İsmet Özel

İsmet Özel

YazarÇevirmen
9.0/10
2.871 Kişi
·
10.808
Okunma
·
3.594
Beğeni
·
137603
Gösterim
Adı:
İsmet Özel
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Kayseri, Türkiye, 19 Eylül 1944
1944 yılında Söke 'li bir polis memurunun altıncı çocuğu olarak Kayseri’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, Çankırı ve Ankara’da yaptı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bir süre okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi’ne geçerek Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1977). Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. Devlet Konservatuarı’nda Fransızca okutmanı olarak çalıştı. İstiklal Marşı Derneği kurucusudur. Evlidir. Dört çocuğu vardır.
Çünkü ırkçılık doğuştan gelme özellikleri yüzünden iyi bir başlangıç yapmaya müsait olanların, yine doğuştan getirdikleri noksanlıklar sebebiyle kötü bir başlangıç yapmaya mahkum olanlar üzerinde hükümranlık hakkı bulunduğunu öne sürer.
240 syf.
·18 günde
Muazzam tek kelimeyle harika. Duygu, heyecan, aksiyon olan çok başka bir şey.
Erbain, ne demek Erbain Arapçada 40 anlamına gelir, bizde kullanımı ise "Hicri takvime göre 22 Aralıktan 31 Ocağa değin süren kırk günlük kış dönemi.", Şiilikte, hicrî takvime göre Aşure Günü'nden 40 gün sonra gelen Safer ayının 20'inci gününe verilen isimdir. Nerden, neden peki bu isim, İsmet Özel'in daha önceki yayınlanan;
Geceleyin Bir Koşu (1966), Evet, İsyan (1969), Cinayetler Kitabı (1975), Celladıma Gülümserken (1984), kitaplarını tek kitapta toplayıp, bu kitabın ismini Erbain koydu. Çünkü bu şiirler şairin 40 yaşına kadar yazdığı şiirlerinden oluşuyor. Erbain'de burdan geliyor bir nevi bu kitap kırkıncı gün olan Erbain gibi şairin gün değil 40 yıllık riyazetinin sonucu ortaya çıkan muhteşem eser.
Şiirler ama ne şiirler; kitap "yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?" mısrasıyla başlıyor, "Yazık, şairler kadar cesur değilim " ile devam ediyor ve "Ben, İsmet Özel, şair, kırk yaşında." dizeleri olan şiirle bitiyor. Tam 54 muhteşem şiir var kitapta ama hangisini yazayım size hangisini anlatayım. Amentü'yü mü, Mazot'u mu, Evet İsyan'ı mı, yoksa "Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde " diye başlayan Kan Kalesi şiirini mi? Bakın, karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak şiiri de çok güzeldir, ismini en fazla beğendiğim şiirse "Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Resmin Arkasındaki Satırlar" isme bak, şiirin ismi bile şiir gibi.
İsmet Özel, özel bir insan, her daim muhalif, kendi deyimiyle nesli tükenmiş bir insan. İsmet Özel'in şiir gücünü ve bir süreç halinde ideolojik dönüşümünü görebilmek için bu kitabı okumanız gerek.
Bıkmıyorum okuyor, okuyor, sonra dönüp tekrar okuyorum. Ama bu şiirleri okumaktan daha güzeli var doğrudan İsmet Özel'den dinlemek, kendi şiirlerini İsmet Özel kadar güzel okuyan bir şair de yok hani. Çoğu alıntımda link attım dinlemenizi tavsiye ederim.
Hatta en sevdiği şiirleri bırakayım şuraya bakarsınız belki
Amentü #26567920
Evet, İsyan #26444155
Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar #26706846
Mazot #26492201
Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak #26545858
Yıkılma Sakın (Ölüyoruz, Demek ki yaşanılacak...) #26491953
240 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Uzakta, kendinin bile ücrasında yaşayan, sürgüne uğradığı bu pıtraklı diyarda,
dar çünkü dargın havsalasının taşımaya güç yetiremediği bu dünya
ve içinde kıvrak bir küheylan gibi debelenen bu yaşamak arzusu boğarken O’nu;
itiraz eden, direngen ve aksi
ruhun bu kırgın ikindisinin,
iyice işittim, hırçın ve alazlı sesini.
Öyle ki yineledi bendeki bu yansımasını, tekrar ederek sürekli.
“Biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz” dedi.

Değil bu bir güzelleme ya da bir iltifat metni.
Çok mu seviyorum ben bu adamı?
Muhtemelen aynı yerde yaşamaya çalışsak,
kısa sürecek ortak yaşama çabamız, o dar mekandaki.
Ancak gözleri nemlenecekken
gözleri namluya dönen bu adamla da yakın eden bizi,
çektiğimiz dünya ağrısıdır, sürgüne gönderildiğimiz
bu pütürlü - pıtraklı diyardaki.
Bir de adımızın insanların hizasına yazılmasından dolayı
her gün yepyeni rüyalarla ödenen bu cezaya olmaklığımız, müşteri.

Ondandır, ‘üzerine yüreğinden başka muska takmadan konuşmak isteyen’
şairin söylemesi, bu ‘durgun suyun sayhası’ nın dile gelmesi
ve zihnimde o nağmelerin sürekli kendini terennüm etmesi.

Ondandır, kor yürekle çıkıp bir tepenin ardından
‘her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar’
güçlü nidasıyla ünleyen seste bulmam kendimi.

Kuşun ölümünde incinen ruhu;
‘ölüme, ölümlülüğü yakıştırabilmek için
cesetlerle bezerken güzel olan her şeyi’,
Gelmiş geçmiş bütün gölgeleri deneyen
elleri ise hala pençe gibi.
İyice işittim işte, ikna olmaz biçimdeki bu aykırı sesi.

Fırtınalı ruhun derin savruluşlarında
‘sökmedi hoyrat kuralları faşizmin’, ama
yine de debelenmekteydi devrimci olan beyni.
Sonrasında Vareden’in kayrasıyla var olup,
eşrefi mahlûkat nedir bildi.
Gökyüzüne göndere çektiği yüreğiyse
çatlayacak kadar aşkî.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi.
Öyle ya ‘halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti’.

Kana çakıllar karıştıran isyan duygusunu
kendine katık etti ve dalaştı, sarsak hırgürüyle dünyanın.
Dünya ki ruhunda kaynar adımlarla gezinen hain sevgilisi.

Türk şiirinin en güzellerinden bazılarının şairi.
‘cesur ve onurlu diyecekler
halbuki suskun ve kederli’
Bu eser de fırtınayla, şiirle geçen ömrün
Kemâl noktası, erbaini.
240 syf.
·3 günde·9/10
Waldo Sen Neden Burada Değilsin?

Kendisini ''Ben nesli tükenmiş bir insanım'' diye niteleyen İsmet Özel'in, yalnızca ismi için dahi okunması gereken enfes kitabı...

"Bu kitabı, intihar eden birkaç arkadaşıma ve paranoyadan, şizofreniden mustarip birçok arkadaşıma ithaf ediyorum...''

sözleri ile başlıyor İsmet Özel ! Ve şöyle devam ediyor;

''Dünyaya gelmek, bir saldırıya uğramaktır. Doğan her bebek, havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. Yaşıyor olmak savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz.

Savaş bitmiştir.

Ana kucağı, bütün saldırılara karşı ilk barınak, ilk sığınaktır.''

Çıtayı çok yükselten bu girişin ardından İsmet Özel'in kendi kaleminden kendi hayatını/masalını okuma şansı buluyorsunuz.

''Benim masalım kısaca şöyle: " Bir varmış bir yokmuş. Bir şair İsmet Özel varmış. Iyi şiirler yazarmış. Nasıl olmuşsa bu İsmet bir gün komunist olmuş. Derken efendim, bir komünist olarak iyi şiirler yazmayı başarmış ve hatta yıldızı parlamış. Gel zaman git zaman, İsmet Özel'in duyguları, düşünceleri, inançları değişmiş (masalın her varyasyonunda bu değişmenin sebepleri muhtelif) ve Müslümanlığı bir hayat yolu olarak benimsemiş. Ama işe bakın ki adam iyi şiirler yazmaya devam etmiş. Eh, o erdiyse muradına, biz de çıkabiliriz kerevetine."

Nasıl başka masallarda devler, denizkızları, peri padişahı varsa benim masalımda da bazı isimler geçiyor: Şair, komünist, müslüman..."

Hayatını komünizm ve Müslümanlık gibi iki ayrı döneme ayırsak dahi hep iyi bir şair olarak karşımıza çıkmaktadır Özel. O da bu vasfının farkındadır.

Hep bir anlatma, anlaşılma telaşı var satırlarında. Derin düşünüyor ve kimi zaman kendi derinliğinde boğulurken buluyor kendini. Kelimelere tutunup kurtuluyor. Bazense kelimeler içinde kayboluyor. Nereye gideceğini bilemeyen bir adamın acizliği ile yine kaleme sarılıyor ve şöyle diyor:

''İnsan için önüne çıkan bütün yollar ''yürünebilir'' yollar ise o insan artık kaybolmuştur. Kaybilmak nereye gideceğini bilememek, yani her yere gidebilmektir...''

Ilerleyen sayfalarda kendi hayatına ilişkin birkaç anısını kaleme alıyor Özel . Önce din olgusuna ve dinden uzaklaşmasına- yakınlaşmasına, ardından siyasi arenaya atılmasına ve şiirlerine hep şiirlerine değiniyor...

''Çocukluğumda ve yetişme yıllarımın bana tanıttığı anlayışlar içinde Müslümanlık ağırlıklı bir yere sahip değildi. Annem ve babam Müslüman insanlardı o kadar. Çocuklarını dindar yetiştirme konusunda özel bir gayretleri olduğunu hatırlamıyorum.''

Çocukluk yıllarında din ile olan ilgisini yalnızca bu sözlerle ifade eden Özel, lise yıllarında dine tutunma çabasının neticesiz kalışını ise şu satırları ile okuruna aktarıyor:

" Evde Diyanet İşleri Başkanlığı'nin üç cilt halinde yayınladığı Kur'an-ı Kerim meali vardı. Büyük bir samimiyetle onu okumaya koyuldum. Okumaya başlamadan önce abdest alıyor, Kitab'ı göbeğimin üstünde tutmaya özen gösteriyordum. 1961 yılında, dini düşüncenin niteliklerini hakkında hiçbir temel bilgilenme sağlamamış, genel olarak düşüncenin hangi meseleler çevresinde döndüğü konusunda donanımı olmayan bir lise son sınıf talebesinin ''Bakalım bizim temel dini metnimizde neler var?'' merakıyla giristiği okumadan nasıl bir sonuç doğabilirdi? Olacak olan oldu: Sonuç büyük bir düş kırıklığıydı!''

''Beklentilerimin boşa çıkması din duygusundan ümidi kesmemi kaçınılmaz kıldı. Daha da ileri gittim: Din aleyhtarlığının insan için en uygun tutum olduğu sonucuna vardım.''

Sözlerinin ardından siyasete atılmasından ve o günün Türkiye'sinden, sosyalizmden uzunca bahseden sayfalarla karşılıyor bizi.

Düşünsel yapısının, şiirleri üzerine olan etkilerine de değinen Özel, yoğun gecen siyasi hayatının ardından önce kendini yalnızlığa ardından yeniden İslam'ın sularına bırakıyor kendini.

'' Müslüman olduktan sonra başka Müslümanlarla tanışıp, kaynaşmak için fazla aceleci davranmadım. Esasen mümkün de değildi. Benimle belli bir kültürel dili paylaştığına inandığım hiç-bir Müslüman tanımıyordum. Edebiyat dünyasında, ismen tanıyıp şiirine büyük değer verdiğim bir Sezai Karakoç vardı. Onunla tanışmanın yolunu arayıp buldum.''

Bu satırlardan sonra Ismet Özel sözü, kitabın adını aldığı o muazzam diyaloğa getiriyor.

Thoreau, ABD'nin Meksika'ya karşı yürüttüğü emperyalist savaş sırasında konan nüfus başına vergiyi, ''ödediği dolar bir adam öldürmek üzere, başka bir adam veya tüfek satın almaya yaramasın'' gerekçesiyle vermeyi reddedince bir gece hapiste yattı. Kendisinden ondört yaş büyük olan ve birçok özgürlükçü düşünceyi kendisiyle paylaşan Ralph Waldo Emerson, telaşla arkadaşını görmek üzere onun hücresine girdiğinde aralarında şöyle bir konuşmanın cereyan ettiği anlatılır:
- Henry, neden buradasın ?
- Waldo, sen neden burada değilsin?

Bugün, yukarıdaki her iki sorunun Türkiye'de muhatabı bulunup bulunmadığını anlamak durumundayız. Kim nerededir? Yerimizi biliyor muyuz? Burada size, dilim döndüğünce kendi masalımı anlatmaya çalıştım. Biliyorum sizin de kendinize mahsus bir masalınız var. Bütün masallar bir yana itildikten sonra geride ne kalıyor? Herkes bir diğerine ''Neden buradasın?'' sorusunu soracaksa, onun alacağı cevap bir başka soru, ''Sen neden burada değilsin?'' olacaksa hepimiz masallarımıza umutsuz bir dirençle sarılmışız demektir. Masallarımızı bir kenara itme niyetimiz yok gibi.

Kim olduğumuz sorusuna cevap ararken, aklımız hep, kim olacağımız sorusuyla karışıyor. Kim olacağımızı düşündüğümüzde ise kim olmak istediğimiz sorusu peşimizi koyuvermiyor. Gerçekte, kim olduğumuzu öğrenme süreci içinde bile kimliğimiz yeniden oluşuyor.


Ismet Özel'in hayatını, yaşayışını, neden şiirler yazdığını, neden farklı dönemlerde yazılmış şiirlerinde farklı bir dava taşıdığını merak eden okurlar için tavsiye edebileceğim bir kitaptır. Keyifli okumalar...
317 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
"İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin ne anlamı var? Ancak şuna dikkat et: İnsanlar arasında adet haline gelmiş öyle davranışlar, öyle alışkanlıklar var ki, bunlar insan için tıpkı taş yemek gibidir. Eğer zararı bakımından düşünürsen taş yemekten daha çok zarar veren şeylerdir bunlar. Bunlar taş yemek kadar budalaca, insanın öz aitliklerine yabancı tutum ve davranışlardır.
Eğer insanlar acınacak haldeyse, insanlar arasında zulüm, haksızlık, merhametsizlik, yozlaşma ve ihanet hüküm sürüyorsa bunun sebebi; sanki taş yermişcesine yedikleri bunca nesneden, taş yemeye mümasil( benzeyen) tavırlarından doğmaktadır."
Bu alıntı kitaba adını veren bir sayfalık yazıdan yapılmıştır ibretlik dersler çıkarılacak kısa bir yazıdır.

Kitap bir kaç sayfalık kısa yazılardan oluşmaktadır içinde pek çok başlık altında kaleme alınmış yazılar mevcut. Her birinde değinilen konular hassas ve incelikli yazarın kalemi keskin ve de oldukça güçlüdür. İçinde bana göre çok uçlarda olduğunu düşündüğüm konular da var can-ı gönülden katıldıklarım da.

Pek çok yazıyı okurken kendimi, kendime sohbet verirken buldum göz yaşları içerisinde.Karşıma dizdim pek çok halimi ve can-ı gönülden onlara okudum bu yazılanları. Karşımda çocuk Fatma da vardı, aklı bir karış havada genç Fatma da, nefsine hakim olamayan Fatma da vardı, modern yaşama kendini kaptıran Fatma da, Batı'nın rüzgarına kapılmış Fatma da vardı, kendi öz kimliğinden uzaklaşmış Fatma da hepsi dinledi beni can kulağıyla ne kadar aldılar almaları gerekeni zaman gösterecek. Belki yeniden tekrar ele alınacak bu eser baştan sona değilse bile bazı bölümler tekrar tekrar ele alınmalı.

Belki tuhaf gelecek ama yazarın üslubu okurken bende Malcolm X'in Alex Haley'e dikte ederek yazdırdığı ve tam anlamıyla tamamlanamayan ( çünkü kendisi kitap yazılırken süikaste kurban gitmiştir) biyografisini oradaki tarzı ve yaklaşımları anımsattı.

İnsan bu dünyada bir sınav alemindedir. Hepimiz kendi imtihanımızın pençesindeyiz, kendi kendimizle cihad içindeyiz. Nefsimizle, şeytanımızla, şeytanlaşmış insanlarla bir dolu mücadele içinde doğruyu ya da doğru yolu bulmak için mücadele veriyoruz. Kimine nasip olur kimine olmaz, kim bulunduğu yerin değişmeyeceğinden emin olabilir, Rabbim bile kulları hakkında hüküm vermek için onların son nefeslerini vermelerini beklerken bizdeki bu hüküm verme aceleciliği nedendir? Kalpleri evirip çeviren Rabbim değil midir? Nuh Aleyhisselam gemiye oğlunu bindirememiştir acz içinde Rab'bine yalvarırken o benim oğlum nasıl binmez ya rabbi der Rab ona cevap verir ne zaman senin oldu? Lut peygamber de yine aynı şeyi eşiyle yaşamıştır onu kendine döndürememiştir eşi de helak olanlar arasındadır. Yani peygamberken onlar bile en yakınındakileri doğru yola getirme yetisine sahip değilken tebliğden yükümlü iken biz ancak örnek olarak vicdan temizliği ile Rabb'imize dua edebiliriz. Öyle ise bizim bu acımasızca eleştirilerimiz nedendir? O hor bakılan kişinin Allah'ın katında çok daha üstün bir kişi olarak ölmeyeceğinden nasıl bu kadar emin konuşabiliriz. Ben müslümanım diyen insanların keskin, kırıcı, uzaklaştırıcı tavırlarından rahatsızlık duyuyorum. Bir insanı sevmem için illada müslüman olması gerekmiyor, elbetteki müslüman kardeşlerimi koruyup kollamam gerektiği bilinci var ama yaradılanı yaradandan ötürü seviyorum.

Son olarak yazar ve eserleri hakkında beni bilgilendiren bana okuma listesi hazırlamamda yardımcı değerli kardeşim Oldi ye çok teşekkür ederim. İsmet Özel okumaya devam edeceğim anlamaya çalışmak anlamlarında kaybolmak istediğim çok muazzam yazı ve şiirleri var ki Amentü ve Münacat şiirlerine aşık oldum.

Kitapla kalın efenim keyifli okumalar...
31 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"UZAK NEDİR? KENDİNİN BİLE ÜCRASINDA YAŞAYAN BENİM İÇİN, GİDECEK YER NE KADAR UZAK OLABİLİR?"
Hiçbir şey söylemeyen sözler onunkisi. Belki de her şeyi sonuna kadar söylemiş sözler.

Eski, sararmış bir fotoğrafın arkasına not düşer gibi.

İçerisine zamanın ötesinde bir an'ı hapseden bir kare içerisinden, sessiz haykırışlarla dünyaya kafa tutar gibi.

İnanmadan yaşadığımız, dokunmadan sahip olduğumuzu sandığımız mefhumları yere serip, yarına sorgulayan gözlerle bakar gibi.

Susar gibi belki.
Ama sustukça anlatır gibi.

Anlamından sıyrılmış, anlamsız ve biçare kalmış onca kelimenin ortasından, bambaşka bir lisanda seslenir gibi.

Kaybolan, geç kalınan, yaşanmadan tüketilen her ne varsa, yeniden yüklenir ve sırtındaki onca ağırlığa rağmen, her zamankinden daha dik yürür gibi.

İnandığı, savunduğu yarası, sol yanında bir zafer nişanı gibi dururken, acısını kimseye belli etmeden, yaşamaya devam eder gibi.

Gitmenin anlamını yitirdiği bir iklimde, içerisine ruhunu üflediği sayısız mısrayı, kıymetini bilenlere emanet edip, belki de hiç eğmediği başını kadere eğip, sessiz sedasız gider gibi...

...............
Okuyorsunuz, anlıyorsunuz.
Tekrar okuyorsunuz, daha çok anlıyorsunuz.
Her okumada daha önce ne kadar az anlamış olduğunuzu fark ederek, basamak basamak yaklaşıyorsunuz ona.

Uzak olduğu kadar yakın. Etkileyici ama bir o kadar da gerçek.
Onu okurken kelimeler, gördüğümüz kelimeler değil. Altlarından çok başka sesler geliyor.

Hiçbir şey söylemeyen sözler onunkisi. Belki de her şeyi sonuna kadar söylemiş sözler..


Keyifli okumalar.. :)
240 syf.
·
Herşeyin bir hikayesi vardır. Bir İnsanın,bir eşyanın, Bir şehrin, bir yolun, bir direnişin, bir ismin, bir kitabın...
Ve onu anlamlı kılan her zaman o hikayedir; kendi hikayesi.

Bu kitabın da bir hikayesi var; ona isim olan; değer veren...

WALDO SEN NEDEN BURADA DEGİLSİN?

Henry David Thoreau, Abd'nin Meksika'ya karşı yürüttüğü emperyalist savaş sırasında konan nüfus başına 1 dolarlık vergiyi; "ödediği dolar bir adam öldürmek üzere, başka bir adam veya tüfek satın almaya yaramasın" gerekçesiyle vermeyi reddedince bir gece hapis yatar.

Kendisinden on dört yaş büyük olan ve bir çok özgürlükçü düşünceyi kendisiyle paylaşan Raplh Waldo Emerson, telaşla arkadaşını görmek üzere onun hücresine girdiğinde aralarında şöyle bir konuşma geçer:

"- Henry, sen neden buradasın?"
"- Waldo, sen neden burada değilsin?"

"Hukuka aykırı eylemin tek bir faili vardır, şayet devletten kaynaklanıyorsa bu eylem, tüm toplum sorumludur. Hepimiz yani. Bu eylemi şu ya da bu partinin, şu ya da bu bürokratın ya da devlet memurunun işliyor olması değiştirmez bu durumu. Suçlu tüm toplumdur. İşte bu ideaya bağlı biriydi Thoreau ve bu bilinçle soruyordu Emerson’a: NEDEN BURADA DEĞİLSİN, diye.

Bazı sorular cevapsızdır, bazıları cevabı mümkün sorulardır, ama diğer bazıları cevaplamaya zorlar insanı, yüzyıllar sonra olsa bile… Cevaplanmak zorundadır. Bir kez dile getirilmeyegörsünler, er ya da geç cevaplamaya mecbur bırakırlar muhataplarını. Çünkü insan “çözemeyeceği bir sorunu asla önüne koyamaz”. Asla! " diyor yazar.



Kitabı ilk okumak istediğimde ismimin hikayesini hiç böyle düşünmemiştim. Ve öğrendiğim o anda, beni yine kendisine hayran bırakmayı başarmıştı İsmet Özel.

İsmet Özel benim hayata bakış açımı değiştiren bir yazardır. Yaşam hikayesi ile, Fikirleri ile...

Samimiyeti hayatına yansıyan ve bu samimiyeti okura yansıtan "özel yazar"dır benim için.
Tüm eserlerini okumak hedeflerim arasındadır.
Şimdilik geçiyorum bunları.

İsmet Özel, bu eserinde, neden şiirle ilgilendiğini, bu konuda ne kadar iyi olduğunu, siyasetle nasıl bir ilişkisi olduğunu ve neden Müslüman olduğunu anlatıyor. En çok üzerinde durduğu ise elbette ne kadar iyi bir şair olduğu. 

Dünyaya gelmek, bir saldırıya uğramaktır. diye başlıyor yazar.
"Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir."
Sonra yıkmak üzere kendi masalının özetini yazıyor.Ve ekliyor:
Herkes kendi masalını yıkmalıdır.

Benim masalım kısaca şöyle: Bir varmış bir yokmuş. Bir şair İsmet Özel varmış. İyi şiirler yazarmış. Nasıl olmuşsa bu İsmet bir gün komünist olmuş. Derken efendim, bir komünist olarak da iyi şiirler yazmayı
başarmış ve hatta böylelikle yıldızı parlamış. Gel zaman git zaman, İsmet Özel’in duyguları, düşünceleri, inançları değişmiş (masalın her varyasyonunda
bu değişmenin sebepleri muhtelif) ve Müslümanlığı bir hayat yolu olarak
benimsemiş. Ama işe bakın ki adam iyi şiirler yazmaya devam etmiş. Eh, o
erdiyse muradına, biz de çıkabiliriz kerevetine. (s. 16)

Masal yıkılmalı ve gerçek egemen olmalıdır.

VE ŞAİR...

Şair kimdir?

Sanat eserlerinin iki sahibi birden olamaz. Bu şartlardanasıl olsa bir sanatçı çıkacaktı diyemeyiz.
İngiliz tarihinin bir başka Cromwell ortaya çıkarabileceğinidüşünebiliriz, ama İngiliz edebiyatının bir başka Milton vereceği söylenemez.Bir şiirin nasıl söyleneceğini hiç kimse söyleyemez, çünkü
şiir söylenen şeyin söylenişinde, söylenişin içindedir. (s. 19)

Ben kendimi şair sanarak değil, şair olmanın gereğine
inanarak ve şiirin gereğini yerine getirmeksizin bu alanda gerçek bir çalışma
yürütülemeyeceğini kabul ederek işe koyuldum.
Bu hazırlığı da doğuştan getirmedim, dünyadan aldım.
Hazırlığımın, bugün de beni ayakta, aklı başında tutan hazırlığımın özelliği
ikidir: Kadirşinas itaatsizlik ve tevarüs edilmemiş
asalet. (s. 21)

Ve şairin şiirde asaletini yansıtan cümleler:

"…benim varlığıma da bir anlam katan bir devlet vardı.
Türkiye Cumhuriyeti, bürokrasiye tanıdığı zabitçe bir yetkiyle bütün toplumu
kuşatmıştı. Cumhuriyet rejiminin temsilcisi olmak, kişinin, toplum içinde
geçerli bir unsur olduğu duygusunu güçlendiriyordu. Buna bir de yerli halkın
memurlara karşı mesafeli tutumunu eklerseniz, ortaya sahte bir soyluluk
manzarası çıkıyor. (s. 23)

Kimseden yardım almaksızın en iyi işi yapmak: Bunun için şiirden daha elverişli bir alan yoktu.(s.24)


Şair demişken, yazarın en sevdiğim şiiri ile incelememe son vermek istiyorum:

YAŞAMAK UMRUMDADIR

Sabah şairin üstüne saldırıyor 
yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi 
onun kalbi topraktan sıyrılıyor 
aşk dahi sıyrılıyor topraktan 
gözlerini tanıyorsunuz: çaylak sürüleri 
beyni: aç kuşlardan bir ambar. 
Bir kıyısına ilişmiyor dünyanın 
Allah'ın ve devletin dibinde insanlar 
onu barutla karıştırıyor 
ve zerdali çiçekleriyle. 
Ahali kapısını taşlıyor onun 
onun için develer kesiyor halk 
aşka ve kavgaya aydınlık getiren kalbi 
topraktan sıyrılıyor. 

Ben 
topraktan sıyrılıyorum 
buğular 
ve aşiret rüzgarları kanımda. 
Arklardan gece vakti sular 
kaç zaman ayaklarıma 
yaslı bir selam gibi dokundu 
kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün 
dedim rahmet yağar ben yürürken 
gece benim ardımda 
taşıdım kara gençliğimi dağların damarında 
hep döşümde yaratkan, patlayıcı bir kimya 
beynimde hep manalı bir uçurum. 

Benim hayranlığımdan inlerdi şehir 
ben atlara ve uzaklar hayrandım 
kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar 
ansızın patlak verirdi baharda. 
Dudaklarımda çürükler vardı 
dağ çiçeklerinden ötürü. 
Irmaklara salardım kendimi 
ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya 
bana hain sevgilimdi. 

Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan 
beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz 
çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim 
Yürüsem rahmet boşanacak. 
ve sana bir karşılık vereceğim 

Sana bir karşılık vereceğim 
toprağı deşen boğuk sesimle 
sana bir karşılık vereceğim 
amansız kum fırtınası altında 
sana bir karşılık vereceğim 
birbiri üstüne yığılırken günler 
ey taşan suların imkanı 
ey taşan suların bekareti sana 
bir karşılık vereceğim. 

Son olarak, hayatınızda bir İsmet Özel portresi çizilmemiş ise, ufkunuzda kat kat perdeler vardır hayatın gerçeklerini örten...

Mutlaka okunmalı. Keyifli okumalar
272 syf.
·4 günde·Beğendi
Ve'l-Asr: İnsan, ziyandadır.
"Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir)."
Bu kitap yazarın okuduğum 5.ci kitabı.

İsmet Özel okuyunca sıkılanlar da gördüm çevremde. Bu sıkılanlar genellikle çok aciz insanlar oluyor. Hiç bir şey de ellerinin olmasını istemiyorlar. Ama çok iyimser kişilikleri var. İsmet Özel'in karamsarlara hitap ettiğini düşünüyorum. Çünkü karamsarlar bardağın yarısı neden boş deyip diğer yarısıyla yetinmedikleri için bir arayış içerisindedirler ve hakikatin peşindedirler.
İnsan tercihleriyle insandır. Ziyan olmamak bir tercih midir, zaruret mi? Kitapta tam da bu sorunun cevabı saklı...

Yazarın biyografisi

Adı:
İsmet Özel
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Kayseri, Türkiye, 19 Eylül 1944
1944 yılında Söke 'li bir polis memurunun altıncı çocuğu olarak Kayseri’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, Çankırı ve Ankara’da yaptı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bir süre okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi’ne geçerek Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1977). Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. Devlet Konservatuarı’nda Fransızca okutmanı olarak çalıştı. İstiklal Marşı Derneği kurucusudur. Evlidir. Dört çocuğu vardır.

Yazar istatistikleri

  • 3.594 okur beğendi.
  • 10.808 okur okudu.
  • 625 okur okuyor.
  • 8.179 okur okuyacak.
  • 229 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları