Jean Genet

Jean Genet

Yazar
7.3/10
74 Kişi
·
259
Okunma
·
55
Beğeni
·
3726
Gösterim
Adı:
Jean Genet
Unvan:
Fransız Düşünür, Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 19 Aralık 1910
Ölüm:
Paris, Fransa, 15 Nisan 1986
Jean Genet (Jan Jöne diye okunur) (1910-1986) Fransız düşünür, yazar. Daha çok tiyatro oyunlarıyla tanınır.
1910 yılında Camille Gabrielle Genet tarafından kimsesizler yurduna bırakılan yeni doğmuş bebeğe Jean adı verilmişti. Jean, yedi yaşına geldiğinde zanaatçı bir ailenin yanına yerleştirildi. 10 yaşında hırsızlığa başladı, on üç yaşında bir zanaat okuluna kaydoldu. Ancak orada da çok kalmayacaktı; 1926'da, 3 ay süren ilk hapishane deneyimini yaşadığında 15 yaşındaydı. Serbest kaldığında uslanmamıştı; bu kez reşit olana kadar kalmak üzere ıslahevini boyladı. 1930’ların sertliği ile ünlü bu ıslahevi Genet’yi gerçek bir suçlu haline getirdi.
Islahevinden kurtulabilmek için yazıldığı askerlikten ve ardından Fransa’dan firar eden Genet, pekçok ülkeyi ve hapishaneyi ziyaret edeceği bir yıllık seyahatinin sonucunda 1937’de Fransa’ya geri döndü ve yeniden suç dünyasına daldı. Beş yıl boyunca ya hırsızlık yaptı, ya fahişelik. 1942’de bir kez daha cezaevine düştüğünde olgunlaşmıştı artık. İlk şiirini yazdı, ilk kitabı Notre-Dame des Fleurs (Çiçeklerin Meryem Anası) yayımlandı. Ardından Miracle de la rose (Gülün Mucizesi) geldi. 1948 ylında yayımlanan Journal du voleur (Hırsızın Günlüğü) bir anlamda Genet'nin otobiografisi niteliğindedir. Le balcon (Balkon), oyunları ve hatta tüm eserleri içinde en çarpıcı olanı kabul edilir. Balkon adlı oyununda yeryüzü egemenlerini alaycı ve acımasız bir dille eleştirir. Bu oyun Türkçe olarak 1998 yılında Tiyatro Stüdyosu tarafından sahnelendi. Ölümünden kısa süre önce, atölyesinde ziyaret ettiği Alberto Giacometti ile yaptığı röportaj ve Giacometti'nin sanatı üzerine kendi yorumunun bulunduğu L'Atelier d'Alberto Giacometti Giacometti'nin Atölyesi adlı röportaj/sanat içerikli kitabı, Genet'nin son yapıtıdır.
Kitapları sayesinde tanıştığı André Gide, Jean Cocteau ve Jean-Paul Sartre'ın cumhurbaşkanına verdikleri dilekçe sonucu özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu af sonrası, tekrar yeraltı dünyasına dönmemiş, kendisini tamamıyla edebiyata vermiştir. Ancak toplumsal olaylara, ezilen insanlara karşı hiç duyarsız kalmadı; 1968 mayısında öğrencilerin, Vietnam Savaşı sırasında Amerikan solunun, ırkçılığa karşı Kara Panterler'in ve İsrail’e karşı da Filistinliler'in yanındaydı. Bu konular hakkında yazdıkları ve röportajları Türkçe olarak Açık Düşman başlığıyla yayımlanmıştır.
1986'da Paris'te bir otel odasında ölü olarak bulunmuştur.
İsrailli askerlerin olaydan habersiz olduğunu düşünüyoruz; çünkü Begin, İsrail Meclisi'nde şunları söylüyor: "Yahudi olmayanlar, yahudi olmayanları katletti; bundan bize ne?"
Kamplardaki sivil halka dokunulmayacağına söz veren Reagan, Mitterrand ile Pertini'ye inanıp Arafat ile beraber giden anne babalara şimdi bunu nasıl söyleyeceğiz? Çocukların, yaşlıların, kadınların katledilmesine ve cesetlerinin öylece başlarında bir dua bile okunmadan öylece ortada bırakılmasına kimsenin sesini çıkarmadığını nasıl söyleyeceğiz onlara? Ölülerinin nereye gömüldüğünü bilemediğimizi nasıl söyleyeceğiz?
