John Berger

John Berger

8.3/10
231 Kişi
·
682
Okunma
·
142
Beğeni
·
7.671
Gösterim
Adı:
John Berger
Tam adı:
John Peter Berger
Unvan:
Senaryo Yazarı, Romancı ve Belgesel Yazarı
Doğum:
Londra, 5 Kasım 1926
Ölüm:
2 Ocak 2017
1926'da Londra'da doğdu. İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olan Berger, ayrıca senaryo yazarı, romancı ve belgesel yazarı olarak da tanınıyor.

Metis Yayınları yazarın klasikleşmiş yapıtı Görme Biçimleri'nin (1986) yanı sıra, Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı (1988), Düğüne (1997), Alain Tanner ile birlikte yazdığı 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus (1997), Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (1999) ve Fotokopiler (1999) adlı kitaplarıyla, özellikle görsellik üzerine denemelerini bir araya getiren O Ana Adanmış (1988) adlı seçkisini yayımlamıştır. Berger'ın son romanı Kral ise 2001 yılında Müge Gürsoy Sökmen çevirisiyle yayımlandı.
Kelimeler konuşan kişiyi ayakta tutarlar,
düşüşler ancak konuşmaların yokluğunda ortaya çıkar.
Picasso, bitmemiş olanın ustasıydı; bitmemiş sanat yapıtının değil, bitmemiş insan deneyiminin ustası.
Ben de senin sırlarını biliyorum
onları dilimin altında saklıyorum
bizi birbirimize bağlayan bilmemek
İnsan gözü için, görünür olan herşeyin bir rengi vardır.Kör doğanların bile renkli rüyalar görüyor olması mümkün.
Düşlerin hiçbiri öbürüne uymaz. Bazıları anlıktır, bazıları uzaklara yönelir. Düş her zaman kurana özgü bir şeydir.
John Berger'i ilk kez okudum. Bu kısa anlatı, bu ağıt, yazarın hastalık sebebiyle kaybettiği annesine yazdığı bir metin, bir yâd etme çabası; acıyla merakın ve mazi özleminin bir arada bulunduğu, resimler ve fotoğraflarla, çizimlerle dolu güzel sayfalardan oluşan acı dolu bir edebiyat eseri. Güzel kapağında dağlara ve yollara yağan karın ortasında açmış bir güneşin izini, bir gökkuşağını görüyoruz, kış yani ölümün, doğallığı ve heybetiyle bütün hayatı kuşattığı bu yerde gökkuşağı rengârenk gülümsüyor. Belki hatıralar..belki ümit..bilmem..ama yine de yaşama arzusu uyandırıyor işte. Okudukça, dayanamayıp ağladıkça ve son o güzel iki üç sayfada kendimi tamamen bıraktığımda damla damla, artık John Berger'in hayatından kesitler okumuyordum, kendi hayatıma bakıyordum, kendi hayatıma, ve kendimi Rahmanlar sahilinde , bu soğuk ama yine de güneşli günde, kayalıklarda oturmuş ağlarken gördüm, zihnimde. Hayatım boyunca hep annemi kaybetmek korkusu yaşamışımdır. Üniversitede okurken annemin öldüğü rüyalar görür ama babamı kaybedeceğimi düşünmezdim hiç... ama önce o gitti. Babam çok güçlü bir insandı benim, çevresi kalabalık, bol sevgi ve hayranlık yaşayarak, ilgisini çektiği bütün insanların yarenliğiyle geçirdi 63 senelik ömrünü ve ölümünden on yedi sene sonra bile sevgiyle hatırlanıyor. Bense onun tek oğlu olarak edebiyata sığınmış, kitaplarda okurken dahi hayal edemediğim, gözlerimin önünde canlanamayan ama kelimelerle anlatmaya kalktığımda gerçekleşen bir ormanda, bir dil ormanında, Faruk Duman'ın sevgi ve maharetle zihnimde canlandırdığı; nice güzel yazarın, eserin ve edebiyat karakterinin nefes aldığı bir dünyada yaşayan birisiyim. Bir Çehovcuyum ve Gusev'denim, bir Sylvia Plath seveniyim, ortalama bir Sait Faik talebesiyim. 45 hatta 46 yaşım bana artık herşeyin değiştiğini haber veriyor ama: cildim eskisi gibi değil, çöküyorum artık yavaştan, 6 sene önce kendini belli eden sorunlarım bana el sallıyor uzaktan yeniden, sağlık problemlerim çoğaldıkça yazma arzum artıyor, belki de hayatım boyunca hayâl ettiğim şeylerden birisi, yani Maltepe'deki o sanatoryumda ve onun o güzel bahçeleriyle çevrili, sakin, sessiz ortamında kalacak ve iyileşmeyi belki beyhude bir umutla arzu ederken, bir yandan da hastane koridorlarında, sararmış ve hastalık kokulu duvarlarına dalarak gün ve geceler boyu, gelip geçmiş nice merhum ve merhumenin anısıyla, yazacağım. Ancak Berger'in kitabı, bana sanki başka birşey hatırlatıyor inadına: şu an annem yan odada, yatağa uzanmış, dodim hemen yanıbaşında, yine gürültüyle nefes alarak, zorlanarak yatıyor ve beraber televizyona bakıyorlar... John Berger'in bölük pörçük anılarla anlattığı ama duygu olarak kitabın tamamına yayılmış ve son sayfalarda artık ağlamamamı imkânsız kılan cümleleri bana annemi düşündürüyor... yetmiş senelik ömrünü bana harcamış, heybetli bir adamın eşi olarak yaşadığı güzel yıllardan sonra kitaplarıyla başbaşa yani evde:) kalmış bir oğulla yaşayan, kütüphaneyi temizlikçi kadınla silerken hayatından bezen ve birkaç aydır devam eden kütüphane tasfiyemi memnuniyetle karşılayan annem, yani liseye dek her sabah, sabahın köründe benimle kalkıp, beni uğurlayan bu kadının buruşmuş elleri bana yine sarılıyor sabahları, yorulmuş gözleri yine de ümitle bakıyor ve yolcu ediyor beni, bana bakıyor ama kırk beş senedir bakıp da kendisine aşina ve onu seven bir yabancıyla yaşadığından habersiz, ümit ediyor, oysa ben kütüphanemi boşaltmaya devam ediyorum, torbalara konmuş eski kitaplar gönderilme zamanını bekliyor, bir çok poşet ve torba içerisinde sıra sıra dizili kitaplara bakarak bana "peki bunlar ne zaman gidecek ?" diye soruyor annem... yorgun ellerine bakıyorum annemin, "yarın" diyorum, "yarın göndereceğim onları". Bazen komşularıyla bir araya geliyor, benden veryansın ediyor, ya da memnun gülüyor hayatından, veya bazen somurtuyor, aynen şu anda olduğu gibi, kapıyı açarak, dodi yanıma gelirken, "ışığı kapa" diyor bana. Anneme bakıyorum ben de, ve onda büyük bir emeğin insanın belini nasıl büktüğünü, umutların hiç bir zaman tükenmediğini, ümit etmenin en insanca yönlerimizden birisi olduğunu görüyorum, ümit ediyor o çünkü, hâlâ ediyor. Berger'in annesinin ümitleri peki? Berger'in kitapta annesini hatırlama biçimleri zaten kitabın ilk sayfasındaki iki sayfaya yayılmış fotoğraftan belli: kitaplar, yazı makinesi, çalışma odası, ama inadına kitaplar, kitaplar, kitaplar... Berger annesini yazdıklarıyla, yaptıklarıyla hatırlıyor, bazen resimlerle, bazen çizimlerle, bazen fotoğraflarla önümüze koyuyor onu. Acı çekerken bile güzel olduğunu söylerken, "güzelliğin kıyas kabul etmezdi" diyor annesine. Peki ben annemi kaybetmiş olsam onu nasıl hatırlardım, böyle bir kitap yazmış olsaydım? Mavinin en koyusu gözlerinin olduğu bir fotoğrafla, çocukluğumda beş sene yaşamış olduğumuz evimizin güzel bahçesinde çekilmiş fotoğrafımızla başlardım belki. Her sabah, bugün bile, aldığım öpücüğün, artık yorgun, yorulmuş, çökmüş yanakları yanaklarıma değerken hissettiklerimle, bunca sene yaşadığımız bu hayattan hatıralar ve fotoğraflarla devam ederdim ve ardından bana 80'li yıllarda ptt'nin başlattığı bir kampanya için yazdığı ve 2000 yılında teslim edilmesi gereken o mektupla bitirirdim kitabımı: ilkokul mezunuydun ve yazın kargacık burgacıktı, ama ne güzel anlatıyordun anne, 86 yılında yazmıştın, yani ben 15 yaşındaydım ve elime 30 yaşımda geçecekti mektubun. Ptt'ye vermediğin o mektubu senelerce bulamadın ama, bohçalara mı bakmadın, kütüphaneyi ve kitapları mı didik didik etmedin, değil mi? Bulamadın, çünkü onu ben aldım, sakladım, ve ara sıra okuyarak ağlarım hâlâ. Çünkü artık 30 yaşında değilim, ve hiç birşey ne senin ne de benim istediğim gibi olmadı... mektupta övünerek, gurur duyarak bahsettiğin o insan da ben değilim...ama hayat böyle..senin ve benim hayatımız, şu dünyada misafir nice insanın hayatından neden farklı olsun ki? Hakikaten bir kum tanesiyiz her birimiz. Bu rüzgâra karşı kim durabilir? Kim durdurabilir yorulmak bilmeyen koca kaderin tekerini? Milyarlarca hayattan öğütülen nice insan hikâyesiyle koca devran döner durur.. Ama seneler önce sen işte böyle umutluydun...Umutlarınla sen ne kadar güzeldiniz ve ne kadar güzelsiniz, hâlâ, anne. Aynen yazarın bahsettiği gibi...

"Nerdesin, annem? Ölülerin asıl mekânının hiç bir yer olduğunu söylemişti birisi. Ama bu ne demek oluyor? Bizim hayatlarımızda bunun karşılığı yok. Hiç bir yerin neresi olduğunu bilmiyoruz biz".

Gözlerim dolu dolu okudum, yazar annesinin yokluğuyla içi acıyarak onu hatırlıyor ve o boşluğun acısıyla bütün ruhu titriyordu. Son iki sayfada ise artık okuyamıyordum ağlamaktan... Okumam bitince kalktım ve annemin odasına geçtim: artık ışığı kapamıştı, televizyonda görüntüler geçiyor, baş örtüsü başını iyice örtmüş, üzerinde hem yorgan hem battaniye, sessizce uzanıyor, ben de yavaşça yanına eğildim . "Ne oldu gene?" diye çıkıştı bana, saçına dokunmamdan hiç hoşlanmaz, ama yine de alışık bu hallerime. Ölülerin asıl mekânının neresi olduğunu o da ben de biliyoruz ve bizim hayatımızda bir karşılığı var bunun. Hiç bir yer diye bir yer bilmiyoruz biz çünkü...Anneme bakarken bunu düşündüm. Başımı başına yasladım . Derken.... karanlık odada bir ümit ve teselli ışığı yavaş yavaş büyüdü, karanlıkta göremediğim ama ezberimdeki o masmavi gözlerinde, büyüdü usul usul, ağırdan ve sonra, odada hiç karanlık kalmadı....
Belirli bir türe sokamam bu kitabı içinde anektot ,tarih ,deneme ve inceleme türlerine ait kalıplar var.Resim tarihi ,ressamlar ve ressamların çevreyi nasıl algıladıklarına dair birçok örnek mevcut .Okurken Knut Hamsun betimlemeleri ile benzerlikler buldum.Elli sayfa olmasına rağmen ağır ilerleyen bir kitap ama anlam olarak değil algı olarak .Keyifli okumalar.
John Berger'le sohbet eder gibi bir kitap. Öyle güzel ki. Sanki bir fincan kahve eşliğinde eşsiz bir dostunla konuşuyor gibi. Ben o kadar çok etkilendim ki rüyamda kendisiyle edebiyat üzerine melodik cümlelerle saatlerce muhabbet ettik. Kendimize yeni bir iletişim biçimi belirledik. Sözcükler melodik olarak çıkıyordu. Ahhh nasıl güzel bir rüyaydı. Şimdi kitabı bitirdigimde biliyorum ki John Berger en sevdiğim arkadaşlarım arasına girdi. Kendisini tanımak için kitaplara başvuracağım bir dost.
Yazar kitabı tamamlamayı okura bırakmış son sayfada bunu görüyoruz. Yani bu kitap aslında tamamlanmamış. Yazar bu kitabı tamamlamadı belki de akılda kalmak için böyle bir yola başvurdu. Çünkü zieganik etkisi der ki ; "Yarım kalmış, kesintiye uğramış işler tamamlanmışlardan daha kolay ve net hatırlanır"
Berger hakkında ne yazılır bilmiyorum ama bende yarattığı duyguları bir kağıda çizivermiştim.
Böylesi çok daha yakıştı, eminim.
Bu eserini Hukuk sosyolojisi derslerinde görememe sorunumu farkettiğim an okumaya başladım. Her öğle arası biraz sıcak süt ve çikolatayla yavaşça bitirdim. Resimleri, tabloları, şekilleri teker teker saatlerce inceledim üzerine kitabın da kendisini aldığı belgeseli izledim. John Berger artık hiç vazgeçmek istemediğim bir yazar.
O, kalbime bir tablo çizmiş gibi.
Yazara katılıyorum. Biz tiryakiler yakında uzaya gidip sigaramızı içeceğiz :)
Kitap tütüne methiyeler diziyor; sigaranın dostluklara vesile olduğunu, sigara ikramının eskiden nezaket göstergesi olduğundan falan bahsediyor. Aslında toplasanız içeriği birkaç sayfayı geçmez. Ama çizime ilginiz varsa alabilirsiniz kitabı.
John Berger'le bu kadar geç tanıştığım için kızıyorum kendime. Öyle güzel bir anlatımı var ki hikayenin içine bir giriyorsun ve etrafındaki her şey bir anda siliniyor. Sadece sen ve kitap kahramanları kalıyor. Bir anda Ninon oluyorsun onunla aynı hayal kırıklığını yaşıyorsun sonra bir bakmışsın Gino olmuş umut aşılıyorsun aşka. Her satırda durdum ve olanlara vereceğim tepkileri ölçtüm. Ah Ninon kadar güçlü, Gino kadar aşk dolu olmak...
Kitabın geliri AIDS Savaşım Derneğine bağışlamış. Sırf bu yüzden bile alıp okunmalı.
Tarihsel çizgi üzerindeyken an'ı, anıları, fotoğrafları o çizginin herhangi bir noktasında bırakır, nadiren ardımıza bakarak ilerleriz. Dinamik bir yapıya sahip olan bu ilerleyişin sonu bir gün sadece üç saniyelik bir kısa müddette son bulacaktır.

Bu üç saniyelik müddet, Berger'in kitabına verdiği ismin arka planıdır hani. Ne hoş bir isim; Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü.

Fotoğrafın sadece bir an'ı temsil ettiği, resmin ise daha uzun bir süreçte meydana gelmesi sebebiyle geniş bir zaman dilimini temsil ettiğinden gönlünü fotoğraftan yana ayıran Berger'in anılarını, düşüncelerini dile getirdiği bu kitapta bir 'toplum incelemesi' kendini gösteriyor.

Fotoğraf ve resmin oluşumu, zamanla ilişkisi, anlattıkları üzerinden dil ve iletişime dair fikirlerini okurken anılarında da birer birer gezdiriyor. Toplumun dikey ve yatay gelişimindeki ince ayrıntıları göz önüne getirirken toplumsal yapının, yapılanmanın, toplumu oluşturan katmanların, dağılıştaki göç faktörünün etkisinin... Birçok yönden bazı gerçekleri lafı dolandırmadan dile getirmesi Berger'in farkını ortaya koyuyor.

Kimi zaman sayfa aralıklarındaki şiirleri, kimi zamansa anıları ve çoğunlukla edebi yetkinliği beğenmekle kalmayıp tekrar tekrar okuduğum detayıyla onun bir toplumbilimci olması, kitaplarının benim için velinimetleşmesi demektir.
John Berger'ın eşi Beverly Berger'ın (Yves Berger'ın annesi oluyor) ölümünden sonra ona olan özlemi ve acılarını harmanlayıp yazdıkları kitaptır. Berger'ın eşinin yazarlık sürecinden ne kadar büyük rol oynadığını bu kitapta daha iyi anlıyoruz. Bir ağıt kitabı olduğundan bir oğulun annesine ve bir eşin karısına duyduğu özlemi açıkça dile getirmektedir. Berger'in yazdığı notları bilgisayara geçirmiş ve ona çeşitli kitaplar seçerek okumasını sağladığını açıkça ifade ediyor. Boş zamanınızda kafa dağıtmak ve Berger'la tanışmak için okunabilecek kitaplardan biri olma özelliğini taşıyor.
Neredeyse yarısı siyah beyaz resimlerle dolu olan yıllar sonra bile içinden geçen paragrafları unutamayacagimiz bir eser.ben de diğerleri gibi reklamcılık kısmını özellikle beğendim.bitirdikten sonra değişik bir farkındalık sunuyor insana.ben kitabin kapagini da begendim.tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
John Berger
Tam adı:
John Peter Berger
Unvan:
Senaryo Yazarı, Romancı ve Belgesel Yazarı
Doğum:
Londra, 5 Kasım 1926
Ölüm:
2 Ocak 2017
1926'da Londra'da doğdu. İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olan Berger, ayrıca senaryo yazarı, romancı ve belgesel yazarı olarak da tanınıyor.

Metis Yayınları yazarın klasikleşmiş yapıtı Görme Biçimleri'nin (1986) yanı sıra, Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı (1988), Düğüne (1997), Alain Tanner ile birlikte yazdığı 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus (1997), Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (1999) ve Fotokopiler (1999) adlı kitaplarıyla, özellikle görsellik üzerine denemelerini bir araya getiren O Ana Adanmış (1988) adlı seçkisini yayımlamıştır. Berger'ın son romanı Kral ise 2001 yılında Müge Gürsoy Sökmen çevirisiyle yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 142 okur beğendi.
  • 682 okur okudu.
  • 36 okur okuyor.
  • 1.084 okur okuyacak.
  • 13 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları