Ivan Illich

Ivan Illich

Yazar
7.4/10
385 Kişi
·
1.447
Okunma
·
121
Beğeni
·
4353
Gösterim
Adı:
Ivan Illich
Unvan:
Avusturyalı Filozof ve Toplum Eleştirmeni
Doğum:
Viyana, Avusturya, 4 Eylül 1926
Ölüm:
Bremen, Almanya, 2 Aralık 2002
Ivan Illich, (1926-2002) Avusturyalı filozof ve toplum eleştirmeni. Çağdaş batı kültürü, kurumları ve eğitim, çalışma hayatı, enerjinin kullanımı, ekonomik gelişme, sağlık vb. alanlardaki etkileri üzerine eleştirel incelemeler kaleme almıştır.

Hayatı

1926 yılında Viyana'da Hırvat bir baba ve Seferat-Yahudi bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babasının gelir durumu sebebiyle pek çok ülkeyi gezip görme imkânına kavuştu. İtalyanca, Fransızca ve Almancayı ana dilleri gibi bilirken, daha sonra bu dillere Sırpça-Hırvatça, Antik Yunan ve Latin dilleri, İspanyolca, Portekizce, Hindi vs. de ekledi. İtalya'da Florence Üniversitesi'nde Histoloji ve Kristalografi, Vatikan'da Pontifical Gregorian Üniversitesi'nde teoloji ve felsefe, Salzburg'da Ortaçağ Tarihi eğitimi gördü. Porto Riko Katolik Üniversitesi başkan yardımcılığına getirildi. 1961'de Meksika Cuernavaca'da Centro Intercultural de Documentación (CIDOC, International Documentation of Center) kurdu. Merkezin araştırmaları Vatikan ve CIA ile çatışmasına sebep oldu.

Illich 1970'lerde Fransa'daki sol entelektüel çevrede popüler olmasına karşın François Mitterrand'ın 1981'deki seçiminden sonra Fransız solunun hükümete gelmesiyle birlikte görüşleri fazla kötümser bulunduğundan bu çevrelerdeki etkisi gün geçtikçe azalmıştır.

Hayatının sonraki yıllarında kansere yakalandı ve eleştirdiği kurumsallaşmış tıp yerine geleneksel metotlara başvurdu. Hastalığının ilk aşamalarında tümör ile ilgili bir doktora danışmış ancak kendisine konuşma yeteneğinin kaybolma ihtimalinin çok yüksek olduğu söylenmişti. "Ölümlülüğüm" diye adlandırdığı tümör ile hayatının sonuna kadar yaşadı.

Eserlerinden

(Şenlikli Toplum adlı eserinden)

Araçların aşırı ölçüde gelişmesi, insanları çok yeni biçimlerde tehdit etmektedir. Bu tehditler geleneksel angarya ve haksız muameleye benzemekle birlikte, yeni bir kategori oluştururlar. Çünkü bunları yaratanlar da, kurbanları da aynı kişilerdir: Yıkıcılıkta sınır tanımayan araçları hem yöneten hem de talep eden kişiler. Bu oyunda, başlangıçta bazıları kazansa da, sonuçta herkes her şeyini kaybeder...

Araçların insanlara yönelik taleplerinin maliyeti gittikçe artmaktadır. İnsanı araçlarının hizmetine girecek duruma getirmenin maliyetindeki artış, bütün üretimde ağırlığın mallardan hizmetlere doğru kaymasıyla kendini göstermektedir. Hayat dengesinin, büyüyen endüstrilerin dinamiğine gösterdiği direnci kırmak için, insanın gittikçe daha çok yönlendirilip denetlenmesi gerekmektedir. Bu yönlendirme, eğitsel, tıbbi ve yönetsel tedavi biçimini alır. Eğitim, rekabetçi tüketiciler yaratır; tıp, bunların artık ihtiyaç duymağa başladığı yönlendirilmiş çevrede varlıklarını sürdürmelerini sağlar; bürokrasi ise, insanların anlamsız işleri yerine getirebilmesi için toplumsal denetim uygulamanın gerekliliğini yansıtır. Buna paralel olarak, yeni ayrıcalık düzeylerinin ordu, polis ve güvenlik önlemleriyle korunmasının maliyetinde görülen artış da, tüketim toplumunda kaçınılmaz olarak iki tür köle bulunduğunu gösterir: Vazgeçilmez alışkanlıkların kölesi olanlarla kıskançlığın kölesi olanlar.

(Okulsuz Toplum adlı eserinden)

Günümüzde okul sistemi tarih boyunca güçlü kiliseler için geçerli olan üç işlevi yerine getirmektedir. Okul hem toplum mitinin kaynağı, hem bu mitin tezatlarının kurumsallaştırılması ve hem de mit ile gerçeklik arasında uyumsuzluğu tekrar üretecek ve gizleyecek olan ritüel mekanıdır...Özgür bir toplumun, modern bir okulda oluşturulabileceği görüşü paradoksal bir iddiadır. Bireysel özgürlüğü garanti altına alma, bir öğretmenin öğrencileriyle meşguliyetinde tamamiyle gözardı edilmektedir. Öğretmen sahip olduğu kişiliğini yargı, ideoloji ve doktor işlevleriyle birleştirdiğinde, toplumun temel yapısı, yaşam için hazırlanması gereken süreçle amacından saptırılmaktadır. Bu üç gücü birleştiren bir öğretmen, öğrencinin yasal veya ekonomik reşit olmama durumunu meydana getiren ya da özgür toplanma hakkını kısıtlayan yasalara göre öğrencinin haklarını daha fazla kısıtlar. Ağaçları yaşken eğip bükmek sevgili öğretmenlerin içtenlikle yerine getirdikleri kutsal ve benzersiz bir vazifedir.

(Sağlığın Gaspı adlı eserinden)

Maalesef, yararı olmamasının yanı sıra zararı da olmayan tıp hizmeti, gittikçe büyüyen tıp kurumunun günümüz toplumuna verdiği zararların yanında çok önemsiz kalır. Teknik tıbbi müdahalelerden kaynaklanan ağrı, fonksiyon bozukluğu, sakatlık ve acı günümüzde trafik ve iş kazalarıyla ve hatta savaşla ilgili etkinliklerle bile yarışır duruma gelmiş ve tıbbın zararlarını günümüzün en hızlı yayılan salgınlarından biri haline getirmiştir...Gücünü yasa ve dinden ayrı tutmakta hep diretmiş olan Batı tıbbı şimdi tersine, onların da ötesine geçmiştir. Bazı endüstri toplumlarında sosyal etiketleme, her sapkınlığın tıbbi bir etiket taşıdığı noktaya dek tıplaşmıştır. Böylece, tıbbi teşhisin ahlâki ögesinin karanlıkta kalması, Asklepios otoritesini totaliter bir güçle donatmıştır...
Dünyadaki insanların yarısı asla okula gitmemektedir. Bu insanlar öğretmenlerle asla temas kurmamakta ve hatta okuldan atılma imtiyazından bile mahrum kalmaktadırlar.
"Genç insanlar, kendi hayal güçlerinin müfredatın sunduğu eğitimle şekillendirilmesine izin vermektedirler..."
Ivan Illich
Sayfa 56 - Şule Yayınları
Fakirler ve zenginler, aynı şekilde, yaşamlarını yönlendiren, hayat görüşlerinin oluşmasına neden olan ve onlar için neyin yasal neyin yasal olmadığını tanımlayan okullara ve hastahanelere bağımlıdırlar..
Üniversiteler ve okullar kişiyi tüketim toplumuna adapte eder. Bundan dolayı okullaşma ortadan kalkmalıdır. Okul sonsuz tüketim mitinin başlangıcıdır.
141 syf.
·5 günde·7/10
Okulları insanları yaşlarına göre kronolojik olarak hücrelere sokan hapishane olarak gören yazar, daha iyi eğitimin ancak okullardan kurtulursak olacağını söylüyor..

Aynı ilgi alanına sahip insanları bir araya getirmenin daha verimli olacağını sınıf yerine dersin önemli olduğunu savunuyor. (Gerçi osmanlı döneminde sınıf gecme olayı yoktu medreselerde. Ders gecme vardı ben şahsım adına mantıklı buluyorum bu yöntemi. )

Satır aralarında okullara ayrılan bütçenin ve elde edilen başarının yok denecek kadar az olduğu, ekonomik olarak bile zararlı olduğundan bahsediyor.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
141 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
“Bireysel öğrenmenin de toplumsal eşitliğin de okullaşma ritüelleriyle artırılamayacağını anlamadıkça eğitimde bir reform söz konusu olamaz.” (s:55)

Toplumsal eşitliği sağladığı varsayılan ve hatta dayatılan okul kurumunda, öğrenciler türlü kalıplara konuluyor, etiketleniyor ve etiketlerine göre davranılıyor. Toplumsal eşitsizliğin meydana geldiği ilk ve belki de en önemli kademeye okul diyebiliriz. Okul kurumu vaat ettiklerini yerine getirmediği gibi, insanları daha çok ayrıştırıyor, ayrıştırmakla da kalmayıp bu adaletsizliğe, bir alternatifi olmadığı için, mecbur bırakıyor. Biz insanlar, gözümüzün önünde yıllardır süregelen bu cehaleti okulla yenebileceğimizi düşünüp toplumumuzu okullaştırıyoruz. Kendi kapasitemizi, benliğimizde evrilmiş halde bulunan öğrenme becerilerimizi hiçe sayıp bir otoriteye bel bağlayarak boyun eğiyoruz. Kişisel gelişimimize hiçbir katkısı olmayan, günlük hayatımızda karşılaştığımız sorunları çözmemize zerre faydası bulunmayacak müfredatı yüceltiyoruz. Ateşe su taşıyan karınca olduğumuzu sanıyoruz ama fark etmiyoruz ki biz ateşin ta kendisiyiz. Cehalet ateşini söndürmek için ateşin temeline inmek, kaynağını bulmak yerine küllerden doğmakta olan kıvılcımlarla uğraşıyoruz.

Okul kurumunun başka bir eksisi ise ne durumda olursa olsun, ekonomik arka planı ne olursa olsun tüm insanları eşit görmesi. Biliyoruz ki eşit olan her şey adil olmak zorunda değildir. Kurumun eşitlikten anladığı eğer buysa ve bu eşitliğin toplumda gerekli olduğuna inanılıyorsa, ki öyle görünüyor, bu bakış açısının acilen değiştirilmesi gerekiyor. Zira bahsedilen düşünce birçok açıdan yanlış. Biz her öğrenciden bir konuyu aynı hızda, aynı yöntemle ve aynı seviyede anlamalarını bekleyemeyiz. Her insanda ortak olan tek bir özellik vardır; farklı olmaları. İnsanın düşünce yapısından el becerilerine, sosyal çevresinden yetiştirilme şekline kadar her özelliği farklıdır; dolayısıyla, yapılması gereken iş için seçilen bu farklı insanlara fırsat eşitliği sağlanmalı ve tolerans gösterilmelidir. Lakin okul bunu yapmaz, yapamaz çünkü okulun bir müfredatı vardır ve okul, öğrencinin ne fiziksel ne zihinsel ne de ekonomik durumunu önemser. Merkezden verilen bir karar vardır ve bize sağlanan şartlar ne olursa olsun karara uymamız beklenir.

