Jale Parla

Jale Parla

8.9/10
7 Kişi
·
38
Okunma
·
13
Beğeni
·
762
Gösterim
Adı:
Jale Parla
Unvan:
Edebiyat teorisyeni ve eleştirmeni
Doğum:
1945
1945'te İstanbul'da doğdu. 1964'te Arnavutköy Amerikan Koleji'ni, 1968'de Robert Kolej'in Karşılaştırma Edebiyat Bölümü'nü bitirdi. 1978´de Harvard Üniversitesi'nden anadalı İngiliz Edebiyatı, yandalları Fransız ve Alman Edebiyatları olmak üzere Karşılaştırmalı Edebiyat doktorası aldı. 1976-2000 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü'nde öğretim üyeliği yaptı. Bilgi Üniversitesi'nde Karşılaştırmalı edebiyat Bölümü'nde öğretim üyesidir.
Mehmet Kaplan, Namık Kemal biyografisinde, Süleyman Nazif'in "Bizi yaratan Allah, yetiştiren de Namık Kemal'dir" dediğini yazar. Gerçekten de Namık Kemal, diğer Tanzimat yazarları için de bir baba figürü oluşturmuş ve onu izleyenler kendi babalıklarında da rol modeli olarak Namık Kemal'i benimsemişlerdir.
Baba otoritesini sarsacak en büyük tehlike ve baba rehberliğinin yokluğunda oğulları baştan çıkaracak şeytan ise Batı'dan gelecek fen ve teknik değil, duygusallık ya da Tanzimat deyimiyle "şehevilik"tir. Tanzimat romanında ruh ve beden yalnızca birbirinden ayrı varlıklar değil, birbirine karşıt varlıklardır. Bedensel olan her duyuya kuşkuyla bakılır. Shakespeare çevirilerinde duyularla beslenen imgelerin tümü sansür edilmiş ve yerlerine düşünsel imgeler konmuştur. Tüm romanlarda aşk, şehevilik ve sevgi diye ikiye ayrılır; kadın kahramanlar da erkeklere olan bağlıkları ruhani bir sevgi mi yoksa duyusal bir şehvet mi olduğuna göre melek ya da şeytan olarak sınıflandırılır.
İyiyle kötünün siyahla beyaz kadar ayrı durduğu, değer yargılarının sorgulanamaz bir mutlaklık taşıdığı bir dünya görüşüne sahip yazarlar, bu görüşü yansıtacak metinler üretirler. Her yazar, yarattığı metnin bir anlamda babasıdır, ama bu metne nasıl bir babalık yapacağı onun kişisel karar ve seçimine bağlıdır. Her şeyi bilecek ve öğretecek midir? Yargılayacak mıdır? Eğer yargılayacaksa, yargılarında sorgulayıcı mı yoksa uyumlu mu olacaktır?
Yaşamda tik'in arkasından tak'ın gelmemesinin tek anlamı olabilir- ölüm..
Kendilerini bu denli yaratıcı ve yetiştirici birer baba, toplumun ahlakını temsil eden birer üst-ben olarak gören Tanzimat yazarları, kendi edebi babalarını, yani Divan Edebiyatı'ndan devraldıkları mirası nasıl görüyorlardı? Bu soruyu yanıtlarken beklemediğimiz bir durumla karşılaşıyoruz. Kültür, dünya görüşü ve algılama biçimlerinde eski metinlere sadık kalmış olan Tanzimat, sıra edebiyata gelince oldukça eleştirel, hatta -ne kadar başarılı oldukları bir yana bırakılabilirse- öncüdür. Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, ,Recaizade Ekrem, hepsi dilin sadeleşmesinden yanadır. Çekinceleri vardır; ama bunlar biçimde değil, içeriktedir. İçeriği ahlak normlarını tehdit etmedikçe, bildirisi ahlakı oldukça, yeni türleri denemekte hem kendileri heveslidir, hem de başkalarını teşvik ederler. Namık Kemal, Divan Edebiyatı'nı eleştirirken, çok şaşırtıcı bir benzetme kullanır: yalnızca süsten ibaret olan biçimiyle Divan şiiri ancak "Hristiyan mevtaları gibi güzel giyinmiş bir cenazeye" benzeyebilir. Bu benzetmedeki yabancılaştırıcı öğe, yalnızca "ölü" değil, "Hristiyan" ölüdür. Sami Paşazade Sezai, "fıdan-ı fikirden hasıl olan boşlukları bir bakıma zengin cümleler, parlak kelimelerle kapamağa çalışmak bir uçurumu çiçeklerle doldurmaya benzer" der.
Türk romanı, camiacı bir kültür içinde beslenen idealist bir dünya görüşünün ve bilgi kuramının ürünü olarak doğdu. Batılaşma süreci içinde benimsenen diğer kurumlar gibi, roman da tedbirli bir öykünmeyle, Batı modellerine göre yazıldı. Roman yazarı bir yenilikçi ve reformcu olarak tavır aldı, ama vesayetçiliği her zaman yenilikçiliğinin önüne geçti. Çünkü roman yazarına göre ortada eğitilecek bir halk ile siyasi vasisini kaybetmiş bir kültürün acil bir vasi gereksinimi vardı.
Tanzimat'ın amacı, Şinasi'nin deyişiyle "Asya'nın akl-ı pirânesi ile Avrupa'nın bikr-i fikrini izdivaç ettirmek" olduğuna göre; Asya'nın erkek, Avrupa'nın kadın olarak şahıslandırıldığı bu evlilik eğretilemesinde egemen olan, Doğu'nun bu mutlakçı düşünce sistemidir. Gene Doğu'nun bu mutlakçı sistemini çok benzer bir eğretilemeyle vurgulayan Namık Kemal'in şu deyişine bakalım: "Onların bir takım âsar-ı nefisesini taklit eder ve Şark ve Garbın fikr-i kemâl ve bikr-i hayâlini izdivaç ettirmeye çalışırız." Burada da, "fikri kemâl'in, bütün erkek kadın karşıtlıklarında erkeği, "bikri hayâl'in kadını temsil ettiğini biliyoruz. Demek ki, Tanzimat yazarları Batılaşmayı, Batı'dan ne denli örnek alma ya da Batı'ya öykünme içerirse içersin, erkek egemen bir evlilik birleşmesinin edilgin öğesi olarak görüyorlardı.
Özetle Tanzimat yazarlarının şöyle bir normatif öncelikler sıralamasına bağlı kaldıklarını söyleyebiliriz: Yenileşme hareketinin temelini Doğu'nun ahlaki ve kültürel boyutlarıyla Doğu'nun dünya görüşü oluşturmalıdır; bu dünya görüşünün bekçisi toplum düzeyine padişah, aile düzeyinde baba, edebiyat düzeyinde yazardır. Tanzimat gibi, mutlak otoritelerin zaafa düştüğü süreçlerde, dünya görüşü hala mutlakçı olmakta devam ediyorsa, yazara babalık görevi düşer.
Turgut Özben’in kitap boyunca yaptığı iş okumaktır. Selim’i kaybettikten sonra onunla ilgili her şeyi okumaya azmeden Turgut, bir sürü eksik metinle boğuşur. Boğuştuğu bu metinlerin tamamlanmamış bileşkesi elimizdeki Tutunamayanlar metnini oluşturur. Toplumda çok iyi tutunmuş olan Turgut Özben bu metinleri okuyarak tutunamamayı öğrenir. Kendiliğinden tutunamayanlar arasına, kasıtlı olarak, iradesiyle tutunamamayı seçen biri olarak katılır. Tutunamamak bir öğrenme süreci de olabilir demek ki. Bu süreç okur için, Turgut’un bulup çıkardığı metinleri onunla birlikte okuyarak gerçekleştirdiği bir süreçtir
Sadece romanlar okumak yetmiyor.Edebiyat incelemeleri okumamızda gerekir sonuçta akademisyenler bizim görmediğimiz şeyleri öyle derinlemesine inceleyip açıklıyorlar ki okuduğunuz romanı tekrar okuma gereksinimini duyuyorsunuz.Jale Parla edebiyat konusunda ülkemizin ileri gelen akademisyenlerinden birisi,Don Kişot’tan başlayarak romanın gelişimini çok iyi bir şekilde açıklıyor.Bunun yanı sıra edebiyatımızdan Ahmet Hamdi,Oğuz Atay,Adalet Ağaoğlu gibi yazarlarının eserlerini çok iyi bir şekilde açıklıyor.Kitabı okumadan önce Don Kişot’u okumanız gerekiyor.Don Kişot zaten romanın başlangıcı o yüzden her edebiyatseverin okuması gerek.Sadece 5 kişinin okuması üzücü umarım bu sayı yükselir.Şiddetle tavsiye ediyorum.
Türk romanın doğuşunu inceleyen bir yapıt denebilir ki Tanzimat romanlarını incelemiştir. Edebiyat açısından kitaplığınızda bulunması gereken bir eser bence. Kitabı okurken eserler üzerine yapılan yorumlarda öyle ayrıntılar var ki dikkat çekilen, düşünmeden edemedim, incelenen söz konusu eserlerin yazarları gerçekten bu ince ayrıntıları hesaplayarak mı yazdılar, ya da öylece yazdılar da eserleri inceleyen otoriteler üstlerine vazife alarak bu ayrıntıları yazarın hesapları gibi ortaya döktüler. Biraz çelişkiye düşsem de, inancım hiçbir şeyin hesapsız yazılmadığı üzere. Kitabın sonunda üç sayfalık kaynakça var ki bu da eser hazırlanırken harcanan emeği gösteriyor. Dolayısıyla önemli bir kitap, tavsiye ederim. Tek sıkıntı, kitap içinde değinilen eserlerden yapılan alıntılar ki üzüntü verecek derecede anlayamadığım, anlayamayacağınız -bir nesil olarak koptuğumuz- bir dilin olması.
Batı yazarları tarafından Doğu'ya yolculukla birlikte bir kişisel gözlemden ziyade önyargılı tutumlar ve büyüleyici bir algı yaratılarak kendilerini bir efendi doğu toplumlarını ise ilkel bir toplum görme eğilimlerini taşımaktadır. Lord byron , lamartine, Victor Hugo, Gustavo flaubert gibi önemli yazarlar Batı karşısında doğuyu hem küçümsemiş hem de alaycı bir dille anlatmışlardır. Doğu'nun kendine yetmezliğini öngörerek batı tarafından yönetilmesi ve sömürülmesi sürecini göz önünde bulundurmuşlardır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jale Parla
Unvan:
Edebiyat teorisyeni ve eleştirmeni
Doğum:
1945
1945'te İstanbul'da doğdu. 1964'te Arnavutköy Amerikan Koleji'ni, 1968'de Robert Kolej'in Karşılaştırma Edebiyat Bölümü'nü bitirdi. 1978´de Harvard Üniversitesi'nden anadalı İngiliz Edebiyatı, yandalları Fransız ve Alman Edebiyatları olmak üzere Karşılaştırmalı Edebiyat doktorası aldı. 1976-2000 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü'nde öğretim üyeliği yaptı. Bilgi Üniversitesi'nde Karşılaştırmalı edebiyat Bölümü'nde öğretim üyesidir.

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 38 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 45 okur okuyacak.