İsmet Özel

İsmet Özel

9.0/10
764 Kişi
·
2.781
Okunma
·
1.358
Beğeni
·
47.105
Gösterim
Adı:
İsmet Özel
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Kayseri, Türkiye, 19 Eylül 1944
1944 yılında Söke 'li bir polis memurunun altıncı çocuğu olarak Kayseri’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, Çankırı ve Ankara’da yaptı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bir süre okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi’ne geçerek Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1977). Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. Devlet Konservatuarı’nda Fransızca okutmanı olarak çalıştı. İstiklal Marşı Derneği kurucusudur. Evlidir. Dört çocuğu vardır.
''...Biz bağıracağız, birileri hiç, duymayacak, hep aynı hikaye, duyanlara selam olsun..''
"Her şeyin bir fiyatı vardır. Size huzur verdim diyenler bizden ne aldıklarını da söylesinler."
İsmet Özel
Sayfa 86 - Şule yayınları
“Ne okumamı tavsiye edersiniz?"

Bu tatsız soru da karşıma çıkıyor. Tatsız diyorum, zira okumayı ciddiye alan kimse böyle bir soru sormaya gerek duymaz. Okumayı ciddiye almamış birinin bu türden bir soruyla kendini ve başkalarını meşgul etmesi hem bezginlik verici, hem de abestir. Ona doktorların hayatından ümit kestikleri hastaya uyguladıkları dieti vermek gerek. Okumayı ciddiye alan kişiler neden "Ne okumamı tavsiye edersiniz" sorusunu sormazlar? Çünkü kitaplar insanı kitaplara götürür. Kitapların kendileri zenginliklerini ve yetersizliklerini ele verirler.
Yangında ilk kurtarılacak şiir kitabı.
Muazzam tek kelimeyle harika. Duygu, heyecan, aksiyon olan çok başka bir şey.
Erbain, ne demek Erbain Arapçada 40 anlamına gelir, bizde kullanımı ise "Hicri takvime göre 22 Aralıktan 31 Ocağa değin süren kırk günlük kış dönemi.", Şiilikte, hicrî takvime göre Aşure Günü'nden 40 gün sonra gelen Safer ayının 20'inci gününe verilen isimdir. Nerden, neden peki bu isim, İsmet Özel'in daha önceki yayınlanan;
Geceleyin Bir Koşu (1966), Evet, İsyan (1969), Cinayetler Kitabı (1975), Celladıma Gülümserken (1984), kitaplarını tek kitapta toplayıp, bu kitabın ismini Erbain koydu. Çünkü bu şiirler şairin 40 yaşına kadar yazdığı şiirlerinden oluşuyor. Erbain'de burdan geliyor bir nevi bu kitap kırkıncı gün olan Erbain gibi şairin gün değil 40 yıllık riyazetinin sonucu ortaya çıkan muhteşem eser.
Şiirler ama ne şiirler; kitap "yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?" mısrasıyla başlıyor, "Yazık, şairler kadar cesur değilim " ile devam ediyor ve "Ben, İsmet Özel, şair, kırk yaşında." dizeleri olan şiirle bitiyor. Tam 54 muhteşem şiir var kitapta ama hangisini yazayım size hangisini anlatayım. Amentü'yü mü, Mazot'u mu, Evet İsyan'ı mı, yoksa "Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde " diye başlayan Kan Kalesi şiirini mi? Bakın, karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak şiiri de çok güzeldir, ismini en fazla beğendiğim şiirse "Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Resmin Arkasındaki Satırlar" isme bak, şiirin ismi bile şiir gibi.
Bıkmıyorum okuyor, okuyor, sonra dönüp tekrar okuyorum. Ama bu şiirleri okumaktan daha güzeli var doğrudan İsmet Özel'den dinlemek, kendi şiirlerini İsmet Özel kadar güzel okuyan bir şair de yok hani. Çoğu alıntımda link attım dinlemenizi tavsiye ederim.
İsmet Özel, özel bir insan, her daim muhalif, kendi deyimiyle nesli tükenmiş bir insan. İsmet Özel'in şiir gücünü ve bir süreç halinde ideolojik dönüşümünü görebilmek için bu kitabı okumanız gerek.
40 yıl yaşlandım..
Gerçekten ' kırk yılın şiirleri ' tamlamasını yerine getirmiş bulunmakta.

Şiiri çok seven üç arkadaşıma en sevdikleri şairi sorduğumda (size yemin edebilirim) üçü de İsmet Özel demişti. Hatta ikisinin en sevdiği şiir de ' Amentü ' idi. Dedim neymiş bu? Nihayet anlamış bulunmaktayım.

/ Haydar Ergülen'in bir röportajında İsmet Özel'in çok iyi bir şair olduğunu ancak onu hiç sevmediğini söylemesi ile dikkatimi çekmişti. Az araştırınca Madımak Katliamı sonrası sözlerinin, ayın ırkçısı seçilmesinin vs.haberlerini okudum. Bunlar benim önyargılı duruşuma sebep olmuştu. /

İsmet Özel'in kişisel hayatındaki dengesizlikler, siyasi düşüncelerinin gelgitligi ( Terazi sanmıştım ama başak burcuymus.) şiirlerinin yıllara göre olan tasnifinde hissediliyor.

Gelgelelim şair o kadar farklı boyutlarda geziyor ki , hangi söylediği gerçek hangisi ironi ben kestiremiyorum.
Çok farklı. Bir kere okuyunca onun çekimine kapılacaksınız. Ne desem doğru ifade edebilecegime emin değilim. İfade edebileceğiniz kelimelerin sınırlılığı değil zor olan. Sınırsızlığı. Hani bu kadar çok sıfatı nasıl bir araya topladın?

Kitabın son şiirinde demiş ya :
' evi Nepal'de kalmış
Slovakyalı salyangozdur ruhum '

Öyle bir şair işte. Ne olduğunu o bile anlamamış sanki.


Okuyun. Belki sizin de en sevdiğiniz şair olacaktır. Sevgiyle kalın :)
Yine Özel, yine beni karman çorman etmiş bir kitap...
Yine İsmet Özel'in kendine has tarzında muazzam bir kitap. Evet, yorucu, evet, anlaması zor, ama bizi en çok geliştiren kitaplar bizi yoran kitaplar değil midir?

Yine Müslümanlar ile siyaset arasında nasıl bir ilişki olması gerektiğini açıklamaya gayret etmiş Özel. Çünkü ne demişti Erbakan Hoca?
Siyasetle ilgilenmeyen Müslümanları, Müslümanlıkla ilgilenmeyen siyasetçiler yönetir. Buna mukabil, İsmet amcamız da bu görüşe katılıyor olsa gerek ki, siyaset ve Müslüman siyaseti ile bu kadar ilgileniyor.

Her kitabında muhakkak vurguladığı bir şey var: Şahsiyetli Müslüman.
Bu konunun üzerinde defaatle durur ve Türkiye'nin kalkınmasının İslam'la olacağını savunur. Başka hiç bir sistemin Türkiye'yi kalkındırmayacağına dair inancı tamdır.

Senelerdir İsmet Özel okuyan bir okur olarak bir kaç cümle de ben etmek isterim Müslüman siyaseti hakkında...

Müslüman! Sen kendini değerli gör. Sen kendini yetiştir. İşlerin adamı ol.
Biz Müslümanlar, yerküre üzerinde insan oluşun tek gerekçesiyiz. İnsanlığın bir parçası değiliz. İnsanlığın mihveriyiz. Kendini o pespaye halden çıkar, her şeyi yapacak güç, damarlarındaki kanda mevcuttur!

Öğren... Düşün... Çalış... Gerçekleştir...
Batı devletlerine öykünerek yaşama, kendi sanayiin olsun, kendi tarlanda üret, Dünya'ya sen ürün sat. Müslüman olarak kendini ezik görme, senin hastalığın budur.
Tanzimat'tan beri seni ezdiler, gavura gavur deme dediler, seni ılımlı İslam'cı yapmaya gayret ettiler. Olma!

Silkin, kendine gel! Neyi kaybettiğini hatırla!
Malum,toplum olarak ön yargılarımız bir put gibi elimizde ve en küçük sokak,mahalleden,esnaf ve bürokrasi katmanlarından, politika ve medya-iletişim araçlarına kadar, işbu ön yargı gözlüğünü gözümüzden çıkarmadan ve her habere hemen inanmayı,bir yaşam biçimi haline getirmiş insanlar kalitesinde nefes almaya başladığımız için,belki en azından kendimi bu konuda da sorgulamam adına Üstadın kitabından bir makaleyi burada sizlerle paylaşmak istedim,işte o makale :

''Nedir bu kaybolan nesnelerden alıp veremediğin diye soracak olursanız, size varoluşun anlamının kaybolanı aramada saklı olduğunu söyleyebilirim. İnsanoğlu yeryüzündeki uyanışına yaratılmış olduğunu farkederek varır. Ama iş burada bitmez, burada başlar.Çünkü yaratılmış olmayı kavramak aynı zamanda kişinin noksanını bilmesi demektir. Bu da bir arayışı gerektirir. Nedir noksan? Nasıl, neyle giderilir? Kaybolduğunu hissettiğimiz ister heybe olsun, isterse deve, arayış başlamıştır; büyük arayış.

Hikayemizde devesini kaybeden bir adam var. Bu adam devesini ararken yüksek düzeyde anlayış yeteneğine sahip üç dervişe rast gelmiş. Üç müdrik diyelim onlara.

“Devemi kaybettim” demiş dervişlere; “Onu siz gördünüz mü?” Dervişlerin ilki; “Bir gözü kör müydü devenin?” diye sormuş. Adam sevinçle

“Evet!” diyerek cevaplamış bu soruyu. İkinci dervişin “Ön dişlerinden biri eksik miydi?” sorusu karşısında devesini kaybeden adam heyecanlanarak “Evet, evet” demiş. Dervişlerden

üçüncüsü “Bir ayağı topal mıydı?” diye sorar sormaz “Evet, evet” cevabını yapıştırmış. “O halde” diye konuşmuş dervişler, “Sen deveni bizim geçtiğimiz güzergâh üzerinde ararsan iyi edersin, onu bu yolda bulma ümidi vardır.” Kayıp devesinin peşine düşen adam bu üç dervişin kendi devesini görmüş olduklarına kanaat getirmiş ve alelacele dervişlerin geldiği istikamete koşturmuş.

Bulamamış adam aradığı yerlerde devesini ve ne yapması gerektiğini yine dervişlerden öğrenmek isteğiyle bu kez dervişlerin peşi sıra gitmiş. Anlayış sahibi üç ermişi akşam üzere bir istirahat menzilinde eliyle koymuş gibi bulmuş. Yine sorular karşısında kalmış adam: “Devenin bir yanında bal, öte yanında mısır mı yüklüydü?” demiş birincisi; adam :

“Evet” demiş. “Hamile bir kadın mı biniyor senin devene?” demiş ikincisi, yine “Evet” demiş adam. “Biz senin devenin nerede olduğunu bilmiyoruz” demiş üçüncü derviş. Bunun üzerine deveci, bu üç kişinin kaybettiği deveyi çaldıklarına kanaat getirmiş ve onları kadı karşısına çıkarıp başından geçenleri anlatarak üç dervişi hırsızlıkla suçlamış. Kadı devecinin ifadesini yerinde bularak üç ermişi deveyi gasbetme suçundan hapse atmış.

Kısa bir süre sonra adam devesini arazide başıboş dolaşırken bulmuş ve dervişlerin salıverilmelerini temin maksadıyla mahkemeye başvurmuş. Daha önce dervişlerin kendi durumlarını izah etmeleri için bir fırsat tanımayı hiç aklına getirmemiş olan kadı, onlardan nasıl olup da deveyi hiç görmedikleri halde deve hakkında bu kadar çok şey biliyor olmalarını açıklamalarını istemiş. Dervişler, yolda devenin ayak izlerini gördüklerini, izlerden birinin silik oluşunun devenin bir bacağının topal oluşuna delalet ettiğini; yolun yalnızca bir yakasından ot yemiş olmasının tek gözünün körlüğüne delil olabileceğini; ısırdığı yaprakları yırttığına göre ön dişlerinden birinin eksik olduğunun anlaşıldığını söylemişler.

“Arılar ve karıncalar yolun iki kenarında bir şeylere üşüşmüşlerdi. Bunların bal ve mısır olduğunu gördük. Bir konaklama yerinde çalılara takılmış uzun insan saçı gördük, devenin üstündeki kadındı. Yerde el ayası izi vardı, ancak doğumu yakın hamile bir kadın elini yere dayayıp otururdu.”

“Bütün bunları hırsızlıkla suçlandığınız zaman kendinizi temize çıkarmak üzere neden söylemediniz?”

“Çünkü devecinin devesini aramaktan vazgeçmeyeceğini ve onu çok çabuk bulabileceğini göz önüne aldık. Keşfettiği gerçeği ahlaki bir olgunlukla perçinleyecekti. Bizim salıverilmemiz için harekete geçerek cömertliğin, sorumluluk hissine sahip olmanın zevkini tadacaktı. Hadisenin göründüğünden farklı cereyan ettiğini gören kadı ise gözünde mantık yollarına güvenerek kestirmeden hükme varmanın değerinin düştüğünü görecek ve bir arayışa koyulmanın kıymetini takdir etmede daha üstün
bir konum sahibi olacaktı. Kadı, doğru hükme varmanın tevazu ile arayışa neler borçlu olduğunu görecekti. Kendinde yargılamaya yetecek donatım olduğu zehabına kapılmanın gönül kırıklığını tadacak, birini suçlamadan veya bir iddiaya sahip çıkmadan önce kendi ölçülerini tartmanın kaçınılmazlığını kabul edecekti.”

“Bizim geçirdiğimiz deneyler şunu gösterdi ki, insan hakikati ararken bir gücü, bir yargılama gücünü kendinde hıfzettiği zannına kapılmamalı. Herkes kendi kaybettiğini kendi arasın. Bu arayışta diğerleri sadece arayanın neyi kaybettiğini hatırlatabilirler. Bunu nimet bilmeli. Senin noksanını tasvir edenler, senden bir şey gasbetmiş olmaz. Neyi kaybettiysen onu sen kendin ara.”
Üstad her zamanki gibi sade cümlelerle bir karmaşa sunurak beyin jimnastiği yaptırıyor düşünce bağlamında...Üslübunu bilenler için zor değil..Diğer 3 zor mesele ve 3 mesele kitaplarıyla aynı formatta .
Üslubunu bilmeyenlerse;bu anlam buhranında yolunu kaybetmemek için hemen diğer kitaplarını okuyup hazmetmeye başlamalı...
Emeğine kalemine sağlık üstad...
Cemil Meriç,Rasim Özdenören,Nurettin Topçu,Dücane Cündioğlu ve İsmet Özel..Düşünce bakımından beyin jimnastiği yapmak istediğimde ilk başvuracağım favori yazarlardır.
İsmet Özelin bu eserini bitirdiğimde iki konu var ki tamam dedim işte aradığım nokta da buydu;
1-Radikalizm ve Ütopya..
İfrat-Tefrit olayı...
2-Teknoloji,medeniyet ve yabancılaşma adı altında 3 zor meseleyi ise;
köklüce,derinlemesine kavrayarak,bizi kulluğumuzun şuuruna varmada daha ileri bir merhaleye ulaştıracaktır.
Tabi sağlam bir itikat ve ibadetle..
İyi okumalar..
İsmet Özelin kitaplarını büyük bir zevkle takip eden birisi olarak ''Çağdaş bir mesnevi yazdım'' dediği Bir Yusuf Masalı Adlı eseri , beni masal alemine esrarengiz gizemli bir şekilde götürdü diyebilirim:))
Her ne kadar diğer eserlerinde aldığım hazzı alamasam da yazarımızın vermiş olduğu şu mesaj , bu kitabı okumaya değer olduğuna dair en büyük ispatıdır;
-''En kötü masal, insanların rahat bir yaşam uğruna verdikleri mücadelenin masalıdır...
“ÜÇ ZOR MESELE”yi “teknoloji, medeniyet,yabancılaşma” konularında, ülkemiz Müslümanlarına yön vermek amacıyla hazırlanmış bir eser olarak kabul edebiliriz.Kitap; “neyim” sorusuyla “yabancılaşma”yı, “ne yapıyorum” sorusuyla “medeniyet”i, “nasıl yapıyorum” sorusuyla da “teknoloji”yi açıklayarak bunların birbirleri ile olan bağlarını ve bunların birbirlerinden ayrı değerlendirilemeyişlerini izah etmektedir.

Yabancılaşma; insan olarak kendimizi nasıl algıladığımızla ilgili bir kavramdır..Bu kavramı Özel, insanın anlam arayışı sürecinde ele almaktadır.Ona göre,insanın; kendisiyle, hakikatle,gerçeklikle, tabiatla … kurduğu ilişkilerin sıhhati ölçüsünde yabancılaşma gerçekleşir veya gerçekleşmez.Hayata, ahiret ile hayat dışı bir alandan anlam yüklemeyi başaran,varoluş güvenliğini iman ile sağlayan ve sağlamlayan kişilerle; zulüm, küfür ve hiçliğin içerisinde karanlıkta kalanların bu noktadaki durumu bir değildir.Özel, kendi içerisinde bir bütünlük arz etmekte zorlanan günümüz insanının aile,cemaat,millet,medeniyet ilişkilerine ışık tutar.Teknolojinin insanları tek tipleştirmesini vurgular.İnsanların, birbirlerine benzeyen bireyler olarak birbirlerinden uzaklaştığının altını çizer.Hayatı anlamlandırabilmek için ölümü ve hayatı birlikte ele almayı önerir.

Medeniyet;yaşama biçimimiz, insanlarla olan bağlantımız, hayat tarzımızla ilişkili bir kavramdır.Özel,medeniyet kavramını kullanırken daha çok Batı Medeniyet’ine atıfta bulunurken, medeniyetin beşer mahsülü olduğunu,birçok medeniyetin varolduğunu hatırlatır. Medeniyeti bir insan kalıbı olarak görür.Onu,kendi döktüğü kalıplara girmeye çalışmak olarak algılar.İslam’ın medeniyet kavramına ihtiyacı olmadığını söyler.Bu noktada ilahi olana vurgu yaparak İslam’ı; Kur’an ve Sünnet Yolu’nda inanç, düşünce ve davranış bütünlüğü olarak tanımlar. Batı Medeniyeti’ni ise insanlığın sorumluluğunu üstlenmediği için eleştirir.Bir yandan açlık,savaş,hastalık,eşitsizlikle savaşır gözükürken diğer yandan yine(sistemin doğası gereği) açlık,savaş,hastalık ve eşitsizlik ürettiğini söyler.İslam Dünyası’na kendi yaşam tarzlarını dikte etmelerini doğru bulmaz.

Teknoloji;yaşamımızın maddi çerçevesidir.Yabancılaşma ve medeniyet gibi bir kavram olarak karşımıza çıkmaz.Teknolojisiz devam ettirilemeyecek düzeye gelen hayatı yaşamak, günümüz insanı karşısına bir sorun, bir problem olarak çıkmaktadır.İnsanlar teknolojiye kayıtsız kalamayacak hale geldi,getirildi. Özel, bu süreçte tekniğin Batı Medeneiyeti ideallerine uygun olarak Burjuvaziye hizmet etmek amaçlı geliştirildiğini vurgular.Üretilen bilgilerin gerçeği manipüle etme noktasında kullanıldığını belirtir. İsmet Özel böylece modern teknolojinin küresel ölçekte yaygınlaştırılmasıyla kültür farklarını ortadan kaldırarak dünyayı aynı kültür altında yönetmeyi amaçlayan sömürgeci zihniyetin gözükmeyen planlarını gün yüzüne çıkarır. Bilime ve ürettiklerine de eleştirel bakar.Din ve bilimi varsayımları ve yönelimleri itibariyle ayrı oluşlarını vurgulayarak din-bilim çatışmasını reddeder.

“Bu üç mesele neden zor?” diye sorduğumuzda ise bu konuların iç içe geçmişliğini, teker teker karşımıza çıkmayışlarını görürüz. Biraz daha açarsak; yabancılaşma,ancak medeni bir hayat tarzı ile birlikte söz konusu edilebiliyor. Medeniyet, ancak kendi teknolojisiyle ayakta durabiliyor. Teknoloji, hayatını devam ettirebilecek bir medeniyeti türetiyor.Yabancılaşmadan medeni olunamıyor.

Bu üç temel mesele karşısında İsmet Özel Müslümanlara sistem karşıtı olmayı değil, sistem dışı olmayı önerir.Zıtlıkları birbirine çatıştırarak kendine zaman ve mekan devşiren sistemi pasifize etmenin yolunun onun ürettiklerine onun isteği doğrultusunda anlam yüklememek olduğunu söyler.”Niçin” sorusunu sıklıkla sormamızı ister.Medeniyetle veya medeniyetlerin ürettikleriyle kendimizi bağlamamız gerektiğini, hayatı ilerleme ve gerileme olarak değil hakikate yakınlık uzaklık ölçüsünde değerlendirmemizin doğru olacağını belirtir. Faal bir hayatı Müslümana yakıştırır.Sanat ve tefekkür ile gündelik meselelerden sıyrılarak gerekli olan bilincin kazanılacağını vurgular.

Keyifle okuduğum bu güzel kitabı, bu zor meselelerin halline talip bütün okur kardeşlerime öneriyorum.İyi okumalar...
"Benim masalımda üç önemli kelime var: Şair, komünist, Müslüman" (İ.Özel)

"Akif'in mektupları Safahat'ından, Necip Fazıl'ın O ve Ben'i Çile'sinden, Cemil Meriç'in Jurnal'i Kırk Ambar'ından, İsmet Özel'in Waldo'su Şiir Okuma Klavuzu'ndan daha çok kendilerini söyler ve anlatır kanımca." (Cündioğlu)

D. CÜNDİOĞLU' na ait yukarıdaki değerlendirmeyi okuduğumda Waldo'yu okumalıyım demiştim. İsmet ÖZEL'in şiirlerini okumuştum ama nesir olarak okuduğum ilk kitabıydı. İyi ki de bu kitabından başlamışım. İsmet Özel'in gözünden hem kendi düşünce dünyasında geçirdiği değişimler, arayışlar hemde Türkiye'nin en kritik dönemleri, ihtilaller, sağ-sol meseleleri ile ilgili kısa ama anlamlı bir panorama.
Her şeyden önemlisi İsmet ÖZEL için "şiir" ne demektir? sorusunun cevabı ilmek ilmek kitabın her sayfasına sinmiş.
Herkese iyi okumalar.
Kendimden habersiz olan KENDIMI ve kar altına gömülen kültürümü, ailemi , vatanimi, birligimi, beni Rabbe götüren yolları aramaktayım.. Elbet karanfiller açacaktır. Yeter ki sen yılma Insanoğlu.. ....(ama sen çok manidar kıymetli bir kitaptin...)

Yazarın biyografisi

Adı:
İsmet Özel
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Kayseri, Türkiye, 19 Eylül 1944
1944 yılında Söke 'li bir polis memurunun altıncı çocuğu olarak Kayseri’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, Çankırı ve Ankara’da yaptı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bir süre okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi’ne geçerek Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1977). Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. Devlet Konservatuarı’nda Fransızca okutmanı olarak çalıştı. İstiklal Marşı Derneği kurucusudur. Evlidir. Dört çocuğu vardır.

Yazar istatistikleri

  • 1.358 okur beğendi.
  • 2.781 okur okudu.
  • 148 okur okuyor.
  • 2.120 okur okuyacak.
  • 62 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları