Jean-Marie Gustave Le Clezio

Jean-Marie Gustave Le Clezio

Yazar
8.0/10
14 Kişi
·
38
Okunma
·
6
Beğeni
·
1.231
Gösterim
Adı:
Jean-Marie Gustave Le Clezio
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Nice, Fransa, 13 Nisan 1940
Jean-Marie Gustave Le Clézio, (d. 13 Nisan 1940), Fransız yazar ve çevirmendir. 2008 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibidir.

Nice Üniversitesi'nde edebiyat okuyan Le Clézio, edebiyat doktorası yaptı. Çok sık seyahat etmek zorunda kalmasına rağmen yedi yaşından beri hep yazan Le Clézio'nun ilk kitabı Le Procès-verbal (Türkçe: Tutanak), 1963'te yayınlandı ve Renaudot Ödülü'nü kazandı. 1980'de Désert (Türkçe: Çöl) isimli romanı sayesinde L'Académie Française tarafından verilen Paul-Morand Ödülü'ne layık görüldü. 1994'te "Yaşayan En Büyük Fransız Yazar" seçildi.

Yeni roman akımının etkisinde kalan yazar, daha sonra, düşçülük izi taşıyan ve özellikle Amerikan yerlilerinin kültürlerinden gelen mitlerle beslendi.
Dünya yuvarlak ve minikti. Ve insanlar her yerine el atmışlardı. Dünya yüzünde tek bir yer yoktur ki bir ev, bir uçak ya da bir telefon direği konmuş olmasın, anlıyor musunuz. İnsan bu ırka ait olduğu için nasıl çileden çıkmasın?
Kadınlı erkekli iki milyar kişi bir şeyler yapmak, kentler kurmak, bomba yapmak, uzayı fethetmek için çırpınıyordu.
Başının çaresine bakmak, korkuyu, tembelliği, uzaksılığı sevmek gerekiyordu; durmadan yuvalar kazıp buralara sığınmak, iyice kabuğuna çekilmek gerekiyordu; tıpkı çocukken eski yüklük örtüsünün iki kanadı arasından içeri girdiği günlerdeki gibi.
Bana "saat kaç oldu?" diye sorduğunda, şunları anlarım: Kaç, özgüllük sorusu, her şeyin sıraya konulduğu, sınıflandırıldığı ve sanki bir çekmeceye yerleştirir gibi bir nesneye uygun gelen nitelemelerin bulunuverdiği yanlış bir evren anlayışının parçası. Saat, zaman, soyut kavram, sayısız kereler birbirine eklendiğinde sonsuz diye adlandırılan başka bir soyut kavramı oluşturur, dakikalara ve saniyelere ayrılabilir. Başka bir deyişle, zaman sonlu ve sonsuzu, ölçülebilir ve ölçülemezi aynı anda içerir; çelişki, yani mantıksal olarak hiçlik.
Önemli olan, her zaman yazılabilecek şeyleri söylemektir; böylece özgür olmadığını hissedersin. İnsan, kendisiymiş gibi konuşmakta özgür değildir. Böyle daha iyi kaynaşır insanlar. Artık insan yalnız değildir. İnsan; 2,3 ya da 4 faktöriyeliyle, dahası şu şeytansı 1 faktöriyeliyle varlığını sürdürür. Anlıyor musun?
Bana mutlu musun? deye soru sordu. Ne cevap vereceğimi bilemedim, , dedi ki: "Eğer tereddüt ediyorsan, mutlusun demektir." Ayrıca şunu da söyledi: " İnsanın kendisi olabildiği bir yerin mevcut olduğunu bilmiyordum."
Ingilizlerin, Amerikalıların bombalarından ölmüyordu insan...hayal kuramamaktan yavaş yavaş ölüyordu.
"O bize söyledi, hiç bir şey aynı devam etmez. Hep aynı kalan sadece yıldızlardır.
Derin,uzun betimlemelerle dolu romanda iki farklı hikaye var. Biri Nur'un diğeri Lalla'nın. Bu iki hikayenin ortak noktaları her iki karakterin de çöl kökenli olması ve soylarının aynı kişiden gelmesi. Onun dışında bir bağlantıları yok. Le Clezio okurlara bu iki hikayeyi vermesinin sebebi bence Nur'la alakalı olan kısımda çöl hayatını ve sömürgeciliği, Lalla'nın hikayesinde ise Marsilya'daki şehir hayatının farklılıklarını ve hikayenin sonunda özüne yani çöl hayatına dönmesini anlatmak istemesi.Üstelik çöl hayatında betimlemeleri abartırken, şehir hayatını gerçekçi yalın bir dille anlatmış.
Anlatım şeklinin farklılığı ve dili ustaca kullanmasından ötürü de bu Nobel ödülünü almış olabilir. Çünkü bazı okurlara sıkıcı gelebilecek türden bir kitap. Ama ben genel itibariyle beğendim. Lalla'nın cesaret dolu kişiliğini sevdim. Kitap farklı kültürlere ait şeyler de kattı bana. Betimlemelerin fazla olması çölde yürüyormuşsunuz gibi veya başınızdan aşağı kumlar dökülüyormuş hissine kaptıracak sizi haberiniz olsun :)
Kitabın tuhaf bir dili ve üslubu var. Her ne kadar çeviri olsa da. Okumak pek kolay olmadı. Çoğu okuru sıkacağını tahmin ediyorum. Tüm kitap şimdiki zaman kipinde yazılmış. Ancak çoğunlukla geniş zaman anlamı verecek şekilde. Anlatılan tüm olaylar o an olanlar değil de, sanki yaşam rutini içinde, günlük hayatın bir parçası olarak yapılan, sıradan her günkü işler gibi hikâye edilmiş. Olağan üstü olanlar bile. Ve hemen hemen hiç diyaloğa yer verilmemiş. Sadece birkaç konuşma var ve onlarda anlatımlar içinde, aktarma yoluyla verilmiş. Yazarın edebi gücünü ve kullandığı dili sevdim ancak sürekli aynı yeknesaklık içinde süren öyküde hiç heyecan hissedilmiyor. Olay değil durum hikâyesi gibi. Bir yandan da gelişen olaylar var ama bunlar sürekleyici bir tarzda anlatılmamış. Karışık mı oldu? Benim de kafam karışık bu kitapla ilgili. Nasıl yorumlayacağımı bilemedim.

Ayrıca romanda birbirinden tamamen bağımsız, bambaşka iki hikâye var. Ben aralarında hiçbir bağ, paralellik kuramadım. İki ayrı kitap olması gereken öyküler. Neden aynı kitaptalar anlamadım. Tek ortak noktaları olayların yaşandığı coğrafya. Arada büyük zaman farkı olduğundan birbirleriyle ilgisi olmayan öyküler olmuş. Kişiler arasında da bir bağ bulamadım. Neyse, tavsiye edeceğim bir kitap değil. Her ne kadar yazar Nobel almış olsa da.
Clézio'nun bu romanı Latin Amerika ve özellikle de Meksika için yakılmış bir ağıttır.
Meksika'da bir vadinin sonunda, tepesinde yüksek bir dağ bulunan küçük bir köyde, çilek tarlalarının ortasında ve gözden ırak bir topluluk: Campos... Campos'ta birçok milletten insan bir arada yaşar... Okul yoktur, çünkü bütün köy bir okuldur. Cinsellik serbesttir, çünkü ikili aşk doyasıya yaşanır... Campos'u yaşlı danışman yönetir, ama çocuklar yetişkinlerden önce gelir. Uyuyacakları evleri cocuklar kendileri seçerler... Hatta Campos'un kendine has bir dili de vardır. Orada doğa, toprak, yıldızlar ve emek saygı görür. Paranın ve geleneksel aile kurumu bulunmaz Campos'ta, ama taciz ve sapkınlık da... Campos'ta çalışma yoktur, çünkü boş zaman yoktur...
Ourania ütopyasında aşkın güzelliği, çocukluğun saflığı, doğanın şiirselliği yeniden okurların gözleri önüne seriliyor. Yazar kendi dil çeşitliliğini, eşitlik ve özgürlük açlığını sonuna kadar okuruna hissettiriyor.
Savaşın en acı ve yürek burkan yanlarını çok naif ve dokunaklı bir dille, bir genç kızın karmaşık ruh dünyasından, fakat insanın içine işleyen bir sadelikle anlatmayı başarmış. Savaşın içinde insanlığın türlü çeşitli hallerinin aynen başka zamanlardaki gibi süregidiyor olması şaşırtıcı, üzücü ve korkutucu..

Yazarın biyografisi

Adı:
Jean-Marie Gustave Le Clezio
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Nice, Fransa, 13 Nisan 1940
Jean-Marie Gustave Le Clézio, (d. 13 Nisan 1940), Fransız yazar ve çevirmendir. 2008 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibidir.

Nice Üniversitesi'nde edebiyat okuyan Le Clézio, edebiyat doktorası yaptı. Çok sık seyahat etmek zorunda kalmasına rağmen yedi yaşından beri hep yazan Le Clézio'nun ilk kitabı Le Procès-verbal (Türkçe: Tutanak), 1963'te yayınlandı ve Renaudot Ödülü'nü kazandı. 1980'de Désert (Türkçe: Çöl) isimli romanı sayesinde L'Académie Française tarafından verilen Paul-Morand Ödülü'ne layık görüldü. 1994'te "Yaşayan En Büyük Fransız Yazar" seçildi.

Yeni roman akımının etkisinde kalan yazar, daha sonra, düşçülük izi taşıyan ve özellikle Amerikan yerlilerinin kültürlerinden gelen mitlerle beslendi.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 38 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 65 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.