Ivan Sergeyeviç Turgenyev

Ivan Sergeyeviç Turgenyev

Yazar
8.1/10
1.702 Kişi
·
5.984
Okunma
·
520
Beğeni
·
14.162
Gösterim
Adı:
Ivan Sergeyeviç Turgenyev
Unvan:
Rus Yazar, Oyun Yazarı
Doğum:
Orel, Rus İmparatorluğu, 9 Kasım 1818
Ölüm:
Bougival, Seine-et-Oise, Fransa, 3 Eylül 1883
Ivan Sergeyeviç Turgenyev, 9 Kasım 1818 tarihinde Orel şehrinde varlıklı bir ailede doğmuştur. Annesi Varvara Petrovna Lutovina, babası Süvari albayı Sergei Nikoleviç Turgenyev’dir. Aile 1827'de Moskova'ya taşınır. Babası 1836 yılında vefat eder. Ivan Sergeyeviç Turgenyev, özel okullarda eğitim görüp, özel öğretmenlerden dersler alır. Henüz bir çocukken; Almanca, İngilizce ve Fransızca'yı anadili gibi konuşmaya başlar.

Yüksek öğrenimi için önce Moskova’ya oradan da St. Petersburg’a geçen İvan, Rus dili ve edebiyatı eğitimini kendi ülkesinde tamamladıktan sonra Almanya’ya gider ve 1838-1841 yılları arasında Berlin Üniversitesi’nde felsefe okur.

Daha sonra St. Petersburg’a geri dönüp iki yıl kadar bir devlet kurumunda çalışır.

Ivan Sergeyeviç Turgenyev, Fransa’da tanıştığı “Gustave Flaubert” ile sıkı bir dostluk kurarak, daha sonraki yıllarda gerçekçilik akımının öncülerinden biri olmuştur.

Ivan, ilk olarak 1850 yılında “Lüzumsuz bir Adamın Günlüğü” adını verdiği novellasıyla, ölümünden birkaç gün önce zihninden geçenleri not defterine aktaran bir yazarın hikâyesini anlatarak, yakın çevresine adını duyurur. Şöhretini ise 1852 yılında “Bir Avcının Notları” ile pekiştirir. İvan gençlik yıllarında özel eğitiminden geri kalan zamanları avcılıkla geçirmiştir.

Yapıtlarındaki ince duygulu karakter çizimleri, lirik-müziksel dil onu Rus gerçekçiliğinin temsilcisi yapmakla kalmaz, dünya edebiyatının büyükleri arasına da sokar. Turgenyev, eserlerinde serflik ilişkilerinin insana aykırılığını, feodal-aristokrat Rusya'nın yıkılışını, yeni burjuva-demokratik güçlerin yükselişini gerçekçi biçimde yansıtmıştır.

Batıyla Doğu arasında kendini sıkışmış hisseden yazarın Çarlık Dönemi’nin Rus entelektüellerini irdelediği “Asilzade Yuvası" adlı romanı 1859 yılında yayınlanır.

1859 yılında annesi de ölünce, geriye kalan topraklar serfler ( toprak ağası adına çalışan köylü) arasında dağıtılırken Turgenyev’e de tüm hayatını rahatça idame ettirebileceği yüklü bir miras kalmıştır. Böylece dünyevi sorunlardan kurtulan yazar başyapıtı, “Babalar ve Oğullar” üzerinde çalışmaya başlar.

Gençliğinde köylü kızlara duyduğu ilgiyi ve bu ilişkilerden doğan bir gayrı meşru kızını saymazsak Turgenyev hiç evlenmemiş, babalığını üstlendiği bir çocuk sahibi olmamıştır.

Özel hayatı, gönül maceraları pek bilinmeyen Turgenyev’in otuzlu yaşlarda tanıştığı Pauline Viardot ise umutsuz bir aşk macerası olarak yaşamına damga vurmuştur. Altı farklı dili konuşabilen, iyi bir piyanist ve şarkıcı olan sevgilisi evli olduğu için bu çiftin yarı fiziksel, yarı duygusal beraberliği kısa süreli ilişkiler şeklinde uzun yıllar devam eder.

Bozkırda Bir Kral Lear (1870), Ham Toprak (1877) gibi eserleri eleştirmenlerden beklediği tepkiyi alamadı ve kendini mutsuz hisseden Turgenyev, son kez ülkesini terk edip hayatının son dönemini bir türlü vazgeçemediği kadının, Pauline Viardot’nun yakınlarında, Paris’te geçirdi.

Ivan Sergeyeviç Turgenyev, 3 Eylül 1883 tarihinde Fransa'da Paris yakınlarındaki Bougival kasabasında öldü. Ölmeden önceki arzusu uyarınca naaşı Rusya'ya getirildi ve Belinski'nin mezarının yanına gömüldü.
“Zaman bazen kuş gibi uçar bazen de solucan gibi sürünerek geçer; ama insan en çok zamanın ağır mı yoksa çabuk mu geçtiğini fark etmediği vakit kendini iyi hisseder.”
“Bir romantik olsaydım ‘yollarımızın ayrıldığını hissediyorum’ derdim ama değilim, o yüzden sana birbirimizden bıktığımızı söylüyorum.”
Kişilik, sayın bayım, en önemlisi budur işte: İnsanın kişiliği bir kaya gibi sağlam olmalıdır, çünkü her şey onun üzerine bina ediliyor.
Ivan Sergeyeviç Turgenyev
Sayfa 61 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Yıl 1861. Puşkin ve Gogol'un yoğun etkisinde olan bir Rus edebiyatının olduğu,İslavcılar ile Liberallerin çarpıştığı yıllar. Dostoyevski'yi bile Dostoyevski yapan Suç ve Ceza'nın yayınlanmasına daha beş yıl var. Nietsche 17 yaşında. Yalnız etnik olarak Rus hissiyat olarak Alman bir Turgenyev var. Ki bu adam daha Avrupa da bile o kadar etkin olmayan Nihilizmin üzerine, hem de Rus topraklarında bir roman yazar. Babalar ve Oğulları.

------Metnin devamı, eserin kurgusuna yönelik önemli ipuçları içermektedir-----

Rus edebiyatı ile ilgili olanlar Turgenyev'in görüşlerini, hayatını genel olarak biliyorlar. Bu romanda da hayatından kesitler var. Batıcılığı, Nihilizmi, Alman hayranlığı, kadınlarla olan ilişkileri, Tolstoy ile düellosu Vs. Roman yazıldığı dönemde büyük ses getirmiştir. Romandan sonra gençler arasında Nihilizm hızla yayılmıştır. Bu hızlı yayılışı etkisini yaklaşık 10 yıl sonra yazılacak Dostoyevski'nin Ecinnilerinde net olarak görülecektir. Tabi bu etkilerin yanında çokca da eleştiriler gelmiştir. Eleştirilerin en önemlisi ise Turgenyev'in romana bir son bulamadığı, bu yuzden baş karakteri öldürerek bitirdiğidir. Kanaatimce Turgenyev kesip atmaktan ziyade hiçliği savunan ve bir hiç olan bazarov'u, hiçlikle sonuçlandırmıştır.

Her ne kadar yıkıcı düşüncesini benimsemesem, romanın karakterini Nihilizmi kural olarak yaşayan biri olarak görsem de; bir uç nokta olarak kendi düşüncelerini savunan ve bunu korkusuzca dile getiren Turgenyev'i gönülden kutluyorum.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Bazen, bazı karakterlerden o kadar etkilenirsiniz ki oturup onlarla sohbet etmek istersiniz. Herşeye karşı çıkan, kendine zor ve çetin bir hayatı seçen -nihilist- “Bazarov” karakterinde ise bu duyguyu daha yoğun olarak yaşadım.

Turgenyev’i ilk kez okudum ve beklentimin çok üzerinde bir yazar olarak tanıdım.

Yazar; öyle süslü, derin analizli, müthiş tespitli sözlerini kitaba öyle doğru bir şekilde serpiştirmiş ki tam sıkılma hissi belirecekken sizi şaşırtan bir sözle başbaşa kalıyorsunuz ve bu da kitabı elinizden bırakmayıp sizi yazıların içinde sürüklemeye yetiyor.
İki oğul, iki baba ve hayatlar. Oğulların babaları. Arkadiy ılımlı bir genç, Bazarov nihilist ve sorgulayan bir oğul. Oğullarını çok seven, üstüne titreyen babalar. Ve birbiriyle aynı zaman çizgisinde birleşmiş hayatlar.

Turgenyev'in okuduğum ilk kitabı. Anlatımı oldukça anlaşılır, betimlemeleri güzel bir kitap. Klasikleri seviyorsanız sıkılmayacağınızı düşünüyorum :)
Mevzu Rus Edebiyatı olunca hikaye içinde yazarın bazen hafiften, bazen de gözümüzün içine sokarcasına ideolojik düşüncelerini aktardığı eserler bekliyorum. Zaten bu yüzden çok seviyorum.

Turgenyev de bu kitabında kendi fikirlerini Potugin karakteriyle vermiş. Duygusal ilişkilerini de Litvinov ve İrina ile. Yani anlayacağınız üzere bir Rus eserini anlamanın yolu yazarını tanımaktan geçer. Peki kimdir Turgenyev?

Toprak sahibi zengin bir aileden gelen soylu bir adam. Ama bu durum onunla sıradan insanların arasına engel koymamış. Çalışanlarıyla, köylüyle rahat münasebetleri neticesinde yaptığı gözlemlerini eserlerine yansıtmış. Nitekim Duman'ında da toprak mülkiyeti meselesiyle ilgili ara ara göndermeler bulacaksınız pek doyurucu olmasa da. Çünkü sadece toprak reformundan sonra oluşan belirsizliği aktarmış. Baş karakterimiz Litvinov da babası öldükten sonra toprakların başına geçer. Turgenyev ise annesi öldükten sonra geçmiştir.

Eski aşkı İrina'yla karşılaştıktan sonra içindeki alev yeniden parlar Litvinov'un. Ancak kendisi nişanlı, İrina ise evlidir. Yasak bir aşk söz konusudur tıpkı Turgenyev'in yaşadığı gibi. Turgenyev sakin ve mantığıyla hareket eden bir adam ve burada da Litvinov'a oğlum sakin, kalıbının adamı ol der gibi bir yol çizdirme uğraşında. Litvinov'u bırakıp İrina'ya geçtiğimzde ise uçarı, serseri ruhlu bir kadın İrina. Soylu bir sınıfa mensup. Turgenyev kendi özelliklerini karakterlere bölüştürmüş. İrina da soylu olmasına rağmen sıradan insanla münasebeti kesmemiş rahat bir kadın. Zaten bunun bunalımını fazlasıyla yaşıyor, yani kendini sınıfına ait hissedememenin.

Kitaba genel olarak bakarsak; hızlı bir başlangıçla siyasi meselelere dalıyor yazar. Bu kısımda genelde Potugin'i görüyoruz. Yani anlayacağınız üzere liberal görüşleri olan batıcı bir adam var karşınızda. Liboşluğu sevmesem de bu meseleleri sevdiğimden dedim ki güzel kitap tam benlik. Ama ne oluyor piyasaya İrina çıkıyor ve kitap ikinci sınıf bir aşk hikayesine dönüşüyor. Aşk meselesini küçümsediğimden değil ama yani koskoca Turgenyev'sin, Dostoyevski ve Tolstoy'la kıyaslanan adamsın. Cümlelerde derinlik arıyor insan ama yok. Bugünkü çakma aşk yazarlarını aratmayacak cinsten. Belki de beklentimin yüksek olmasından böyle sitem ediyorum ama bana basit geldi. Halbuki gerçek hayatında bizzat yaşadığın duygular bunlar Turgenyev. Sonra niye Dostoyevski'yi seviyorsun? Hiç çabalamıyorsun sen de gülüm!

Sonlara doğru hareket gelse de kitaba, bitiveriyor hikaye :)

Değinmem gereken birkaç mevzu daha var: Soylu sınıf açıkça alaya alınmış, görgüsüzlükleri de ön plana çıkarılmış. Sürekli Fransızca diyaloglarla karşılaşıyoruz. Fransızca konuşmak soyluluk göstergesinden ziyade bir gösteriş budalalığına dönüşmüş. Rusya bazı meselelerde ne kadar da Türkiye'ye benziyor!

Sonuç olarak Turgenyev sizi dumanaltı etmeyecek, sigaranızdan iki fırt duman almışçasına bir etki bırakacak.
#spoiler icerebilir.
Uzun zamandır böyle bir metcezirli bir aşk'a rastlamamistim..iyi de oldu, unutmuşuz insanların deli gibi birbirlerine duydugunu tutku hikayelerini. ....TURGENYEV nazik bir yazar benim gözümde ,kibar bir adam besbelli ..ilk kez okudum başka bir kitabı elime geçer mi ?bilmiyorum ,peşinden gidermiyim şimdilik muamma ama "Duman"ı sevdim o tartışılmaz ..Litvinon karakteri çaresiz aşkının dışında ülkesini hep ileriye taşımayı hedefleyeren bir delikanlı. Hayalleri var ,sanırım bu karakter yazarın kendisiyle bağdaşıyor ..çünkü onun da hayatına baktığınızda almanya da eğitim aldığını ve batı dünyasındaki esitlik-özgürlük rüzgarını Moskova ya taşımak istediğini görüyoruz ...ki bu çarlık rusyasinda ne fena bir düşünce :)
Sevgili irinaya gelince iyimi kotumu siz okuyunca karar vereceksiniz ..irina güçlü bir kadın ,önce şartlara boyun eğen ama toyluk dönemi geçtikten sonra dunyayi parmaginda oynatabilecek bir yetenege yani özguvene ,güzelliğinin yanında akla da sahip bir karekter ..
Bir masal gibi okunmalı bence "Duman ".ben keyif alarak okudum ..zaman zaman "ah oldumu bu şimdi ?" Diyerek dizime vurmuşlugumda var :)

Kalbimizden sevginin eksik olmaması dilegiyle iyi okumalar ...
Turgenyev...
Meğer okunacak ne de çok yazar ne de çok kitap varmış. Ben bir dünya klasiği daha ekledim okundu listeme.
Her kitabı bitirdiğimde böyle içimde bir hüzün oluyor nedense. Her bir karakteri içimde yaşıyorum sanki. Onlar üzülürse üzülüyorum onlar sevinirse beni de bir mutluluk sarıyor. Kimi zaman aşık oluyor kahraman ben seviyorum sanki onun sevdiğini. İçine çekiyor her kitap, özellikle dünya klasikleri. Evet başlarda biraz zor gibi geliyor okuması ama önemli olan devam edebilmek ki her biri şaheser bence.
Babalar ve Oğullar....
Başlarda kitaba biraz haksızlık yapmışım, gitmiyor diye bir ara kitabi yarım bile bırakmayı düşünmüştüm. Pek adetim değildir aslında öyle yarım bırakmak kitapları. Kitaba hakaret gibi geliyor bana yarım bırakınca. Sonra incelemeleri okuyunca dedim ki şu an bir yargıya varmak için çok erken. Oku dedim kendime. Ve iyi ki oku demişim. Eğer kitabı yarım bırakmayı düşünen varsa tavsiyem devam etsin.
İki arkadaş ve onların babaları...
Kitap nihilist gençleri anlatıyor. Her şeyi inkâr eden gençler acaba aşkı da inkar da devam edebilecekler mi?
Aşka inanmayaları sarınca aşk, onun varlığını inkar edemiyor hiç kimse.
Ve ölüm yaşlı genç dinlemeden birer birer götürürken herkesi, her birimiz kendi sıkıntılarımıza dalmışken, gelecekle ilgili bir sürü plan hazırlarken, neden bir sonraki ölen biz olmayalım?
Kitabı merak edenleri bu dünyaya davet ediyorum.
Okuyalım kitap dostları. Çokça okuyalım.
Yetişkin arkadaşların ilk aşklarını anlatmaya başlamasıyla Vladimir anlatmaya başlıyor. 16 yaşındayken komşusu 21 yaşındaki güzel Zinaida'ya yavaş yavaş aşık oluşunu ve yaşadıklarını anlatmakta. sevdiği kız Zinaida'da kendisine aşık olunduğunun farkında fakat Vladimir'le biraz oynamak istiyor. Kısa bir anlatım var kitapta, Rus kitaplarının o boğucu havası bunda yok kolayca okunup bitiyor. Kitabın sonucu soru işaretleriyle bitiyor fakat cevabı az çok okuyunca tahmin ediliyor. Kötü bir son. Stefan Zweig'in " Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu" adlı kitaptaki aşkı burda yok tabi. Babalar ve Oğullar kitabı kalitesinde olmasa da okumakta yarar var. Kitabı okuyunca aklıma ilk aşkın akıldan çıkmadığı geliyor ve eski zamanları hatırlatıyor. Umarım çoğunluk ilk aşkına kavuşur. İyi okumalar
“ Alman denizine balıklama daldım. Nihayet bu denizden çıktığım zaman, kendimi batılaşmış buldum, sonuna kadar böyle kaldım” diyen bir yazar Turgenyev. Eğitimini Almanya’da tamamlamış, hayatının büyük bölümünü Fransa’da geçirmiş olması nedeniyle dönem yazarları ; Tolstoy ve Dostoyevski’den dil ve üslup olarak ayrılmasının yanında , eserlerinin onlara göre daha fazla felsefi diyalog barındırması da kuşkusuz onun entelektüel düzeyini gözler önüne seriyor,onu dönem yazarlarından çok farklı bir yere çıkartıyor.

Hasan Ali Yücel serisinden “Rudin-İlk Aşk- İlkbahar Selleri” Turgenyevin üç önemli romanını okuyucuyla buluştururken; romanların kronolojik sıraya göre kitaba konması , yazarın az zamanda dil, üslup ve duygusal açıdan çokça mesafe katetmesini gözler önüne sermesi bakımından oldukça başarılı bir derleme olmuş.Yazarın , “Bazı yaralar vardır ki kapanmış olsalar bile , dokununca sızlarlar” sözünü akıllara getiren üç romanı; aşk teması üzerinde verilen hatalı kararlarla mutsuz sona doğru ilerleyen ve karakterlerde ömür boyu taşıyacakları derin yaralar açan depresif hikayelerden oluşuyor.

Hayatında daima ideal kadını arayan ve onu hiç bulamayan biri olarak Turgenyev’in eserlerinde kadın karakterler onun hayal ettiği gibi daha güçlüyken ; Rudin,Vlademir Petroviç ve Sanin gibi erkek karakterler -kim bilir belki de onun gibidir- biraz daha çekinik, korkak ve silik. Hikayelerin hepsinde ; Aşkta mutluluğu yakalamak mümkün mü? İdeal insan var mı? Mantık ve aşk arasında ideal bir denge var mı? diye sorarken kadere boyun eğişin acıklı öyküsüyle karşı karşıya kalınıyor.

Okuyucu hikayeleri okurken “Bütün dehamı , bütün eserlerimi akşam yemeğine geç ya da erken gelmemle candan ilgilenen bir kadın uğruna feda etmeye hazırım” diyen ve hayatı boyunca aradığı aşkı bulamayan bulsa da elde edemeyen Turgenyev’in ; adeta iç dünyasındaki acıklı ve melankolik haykırışlarını duyuyor.


****
Ailevi yaşantısı göz önüne alındığında ; İlk Aşk romanında Turgenyevin hayatıyla birebir örtüşen kesitler bulmak da oldukça kolay.Ayrıca İlkbahar Sellerinde yazarın git gide daha depresif oluşu da gözden kaçmayan çarpıcı detaylar arasında.
Turgenyev'in okuduğum ilk kitabı. Yazarın kalemini sevdim. Kitap sade ve akıcı bir dille yazılmış. Bazı klasiklerdeki rahatsız edici boyuttaki detaylar, uzun uzadıya karakter tahlilleri yok. Her şey olması gerektiği miktarda ne eksik, ne fazla. Konusuna gelince; 1860 Rusya' sında farklı karaktere ve aile yapılarına sahip iki oğul, iki babanın hikayesi. Aynı zamanda dönemin sosyolojik yapısı konusunda da bilgiler veren güzel bir kitap.
Düşünceleri çivi gibi beyne saplayan ve bunu acıtmadan yapabilen bir kitap....

Üniversiteli iki gencin (Arkadi ve Bazarov) toprak sahibi babalarının yanına dönmeleri ile başlayan bir serüvenin anlatımıdır. Aslında kitabın ismi kitabı anlatmak için (kanımca) yetersiz, yayıncı her ne kadar baba ile oğul arasındaki kuşak çatışması dese de, ben bundan ziyade Nihilizm düşüncesine sahip bir gencin hayat hikayesinin bir parçası olarak görüyorum...

Bazarov düşüncelerini hayatına yansıtabilen ve korkusuzca dile getirebilen (bana göre) ender bir kişilik örneğidir;
((“Kim bu? Ne kadar güzel bir kadın!”
“Kimden söz ediyorsun?”
“Ne tuhaf soru..... burada sadece bir güzel kadın var.”))
veya
((“Doğa da mı saçma?” ....
“Senin anladığın anlamda doğa da saçma. Doğa bir mabet değil, bir atölyedir,
insan da orada çalışan bir işçi.”)).....

benim açımdan kitabın anlamını ikiye katlayan durum ise; Bazarov'dur...
şöyle ki; eğer bir gün biri benim hakkımda, kişiliğim hakkında biraz bilgi sahibi olma arzusunu duyarsa, Bazarov karakterini incelemesi yeterli olur sanırım...

Yazarın biyografisi

Adı:
Ivan Sergeyeviç Turgenyev
Unvan:
Rus Yazar, Oyun Yazarı
Doğum:
Orel, Rus İmparatorluğu, 9 Kasım 1818
Ölüm:
Bougival, Seine-et-Oise, Fransa, 3 Eylül 1883
Ivan Sergeyeviç Turgenyev, 9 Kasım 1818 tarihinde Orel şehrinde varlıklı bir ailede doğmuştur. Annesi Varvara Petrovna Lutovina, babası Süvari albayı Sergei Nikoleviç Turgenyev’dir. Aile 1827'de Moskova'ya taşınır. Babası 1836 yılında vefat eder. Ivan Sergeyeviç Turgenyev, özel okullarda eğitim görüp, özel öğretmenlerden dersler alır. Henüz bir çocukken; Almanca, İngilizce ve Fransızca'yı anadili gibi konuşmaya başlar.

Yüksek öğrenimi için önce Moskova’ya oradan da St. Petersburg’a geçen İvan, Rus dili ve edebiyatı eğitimini kendi ülkesinde tamamladıktan sonra Almanya’ya gider ve 1838-1841 yılları arasında Berlin Üniversitesi’nde felsefe okur.

Daha sonra St. Petersburg’a geri dönüp iki yıl kadar bir devlet kurumunda çalışır.

Ivan Sergeyeviç Turgenyev, Fransa’da tanıştığı “Gustave Flaubert” ile sıkı bir dostluk kurarak, daha sonraki yıllarda gerçekçilik akımının öncülerinden biri olmuştur.

Ivan, ilk olarak 1850 yılında “Lüzumsuz bir Adamın Günlüğü” adını verdiği novellasıyla, ölümünden birkaç gün önce zihninden geçenleri not defterine aktaran bir yazarın hikâyesini anlatarak, yakın çevresine adını duyurur. Şöhretini ise 1852 yılında “Bir Avcının Notları” ile pekiştirir. İvan gençlik yıllarında özel eğitiminden geri kalan zamanları avcılıkla geçirmiştir.

Yapıtlarındaki ince duygulu karakter çizimleri, lirik-müziksel dil onu Rus gerçekçiliğinin temsilcisi yapmakla kalmaz, dünya edebiyatının büyükleri arasına da sokar. Turgenyev, eserlerinde serflik ilişkilerinin insana aykırılığını, feodal-aristokrat Rusya'nın yıkılışını, yeni burjuva-demokratik güçlerin yükselişini gerçekçi biçimde yansıtmıştır.

Batıyla Doğu arasında kendini sıkışmış hisseden yazarın Çarlık Dönemi’nin Rus entelektüellerini irdelediği “Asilzade Yuvası" adlı romanı 1859 yılında yayınlanır.

1859 yılında annesi de ölünce, geriye kalan topraklar serfler ( toprak ağası adına çalışan köylü) arasında dağıtılırken Turgenyev’e de tüm hayatını rahatça idame ettirebileceği yüklü bir miras kalmıştır. Böylece dünyevi sorunlardan kurtulan yazar başyapıtı, “Babalar ve Oğullar” üzerinde çalışmaya başlar.

Gençliğinde köylü kızlara duyduğu ilgiyi ve bu ilişkilerden doğan bir gayrı meşru kızını saymazsak Turgenyev hiç evlenmemiş, babalığını üstlendiği bir çocuk sahibi olmamıştır.

Özel hayatı, gönül maceraları pek bilinmeyen Turgenyev’in otuzlu yaşlarda tanıştığı Pauline Viardot ise umutsuz bir aşk macerası olarak yaşamına damga vurmuştur. Altı farklı dili konuşabilen, iyi bir piyanist ve şarkıcı olan sevgilisi evli olduğu için bu çiftin yarı fiziksel, yarı duygusal beraberliği kısa süreli ilişkiler şeklinde uzun yıllar devam eder.

Bozkırda Bir Kral Lear (1870), Ham Toprak (1877) gibi eserleri eleştirmenlerden beklediği tepkiyi alamadı ve kendini mutsuz hisseden Turgenyev, son kez ülkesini terk edip hayatının son dönemini bir türlü vazgeçemediği kadının, Pauline Viardot’nun yakınlarında, Paris’te geçirdi.

Ivan Sergeyeviç Turgenyev, 3 Eylül 1883 tarihinde Fransa'da Paris yakınlarındaki Bougival kasabasında öldü. Ölmeden önceki arzusu uyarınca naaşı Rusya'ya getirildi ve Belinski'nin mezarının yanına gömüldü.

Yazar istatistikleri

  • 520 okur beğendi.
  • 5.984 okur okudu.
  • 140 okur okuyor.
  • 3.376 okur okuyacak.
  • 115 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları