Jean M. Twenge

Jean M. Twenge

Yazar
8.3/10
32 Kişi
·
119
Okunma
·
7
Beğeni
·
722
Gösterim
Adı:
Jean M. Twenge
Unvan:
Profesör,Sunucu,Yazar
Doğum:
A.B.D
Yazar San Diego Eyalet Üniversitesinde Psikoloji bölümünde görev almaktadır.
Ancak tatminsizliğimizi sadece bireyciliği suçlayarak açıklayamayız. Depresyon sadece hayattan çok şey bekledigimiz için değil, aynı zamanda yaşam şartları çok zor ve hayat çok pahalı olduğu için gerçekleşiyor. Bir şeyin en azına bile ulaşmamanın çok zor olduğu bu devirde, Ben Nesli, hep daha fazlasını istiyor.
Filmler, ihtişamlı meslekleri olan kişilerle dolu, ancak iyi bir üniversiteye girmek günden güne zorlaşıyor.
Küçücük evler bile insanların alım gücünü zorlarken, diziler köşklerde çekiliyor. Sanki biri bizimle dalga geçiyor.
Zengin olacağımızı umarak yetiştiriliyoruz ama cebimizdeki para, kötü bir apartman dairesini ya da basit bir sağlık sigortasını ödemeye bile yetmiyor.
Jean M. Twenge
Sayfa 185 - Kaknüs
1999'da dövmeli ve piercing'li 766 üniversite öğrencisi arasında yapılan ankette neden bu tarzı seçtikleri sorusuna en çok verilen cevap "bireysel ifade" oldu.
Jean M. Twenge
Sayfa 136 - Kaknüs (Psikoloji)
İncelemeye başlamadan önce başlıkta da belirttiğim gibi; konu seçimi yaparken Psikoloji kelimesi yoktu. Kitap da günümüzün nesli, koca bir nesilden bahsetmektedir. Bu yüzden okuyup paylaşmanızı istiyorum. Maksat konu seçimine Sosyoloji-Psikoloji alanı da eklensin. Neden eklenmediği hâlâ zihnimde bir muamma. Felsefe var da neden Sosyoloji ve Psikoloji yok... Bu tepki yazısından sonra incelememize başlayalım haydi bismillah...

Ben Nesli kitabını ilk keşfim, başka bir kitabı okurken muhtevasında kitapla ilgili alıntı yapmasıyla oldu. Sonra dedim ki, ben bu kitabı kesin okumalıyım. Hakikaten günümüzün gençleriyle ilgili olan Ben Nesli dediğidir. Yukarıda da değindiğimiz gibi, bu nesli a'dan z'ye kadar yaşayışını ele almıştır. Sadece Psikolojik alanda değil, bunu yaparken de Sosyolojik alanla mündemiç etmiştir.

Kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi, birçok gazete ve köşe yazarlarının ilgi odağı olmuştur: Akşam, Hürriyet, Gerçek Hayat, Taraf...

"Düşünce yapımız, ideolojimiz veya inancımız ne olursa olsun, geleceği tehlikede olan söz konusu "varlıklar", canımız, cananımız, bizim çocuklarımız...
(Psikiyatr Dr. N. Mustafa Merter [Türkiye Benötesi Psikoloji Derneği Başkanı
Üsküdar, Ocak 2009] ) sayfa dokuzdaki bu alıntıyı olur okumaz bir kez daha iyi bir kitabı keşfettiğimin haklı gururumu yaşıyordum. Aynı zamanda tüylerim diken diken oluyordu. Ne oluyoruz... Nereye gidiyoruz veya gidiyolar...

Kitap her ne kadar Amerika toplumunu anlatmışsa da bize çok yakın özellikleri barındıran yaşamlarına satır aralarında tanıklık ediyoruz. Bu yüzden önyargılı okumayın. Özellikle de ebeveyn ve ebeveyn olmaya yakın insanlar okumalı. Koca bir nesil geliyor ardımızdan, bizle beraber. Kitapta üç nesilden bahsediliyor aslında 2. Dünya Savaşı'nın olan nesil, 1960 nesli ve günümüz Ben Nesli...

Çeşitli istatistik verileri ortaya koyarken bu üç nesli karşılaştırarak geçmişten günümüze insan yaşayışlarının ve tavırlarının panaromasını gözler önüne serer. Eskiden insanlar birbirleri için yaşarken çağımızın vebası olan Ben'i düşünerek narsizm gibi bir tehlikeye gark oluyorlar. Artık kimse kimseyi düşünmüyor. Bir soru sorulunca cevabında o kişinin hesabına nasıl geliyorsa öyle veriliyor. Eskiden bir grup veya cemaat diyelim; onlardan birine bir soru sorulduğunda cevabı cemaatin uygun görmesi, diye cevaplandırılırdı. Şimdilerde ise kendi duygu ve düşüncelerini temel alarak veriliyor cevaplar.

İşte kitap bu cevapları veren bireyleri kimler yetişirdi... işte tam da bunun peşindedir. Medya... filmler... şarkılar... kitaplar... bunların tek tek analizini yaparak açıklamıştır. Hakikaten de öyle oluyor bu işler. Nesil yetişirken sağdan-soldan duyduklarını yapmazsa nereden gelir bu düşünceleri... uzaydan mı... (Uzaydan geldi diyenler devam etsin)
Hep kendini düşünme vardır bu nesilde. Benim kariyerim... benim param... benim hayatım... Bu şekilde yoz yaşam sürüyoruz malesef. Bu şekilde toplumumuzu yıkıyoruz. Oysa ki insan çoğu zaman tek başına yemek dahi yiyemez. Nice cimri insanlar topladıkları paraları yemeden ölüp gittiler. Hakikaten de bu durumla bu neslin durumunun birbirinden hiçbir farkı yok. Yalnız hiçbir şey hiçbir zaman olmaz.

'Bana dokunmayan yılan bin yaşasın' mantığı da vardır bu nesilde. Ve boş düşüncelere dalma da vardır. Siyasetle ilgilenmez. 'Ben tek başına neyi değiştirebilirim ki' demekle yol tutar hayatında. İşte asıl mesele de bu: sen tek başına değiştiremezsin. Hele bir grup bilinci kazan, hele bir kendini değil de insanlığı düşün. İşte o zaman farkı görürsün. Sosyoloji Nedir (Joseph Fichter) kitabında da yazar: "İnsanların içinde gizil güçler vardır. Bu gizil güçler birkaç kişiyle,(toplumla) yaşamaya iter." Hakikaten de öyle bizler toplumla yaşamaya mecburuz. Münzevi hayat insan fıtratına aykırıdır. Aile yapısını bu şekilde yok ediyorlar veya ediyoruz; diyeyim.

Ben Nesli'nin karşı cinsleriyle ilişkilerini de ele almıştır bu kitap. Artık kürtajlar yasallaşmış. Çocuk yapmak karara bağlanmıştır. Evlenmeden birliktelikler çoğalmış... son dediğime dikkat edin! Evlenmeden birliktelikler... birliktelikler... birlikte... Bunun tehlikeli olduğu farkına varmamışsanız biraz yardımcı olalım. Eğer bu birlikteliklere çekidüzen verilmezse aile kavramı yok olur. Nasıl mı... Bunlar aynı evde yaşayacaklar ve çocukları da olacak evlenmeden(ki olan da var bayağı). En basitinden erkek olan evi terk ederse... Alın size babasız bir çocuk. Babasız büyüyecek. Ki ben Amerika'da öyle olan çok insan tanırım. Shaquille O'Neal(emekli olan ünlü basketçi) da onlardan biri. Nafaka hakkı yok. Çocuğa miras yok. Baba şefkati yok. Aile yok... toplum yo...

Tekrar edecek olursak... Yeni bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bizim toplumumuza yansıması an meselesi. Bizler bunlara izin vermemeliyiz. Çocuklarımızı ahlakî değerlerini öğretip toplumla yaşamaya adapte olan bireyler halinde yetiştirmeliyiz. Kitabın son bölümünde kendince çözüm önerileri sunmuştur yazar. Bazıları benim de kafama yattı. Kendisine çok teşekkür ederim yazarın. Hakikaten beni aydınlattı. Bilmediğim konular da vardı. Artıl bildiğim konular oldu. Bayağı kütüphane gezmiş bu kitabı telif etmek için. Araştırma yapmak için çok kitap tozu yutmuş kendisi. Koca bir nesilden bahsediyor, kolay mı... Kitabı okuyun mutlaka. Canınız sıkılsa da...
Nereye gidiyor bu gençlik? Sahi geleceğimiz kimlere emanet? Eyvah! Bu gidişat hiç hayra alamet değil! Vah vaah! Zamane gençleri de pek bozuldu… Sürekli duyduğumuz, zaman zaman da kullandığımız serzeniş ifadeleri değil mi bunlar? Peşin peşin söylemeliyim; ben bunların çoğuna katılmıyorum.

Ama bu kitapta da genel olarak böyle bir eleştiri havası hakim, her ne kadar gençliğin bazı meziyetlerine de değinilse de durum böyle. Kitaptan paylaştığım 80 kadar alıntıda bu karanlık tablo hemen göze çarpmakta.

Öncelikle kitabın etrafında döndüğü temel düşünceleri kısaca özetlemek, daha sonra bu düşünceler üzerine konuşmak daha iyi olacak. Hadi başlayalım öyleyse…

Öncelikle İ-Nesli ifadesi 1995 ve sonrasında dünyaya gelip internetli bir hayat yaşayan genç kuşağı niteleyen bir yakıştırma. Gerçi Amerika merkezli düşündüğümüzde 1995 sınırı geçerli. Başka bir ülke için 2000 veya başka bir alt sınır da belirlenebilir. Bu farklılıklar bir tarafa, yazarımız yaptığı araştırmalar sonucunda gençlerin artık daha yavaş büyüdüğü, gerçekte oldukları yaştan 4-5 yaş geriden gelen bir gelişim gösterdikleri sonucuna ulaşmış (#36807328). Bu duruma yol açan en önemli etken de yazara göre yetişkinlerin korumacı tutumları (#36958236). Netice olarak, son derece hassas ve dayanıksız zayıf bir gençlik çıkıyor karşımıza (#36958074). Öyle ki kar tanesi nesli, pısırıklar nesli gibi sert eleştirilere yer veriliyor kitapta (#36894419). Telefonlarına gömülmüş gençlere dikkat çekiliyor sonra (#36816510). Gençliğin internet ve sosyal medya ile imtihanı uzunca ele alınıyor. İnsanlarla iletişimlerinin zayıflamasından (#37170549) ve ileride insanların yüz ifadelerinden bile anlamayan bir kitle ile karşılaşabileceğimizden bahsediliyor (#36851051). Diğer sorumlulukların ihmal edilmesinden (#36806482), sanal beğenilerin ne kadar önemsendiğinden, internetteki sahte hesapların onlar için nasıl bir tehdit oluşturduğundan (#36845823), yalıtılmışlıklarından, yalnızlaşmalarından, sosyal medyanın gençlerde intihar eğilimini artırmasından (#36852522), teknoloji ve uyuşturucu bağımlılığından ve güvensizlik paranoyasından söz ediliyor sonra. Bu güvensizliğin gençleri farklı düşüncelerle yüzleşmekten bile korkar hale getirdiğinin altı çiziliyor önemle (#36919256). Bir grup üniversite öğrencisinin karşıt bir görüş karşısında düşüncesini savunmak yerine ağlamaya başlaması gibi komik ve aynı zamanda içler acısı bir örnek veriliyor bu konuda. Kaygılı bir nesilden dem vuruluyor sonrasında (#36852276).
Buna rağmen gelecekleri, geçim sıkıntıları ve iş imkanları konusundaki kaygıları haklı görülüyor ve bu konudaki gerçekçilikleri övülüyor. Aynı zamanda bireyciliklerinin önemli olduğu öne çıkarılıyor. Dini fikirler, siyasi görüşler, cinsel yönelimler vs. gibi konularda insanlara saygının, insan haklarının gençler için ne kadar önemli olduğundan; modaya uymama çabalarından ve farklı olmaya çalışmalarından bahsediliyor… Bu örnekler çoğaltılabilir elbette ama genel bir fikir vermesi açısından bu kadarı yeterli bence.

Yukarıda sıralanan genel içerik hakkında kendi düşüncelerime geçmeden önce şunları da eklemek istiyorum. Kitabın ABD merkezli araştırmalar sonucunda oluşturulduğunun gözden kaçırılmaması gerek. Çok sayıda tablo, grafik kullanılmış kitapta ama bunların Türkiye için ne kadar geçerli olduğu tartışılır. Her kitapta olduğu gibi bu kitabı okurken de cümle aralarına soru işaretleri serpiştirerek okumak önemli. ‘Acaba böyle midir? Bizim toplumumuz için ne kadar geçerlidir bunlar?’ gibi sorular eşlik etmeli okuduklarımıza. Genel olarak bu gibi konularda nisbeten derin bir bakış kazandıracağını söyleyebilirim bu kitabın. Tavsiye de ederim.

Hadi gelelim meselemize. Gerçekten durum bu kadar mı vahim? Doğruluk payı olmakla birlikte yazılan, çizilen, söylenen kötümser ifadelerin tamamına katılmıyorum ben. Milattan önce de vardı böyle söylemler. Bundan bin sene sonra da olacak. Orhun kitabelerinde de gençlikten yakınılıyordu, dedelerimiz ninelerimiz de gençlikten dert yanıyor, yarın da böyle olacak... Bu değişmedi ama değişen bir şey var: Zaman. Onlarca yeni uyarıcıyla büyüyor yeni nesil. Teknolojik gelişmeler, onlarca büyüleyici uygulamalar, farklı tehlikeler… Biz sadece karanlık tarafı görme eğilimindeyiz. Pırıl pırıl gençler yokmuş gibi davranıyoruz hemen genellemelere giderek. Çeşitli spor dallarında başarılar elde eden, dergiler çıkaran, kitaplar yazan, robotlar geliştiren, yardım faaliyetlerine koşan, matematik şampiyonu olan, kodlamada dahi olan ya da tüm bu başarılar bir tarafa güzel kalpli, iyi yürekli, insan gibi insan niceleri… Demek ki gençlik bir yerlere de gitmiyormuş. Biraz anlaşılmaya, biraz iyi örneklere, biraz da desteğe ihtiyaç duyanları var…

Diğer bir konu da şu: Ortada bir tehlike olduğu doğru ama sadece gençler için mi? Sanki yetişkinlerimiz, yaşlılarımız çok farklı. Yetişkinler arasında, gelişen teknolojiyle, akıllı telefonlarla ve yeni uygulamalarla aldatmalar, ahlak zafiyetleri, insan ilişkilerinde kopukluklar yaygınlaşmadı mı? Otobüslerde, metroda elinden telefon düşmeyen, başını Facebook’tan, İnstagram’dan kaldırmayan dedeleri, teyzeleri görmeye başladık mesela. Biri okeye dönerken heyecanla, diğeri şekerleri patlatıyor şevkle. Öyle ki yanında oturan ve inmek için yol vermesini bekleyen genci fark edemiyorlar bile. Bu yetişkinler nereye gidiyor, ne olacak bizim halimiz diye düşünenimiz ne kadar az…

Yanlış giden bir şeyler olduğu aşikar. Ama biz bu sorunun neresindeyiz? Belki de sorunun bir parçasıyız. Ya da çözüm için neler yapıyoruz? Mesela örnek olabiliyor muyuz telefonuyla bütünleşen çocuğumuza. Kendini yetiştirmeyen, okumayan, ömründe eline bir kitap alıp iki satır okumamış ebeveynlerin suçu yok mu? Ya da insanlara pencereler açması gereken ama bundan çok uzak kalan eğitim sistemimizin..?

Sorulacak o kadar çok soru, düşünülecek o kadar çok mevzu, aranacak o kadar çok çözüm var ki…

Ben sizi bu sorularla başbaşa bırakıyorum. Bu konuyla ilgili fikrinizi yorum olarak paylaşırsanız diyalog şeklinde daha çeşitli açılardan bu konulara yaklaşma imkanı bulabiliriz.

Son olarak okuyup değerli zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ediyorum.
Hayırlı, mutlu günler dilerim...
Günümüzün oldukça iddialı, özgüvenli, ben kaygısı güden fakat buna rağmen had safhada kaygılı, depresif ve sarsılmaya müsait neslin her yönden incelemesini içeren ender bir kitap. Her şeyi başarabilen, kendine güven mottosuyla şişirilen fakat olumsuzluklar karşısında da alternatif gayret biriktirmekten yoksun bırakılan, kısacası içi boş yetiştirilmenin kritiğini başarıyla yapabilen bir Jean M. Twenge yapıtı. Tavsiyedir.

"Ben Nesli hiçbir şeye bağlanmayan ve kendi içine kapalı cemiyetlerden uzak duran bir kültür oluşturdu; hiç kimseye de güvenmiyor. Egemen olan fikir; "Onlar sana yapmadan; sen onlara yap!" diyen ve şu bireyci dünyada kimseye değil de sadece kendine güvenmeyi şart koşarak bireysel tatmin sağlayan bir nevi kehanet niteliğinde." (s. 55)
Hocalarin tavsiyesi ile aldığım ve hiç pişman olmadan büyük bir zevkle olduğum bir eser. "Ben merkeziyetçi" üzerine yazılmış olan bu kitap kesinlikle okunmasi gerek. Bir solukta okunacak bir eserdir. Bu hastalığı bütün sorun ve çözümleri ile ancak bu kadar iyi ifade edilir. Bu arada okumalarimdan sonra çok bariz olmasada çevremde bu hastalığı kapanlar var. Kendi tecrübelerimle naçizane tavsiye edilir.
Keyifli okumalar :))
Günümüzde liseye giden bir öğrencinin kaygı seviyesi, 1950'li yıllarda kliniğe yatırılan bir hastanın kaygı seviyesine eşdeğer.

Son kuşak ergen grubuna dahil gençler dünyanın her yanında benzer psikolojik tavırlar sergiliyor. Oldukça yüksek şişirilmiş bir ego, hayatın tamamına yayılan ben merkezci yaklaşım, sarsılmaz gibi duran bir öz güven... Ama bunun yanında en küçük olayda patlak veren anksiyete krizleri, tahammülsüzlük, depresif bir ruh hali...

İşte kitap buradan hareketle, psikolojik bir yaklaşımla gençlerde görülen bu dilemmayı sebepleri ile ortaya koyarak açıklamaya gayret göstermiş. Eser, bugüne kadar yapılmış en kapsamlı araştırmalardan birisine dayanıyor. Akademik perspektiften çıkarak ortaya konan analizler hem çocuk yetiştiren hem de çocuk/ergen psikolojisine ilgi duyanlar için ilgi çekici olacaktır. Kitap da anlatılan konuların sosyal hayatı da kapsayacak şekilde hazırlandığını da ayrıca söylemek gerekiyor ki; "Ben nesli" aynı zamanda sosyolojik bir eserdir.

Keyifli okumalar dilerim.
"Ben Nesli'ni çok güzel bir şekilde ele almış yazar. Bebek Patlaması olayından sonra doğanları ve Ben Nesli'ni karşılaştırarak anlatıyor. Ayrıca şu anda da örneklerini gördüğümüz ve daha da çok artan Ben Nesli'nin devamı olan günümüz insanlarını anlatan, Ben Nesli'nden olanların özelliklerini arka planı destekli istatistiklerle çok güzel bir şekilde anlatıyor. Ben bu kitabı iyi ki okuyorum diyorum çünkü bu kitap sayesinde eksiklerimi veya olumsuz ve olmaması gereken özelliklerimi farkettim. Bence okunması gereken bir kitap. Sizlere de tavsiye ederim."
Gunuzmuzun genclerinin ne kadar kendini ozel hissetmesi ile olusan depresif kaygilari anlatmakta. 24-25 yas ustu kisilerin kesinlikle okumasi gereken bir kitap.
Kendisi de bir 'Ben Nesli' olan, psikoloji profesörü yazarın, sosyal yaşamdaki bir çok konuya yönelik çalışmaları derlediği, yorumladığı şaşırtıcı ve etkileyici bir kitap. Kendimle ilgili farkındalığımı arttırdığı gibi, 90'lara bakış açımı da genişletti. Her ne kadar Amerika'da yapılmış çalışmalara yer verilmiş olsa da, globalleşmeyle birlikte bizde de benzer değişimlerin yaşanması sebebiyle, kendi örneklerimi bulmakta hiç zorlanmadım. Kişisel gelişim değil, bir farkedebilme çalışması olduğunu söyleyebilirim. Keyifli okumalar dilerim.
Bugünün gençlerini anlamaya yönelik ailelere önerebileceğim bir kitap."Neden özgüvenli ve iddialı fakat bir ok adar depresif ve kaygılı" sorusunun cevabını aramak için çeşitli araştırmalarla örneklendirilmiş önemli bir eser...
etrafımdaki çocukların gitgide neden kudurduklarını bu kitaba bakınca anladım..ve araştırdığımda artık ülkemizdeki öğretmenlerinde çocuklardan çok çektiğini gördüm..biz ki babamızdan daha çok öğretmenden korkardık ha doğrudur değildir ayrı mesele ancak en azından otorite vardı..çocucuğunuza yapacağınız en büyük kötülük onu bencil yetiştirmenizdir..

Yazarın biyografisi

Adı:
Jean M. Twenge
Unvan:
Profesör,Sunucu,Yazar
Doğum:
A.B.D
Yazar San Diego Eyalet Üniversitesinde Psikoloji bölümünde görev almaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 119 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 123 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.