Joanne Greenberg

Joanne Greenberg

Yazar
8.3/10
504 Kişi
·
1.616
Okunma
·
46
Beğeni
·
3.947
Gösterim
Adı:
Joanne Greenberg
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Brooklyn, New York, Amerika Birleşik Devletleri, 24 Eylül 1932
Kitaplarında uzun süre Hannah Green takma adını kullanan Amerikalı yazar, 1932 yılında doğdu. Genç yaşta geçirdiği akıl hastanesi deneyimini aktardığı Sana Gül Bahçesi Vadetmedim adlı romanı çeşitli ülkelerde milyonlarca satarak, gerek edebi değeri, gerekse yaklaşımı ve bakış açısıyla büyük tartışmalara neden oldu. Toplumu ve aile kurumunu eleştiren, yabancılaşmanın getirdiği iletişimsizlik temalarını işleyen, kimisi etnik kökeni, kimisi de ruhsal ya da fiziksel eksiklikleri yüzünden ezilen insanları anlattığı The King's Persons (1967), Founder's Praise (1976), A Season of Delight (1982), The Far Side of Victory (1983), Age of Consent (1987), No Reck'ning Made (1993) ve Where the Road Goes (1998) adlı romanlarının yanı sıra, Rites of Passage (1972), High Crimes and Misdemeanors (1980) ve With the Snow Queen and Other Stories (1991) başlıkları altında derlenmiş öyküleri vardır. In This Sign (1968) adlı romanı Sessizliğin Dili Bu İşaretin İçinde adıyla Türkçeleştirilmiştir (Arion, 2001).
İşte o küçük Belki yine ortaya çıkmış, küçücük bir kıvılcımı zorlu bir ateşe dönüştürmeyi başarmıştı.
Bir keresinde kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. Ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman "Bunları bana dünya yapmasın diye." karşılığını vermişti. Sonra "dünyanın neler yapacağını görmek için biraz bekleseniz" demiştim. O da "Anlamıyor musunuz? Eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum." diye yanıt vermişti.
"Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ve hiç bir zaman huzur ya da mutluluk vadetmedim. Sana ancak bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır... Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur."
Cehennemin eşiğine gelmiş kişilerin şeytandan ödü kopuyordu; zaten cehennemin içinde olanlar içinse şeytan özel biri değildi.
İstendiği an, şu anda ya da ne zaman olursa olsun, kahve içebilme fikri Deborah'ın ağzını sulandırdı.
Okuduğu bütün kitaplar ona kesin ifadeler kullanmamasını, tartışmamasını ve duygularını belli etmemesini, neşeli ve yardımsever olmasını söylüyordu.
Joanne Greenberg
Sayfa 260 - Metis Yayınları, 2017, 22. basım. Çeviren: Nesrin Kasap
Adalet uygulanmıyorsa, namussuzluk örtbas ediliyorsa ve inançlarını koruyan insanlar acı çekiyorsa sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor peki?
Hayatım boyunca her zaman şizofren hastalarına karşı bir ilgim, merakım olmuştur. Bu yüzden çok fazla şizofreni üzerine yazılmış kitaplar okudum. Ama hiçbiri beni bu kadar içine çekmedi. Çünkü hepsinde aşırı derecede abartma ve ajitasyon yapılmıştı, bu da hikayeyi samimiyetsiz kılıyor bana göre. Ama bu kitap çok gerçekçi yazılmış. Çünkü yarı kurgu olan bu hikayeyi, yazar kendi hayatından, hastalığından ve yaşadıklarından esinlenerek yazmış. Hatta Joanne Greenberg, bu durumu kendi çocuklarından saklamak için kitabı Hannah Green takma adı ile yazmış.

Kitabın kahramanı 16 yaşındaki genç kızımız, şizofreni hastası Deborah. Küçük yaşından itibaren farklı olması, üstün zekası ve yeteneği hastalığının habercisi olmuş aslında. Ancak bunun bilincine varamamış ailesi ve bu konuda ebeveynleri eleştiriyor yazar. Yaşıtlarına göre fazlasıyla gelişmiş zekası ve kafasında dönen sorular yüzünden içine kapanan Deborah, zamanla bu dünyaya ait olmama duygusuna yenik düşmüş. Bu duygusu ağır basan kahramanımız, aradığı aitliği bu dünyada bulamayınca adını Yr koyduğu zaman ve mekan kavramı, içinde yaşayan varlıklar ve hatta diline kadar gerçek dünyadan çok farklı olan kendi ütopik dünyasını kurmuş. Ama zamanla kafasında kurduğu dünya ile gerçek dünyanın çatışmalarına daha fazla dayanamayan, farklı iki dünya arasında gidip gelen Deborah, diğer dünyasında oluşturduğu dil, bu dünyada onu anlamayan onlarca insan arasında iyice bocalamış ve ilk intihar girişimini gerçekleştirmiş. Ailesi bu intihar denemesiyle kızlarının farklı değil, anormal olduğunu kabul edip hastaneye yatırmış. Hastanedeki seanslar ve yaşadıkları gerçekten fazlasıyla etkiliyor okuyucu. Bu kadar etkileyici ve gerçekçi olmasının sebebi de yazarın kendi hastalığından yola çıkarak yazması kesinlikle. Kitap edebi bakımdan çok iyi diyemem ama kurgu ve hikaye gerçekten çok başarılı. Şizofren hastalarına ve bu hastalığa ilgisi olan arkadaşlara öneririm.
Şizofreninin konu edildiği filmlerde/kitaplarda başrol genelde izleyicilerin/okuyucuların sempati duyacağı bir karakter olarak yaratılır. Haliyle bu hastalık filmlerde/kitaplarda genelde iyimser bir şekilde tasvir edilir. Hastalığı gerçekçi biçimde ele alan fazla kitap/film yok. Bu kitabı araştırdığımda yazarın kendi hayatından esinlenerek yazdığını öğrendim. Yani her ne kadar kurgu olarak verilse de gerçekliği yüksek bir roman diyebiliriz.

Bu tür konulara olan ilgimden dolayı kitaba başlamama gerek olmadan, daha arka kapağı okur okumaz konunun içine girdim. Deborah adlı genç kız dünya ile yaşadığı sorunlar üzerine kendi düşsel dünyasına sığınmış, yeni bir dünya yaratmıştır kendisine. Yarattığı ve YR adını verdiği bu düşsel dünya gerçek dünya ile birçok iletişimsizliğe neden olmuş ve sonunda bu iki dünya çatışmaya başlamıştır. Yaşananlar üzerine ise ailesi onu bir akıl hastanesine götürmeye karar vermiştir. İşte kitap burada, arabayla hastaneye giderken başlıyor.

Kitapta Deborah’ın inişli çıkışlı tedavi süreci, hastane yaşamı, diğer hastalarla kurduğu ilişkiler, Deborah’ı sağlığına kavuşması için hastaneye götüren anne ve babanın verdikleri bu karar yüzünden yaşadığı karışık duygular, Deborah’ın kız kardeşi Suzy’nin bu olaylardan nasıl etkileneceği gibi merak edilen konular okuyucuya aktarılıyor.

Peki 16 yaşındaki bir kız neler yaşamıştı ki böyle bir hastalığa yakalanmıştı? Bunun tek bir nedeni yoktu elbette… Kitap boyunca Deborah’ın yanındaydım. Hastalığının sebebini beraber aradık, Dr. Fried ile olan seanslarına beraber katıldık, kurduğu düşsel dünyayı bize anlattı, fikirler yürütüp çareler aradık.

Yazar yaşamış olduklarından da beslenerek bize akıl hastanesi ortamını, bu hastalığın acı ve gerçek yönlerini anlatmış. Hareketli olmayan ve durağan geçen bir kitap olsa da merak ederek okudum. Zaten okuyacak olanlara ve okumaya yeni karar verenlere iyi okumalar diliyorum.
Bak baştan söyleyiverem, sıpoylır mıpoylır verirsem hiç de garışmam bak deyiverem valla.
Sana Gül Bahçesi Vadedivermedim adlı bu kitap, bana kıymetli bir arkadaşımdan hediye olarak geedi ve bi hevesle okumaya başladım. İsmine bakıp ben bunu pembe dizi gibim bir roman sandıydım. Güzel de başladıydı halbuksam. Deborah diye bi hanım gızımız vaa, ben ona kısaca Duygu deyiverem. Bizim Duygu kendi halinde bulüğ çağında bi gızımız. Anasının adı Esther. Tam kötü kadın ismi zati. Anasıylan babası buna deli diyolar özellikle kötü ana Ester, alıyolaa bunu tımarhane tıkıyolaaa. Kızcağızı gencecik yaşta tımarhanede bırakıveriyolar. Üzük üzük üzdülee beni gızan. Ben bu kadaa üzüldüm; e deli hastanesine girince Duygu da epey üzülüyo tabi. Buraya gadar meraklan okuyodum; ama burdan sonra işler sarpa sardı. Zaten kitabı hediye gönderen Sherlock Holmes dediydi çok sıkıcı deye ama inanmadıydım. Aman ya rebbi okurken afakanlar bastı, içim şişti, pestilim çıktı, iki yüz küsür sayfa bitmiyo oku oku oku... Duygu'nun garip duyguları, hayali konuşmaları ve gerçek dışı kişilikleri derken sayfalar ağırlaştıkça ağırlaşıverdi gali. Tabi akıl hastanesinde çok güzel arkadaşları oluyo Duygunun, gerçek hayatından esinlenen yazar, bize kolay göremeyeceğimiz bir yerdeki arkadaşlığı anlatıyor. Aman düşmanımı düşürmesin Allahım oralaraaaa, tık tık tık tahtaya vurdum, dişimi kaktırdım. E ben gene kitabın gerisini anlatmeyem. Sonra spoylır deyip bastırıveriyolaaa şikayeti. Dediğim gibim kitabı hediye eden Sherlock Holmes'un isteği doğrultusunda bu eserin incelemesini iç benliğimde yer alan Egeli arkedeşle yapıverdim.Fazla ısrar gelirse bi dene daha inceleme yaparım belki ama valla olmez. Bu sefer Türkçe katili, kitaplarla dalga geçiyo diye siteden atıverirler yalım. Kusurum olduysa affola, maksat biraz neşelenem. Hadi herkese iyi okumeleee. Aman Allah herkese akıl fikir versin, akıl deryasından bizi çıkerme ya rebbim. Amin.
:)
Hepimiz içten içe ürkmüyor muyuz şizofren kelimesini duyunca bile ? O zaman ya bu hastalığı hiç bilmiyoruz çünkü insan en çok bilmediğinden korkar, ya da deneyimledik çünkü insan tecrübelerine güvenir.Oysa ürkecek ne varmış ki ? İnsan, aklı başka diyarlarda olanlardan değilde asıl burada, hayatın ta içinde olanlardan ürkmeliymiş..

Kitaptaki başlıca karakterlerimizin maalesef ki aklı başka diyarlarda.. İçerikte yalnızca sizofren bir kızın sağlığına kavuşma sürecini okumuyorsunuz. Onun hikayesine katkı veren diğer hastalarıda gözlemliyorsunuz. Her hasta sanki bir konu noktası gibi işleniyor.

Ve bana göre en önemli nokta.. Kendimde en çok sorguladığım şey.. Bu insanlarda iyileşiyor ve evet bir kanser hastasının, kanseri yendikten sonrası gibi, kontrollere gidiyor. Kanser sonrası kontrole giden biri için endişenirken, inşAllah hastalık yenilemez diye düşünürken aynısını akıl hastalığını atlatan biri için de diyoruz elbette ama nasıl ?Çekinerek mi çekinmeyerek mi? İyileştiğine ne derece inanarak ? Peki akıl hastalığını yenen birine karşı ne hissederiz ? Kanseri yenen birine karşılık olarak ne hissederiz ? Ya da kanseri yenen birine yeni yaşamında destek olduğumuz kadar umut aşıladığımız kadar, akıl hastalığını yenen birine de destek oluyor muyuz ? Hemen kabullenip hayatımıza alıyor muyuz ? Ben daha duymadım destek için akıl hastanesine giden bir ünlü.. Yani demek istediğim, onlarında morale ihtiyacı var. Ki unutmayın akıl hastalığının yaşı yok.. Bu kitapta olduğu gibi ortaokul lise çağlarında, sağlıklı diye tağbir ettiğimiz kişiler yüzünden incinen ruhlarını başka diyarlara unutmaya, bir hayali düşlemeye gönderenler var. VARMIŞ YANİ ! Bende yenilerde öğrendim. Buyrun okuyun siz de öğrenin..

Elbette kitap, bu sorular üzerine sayfalarını tüketmiyor. Bunlar kitabın bende oluşturduğu sorgular belkide ön yargılarım. Sizde okursanız ki okuyun eminim buz dağının eriyen başka yerlerini hissedeceksiniz zihninizde.

Her hastalıkta olduğu gibi, bu hastalıkta da aile faktörüne değinilmiş. Gerçekten şu yaşıma değin sormamıştım bunu kendime.. Akıl sağlığında sorunlar yaşayan bir abim ablam olsaydı hayatım nasıl olurdu ? Yazar da bu soruyu sormuş ama benim nazarımda bu soru tatmin edici şekilde cevap bulmamış.

Akıcı bir kitaptı vesselam, dolu dolu.. Sorgulatan durum tanımlamaları..Hep bir hareket hep bir ne olacak sorusu.. Sonuç olarak okumanızı salık veririm.

Gelelim kitabın bende bıraktığı cümleye..

Bazılarımızın yakan fikirleri(Hitler) var ki, bazılarının ruhlarını soğutuyor..
"Sana gül bahçesi vadetmedim."

"Seninle konuşmaya ihtiyacım var." Bu cümle sonrasında karşıma çıkan diğer cümlelere verdiğim cevaba benziyor bu; "çünkü cennette değiliz.."

Deborah.. Dünyalararası çarpışmana şahit olurken, bir anı tufanının ortasında kalakaldım.

"N'aber?" demişti kuzenim, mutfakta bardağa su doldururken. (Gelişini duyurmamasına şaşırmamıştım.)
"İyi-yim, sen nasılsın?"
Sadece bir baş sallayış (idare eder demekti bu ama idare edemiyor gibiydi). Ve o baş sallayışın suyla birlikte yudum yudum içime akışının sesleri. Başka ses yoktu, onun oturduğu yerden halıya saplanan bakışlarını farkettiğimde anlamıştım bunu, artık yanımda değildi..

Sonraki zamanlarda, onu uzaktan seyrederken attığı hızlı voltalarda yorulup tükenişlerimi, kulağına tıkadığı pamukları gördüğümde, "benim duymadığım sesler duyuyor olmalı" şeklindeki iç geçirişlerimi hatırlattın bana, Deborah.. O, hiç bilmedi.

- Sus artık! Parmaklarını kemiriyorlar!

Ankara'da şizofren hastaların işlettiği o kafe var bir de. Bir çalışanın yanından geçerken, "göbeğime sakın dokunma" deyişindeki telâş ve korku var. Benim yüzümdeki o şaşkın ifade var. Genetik olma ihtimali çok düşük olsa bile kendini kısırlaştıran başka bir adamın hikâyesi var.

- Sırlar açığa çıkarsa, tetik harekete geçer!

Cennette değiliz, evet. Zehir var. Şimdi tüm organlarımı söküp, etten bir dağ örsem önüne, derim ki; cehennem burası işte!
16 yaşında bir genç kızın şizofreni ile mücadelesinin öyküsü. İnsanı etkileyen kitaplardan, tekrar tekrar düşündürenlerden. Şizofreni bir çok kitapta görebileceğimiz bir konu olsa da hastaneleri, oradaki hasta dinamiklerini, hatta akıl hastanesi kültürünü anlatmasını daha çok beğendim. Gerçekten yaşayanın ağzından, gerçekten yaşıyorsunuz hastalığı. Ve kitap öyle bir anlatıyor ki hastaları da hastaneleri de anlamak birden çok daha kolay hale geliyor. Popüler kültürün bu psikiyatrik hastalıkları toz pembe gösteren, aşık olduktan sonra birden iyileşiveren romantik yaklaşımına karşı gerçekçi bir duruş göstermiş, içindekileri anlatmış yazar. Başka bir şey söylemeye gerek duymuyorum kitap kendi kendini yeterince anlatıyor.
‘’Sana Gül Bahçesi Vadetmedim’’
16 yaşındaki şizofren bir kızın hikayesi… Daha küçük yaşlarda arkadaşları tarafından dışlanmanın, mükemmeliyetçi bir dedeyle büyümenin ve ırkçılığın sonucunda şizofren olan Deborahı’ın öyküsü. Şizofreni hastalığı psikiyatrik hastalıklarının arasında benim için en özelidir. İlk başlarda bu ilgimden dolayı okumaya başladım. Kitapta şizofreni hastalığının aile, hasta ve doktorun gözünden anlatılıyor olması ; çok yönlü bir bakış açısı sunması yönünden onu bu alanda zirveye çıkarıyor diyebilirim. Küçük yaşlarda Deborah’ın hastalık yönünden kendini belli etmesi ama ailenin çocuklarına toz kondurmama, durumu kabullenememe açısından kliniğe geç yatırılması konusuna değinilmiş. Gerçek hayatta da böyle değil mi hastalıklı çocuklar aileleri tarafından sırf ‘’benim çocuğum hasta olamaz’’ düşüncesiyle görmezden gelinmiyor mu?
Bu kitabı benim gözümde çok farklı yere taşıyan başka bir bakış açısı daha var aslında. Kitabı okurken stajyer hemşirelerin duygu ve düşünceleri bir hasta tarafından anlatılmış. 4 ay psikiyatri kliniğinde stajyerlik yapmış biri olarak sanki o yıllara tekrar döndüm ve o anlarımı tekrar yaşamış gibi oldum. Hastalar tarafından nasıl göründüğümü bilmeme olanak tanıdı yazarımız. Kitabın ne kadar gerçekçi olduğu burda bir kez daha karşımıza çıkıyor.
16 yaşında bir kız, Deborah.Romanımız Deborah'ın intihar eyleminden sonra annesi ve babasının onu tedaviye götürmesiyle başlıyor.Deborah küçük yaşlarda sevgisizlikten,ilgisizlikten dolayı kendine yeni bir dünya yaratmış.Bu dünyaya Yr ismini veriyor.Kendi kurduğu yapay dünyasında yaşayan Deborah'ın gerçek dünyaya dönme girişimlerinden ve bu yolda verdiği mücadelesinden bahsediyor kitap.Gerçekten kitap beni çok derinden etkiledi.Yazar kendi hayatımdan esinlendiği için gerçekten güzel noktalara değinmişti.Kitap biraz yavaş ilerliyor,kendini okuyucuya yavaş yavaş sunuyor.Ama bitirdiğinizde gerçekten sizin içinize işliyor.Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
konusu hakkında bilgi içeriyor...!

Kitabı bunalımlı bir zamanımda okuduğum için(Allah daha büyük dertler vermesin. Amin!) beni biraz baydı diyebilirim. Yazarın kendi hayat öyküsünden yola çıkarak,(16 yaşında şizofreni geçirip,akıl hastanesine yatmış),yazdığı bir kitap.

Kitabın bize öğrettiği insanın geçirmiş olduğu bunalımların,şizofrenin ,kişi eğer kendisi de ister ve gayret ederse iyileşebileceği...

Allah herkese sağlık,özellikle akıl sağlığı versin.

Kitap okunabilir ve bence edebi değeri var. Ama kendini bazı yerlerde çok gereksiz yere tekrar etmiş.

Yazarın biyografisi

Adı:
Joanne Greenberg
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Brooklyn, New York, Amerika Birleşik Devletleri, 24 Eylül 1932
Kitaplarında uzun süre Hannah Green takma adını kullanan Amerikalı yazar, 1932 yılında doğdu. Genç yaşta geçirdiği akıl hastanesi deneyimini aktardığı Sana Gül Bahçesi Vadetmedim adlı romanı çeşitli ülkelerde milyonlarca satarak, gerek edebi değeri, gerekse yaklaşımı ve bakış açısıyla büyük tartışmalara neden oldu. Toplumu ve aile kurumunu eleştiren, yabancılaşmanın getirdiği iletişimsizlik temalarını işleyen, kimisi etnik kökeni, kimisi de ruhsal ya da fiziksel eksiklikleri yüzünden ezilen insanları anlattığı The King's Persons (1967), Founder's Praise (1976), A Season of Delight (1982), The Far Side of Victory (1983), Age of Consent (1987), No Reck'ning Made (1993) ve Where the Road Goes (1998) adlı romanlarının yanı sıra, Rites of Passage (1972), High Crimes and Misdemeanors (1980) ve With the Snow Queen and Other Stories (1991) başlıkları altında derlenmiş öyküleri vardır. In This Sign (1968) adlı romanı Sessizliğin Dili Bu İşaretin İçinde adıyla Türkçeleştirilmiştir (Arion, 2001).

Yazar istatistikleri

  • 46 okur beğendi.
  • 1.616 okur okudu.
  • 74 okur okuyor.
  • 1.545 okur okuyacak.
  • 67 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları