John Boyne

John Boyne

9.0/10
569 Kişi
·
1.357
Okunma
·
45
Beğeni
·
2.890
Gösterim
Adı:
John Boyne
Unvan:
İrlandalı Yazar
Doğum:
Dublin , İrlanda, 30 Nisan 1971
John Boyne 1971’de İrlanda’da doğdu. Edebiyata öyküyle başladı. İki kez İrlanda Kitap Ödülü’nü kazanan, New York Times’ın bestseller listesinde zirveye çıkan, dünyada 5 milyondan fazla satan ve 2008’de filme alınan Çizgili Pijamalı Çocuk (2006) ile birlikte sekiz romanı var. Romanları 42 dile çevrilen John Boyne Dublin’de yaşıyor ve şu anda dokuzuncu romanı üzerinde çalışıyor.
Bir ev; bir sokak, bir şehir ya da tuğla ve harç gibi yapay şeyler değildir. Ev, insanın ailesinin olduğu yerdir...
Ama yeni evin etrafında sokak yoktu. Çevrede dolaşan veya koşan insanlar yoktu; dükkânlar ve meyve, sebze tezgahları da yoktu. Gözlerini kapattığında etrafındaki her şey boş ve soğuk geldi, sanki dünyanın en ıssız yerindeydi. Hiçliğin ortasında.
Buraya isteğim dışında getirildin, tıpkı benim gibi. Eğer bana sorarsan hepimiz aynı gemideyiz ve gemi su alıyor.
Bir ev; bir sokak, bir şehir ya da tuğla ve harç gibi yapay şeyler değildir. Ev, insanın ailesinin olduğu yerdir, öyle değil mi?
"Sen benim evimde yaşamayı denemedin,"dedi Bruno.
"Birincisi beş kat değil, sadece 3 kat var.Kim bu kadar küçük bir alanda yaşayabilir?"
Çocuklar için geçerli olan kuralların, kuralları koyan onlar olduğu hâlde, büyüklere uygulanmadığı gerçeği onu fena sinirlendirmişti.
Saçları koyu renkti ve oldukça kısa kesilmişti.
Minicik bir bıyığı vardı, o kadar küçüktü ki
Bruno , bu zahmete ne gerek vardı, diye merak etti.Belki de tıraş olurken orayı kesmeyi unutmuştu.
Yıl 1943. Cani Hitler ve Nazi canavarları Polonya' nın, Auschwitz toplama kampında. 15 Nisan 1934 doğumlu, 9 yaşındaki Schmuel' de bu kamptaki esirlerden sadece biri. Ne tesadüfki yine 15 Nisan 1934 doğumlu, 9 yaşındaki Bruno' nun, Nazi güçlerinde asker olan babası da görevlendirmeyle bu kampa gönderileceklerden.


Babasının bu görevlendirilmesiyle Bruno evinden, arkadaşlarından apar topar koparılıp neden taşıdıklarını bilmiyordu ve bu durumdan hiç hoşnut değildi. Yeni taşındıkları bu yeri hiç sevmemiş, kendine bir arkadaş bulamamıştı. Sevimsiz, umutsuz vaka ablası Gretel ise hemen uyum sağlamış ve onun açısından burada yaşamakta bir sıkıntı yoktu. Macera kitapları, hikayeleri en büyük tutkusu olan kaşif ruhlu Bruno bu yalnızlığa ve can sıkıntısına daha fazla tahammül göstermeyip, çıkıp etrafı dolaşmaya başlamıştı. Bu keşif gezisi sonunda kendine yeni bir de arkadaş bulmuştu. Ama bu arkadaşlık oyunlar oynamadan, aralarında çitlerle, tel örgülerle sürdürülmek zorunda. Devam eden bu dostluk sonunda Bruno yardıma ihtiyacı olan arkadaşına bu iyiliği yapmak isterken asla olmaması gereken, çizgili pijamalarla tel örgünün diğer tarafında...


Büyükler bir şeylere karar verir ve bunun kimlere nasıl bir etkisi olup olmayacağını, nasıl sonuçlar doğuracağını düşünme lüzumu dahi görmezler. Bundan sonrası için herkes ektiğini biçer ya da ilahi adalet sözü dışında ne denir bilemiyorum.


Hikayedeki duygular o kadar gerçekçi anlatılmışki okurken ani duygu geçişleri yaşadım. Yeri geldi vurdumduymaz, bencil Gretel' in üzerine atlamak istedim. Sırf ırkından dolayı dışlanan, hor görülen, insan muamelesi yapılmayan o zavallılara içim acıyarak baktım. Bambaşka dünyalara sahip, tel örgüleri umursamayan Schmuel ve Bruno ' nun dostluğuna imrendim. Savaşın kirli yüzünün insanlara yaşattığı zavallığa üzüldüm, ağladım. Savaşa rağmen, kendilerine aşılanan ırkçı söylemlere rağmen, kaybedilmemiş insanlık ve çocuk masumiyetleriyle içim huzur doldu...


Sırf kendinden olmadığı için, milyonlarca insanı yok etmek, dünyadan silmek tek kelimeyle vahşet, canilik. Renginden, ırkından, inançlarından dolayı başlatılıp yıllarca süren ego ve güç savaşlarıyla, kıyımlarla bir coğrafyayı bundan etkilemek, çocukların çocukluklarını ellerinden çalmak insanlık suçu, trajedisi. Bunu yapan her canavar layık olduğunu bulmalı. Schmuel ve Bruno, Hitler tarafından çocukluğu savaşlarla heba edilen binlerce çocuğun yansıması. Bu çocuklara bunları yaşatan Hitler ' in intihar ederek gebermiş olması sanırım onun cezası, yakasını bırakmayan katlettiği insanların, çocukların elleri...


Kitabı bitirdikten sonra hemen açıp filmini izledim. Dün tüm günümü neredeyse Çizgili Pijamalı Çocuk ' a ayırdım diyebilirim. Hala etkisinden çıkmış değilim ve bunca sayıp sövmeme rağmen hala o kadar doluyumki... Çocuk kitabı diye kategorilendirilmiş ama ben asla bir çocuğa bu Nazi vahşetinin okutulmasını tavsiye etmiyorum. Evet dili akıcı ve yalın, toplama kampında yapılan işkenceler açıkça anlatılmıyor. Ama kitabın konusu, verdiği mesaj bir çocuğun anlayacağı anlasa da kaldırabileceği türden değil. Bunun gibi onlarca kitap okuyup, film izlememe rağmen beni bile böyle altüst eden bir kitabı asla çocuğuma okutmam...
Bir insanı bile inancı yüzünden yargılamak iğreçken, milyonlarca insanı inançları yüzünden yargılamayı bırak onlara hayvan muamelesi yapanlara, eziyet edenlere nasıl insan denilebilir ki?
Her şeyi geçiyorum. Hadi vicdanın yok. Hadi nefret ediyorsun o insanlardan. Peki o küçücük çocuklara nasıl bir vicdan acımaz?

Yahudilere yapılanları gözler önüne seren bir film seyretmiştim uzun zaman önce. İsmini bile hatırlamıyorum (La vita a Bella imiş) ama onlara yapılanlar gözlerimin önünden gitmiyor. Tüm çocukları ve yaşlıları kaynar kazanlarda öldürmüş, erkek ve kadınları en ağır işlerde çalıştırıyorlardı.
Babasının sakladığı küçük çocuk gitmiyor gözlerimin önünden. O yapılan işkenceden bile habersiz, babasıyla oyun oynadığını zanneden küçücük kalpli çocuk..
Yok ben her şeyi geçtim, çocuklara acımayan bir mahlukata insan diyemem..

Kitaba gelirsek, küçük Bruno'nun gözlerinden anlatılıyor bu olaylar.
Bruno'nun babası komutan. Yahudilere işkence yapanların başında. Buruno ise odasının penceresinden gördüğü yüksek teller ve çizgili pijamalı birçok insanın ne yaptığından habersiz..
Birgün kaşif Brunomuz bir şey keşfediyor ve hayatı değişiyor..
Kitabın sonu ise gerçekten şok etkisi yaratıyor. (Hatta ağlamış olabilirim. ^^)

Kitabın dili sade ve yalın olduğu için her yaşa hitap ediyor. Özellikle kafa yormayan kitaplar okumaya ihtiyacınız olduğu bir dönem oturup okunabilecek tarzda.
Hikayemsi ve çocuk gözüyle anlatıma sahip olması sebebiyle de hiç sıkılmadan, bir oturuşta okunabilecek bir kitap hatta.

Son olarak, kitabın bir filmi olduğunu öğrendim. (filmi izlemedim) Bu kitabı nasıl filme çevirdiklerini anlamıyorum. Bruno'nun duygularından oluşan bir kitabı nasıl filme çevirebilirler? Bence kesin kötüdür. (fragmanı izledim ve bu kanıya vardım ama kitabı okumayanlar için güzel film imiş ")

Kitabı kesinlikle okuyun..
Keyifli Okumalar..
Sen nasıl bir sonla bittin öyle kitap! Beni Autwitz'deki tellerle acıtsaydın bu kadar kötü olmazdım!. Okuyan herkesin neden bu kadar beğendiğini okuyunca anlıyor insan. Nazilerin acımasızlığı, insanın zihnini, gözlerini öyle güçlü örseliyor ki...
Bruno ve ailesi Berlin'deki evlerinden taşınıp, asker babasının yeni görevine atanmasıyla OutWitz'e geliyorlar ve hayatlarının akışı eskisi gibi asla olmuyor. 9 yaşındaki bir çocuğun gözlerinden izlediğimiz hikaye, bize Nazilerin korkunçluğunun özetini bir kez daha anlatıyor.
Bruno arkadaş arıyor, hem de pijamalı, sıska ve berbat mutsuz görünen birbirine benzeyen insanların içinde. Neden hep çizgili pijama giyiyorlar? Neden tel örgülerin ardındalar?
Daha fazla yazarsam, gözyaşım damlayacak şuraya bir yere...
O yüzden okuyun derim. İnsanlığın tarihteki çirkinliğini hatırlamak için. Hatırlamak mı dedim, hiç unutulmadı öyle değil mi?...
Size bir soru sorayım; çizgili pijama giyen insanlarla, sıradan kıyafet giyen insanlar arasında ne kadar fark vardır? Bana göre ikisinin de insan olması, aynı özellikleri paylaşması, konuşabilmeleri, duyabilmeleri, yürüyebilmeleri, onların birbirlerinden üstün olduğu anlamına gelmez. Dinleri, tenleri, ırkları ne olursa olsun, her iki taraf da insan... Onlar da bir anneye sahip, onlar da dünyaya bir can, bir beden olarak gelmişler... Bunları dokuz yaşında, Bruno adında bir çocuktan dinlemek gerçekten çok etkileyici. Tel örgülerin ardında bir arkadaş edinmek ve bir yıl boyunca gizli bir şekilde arkadaşlıklarını devam ettirmeleri büyük bir dostluk olduğuna işaretti. Kitabın bana çok sevdiğim bir kişi tarafından hediye edilmesi, beni çok sevindirdi. Daha nice incelemeler dileğiyle...
Birazcık spoiler içerir*
Arka kapakta konuyla ilgili ipuçları verilmemesi bir hayli merak uyandırdı bende.Yahudi soykırımının en yoğun yaşandığı Auschwitz toplama kampına babasının komutan olması sebebi ile anne baba ve ablasıyla gönderilen 9 yaşındaki Bruno'nun hüzünlü hikayesi.Onun kaldığı yer korunaklı peki ya Shmuel o orda yahudi olduğu için tutsak.Savaşın bedelini çocuklar ödüyor olan çocuklara oluyor.

O dönemlere bir çocuğun bakış açısıyla bakmak çok farklı oldu.Hep telin öbür tarafından bakmıştım bu taraftan bakmak hele ki çocuk gözüyle bakmak çok daha sarsıcı oldu.Toplama kampındaki mavi beyaz pijamalı insanların neden evlerine davet edilip yemek yemediğine oysa ki askerlerin her gün yemeğe geldiğine o kadar masumca değinmiş ki. Keşke hep çocuk kalsak dünya ya Bruno gibi baksak.Kesinlikle okuyun bu kitabı.
"Tam olarak fark neydi? Kendi kendine düşündü: Hangi insanların çizgili pijama, hangilerinin üniforma giyeceğine kim karar vermişti?"#24483627

Tam olarak fark neydi? Hangi insanların aç kalıp hangilerinin yediklerinden daha fazla yemek için kusmasına kim karar verimişti?

Tam olarak fark neydi? Hangi insanların sömürge olup hangilerinin sömürülerden elde edilen gelirle gelir düzeyini artıracağına kim karar vermişti?

Tam olarak fark neydi? Hangi insanların kimyasal silahlarla öldürülüp hangilerinin bu durumlara seyirci kalmasına kim karar verimişti?

Tam olarak fark neydi? Hangi insanların sokaklarda kalıp hangilerinin saraylarda yaşayacaklarına kim karar vermişti?

Tam olarak fark neydi? Hangi insanların madenlerde toprak altında kalacağına hangilerinin onlar ölürken patronlarının keyif yapacağına kim karar vermişti?

Tam olarak fark neydi? Hangi insanların çalıştığının karşılığını vermeden emek bekleneceğine hangilerinin bu çalışanların emeği ile kazandıklarını daha çok artıracağına kim karar vermişti?

Tam olarak fark neydi? Hangi çocukların savaşın ortasında kalıp ailesinin katledildiğii görerek yaşayacağına hangilerinin prenses ve prens olacağına kim karar vermisti?

Dünyayı hep bizim adımıza karar verenler bu hale getirdi. Çocuklara sormadan savaşa giren büyük kumandanlar....
İlla ki bizim adımıza karar verenlerin yanlışlarını görmeleri için çizgili pijamaları giyip telin öteki tarafında geçmemiz mi gerek?
Birilerinin paylaşamadığı dünya için bizlerin ölmesi mi gerek?

Dünyaya ilk sınır çizip " burası benim." diyenin başlattığı bu kan davası hiç bitmeyecek. Fillerin kavgaları yüzünden çimenler ve çiçekler hep ezilecek. İnatla her bahar yeniden açsa da bu kavga hiç bitmeyecek.

Ne de olsa zulmetmek için zulme rıza gösteren bir topluluk gerek.
Kitabın kapağına baktığınızda çocuklar için yazıldığını sanıyorsunuz ama kesinlikle öyle değil. Nazi kampındaki kumandanın oğlu Bruno ile Yahudi Shmuel'in gizli arkadaşlığının anlatıldığı bir kitap. Keşke dünyayı çocukların masumiyeti yönetse. Sonunda ağladığım nadir kitaplardan biri. Okumanızı tavsiye ederim.
Bruno, Shmuel’e her gün, tellerin altından geçip beraber oynamayı teklif etti, ama Shmuel her gün hayır dedi.

Bu iyi bir fikir değildi.

~

https://youtu.be/450p7goxZqg

Kitap bu şarkı eşliğinde okundu. İnceleme bu şarkı eşliğinde yazılıyor.



Çocuk, nedir? İnsan mıdır?

Bir zamanlar kadın insan mıdır değil midir sorgulayan zihniyet tutulmuşsa benim şu sorum neden tutulmasın?

Sana soruyorum. Okuyan kişi.
Bir çocuğun insan olup olmadığını, diyorum.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Utanç.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Soğuk.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Acı.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Solgun.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Kanlı.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Yanık.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Soluksuz.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Kayıp.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Yıkım.

Holocaust nedir bilir misin, Dachau’yu, Bergen-Belsen, Buchenwald, Sachsenhausen, Auschwitz ve diğer yerlerdeki toplama kamplarını?

İşinden atılmayı, toplumdan ayrışmayı, vatandaşlıktan çıkarılmayı, üzerinde yıldız taşımayı, koluna bandaj takmayı, hayvan gibi bir alana tıkılıp açlıkla, şiddetle boğuşmayı?

Biraz gücün varsa o gücü de üstün ırkın hizmetine sunup ucuza gelerek ölmeyi?

Kendini, çocuğunu, eşini, anneni öldürecek gazı üretmek için çalışmayı?

Ellerin birbirinden ayrılıp parmakların son temasıyla ölümün bir odada onlarca canı tatmasını?

Sen ne biliyorsun?

Hangisini?

Cesedinin bile işe yarar kısmı alınıp kullanılıyorken, dirini isteyen de kim?

Saçın, dişin, organların gayet tatmin edici.

Yakılarak mı, açlıkla mı, gazla mı ölmek istersin?

Ölmeyi beklerken en çok kaç kez ölebilirsin?

Umutların, nerede saklanabilir; hangi askerden aşırabilirsin ayaklar altına alınmış insanlığı?

Devam, diyebilir misin?

Kendine bir ölüm beğenebilir misin?

Sorularıma aldırmayabilirsin.

Soru sormayı kesmemi içinden geçirdin mi?

Neden?

Onlar, sorularla dolu zihinleriyle yok oldular.

Hep soracağım, tamam mı?

Bu inceleme sorularla dolu olacak.

Cevaplaması güç mü?

Onlar, tahmin edememişti belki.

Yalnızca sürüldüklerini, itibarsızlaştırıldıklarını düşünmüşlerdi.

Bir nefesi kesmek o kadar da kolay olamazdı değil mi?

Rayların sonu, son olmuştu.

Ölüm Kampı.

Bir insan nasıl ölür, ne zaman ölür, ölürken beraberinde ne götürür?

Çocuklar ölürken gülümser mi, yanık yüzünde eskice bir tebessüm bulabilir misin?

Gri duvarlar bir çocuğa ninni okur mu?

Kuru bir ekmek ziyafettir, bilir misin?

Sen, şimdi, son kez göğe baktığını bilerek sert bakışlı askerlerin iteklemeleriyle kısa bir yürüyüşe çıkabilir misin?

Bir kurşun etmezsin.

Ucuz olmalı.

Açlıkla, umutsuzlukla, solarak.

Gün be gün, kemiklerin sayılarak!

Bana ismini söyleme, üzerinde numaran yazılı.

Hey, unut yaşamayı.

Eksil, eksil, eksil. Yer kaplama.

Şimdi anlıyor musun?

Yoruldum.

Bir çocuk insan mıdır karar veremiyorum.

Bir Yahudi insan kabul edilmemiş şaşıyorum.

Bu nasıl inceleme diyorsun değil mi?

Ben, o tel örgüyü aşıp iki çizgili pijamalı çocuğun arasına sızalı beri soruyorum:

Büyümeyi unutsak mı?
15 Nisan 1934 .
Biri Yahudi olarak dünyaya geldi , diğeri Alman olarak ...
Umutları da aynıydı , ölümleri de.

Bruno adında dokuz yaşında ki bir çocukla yolculuğa çıkmaya ve tel bir örgüye varmaya hazır mısınız ?

Tel örgünün iki tarafında farklı hayat yaşayan 2 çocuğun dostluğunu ve Almanların Yahudilere yıllarca uyguladığı soykırımı konu alan bir kitap.
9 yaşında ki Bruno isimli Alman çocuğunun gözüyle hangi insanların çizgili pijama , hangi insanların üniforma giyeceğine kimin karar verdiğini öğreneceksiniz.
Dikkat bu incelemede hiç SPOİLER yoktur!

Bu kitabı okumadan önce kitap hakkında tek bildiğim bir çocuk kitabı gibi görünsede çocuk kitabı olmaması, yüksek puanlı ünlü bir kitap olmasıydı. Kitaba yapılan yorumları okumamıştım. Hikaye hakkında, konusu hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Bu sayede yaşanılanları Bruno ile birlikte anlamaya keşfetmeye çalıştım... Bruno'nun babası ne iş yapıyordu? Yeni taşındıkları yer neresiydi?... Zaten yazar da okuyucuların kitabı bu şekilde okumasını istemiş. Siz de öyle yapın... Bu sebepten dolayı ben de en ufak bir spoiler bile vermeyeceğim. Sadece şunu söyleyeyim gerçekten çok akıcı ve etkileyici bir kitap. Mutlaka okuyun...

Yazarın biyografisi

Adı:
John Boyne
Unvan:
İrlandalı Yazar
Doğum:
Dublin , İrlanda, 30 Nisan 1971
John Boyne 1971’de İrlanda’da doğdu. Edebiyata öyküyle başladı. İki kez İrlanda Kitap Ödülü’nü kazanan, New York Times’ın bestseller listesinde zirveye çıkan, dünyada 5 milyondan fazla satan ve 2008’de filme alınan Çizgili Pijamalı Çocuk (2006) ile birlikte sekiz romanı var. Romanları 42 dile çevrilen John Boyne Dublin’de yaşıyor ve şu anda dokuzuncu romanı üzerinde çalışıyor.

Yazar istatistikleri

  • 45 okur beğendi.
  • 1.357 okur okudu.
  • 34 okur okuyor.
  • 1.116 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları