ilerleyeceklerdir."
İsmâil Hâmî Dânişmend
Sayfa 150 - Hz. Muaviye nin hadisi
Ondördününcü Louis devrinin Fransız hâkimlerinden birine şöyle bir söz izafe edilir:
-Bu sabah üç kişiyi idama mahkûm ettik; Hele ikisi öyle hak etmişti ki!...
80 syf.
·1 günde
Danişmendoğullarının kurucusu Danişmend Gazinin soyundan geliyormuş yazarımız.

Kitap Batının batı olmasını İslam Medeniyetine borçlu olduğu üzerine vurgu yapıyor.İslam Medeniyeti olmasaydı Avrupa da Rönesansın yaşanmayacağını ve yaşansaydı dahi matematik,tıp,astronomi...gibi bilimlerden mahrum olacağını söylemiş.Bu yüzden yüzümüzü batıya dönmememiz gerektiği aslında cevherin bizim içimizde olduğu üzerinde durmuş.Bolca hadis ( hadis mi gerçekten orası biraz tartışmalı ama ben yazarın yalancısıyım :) ) ile ilim ve irfanı vurgulamış,İslamın her şeyin üstünde ilim ve irfanı gördüğünü desteklemek istemiş.

Benim fikrime gelince bilim,ilim veya irfan birikerek çoğalan ve gücünü bu birikimden alan dallardır.Ha İslam Medeniyeti ha Yunan Medeniyeti çok farkı yok benim için önemli olan bilginin,ilimin nerede olduğu.Lakin yazar İslam Medeniyetini mihenk taşı olarak göstermesi sanki dünya İslam Medeniyetiyle yaratıldı edasını taşıyor bu da doğru bir bakış açısı değil en azından benim fikriyatımda.
Şu an bizler bizden önce yaşamış bütün insanlardan daha büyük bir bilgi birikimiyle karşı karşıyayız lakin sadece bizim bir adım atmamız veya bir tuşa basmamız bekleniyor onu da bi zahmet yapın.

Felsefe,bilim ve tarih kılavuzunuz olsun.
243 syf.
·9/10 puan
Batılı yazar ve seyyahların, eski Türklerin karakter ve ahlâk yapısını bazen dostça, bazen düşmanca, çoğu zaman hayranlıkla kaleme aldıkları yazıları,İsmail Hakkı DANİŞMEND'in tenkit ve tahlilleriyle beraber okuyoruz.
Batı kaynaklı alıntı bölümlerde bazen tekrara düşülmüştür.Mamafih bu tekrarlar sonrasında; yazarın konu ile alakalı farklı yorum ve eleştirilerine yer verilmesi durumun göze batmasını engelleyip, faydalı olmasını bile sağlamıştır.
Kitabı okurken; bir yandan üstün anlama kabiliyetine sahip, sevgisinin kapsama gücünün üstünlüğü ve yaratılmış tüm varlığa sonsuz sevgi ve saygı besleyen Eski Türkün, islamiyet tacı ile birlikte yeni bir medeniyete öncülük edişinin gururunu hissederken; bir yandan da tanzimat sonrası yetişen ,atalarının pabucu olamayacak,şık ve züppe yeni Türkün hüznünü hissediyoruz.
Bir Türk gencinin kat'i surette okuması gereken bir kitap.
Iyi okumalar dilerim.
221 syf.
·8/10 puan
Gök Tanrı'ya inanan biz Türkler niye kendilerine tebliğ edildiği halde yaygın bir biçimde Hristiyanlığa değil de Müslümanlığa geçtiler hiç düşündünüz?Cevabınız Talaslı cümlelerse bence bir daha düşünün,cevabınız tek tanrılı inanç ve cennet cehennem kavramlarıysa tekrar düşünün çünkü onlar Hristiyanlıkta da vardı.Bu kitabı okumayacak yahut bu konuyu hiç merak etmeyecekler için birkaç bilgiyi derlemek istiyorum.
1-Türkler İslamiyet'i hemen benimsememiştir.
2-Türkler İslamiyet'i kılıç zoruyla da benimsememiştir.
3-Türkler kuzeyde,Merv'de,Ötüken'de İslam ordularının ilerleyişini durdurmuş ve hatta hücuma geçmiştir.
4-Araplar özellikle Emeviler devrinde Kuteybe bin Muslim ile Türklere baskı uygulamistir.
5-Türkler 700'lerde kitlesel olarak İslama geçmemiştir.
6-İlk Türk İslam devleti olan Doğu Uygurlar İslam coğrafyasına uzak bir bölgededir.
7-Araplar Türkleri İsrailiyat tefsirleriyle yecuc mecuc kavmi olarak görmüş fakat Tuğrul Bey döneminde ocağımıza düşmüslerdir.
8-Türkler İslamiyet'i Araplardan değil İran'dan öğrenmiştir.
9 ve sonuç Türkler İslamiyet'i zaman içinde içselleştirerek benimsemiş ve İslam olmuştur.
80 syf.
·Puan vermedi
80 sayfa olmasına rağmen içerik olarak bilgi yüklü dolu dolu bir kitap müzik matematikte mimari de tıpta edebiyatta çoğu bilgilerin ve eserlerin şark merkezli olduğunu batı medeniyetinin sonradan bunları öğrendiğini batılı yazarların kitaplarınin da ismini vererek itiraflarını yazmış güzel bir eser..
230 syf.
·14 günde·Beğendi·6/10 puan
Yazarın bu kitabı onyedi bölümden oluşuyor.Türk ırkının ihtida sebepleri,Arap ırkının Türk düşmanlığı gibi konular anlatılıyor.Gerek ayetler ve hadisler ışığında Türk - Arap düşmanlığının arka planı açıklanıyor.

Kitapta dikkat çeken bir diğer konu ise yabancı ( Batılı ) tarihçilerden aşırı derecede kaynak bulunması...İşte bu nedenlerle katılmadığım bazı tespitler var.

Tarih sever okurlara tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
230 syf.
Olumsuz önyargılarım ile başladığım saygı ile bitirdiğim kitap. Özellikle Kuteybe Ibn Müslim'in sözde Türk katliamlarına (Curcan ve Talkan) açıklık getirmiştir.
Bir avuç Hazar Türkünün çembere alıp aylarca dalga geçtiği Kuteybe'nin!

“Kuteybe dört ay düşman çemberi içinde kalmıştı. Bu müddet zarfında Haccâc kendisinden hiçbir haber alamamış ve zihni en müthiş endişelerle kaplanmıştı. Bütün camilerde Kur'an okunuyor ve Kuteybe'nin kurtuluşu için Allah'a yalvarılıp cemaatlerle dualar ediliyordu.”
124 syf.
·1 günde·8/10 puan
Shakespearevari bir komedi... Yazarı bilmeyenler bile Mozart'ın meşhur bestesi sayesinde Figaro'nun adını duymuştur sanıyorum. Operaya aşina olmayanlar da -yaşı tutuyorsa şayet- Bugs Bunny'yi izlerken dinlemiştir bu eseri. Bay Beaumarchais'e ününü kazandıran üçlemenin ilk kitabı olan Sevil Berberi'nde - ki bu berber Figaro'dur- sevdiği kadına aşkını ilan etmek isteyen ama kendini bir müşkülde bulan Kont Almaviva'nın ve onun muradına ermesine yardımcı olmaya çalışan uyanık Figaro'nun hikayesini okuyoruz. Sahnesinin daha keyifli olduğuna eminim, bir mimikle gülünmesi olası yerler su gibi akan bir okumayla anlamını kaybediyor zira. Yine de, tiyatro/opera severlerin bu eseri bilmesi gerektiğini düşünüyorum. =)
221 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Zaman zaman kafamızı meşgul eden sorunlardan biri işte karşınızdadır. Bildiğiniz üzere Türkler, İslâmiyet'i hemencecik değil, zaman içerisinde kabul etmiştir. O halde durulması gereken nokta şudur: Hangi şartlar altında bu yeni dini kabul ettik?
Biliyoruz ki, Türkler komşularından oldukça etkilenen bir millettir. Orta Asya'da bulunduğumuz eski devirlerde yalnızca atalarımızın saf inancından bahsetmek doğru olmayacaktır. Bunun nedeni Çin, Hindistan, İran gibi ülkelerden de belli başlı değerler almış olmamızdır. Misal olarak Türkler "Kök Tengri" olarak bilinen Tanrılarına inanırken, En yakın komşumuz Çin "Gök'e" inanıyordu. Sizce de bir benzerlik yok mu? Aynı zamanda Budizm-Manihaizm gibi inançların etkisini yer yer görüyoruz. Bunları ihmal etmemek lazım.
İşte kitap, dönemin şartlarınca nasıl İslâmiyet'e girdiğimizi anlatmakta. Hatta Türklerin kökenini dini boyuttan da araştırmakta. Eğer bunlara önem vermezsek, Tevrat'ı referans alarak bizler Ye'cûc ve Me'cûc soyundan gelen kimseleriz. Sizce bu doğru mudur? Aksi halde Avrupa niçin Türkleri ucube gözüyle evlatlarına tasvir ediyordu? Tabii benim gayem sizin merakınızı çekmektir. İlgili kimselere önerimdir.

Yazarın biyografisi

Adı:
İsmâil Hâmî Dânişmend
Unvan:
Türk Tarihçi ve Türk Dili Araştırmacısı.
Doğum:
Merzifon, 1899
Ölüm:
12 Nisan 1967
Babası Cebel-i Garbî mutasarrıfı Emir Mehmed Kâmil Beğ’dir. Orta tahsilini Beyrut ve Şam’da tamamladı. İstanbul’da Mekteb-i Mülkiye’yi bitirmeden evvel, Fransa’da Pâris College’de Fransızca okudu. İstanbul Mâliye Mektebi, Edebiyât Fakültesi ile Mülkiye Mektebi’nde Dinler Târîhi ve Siyâsî Târîh dersleri verdi. Bağdat’ta Hukuk Mektebi Müdürlüğü yaptı. Kendi gayretiyle Nisan 1919'da çıkardığı Memleket Gazetesi ile Hâkimiyet-i Milliye, İrâde-i Milliye gazetelerinde neşrettiği yazılarıyla Millî Mücâdele’yi destekleyen aydınlardandır. Sivas Kongresi’ne katılan delegeler arasında yer aldı. Cumhuriyet’ten sonra resmî bir görev almadı. Kendini tamâmıyla Türk ve İslâm Târihi araştırmalarına verdi. Çalışmalarını otuzdan fazla kitapta topladı.

"Îzâhlı Osmanlı Târîhi Kronolojisi" adlı eserine târih araştırmalarında günümüzde de sıkça başvurulmaktadır. Bilhassa "Îzâhlı Osmanlı Târîhi Kronolojisi" adlı kitâbında, devşirmelerin Türk milletine yaptığı ihânetlerin üstünde durdu. Eserlerinde Türk milliyetçiliğinin pek çok temel iddiasını dile getiren Dânişmend, 12 Nisan 1967’de İstanbul’da vefât etti.

Türk-İslâm Târîhi’ne âit birçok eseri bulunan Dânişmend’in; Türkçe-Osmanlıca-Fransızca Lügat, Destan ve Dîvan Edebiyâtı’nda İstanbul Sevgisi, Türkçe Resimli Büyük Dil Klavuzu adlı eserleri Türkçe husûsundaki mühim çalışmalarıdır.

Yazar istatistikleri

  • 31 okur beğendi.
  • 170 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 203 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.