İsmet Özel

İsmet Özel

YazarÇevirmen
9.0/10
4.493 Kişi
·
17,1bin
Okunma
·
4.765
Beğeni
·
164,3bin
Gösterim
Adı:
İsmet Özel
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Kayseri, Türkiye, 19 Eylül 1944
1944 yılında Söke 'li bir polis memurunun altıncı çocuğu olarak Kayseri’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, Çankırı ve Ankara’da yaptı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bir süre okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi’ne geçerek Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1977). Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. Devlet Konservatuarı’nda Fransızca okutmanı olarak çalıştı. İstiklal Marşı Derneği kurucusudur. Evlidir. Dört çocuğu vardır.
240 syf.
·18 günde
Muazzam tek kelimeyle harika. Duygu, heyecan, aksiyon olan çok başka bir şey.
Erbain, ne demek Erbain Arapçada 40 anlamına gelir, bizde kullanımı ise "Hicri takvime göre 22 Aralıktan 31 Ocağa değin süren kırk günlük kış dönemi.", Şiilikte, hicrî takvime göre Aşure Günü'nden 40 gün sonra gelen Safer ayının 20'inci gününe verilen isimdir. Nerden, neden peki bu isim, İsmet Özel'in daha önceki yayınlanan;
Geceleyin Bir Koşu (1966), Evet, İsyan (1969), Cinayetler Kitabı (1975), Celladıma Gülümserken (1984), kitaplarını tek kitapta toplayıp, bu kitabın ismini Erbain koydu. Çünkü bu şiirler şairin 40 yaşına kadar yazdığı şiirlerinden oluşuyor. Erbain'de burdan geliyor bir nevi bu kitap kırkıncı gün olan Erbain gibi şairin gün değil 40 yıllık riyazetinin sonucu ortaya çıkan muhteşem eser.
Şiirler ama ne şiirler; kitap "yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?" mısrasıyla başlıyor, "Yazık, şairler kadar cesur değilim " ile devam ediyor ve "Ben, İsmet Özel, şair, kırk yaşında." dizeleri olan şiirle bitiyor. Tam 54 muhteşem şiir var kitapta ama hangisini yazayım size hangisini anlatayım. Amentü'yü mü, Mazot'u mu, Evet İsyan'ı mı, yoksa "Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde " diye başlayan Kan Kalesi şiirini mi? Bakın, karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak şiiri de çok güzeldir, ismini en fazla beğendiğim şiirse "Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Resmin Arkasındaki Satırlar" isme bak, şiirin ismi bile şiir gibi.
İsmet Özel, özel bir insan, her daim muhalif, kendi deyimiyle nesli tükenmiş bir insan. İsmet Özel'in şiir gücünü ve bir süreç halinde ideolojik dönüşümünü görebilmek için bu kitabı okumanız gerek.
Bıkmıyorum okuyor, okuyor, sonra dönüp tekrar okuyorum. Ama bu şiirleri okumaktan daha güzeli var doğrudan İsmet Özel'den dinlemek, kendi şiirlerini İsmet Özel kadar güzel okuyan bir şair de yok hani. Çoğu alıntımda link attım dinlemenizi tavsiye ederim.
Hatta en sevdiği şiirleri bırakayım şuraya bakarsınız belki
Amentü #26567920
Evet, İsyan #26444155
Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar #26706846
Mazot #26492201
Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak #26545858
Yıkılma Sakın (Ölüyoruz, Demek ki yaşanılacak...) #26491953
125 syf.
Bu yaşa erdirdin beni gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. İsmet Özel in kendine özgü tarzı ve üslubuyla derleme bir şiir kitabını bitirmiş bulunmaktayım. Şairin okuduğum ilk eseridir. Genel olarak insanı yazan ve insana farklı açılardan hayata bakma imkanı ve anlamı sunan anlamlı şiir dizeleri okuru hem okumaya hem de okudukça her bir dizede ayrı bir mesaj veriyor okura. Okurun dizelerde kendini bulma imkanı oluyor. Yalın ve anlaşılır cümlelerle konuyu anlatmış şiirlerinde. Tavsiye ederim iyi okumalar diliyorum.
317 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
"İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin ne anlamı var? Ancak şuna dikkat et: İnsanlar arasında adet haline gelmiş öyle davranışlar, öyle alışkanlıklar var ki, bunlar insan için tıpkı taş yemek gibidir. Eğer zararı bakımından düşünürsen taş yemekten daha çok zarar veren şeylerdir bunlar. Bunlar taş yemek kadar budalaca, insanın öz aitliklerine yabancı tutum ve davranışlardır.
Eğer insanlar acınacak haldeyse, insanlar arasında zulüm, haksızlık, merhametsizlik, yozlaşma ve ihanet hüküm sürüyorsa bunun sebebi; sanki taş yermişcesine yedikleri bunca nesneden, taş yemeye mümasil( benzeyen) tavırlarından doğmaktadır."
Bu alıntı kitaba adını veren bir sayfalık yazıdan yapılmıştır ibretlik dersler çıkarılacak kısa bir yazıdır.

Kitap bir kaç sayfalık kısa yazılardan oluşmaktadır içinde pek çok başlık altında kaleme alınmış yazılar mevcut. Her birinde değinilen konular hassas ve incelikli yazarın kalemi keskin ve de oldukça güçlüdür. İçinde bana göre çok uçlarda olduğunu düşündüğüm konular da var can-ı gönülden katıldıklarım da.

Pek çok yazıyı okurken kendimi, kendime sohbet verirken buldum göz yaşları içerisinde.Karşıma dizdim pek çok halimi ve can-ı gönülden onlara okudum bu yazılanları. Karşımda çocuk Fatma da vardı, aklı bir karış havada genç Fatma da, nefsine hakim olamayan Fatma da vardı, modern yaşama kendini kaptıran Fatma da, Batı'nın rüzgarına kapılmış Fatma da vardı, kendi öz kimliğinden uzaklaşmış Fatma da hepsi dinledi beni can kulağıyla ne kadar aldılar almaları gerekeni zaman gösterecek. Belki yeniden tekrar ele alınacak bu eser baştan sona değilse bile bazı bölümler tekrar tekrar ele alınmalı.

Belki tuhaf gelecek ama yazarın üslubu okurken bende Malcolm X'in Alex Haley'e dikte ederek yazdırdığı ve tam anlamıyla tamamlanamayan ( çünkü kendisi kitap yazılırken süikaste kurban gitmiştir) biyografisini oradaki tarzı ve yaklaşımları anımsattı.

İnsan bu dünyada bir sınav alemindedir. Hepimiz kendi imtihanımızın pençesindeyiz, kendi kendimizle cihad içindeyiz. Nefsimizle, şeytanımızla, şeytanlaşmış insanlarla bir dolu mücadele içinde doğruyu ya da doğru yolu bulmak için mücadele veriyoruz. Kimine nasip olur kimine olmaz, kim bulunduğu yerin değişmeyeceğinden emin olabilir, Rabbim bile kulları hakkında hüküm vermek için onların son nefeslerini vermelerini beklerken bizdeki bu hüküm verme aceleciliği nedendir? Kalpleri evirip çeviren Rabbim değil midir? Nuh Aleyhisselam gemiye oğlunu bindirememiştir acz içinde Rab'bine yalvarırken o benim oğlum nasıl binmez ya rabbi der Rab ona cevap verir ne zaman senin oldu? Lut peygamber de yine aynı şeyi eşiyle yaşamıştır onu kendine döndürememiştir eşi de helak olanlar arasındadır. Yani peygamberken onlar bile en yakınındakileri doğru yola getirme yetisine sahip değilken tebliğden yükümlü iken biz ancak örnek olarak vicdan temizliği ile Rabb'imize dua edebiliriz. Öyle ise bizim bu acımasızca eleştirilerimiz nedendir? O hor bakılan kişinin Allah'ın katında çok daha üstün bir kişi olarak ölmeyeceğinden nasıl bu kadar emin konuşabiliriz. Ben müslümanım diyen insanların keskin, kırıcı, uzaklaştırıcı tavırlarından rahatsızlık duyuyorum. Bir insanı sevmem için illada müslüman olması gerekmiyor, elbetteki müslüman kardeşlerimi koruyup kollamam gerektiği bilinci var ama yaradılanı yaradandan ötürü seviyorum.

Son olarak yazar ve eserleri hakkında beni bilgilendiren bana okuma listesi hazırlamamda yardımcı değerli kardeşim Oldi ye çok teşekkür ederim. İsmet Özel okumaya devam edeceğim anlamaya çalışmak anlamlarında kaybolmak istediğim çok muazzam yazı ve şiirleri var ki Amentü ve Münacat şiirlerine aşık oldum.

Kitapla kalın efenim keyifli okumalar...
240 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Uzakta, kendinin bile ücrasında yaşayan, sürgüne uğradığı bu pıtraklı diyarda,
dar çünkü dargın havsalasının taşımaya güç yetiremediği bu dünya
ve içinde kıvrak bir küheylan gibi debelenen bu yaşamak arzusu boğarken O’nu;
itiraz eden, direngen ve aksi
ruhun bu kırgın ikindisinin,
iyice işittim, hırçın ve alazlı sesini.
Öyle ki yineledi bendeki bu yansımasını, tekrar ederek sürekli.
“Biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz” dedi.

Değil bu bir güzelleme ya da bir iltifat metni.
Çok mu seviyorum ben bu adamı?
Muhtemelen aynı yerde yaşamaya çalışsak,
kısa sürecek ortak yaşama çabamız, o dar mekandaki.
Ancak gözleri nemlenecekken
gözleri namluya dönen bu adamla da yakın eden bizi,
çektiğimiz dünya ağrısıdır, sürgüne gönderildiğimiz
bu pütürlü - pıtraklı diyardaki.
Bir de adımızın insanların hizasına yazılmasından dolayı
her gün yepyeni rüyalarla ödenen bu cezaya olmaklığımız, müşteri.

Ondandır, ‘üzerine yüreğinden başka muska takmadan konuşmak isteyen’
şairin söylemesi, bu ‘durgun suyun sayhası’ nın dile gelmesi
ve zihnimde o nağmelerin sürekli kendini terennüm etmesi.

Ondandır, kor yürekle çıkıp bir tepenin ardından
‘her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar’
güçlü nidasıyla ünleyen seste bulmam kendimi.

Kuşun ölümünde incinen ruhu;
‘ölüme, ölümlülüğü yakıştırabilmek için
cesetlerle bezerken güzel olan her şeyi’,
Gelmiş geçmiş bütün gölgeleri deneyen
elleri ise hala pençe gibi.
İyice işittim işte, ikna olmaz biçimdeki bu aykırı sesi.

Fırtınalı ruhun derin savruluşlarında
‘sökmedi hoyrat kuralları faşizmin’, ama
yine de debelenmekteydi devrimci olan beyni.
Sonrasında Vareden’in kayrasıyla var olup,
eşrefi mahlûkat nedir bildi.
Gökyüzüne göndere çektiği yüreğiyse
çatlayacak kadar aşkî.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi.
Öyle ya ‘halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti’.

Kana çakıllar karıştıran isyan duygusunu
kendine katık etti ve dalaştı, sarsak hırgürüyle dünyanın.
Dünya ki ruhunda kaynar adımlarla gezinen hain sevgilisi.

Türk şiirinin en güzellerinden bazılarının şairi.
‘cesur ve onurlu diyecekler
halbuki suskun ve kederli’
Bu eser de fırtınayla, şiirle geçen ömrün
Kemâl noktası, erbaini.
240 syf.
·3 günde·9/10 puan
Waldo Sen Neden Burada Değilsin?

Kendisini ''Ben nesli tükenmiş bir insanım'' diye niteleyen İsmet Özel'in, yalnızca ismi için dahi okunması gereken enfes kitabı...

"Bu kitabı, intihar eden birkaç arkadaşıma ve paranoyadan, şizofreniden mustarip birçok arkadaşıma ithaf ediyorum...''

sözleri ile başlıyor İsmet Özel ! Ve şöyle devam ediyor;

''Dünyaya gelmek, bir saldırıya uğramaktır. Doğan her bebek, havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. Yaşıyor olmak savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz.

Savaş bitmiştir.

Ana kucağı, bütün saldırılara karşı ilk barınak, ilk sığınaktır.''

Çıtayı çok yükselten bu girişin ardından İsmet Özel'in kendi kaleminden kendi hayatını/masalını okuma şansı buluyorsunuz.

''Benim masalım kısaca şöyle: " Bir varmış bir yokmuş. Bir şair İsmet Özel varmış. Iyi şiirler yazarmış. Nasıl olmuşsa bu İsmet bir gün komunist olmuş. Derken efendim, bir komünist olarak iyi şiirler yazmayı başarmış ve hatta yıldızı parlamış. Gel zaman git zaman, İsmet Özel'in duyguları, düşünceleri, inançları değişmiş (masalın her varyasyonunda bu değişmenin sebepleri muhtelif) ve Müslümanlığı bir hayat yolu olarak benimsemiş. Ama işe bakın ki adam iyi şiirler yazmaya devam etmiş. Eh, o erdiyse muradına, biz de çıkabiliriz kerevetine."

Nasıl başka masallarda devler, denizkızları, peri padişahı varsa benim masalımda da bazı isimler geçiyor: Şair, komünist, müslüman..."

Hayatını komünizm ve Müslümanlık gibi iki ayrı döneme ayırsak dahi hep iyi bir şair olarak karşımıza çıkmaktadır Özel. O da bu vasfının farkındadır.

Hep bir anlatma, anlaşılma telaşı var satırlarında. Derin düşünüyor ve kimi zaman kendi derinliğinde boğulurken buluyor kendini. Kelimelere tutunup kurtuluyor. Bazense kelimeler içinde kayboluyor. Nereye gideceğini bilemeyen bir adamın acizliği ile yine kaleme sarılıyor ve şöyle diyor:

''İnsan için önüne çıkan bütün yollar ''yürünebilir'' yollar ise o insan artık kaybolmuştur. Kaybilmak nereye gideceğini bilememek, yani her yere gidebilmektir...''

Ilerleyen sayfalarda kendi hayatına ilişkin birkaç anısını kaleme alıyor Özel . Önce din olgusuna ve dinden uzaklaşmasına- yakınlaşmasına, ardından siyasi arenaya atılmasına ve şiirlerine hep şiirlerine değiniyor...

''Çocukluğumda ve yetişme yıllarımın bana tanıttığı anlayışlar içinde Müslümanlık ağırlıklı bir yere sahip değildi. Annem ve babam Müslüman insanlardı o kadar. Çocuklarını dindar yetiştirme konusunda özel bir gayretleri olduğunu hatırlamıyorum.''

Çocukluk yıllarında din ile olan ilgisini yalnızca bu sözlerle ifade eden Özel, lise yıllarında dine tutunma çabasının neticesiz kalışını ise şu satırları ile okuruna aktarıyor:

" Evde Diyanet İşleri Başkanlığı'nin üç cilt halinde yayınladığı Kur'an-ı Kerim meali vardı. Büyük bir samimiyetle onu okumaya koyuldum. Okumaya başlamadan önce abdest alıyor, Kitab'ı göbeğimin üstünde tutmaya özen gösteriyordum. 1961 yılında, dini düşüncenin niteliklerini hakkında hiçbir temel bilgilenme sağlamamış, genel olarak düşüncenin hangi meseleler çevresinde döndüğü konusunda donanımı olmayan bir lise son sınıf talebesinin ''Bakalım bizim temel dini metnimizde neler var?'' merakıyla giristiği okumadan nasıl bir sonuç doğabilirdi? Olacak olan oldu: Sonuç büyük bir düş kırıklığıydı!''

''Beklentilerimin boşa çıkması din duygusundan ümidi kesmemi kaçınılmaz kıldı. Daha da ileri gittim: Din aleyhtarlığının insan için en uygun tutum olduğu sonucuna vardım.''

Sözlerinin ardından siyasete atılmasından ve o günün Türkiye'sinden, sosyalizmden uzunca bahseden sayfalarla karşılıyor bizi.

Düşünsel yapısının, şiirleri üzerine olan etkilerine de değinen Özel, yoğun gecen siyasi hayatının ardından önce kendini yalnızlığa ardından yeniden İslam'ın sularına bırakıyor kendini.

'' Müslüman olduktan sonra başka Müslümanlarla tanışıp, kaynaşmak için fazla aceleci davranmadım. Esasen mümkün de değildi. Benimle belli bir kültürel dili paylaştığına inandığım hiç-bir Müslüman tanımıyordum. Edebiyat dünyasında, ismen tanıyıp şiirine büyük değer verdiğim bir Sezai Karakoç vardı. Onunla tanışmanın yolunu arayıp buldum.''

Bu satırlardan sonra Ismet Özel sözü, kitabın adını aldığı o muazzam diyaloğa getiriyor.

Thoreau, ABD'nin Meksika'ya karşı yürüttüğü emperyalist savaş sırasında konan nüfus başına vergiyi, ''ödediği dolar bir adam öldürmek üzere, başka bir adam veya tüfek satın almaya yaramasın'' gerekçesiyle vermeyi reddedince bir gece hapiste yattı. Kendisinden ondört yaş büyük olan ve birçok özgürlükçü düşünceyi kendisiyle paylaşan Ralph Waldo Emerson, telaşla arkadaşını görmek üzere onun hücresine girdiğinde aralarında şöyle bir konuşmanın cereyan ettiği anlatılır:
- Henry, neden buradasın ?
- Waldo, sen neden burada değilsin?

Bugün, yukarıdaki her iki sorunun Türkiye'de muhatabı bulunup bulunmadığını anlamak durumundayız. Kim nerededir? Yerimizi biliyor muyuz? Burada size, dilim döndüğünce kendi masalımı anlatmaya çalıştım. Biliyorum sizin de kendinize mahsus bir masalınız var. Bütün masallar bir yana itildikten sonra geride ne kalıyor? Herkes bir diğerine ''Neden buradasın?'' sorusunu soracaksa, onun alacağı cevap bir başka soru, ''Sen neden burada değilsin?'' olacaksa hepimiz masallarımıza umutsuz bir dirençle sarılmışız demektir. Masallarımızı bir kenara itme niyetimiz yok gibi.

Kim olduğumuz sorusuna cevap ararken, aklımız hep, kim olacağımız sorusuyla karışıyor. Kim olacağımızı düşündüğümüzde ise kim olmak istediğimiz sorusu peşimizi koyuvermiyor. Gerçekte, kim olduğumuzu öğrenme süreci içinde bile kimliğimiz yeniden oluşuyor.


Ismet Özel'in hayatını, yaşayışını, neden şiirler yazdığını, neden farklı dönemlerde yazılmış şiirlerinde farklı bir dava taşıdığını merak eden okurlar için tavsiye edebileceğim bir kitaptır. Keyifli okumalar...
31 syf.
"UZAK NEDİR? KENDİNİN BİLE ÜCRASINDA YAŞAYAN BENİM İÇİN, GİDECEK YER NE KADAR UZAK OLABİLİR?"
Hiçbir şey söylemeyen sözler onunkisi. Belki de her şeyi sonuna kadar söylemiş sözler.

Eski, sararmış bir fotoğrafın arkasına not düşer gibi.

İçerisine zamanın ötesinde bir an'ı hapseden bir kare içerisinden, sessiz haykırışlarla dünyaya kafa tutar gibi.

İnanmadan yaşadığımız, dokunmadan sahip olduğumuzu sandığımız mefhumları yere serip, yarına sorgulayan gözlerle bakar gibi.

Susar gibi belki.
Ama sustukça anlatır gibi.

Anlamından sıyrılmış, anlamsız ve biçare kalmış onca kelimenin ortasından, bambaşka bir lisanda seslenir gibi.

Kaybolan, geç kalınan, yaşanmadan tüketilen her ne varsa, yeniden yüklenir ve sırtındaki onca ağırlığa rağmen, her zamankinden daha dik yürür gibi.

İnandığı, savunduğu yarası, sol yanında bir zafer nişanı gibi dururken, acısını kimseye belli etmeden, yaşamaya devam eder gibi.

Gitmenin anlamını yitirdiği bir iklimde, içerisine ruhunu üflediği sayısız mısrayı, kıymetini bilenlere emanet edip, belki de hiç eğmediği başını kadere eğip, sessiz sedasız gider gibi...

...............
Okuyorsunuz, anlıyorsunuz.
Tekrar okuyorsunuz, daha çok anlıyorsunuz.
Her okumada daha önce ne kadar az anlamış olduğunuzu fark ederek, basamak basamak yaklaşıyorsunuz ona.

Uzak olduğu kadar yakın. Etkileyici ama bir o kadar da gerçek.
Onu okurken kelimeler, gördüğümüz kelimeler değil. Altlarından çok başka sesler geliyor.

Hiçbir şey söylemeyen sözler onunkisi. Belki de her şeyi sonuna kadar söylemiş sözler..


Keyifli okumalar.. :)
317 syf.
·9/10 puan
Es Selam Dostlar!
Eserimiz yine bir İsmet Özel şaheseri…
Kendine has uslübu ile aykırı bir kitap.
Kavramlar ve düşünceler arasında adeta tepetaklak oluyorsunuz...
''İslam kitaplarda ve Müslümanlar mezarlarda.'' Sözüne istinaden yazılmış bir eser de diyebiliriz.
Özelllikle İslamın yeni bir düşünme ürünü olmayıp bizatihi doğru düşünme ürünü olduğunu ve Kur’an-Sünnet çerçevesinde hareket ettiğimizde sağlam bir kimlik/karakter inşasında bulunabileceğimizi net ifade ediyor.


En çok dikkate şayan veya olması elzem olan ise şu söz diyebilirim Muamelata dair;
Helal ve haram bize sadece azgınlığımızı zaptetmek için değil;
yeryüzünde yaşadığımız hayatın anlamını kavrayalım diye ,
mevcudiyetimizin sebebine yaklaşalım diye vardır…

Hasılı;
Kitabın özeti mahiyetinde olan genel bir çerçeve ile net mesaj veren son bölümü TAŞLARI YEMEK YASAK yazısı ile sizleri başbaşa bırakıyorum..
Ve İsmet ÖZEL...
Son zamanların en nitelikli mütefekkirlerinden olup takip edilesi bir yazar derim...

''Ormanın derinliklerinde yürümekte olan bir avcı ağaçlardan biri üzerinde bir levha görmüş.
Levhanın üzerinde şu sözler yazılıymış: “Taşları Yemek Yasaktır !”
Bu alışılmadık uyarı karşısında avcı meraka kapılmış.
Levhanın asılı olduğu ağacın önündeki ayak izlerini takip etmeye başlamış ve izlediği yol onu bir mağaraya götürmüş.
Mağaranın ağzında bir derviş oturmaktaymış ve avcı yeterince yaklaştığında konuşmaya başlamış: -Zihnine takılan soruyu biliyorum.
Şimdiye kadar taşları yemeyi yasaklayan bir uyarı levhası hiç görmedin, çünkü insanların taş yemeye zaten ihtiyaçları yok. İnsanları zaten yapmaya eğilimleri olmayan bir konuda uyarmak niye ?
İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin ne anlamı var ? Ancak şuna dikkat et: İnsanlar arasında adet haline gelmiş öyle davranışlar, öyle alışkanlıklar vardır ki, bunlar insan için tıpkı taş yemek gibidir. Eğer zararı bakımından düşünürsen taş yemekten daha çok zarar veren işlerdir bunlar.
Bunlar taş yemek kadar budalaca, insanın öz niteliklerine yabancı tutum ve davranışlardır.
Eğer insanlar acınacak haldeyse,insanlar arasında zulüm,haksızlık,merhametsizlik,yozlaşma ve ihanet hüküm sürüyorsa bunun sebebi; insanların sanki yermişçesine yedikleri bunca nesneden, taş yemeye mümasil ( benzeyen) tavırlardan doğmaktadır.
Senin levhayı gördüğün yerde bir pınar olmuş olsaydı ve ben oraya “Su Zehirlidir” yazsaydım sen bunu manalı bir söz sayacak, yerinde bir uyarı kabul edecektin. Büyük bir ihtimalle de benim ayak izlerimi takip edip buraya gelmeyecektin. Çünkü yasaklanan şey aklına uygun gelecekti.
Gerçekte suyun zehirli olduğunu yazan insanın emrine uymuş olacaktın.
Kendi aklına uyduğunu sanarak benim keyfime uygun davranmış olacaktın.
Ama orada taş yemeyi yasaklayan bir levha gördün ve acaba bunun hikmeti nedir diye kendine bir yol açtın. Ben de sana gerçekte insanların yaptıkları birçok işte taş yemeye benzer davranışlar gösterdiğini ve aslına bakılırsa taş yediklerini söyledim.
Eğer söylediklerimi anladıysan aramızda hakikatin bir parçası tecelli etti.
İşte Allah’ın insanlar için gönderdiği emir ve nehiyler (yasaklar) böyledir. İnsan ancak bu emir ve nehiylerle hakikatin nasıl tecelli edebileceğini öğrenebilir.
Eğer Allah’ın emrettiği ve yasakladığı şeylerle ilk karşılaşan insan bunu tabî karşılarsa, aklına uygun bulursa bu emir ve nehiylerden hiçbir şey öğrenemez.
Ama bazı izleri takip edip bu emir ve nehiylerin nelere tekabül ettiğini öğrenebilirse hakikate varabilir.
İnsanın taş yemeye ihtiyacı yok diyorsun.
Öyleyse şunu düşün:
İnsanın ihtiyacı olandan fazlasını elinde tutması kendisi için taş gibidir.
Bu yalnız mallar, servet, güç gibi nesnelerde geçerli değil. Merhamet, şefkat, tevazu gibi şeyler için de böyle.
Bilgi için de böyle.
Eğer herhangi bir şey insanların istifadesine açıksa ancak istifade edildiği kadar o “şey” olur.
O şeyden istifade edilmezse artık o taştır ve gerçekten onu istifadeye konu etmeksizin kullananlar taş yemiş olurlar.
Sana yaramıyorsa bırak başkasına yarasın.
Sana yaramadığı halde sende olan hem senin hem başkasının aleyhinedir.
Taşları yeme, taşları yemek yasak…''

''Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı; artık kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katıdır. Taşın öylesi vardır ki ondan ırmaklar kaynar; öylesi de vardır ki, çatlayıp bağrından su fışkırır; bazı taşlar da vardır ki, Allah korkusuyla yerinden düşer. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.''
Bakara; 74

''Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yerine getiren melekler vardır.''
Tahrim;6

Bunu yapamazsanız –ki asla yapamayacaksınız– yakıtı insanlar ve taş olan ateşten sakının; o, inkârcılar için hazırlanmıştır.
Bakara,24

Baki Selamlar..!
Çok kısa bir inceleme yazacağım bu kitap için.

Ben hayatta yarım kitap bırakmam, bırakmayı sevmem, hitap ederse başlarım başlayana kadar da kılı kırk yararım, bilen bilir. İsteyerek aldığım bu kitap ah ne yazık ki bir türlü ilerleyemedi, sürekli tekrara uğruyormuşum gibi hissettirdi bana. Ha gayret bitecek diye de okumak istemedim hem yazara hem kendime hakaret sayarım.

Kitabın içeriği adından da anlaşılacağı üzere şiir. Ama sadece şiir. Şimdi böyle söyleyince de “Ne bekliyordun Nur? :D” diyebilirsiniz ama öyle değil ya. Anlamını geçtim, onu öyle karıştırmış ki (maalesef) İsmet Özel, “Ne gerek vardı bu cümleye hocam, en başında benzerini söylemiştin zaten.” cümlelerini zihnimde dolandırıp durdum. Hâl böyle olunca okunmaz kıldı kendisini..

Çeviri şiirleri pek hoşuma gitti, Çatliycak Kadar Aşki kitabındaki pek çok şiir de mevcuttu içerisinde. Onun dışında okumak isteyenlere dur diyemem, herkese hitabı farklı sonuçta. Keyifli okumalar dileriimm..

Yazarın biyografisi

Adı:
İsmet Özel
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Kayseri, Türkiye, 19 Eylül 1944
1944 yılında Söke 'li bir polis memurunun altıncı çocuğu olarak Kayseri’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, Çankırı ve Ankara’da yaptı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bir süre okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi’ne geçerek Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1977). Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. Devlet Konservatuarı’nda Fransızca okutmanı olarak çalıştı. İstiklal Marşı Derneği kurucusudur. Evlidir. Dört çocuğu vardır.

Yazar istatistikleri

  • 4.765 okur beğendi.
  • 17,1bin okur okudu.
  • 888 okur okuyor.
  • 11,7bin okur okuyacak.
  • 381 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları