Jean-Marie Gustave Le Clezio

Jean-Marie Gustave Le Clezio

Yazar
7.7/10
19 Kişi
·
46
Okunma
·
7
Beğeni
·
1.285
Gösterim
Adı:
Jean-Marie Gustave Le Clezio
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Nice, Fransa, 13 Nisan 1940
Jean-Marie Gustave Le Clézio, (d. 13 Nisan 1940), Fransız yazar ve çevirmendir. 2008 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibidir.

Nice Üniversitesi'nde edebiyat okuyan Le Clézio, edebiyat doktorası yaptı. Çok sık seyahat etmek zorunda kalmasına rağmen yedi yaşından beri hep yazan Le Clézio'nun ilk kitabı Le Procès-verbal (Türkçe: Tutanak), 1963'te yayınlandı ve Renaudot Ödülü'nü kazandı. 1980'de Désert (Türkçe: Çöl) isimli romanı sayesinde L'Académie Française tarafından verilen Paul-Morand Ödülü'ne layık görüldü. 1994'te "Yaşayan En Büyük Fransız Yazar" seçildi.

Yeni roman akımının etkisinde kalan yazar, daha sonra, düşçülük izi taşıyan ve özellikle Amerikan yerlilerinin kültürlerinden gelen mitlerle beslendi.
Dünya yuvarlak ve minikti. Ve insanlar her yerine el atmışlardı. Dünya yüzünde tek bir yer yoktur ki bir ev, bir uçak ya da bir telefon direği konmuş olmasın, anlıyor musunuz. İnsan bu ırka ait olduğu için nasıl çileden çıkmasın?
Moguer Nesime'nin yanında yaşını unutuyordu. Yalnızlığını, para sorunlarını, eski karısının ona duyduğu kini ve kızının kendisini unutmuş olmasını unutuyordu. O zamana kadar hiç kadın dostu olmadığını fark ediyordu.
Kurbanlar çoğunlukla Güney Amerika ülkelerinin, Arjantin, Uruguay , Brezilya'nın yoksulluğundan kaçıp ABD'ye yayan ulaşmayı uman kadınlar ve erkeklerdi. Kaçakçılar onlardan haraç istiyor ve eğer kendilerini korumaya kalkışırlarsa tüfekleriyle ateş edip öldürüyor, cesetlerini de akbabalarla karıncalara bırakıyorlardı.
Başının çaresine bakmak, korkuyu, tembelliği, uzaksılığı sevmek gerekiyordu; durmadan yuvalar kazıp buralara sığınmak, iyice kabuğuna çekilmek gerekiyordu; tıpkı çocukken eski yüklük örtüsünün iki kanadı arasından içeri girdiği günlerdeki gibi.
Bravito ormanda, jaguarın izinden giderken alt tarafı güçlü dişler tarafından kemirilmiş bir ağaç gövdesi bulmuştu. Bravito da acı kabuğu kemirmiş ve hummadan kurtulmuştu. Ona ağacı jaguar göstermiş ve Bravito buna hiç şaşırmamıştı. Burası başka bir dünyaydı, hayvanların henüz konuşmayı bildiği, kötülükten önceki dünya....
Bana "saat kaç oldu?" diye sorduğunda, şunları anlarım: Kaç, özgüllük sorusu, her şeyin sıraya konulduğu, sınıflandırıldığı ve sanki bir çekmeceye yerleştirir gibi bir nesneye uygun gelen nitelemelerin bulunuverdiği yanlış bir evren anlayışının parçası. Saat, zaman, soyut kavram, sayısız kereler birbirine eklendiğinde sonsuz diye adlandırılan başka bir soyut kavramı oluşturur, dakikalara ve saniyelere ayrılabilir. Başka bir deyişle, zaman sonlu ve sonsuzu, ölçülebilir ve ölçülemezi aynı anda içerir; çelişki, yani mantıksal olarak hiçlik.
Nesime mahvolmamak için gitmişti. Eğer başka biri olsaydı, eğer artık bakamayacağına karar verdiği köpeğini öldürebilecek kadar katı, yüzü hep asık, kendi yalnızlığını yaşamakta inat eden bir kadının kızı olmasaydı, annesinden bu acı hayat dersini almamış olsaydı, Nesime yitip giderdi. O da havada uçup Medellin'deki bir otelin ıslak taşları üzerinde ezilen bir insan görüntüsünden başka bir şey olmazdı.
Zaza, cadının evinin avlusunda nasıl çırılçıplak soyunduğunu ve içi akrepler, kırkayaklar, karıncalar ve kertenkelelerle dolu bir küvette yıkandığını anlatırdı.
272 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
2008 yılı Nobel Edebiyat ödülü sahibi Jean-Marie Gustave Le Clezio 'nun okuduğum ilk kitabı. Bu kitabı( Necmettin Zafer ) Bey kardeşimin düzenlediği 2000 yılı sonrası Nobelli yazarlar okuma etkinliği dolayısıyla okudum.

Kitap, 14 yıl arayla yazılmış iki kısa romandan oluşmakta. Kitabın orjinali de aynı bu şekilde basılarak piyasaya sürülmüş. Ben her iki roman arasında herhangi bir bağlantı kuramadım. Bu yüzden de her iki romanın neden bir arada ve tek kitap olarak piyasaya sürüldüğü hakkında hiçbir fikrim yok.

''Okyanus Kokusu'' adlı ilk romanda yazar, eşinden ve 12 yaşındaki kızından ayrılmış, elli yaşındaki eski bir yönetmenle, yine babasının terkettiği annesiyle birlikte yaşayan ve 12 yaşında bir kız olan Nesime'nin arasındaki ilişkiyi ve yaşanılan olayları anlatmaktadır. Bu romanın ilk yarısı bir tekneyle geçilen okyanus yolculuğunu anlattığından, oldukça durağan ve aynı şeylerin tekrarı gibi geçmektedir. Daha sonrasındaki gelişen olaylar ise romanın dramatik bir hal almasını sağlamaktadır.

Kitaptaki ikinci roman olan ''Angoli Mala'' ise, Orta Amerika'daki tropikal ormanlarda yaşayan Bravito adlı bir gencin dramatik hikayesini anlatmaktadır. Bravito'nun, yabancı olduğu orman ve kabile ortamına alışması ve sonrasında verdiği, çeşitli tehlikelerle dolu olan hayat mücadelesi bizlere aktarılmaktadır. Yazar burada bize Bravito'yu anlatırken aslında, o bölgedeki insanların, doğa şartlarına, kaçakçılara ve onlarla beraber olan hükümet görevlilerine karşı verdikleri ölümcül mücadeleyi bize ulaştırmaktadır.

Yazarın başka kitabını henüz okumadığım için uslubu hakkında genel bir değerlendirme yapmak doğru olmaz ama sadece bu kitap için bir kaç söz söylemek gerekirse : Sade ve akıcı bir dille yazılmış bir kitap. Ama kesinlikle sürükleyicilik yok. Durağan bir anlatım var. Bir de duygu eksikliği sezinledim ben. Yani kitabı okurken olaylar anlatılıyor ama siz ne heyacanlanıyorsunuz, ne üzülüyorsunuz, ne seviniyorsunuz ne de duygusallık yaşıyorsunuz. Bir şeyler eksik ama nedir bilemiyorum. İkinci roman ilkine göre biraz daha hareketli olsa da ; her iki romanda da bahsettiğim özellikler aynı şekilde geçerli.

Nobel Ödülü almış bir yazarın hiç olmazsa bir kitabını okuyarak tanımaya çalışalım düşüncesindeyseniz, rahatlıkla okuyabilirsiniz.
262 syf.
·2 günde·8/10
Her ne kadar Le Clezio okumak bana biraz zor gelse de bu romanı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Diğer kitaplarına kıyasla bu çok daha akıcı ve en azından sıkıcı bir konuya sahip değil. İsimleri farklı ama alın yazıları aynı kalemle yazılmış iki kızın öyküsü "Göçmen Yıldız". Zaten iki kızın isimleri biri Esther öbürü Nejma olsa da ikisinin de kendi dillerinde anlamı aynı: Yıldız. İkisi de göçmen yıldız. Biri ülkesini arayan, öbürü ülkesinden kovulan bir yıldız, ama ikisi için de hayat eşit zorlukta.

Evet, kitabın büyük bir kısmında Esther’in hikayesini okuyoruz. Kalan kısımda ise Nejma’yı görüyoruz. Bu iki kız sadece bir kez şans eseri birbirleriyle karşılaşır ama ondan sonra her ikisi de birbirlerinin düşüncesinde, yüreğinde yaşamaya devam ederler, tekrar bir araya gelebilmenin özlemi içinde yaşarlar.

Kitap çoğunlukla 40 yıllık bir sürede özellikle Esther’in yaşadıklarına odaklanıyor. 1943 yılında Fransa’da başlayan yaşam ve hayatta kalma mücadelesi, önce İtalya’ya, oradan Kudüs’e oradan Kanada ve en sonunda tekrar başlangıç yerine kadar devam ediyor.

Esther Yahudi bir ailenin kızıdır ve 2. Dünya Savaşı sırasında Hitler’in zulmünden kaçarak Fransa’da nispeten korunaklı bir bölgeye ailesiyle birlikte sığınmıştır ve burada çocukluğunun bir dönemini geçirir. Tabii burada gördükleri, duydukları, hissettikleri onu bir çocuk olarak derinden etkiler. Zaten yazar kitap boyunca tarihi olayları anlatmak yerine karakterlerin yaşamına odaklanarak savaşın çirkin taraflarını, acı çeken insanları, etnik ve dini çatışmaları, mültecilerin sefaletini ve bireylerin kaderlerini daha ön plana çıkarıyor. Avrupa’da savaş sonrasında Yahudi olmanın ne demek olduğunu Esther’in yaşadıklarından daha iyi öğreniyoruz.

İtalyanların yenilmesi ve geri çekilmesiyle Yahudilerin Kudüs yolculuğu başlamış oluyor. Yahudi halk önce dağlarda aylarca süren zorlu bir yolculuğa katlanır, sonrasında bir gemi aracılığıyla yeni kurulan İsrail devletine göç eder. Bu şekilde Esther’in yolculuğu nispeten sona ermiştir ama başka bir can başka bir yolculuğa çıkmıştır: Nejma.

Nejma Filistinli bir kızdır, İsrail devletinin kurulmasıyla yurdundan edilir ve aylarca toplama kampında yaşam mücadelesi verir. Kamptan kaçarak o da kaderinin peşinden gider. Ancak Esther’den farklı olarak Nejma göçmen yıldız olarak kalır, hikayesinin nasıl sonuçlandığını öğrenemiyoruz.

Sade ve dokunaklı anlatımıyla yazarı tanımak isteyenler için başlangıç kitabı "Göçmen Yıldız" olabilir.
349 syf.
·4 günde·8/10
Derin,uzun betimlemelerle dolu romanda iki farklı hikaye var. Biri Nur'un diğeri Lalla'nın. Bu iki hikayenin ortak noktaları her iki karakterin de çöl kökenli olması ve soylarının aynı kişiden gelmesi. Onun dışında bir bağlantıları yok. Le Clezio okurlara bu iki hikayeyi vermesinin sebebi bence Nur'la alakalı olan kısımda çöl hayatını ve sömürgeciliği, Lalla'nın hikayesinde ise Marsilya'daki şehir hayatının farklılıklarını ve hikayenin sonunda özüne yani çöl hayatına dönmesini anlatmak istemesi.Üstelik çöl hayatında betimlemeleri abartırken, şehir hayatını gerçekçi yalın bir dille anlatmış.
Anlatım şeklinin farklılığı ve dili ustaca kullanmasından ötürü de bu Nobel ödülünü almış olabilir. Çünkü bazı okurlara sıkıcı gelebilecek türden bir kitap. Ama ben genel itibariyle beğendim. Lalla'nın cesaret dolu kişiliğini sevdim. Kitap farklı kültürlere ait şeyler de kattı bana. Betimlemelerin fazla olması çölde yürüyormuşsunuz gibi veya başınızdan aşağı kumlar dökülüyormuş hissine kaptıracak sizi haberiniz olsun :)
335 syf.
Kitabın tuhaf bir dili ve üslubu var. Her ne kadar çeviri olsa da. Okumak pek kolay olmadı. Çoğu okuru sıkacağını tahmin ediyorum. Tüm kitap şimdiki zaman kipinde yazılmış. Ancak çoğunlukla geniş zaman anlamı verecek şekilde. Anlatılan tüm olaylar o an olanlar değil de, sanki yaşam rutini içinde, günlük hayatın bir parçası olarak yapılan, sıradan her günkü işler gibi hikâye edilmiş. Olağan üstü olanlar bile. Ve hemen hemen hiç diyaloğa yer verilmemiş. Sadece birkaç konuşma var ve onlarda anlatımlar içinde, aktarma yoluyla verilmiş. Yazarın edebi gücünü ve kullandığı dili sevdim ancak sürekli aynı yeknesaklık içinde süren öyküde hiç heyecan hissedilmiyor. Olay değil durum hikâyesi gibi. Bir yandan da gelişen olaylar var ama bunlar sürekleyici bir tarzda anlatılmamış. Karışık mı oldu? Benim de kafam karışık bu kitapla ilgili. Nasıl yorumlayacağımı bilemedim.

Ayrıca romanda birbirinden tamamen bağımsız, bambaşka iki hikâye var. Ben aralarında hiçbir bağ, paralellik kuramadım. İki ayrı kitap olması gereken öyküler. Neden aynı kitaptalar anlamadım. Tek ortak noktaları olayların yaşandığı coğrafya. Arada büyük zaman farkı olduğundan birbirleriyle ilgisi olmayan öyküler olmuş. Kişiler arasında da bir bağ bulamadım. Neyse, tavsiye edeceğim bir kitap değil. Her ne kadar yazar Nobel almış olsa da.
240 syf.
·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
Clézio'nun bu romanı Latin Amerika ve özellikle de Meksika için yakılmış bir ağıttır.
Meksika'da bir vadinin sonunda, tepesinde yüksek bir dağ bulunan küçük bir köyde, çilek tarlalarının ortasında ve gözden ırak bir topluluk: Campos... Campos'ta birçok milletten insan bir arada yaşar... Okul yoktur, çünkü bütün köy bir okuldur. Cinsellik serbesttir, çünkü ikili aşk doyasıya yaşanır... Campos'u yaşlı danışman yönetir, ama çocuklar yetişkinlerden önce gelir. Uyuyacakları evleri cocuklar kendileri seçerler... Hatta Campos'un kendine has bir dili de vardır. Orada doğa, toprak, yıldızlar ve emek saygı görür. Paranın ve geleneksel aile kurumu bulunmaz Campos'ta, ama taciz ve sapkınlık da... Campos'ta çalışma yoktur, çünkü boş zaman yoktur...
Ourania ütopyasında aşkın güzelliği, çocukluğun saflığı, doğanın şiirselliği yeniden okurların gözleri önüne seriliyor. Yazar kendi dil çeşitliliğini, eşitlik ve özgürlük açlığını sonuna kadar okuruna hissettiriyor.
192 syf.
·24 günde·Beğendi·8/10
Savaşın en acı ve yürek burkan yanlarını çok naif ve dokunaklı bir dille, bir genç kızın karmaşık ruh dünyasından, fakat insanın içine işleyen bir sadelikle anlatmayı başarmış. Savaşın içinde insanlığın türlü çeşitli hallerinin aynen başka zamanlardaki gibi süregidiyor olması şaşırtıcı, üzücü ve korkutucu..

Yazarın biyografisi

Adı:
Jean-Marie Gustave Le Clezio
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Nice, Fransa, 13 Nisan 1940
Jean-Marie Gustave Le Clézio, (d. 13 Nisan 1940), Fransız yazar ve çevirmendir. 2008 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibidir.

Nice Üniversitesi'nde edebiyat okuyan Le Clézio, edebiyat doktorası yaptı. Çok sık seyahat etmek zorunda kalmasına rağmen yedi yaşından beri hep yazan Le Clézio'nun ilk kitabı Le Procès-verbal (Türkçe: Tutanak), 1963'te yayınlandı ve Renaudot Ödülü'nü kazandı. 1980'de Désert (Türkçe: Çöl) isimli romanı sayesinde L'Académie Française tarafından verilen Paul-Morand Ödülü'ne layık görüldü. 1994'te "Yaşayan En Büyük Fransız Yazar" seçildi.

Yeni roman akımının etkisinde kalan yazar, daha sonra, düşçülük izi taşıyan ve özellikle Amerikan yerlilerinin kültürlerinden gelen mitlerle beslendi.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 46 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 73 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.