Babamı hiç görmedim. Annem fahişeydi. Genelevde doğdum. Nefret ettiğim bu dünyaya doğduğumda, kalbim yere düşüp paramparça olmuş bir vazo gibiydi.
Jean Genet
The Thief's Journal, Bernard Frechtman (çeviri)
Yollar kapanıp, telefonlar kesildiğinden beri dünya ile olan bağlantım kopmuştu; işte o anlarda yaşamımda ilk kez Filistinli olduğumu ve İsrail'den nefret etmeye başladığımı hissettim.
İçine doğduğunuz topluluktan başka bir toplulukta yaşamayı bilinçli bir karar doğrultusunda seçebilirsiniz; ama bir halkın parçası olma duygusunu istem dışı hissedersiniz, adil olmayan davranışlara duyduğunuz tepki yüzünden bu duyguya kapılmış olabilirsiniz, ancak adaleti ve o halkı koruma isteğiniz tepkisel bir istek değildir, söz konusu halka içgüdüsel, duygusal ve duyarlı bir yakınlık duyduğunuz için kendinizi onun bir parçası gibi hissedersiniz. Ben bir Fransızım, ama tüm kalbimle Filistinlilerin yanındayım, onları savunuyorum. Onların da kendilerini savunmaya hakları var. Ama bu noktada aklıma bir soru takılıyor: Filistinliler uğradıkları adaletsizlikler yüzünden göçebe bir halk konumuna düşmeselerdi, ben onları bu kadar çok sever miydim?
Bir şeyin eksikliğini çok uzun zaman duyan insan, bir süre sonra geçmişte yaşamaya başlar. Bunu bilen ve acıyı tadan insan, başkaları ile paylaşamayacağı, uç noktalarda bir neşeyi tek başına yaşar.
271 syf.
·Puan vermedi
‘Hücre’ hayatın ilk tomurcuğu. Bir büyük hücrenin etrafındaki duvarı delebilen başka bir hareketli hücre ile bir araya gelmesiyle başlayan serüven yine bir hücrede yani ana rahminde gelişip serpiliyor. İlk duyduğumuz sesler bir duvarın arkadından bize ulaşıyor. İlk temas ise bir sürü sıvı ve duvarın arkadından ‘aletler’le sağlanıyor. Kalp atışlarını dinledikleri oranı buranı görüntüledikleri ses dalgaları yayan sana yabancı bedenine yabancı bir sürü aletle. Sonra doğuyorsun dünyaya ya da ‘fırlatılıyorsun’ yabancı bir ortama. İyi kötü bağımlı bir özgürlük yaşadığın ilk nefesin ardında da bu bağımlılık ve özgür olamama hali belki de son nefesine kadar devam ediyor. Öyle böyle büyüyüp dalıyorsun toplum denen güruhun ortasına. Kendinizin olmayan çevrede kendinize yer açıyor ve rüştünüzü ispat etme derdine düşüyorsunuz. Bir sürü soru kemiriyor içinizi ben kimim, ben neyim, nerede geldim, amacım ne, neden hoşlanıyorum, cinsel eylimim ne? Bu sorulara bulduğumuz cevap çoğu zaman bağımsız olmuyor elbette. Aile eş dost ve toplum şekillendiriyor tüm bu sorulara verilen cevabı. Ve özgürlük hiç bir zaman tam anlamıyla karşılığını bulmuyor toplumsal yaşamın gölgesinde. Güdük kalıyor alamadığı güneşten, yeterli yer olmamasından. Hep içimizde kalan bir hoş boşluk hissi oluşturuyor ya da uhrevi bir amaç oluyor.
Ve hücre gerçeği hiç ama hiç değişmiyor. Aile hücresi ve kuralları, okul hücresi, iş hücresi, toplum hücresi ve tüm bunların kurallarına kanunlarına uyma gereği. Uymazsan kanunun uzun elinden kaçamıyorsun. Seni ıslah etmeyi planlıyor ve bunu uygulamaya başlıyorlar; ıslahevlerinde. Duvarı ve çitleri olmaması bile bu ‘ev’i farklı kılmaya yetmiyor. Ev kelimesi bile iğreti duruyor da üstünde kimse daha iyisini önermiyor. Yaklaşık aynı yaş gurubundaki dışlanmışlarla iç olmaya zorluyorlar seni. İçselleştiriyorsun ama çoğu zaman ‘dış’ olduğunu içselleştiriyorsun bu ‘ev’in içinde. Seni diğer ‘ben’lere yaklaştıran şey en çok mutsuzluğun ve umutsuzluğun oluyor. Sevgi senin için başka bir formda şekilleniyor. İçinde dostluk, ihanet, nefret, aşk, seks ve şiddet olan ağdalı bir kavram olarak çörekleniyor yüreğine. Normalin bu oluyor çünkü en çok bu yaşanıyor bu ‘ev’in içinde. Akraba ilişkileri bu hücrede yeniden şekilleniyor. ‘Dayı’ ların seni koruyup gözetiyor gözetmesine de cüzzi bir bedel karşılığında diğer ‘dayı’lara karşı. ‘Ağabey’ ise bıçkın bir yol gösterici oluyor bedele giden yolda. Çalmayı, kavga etmeyi, kendini korumayı, kiminle birlikte seks yapman gerektiğini öğretiyorlar sana. Ağzına tüküre tüküre hemde. Biat ettiğin farklı bir toplumsal kurgu oluyor ve bu kurgu hücre dışında da yakanı bırakmıyor. Islahevi ise büyüdükçe satrale ya da mahpushane’ye dönüşüyor. Kahramanlarınsa ev den haneye devşiren kapalı mekanlardaki en azılı dışlanmışlar oluyor doğal olarak. Islah olmadığını düşünen içsel kurgular dışlanmanı bir sonraki haneye taşımana seve seve izin veriyor. Kurtuluş ise içindeki özgürlüğün bahçesine ulaşmaktan geçiyor. Yani ölmek tek muteber mevki oluyor. Gül bahçesindeki isimsiz bir gülün koparılması ise gaddarca hunharca ve vahşi gerçekleşiyor. Tepiniyorlar içinde dışında kalan tüm güçler. Adın çoğu zaman bilinmiyor ya lakabınla var oluyorsun ya da sana yakıştırılan sıfatla.
Hücre değişmiyor aslında ana karnında seni doğadan koruyan duvarlar bir süre sonra toplumu senden koruma görevini üstleniyor. Hücrede mutlu huzurlu başladığın yolculuk başka bir hücrede devam ediyor; sana adam olmayı öğreten. Duvar ise artık fiziksel olmaktan öte sürrealist bir gerçekliğin parçası oluyor. Hücreyi artık içinde taşımaya başlıyorsun; adını kimsenin bilmediği gülünü korumak için ve insan gülünün solduğu akşam unutuluyor daima.
125 syf.
·26 günde·Beğendi·9/10
Şehrin önde gelen kişileri Bayan Irma’nın lüks genelevi Balkon’da her gece yanılsamalar oyunları oynarlar. Kendilerine özgü hazırlanmış dekorda yanlarında fahişeler ile kendilerini güçlü hissetmek ve otoritelerini göstermek oyunudur bu, ama aslında kendilerinden, gerçek hayattaki rollerinden kaçmaktır istedikleri. Gerçek hayatlarındaki acınası zavallılıklarından kurtulabilmek, baş edemeyecekleri zorlukların yükünden kaçabilmek, kendilerini olduklarından akıllı, yetkili, yetenekli hissedebilmektir oyunun amacı. Aynada görünen kahramanlarımızın sefil gerçek yüzleri değil, büyümüş ve güçlenmiş yanılsamalarıdır.

Şehri yönetmesi beklenen Yargıç, Piskopos ve General genelevde oyunlarla kendilerini tatmin peşindeyken şehirde bir isyan başlamıştır; hiçbirinin ortaya çıkıp isyanı bastırmaya ya da saraya gitmeye cesareti yoktur. İsyan kapıya ulaştığında kahramanlarımızın yapabileceği tek şey, en iyi bildikleri şey, yine yanılsamalar yaratmaktır. Bu yanılsamalar dünyasında nihayetinde hepsi genelev patroniçesi "Bayan Irma"nın sadık kullarıdır.

Genet önsözünde der ki: ‘’Bütün bu yazdıklarım elbette akıllı bir yönetmene göre yönelik değil. O ne yapması gerektiğini bilir. Ya ötekiler? Bir şey daha: Bu oyun şunun ya da bunun taşlaması olarak oynanmamalı. Suret ile yansımanın yüceltilmesidir bu oyun, dolayısıyla öyle oynanmalı. Taşlama ya da değil, anlamı ancak öylece anlaşılır.’’

Oyun gerçekten çok etkileyicidir. Bizi ahlaki olarak çok rahatsız eder Genet; oyunun başrolleri fahişelere ve pezevenklere aittir, dekor bir genelevdir. Oyunun başından itibaren yargıç, piskopos, general, polis şefi ve genelevin patroniçesi Irma’nın gerçekten oyunun asıl karakterleri mi, yoksa genelevdeki rollere giren kişiler mi olduklarını ayırt etmekte zorlanırız. Genet vermek istediği belirsizliği ve önsözünde belirttiği suret ile yansımayı daha ilk sahnedeki bu algı yanıltmasında çok iyi şekilde vurgular. Oyunda aynalar bu amaçla çok güzel kullanılır.

Nitekim final sahnesinde esas darbeyi indirir Genet; izleyici aslında sahneye değil aynaya bakmaktadır.

Jean Genet sıra dışı zor bir hayat yaşamış, anne-babasını hiç tanımadan yetiştirme yurtları ve koruyucu aileler arasında geçen ilk gençlik yıllarından itibaren roman ve oyunlarında yer verdiği suça, ahlaksızlığa bulanmış ve her türlü vahşet ve rezillik ile tanışmış bir yazar. Öyle ki işlediği sayısız suçlar sonunda ömür boyu hapse mahkum edilmişken hapishanede yazdığı romanından etkilenen Andre Gide ve Sartre gibi ünlülerin cumhurbaşkanına rica mektubu sayesinde affedilmiş. Travmatik çocukluk ve gençlik döneminin ve sefalet yıllarında sokaklarda yaşadığı zorlukların rahatsız edici etkisini Genet, saklamak yerine tüm açıklığı ve rezilliği ile bizimle paylaşarak atar içinden; bu aşırılıkları, suçu, şiddeti, ahlaksızlıkların ortaya serilmesini tüm eserlerinde görürüz.

Balkon, bu kapsamda önemli bir eserdir. İktidar gücünü kullanmayı gurur duyulacak bir eylem sayan insanlarla her karşılaştığımda "Balkon" gelir aklıma. Hepsi içi boş birer yanılsamadır; onları yaratan toplumun yaldızlarını kazıdığımızda ise karşımıza çıkan işte bu; "Balkon"dur.
229 syf.
·7/10
Yazarımız , 1910 Paris doğumlu, cezaevlerinde kalmış. Filistin, Abd zenci hareketleri, Cezayir vs olaylarına, insan haklarına ve emperyalizme karşı olmak bağlamında tepkiler vermiş, gösterilere katılmış, yazılar yazmış. Kitabımızda bazı yazıları, röportajları ve hayatı aktarılmış. İlginç ve faydalı yönleri olan bir eser, bence.
80 syf.
·Beğendi·9/10
MUTLAKA OKUYUN !

Toplum içinde meydana gelmiş olan sınıfsal farkın insanlar üzerinde bırakmış olduğu hastalık derecesindeki etkiler gözler önüne serilir. Bir serzeniş veya dışavurumu göstererek, bu konudaki yanlışlığa değinilir.

Jean Genet hayatı araştırılmaya değer ...
271 syf.
·6/10
Bir mahkûm-yazar olarak tanınan Jean Genet, Gülün Mucizesi’nde suçluya bir övgü yapıtı ortaya koyuyor. Genet’nin ağırlıklı olarak ele aldığı şiddet, eşcinsellik, toplumsal değerlerin çürümüşlüğü gibi temalar; bu kez ancak güçlülerin ve kurnazların yok olmaya direnebildiği acımasız ıslahevi evreninin penceresinden yansıtılıyor. İkinci Dünya Savaşı’yla yokluğun kendini daha da beter biçimde hissettirdiği Fontevrault ıslahevinin küçük suçluları bir parça tütün veya kara ekmek için bedenlerini ve ruhlarını büyüklere sunmakta duraksamazlar. Bu kokuşmuşluktan arınmayı bir tek Harcamone başarabilmiştir. 
Genet, gözünde idolleştirdiği idama mahkûm Harcamone’un infaza hazırlandığı gece, Fontevrault’nun gerçekliği ile idamın büyülü atmosferi arasında şiirsellik yüklü bir yolculuğa çıkar. Bir suçlunun, daha doğrusu suçlu olduğu varsayılan genç Harcamone’un yüreğine inen kara adamlar, orada bir mucizeyle karşılaşacaktır. Yargıç, avukat, papaz, cellat dörtlüsü insanlık adına karar veren bir kötülük kumkuması oluşturmuştur sanki. Toplumun kara vicdanını simgeleyerek Genet’nin dışladığı ve dışlandığı toplulukların sözcüleridir onlar.Çarmıha gerilmeyi mucizeye dönüştüren İsa’dan bütün mistiklerin ardına düştüğü gülün gizemli varlığına kadar bütün mucize alanları buradadır. Bunların tamamını çağrıştırarak Genet bize bir edebiyat mucizesi sunuyor aslında. Hegel’le Genet’yi karşılaştırarak okuyan Derrida’nın “Çan Sesi”nde yazdığı gibi, “Bütün dünya edebiyatı, global olarak ‘mim’ oyununa dönüştürülmüş, yorumlanmış, alay edilerek tekrar edilmiştir” sanki. “Yolculuklar, odiseler, çarmıha germeler, cehenneme inişler, piramitleri boydan boya kat etme çabaları, mozoleler, harikalar diyarları, okyanus diplerinde saklı hazineler. Öğelerin ötesindeyiz burada. Kimi zaman zorlu bir yürüyüş, kimi zaman engelsiz bir uçuş; aynı zamanda bir deniz yolculuğu.”
225 syf.
·Puan vermedi
Yazarın kendi hayat hikayesini anlattığı kitap,10 yaşından itibaren hırsızlıkla başlayan ve eşcinsel kimliğiyle beraber toplum üzerinde oluşan bakış açısını ve acılarını anlatıyor .
225 syf.
·1/10
Kitabi okuyup bitirene kadar göbeğim çatladı...
Demezler mi adama neden böyle bir kitap yazdın amacın ne? Derdin ne ?
Hiç bir şeyin sonuna kadar gidemeyen, kurgu bütünlüğü olmayan olayların tam olarak nerede geçtiği belli olmayan koskoca bir zaman kaybı bu kitap...
Ayrıntı yayınları zaten çok kötü bir çeviri yapmış...
Ben kitabın teknik yönünden bahsediyorum
Zaten kitabın konusu bir çok okur için fazla marjinal gelebilir ...
Adam gibi anlatsaydı yazar belki ilgi çekici olabilirdi...
Kısaca uzak durun bu kitaptan derim ben...
288 syf.
·Puan vermedi
Hayat hikayesi bakımından daha farklı bir yazar bulmak oldukça güçtür Genet söz konusu olduğunda. Piç, eşcinsel ve suça meyilli biri olarak Genet'in deneyimlerinden yola çıkarak oluşturduğu metin, altkültür edebiyatı için bir başyapıttır. Şiddet odağındaki anlatımıyla Fransa'nın Brest kentinde geçen roman eşcinsellerden, fahişelerden, canilerden, hırsızlardan ve tabii ki polislerden oluşan kahramanlarıyla renkli bir suç muhitinde geçiyor. Roman kahramanı Querelle okura şiddetin estetiğini ispatlarken ters ahlakın biraz tuhaf ve çelişkili fakat müthiş ilgi çekici yanını gösteriyor.
125 syf.
·6 günde·8/10
Odalarında her türlü oyunun oynanabilindiği, oyuncularının da her türlü rütbeye sahip olabildiği gibi bu rütbelerin her türlü hükmü vermekte özgür olduğu bir umumhane, batakhane veya bir kerhanedir; 'balkon'. Balkon'da işler rayında iken dışarıda makineli tüfek ve patlama seslerinin ardı arkası kesilmemektir. Ülkede bir ayaklanma vardır, asiler vardır. Asilerin haberi olmasa da bu ayaklanma eserin kendisi kadar senaryodur. Bu senaryoyu yazanlardan biri olan kraliçe elçisi isyanı bastırmak için farklı bir senaryo yazar sonra balkonun müzmin sakinleri başpsikopoz, yargıç, general olurlar, Balkon'un sahibi Irma da 'Kraliçe'liye kadar yükselir. Yeni yönetim usulleri bütünüyle 'Balkon'da şekillendirilmeye çalışılır. Yazar burada gerçekte, dönem Fransa'sının yönetimini kerhane benzetmesi ile hicvetmeye çalışır. Eserin yazılma amacı da zaten idare ve idarecilere getirilen hicivlerdir.
Eğlenceli bir eserdir, tavsiye olunur...
125 syf.
·Puan vermedi
İcinde yaşadığımız zaman için bile ahlak ,devlet, din, siyaset düzenini eleştirme anlayişinin çok ötesinde bir oyunu okudum diyebilirim.Ahlaki sınırları zorlamasi açisindan her tiyatro grubunun elini kolunu sallaya sallaya bu oyunu sahneye koyacaklarini sanmiyorum.Ama bu oyunu yazma cesareti açısından bile okunmasi gerektiğini düşünmekteyim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Jean Genet
Unvan:
Fransız Düşünür, Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 19 Aralık 1910
Ölüm:
Paris, Fransa, 15 Nisan 1986
Jean Genet (Jan Jöne diye okunur) (1910-1986) Fransız düşünür, yazar. Daha çok tiyatro oyunlarıyla tanınır.
1910 yılında Camille Gabrielle Genet tarafından kimsesizler yurduna bırakılan yeni doğmuş bebeğe Jean adı verilmişti. Jean, yedi yaşına geldiğinde zanaatçı bir ailenin yanına yerleştirildi. 10 yaşında hırsızlığa başladı, on üç yaşında bir zanaat okuluna kaydoldu. Ancak orada da çok kalmayacaktı; 1926'da, 3 ay süren ilk hapishane deneyimini yaşadığında 15 yaşındaydı. Serbest kaldığında uslanmamıştı; bu kez reşit olana kadar kalmak üzere ıslahevini boyladı. 1930’ların sertliği ile ünlü bu ıslahevi Genet’yi gerçek bir suçlu haline getirdi.
Islahevinden kurtulabilmek için yazıldığı askerlikten ve ardından Fransa’dan firar eden Genet, pekçok ülkeyi ve hapishaneyi ziyaret edeceği bir yıllık seyahatinin sonucunda 1937’de Fransa’ya geri döndü ve yeniden suç dünyasına daldı. Beş yıl boyunca ya hırsızlık yaptı, ya fahişelik. 1942’de bir kez daha cezaevine düştüğünde olgunlaşmıştı artık. İlk şiirini yazdı, ilk kitabı Notre-Dame des Fleurs (Çiçeklerin Meryem Anası) yayımlandı. Ardından Miracle de la rose (Gülün Mucizesi) geldi. 1948 ylında yayımlanan Journal du voleur (Hırsızın Günlüğü) bir anlamda Genet'nin otobiografisi niteliğindedir. Le balcon (Balkon), oyunları ve hatta tüm eserleri içinde en çarpıcı olanı kabul edilir. Balkon adlı oyununda yeryüzü egemenlerini alaycı ve acımasız bir dille eleştirir. Bu oyun Türkçe olarak 1998 yılında Tiyatro Stüdyosu tarafından sahnelendi. Ölümünden kısa süre önce, atölyesinde ziyaret ettiği Alberto Giacometti ile yaptığı röportaj ve Giacometti'nin sanatı üzerine kendi yorumunun bulunduğu L'Atelier d'Alberto Giacometti Giacometti'nin Atölyesi adlı röportaj/sanat içerikli kitabı, Genet'nin son yapıtıdır.
Kitapları sayesinde tanıştığı André Gide, Jean Cocteau ve Jean-Paul Sartre'ın cumhurbaşkanına verdikleri dilekçe sonucu özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu af sonrası, tekrar yeraltı dünyasına dönmemiş, kendisini tamamıyla edebiyata vermiştir. Ancak toplumsal olaylara, ezilen insanlara karşı hiç duyarsız kalmadı; 1968 mayısında öğrencilerin, Vietnam Savaşı sırasında Amerikan solunun, ırkçılığa karşı Kara Panterler'in ve İsrail’e karşı da Filistinliler'in yanındaydı. Bu konular hakkında yazdıkları ve röportajları Türkçe olarak Açık Düşman başlığıyla yayımlanmıştır.
1986'da Paris'te bir otel odasında ölü olarak bulunmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 55 okur beğendi.
  • 259 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 332 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.