Bir karar vardır ve bu karara uymamız beklenir dedik; bu karara uy(a)madığımızda ise başarısız olarak etiketlendiğimizi de söylemeden geçemeyeceğim. Sorunsuz işliyormuş gibi görünen sisteme bakıldığında, herkesin ağzında dolanan “iyi yerlere gelmek” sözünü görüyoruz. Bizim bu adaletsiz eşitliğe katlanmamızın tek sebebi diploma sahibi olmak zorunda oluşumuz. İyi bir üniversiteden alınmış diploma, iyi bir meslek, iyi bir maaş…Otorite bizi ancak bunlara sahip olduğumuzda insandan sayıyor. Hayatın karşımıza çıkardığı zorlukların hepsine kalkan olarak sertifikalarımızı, diplomalarımızı kaldırabileceğimiz kadar hayal gücüyle işleyen bir dünyada yaşıyor olsaydık eğer, maruz kaldığımız zorunlu ve zorlayıcı eğitime razı olabilirdik. Ama ne dünya Harikalar Diyarı ne de biz Alice’iz.

Diploma, derece, sertifika arzusunun da bir nedeni var elbette; toplumcu otorite. Bizim üniversiteyi bitirmemizi bu kadar istemelerinin nedeni iş gücüne sağlayacağımız katkı. Yine ve yeniden, mental ve fiziksel sağlığımızın, ekonomik statümüzün hiç önemi yok. Kişisel gelişimimizin, bireysel bilgi edimimizin yok sayılıp el becerilerimizin sömürülmesine göz yumuyoruz. Eğitimle ekonominin bağıntılı olduğunu inkar edemeyiz lakin ekonominin gelişimini sadece eğitime dayamanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Madem eğitim sistemini geliştiremiyoruz, var olan sistemimizle istediğimiz sonuçlara ulaşamıyoruz; o zaman kalkınmayı sağlayacak her şeyi eğitime yüklememeliyiz. Zamanında bitirilemeyen okullara ve bulunamayan işlere alternatif sunabilen toplumdan, ekonomik kalkınmayı sağlayacak, eğitimin zorunlu olmadığı alternatifler sunması da haliyle beklenir.

Sonuç olarak, okullulaştırmanın faydaları adına sunulabilecek yegane faktör, fırsat eşitliği sağlandığı takdirde, verilecek teorik ve pratik bilgilerin bireyin, gelişiminin büyük bir kısmını tamamlamasını sağlaması olacaktır. Fırsat eşitliği sağlanmazsa, müfredatta sadece teorik bilgilere yer verilip el becerileri ve hayat deneyimi önemsenmezse, okullulaştırmanın toplumların süreğenliğini daha ne kadar sağlayabileceği meçhuldür.
141 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Okulsuz Toplum adlı bu kitapta, Ivan Illich’in öğrenimin kurumsallaştırılmasını sorguladığı makaleler bulunmaktadır. Henüz küçük bir çocukken, etimizin ve kemiğimizin ailemiz ve öğretmenlerimiz arasında pay edilmesiyle paylaşan okul maceramızı farklı açılardan inceler ve irdeler. Ivan Illich, hastanede doğup hastanede ölen, yani bir kurumun elinde doğan ve kurumlarla dolu bir dünyada yaşayıp, bir kurumda ölen insanlar olarak durumumuzun pek de iç açıcı olmadığını vurgular. Okulun, statükonun korunmasına vesile olan araçlardan biri olduğundan dolayı bu prestije sahip olduğu yolundaki tezini kanıtlamaya çalışmaktadır. Ona göre, günümüzdeki okullar, eğitim açısından etkisiz olduğu kadar, bölücü bir nitelik de taşımaktadır.
141 syf.
·7 günde·8/10
Okulun toplum ve devlet hayatındaki tanımını,işlevselliğini neden varolduğunu ya da varolmaması gerektiğini ele alan , Viyana’da doğmuş,İlahiyat, Felsefe ve Tarih üzerine uzmanlaşmış İvan İllinç’in 1970’ te toplumun okulsuzlaştırılması gerektiğini düşündüğü ve düşündürttüğü ve bu iddialarını desteklemek,okuyucuya daha iyi anlatabilmek için ABD ve Latin Amerika ülkelerindeki okulları ve diğer kamu kurumlarını incelediği bir kitap..

Kitabı okumadan birkaç ay evvel öğrencilerimle serbest konuşmalar yaptığımız ders saatlerinde şöyle bir cümle sarfetmiştim.Yakın bir gelecekte bu resmî binaların işlevselliği ortadan kalkacak,okul toplum hayatında demode olacak ,insanlar dijital ortamlarda kendi belirledikleri vakitlerde ve öğrenmek istedikleri alana ilişkin bilgi ve becerileri öğrenecekler,siz değil ama sizlerin çocukları bu hayal edilen yakın geleceği yaşayacaklar demiştim.

Bu öngörümde elimdeki donemde şu idi, Milli Eğitim Bakanlığının kamuoyuna sunduğu ve tartışılan devamsızlık sorununa velilere para cezası yaptırımı getirme fikri ..
Demekki devamsızlık alarm verecek ve ceza yaptırımı yoluyla önüne geçilmek istenecek bir boyuta gelmişti..

Artık iç sesimi bastıramadığım ve her gün yine yeni yeniden hayretle ve manasız bularak düşündüğüm bir durum var..Sınıflara girdiğimde masa ve sıraların tek düze olması sıraların sert ve tahtadan olması ve o sıra’larda haftada 30 ilâ 40 saat arasında ders yükünün olması..Bu kadar saat ders var ve sert tahta sıralar..O kıçlar düzleşmesinde ne yapsın

Öğrencileri çoğunlukla şu repliği birbirlerine mırıldanırken gözlemlerim;-Zile kaç dakika var?️
Onlara hayatın içinden olabilecek bir konuyu anlatmaya başladığımda -benden çekinmeyecekleri bir ortam hazırlamışımdır ve saygısızlık olarak algılamam böyle sorduklarında ama içimden Allahın ahmağı diye düşünürüm yalan yok--Bu anlattığınız konu yazılıda çıkacak mı?

Bu öğrenci sorularını neden vurgulamak istedim,okul ortamında öğrenmek denen olay oldukça sıkıcı bir eylem olarak algılanıyor da ondan..Onlar sıkılıyor ben işe yaramaz hissediyorum kendimi..Kazanan yok sonuçta..

Okulsuz toplum bana göre büyük bir söz lakin,Okulsuz birey benim yakın zamanda kendi çocuklarım için uygulayacağım bir öğrenme şekli olacak..Gelecek robotların ve teknolojinin çağı olacak,memur,işçi sınıfı gibi itaat ve verilen işleri yapma gibi iş yükleri konulu çoğu meslek ortadan kalkacak..

Girişimci ruha sahip bireyler için okulsuz eğitim cazip görünen yeni bir düşünce sayılır,ebeveynler arasında tanınmayan bir fikir olduğunu söyleyebilirim etrafımda benim tanıdığım uygulayan kendi çocuklarını eğiten ebeveynler yok ama bu konu uzun süredir zihnimi meşgul eden ve planlama kısmını tamamlamak aşamasında olduğum bizi özgürleştirecek bir model olduğunu söyleyebilirim.

Kendi ev ortamınızda her an öğrenme ile içiçe olduğunuz aktiviteler demek okulsuz eğitim..Oyunlar ile kitaplar ile,her türlü materyal ile..Bunun için o kadar çok kaynak ve öğrenme kanalı var ki..

Mesela internet üzerinden Khan Akademi’den matematik öğrenebilirsiniz,youtube’den Kalimba denilen müzik aletini cüzi bir miktara satın alıp videoları izleyerek enstrüman çalmayı öğrenip öğretebilirsiniz.

Okulsuz eğitimde temel felsefe şudur;KENDİNE ÖĞRETEBİLME...

Bu yöntem ne istediğini bilen ,girişimci ruhlar için harika özgür hissettiren ve öğrenme olayının keyfini sonuna kadar yaşatan bir modeldir..

Günümüzdeki üniversite bölümleri ,önümüzdeki 10-20 yılları hedefleyerek planlama yapmamaktadır..Geleceğin meslekleri;Uzay turizm rehberliği,Cyborg tasarımcılığı,Akıllı ev teknisyenliği,Robot teknisyenliği,İklim Mühendisliği gibi meslekler..Kaçımız bu mesleklerin adını duyduk ve öğretim programları var mı gelecek dünya için..Cevap veremiyoruz olmadığını biliyoruz çünkü..

Okulsuz eğitim sıkıcı değildir,öğrenme olayı her yerde ve her şekilde gerçekleşir sadece hedefini ve ne istediğini bilmen gerekir..
Yaşadığınız hayat,hayatın size sundukları,emeklerinizden istediğiniz sonuçları alamamak gibi yaşantılar size OKULSUZ EĞİTİMİ düşündürebilir ve makul gösterebilir,yoksa kolayca düşünülebilecek bir model değildir,cesaret ve planlama,özgüven ister..

Kitap bizim ülkemiz ve dünya için yazılmamış,araştırma bölgesi Amerika kıtası ile sınırlı..Sadece okulsuz eğitime ilgisi olanlara fikir vermesi açısından tavsiye edeceğim bir kitap..
Keyifli okumalar️
141 syf.
·Beğendi·10/10
Okul ne güzel bir kelime naifliği ise üzerine akıyor ama bu kitap onu bir şeytanî yapı olduğunu söylüyor peki öyle mi?

Okulun devlet kurumu olmaktan çıkarılması gerektiğini savunur.
fakir öğrencilere gerçek hayat ile karmaşaşık bir eğitim veriyor.
Eğitim ile diploma akıcılık sertifika arasında karşılıklı çatışma olsun isteniyor
Okul sadece bir örnek olarak alınmış bir kavramdır asıl anlatılmak istenenlerden biri kurumsallaşmaktır.
Kurumsal olan her şey kutuplaşma yapar yozlaştırır tektipleştirir.
Karşı çıkılıyor okul bize öğrenim edimini kazandırmalı özgürlüğümüzü kısıtlamamalı bize kurumsallaşmış olan fikirleri ideolojileri dayatmamalı.
Modern Çağın bu hastalığı Yunan mitolojileri ne kadar gider.
Modern çağ kendi bildiğini insanlara kanıksatmak için bütün gücüyle okul denen kurumla saldırır. Peki verilen bilgiler ne yapar zengini zengin yapmaz fakiride zengin yapmaz, fakir olan kişi eğitim alarak ancak zenginlere hizmetli olur.
Fakir ülkelerin halkları zenginliği düşleyerek fakir yaşamayı öğrendiler fakir ülkelerin eğitim için ayırdığı pay Zengin ülkelerden fazla olmasına rağmen yine de istenilen düzeye gelinemiyor.
Zorunlu eğitim kutuplaştırma ya sevk ettiği gibi kendi arasında bir kast sistemi de meydana getirmektedir. Okul eşit haklar vermiyor Hatta imkanların dağıtılmasında tekelleşme yapıyor.
Okumayı öğrenimi daha çok Okul dışında öğreniriz ki buna informal eğitim diyoruz
Kişi kendi eğitimini istediği branş hocasından almalı lakin branş hocalarının azlığından dolayı sertifikasyona gidilmektedir bu daha Piyasayı Manipüle etmektedir. Sertifika almış bir kişi ile zanaat erbabı almış kişi arasında dünya kadar fark var ve zanaatçı daha güzel daha iyi daha farklı şeyler meydana getirebileceği gibi farklı fikirler de ortaya çıkarabiliyor
Akran akran eğitimini önemsiyor ancak birbirleri yanlarına gelen iki kafadar iyi öğrenebilir deniyor.
Şimdi bize verilen bilgiler kurumsallaşmış Peki bu bilgileri bize veren kim o da okul bir döngü sonu gelmeyecek olan bir döngü işte bu döngüden kurtulmak için okula gitmeyen kişiler ona son verecektir.
Okullarda eğitim veren öğretmenler eğitimi verirken kendi ideoloji ve fikirlerini bize enjekte etmektedirler.
Peki o zaman nerede kaldı Özgür düşünce biz bir kalıbı alıp kafamıza yerleştiriyoruz uyup uymaması Önemli değil biz kendiimize göre bunu uydurabiliyoruz işte öğretmen bunu yapıyor
Üniversiteler tüketim toplumu için oluşturulmuş bir Akademi dir. çağdaş dünya bir tüketim toplumu oluşturmuştur ve okulda buna ön ayak olmuştur
Okullaşma bir derecelendirme olmadığından bir mevkiye hak etmeyen kişiler gelebiliyor Bu da sonrasında bir kaos meydana getiriyor
Şimdi düşünelim bu kadar eğitimli insan var ve bu eğitimde insanların birçoğu devlet adamı Bilgili ve bile kişi olmasına rağmen neden bu kadar savaş var
Bilmek Savaşı bitirmiyor ve aksine okullaşma bizi bu hal üzerine yatıştırıyor alıştırıyor.
141 syf.
·4 günde·7/10
Ivan ILLICH, Okulsuz Toplum adlı kitabında okulu devlet kurumu olmaktan çıkarmak gerektiğini düşündüğünü açıklıyor. İnsanların öğrendiklerinin pek çoğunu okulda değil, okul dışı yaşantısında öğrendiğini belirtiyor. Üstelik okulların birçok olumsuz durumu da yeniden ürettiğinin altını çiziyor.

Kitabın ilk bölümünde okullaştırma maliyetinin yüksekliği gündeme getiriliyor. Bu yüksek maliyetlere rağmen fakir olanların dezavantajlarının sürdüğü dile getiriliyor. Fakirlerin ve zenginlerin aynı okullarda eğitim alırken, onların yaşamlarını yönlendiren, hayat görüşlerinin oluşmasına neden olan ve kendileri için neyin yasal neyin yasal olmadığını belirleyen yerin okul olduğunu anlatıyor. İnsanların sosyal statülerinin okula bağlı olduğu izleniminin verilmeye çalışıldığını vurgulayarak bu işlevin okulun gizli müfredatını oluşturduğu açıklanıyor.

Okullaştırma yalnızca eğitimde yapılmamıştır, sosyal gerçekliğin kendisi de okullaştırılmıştır iddiasını öne sürüyor. Bu durumda yalnızca eğitimin değil tüm toplumun okulsuzlaştırılması gereğini düşünüyor. Bunun sağlanmasının yolu olarak da eğitimin finanse edilmesinden vazgeçilerek işe başlanabileceği fikrine yer veriliyor.

Yoksul ülke halkları ekonomik gelişmeye, rekabete dayalı tüketime ve böylece modernleştirilmiş sefalete doğru bir sürüklenme sürecindedirler düşüncesini dile getiriyor. Bu halklar için zengin olmayı düşleyerek fakir yaşamayı öğrenenler benzetmesi yapılıyor. Okullaşmaya duyulan fanatizm yüzünden bu ülkelerin sömürülmesinin fazlalaştığını iddia ediyor. Zorunlu eşit okullaşmanın ekonomik olarak uygulanamaz olduğu iddia ediliyor. Ayrıca zorunlu eğitimin toplumu kutuplaştırdığı gibi uluslar arası bir sınıflamaya da yol açtığı düşünülüyor.

Okullar modern tımarhane gibi düşünülürken öğretmenler de terapistlere benzetiliyor. Üstelik sertifika vermekten başka bir işe yaramayan okul yeterli değilmiş gibi terapist görevi yapan öğretmenlere bağlılığı devam ettirecek hayat boyu öğrenme getirmişler eleştirisini yapıyor.

Okulların bütün toplumlarda statükoyu, boyun eğdirme, itaat ettirme görevini yerine getirdiği eleştirisi vurgulanıyor. Okulların özgürlükten yoksun, belirli saatlerde ve belirli bir yerde eğitim vermesinin kişi üzerinde yıkıcı etkilerinin olduğu, yaratıcı düşünceyi engellediği iddia ediliyor.

Okullaşmanın en az silahlanma kadar tehlikeli olduğu fikrine yer veren Illich, silahların göz göre göre yerine getirdiği işlevi okulun hissettirmeden yavaş yavaş yaptığını ileri sürüyor.
Okul sisteminin dayandığı en büyük yanılsamanın öğrenmenin öğretme sonucunda ortaya çıktığı yolundadır ancak pek çok insan sahip oldukları bilgilerin çoğunu okul dışında edinirler saptamasında bulunuyor.

Yazara göre gerçek bir eğitimi hayata geçirebilmek için önümüzde duran en önemli engel; hayallerimizin tamamen okullaştırılmış olmasıdır. Hastanede doğup, hastanede ölen kişiler olarak pek de iç açıcı bir konumda olmadığımız gerçeği çarpıcı bir şekilde dile getiriliyor.

NE YAPILMALI?
Illich’e göre belli saatler içinde belirli bir müfredatla eğitim alınan tüm okullar kaldırılmalı. Yeri geldiğinde bir müze, itfaiyenin güvenliği sağlanmış bir bölümü, bir pastane okul gibi düzenlenebilmeli. Burada eğitim almak isteyen kişiler bir sertifika talebi olmadan dilediği gibi bu imkânlardan yararlanabilmeli. Eğitim verecek kişilerde burada çalışan ve öğretebilecek yetişkinler olmalı. Öğretmenler çocukların isteklerini dinleyerek öğrenecek kişilerle öğretecek kişileri, aynı konuya ilgi duyanları bir araya getirecek koordinasyonu sağlayacak kişiler olmaktan öteye geçmemeli. Çalışma ağları oluşturulabileceği, bilgisayar ve posta kullanılarak eğitim alacak ve verecek kişilerin bir araya kolaylıkla getirilebileceği, partner uygulamasının bu yolla hayata geçirilebileceği iddia ediliyor. Partner uygulamasında kullanıcının adı ve adresiyle bir tanımlama yaparak partner aradığını açıklaması bekleniyor. Bir bilgisayar yardımıyla bu kişiye aynı alana kayıt yaptırmış olanların isimleri ve adreslerinin postalanması öneriliyor. Bilgisayarın bir partner bulamadığı durumlarda onu tamamlamak için gazete eklerinden faydalanabileceği düşüncesine yer veriliyor.

Kitapla İlgili Kişisel Görüşlerim:

*Okulun özgürlükleri kısıtlayıcı, itaat etmeyi öğreten, pek çok olumsuzluğu yeniden üreten bir yer olduğu doğrudur. Bunun en temel sebebi uygulanan müfredatların gizli değil açıktan cinsiyet ayrımcı, eşitlik ve adalet duygularından yoksun, bilimsel temelden ve akılcılıktan uzak, egemen sınıfların istediği insan tipini yetiştirmeye yönelik (mümkünse tek tip) hazırlanmış olmasıdır.

*Okullar toplumsal değerlerin öğretildiği iddiasıyla öğrencilerin yaratıcılıklarını kısıtlayan, engelleyen, belirli sürelere hapsedilmiş dört duvar olarak karşımızda durmaktadır.

*Soran sorgulayan, eleştirel yaklaşabilen çocukları itaat etmeye, sorgulamadan kabul etmeye yönlendiren bir toplum ve onun ürünü eğitim kurumlarına sahip olduğumuz da bir gerçektir.

*Okula başlayabilen dezavantajlı grupların dezavantajlarının başladığı yer okul değil içine doğdukları ortamdır. Çocukların beslenmeleri, barınmaları gibi en temel ihtiyaçlarının bile karşılanamadığı bir ülkede okulun bu çocukların hayatından çıkarılması ve onların partner uygulamaları, posta sistemi, bilgisayar ortamı gibi esnek, belirsiz bir ortamda eğitim alabileceklerini düşünmek ve yaratıcı olacaklarını varsaymak gerçeklikten çok uzaktır.

*Çocuk gelinlerin, mevsimlik işçi olarak çalıştırılan çocukların bulunduğu bir ortamda zorunlu eğitimin kaldırılmasının bu çocukların yararına olduğu savunulamaz.

*Kitapta sorunlar çok net ortaya konmuş olmakla beraber çözüm önerilerinin aynı düzeyde belirgin, açık ve anlaşılır olduğu söylenemez. Çözüm okullaşmayı kaldırmak değil; akılcı, bilimsel bir eğitim sistemini tüm toplumun ulaşabileceği nitelikli bir şekle dönüştürerek, soran sorgulayan, yaratıcı, eleştirel düşünebilen ve günün gerektirdiği çağdaş bilgilerle donatılmış nesiller yetiştirebilmektir.
142 syf.
kitabın içeriğinden çok karşı çıktığı ve benimsediği felsefeler üzerinden yürümek istiyorum.

dünyada hüküm süren ekonomik düzenler kendisinin niteliğine bağlı olarak farklı eğitim sistemleri geliştirdiler. bu birbirinden bağımsız gelişen iki faktör olsa da günümüz için bu ayrılıktan söz edemeyeceğiz.

göçebe toplumlarda, koloni toplumlarında, hatta ilkel dönem toplumlarında okul yerine eğitim yeri; bilgelerin yanında gönüllü öğrenci olmak, tiyatrolarda düşünürlerin konuşmalarına katılmak, yazıyla birlikte bilimsel notlar tutmak yani özünde ''aylaklık'' ile bağlantılı olan bir eğitim felsefesi vardı. bu eğitim biçimi ''zorunlu'' değilken aynı zamanda ''süreklilik'' arz etmeyen bir eğitimdi. aylaklık temel felsefeydi bu sistemsiz sistem için. çünkü aylak bir eğitim düşünce gücünü arttırırken, felsefesinin, bilmin, ideolojinin yaratılmasına da sebebiyet veriyordu.

bugün temel sorularımızdan biri, neden bir nietzsche, marks, hobbes, kro potkin, dostoyevski, aristoteles bugün yetişmiyor? üzerine oluyor. çünkü günümüzde üretim şekilleri başkalaştığı için ihtiyaç duyulan iş gücünün istihdamı ve eğitimi de otomatikman değişiyor. ve sonuç; hızlı ve çok üretim mantığı, eğitimi aylak bir felsefeden çıkarıp disipline edilmiş, çalışmaya zorlanmış bir eğitim sistemi (terbiyesi) haline dönüştürmüştür.

keza bir daha öteye giderek nitelikli* çalışan olabilmek için eğitimi de bir üretim aracı olarak ele alıp çalışan olmak isteyen kişinin cebinden belli bir harcama ve emek talep etmektedir. dolayısıyla felsefeciler, düşünürler yerlerini seri üretilmiş nitelikli elemana bırakmıştır.

ve sistem öylesine öğütüyor ki insanı, yüksek eğitimini alıp sektöründe çalışanı olduğunuz bir yerde kişiye ilk söylenen sözdür ''okulda öğrendiklerini unut'' demek. çünkü sistemin hız ve güce dayalı bir mantığı olduğu için çalışan olandan istediği şey çok basit. ''en kısa sürede en çok işi en doğru şekilde yapan eleman.'' ne düşünce istiyor sizden, ne de bir kuram. dolayısıyla sokaktan çevirdiği okumamış bir kişiye yaptırabileceği işi ''boşuna okumasın'' diyerek eğitim şartıyla eleme yapılmakta ve iş eğitimli olana verilmekte. ki eğitimli işsiz oranı bugün bizim acı bir gerçeğim olarak orada duruyorken...

kitabı daha anlaşılır bir şekilde anlatmak istedim çünkü bu kitap, aslında çoğu insanın gerçeğin acı yüzünden kaçıp sığındığı bir alan olan edebiyat içerisinde gerçeği yeniden hatırlatan bir kitap.

okulsuz toplum aslında bir öze dönüş, mevcut üretim biçimlerinin dünyayı ve insanı (her anlamda) nasıl bitirdiğini, ilk çağlarda var olan eğitim felsefesinin ne kadar değerli olduğuna atıfta bulunan bir eser.

bugün ''anarşist felsefe'' olarak adlandırılması aslında, üretim biçimlerinin başında duranların
bakış açısından başka bir şey değil. kitap anarşist felsefeyi değil, ilk dönem felsefesini bir ideal olarak görmektedir mevcudun bittiğini söyleyerek. anarşist felsefe bambaşka bir şey. keza ilk dönem eğitim mantığının da ciddi eksileri var. ancak bugün durum daha vahim. sadece ''en azından okuyor millet'' diyerek moral veriyoruz kendimize. ama o da değil...

sözlerime son verirken peter ustinov'un şu güzel sözüyle kapatayım;
''okulda öğrendiklerimi unutmak için on beş yılımı harcadım.''

Yazarın biyografisi

Adı:
Ivan Illich
Unvan:
Avusturyalı Filozof ve Toplum Eleştirmeni
Doğum:
Viyana, Avusturya, 4 Eylül 1926
Ölüm:
Bremen, Almanya, 2 Aralık 2002
Ivan Illich, (1926-2002) Avusturyalı filozof ve toplum eleştirmeni. Çağdaş batı kültürü, kurumları ve eğitim, çalışma hayatı, enerjinin kullanımı, ekonomik gelişme, sağlık vb. alanlardaki etkileri üzerine eleştirel incelemeler kaleme almıştır.

Hayatı

1926 yılında Viyana'da Hırvat bir baba ve Seferat-Yahudi bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babasının gelir durumu sebebiyle pek çok ülkeyi gezip görme imkânına kavuştu. İtalyanca, Fransızca ve Almancayı ana dilleri gibi bilirken, daha sonra bu dillere Sırpça-Hırvatça, Antik Yunan ve Latin dilleri, İspanyolca, Portekizce, Hindi vs. de ekledi. İtalya'da Florence Üniversitesi'nde Histoloji ve Kristalografi, Vatikan'da Pontifical Gregorian Üniversitesi'nde teoloji ve felsefe, Salzburg'da Ortaçağ Tarihi eğitimi gördü. Porto Riko Katolik Üniversitesi başkan yardımcılığına getirildi. 1961'de Meksika Cuernavaca'da Centro Intercultural de Documentación (CIDOC, International Documentation of Center) kurdu. Merkezin araştırmaları Vatikan ve CIA ile çatışmasına sebep oldu.

Illich 1970'lerde Fransa'daki sol entelektüel çevrede popüler olmasına karşın François Mitterrand'ın 1981'deki seçiminden sonra Fransız solunun hükümete gelmesiyle birlikte görüşleri fazla kötümser bulunduğundan bu çevrelerdeki etkisi gün geçtikçe azalmıştır.

Hayatının sonraki yıllarında kansere yakalandı ve eleştirdiği kurumsallaşmış tıp yerine geleneksel metotlara başvurdu. Hastalığının ilk aşamalarında tümör ile ilgili bir doktora danışmış ancak kendisine konuşma yeteneğinin kaybolma ihtimalinin çok yüksek olduğu söylenmişti. "Ölümlülüğüm" diye adlandırdığı tümör ile hayatının sonuna kadar yaşadı.

Eserlerinden

(Şenlikli Toplum adlı eserinden)

Araçların aşırı ölçüde gelişmesi, insanları çok yeni biçimlerde tehdit etmektedir. Bu tehditler geleneksel angarya ve haksız muameleye benzemekle birlikte, yeni bir kategori oluştururlar. Çünkü bunları yaratanlar da, kurbanları da aynı kişilerdir: Yıkıcılıkta sınır tanımayan araçları hem yöneten hem de talep eden kişiler. Bu oyunda, başlangıçta bazıları kazansa da, sonuçta herkes her şeyini kaybeder...

Araçların insanlara yönelik taleplerinin maliyeti gittikçe artmaktadır. İnsanı araçlarının hizmetine girecek duruma getirmenin maliyetindeki artış, bütün üretimde ağırlığın mallardan hizmetlere doğru kaymasıyla kendini göstermektedir. Hayat dengesinin, büyüyen endüstrilerin dinamiğine gösterdiği direnci kırmak için, insanın gittikçe daha çok yönlendirilip denetlenmesi gerekmektedir. Bu yönlendirme, eğitsel, tıbbi ve yönetsel tedavi biçimini alır. Eğitim, rekabetçi tüketiciler yaratır; tıp, bunların artık ihtiyaç duymağa başladığı yönlendirilmiş çevrede varlıklarını sürdürmelerini sağlar; bürokrasi ise, insanların anlamsız işleri yerine getirebilmesi için toplumsal denetim uygulamanın gerekliliğini yansıtır. Buna paralel olarak, yeni ayrıcalık düzeylerinin ordu, polis ve güvenlik önlemleriyle korunmasının maliyetinde görülen artış da, tüketim toplumunda kaçınılmaz olarak iki tür köle bulunduğunu gösterir: Vazgeçilmez alışkanlıkların kölesi olanlarla kıskançlığın kölesi olanlar.

(Okulsuz Toplum adlı eserinden)

Günümüzde okul sistemi tarih boyunca güçlü kiliseler için geçerli olan üç işlevi yerine getirmektedir. Okul hem toplum mitinin kaynağı, hem bu mitin tezatlarının kurumsallaştırılması ve hem de mit ile gerçeklik arasında uyumsuzluğu tekrar üretecek ve gizleyecek olan ritüel mekanıdır...Özgür bir toplumun, modern bir okulda oluşturulabileceği görüşü paradoksal bir iddiadır. Bireysel özgürlüğü garanti altına alma, bir öğretmenin öğrencileriyle meşguliyetinde tamamiyle gözardı edilmektedir. Öğretmen sahip olduğu kişiliğini yargı, ideoloji ve doktor işlevleriyle birleştirdiğinde, toplumun temel yapısı, yaşam için hazırlanması gereken süreçle amacından saptırılmaktadır. Bu üç gücü birleştiren bir öğretmen, öğrencinin yasal veya ekonomik reşit olmama durumunu meydana getiren ya da özgür toplanma hakkını kısıtlayan yasalara göre öğrencinin haklarını daha fazla kısıtlar. Ağaçları yaşken eğip bükmek sevgili öğretmenlerin içtenlikle yerine getirdikleri kutsal ve benzersiz bir vazifedir.

(Sağlığın Gaspı adlı eserinden)

Maalesef, yararı olmamasının yanı sıra zararı da olmayan tıp hizmeti, gittikçe büyüyen tıp kurumunun günümüz toplumuna verdiği zararların yanında çok önemsiz kalır. Teknik tıbbi müdahalelerden kaynaklanan ağrı, fonksiyon bozukluğu, sakatlık ve acı günümüzde trafik ve iş kazalarıyla ve hatta savaşla ilgili etkinliklerle bile yarışır duruma gelmiş ve tıbbın zararlarını günümüzün en hızlı yayılan salgınlarından biri haline getirmiştir...Gücünü yasa ve dinden ayrı tutmakta hep diretmiş olan Batı tıbbı şimdi tersine, onların da ötesine geçmiştir. Bazı endüstri toplumlarında sosyal etiketleme, her sapkınlığın tıbbi bir etiket taşıdığı noktaya dek tıplaşmıştır. Böylece, tıbbi teşhisin ahlâki ögesinin karanlıkta kalması, Asklepios otoritesini totaliter bir güçle donatmıştır...

Yazar istatistikleri

  • 121 okur beğendi.
  • 1.447 okur okudu.
  • 103 okur okuyor.
  • 1.520 okur okuyacak.
  • 82 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları