Jacques Lacan

Jacques Lacan

Yazar
8.4/10
85 Kişi
·
391
Okunma
·
217
Beğeni
·
12,5bin
Gösterim
Adı:
Jacques Lacan
Tam adı:
Jacques-Marie Emile Lacan
Unvan:
Fransız Psikanalist ve Psikiyatr .
Doğum:
Paris, 13 Nisan 1901
Ölüm:
9 Eylül 1981
Jacques Marie Émile Lacan (d. 13 Nisan 1901 – ö. 9 Eylül 1981), "Freud'den bu yana en tartışmalı psikanalist" olarak anılan Fransız psikanalist ve psikiyatrdır.

Asıl ve tam adı Jacques-Marie Emile Lacan’dır. Jacques Lacan olarak bilinir. 13 Nisan 1901'de Paris’te doğmuş, 9 Eylül 1981 de aynı yerde ölmüştür. Tıp eğitimi aldıktan sonra, 1932'de "Kişilikle İlişkileri Açısından Paranoyak Psikoz" adlı doktora teziyle psikiyatr oldu. Daha sonraki çalışmaları da yine özellikle kuramsal-felsefi alanda yoğunlaşacak ve yeni bir Freud okumasıyla psikanalizi yeniden temellendirmeye yönelecektir.
Lacan’ın genel teorik şeması ve argümanları anlaşılmakla birlikte, genelde sözlerinin oldukça karmaşık, belirsiz ve anlaşılması güç bir niteliğe sahip olduğu bilinir. Dolambaçlı ve çetrefil söz oyunları, eğretilemeler, anlaşılması ve yorumlanması güç göndermeler sürekli olarak bu dile hakimdir. Lacan güç bir yazardır bu bakımdan, ama Lacan’ın yazmaktan çok konuşmuş olduğunu da belirtmek gerekir. Onun yazıları daha çok öğrencileri ve izleyicilerinin tuttuğu notlar ve kayıtlardan oluşur. Konuşmaları, daha doğrusu seminerleriyle ünlüdür. Dönemin Fransız aydınları seminerlerinin sıkı bir takipçisi olmuşlardır. Başlıca çalışması Ecrits (Yazılar) 1966' da yayımlandı. Bu tarihi dönem, yapısalcılığın Fransa’da çok etkili ve güçlü olduğu bir dönemdir. Dolayısıyla Lacan’ın konuşmaları dönemin aydınlarını derinden etkiledi ve sonrasında da sürekli yeniden yorumlandı.
Kuramsal psikanaliz alanındaki çalışmaları Sigmund Freud’un yeniden yorumlanmasıyla yapısalcılık'tan postyapısalcılığa (Yapısalcılık ötesi) uzanan bir yol izler. Dolayısıyla Lacan, yalnızca önemli bir psikoanaliz kuramcısı olarak değil, daha başlangıçta psikanaliz, dil bilim, antropoloji ve felsefe alanındaki geçişkenliği sağlamasıyla ve ardından da geliştirdigi formülasyonların ve kavramların felsefi düzlemde yol açtığı sarsıcı sonuçlarıyla 20. yüzyıl felsefesinin önemli isimleri arasında yerini alır.

20. yüzyılın en tartışmalı kuramsal alanlarından birisi psikanalizdir. Daha Freud’un ilk çalışmalarından itibaren psikanalizin kuramsal statüsü sürekli sorunsallaştırılmış; psikanalizin bilim olup olmadığı, bilimse bir bilim olarak nasıl temellendirilebileceği yani epistemolojik düzlemde nasıl ortaya konulabileceği her zaman tartışmalı olmuştur. Oysa psikanalizin bilinç ve bilinç dışına dair açıklamaları tüm bir felsefi tartışmanın ve özellikle bilgi üzerine yapılan tartışmaların yönünü değiştirmiştir. Ama bu statü konusu yine de tartışmalı olaya devam etmiş ve Freud'un ardılları psikanalizi bu sorunlardan ziyade daha çok "Benlik Psikolojisi" yönünde geliştirmeye yönelmiştir.
Lacan'ın baslangıç noktası, öncelikle bu teorik statünün değerlendirilmesi ve epistemolojik temel noktaların yeniden değerlendirilmesidir. Freud, çalışmalarının genelinde bu kuramsal sorunları karşılamaya çalışır, özellikle başlangıç çalışmalarında bu yöntemsel arayışı görürüz. Ancak dönemin bilim anlayışı ve felsefe görüşü olarak pozitivizm - ampirizm düzleminden, önemli ayrımlar oluşturmasına rağmen tamamen çıkamaz. Yine de, özellikle epistemolojik anlamda Freud'un bilim olarak psikanalizi kuramsal olarak da temellendirmeye çalıştığını ve bunun için önemli adımlar attığı söylemek gerek. Lacan bu adımların takipçisi ve savunucusudur öncelikle. Lacan'ın, kendisini bir Freud savunucusu olarak ifade ettiği ve bunu özellikle Freud sonrası kuramsal adımlardan vazgeçen ya da onları yadsıyan psikiyatri eğilimine karşı ortaya koyduğu söylenebilir. "Benlik Psikolojisi" Lacan için kabul edilemez bir yöndür.
Lacan İd - Ego - Süperego kuramından uzaktır, diyebiliriz. O, daha cok erken dönem denilebilecek Freud’la yani daha çok bilinç dışının yapısı, oluşumu, yeri ve işleyişi ile uğraşan Freud'la bağlantılıdır. Çünkü Lacan’a göre psikanaliz, bir bilim olarak bilinç dışının bilimi'dir.
Psikanaliz bir bilim olacaksa, öncelikle epistemolojik olarak kendi ayrımını temellendirebilmelidir, yani nesnesini ayrımlayabilmelidir. Bu noktada Lacan pozitivizm-ampirizm sonrası gelişen bilim anlayışını kuramsal olarak temel alır ve Freud'u buna göre yeniden okur. Buna göre, psikanalizin nesnesi (Freud'un da pek çok yerde işaret etmiş oldugu ama tamamen açık kılamadığı haliyle), bilinç dışı'dır. Bunun bir teorik nesne olduğunu belirtmek gerekir, ve burada ayrıca psikanalizi başka bilimlerden ayırmak üzere, bilinçd ışının, özgün bir teorik nesne olduğunu da belirtmek gerekir Lacan'a göre.Althusser'in Lacan üzerine erken yazılardan biri olan yazısında belirttiği gibi, bu Lacan'ın, onu yeni bir düzleme getirmek üzere "Freud'a dönüş hareketi" dir.(Bkz: Freud ve Lacan) Böylece, yani bu dönüş girişimiyle Freud ve dolayısıyla da psikanaliz, doğum zamanının sınırlarından ve sorunlarından çıkarılıp yeniden doğru bir şekilde değerlendirilebilecektir.
Bunun anlamı, söz konusu nesnenin (Bilinç dışının) Biyoloji ya da Sosyoloji temelli yöntemlerle ya da kavramlarla incelenip açıklanamayacağıdır. Psikanaliz, bu noktada kuramsal bir zorunluluk olarak ortaya çıkar ve dolayısıyla da bu noktadan itibaren kuramsal olarak temellendirilmelidir. Lacan'ın Freud'un kuramsal çalışmalarına yönelik kategorik ısrarı ve klasik psikiyatri geleneğini reddetmesi öncelikle bu noktaya ilişkindir. Lacan yapısalcılık üzerinden, özellikle ve belirgin olarak Yapısalcı Dil bilim üzerinden psikanalizi değerlendirmeye yönelir ve bu yönelimin ilk ortaya çıktığı yer psikanalizin bir bilim olarak nasıl anlaşılması gerektigi noktasıdır. Sonrasında nesnesini (bilinç dışını) ele alırken de aynı şekilde bu dil bilim modeli izlenmiştir. Bunun sonucunda, Lacan'ın Freud'u yeniden okuması geleneksel psikiyatriye göre çoğu zaman bir anti-psikiyatri olarak görünür.

Lacan, bilinç dışı dil gibi yapılanmıştır der. Bu formülasyon onun kuramsal çalışmasının ve psikanalizi yeniden yapılandırma girişiminin çok özlü bir ifadesidir. Kastedilen dil, Yapısalcı dil bilim 'in açıkladığı hâliyle dil 'dir. Dolayısıyla burada yapısalcı dil bilimin dili açıklayışına uygun bir yol izlendiği açıktır.Yapısalcı modele göre Dil'i ise kısaca şöyle anlatabiliriz: Dil, anlamları kendi ayrımlarıyla belirleyen ve anlam oluşturan kendine özgü bir yapı ya da sistem 'dir. Buna göre anlam ayrımları yalnızca dil yapısı ya da sistemi içindeki ögelerin dağılımı ve rolleriyle belirlenir. Yani, dil bir göstergeler sistemi'dir ve dışsal bir gönderimi yoktur. Lacan bunu psikanalize uyguladığında vardığı sonuç, Bilinç dışı'nın tıpkı Dil gibi kendine özgü bir yapı ya da sistem olduğudur. Bilinç dışının dış dünya ile özsel bir bağlantısı yoktur, anlam ayrımlarını kendi iç-ögeleri ile belirleyen bir çeşit göstergeler dizgesi söz konusudur burada. Althusser'in belirtmiş olduğu gibi,
"Lacan, dilsel gösterge ile psikanalizin simgesi'ni aynı şeyler olarak düşünmektedir". (Bkz. Althusser'in aşağıda belirtilen yazısı. İtalikler eklendi.)
Dil; toplumsallığı, kültürü ve dolaysıyla da bunları ifade eden yasa ve yasakları taşır. Dolayısıyla dil aracılığıyla, yani simgesel sistem aracılığıyla kültürel düzene dâhil olan insan yavrusu, daha farkında olmadığı ve hiçbir şeye karar veremediği bir evrede, bu düzen (Simgesellik) tarafından biçimlendirilecek, onun en temel değer yargılarını ve unsurlarını içselleştirecek ve bu yolla insan olmaklığa adım atacaktır. Dilin simgesel sistemine geçiş, burada kültürel düzene geçmekle aynı anlama gelmektedir. Biyolojik bir canlı olmaktan düşünebilen bir canlı olmaya doğru bu geçişte, birey-özne kültürel bir kod olarak kodlanmış olur.
Özne, Dil dolayımıyla böylece kendini simgesel düzende bir gösteren olarak işaret edilmiş olarak bulur ve öznelliğini de zaten bu şekilde kazanır. Bu andan itibaren birey-özne bir simge olarak simge düzenin bir parçası ya da ögesidir. Dil, bu bağlamda öznenin gerçeklikle, kendisiyle, ötekilerle ilişkisini düzenler. Dil dolayımıyla Kültür'e giriş, bilinç dışının oluşumunu ve öznelliğin kuruluşunu ifade eder. Bu, Oidipus Karmaşası'dan geçerek mümkün olmaktadır. Lacan’a göre dil ile belirlenme, yani kültüre girişin simgesel kodlarının edinimi Oidipus evresiyle aynı sırada ve düzlemde gerçekleşir.
Bu geçişin gerçekleştiği yer ise aile'dir.Artık bu bağlamda ailenin bir aile olarak düşünülmesi anlamlı olmaz; kültürel yapının taşıyıcısı ve birey düzeyinde oluşturucusudur, yani simgesel düzenin gerçekleşmesi, somutlaşması, maddileşmesi zeminidir. Çocuk, aile aracılığıyla Dil dolayımından geçerek kültürel düzene girer. Şu halde belli başlı kültürel söylemlerin, ideolojik yapıların salt birer düşünsel tasarım ya da projeler olarak değil, dil ile taşınan ve aile aracılığıyla uyarlanan, maddi yapılar olduğunu belirlemek mümkündür. Althusser’in oluşturmaya çalıştığı ideoloji teorisi Lacan’ın bu yönde ki açıklamalarından özellikle beslenir. Çünkü burada anlaşıldığı gibi, dil dolayımında bilinç dışının oluşumunun açıklanması hem bir özne teorisine kapı açmakta hem de bu zeminde ideolojinin yeniden düşünülmesine yeni bir olanak yaratmaktadır.
Bu bağlamlarda yapısalcı antropoloji'nin yerine de işaret edilebilir: Levi-Strauss'un, en basit biçimleri akrabalık ilişkileri olan kültürel yapıları açıklarken göstermiş oldugu gibi, kültürel ögelerin, dilsel ögelerin birbirleriyle ilişkileri çerçevesinde belirlenmesine tam anlamıyla uyan bir yapısı vardır. Ayrıca, bu kültürel ögeler de dilin düzeninde (Dil'de) tanımlanmıştır ve bir kültür eski kuşaklardan yenilerine bu yolla taşınır. Demek ki, simgenin düzenine girmekle birey kendi kültürel konumunu, her şeyden önce kültürel bir kurum olan ailenin yapısı içindeki konumunu da kazanmış olur. Böylece birey kültürün düzeni içinde ayrımlaşmış bir özne hâlini alır. Söylemin belirleyici boyutu buradan ileri gelmektedir. Su halde dil'e giriş kültüre giriştir ve aynı zamanda, bu süreç, Lacan'ın analizinde, bilinç dışının oluşumunun ve işlevinin açıklanmasını verir.

Lacan Gustave Courbet'in kışkırtıcı tablosu L'Origine du monde (Dünyanın Kökeni) isimli tablosunun son sahibidir. Üvey kardeşine, ressam André Masson, tablonun sürrealist bir varyantını yaptırtmıştır. Tablo Lacan'ın ölümünden sonra mirasçıları tarafından, Lacan'ın büyük miktarda vergi borcu nedeniyle, Fransız Devletine verilmiştir. Tablo şu anda Musée d'Orsay' dadır.
Beni istemeyeni ben de ikna etmek(convaincre) için uğraşmam. İkna etmemek de lazım.
Jacques Lacan
Sayfa 63 - Metis Yayınları, 1. Baskı: Aralık 2019
''İnsan arzulanmayı arzular.

İnsan kendini ancak dilde, yani ötekinin nezdinde gene öteki tarafından ona dayatılan bu yabancı ortamda, kendine yabancılaş­mış olarak imleyebilir. İşte bu ötekileşme, bu yabancılaşma bilinçdışının koşuludur. Böylece özne kendini imlerken temelde ötekinin arzusu­nu dile getirir.''
Ekonomide olsun, siyasette olsun, psikopatolojide olsun, estetikte olsun, başka konularda olsun, ne yaparsak yapalım hep biraz daha yabancılaşmaktayız.
Söylüyor olmamız, duyulanın içinde söylenenin ardında kalıp unutulur.
Jacques Lacan
Sayfa 22 - Metis Yayınları, 1. Baskı: Aralık 2019
120 syf.
·5/10 puan
“Bazı Kitaplar için bilincinizin hazır olması yetmez. Bilginizinde hazır olması gerekir. Basite aldığım karmaşık ve zor bir kitaptı. Felsefe alanına ilgi duyan ve genel felsefecilere hakim kişiler okuyabilir. Ben kitabın seviyesinden daha düşük bir birikime sahip olduğum için anlayamadım. Yanlış kişi tarafından okunmuş bir yazarsın Jacgues. Üzgünüm.”
104 syf.
Felsefenin anlaşılmamak için yapıldığını biliyorum ama Lacan sürekli değillemeler ve dışarıdan çevirmeler ile çok basit şeyleri Çok karmaşık hale getirerek ve süsleyerek kelimelerle oynayarak sunma konusunda başarılı.
120 syf.
Lacan ın en yüksek düzeyli eseri olduğunu duymuştum anlaşılması zor olduğunu da tahmin ediyordum. Kitabın psikanaliz ile ilgili olduğunu düşünmüştüm ama daha çok psikolojisi üzerine felsefeyi içeren ve klasik felsefe konularının da yorumlarını içeren bir kitap.
Kitabın yüzde 20siini anladım diyebilirim. Belki de anlamak için Fransızca sından okumak gerekiyor..
Bu arada kitap çok az esprili biraz da küfür içeriyor.. beklediğim verimi alamadım diyebilirim bu benimle de ilgili olabilir Belki de genel bir durum ise kitaplarda ilgili iyi yanı da olabilir..
304 syf.
·Puan vermedi
Lacan, diline hakim olan uzmanların bile anlamakta zorlandığı bir yazardır daha önce hiç Lacan okumadıysanız sözlüğüne ve diline hakim değilseniz direk bu kitaptan başlayamazsınız.
‘Lacan Freud’un temel kuramlarından yola çıkarak geliştirdiği kuramlar ile psikanalize farklı bir yaklaşım getirir, (onun zamanında pek ciddiye alınmasa da :) ) bu anlamda önceli­ği bilinçdışı üzerine yapılan çalışmalar üzerindedir. Freud'un "Rüyala­rın Yorumu'', "Metapsikoloji" adlı çalışmalarını temel alır. Psikanalizi "bilinçdışının bir bilimi" haline getirir. Buna ek olarak, yapısalcı dilbi­limin etkisiyle, dilin önemini vurgulayarak "bilinçdışının dil gibi yapı­landığını" söyleyerek, ana odak noktalarını bilinçdışı ve dil olarak belirler ve psikanalitik bakışı bu temel argümanlara göre belirlenir ve Freud bu bağlamda yeniden okunur, yorumlanır.
Lacan Freud 'un insanın gelişim sürecinde üç ana evre olarak sunduğu oral, anal ve genital dönemlere karşılık gelecek bir biçimde üç değişik kavram öne sürer; gereksinim, istem ve arzu . Bu üç kavramda insani gelişim sürecinin üç öğesine denk düşer; gerçek, imgesel ve simgesel. Simgesel alan, dilsel yapının alanıdır, arzu kav­ramı tarafından belirlenir.’
96 syf.
Fallus konusunda çok yaygın bir kanı var. O da, erkeklik organı ile eşanlamlı olduğuna dair bir kanı. Burada aslında dünyaya hakim eril söylemin bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Çünkü Nietzsche'nin güç istencinin, Freud'un oedipus kompleksi döneminde ortaya çıkma sürecini yaşayan türün 'erkek' olduğu ve iktidarın doğasının erkeklikle, yani penisle eşitleme gibi bir yanılsamanın hakim olduğunu görüyorum.

Jaques Lacan da Fallus'u anlatırken buna derin bir açıklama getirmiş. ve Fallus'u 'eksiklik' ile eşitlemiştir. Yani fallus ne penistir ne de güç istenci... İstencin doğurduğu arzunun ulaşamadığı ve kendisini tatmin edemediği o eksik kısımda tanımlar Fallus'u. Lacan'ın bu tespiti gerçekten olağanüstüdür. Çünkü kullan, tüket, yıprat ve at anlayışıyla yeni dünya düzenini (marketing) içindeki o eksik yanı ile yaratmıştır insanlık.

Ataerkil düzen içerisinde söylem ve algı kadar psikoloji de yine bu mantığa göre şekillenip evriliyor. Dünya anaerkil bir düzene evrilmiş olsaydı eğer belki bugün bambaşka bir söylem, algı ve psikolojik tespitleri okuyor olacaktık. İnsanlık olarak bugünkü durumumuzdan çok daha iyi olacağından da eminim.

Kitap kısa olmasına rağmen yer yer zorlayıcı bir dile de sahip. Okurken araştırmasını yapacağınız bir çok terimle karşılaşabilirsiniz, sözlüklerinizi açın derim. Keyifli okumalar.
304 syf.
·Puan vermedi
JACQUES LACAN—PSİKANALİZİN DÖRT TEMEL KAVRAMI—Metis—Çev: Nilüfer Erdem—300 sayfa

Öncelikle psikolojiyle son derece mütevazı bir okur olarak ilgilendiğimi, kitabı tanıtırken de haddimi bilerek cümle kurmaya çalışacağımı belirtmek isterim.

Bu kitap, Metis’in Ötekini Dinlemek dizisinden çıkmış bir kitap ve bu dizi çalışmasının son derece yararlı bir çalışma olduğu aşikar. Zira bizi kuşatan sorunların temelde ‘’Öteki’’ ile bir türlü doğru zeminde kurulamayan ilişkilerden kaynaklandığını fark etmişizdir. Ötekini doğru tanımlamanın önce kendimizi doğru tanımak ve tanımlamaktan geçtiğini de fark etmişizdir. Sınırlarımızı, imkânlarımızı, haklarımızı, eğilimlerimizi, davranışlarımızın kökenini, kaynağını bilmenin elbette öteki ile kuracağımız ilişkide olumlu etkileri olduğunu yadsıyacak durumda değiliz.

Psikoloji, felsefe gibi sınırları oldukça geniş, derin ve engebeli bir alan. Bu nedenle bu her iki alanla ilgili okumak, anlamak bir de yorumlamak epey meşakkatli bir çaba gerektiriyor. Fakat ben sadece kitabın kısa bir tanıtımını yapmak istiyorum.

Uluslararası Psikanaliz Birliği’nden ‘’aforoz’’ edildikten sonra verdiği bu ilk seminerlerde (1964) Jacques Lacan, birkaç yönlü bir işe girişiyor: Bir yandan, dinleyicilerine psikanalizin dört temel kavramını ( bilinçdışı, tekrarlama, aktarım, dürtü) kendine özgü bir tarzda tanıtırken, bir yandan da dönemin epistemolojisinden yararlanarak psikanalizin bilim olup olmadığını, psikanalizi var eden özneyle modern bilimi kuran öznenin, cogito’nun öznesinin aynı olup olmadığını sorguluyor; bu arada Freud’un düşüncesini açımladığı kadar onunla hesaplaşmaktan da geri durmuyor.

Lacan, kitabın da kaynağı olan seminerlerinin ilkine, Aforoz başlığını yerleştirerek Uluslararası Psikanaliz Birliği’nden neden aforoz edildiğini anlatıyor. Bu başlığın içinde bir yerde söz, bir ara şu metnin içinde geçen konuşmaya gelir:

‘’İnsanlık onuru ve İnsan Haklarıyla ilgili bir sürü lafıgüzafın tersine, insan dediğimiz öznelerden birinin pazarlık konusu edilmesi kuşkusuz ender rastlanan bir durum değildir. Herkes, her an ve her seviyede pazarlık konusu olabilir; nitekim toplumsal yapıya dair biraz ciddi bir fikir edinmemizi sağlayan şey takastır. Sözü geçen takas bireylerin, yani toplumsal dayanakların takasıdır; bunlara aynı zamanda özne denir ve özerk olma kutsalına sahip oldukları düşünülür. Siyasetin pazarlıktan ibaret olduğunu herkes bilir; siyasette yurttaş denen öznelerin yüz binlercesi toptan, paketler halinde takas edilir…’’

Lacan bu sözleri sonunda arkadaşları ve öğrencileri tarafından kendi aforoz edilişine yani takas edilişine getirir, bu genel durum karşısında kendisine yapılanın istisnai bir şey olmadığını söyler.

Lacan, Aforoz başlığı altında ‘praksis’in ne olduğunu açıklamaya çalışır. Picasso’nun ‘’Ben aramıyorum, buluyorum.’’ Cümlesini örnek gösterir. Ardından dinde şöyle denir, der: ‘’Beni zaten bulmuş olmasaydın, aramazdın.’’ Devamında, zaten bulunmuş olan hep arkadadır ama bir tür unutuluşla maluldür. Nitekim böylece sonu belirsiz bir tür arayış başlamaz mı?
Diye bir soru sorarak devam eder…

* Histerik, arzusunu konuşma hareketi içinde oluşturur.
* Arzunun dille ilişkisini kavramak Freud’un dehasıdır.

Bilinçdışı ve Tekrarlama, başlığında ise şu notlar vardır:

*Aragon’un bir şiirinden hareketle ‘’skopik dürtü’’ terimine değinir. Bu terim, Lacan tarafından, özellikle ayna evresinde, bakma ile bakılma arasındaki diyalektik ilişkiyi açığa çıkaran dürtüyü tanımlar.
* Bir şey aksıyorsa vardır bir nedeni.
* Freudcu bilinçdışının işte bu noktada neden ile onun etkilediği arasında daima aksayan bir şey vardır, noktasında yer aldığını belirtir.
Bilinçdışı bize nevrozun bir gerçekle uyumlulaştığı boşluğu gösterir-gerçeğin kendisi belirlenmese de olur. bu boşlukta bir şeyler olur. Boşluk kapansa nevroz iyileşir mi? Sorunun ucu daima açık kalır. Nevroz sadece başkalaşır, bir yara izi olur. Nevrozun değil bilinçdışının yara izi.
* Freud: Öznede ne olup biterse, bilinçdışı düzeyinde, bununla her noktada türdeş olan bir şey vardır. O şey bilinç düzeyindeki kadar işlenmiş bir biçimde dile gelir ve işlev gösterir, öyle ki bilinç kendisine özgü görünene bir ayrıcalığı kaybetmiş olur.
Lacan, bu seminerlerde dört ilkeyi açıklarken Freud’tan farklılaştığı noktaları da açıklar. Freudcu bilinç dışını dışlamaz fakat Lacan’ın hedeflediği, dil gibi yapılanmış bilinçdışının ötesinde olan bir şeydir. Seminerde yapısalcı düşünceye karşı bir adım atmaktadır. Freudcu düşüncede psikanalizin ‘’nesne’’ tanımı üzerinde durduğu bilinir. Lacan buna ‘’a object’’ der ve nesneyi ‘’lojik’’ olarak tanımlar. Lacan’ın çabası kliniğin durakladığı noktanın önünü açmaktır.

*Lacan, seminerin devamında; Kesinliğin Öznesi’ni, Descartes üzerinden irdeler. Gösterenler Ağı’nda rüya ve bilinçaltı ilişkisini irdeler, Tukhe ve Automaton kavramlarını Aristotels’e değin uzanarak açıklar, Anamorfoz’da ‘’Kendimi gördüğümü görüyorum’ önermesi üzerinden bakış-göz ilişkisindeki deformasyonu irdeler…

Son: Bu tür kitaplardan elbette özet çıkarılamaz, psikoloji-felsefe merakı olan okurlar için zihin açıcı, diğerleri için ise sıkıcı bir okuma serüveni olacağını düşünüyorum.

İyi okumalar…
104 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Lacan'ın da belirttiği gibi, öznenin varoluşu deneyimlemesi olan özbilinç, ancak dışsal bir düzene dahil olduğu takdirde var olabilir. Bu bağlamda öznenin varlığının tanınıp onaylanması için kendisinin yaratmadığı koşullara, kimliklere, kategorilere ve kavramlara muhtaç olması dolayısıyla varlığının göstergesini kendisine dışsal olan bir bütünsellikte araması kendi varoluşunu maduniyetiyle ödemesidir.

Zira Lacan'a göre arzu bile eksikliğin arzusu olmakla birlikte daima Öteki'nin arzusudur. Ayrıca özne, fallus evresiyle birlikte annesiyle kurmuş olduğu ilişkiden mütevellit bir eksiklik tarafından işaretlenerek varlık kazanmıştır.

Lacannn psikanalizin sevimsiz ama gerekli olan felsefik yüzüsün ne diyeyim..
144 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Yedi sayfa tutan incelemeye dair notlarim ile akşam mesai bitisin de eve dönünce sizlere sunacağım. Yalnız şunu dile getirmek istiyorum Freud'u hedef almayan bir kitap olduğunu dile getirken kitabının tamami Freud'un kuramlarına yönelik olmuş.
Descartes,Aristotales,Heidegger ve Hegel teorilerini metapsikolojiyi ve ditrik psikoloji sizlere sunacak ben simdilik ön yorumumu birakıyorum. Diger kitabima geçiyorum.
144 syf.
·8/10 puan
Öyleyse, Lacan'ı duymuş olacaksınız. Cümlelerimin başlangıcı için bunu seçmem normal olacak. Bu kitap diğerlerinden biraz farklı çünkü. Genel olarak bahsedilen "bilinçdışı" kavramı bu kitapta ayrıntılı bir şekilde anlatılmış Lacan tarafından. Bilinçdışı bir dil gibi yapılanmıştır. Bilinçdışı ifadesini Lacan özne kelimesiyle aynı anlamda kullanır. Freud'un bilinçdışı kavramı ona göre psikanalizler tarafından yanlış yorumlanmıştır ve bu psikanaliz için büyük bir sorun teşkil etmektedir. Lacan dil ile çok ilgilenir ve dilin öneminden bahseder bu kitabında ve dil çifte bir fonksiyondur der. Dil bir üstyapı değildir. Bunların yanında Freud'un "Düşlerin Yorumu" ve "Günlük Hayatin Psikopatolojisi" kitaplarını açıp baktığımızda kelimelerle ilgili bahsedilen her sözcük Saussure'ün "Dilbilim ve Yapisalciligi" teorilerini tamamen karşılayacak mahiyettedir der. İlginç olan bir taraf ise " Beyin bir hesap makinası gibi çalışamiyorsa bunun dil ile ilgili bir problem olduğunu söyleyebilir miyiz ?" Sorusu olmuştu. Lacan diğer bilim adamlarını da bazı konularda eleştirir bu kitabında. Örnek olarak: Vygotski Piaget'i tekrar etmiştir ve bir psikanalist değildir der. Bu kitap neye yarar peki ?
.

Bu kitap zoru başarmanın bir basamağıdır. Dediğim gibi Lacan Okumak bir hayli zahmetli. Onun dünyasına ayak uydurmak, söylemleri ile başa çıkmak baya yorucu. Buna değer mi peki ? Bence değer.!! .
120 syf.
·3 günde·6/10 puan
Lacan ile yapılan bir söyleşinin metni olan ve lacan'ın temel formüllerini açıkladığı bu kitapta çevirinin pek de tatmin edici olduğunu söyleyemeyeceğim. Örneğin öteki kelimesi başka olarak çevrilmiş, cümleler devrik ve çoğu yerde anlamsız, bu da zaten zor bir okumayı daha da anlamsız hale getirmeyi başarmış.

Bunun haricinde lacan'ın "bilinçdışı yapılanmış dildir" ve "cinsel ilişki yoktur" gibi bir takım temel formüllerini anlamak için kuramını genel hatlarıyla biraz da olsa okumuş olmak gerekiyor. Ötekinin bir bireyi değil yasayı, dili ya da yeri karşıladığını Gerçek ve gerçeklik kelimelerinin farklı şeyler ifade ettiğini, arzunun asla tatmine ulaşmadığını, ön okumalarında öğrenmemiş okuyucu için kitap epeyce anlamsız kaçacaktır.

Hülasa bu kitap bir başlangıç olarak uygun değil, çevirisi de epey kötü bu nedenle okunmasa da olabilir. Zaten bu hususta dilimize kazandırılmış daha akıcı ve anlaşılır eserler var.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jacques Lacan
Tam adı:
Jacques-Marie Emile Lacan
Unvan:
Fransız Psikanalist ve Psikiyatr .
Doğum:
Paris, 13 Nisan 1901
Ölüm:
9 Eylül 1981
Jacques Marie Émile Lacan (d. 13 Nisan 1901 – ö. 9 Eylül 1981), "Freud'den bu yana en tartışmalı psikanalist" olarak anılan Fransız psikanalist ve psikiyatrdır.

Asıl ve tam adı Jacques-Marie Emile Lacan’dır. Jacques Lacan olarak bilinir. 13 Nisan 1901'de Paris’te doğmuş, 9 Eylül 1981 de aynı yerde ölmüştür. Tıp eğitimi aldıktan sonra, 1932'de "Kişilikle İlişkileri Açısından Paranoyak Psikoz" adlı doktora teziyle psikiyatr oldu. Daha sonraki çalışmaları da yine özellikle kuramsal-felsefi alanda yoğunlaşacak ve yeni bir Freud okumasıyla psikanalizi yeniden temellendirmeye yönelecektir.
Lacan’ın genel teorik şeması ve argümanları anlaşılmakla birlikte, genelde sözlerinin oldukça karmaşık, belirsiz ve anlaşılması güç bir niteliğe sahip olduğu bilinir. Dolambaçlı ve çetrefil söz oyunları, eğretilemeler, anlaşılması ve yorumlanması güç göndermeler sürekli olarak bu dile hakimdir. Lacan güç bir yazardır bu bakımdan, ama Lacan’ın yazmaktan çok konuşmuş olduğunu da belirtmek gerekir. Onun yazıları daha çok öğrencileri ve izleyicilerinin tuttuğu notlar ve kayıtlardan oluşur. Konuşmaları, daha doğrusu seminerleriyle ünlüdür. Dönemin Fransız aydınları seminerlerinin sıkı bir takipçisi olmuşlardır. Başlıca çalışması Ecrits (Yazılar) 1966' da yayımlandı. Bu tarihi dönem, yapısalcılığın Fransa’da çok etkili ve güçlü olduğu bir dönemdir. Dolayısıyla Lacan’ın konuşmaları dönemin aydınlarını derinden etkiledi ve sonrasında da sürekli yeniden yorumlandı.
Kuramsal psikanaliz alanındaki çalışmaları Sigmund Freud’un yeniden yorumlanmasıyla yapısalcılık'tan postyapısalcılığa (Yapısalcılık ötesi) uzanan bir yol izler. Dolayısıyla Lacan, yalnızca önemli bir psikoanaliz kuramcısı olarak değil, daha başlangıçta psikanaliz, dil bilim, antropoloji ve felsefe alanındaki geçişkenliği sağlamasıyla ve ardından da geliştirdigi formülasyonların ve kavramların felsefi düzlemde yol açtığı sarsıcı sonuçlarıyla 20. yüzyıl felsefesinin önemli isimleri arasında yerini alır.

20. yüzyılın en tartışmalı kuramsal alanlarından birisi psikanalizdir. Daha Freud’un ilk çalışmalarından itibaren psikanalizin kuramsal statüsü sürekli sorunsallaştırılmış; psikanalizin bilim olup olmadığı, bilimse bir bilim olarak nasıl temellendirilebileceği yani epistemolojik düzlemde nasıl ortaya konulabileceği her zaman tartışmalı olmuştur. Oysa psikanalizin bilinç ve bilinç dışına dair açıklamaları tüm bir felsefi tartışmanın ve özellikle bilgi üzerine yapılan tartışmaların yönünü değiştirmiştir. Ama bu statü konusu yine de tartışmalı olaya devam etmiş ve Freud'un ardılları psikanalizi bu sorunlardan ziyade daha çok "Benlik Psikolojisi" yönünde geliştirmeye yönelmiştir.
Lacan'ın baslangıç noktası, öncelikle bu teorik statünün değerlendirilmesi ve epistemolojik temel noktaların yeniden değerlendirilmesidir. Freud, çalışmalarının genelinde bu kuramsal sorunları karşılamaya çalışır, özellikle başlangıç çalışmalarında bu yöntemsel arayışı görürüz. Ancak dönemin bilim anlayışı ve felsefe görüşü olarak pozitivizm - ampirizm düzleminden, önemli ayrımlar oluşturmasına rağmen tamamen çıkamaz. Yine de, özellikle epistemolojik anlamda Freud'un bilim olarak psikanalizi kuramsal olarak da temellendirmeye çalıştığını ve bunun için önemli adımlar attığı söylemek gerek. Lacan bu adımların takipçisi ve savunucusudur öncelikle. Lacan'ın, kendisini bir Freud savunucusu olarak ifade ettiği ve bunu özellikle Freud sonrası kuramsal adımlardan vazgeçen ya da onları yadsıyan psikiyatri eğilimine karşı ortaya koyduğu söylenebilir. "Benlik Psikolojisi" Lacan için kabul edilemez bir yöndür.
Lacan İd - Ego - Süperego kuramından uzaktır, diyebiliriz. O, daha cok erken dönem denilebilecek Freud’la yani daha çok bilinç dışının yapısı, oluşumu, yeri ve işleyişi ile uğraşan Freud'la bağlantılıdır. Çünkü Lacan’a göre psikanaliz, bir bilim olarak bilinç dışının bilimi'dir.
Psikanaliz bir bilim olacaksa, öncelikle epistemolojik olarak kendi ayrımını temellendirebilmelidir, yani nesnesini ayrımlayabilmelidir. Bu noktada Lacan pozitivizm-ampirizm sonrası gelişen bilim anlayışını kuramsal olarak temel alır ve Freud'u buna göre yeniden okur. Buna göre, psikanalizin nesnesi (Freud'un da pek çok yerde işaret etmiş oldugu ama tamamen açık kılamadığı haliyle), bilinç dışı'dır. Bunun bir teorik nesne olduğunu belirtmek gerekir, ve burada ayrıca psikanalizi başka bilimlerden ayırmak üzere, bilinçd ışının, özgün bir teorik nesne olduğunu da belirtmek gerekir Lacan'a göre.Althusser'in Lacan üzerine erken yazılardan biri olan yazısında belirttiği gibi, bu Lacan'ın, onu yeni bir düzleme getirmek üzere "Freud'a dönüş hareketi" dir.(Bkz: Freud ve Lacan) Böylece, yani bu dönüş girişimiyle Freud ve dolayısıyla da psikanaliz, doğum zamanının sınırlarından ve sorunlarından çıkarılıp yeniden doğru bir şekilde değerlendirilebilecektir.
Bunun anlamı, söz konusu nesnenin (Bilinç dışının) Biyoloji ya da Sosyoloji temelli yöntemlerle ya da kavramlarla incelenip açıklanamayacağıdır. Psikanaliz, bu noktada kuramsal bir zorunluluk olarak ortaya çıkar ve dolayısıyla da bu noktadan itibaren kuramsal olarak temellendirilmelidir. Lacan'ın Freud'un kuramsal çalışmalarına yönelik kategorik ısrarı ve klasik psikiyatri geleneğini reddetmesi öncelikle bu noktaya ilişkindir. Lacan yapısalcılık üzerinden, özellikle ve belirgin olarak Yapısalcı Dil bilim üzerinden psikanalizi değerlendirmeye yönelir ve bu yönelimin ilk ortaya çıktığı yer psikanalizin bir bilim olarak nasıl anlaşılması gerektigi noktasıdır. Sonrasında nesnesini (bilinç dışını) ele alırken de aynı şekilde bu dil bilim modeli izlenmiştir. Bunun sonucunda, Lacan'ın Freud'u yeniden okuması geleneksel psikiyatriye göre çoğu zaman bir anti-psikiyatri olarak görünür.

Lacan, bilinç dışı dil gibi yapılanmıştır der. Bu formülasyon onun kuramsal çalışmasının ve psikanalizi yeniden yapılandırma girişiminin çok özlü bir ifadesidir. Kastedilen dil, Yapısalcı dil bilim 'in açıkladığı hâliyle dil 'dir. Dolayısıyla burada yapısalcı dil bilimin dili açıklayışına uygun bir yol izlendiği açıktır.Yapısalcı modele göre Dil'i ise kısaca şöyle anlatabiliriz: Dil, anlamları kendi ayrımlarıyla belirleyen ve anlam oluşturan kendine özgü bir yapı ya da sistem 'dir. Buna göre anlam ayrımları yalnızca dil yapısı ya da sistemi içindeki ögelerin dağılımı ve rolleriyle belirlenir. Yani, dil bir göstergeler sistemi'dir ve dışsal bir gönderimi yoktur. Lacan bunu psikanalize uyguladığında vardığı sonuç, Bilinç dışı'nın tıpkı Dil gibi kendine özgü bir yapı ya da sistem olduğudur. Bilinç dışının dış dünya ile özsel bir bağlantısı yoktur, anlam ayrımlarını kendi iç-ögeleri ile belirleyen bir çeşit göstergeler dizgesi söz konusudur burada. Althusser'in belirtmiş olduğu gibi,
"Lacan, dilsel gösterge ile psikanalizin simgesi'ni aynı şeyler olarak düşünmektedir". (Bkz. Althusser'in aşağıda belirtilen yazısı. İtalikler eklendi.)
Dil; toplumsallığı, kültürü ve dolaysıyla da bunları ifade eden yasa ve yasakları taşır. Dolayısıyla dil aracılığıyla, yani simgesel sistem aracılığıyla kültürel düzene dâhil olan insan yavrusu, daha farkında olmadığı ve hiçbir şeye karar veremediği bir evrede, bu düzen (Simgesellik) tarafından biçimlendirilecek, onun en temel değer yargılarını ve unsurlarını içselleştirecek ve bu yolla insan olmaklığa adım atacaktır. Dilin simgesel sistemine geçiş, burada kültürel düzene geçmekle aynı anlama gelmektedir. Biyolojik bir canlı olmaktan düşünebilen bir canlı olmaya doğru bu geçişte, birey-özne kültürel bir kod olarak kodlanmış olur.
Özne, Dil dolayımıyla böylece kendini simgesel düzende bir gösteren olarak işaret edilmiş olarak bulur ve öznelliğini de zaten bu şekilde kazanır. Bu andan itibaren birey-özne bir simge olarak simge düzenin bir parçası ya da ögesidir. Dil, bu bağlamda öznenin gerçeklikle, kendisiyle, ötekilerle ilişkisini düzenler. Dil dolayımıyla Kültür'e giriş, bilinç dışının oluşumunu ve öznelliğin kuruluşunu ifade eder. Bu, Oidipus Karmaşası'dan geçerek mümkün olmaktadır. Lacan’a göre dil ile belirlenme, yani kültüre girişin simgesel kodlarının edinimi Oidipus evresiyle aynı sırada ve düzlemde gerçekleşir.
Bu geçişin gerçekleştiği yer ise aile'dir.Artık bu bağlamda ailenin bir aile olarak düşünülmesi anlamlı olmaz; kültürel yapının taşıyıcısı ve birey düzeyinde oluşturucusudur, yani simgesel düzenin gerçekleşmesi, somutlaşması, maddileşmesi zeminidir. Çocuk, aile aracılığıyla Dil dolayımından geçerek kültürel düzene girer. Şu halde belli başlı kültürel söylemlerin, ideolojik yapıların salt birer düşünsel tasarım ya da projeler olarak değil, dil ile taşınan ve aile aracılığıyla uyarlanan, maddi yapılar olduğunu belirlemek mümkündür. Althusser’in oluşturmaya çalıştığı ideoloji teorisi Lacan’ın bu yönde ki açıklamalarından özellikle beslenir. Çünkü burada anlaşıldığı gibi, dil dolayımında bilinç dışının oluşumunun açıklanması hem bir özne teorisine kapı açmakta hem de bu zeminde ideolojinin yeniden düşünülmesine yeni bir olanak yaratmaktadır.
Bu bağlamlarda yapısalcı antropoloji'nin yerine de işaret edilebilir: Levi-Strauss'un, en basit biçimleri akrabalık ilişkileri olan kültürel yapıları açıklarken göstermiş oldugu gibi, kültürel ögelerin, dilsel ögelerin birbirleriyle ilişkileri çerçevesinde belirlenmesine tam anlamıyla uyan bir yapısı vardır. Ayrıca, bu kültürel ögeler de dilin düzeninde (Dil'de) tanımlanmıştır ve bir kültür eski kuşaklardan yenilerine bu yolla taşınır. Demek ki, simgenin düzenine girmekle birey kendi kültürel konumunu, her şeyden önce kültürel bir kurum olan ailenin yapısı içindeki konumunu da kazanmış olur. Böylece birey kültürün düzeni içinde ayrımlaşmış bir özne hâlini alır. Söylemin belirleyici boyutu buradan ileri gelmektedir. Su halde dil'e giriş kültüre giriştir ve aynı zamanda, bu süreç, Lacan'ın analizinde, bilinç dışının oluşumunun ve işlevinin açıklanmasını verir.

Lacan Gustave Courbet'in kışkırtıcı tablosu L'Origine du monde (Dünyanın Kökeni) isimli tablosunun son sahibidir. Üvey kardeşine, ressam André Masson, tablonun sürrealist bir varyantını yaptırtmıştır. Tablo Lacan'ın ölümünden sonra mirasçıları tarafından, Lacan'ın büyük miktarda vergi borcu nedeniyle, Fransız Devletine verilmiştir. Tablo şu anda Musée d'Orsay' dadır.

Yazar istatistikleri

  • 217 okur beğendi.
  • 391 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 689 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları