İsmail Mutlu

İsmail Mutlu

Yazar
9.0/10
11 Kişi
·
32
Okunma
·
2
Beğeni
·
1.582
Gösterim
Adı:
İsmail Mutlu
Unvan:
Araştırmacı,yazar
Doğum:
Sivas, 1962
1962 yılında Sivas'ın Kangal kazâsında doğdu. İlk tahsilini Kur'ân kursunda yaptı. Dokuz yaşına kadar Kur'ân kursunda okudu. Türkçe okuyup yazmayı kendi kendine öğrendi İlkokula 3. sınıftan başladı. İlk ve ortaokulu Kangal'da; lise tahsilini parasız yatılı olarak Sivas Lisesi'nde tamamladı. Liseyi bitirdiği yıl olan 1980'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesine kayıt yaptırdı.

İlk makalesi, lise son sınıfta iken, Din Görevlileri Federasyonu tarafından aylık olarak çıkarılan Hakses Mecmuası'nda neşredildi.



Fakülte yıllarında Hakses Mecmuası'nda, Diyanet Gazetesi'nde, Diyanet Çocuk Dergisi'nde, Yeni Nesil ve Tasvir gazetelerinde; Dâvet Dergisi'nde makaleleri neşredildi.

1982 yılında Doç. Bahriye Üçok'un Cumhuriyet Gazetesi'nde tesettür aleyhinde neşredilen bir makalesi üzerine cevabî bir yazı kaleme aldı. Fakat o yıllarda gazetelerde tesettür lehinde yazı neşredilmesi İhtilalciler tarafından yasaklanmıştı. Bu sebeple, hazırladığı yazıyı, talebe harçlığıyla, “İslâm'da Tesettür” ismiyle, küçük bir kitapçık olarak 5000 adet bastırdı. Bu ilk kitapçıktan sonra, 1985 yılında Fakülteyi bitirinceye kadar, İslâm'da İlkler, Teaddü-ü Zevcat ve İslâm Dini, Kader Nedir? isimli üç kitap daha neşretti.



1985'te fakülteyi bitirdikten sonra, İstanbul'da, Yeni Asya Gazetesi'nde araştırmacı yazar olarak iş hayatına başladı. 1986'dan ayrılış tarihi olan 1994 yılına kadar “Meşveret” köşesini hazırladı. Yeni Asya Neşriyat tarafından birçok eseri neşredildi. 1992 yılından itibaren, kitaplarını Mutlu Yayıncılık ismiyle kurduğu kendi yayınevinden neşretmeye başladı. Evli olan İsmail Mutlu, iki çocuk babasıdır.



İsmail Mutlu’nun şu anda yazıp yayınladığı eser sayısı 100’ün üzerindedir. En önemli çalışmalarından biri “sadeleştirilmiş ve açıklamalı Risale-i Nur” neşriyatıdır.
Kitapla imanınızı çalarlar. Ahlâkınızı çalarlar. Duygularınızı çalarlar. Vaktinizi çalarlar. Paranızı çalarlar. Çalarlar da çalarlar. Demem o ki insanın iyisi kötüsü olduğu gibi, kitabın da iyisi kötüsü olur.
Kuran'da şeytanın bir hilesinin de Allah'ın azabını unutturup sadece affına güvendirmek olduğu nazara verilir.
Muaz b. Cebel:
'Ilim öğrenin. Çünkü o Allah a karşı korkunuzu artırır. Ilim istemek ibadettir. Ilmi bilmeyenlere öğretmek sadakadır.'
Sakal bırakan sarık saran böylece sünnete uyduğunu sanan birisinin kaba, kibirli olması ibadetlerinde lakaytlık göstermesi, bencil olması ve daha önemli pek çok konuyu ihmal etmesi onun sünnetten nasibi olmadığının göstergesidir.
Hz Adem ile Havva'ya yasaklanan ağacın ne olduğu, avret yerlerini hangi ağacın yaprağı ile kapattıkları, yeryüzünün neresine indirildikleri, kaç yıl ayrı kaldıktan sonra biraraya geldikleri gibi ayrıntılara girilerek meselenin özü kıssanın içinde kaybolmuştur.
Kuran'ı doğulu yüceltir, batılı inceler. Yüceltme uzaklaşmayı, inceleme tüketmeyi cezp eder. Mümin ise okur. Okuma, özelliğini kavramak, Kitap sahibinin muradını anlamak için hayata müdahil olmasını istemek için yapılır.
Ahmet Baydar
Hz. Ali Resûlullah a olan bağlılığını şu sözlerle ifade etti:
'Niçin bakıyorsunuz? Ayakta su içiyorsam Resulullah ı ayakta su içerken gördüğüm içindir; otururken içiyorsam onu oturarak içerken gördüğümdendir'
Hiç kimse, sırf Resûlullah'ın soyundan olduğu için kurtuluşu garantileyemez. Kanaatimize göre, bir peygamberin aile fertlerinden olmak kişiye ne dünya, ne de ahiret bakımından hiçbir ayrıcalık sağlamaz. Dolayısıyla Resûlullah'ın nesline mensup herkesin sırf Resûlullah'ın amcasının veya Hz.Ali'nin soyundan olduğu için yüceltilmesi mümkün değildir.
Kuran ilimleri (Esbabi Nüzul, Nasih Mensuh vb.) ilk bakışta Kuran'ın anlaşılmasını kolaylaştırmaya yönelik olarak görülse de, aslında çoğunluk itibari ile 'Kuran'a gölge olan' "ondan asıl anlaşılması gereken manayı gizleyen", insanların Kuran 'ı anlamak için harcayacakları enerjilerini tafsilat bilgilerle harcanmasına yol açan bilgilerdir.
Yahudilerin tarih sahnesine çıktıkları andan günümüze kadar olan dini hayatlarını , yazar tarihçi gözüyle nesnel bir anlatımla sunmuştur. Konunun ağırlığına rağmen anlatımı sürükleyici ve anlaşılırdır .
İnsanların Kur'an' a yöneldiği ve dinsel tabularını sorgulamaya başladığı bu ortamda, geçmişten günümüze kadar halkın Kur'an' dan nasıl uzaklaştırıldığı ile ilgili çok yerinde tespitler yer almaktadır.
Kitap iki bölümden oluşmakta olup birinci bölümde "İslami İlimler ve Kur'an'dan Uzaklaşma" ikinci bölümde ise "Müslümanları Kur'an'dan Uzaklaştıran Diğer Konular" başlıkları bulunmaktadır.
Yazarın anlatımının en güzel yanı konu ile ilgili farklı tüm görüşlerin temsilcilerine yer verdikten sonra kendi katıldığı görüşü ifade etmesidir. Kitabı bitirdikten sonra geleneksel olarak doğru olduğuna inanılan birçok hususun aslında ne kadar da Kur'an'dan uzak olduğunu fark edeceksiniz.
İyi okumalar...
Kitabın açıklamalarında yer alan, sorgulamadan kabul ettiğimiz ve dinin olmazsa olmazları gibi düşünülen bazı meselelerin aslında temelinin ne kadar da boş olduğunu farkettiğim kitaptır. Yaşadığı dinin kaynağını sorgulayan herkese tavsiye ederim.
Günümüzün tartışılır konusu haline gelen hadislerin güvenilirliği ya da hadis dinin asıl kaynağı olabilir mi? sorularını kafanızda taşıyorsanız faydalanılabilecek bir kitap olarak görüyorum. Ehli sünnet bakış açısına sahip olan kitabın ilk bölümünde Kuran'ın sünnet ile ilgili ihtilaflı sayılabilecek ayetlerine direk hüküm vermekten çekinmeyen yazar, devamında özellikle hadis inkarcıları diye tanımladığı kişilerin tezlerine cevap veriyor.
Özellikle Kütüb-i Sitteden önce hazırlanmış yazılı hadis kaynakları delilleri ile ortaya konulmaktadır.
Konuya ilgi duyuyorsanız faydalanılabilecek bir kitap olarak görüyorum.
Günümüzde yaşanan dinin kaynağını araştırdığınızda ortaya çıkan konulardan biri de mezheplerdir. Bu kapsamda akla gelebilecek tüm sorulara cevap verilmektedir. Sonuç olarak ise mezhepleri taassup haline getirmeyip ayrı bir din olarak sunmadan yaşanması gerektiği görüşü ağır basıyor.
Yazarın sünnete bakış açısı şekilcilikten daha çok meselenin amacına yönelmek gerektiği şeklindedir. Özellikle hadis-sünnet ayrımı yapılmaya çalışılarak peygamberimizden sonraki dönemde uygulanarak sünnet haline gelen uygulamalara da dikkat çekilmektedir. Dönemin arap toplumunun örf ve adetlerinden kaynaklı uygulamaların dinin bir parçasıymış gibi sunulmasına da karşı çıkılmaktadır. Kafanızdaki sünnetle ilgili birçok soruya cevap bulabilirsiniz.
Peygamberimizin vefatından hemen sonra halifenin kim olacağı tartışmaları, eski kabilecilik anlayışının hortlayabileceği endişesi gibi tedirginliklerle başlayan süreçte ayrı ayrı 4 halifenin yaptığı hizmetler anlatılmaktadır. İslam tarihi açısından bir çok yeni oluşum/anlayışa gebe olarak adlandırılabilecek bu dönemde yaşanan fitne hareketleri üzerinde de durulmuştur. Günümüz meselelerinin daha kolay anlaşılması amacına ışık tutan bu dönemi iyi okuyabilmek gerekir. Bu kapsamda faydalanılabilecek kaynak bir kitap.
Yazar ayrıca kitabın sonunda günümüzde hilafet ve cumhuriyet meseleleri üzerine kendi görüşlerini paylaşmıştır.
Öncelikle edat özellikleri üzerine söylemek isterim. Kitap sanırım cep boy. Ebatları biraz küçük bu yüzden okurken zorlanıyorsunuz, bunda 420 sayfa olmasınında etkisi var bu benim hoşuma gitmedi fakat ebatı ufak olduğu ve sayfa sayısı fazla olduğu halde kitap çok hızlı ilerliyor. İçerik konusuna gelecek olursak Adından da anlaşıldığı üzerine kitap baştan sona Bediüzzaman'ın görüşleri çerçevesinde Hilafeti ve Halifeliği ele alıyor. Fakat ilk kısımlarda yani seçim üzere gelenler sonrasında Emeviler ve Abbasiler devri üzerine pek Bediüzzaman'ın görüşleri yok bunun dışında bir çok İslam aliminin eserlerinden alıntı yapılmış. Daha sonrasında ise tam olarak Hilafete gelmeden önce Şiilikten, görüşlerinden ve bugünkü İran'ın Şiiliği nasıl bir siyası ideoloji olarak kullandığından bahsedilmiş. Bu kısımlar oldukça faydalı çoğu kişinin bunu bilmediği aşikar. Fakat Ali Şeriati ve Mevdudi gibi bazı ekollerin alıntılarının bulunması garip gelsede bunların iyi tanınması açısından faydalı olmuş diye düşünüyorum. Selçuklu kısmı oldukça kısa tutulmuş. Osmanlı dönemi ise Halife ünvanını ilk kullananlardan bahsettikten sonra kısa geçilerek Sultan II.Abdülhamid Han dönemine ve onun Halifelik ünvanına sahip çıkışından bahsedilmiş. Sonrasında Abdülhamid Han'ın yaptığı çalışmalar diğer devletler ile ilişkileri, dış ülkelerde yaşayan müslümanlara sahip çıkış ve hatta 1967 yılına kadar bazı yerlerde hala Ulu Hakan adına hutbe okutulması farklı kaynaklardan alınarak bahsedilmiş. Buradan sonra kitap Osmanlıdan Cumhuriyete Hilafetin nasıl bir serüven yaşadığını değişik kaynaklardan faydalanarak aktarmış. İngilizlerin ve diğer devletlerin ülkemiz ve Hilafet üzerindeki oyunlarını, sinsi planlarını sunmuş. Dış ülkelerde bulunan özellikle Afrika, Aysa (Hindistan, Pakistan) gibi bunların Hilafet için yaptığı çalışma ve fedakarlıkları ve hatta bu yolda bizim ülkemiz müslümanından daha çok fedakarlık gösterdikleri ve nasıl maddi yardımlarda bulunulduğu ve özellikle burası çok önemli bu yardımların nereye kullanıldığını kaynakları ile verilmiş bu kısıma özellikle dikkat edilmesini istiyorum. Sonrasında ise birinci ve ikinci meclisin kurulmaları, ikinci meclisin birincisinden farkının ve Hilafetin nerede hangi masalarda pazarlık meselesi edilip dönemin kanunlarına aykırı olarak kaldırıldığını yani değiştirilemez bir düstur olduğunu açık açık yazmış. Bunu savunanlar ise mecliste yuhalanıp susturulmuş. Gerçekten güzel bir eser. Özellikle kitabın son kısımlarında not almak amaçlı sayfa uçlarını katlamaktan yoruldum. Kesinlikle okunması gerekiyor diye düşünüyorum boş bir aşk romanı için hamallık etmeyin, üstelik bu kitabın fiyatı çok makul içeriği ise oldukça değerli.
Dinin temel kaynağı Kuran dışında herhangi bir alıntıya yer verilmemiş olan bu kitapta, Allah'ın direkt olarak bizden istediği hususlar "iman, ibadetler, günahlar, ahlak, kadın, evlilik, aile" gibi başlıklar altında verilmiştir.
Hayatın olağan akışında unutulan bir çok emrin, ayetlerin delili ile tekrar nazara alınması insanı bi duraksatıp yeniden tefekkür etmesini sağlıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
İsmail Mutlu
Unvan:
Araştırmacı,yazar
Doğum:
Sivas, 1962
1962 yılında Sivas'ın Kangal kazâsında doğdu. İlk tahsilini Kur'ân kursunda yaptı. Dokuz yaşına kadar Kur'ân kursunda okudu. Türkçe okuyup yazmayı kendi kendine öğrendi İlkokula 3. sınıftan başladı. İlk ve ortaokulu Kangal'da; lise tahsilini parasız yatılı olarak Sivas Lisesi'nde tamamladı. Liseyi bitirdiği yıl olan 1980'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesine kayıt yaptırdı.

İlk makalesi, lise son sınıfta iken, Din Görevlileri Federasyonu tarafından aylık olarak çıkarılan Hakses Mecmuası'nda neşredildi.



Fakülte yıllarında Hakses Mecmuası'nda, Diyanet Gazetesi'nde, Diyanet Çocuk Dergisi'nde, Yeni Nesil ve Tasvir gazetelerinde; Dâvet Dergisi'nde makaleleri neşredildi.

1982 yılında Doç. Bahriye Üçok'un Cumhuriyet Gazetesi'nde tesettür aleyhinde neşredilen bir makalesi üzerine cevabî bir yazı kaleme aldı. Fakat o yıllarda gazetelerde tesettür lehinde yazı neşredilmesi İhtilalciler tarafından yasaklanmıştı. Bu sebeple, hazırladığı yazıyı, talebe harçlığıyla, “İslâm'da Tesettür” ismiyle, küçük bir kitapçık olarak 5000 adet bastırdı. Bu ilk kitapçıktan sonra, 1985 yılında Fakülteyi bitirinceye kadar, İslâm'da İlkler, Teaddü-ü Zevcat ve İslâm Dini, Kader Nedir? isimli üç kitap daha neşretti.



1985'te fakülteyi bitirdikten sonra, İstanbul'da, Yeni Asya Gazetesi'nde araştırmacı yazar olarak iş hayatına başladı. 1986'dan ayrılış tarihi olan 1994 yılına kadar “Meşveret” köşesini hazırladı. Yeni Asya Neşriyat tarafından birçok eseri neşredildi. 1992 yılından itibaren, kitaplarını Mutlu Yayıncılık ismiyle kurduğu kendi yayınevinden neşretmeye başladı. Evli olan İsmail Mutlu, iki çocuk babasıdır.



İsmail Mutlu’nun şu anda yazıp yayınladığı eser sayısı 100’ün üzerindedir. En önemli çalışmalarından biri “sadeleştirilmiş ve açıklamalı Risale-i Nur” neşriyatıdır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 32 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 25 okur okuyacak.