John Boyne

John Boyne

Yazar
8.9/10
3.123 Kişi
·
8.984
Okunma
·
185
Beğeni
·
5971
Gösterim
Adı:
John Boyne
Unvan:
İrlandalı Yazar
Doğum:
Dublin , İrlanda, 30 Nisan 1971
John Boyne 1971’de İrlanda’da doğdu. Edebiyata öyküyle başladı. İki kez İrlanda Kitap Ödülü’nü kazanan, New York Times’ın bestseller listesinde zirveye çıkan, dünyada 5 milyondan fazla satan ve 2008’de filme alınan Çizgili Pijamalı Çocuk (2006) ile birlikte sekiz romanı var. Romanları 42 dile çevrilen John Boyne Dublin’de yaşıyor ve şu anda dokuzuncu romanı üzerinde çalışıyor.
Bir ev; bir sokak, bir şehir ya da tuğla ve harç gibi yapay şeyler değildir. Ev, insanın ailesinin olduğu yerdir, öyle değil mi?
John Boyne
Sayfa 48 - Tudem Yayınevi
Ama yeni evin etrafında sokak yoktu. Çevrede dolaşan veya koşan insanlar yoktu; dükkânlar ve meyve, sebze tezgahları da yoktu. Gözlerini kapattığında etrafındaki her şey boş ve soğuk geldi, sanki dünyanın en ıssız yerindeydi. Hiçliğin ortasında.
208 syf.
Yıl 1943. Cani Hitler ve Nazi canavarları Polonya' nın, Auschwitz toplama kampında. 15 Nisan 1934 doğumlu, 9 yaşındaki Schmuel' de bu kamptaki esirlerden sadece biri. Ne tesadüf ki yine 15 Nisan 1934 doğumlu, 9 yaşındaki Bruno' nun, Nazi güçlerinde asker olan babası da görevlendirmeyle bu kampa gönderileceklerden.


Babasının bu görevlendirilmesiyle Bruno evinden, arkadaşlarından apar topar koparılıp neden taşıdıklarını bilmiyordu ve bu durumdan hiç hoşnut değildi. Yeni taşındıkları bu yeri hiç sevmemiş, kendine bir arkadaş bulamamıştı. Sevimsiz, umutsuz vaka ablası Gretel ise hemen uyum sağlamış ve onun açısından burada yaşamakta bir sıkıntı yoktu. Macera kitapları, hikayeleri en büyük tutkusu olan kaşif ruhlu Bruno bu yalnızlığa ve can sıkıntısına daha fazla tahammül göstermeyip, çıkıp etrafı dolaşmaya başlamıştı. Bu keşif gezisi sonunda kendine yeni bir de arkadaş bulmuştu. Ama bu arkadaşlık oyunlar oynamadan, aralarında çitlerle, tel örgülerle sürdürülmek zorunda. Devam eden bu dostluk sonunda Bruno yardıma ihtiyacı olan arkadaşına bu iyiliği yapmak isterken asla olmaması gereken, çizgili pijamalarla tel örgünün diğer tarafında...


Büyükler bir şeylere karar verir ve bunun kimlere nasıl bir etkisi olup olmayacağını, nasıl sonuçlar doğuracağını düşünme lüzumu dahi görmezler. Bundan sonrası için herkes ektiğini biçer ya da ilahi adalet sözü dışında ne denir bilemiyorum.


Hikayedeki duygular o kadar gerçekçi anlatılmışki okurken ani duygu geçişleri yaşadım. Yeri geldi vurdumduymaz, bencil Gretel' in üzerine atlamak istedim. Sırf ırkından dolayı dışlanan, hor görülen, insan muamelesi yapılmayan o zavallılara içim acıyarak baktım. Bambaşka dünyalara sahip, tel örgüleri umursamayan Schmuel ve Bruno ' nun dostluğuna imrendim. Savaşın kirli yüzünün insanlara yaşattığı zavallığa üzüldüm, ağladım. Savaşa rağmen, kendilerine aşılanan ırkçı söylemlere rağmen, kaybedilmemiş insanlık ve çocuk masumiyetleriyle içim huzur doldu...


Sırf kendinden olmadığı için, milyonlarca insanı yok etmek, dünyadan silmek tek kelimeyle vahşet, canilik. Renginden, ırkından, inançlarından dolayı başlatılıp yıllarca süren ego ve güç savaşlarıyla, kıyımlarla bir coğrafyayı bundan etkilemek, çocukların çocukluklarını ellerinden çalmak insanlık suçu, trajedisi. Bunu yapan her canavar layık olduğunu bulmalı. Schmuel ve Bruno, Hitler tarafından çocukluğu savaşlarla heba edilen binlerce çocuğun yansıması. Bu çocuklara bunları yaşatan Hitler ' in intihar ederek gebermiş olması sanırım onun cezası, yakasını bırakmayan katlettiği insanların, çocukların elleri...


Kitabı bitirdikten sonra hemen açıp filmini izledim. Dün tüm günümü neredeyse Çizgili Pijamalı Çocuk ' a ayırdım diyebilirim. Hâlâ etkisinden çıkabilmiş değilim ve bunca sayıp sövmeme rağmen hâlâ o kadar doluyum ki... Çocuk kitabı diye kategorilendirilmiş ama ben asla bir çocuğa bu Nazi vahşetinin okutulmasını tavsiye etmiyorum. Evet dili akıcı ve yalın, toplama kampında yapılan işkenceler açıkça anlatılmıyor. Ama kitabın konusu, verdiği mesaj bir çocuğun anlayacağı anlasa da kaldırabileceği türden değil. Bunun gibi onlarca kitap okuyup, film izlememe rağmen beni bile böyle altüst eden bir kitabı asla çocuğuma okutmam...
208 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Spoiler içerebilir!

Livaneli'nin Serenad kitabında yer alan Nadia Yahudiydi. Yine Livaneli'nin Huzursuzluk kitabındaki Meleknaz bir Ezidi kızıydı. Bülbülü öldürmek kitabında yer alan Tom Robinson siyahi bir insandı ve son olarak Çizgili Pijamalı Çocuk kitabında yer alan Shmuel yine bir Yahudi çocuktu. Farklı kitaplarda yer alıp her biri yüreğimize dokunmayı başarabilen bu karakterlerin hepsinin ortak bir özellikleri vardı: ya sevdiklerinden ayrı düştüler, ya da öldüler... Peki bu insanların suçları neydi? Sadece ve sadece onlara zulmedenlerden farklı bir ırka mensup olmalarıydı...

Henüz çok uzak değil şunun şurasında 70-80 yıl önce medeni! olarak nitelendirilen Avrupa'nın göbeğinde yer alan Auschwitz toplama kampı bir diğer adıyla ölüm! kampında yaşanılanlarla birlikte yazar bize o döneme ait etkileyici ve hüzünlü bir hikaye sunmuş. Babası Hitler'in Almanya'sında komutan olan Bruno, babasının görevi nedeniyle ailesiyle birlikte Auschwitz'e yerleşiyor. Yalnız kalan ve hiç arkadaşı olmayan 9 yaşındaki Bruno, yeni şeyler keşfetmek ve yalnızlığına bir nebze çözüm bulma umuduyla evinden çıkıyor ve evinin karşısında yer alan tel örgüler doğrultusunda yürümeye başlıyor. Bu yürüyüşün bir noktasında tel örgülerin diğer tarafında kendisi gibi 9 yaşında olan
Shmuel ile karşılaşıyor ve arkadaş oluyorlar. İlerleyen günlerde Bruno hergün ailesinden gizli bir şekilde aynı yere arkadaşıyla buluşmaya gidiyor. Birbirlerini çok seven, sürekli sohbet eden ve tel örgülerin ayırdığı bu çocuklar birlikte oyun oynayabilmek ve daha çok birlikte vakit geçirmek istiyorlar. Birgün Bruno arkadaşının giyindiği çizgili pijamalardan giyinip, arkadaşının da yardımıyla asla girmemesi gereken tel örgülerin çevirdiği alana giriyor... bundan sonrasını kitaptan okumak daha iyi olacaktır.
Kitabın o kadar çocuksu nitelikte masum ve tatlı bir dili var ki her yaştan insan rahatlıkla okuyabilir. Tabiri caizse afilli ve edebi cümlelerden uzak gayet sade ve insanın duygularına hitap eden, yer yer gülümseten, yer yer hüzünlendiren ve sonuylada belki de bir çok okuru ağlatan nitelikte bir kitap.

Severek okuduğum bu kitabı herkese tavsiye ediyor ve incelememe Malcom X'in şu sözleriyle son veriyorum:
"Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır."

Sevgiyle kalın...
198 syf.
·1 günde·Puan vermedi
1943-45-ci illərin hadisələrini adi insanların həyat tərzi ilə kiçik bir detallarla oxucuya çatdıran təsirli bir əsərdir. O hadisələr ki Hitler yəhudilərə qan uddururdu... Əsərin ilk baş qəhrəmanı Bruno varlı ailənin uşağıdır. İkinci obraz isə onunla eyni yaşda olan Shmueldir. Əsəri süjet baxımından 2 yerə bölmək olar. Birinci hissə Brunonun ailəsinin Berlindən yeni evlərinə köçməsinə qədər olan hissə, ikinci hissə isə onun Shmuel ilə tanışdığı epizoddan başlayır. Bruno da, Shmuel də iki ayrı dünyanın uşaqları olmasına baxmayaraq bir-birinə dost kimi bağlanan uşaqlardır. Bruno ailəsindən gizli şəkildə Shmuel ilə görüşürdü, çünki Shmuel yəhudi idi. Uşaq qəlbi böyüklərin kibrli əmməllərini mənimsəmədiyi müddətcə çox safdır. Brunonun ailəsi varlıdır, amma atanın işi çox olduğundan övladlarına vaxt ayırmır, evdə rəsmiyyət hökm sürür. Uşaqların istəyini, düşüncələrini nəzərə alan yoxdu. Hətta yazıçı arada olan soyuqluğu göstərmək üçün bir çox dialoqlarda "babası dedi" əvəzinə "baba dedi" və ya "babam gəldi" yerinə "baba gəldi" kimi ifadələr işlədib. Təbii ki əsərin əsas obrazı olan Bruno da ailədə uşaqların istəklərinə məhəl qoyulmamasına, atalar yalnış bir şey etsə də, ata olduğu üçün doğru kimi qəbul edilməsindən elə də məmnun deyil. Romanın çatışmazlıqları da var. Birinci çatışmazlıq yazıçının hadisələri canlandırmaqda uğurlu olmadığıdır. Bəzən yazıçı sanki əsəri danışıb keçir, bəzən də canlandırmağa səy göstərir. İkinci çatışmazlıq isə əsəri neyrolingvistik baxımından təhlil edəndə ortaya çıxır. Neyrolingvistika odur ki, bir əsərdə yazıçı uşaq obrazı canlandırıbsa, uşaq nitqinə şüuruna aid cümlələr istifadə etməlidir. Burada Bruno bəzən adi sözlərin mənasını bilmədiyi halda, bəzi yerlərdə böyüklərlə danışanda böyük insanların nitqinə aid olan cümlələr istifadə edir. Və bu da uyğunsuzluğa səbəb olur.
Xoş mütaliələr....
198 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yetişkinlerin çıkardığı kirli bir savaş,
Engelleyebilir mi oyunlarını temiz yürekli çocukların?
Çekilen çitler ayırabilir mi dostlarından onları?
Ya siz “büyükler”? Hiç savaş ortasında gülebilir misiniz?
Oysa çocuklar ne de güzel gülerler silahlara inat savaş alanlarında oynadıkları oyunlarda…
diye yazmış Hatice Yurtseven Yılmaz...
SAVAŞ; yazılması beş harf
Yaşanması aylar belki de yıllar
Etkisi ise ömür boyu...
198 syf.
·2 günde·8/10
İnsanlık tarihinin tarifsiz vahşetine açılan bir pencere. Bir çocuğun gözünden savaş temasıyla daha önce sıkça işlenen bir konuyu ele almasına ve yer yer klişeler barındırmasına rağmen beni çok etkiledi hatta etkilemenin de ötesinde içimi parça parça etti diyebilirim. Her şeyden önce hikaye güzel anlatılmış ve verilmek istenen duygu, zorlama ve yapay olmamış. Kitabın sonunda görüyoruz ki ateş sadece düştüğü yeri yakmıyormuş.
208 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Çok güzel bir kitaptı. Kitabı alırken böyle bir kitap olduğunu bilmiyordum. O kadar hüzünlü bir hikaye ki... Polonya'da yapılan Yahudi soykırımını iki küçük çocuğun gözünden görüyoruz bu kitapta. Mutlaka okuyun, okutturun. Çok akıcı zaten 1-2 günde bitirebilirsiniz. Filmi de varmış onu da izleyeceğim.
208 syf.
·Beğendi·9/10
Bruno, Shmuel’e her gün, tellerin altından geçip beraber oynamayı teklif etti, ama Shmuel her gün hayır dedi.

Bu iyi bir fikir değildi.

~

https://youtu.be/450p7goxZqg

Kitap bu şarkı eşliğinde okundu. İnceleme bu şarkı eşliğinde yazılıyor.



Çocuk, nedir? İnsan mıdır?

Bir zamanlar kadın insan mıdır değil midir sorgulayan zihniyet tutulmuşsa benim şu sorum neden tutulmasın?

Sana soruyorum. Okuyan kişi.
Bir çocuğun insan olup olmadığını, diyorum.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Utanç.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Soğuk.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Acı.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Solgun.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Kanlı.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Yanık.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Soluksuz.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Kayıp.

1933 (geriye de gidebilir)-1945: Yıkım.

Holocaust nedir bilir misin, Dachau’yu, Bergen-Belsen, Buchenwald, Sachsenhausen, Auschwitz ve diğer yerlerdeki toplama kamplarını?

İşinden atılmayı, toplumdan ayrışmayı, vatandaşlıktan çıkarılmayı, üzerinde yıldız taşımayı, koluna bandaj takmayı, hayvan gibi bir alana tıkılıp açlıkla, şiddetle boğuşmayı?

Biraz gücün varsa o gücü de üstün ırkın hizmetine sunup ucuza gelerek ölmeyi?

Kendini, çocuğunu, eşini, anneni öldürecek gazı üretmek için çalışmayı?

Ellerin birbirinden ayrılıp parmakların son temasıyla ölümün bir odada onlarca canı tatmasını?

Sen ne biliyorsun?

Hangisini?

Cesedinin bile işe yarar kısmı alınıp kullanılıyorken, dirini isteyen de kim?

Saçın, dişin, organların gayet tatmin edici.

Yakılarak mı, açlıkla mı, gazla mı ölmek istersin?

Ölmeyi beklerken en çok kaç kez ölebilirsin?

Umutların, nerede saklanabilir; hangi askerden aşırabilirsin ayaklar altına alınmış insanlığı?

Devam, diyebilir misin?

Kendine bir ölüm beğenebilir misin?

Sorularıma aldırmayabilirsin.

Soru sormayı kesmemi içinden geçirdin mi?

Neden?

Onlar, sorularla dolu zihinleriyle yok oldular.

Hep soracağım, tamam mı?

Bu inceleme sorularla dolu olacak.

Cevaplaması güç mü?

Onlar, tahmin edememişti belki.

Yalnızca sürüldüklerini, itibarsızlaştırıldıklarını düşünmüşlerdi.

Bir nefesi kesmek o kadar da kolay olamazdı değil mi?

Rayların sonu, son olmuştu.

Ölüm Kampı.

Bir insan nasıl ölür, ne zaman ölür, ölürken beraberinde ne götürür?

Çocuklar ölürken gülümser mi, yanık yüzünde eskice bir tebessüm bulabilir misin?

Gri duvarlar bir çocuğa ninni okur mu?

Kuru bir ekmek ziyafettir, bilir misin?

Sen, şimdi, son kez göğe baktığını bilerek sert bakışlı askerlerin iteklemeleriyle kısa bir yürüyüşe çıkabilir misin?

Bir kurşun etmezsin.

Ucuz olmalı.

Açlıkla, umutsuzlukla, solarak.

Gün be gün, kemiklerin sayılarak!

Bana ismini söyleme, üzerinde numaran yazılı.

Hey, unut yaşamayı.

Eksil, eksil, eksil. Yer kaplama.

Şimdi anlıyor musun?

Yoruldum.

Bir çocuk insan mıdır karar veremiyorum.

Bir Yahudi insan kabul edilmemiş şaşıyorum.

Bu nasıl inceleme diyorsun değil mi?

Ben, o tel örgüyü aşıp iki çizgili pijamalı çocuğun arasına sızalı beri soruyorum:

Büyümeyi unutsak mı?
198 syf.
·1 günde
Çizgili pijamalı çocuk önceden okumama rağmen bana aynı duyguları hissettirdi. Kesinlikle okunmalı dediğim kitaplardan biridir. Şimdi fazla uzatmadan kitap hakkında yorumumu sizler ile paylaşmak istiyorum. Yüreğinize dokunması dileği ile...

İkinci dünya savaşının en çok etkilenen kitlesi Yahudiler bunların içinde en çok etkilenen kesim ise kuşkusuz çocuklardır. Elbette sadece savaş zamanları değil mutlu olmayı hak eden çocuklar hep mutsuz oldu ,etkilendi ,öldü...İnsanın mantığı almasa da insanlık tarihi boyunca yetişkin insanlar şu veya bu şekilde karar vermiş cezasını ise çocuklar çekmiştir. Bu kararların çoğu tahmin ettiğiniz gibi savaştır... 
Kitabın son paragrafında;
"Elbette tüm bunlar çok uzun zaman önce oldu ve böyle bir şey bir daha asla olamaz. Bu zamanda ve bu çağda tabii ki..." bu iki cümle geçmektedir. Ne kadar ironik değil mi? Özellille şu cümle "böyle bir şey bir daha asla olamaz"...

Sizinde bildiğiniz gibi 2018'in yaşandığı şu anda da bunlar hatta daha ağır derecede olanları yaşanmakta ve yaşatılmaktadır. Ortadoğu, (özellikle, Filistin, suriye ve Irak), Myanmar ve afrika...
Çocuklar hep zulüm ,baskı ,açlık,şiddete mağruz kaldırlar...

Ve kitabın son cümlesine inanmadığımı belirtmek istiyorum. Hatta diyorum ki; DÜNYA DÖNDÜKÇE BU ZULÜM DEVAM EDECEKTİR. ÇOCUKLAR YETİM KALACAK VE ÇOK KEZ DE ÇOCUKLARIN BİZZAT KENDİSİ ÖLECEKTİR. Maalesef bu olacak çünkü bir toprak parçası için çocuklar katledildi ,aç bırakıldı...

Bulutlara bakıp onların üs­tünde zıplamayı ya da pa­muk şeker gibi onlardan kopartıp yemeyi, gökyüzüne baktığınızda ayın ucunda oturup bacaklarınızı sallamayı düşünmek size çok mu uçuk geliyor? Çocuklar daima yaratıcı fikirlere sahip, her şeyi daha güzel gören ve anı keyifli hale geti­ren dünyanın en masum varlıklarıdır. Çocuklar az şey bilir belki ama o bildikleriy­le yarattıkları müthiş bir dünya vardır. Hırs­tan uzak, tertemiz ve masumiyetle dolu. Bu yüzden çocuklar yaşamalı ... çünkü çocukların her şey rengarenktir, dünya da bunun başında gelir! Hayalleri vardır asla sonu olmayan ve karanlıkları bile aydınlık­lara çıkarabilen…



İçimizdeki çocuğu yaşatmanız ve Dünya üzerinde çocukların üzülmemesi dileği ile ..

Yazarın biyografisi

Adı:
John Boyne
Unvan:
İrlandalı Yazar
Doğum:
Dublin , İrlanda, 30 Nisan 1971
John Boyne 1971’de İrlanda’da doğdu. Edebiyata öyküyle başladı. İki kez İrlanda Kitap Ödülü’nü kazanan, New York Times’ın bestseller listesinde zirveye çıkan, dünyada 5 milyondan fazla satan ve 2008’de filme alınan Çizgili Pijamalı Çocuk (2006) ile birlikte sekiz romanı var. Romanları 42 dile çevrilen John Boyne Dublin’de yaşıyor ve şu anda dokuzuncu romanı üzerinde çalışıyor.

Yazar istatistikleri

  • 185 okur beğendi.
  • 8.984 okur okudu.
  • 197 okur okuyor.
  • 4.370 okur okuyacak.
  • 69 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları