Jale Parla

Jale Parla

Yazar
8.6/10
34 Kişi
·
150
Okunma
·
25
Beğeni
·
1.145
Gösterim
Adı:
Jale Parla
Unvan:
Edebiyat teorisyeni ve eleştirmeni
Doğum:
1945
1945'te İstanbul'da doğdu. 1964'te Arnavutköy Amerikan Koleji'ni, 1968'de Robert Kolej'in Karşılaştırma Edebiyat Bölümü'nü bitirdi. 1978´de Harvard Üniversitesi'nden anadalı İngiliz Edebiyatı, yandalları Fransız ve Alman Edebiyatları olmak üzere Karşılaştırmalı Edebiyat doktorası aldı. 1976-2000 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü'nde öğretim üyeliği yaptı. Bilgi Üniversitesi'nde Karşılaştırmalı edebiyat Bölümü'nde öğretim üyesidir.
“O zaman neden okuruz? Barthes’a göre bunun tek yanıtı vardır: Zevk için. Bu zevkin iki boyutu olabilir: Zevk almak; ve bunun da ötesinde, kendinden geçmek. Barthes’a göre iyi edebiyat metinleri okuru kendinden geçiren metinlerdir. Bunlar dili neredeyse bir iksir gibi kullanarak, gerçeklik ya da anlam gibi mesajlara yer vermeyerek, bilinen kalıpları altüst ederek, mantıksal çizgiyi bozarak şaşırtan, sarsan, kişiyi kuşatan tüm inanç, ideoloji, gelenekleri yıkan, okurun hiçbir olay, başlangıç, son, öykü beklentisini karşılamayan zevk metinleridir. Dilin çağrışım gücünü sınırsızca ve bağlamsızca kullanarak hayal gücünü de sınırsızca kışkırtan metinlerdir.”
Jale Parla
Sayfa 180 - İletişim Yayıncılık
“Dante’nin İlahi Komedyası’ndan beri bildiğimiz o en edebi temayı anımsarız: Kitap çöpçatandır.”
Jale Parla
Sayfa 185 - İletişim Yayıncılık
"Doğru yapıldığı vakit yazma (ki benim bunu doğru yaptığımdan emin olabilirsiniz) sohbetin bir başka adıdır. Kibar bir mecliste nasıl davranılacağını bilen biri her şeyi söylemeye çalışmaz – terbiye ve uygarlığın sınırlarını anlamış bir yazar da her şeyi düşünmeye kalkışmaz; okurun anlayışına duyacağınız en büyük saygı bu işi yarı yarıya yüklenmektir ve okura da hayal edeceği bir şeyler bırakmaktır."
Laurence Sterne
Jale Parla
Sayfa 152 - İletişim Yayıncılık
“Metin, bir kez yazıldıktan sonra, özgürleşir ve 'halka mal olur'. Dil, bireyin ötesine geçerek metni toplumun değerleriyle kuşatır. Ve hiç kuşkusuz, okur anlamın üreticisidir, çünkü yazar kadar o da içinde bulunduğu kültürün dilinin barındırdığı anlam kodlarının haznesidir.”
Roger Fowler
Jale Parla
Sayfa 132 - İletişim Yayıncılık
“Dostoyevski’ye göre Don Quijote, ‘insan düşüncesinin en son ve en büyük sözü, insanın ifade edebileceği en acı ironi’dir.”
Jale Parla
Sayfa 11 - İletişim Yayıncılık
“Bir Yazarın Hatıra Defteri’nde Dostoyevski, Don Quijote’den daha derin ve etkileyici bir kitap olmadığını yazmıştı.”
Jale Parla
Sayfa 15 - İletişim Yayıncılık
“Cervantes, Don Quijte’ye yazdığı önsözde, okura şu hitapla başlar:
Aylak okur: Bu kitabı, zihnin düşünebilecek en güzel, en zarif, akıllıca ürünü olmasını isterdim; buna yeminsiz inanabilirsin.”
Jale Parla
Sayfa 23 - İletişim Yayıncılık
“Edebi metinden alacağımız zevk, o metin yoluyla 'bilgilenmek' ile o metinden 'esinlenme'nin karışımı bir şeydir. Bu da salt relativist okumalarla gerçekleşemez. Öte yandan, Wolfgang Iser’den beri bildiğimiz gibi, okuma eylemine katkısı olmayan birikim yoktur ve hiçbir okuma masum değildir."
Jale Parla
Sayfa 28 - İletişim Yayıncılık
(Fatma Aliye aynı dönemde eserler vermesine rağmen içerik açisindan Tanzimat özelliklerinin dışında)
*
Bu çalışmada Türk romanının doğuşunda belirleyici olan bilgi kuramı, babalar ve oğullar eğretilemesi çerçevesinde in­celenecektir. Baba-oğul ilişkisi Tanzimat döneminde bir ça tışma değil devamlılık ilişkisidir. Bu muhafazakâr ilişkinin oğulları ilk romancılarımızdır ve hepsi de kaybedilmiş bir baba arayışı içinde kendileri vesayet üstlenmek zorunda kal­mış otoriter çocuklardır. Hepsinin de bağlı olduğu otorite mutlak bir İslâm kültürü ve epistemolojisidir. Bu epistemo­lojik çerçeve içinde doğan Türk romanının o dönemde aşağı­ daki sınırları aşamamış olması doğal görülebilir:
1. Bilgi kuramı açısından bakarsak, Tanzimat romanın­daki gerçekçilik İslâm felsefesince içerilmiş mutlakçı ve ap- riorist bir epistemolojinin gerçekçilik anlayışıdır. Yani ger­çek verilmiştir; ona ulaşma yollan ise İslâm epistemolojisiyle belirlenmiştir.
2. Kişileştirme açısından bakarsak roman kişileri, top­lumsal törelere sıkı sıkıya bağlı, camiacı bir kültürün üyele­ridir. Romanlar, aksine davrananların ibret verici öyküleriy­le doludur. Kişileştirmeler davranışçı ilkeler ışığında değil, ideal kültürel tiplemelere ve alegorik modellere göre yapılır.
3. Romanlarda egemen olan izlek açısından bakarsak du­yusallık iyiyle kötünün çatıştığı bir dünya görüşünde hep kö­tüyü temsil eder ve teknik amaçlarla değil (anlatım, imge­lem, kişilik betimlemesi gibi) ahlâksal amaçlarla kullanılır.
4. Anlatı açısından bakarsak Türk romanındaki müdahil yazar, Batı romanındaki müdahil yazara göre, metne çok daha egemendir. Müdahale etmek uğruna kendi roman kurgusu ve kişileştirmeleriyle çelişkiye düşebilir. Çünkü anlatıyı yönlendiren nedensel değil alegorik mantıktır.
168 syf.
·3 günde·10/10
Jale Parla'nın diline, anlatım şekline ve analizlerine hayranım. Daha önce de Don Kişot'tan Bugüne Roman kitabını hayranlıkla okumuştum.

Don Quijote kitabını okuduktan sonra Jale Parla'nın Don Kişot kitaplarını da okursanız, Don Kişot'u daha iyi anlayıp daha çok seveceksiniz. Bununla da kalmayıp Don Kişot'un izinden giden kitapları ve onların birbirleri ile danslarını öğrenmiş de olacaksınız.

Kişisel bir anektod olarak kalsın diye buraya eklemek istediğim bir şey daha var. Bu kitabı Don Kişot Kampı bitiminde (bkz.#53474907) Roquentin'den ödünç almıştım. Bu kampa hazırlandığımız süre boyunca çok eğlenmiştim, Cervantes ve Don Kişot çıkarımlarımızı hatırladım bu kitabı okurken. :)) O harika macera ve sürprizlerle dolu kampımız için teşekkürler Edolf.
157 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Tanzimat Donemini, Divan Edebiyatından çıkış olarak değerlendirebiliriz. Sebebi dilde sadeleşmenin tam olarak başlamış olmaması ama batıdaki roman ve şiir türlerinin edebiyatımızda işlenmesidir.

Ve ilk romanlarimiz yazılıyor. Fransa' da doğan Romantizm ve Naturalizm akimlarindan etkilenen Tanzimat yazarları
ve şairleri her ne kadar biçimde batı edebiyatından tesir alsalar da içerik yönünden dini ve geleneksel fikirlerini , roman karakterleri üzerinden dikte ettiren bir tarzda anlatıyorlar. Dönemin romanlarında erkekler batı eğitimi almış ve yoldan çıkmaya meyilli, kadınlar ise ya zavallı cariye ya da hafif meşrep kadın.Sonunda hepsi helak oluyorlar.

Kitapta Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal, Beşir Fuad Nabizade Nazım ve Recaizade Mahmut Ekrem' in edebi kişiliğinden kısaca bahsediliyor. Kısa roman alıntıları var.

Kitabın son bölümünde Araba Sevdası romanına detaylıca bir inceleme yapılmış. Bunun sebebi ilk modern roman denemesi olmasıdır. Tanzimat dönemi okumalarına başlarken gayet bilgilendirici bir kitaptır.
157 syf.
·160 günde
Türk romanın doğuşunu inceleyen bir yapıt denebilir ki Tanzimat romanlarını incelemiştir. Edebiyat açısından kitaplığınızda bulunması gereken bir eser bence. Kitabı okurken eserler üzerine yapılan yorumlarda öyle ayrıntılar var ki dikkat çekilen, düşünmeden edemedim, incelenen söz konusu eserlerin yazarları gerçekten bu ince ayrıntıları hesaplayarak mı yazdılar, ya da öylece yazdılar da eserleri inceleyen otoriteler üstlerine vazife alarak bu ayrıntıları yazarın hesapları gibi ortaya döktüler. Biraz çelişkiye düşsem de, inancım hiçbir şeyin hesapsız yazılmadığı üzere. Kitabın sonunda üç sayfalık kaynakça var ki bu da eser hazırlanırken harcanan emeği gösteriyor. Dolayısıyla önemli bir kitap, tavsiye ederim. Tek sıkıntı, kitap içinde değinilen eserlerden yapılan alıntılar ki üzüntü verecek derecede anlayamadığım, anlayamayacağınız -bir nesil olarak koptuğumuz- bir dilin olması.
120 syf.
·Puan vermedi
Batı yazarları tarafından Doğu'ya yolculukla birlikte bir kişisel gözlemden ziyade önyargılı tutumlar ve büyüleyici bir algı yaratılarak kendilerini bir efendi doğu toplumlarını ise ilkel bir toplum görme eğilimlerini taşımaktadır. Lord byron , lamartine, Victor Hugo, Gustavo flaubert gibi önemli yazarlar Batı karşısında doğuyu hem küçümsemiş hem de alaycı bir dille anlatmışlardır. Doğu'nun kendine yetmezliğini öngörerek batı tarafından yönetilmesi ve sömürülmesi sürecini göz önünde bulundurmuşlardır.
389 syf.
·28 günde·Beğendi·Puan vermedi
Roman nedir? Okuyucu ya da yazar romanın neresindedir? Hangisi daha etkindir? Konularını belli roman örnekleri ile incelemeye gidilmiş tatlı bir kitap. Don Quijote sevenler için güzel bir inceleme olmuş ve onun akabinde Don Quijote etkisinde kalınan romanlar incelenmiştir. Ana konu eksik metinlerin cezbediciliğidir. Bildiğimiz romanlarda okuması zevkli bir inceleme; bilmediğimiz romanlar hakkında haberdar olma, okumaların içinden yeni okumalar çıkartma... Yaşasın sonsuz okuma etkinliği...
157 syf.
·Beğendi·9/10
Jale Parla, Tanzimat romanının yapıtaşlarının kaynağına doğru gidiyor, bunu yaparken sosyolojiden tarihten yararlanıyor. Şahsen yaptığı tespitleri çok yerinde buldum.
168 syf.
·Puan vermedi
Roman türünün öncüsü sayılabilecek Don Quijote romanını kendi yüzyılı içinde geçen bir kahramanlık, şövalyelik romanı olarak okumanın zevkini almak isteyenler için sanırım bambaşka düşünceler yaratacak bir kitap bu kitap.

Bir yazarın keskin zekasını, kurnazlığını, döneminin çarpık yaşam tarzını ve yönetim şeklini tehlikeleri de göz önünde tutup bu işin içinden sıyrılmanın kurnazlığını sergileyerek göstermesi okuyucuların gözünden çokça kaçan bşr özelliktir. Zira edebiyat okumak ile kitap okuru olmak arasındaki fark da burada yatar. Jale Parla burada göstermiştir bu farkı bize.

Don Kişot gibi bir romandan tarih, edebiyat, din, politika, felsefe, ekonomi, mitoloji ögeler çıkarmak sanırım zevk peşindeki okur için sıkıntıdan öteye geçmeyecektir ama bir bilme isteği taşıyan için müthiş bir inceleme olur.

Bu kitapla Don Quijote'yi okumadan da Rosinante ve Karakaçan'ın yanında binici olabilirsiniz maceralar peşinde koşarak. Don Quijote ve Sancho Panza'ya eşlik edebilirsiniz. Hem de kitabın kendisini okumuş gibi zevk duyarsınız. Ama okumuş olarak yola çıkarsanız yepyeni yerler keşfedersiniz.
Kerem
Kerem Efendilik, Şarkiyatçılık ve Kölelik'i inceledi.
@SefaPezevengi·28 Ağu 2019·Kitabı okumadı
EFENDİLİK, ŞARKİYATÇILIK, KÖLELİK

Jale Parla hocanın bu güzel doktora tezi, şarkiyatçılık (oryantalizm) denilen sömürge biçiminin, İngiliz ve Fransız edebiyatına yansıma biçimlerini inceliyor. On dokuzuncu asır başı romantiklerinin yarattığı 'Doğu miti'ni, sömürgeci politikalarla birlikte inceleyen bu eser; Raymond Schwab ("La Renaissance Orientale") ve Edward Said'in ("Orientalism") ses getiren çalışmalarına da yer veriyor. (Jale Hoca'nın tutumu, Said'inkine epey yakın.) "On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Fransa ve İngiltere'de Batı'nın mesafe ölçüsüyle 'Yakındoğu' ya da o zamanki deyişle 'Levant' hakkında yaratılan edebiyatı" (s.23) inceleyen bu faydalı eseri tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jale Parla
Unvan:
Edebiyat teorisyeni ve eleştirmeni
Doğum:
1945
1945'te İstanbul'da doğdu. 1964'te Arnavutköy Amerikan Koleji'ni, 1968'de Robert Kolej'in Karşılaştırma Edebiyat Bölümü'nü bitirdi. 1978´de Harvard Üniversitesi'nden anadalı İngiliz Edebiyatı, yandalları Fransız ve Alman Edebiyatları olmak üzere Karşılaştırmalı Edebiyat doktorası aldı. 1976-2000 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü'nde öğretim üyeliği yaptı. Bilgi Üniversitesi'nde Karşılaştırmalı edebiyat Bölümü'nde öğretim üyesidir.

Yazar istatistikleri

  • 25 okur beğendi.
  • 150 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 162 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.