John Fowles

John Fowles

Yazar
8.4/10
2.111 Kişi
·
5,2bin
Okunma
·
390
Beğeni
·
12,4bin
Gösterim
Adı:
John Fowles
Unvan:
İngiliz Roman ve Deneme Yazarı
Doğum:
Essex, İngiltere, 31 Mart 1926
Ölüm:
İngiltere, 5 Kasım 2005
John Robert Fowles, (d. 31 Mart 1926, Essex - ö. 5 Kasım 2005, Lyme Regis) İngiliz roman ve deneme yazarı.

Londra yakınlarındaki Essex, Leigh-on-Sea'de doğdu. Oxford Ünivesitesi'nde gördüğü Fransızca eğitiminin ardından Fransa ve Yunanistan'da öğretmenlik yaptı. İlk romanı olan Koleksiyoncu'nun başarı kazanmasının ardından kendini tamamen yazarlığa adadı.
1968 yılından başlarak İngiltere'nin güneyinde küçük bir liman kasabası olan Lyme Regis'te yaşamını sürdüren ve 1979'da Lyme Regis Müzesi'ne küratör olarak atanan Fowles, 5 Kasım 2005'te ölmüştür.

Postmodern romancıların öncülerinden biri olarak kabul edilen Fowles, yayımlanan ilk eseri The Collector (Koleksiyoncu) ile büyük üne kavuşmuş ve ticari başarı kazanmıştır. Aslında Koleksiyoncu, Fowles'un üzerinde çalışmaya başladığı ilk romanı değildir. 1950'li yılların başında yazımına başladığı Büyücü adlı eseri, Fowles'un üzerinde çalıştığı ilk romandır ve ancak 1965 yılında basılabilmiştir.

Mitolojik öğelere ve Shakespeare'in ünlü oyunu Fırtına'ya çeşitli göndermelerin bulunduğu metafizik bir eğlence treni olarak nitelendirilen Büyücü, Fransız Teğmenin Kadını ile birlikte yazarın en önemli eseri olarak kabul edilir. Fransız Teğmenin Kadını, Harold Pinter'in yazdığı senaryo ile filme de çekilmiş, Karel Reisz yönetimindeki filmin başrollerinde Jeremy Irons ve Meryl Streep oynamıştır. Bu filmin dışında The Collector (1965), The Magus (1968) ve televizyon için The Ebony Tower (1984) adlı eserleri de sinemaya uyarlanmıştır.

Eserlerin birçoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. Roman ve denemelerinin dışında, şiirleri (Poem, 1973), çevirileri (Cinderella, Charles Perrault, 1974), senaryoları, adaptasyonları (Lorenzaccio, 1983--Alfred de Musset'nin bir oyunu) ve editörlük yaptığı çalışmalar (Thomas Hardy's England, Jo Draper) da vardır. Ayrıca yazar hakkında yazılmış eserler de mevcuttur.
Cahillikten ne kadar nefret ediyorum! Caliban'ın cahilliğinden, kendi cahilliğimden, dünyanın cahilliğinden! Ah, öğrenmeyi ne kadar, ne kadar, ne kadar istiyorum. Ağlayabilirim, öylesine çok öğrenme arzusu duyuyorum ki.
John Fowles
Sayfa 168 - Ayrıntı Yayınları
303 syf.
·Beğendi·9/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Yine sahaflardan sıfırını bol çingenelik ve NO SURRENDER mottosuyla sıfır geri vites yaparak (pazarlık elzem şey! kınama kınanacak duruma düşersin ...) üstüne üstlük ikinci el olmasına rağmen çok ucuza kapattığım tabiri caizse zümrütlerden biri oldu bu kitap.. yazarı ve kitabı daha önce duymuş olmama rağmen piknik alanında unutulmuş simide üşüşen obez karıncalar misali sürekli kitap aldığımdan kelli bir türlü sıraya sokup alamamıştım.. "Ve Kitap"tan Baran' ın ısrarları üzerine mırın kırın ettik sonra kurbanlık alır gibi cephe savaşı verip pazarlıkta galip gelerek attık çantamıza kitabı ..tüm bu bahsettiklerim geçen haftasonu oldu.. ancak dün sıraya koyup okumaya başlayabildim ..

hemen belirteyim , incelemelerimi takip edenler bilir ..iyiliğe geçit vermem ..hayatımda değil tabii ki ..edebi eserlerde ve sanatta artı müzikte her daim KARANLIK olandan yanayım ..eleştiriden negativiteden yanayım.. kırlar, kuşlar, sarı sarı papatyalardan bana ne .. hepsinin üzerine katran döksünler .. Kafka'nın da ( babamın oğlu olur kendisi =) ) dediği gibi kitap dediğin seni sarsacak ..zengin kız fakir oğlan ve belediye otobusu ile akşamları yer sofrasında kuru soğan 5 lemesinde bilindik sona ulaşan eserlere gönlümün tüm hatları DİKENLİ TEL çekmiş durumda..bilemiyorum bu konuda sanırım bende de bir anormallik olabilir..belki de dinlediklerimden kaynaklıdır.. her neyse kitaptan bahsedecek olursak benim tabirimle "AYI" gibi güzel .. cidden kötülükler silsilesi .. kitap boyunca sayfalardan katranlar , YAĞDIR MEVLAM GORE diye diye aktı yerlere ..günlerimi karalara boyadı..

Öncelikle Koleksiyonculardan bahsetmem lazım sizlere kitabı özümseyebilmeniz için.. Kendim de #20278297 ( bkz:Japon Yapmış ) incelememde belirttiğim gibi bu gruba mensup insanlardan biriyim .. niçin toplar biriktiririz.. çünkü topladığımız her neyse ona bir TAKINTIMIZ vardır da ondan ..topladığımız şey her neyse ona karşı bir zaafımız vardır..gözümüz görmez ondan başkasını .. bu topladıklarımız kimi zaman kibrit kutusu olur , kimi zaman açık arttırmayla satılan picture lp ler (resimli plaklar) ya da aklınıza getirdiğiniz her hangi bir nesne .. işte kitabımızın kahramanı da bunlardan biri .. kendisi de kelebek toplayanlardan.. ama öncesinde KARADUL AROMALI ANASI kendisini terk edip gittiği için hayatının bir döneminde mavi ekran vermiş.. bünye baskıyı kaldıramayınca barometre çatlamış .. dolayısıyla arkadaşımızın dengeler normalde bozuk.. yıllar yılı naif kişiliğ ile de toplumdan, dolayısıyla hatun kısmı ve sosyal ortamlardan izole olmuş.. bir anlamda çekomastikle yalıtmışlar onu.. sonrasında bu takıntılı kardeşimiz şansa talihe büyük ikramiyeyi cukkalayıp küçük çaplı bir lord olunca dönemin londrasında, daha öncesinde platonik aşkı olan CİMCİME hatunu da "kolleksiyonuna" katmaya karar vermiş..buraya kadar sanırım herşey tamam ?

Velhasıl kelam , psikolojik gerilim kategorisine giren kitap burdan sonrasında başlıyor .. o yüzden pekte spoiler vermiş sayılmam .. anlatım muazzam .. yazarın dili ve olaylar şu sıcak günlerde soğuk karpuz + beyaz peynir etkisi yaptı bünyede.. okudukça satırlar, yokuştan kayarken tornetten düşen ilkokul çocuğunun asfaltta kaşar peyniri gibi rendelenişini yaşattı bana ( çok düştüm iyi bilirim). inanılmaz zevkli ve cidden çok başarılı..kitabın gelişme kısmını HER İKİ TARAFIN ( kurban kız cimcime hatun ve esas oğlan) AĞZINDAN sizlere aktardığı için kıyaslama da yapabiliyorsunuz .. bu da ayrı bir cici opsiyon ..kısacası yazar LOBOTOMY için matkap , çekiç , dikenli tel ve keskiyi ayağınıza kadar getirmiş..gerilim severim diyenler huuuuuuu!!! BUYURUN HALİL İBRAHİM SOFRASINA ...
480 syf.
·6 günde·10/10 puan
Bir sağ kroşe sonra sol ve yine sağ kroşe. Fowles " Fransız Teğmenin Kadını " ile beni nakavt etti.
Evet evet abartmıyorum. Öyle ki son düzlükte oturup kalktım, kalktım oturdum heyecandan okuyamadım. " Delirdim sanırım ben" dedim :) :) İnanılmaz keyif alarak okuduğum, kurguya, karakterlere, yazarın donanımına, üslubuna hayran kaldığım bir kitap oldu benim için.
Edebiyatın en güzel tarafı ters köşe yapmaya şaşırtmaya olan müsaitliği bence, sağ gösterip sol vurma... Fowles kitapta bu yönünü öyle zekice ve ustaca kullanmış ki az önce okuduğum sayfa bir sonraki sayfada ne okuduğumu sorgulattı.
Kitap isminden yola çıkarsanız bir aşk romanı okuyacağınızı düşünürsünüz. Ama asla salt bir aşk romanı değil. Viktorya döneminin en dindar en katı toplumsal kurallarını, sosyal sınıf farklılıklarını, feodal düzenin yerini almaya başlayan hiyerarşik düzeni, kahramanlarına yüklediği karakteristik özelliklerle o kadar muazzam anlatmış ki Fowles bir satırında bile sıkılmadım.
Ama ama ama... Hepsinden çok beni benden alan kadın karakter (Sarah) üzerinden verilen mesajlar. Öyle katı kuralları olan bir dönemde ; baş kaldıran, dik duran, özgüveni yıkılmaz sarsılmaz bir kadın. Kendi tutku ve isteklerini toplumsal değerlerin üstünde tutan, özgürlüğün değerini farketmiş, erkeklerin hiç de vazgeçilmez olmadıklarını anlamış, ben kadınım ve varım diye bağıran bir kadın. Toplumun baskına aldırmayan, sosyal eşitsizliğe boyun eğmeyen, bir adım arkanızda, sağınızda solunuzda değil ayaklarımın üstünde kendi yolumda kendi doğrularımla diyebilmeyi başarmış bu muazzam kadının hikayesi okunmaya fazlaca değer.
Ve Sarah' ın bu cümlelerinin altını çizerken sayfayı yırttım ;

" Olanaksız bir şey için yas tutmayı yasakladım kendime. "
Ben deneyimlemenizi çok isterim.
304 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Kendi tutsağına tutsak olmuş bir koleksiyoncunun hayatını anlatan güzel bir kitap. Yazar eserinde İngiliz muhafazakarlığını bize yansıtması sebebiyle bazı konular kapalı bir üslup ile bize yansıtılmış özellikle cinsellik konusu bunun en önemli örneği. Konusu itibariyle yabancı olmayacağız bir konu ama sonu tahmin edilemez bir şekilde ortaya konulmuş. Özellikle insanın duygularından yoksun bir şekilde davranması göze çarpıyor. Kitapta iki kahramanın ağzından anlatım bulunmakta birine çok sinir olacağız çok açık. Yazıldığı dönemi düşündüğümüzde edebi olarak kaliteli bir roman ortaya çıkmış.
685 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Seneler önce okudum "Büyücü"yü. Hatta ilk başta Ayrıntı Yayınevi baskısını okuyup daha sonra Afa baskını da edinip okumuştum. şimdi kütüphaneme bakıyorum da iki baskı da yok.
beş tane roman deseler bir tanesi kesinlikle büyücü olur benim için. John Fowles'ın kurgu dehası şimdiye kadar okuduğum herkesin önüne geçiyor.
eskiden kitapçı iken kitapları bir kaç cümle ile anlatmaya çalışırdık müşterilere. bu kitap için kullandığım cümlelerin başında şu geliyordu, "Her 5-10 sayfada bir şaşırmaya hazır olun, her bir yalanın yalanla yalanlanacağı bir kitap okuyacaksınız." Umarım bu cümle sizin için spoiler etkisi yaratmaz ama okurken hissettiğim tam olarak buydu.
peki başka ne vardı bu romanda diye sorarsanız. başka ne olmasını isterdiniz diye sormam gerekir o zaman benim de çünkü benim hayal gücümün de bir sınırı var ve John Fowles da bunun çok çok ötesine geçmiş.
304 syf.
Stockholm sendromu... Rehinelerin, kendilerini esir alanların duygularını anlama noktasına gelmeleri ve kendisini rehin alan kişilerle geçirdikleri sürenin sonunda onlara yardımcı olmaya başlaması ve nihai olarak da onlarla özdeşim kurmalarıdır. Kitapla ilgili bir kaç özet okuduğumda aklıma gelen bu sendrom oldu hemen. Erkek kızı kaçırır, kız başta erkekten nefret eder, kaçmak için her yolu dener, hatta onu yaralamaya kadar gider işler. Sonra pişman olur, adamı anlamaya çalışır, onu tanıdıkça sever vs. vs. Ve mutlu son... Onlar erer muradına biz çıkalım kerevetine... Diye düşünürken bambaşka bir kitap okudum.

Kendi halinde, akrabaları tarafından büyütülen, aile kavramını tam olarak bilmeyen, evi ve işi arasında bir hayatı olan, sessiz ve içine kapanık biri kahramanımız. Mahallesinde gördüğü kıza aşık olup onu uzaktan takip ediyor. Kız çok güzel, kendi tabiriyle havalı, kültürlü biri. Ona hiçbir zaman ulaşamayacağını biliyor, bilmesine rağmen sevgisinin her geçen gün artmasına engel olamıyor. Ve bir gün hiç beklemedigi bir şey oluyor, adam parayı buluyor. ikramiyeden kazandığı yüklü parayla artık işini değil olmayacak şeyleri düşünmeye başlıyor.

Yaptığı çalışmalar sonucunda bütün hazırlıklarını tamamlayıp kızı kaçırmaya karar veriyor. Issız bir yerde aldığı evi ona göre düzenleyip kızı kaçırıyor. Kızın kendini o evde en iyi şekilde hissetmesi için önüne her imkanı sunuyor. Prensesler gibi yaşaması için elinden geleni yapıyor tek farkla kızımız tutsak bir prenses...

Mahzende tutuyor, evin üst katlarını serbestçe dolaşmasına izin vermiyor. Ama her istediğini alıyor, onu rahat ettirmek ve kendisini sevmesini sağlamak için her şeyi yapıyor. Peki kız ona aşık oluyor mu hikayenin sonunda? İşte bunu öğrenmek için mutlaka kitabı okumalısınız. Aralarında çok fazla diyalog geçmiyor, en azından adam kendini kıza fazla anlatamıyor. Zaten kızında onun sevgisini görecek hali yok, çünkü geride bırakmak zorunda kaldığı başka birini düşünüyor. Anlatım hem kahramanımız hem de kızın ağzından yapılmış. Olayları ikisinin gözüyle de görüp yarım kalan yerleri,olaylardaki boşlukları rahatlıkla tamamlayabiliyoruz.

Çok bilindik başlayan hikaye hiç tahmin edemeyeceğimiz bir şekilde bitiyor. Kitap bitince insan sorguluyor sevgi bu mu diye. Seven her şeyi yapma hakkına sahip midir? Ya da sırf biri sizi sevdi diye ona karşılık vermek zorunda mısınız? Bir insanın hayatını, özgürlüğünü seviyorum onu diyerek elinden alma hakkınız var mı? Hastalıklı sevgiler, ne barındığı ne de barınmak için uğraştığı yüreğe hayır getiriyor. Ve son söz ne olursa olsun huylu huyundan vazgeçmiyor...

Keyifli okumalar...
304 syf.
·6 günde·9/10 puan
Şizoid Kişilik Bozukluğu olan kişiler başkalarıyla yakın ilişki kurmaktan, toplum içine girmekten çekinirler. Bunların kişilik yapıları duygusal açıdan soğuk, içe dönük, yalnız ve karşısındakilere mesafelidir. Başka insanlarla bir arada olmaktan zevk almazlar. Yalnız yaşamı tercih ederler. Duygularını gizlemeyi seçerler. Sosyal yaşama dahil olmazlar, eğlenmekten kaçınırlar. Onlara en yakın olan kişiler, sadece birinci derece akrabalarıdır. Onların üzüntülerini ve sevinçlerini anlamak zordur. Kendilerini yaşamdan soyutlayarak yaşarlar. Hastalıklı bir ruh halindeki saplantıları olan bir adamın platonik bir aşk hikayesini konu alıyor kitap. 
Bir yerde kendi isteği olmadan tutulan bir tutsak ve diğer yanda kendi benliği içerisindeki birtakım duygularını, isteklerini ve arzularını tutsak etmiş ve yaşanmamışlıklarla hayatını sürdürmeye çalışan başka bir tutsağın öyküsünü okurken, gerçek tutsaklığın ne demek olduğunu kendine göre yorumlar her okur.
Bir insanın çelişkileri, iç çekişleri, kıskançlıkları, sevgi ve aşk tanımı yaşadığınız. Ama kitap tek katmanlı değil bir çok katmanlı. Çünkü yaşadığı dönemin, eğilimlerini, sanat anlayışını, yaşam tarzını da veriyor size. Şizoid kişilik bozukluğu olan bir insanın tüm ruhsal durumunu anlatmış size yazar. Bencil çıkarımları, mantıktan uzak duygusal çöküşlerini görüyorsunuz kelime kelime kitapta.
Farklı iç dünyaları olan iki kişinin aynı ortamdaki mecburi yaşamının; her birinin kendi düşünceleri, hisleri ve kendi iç sesleriyle ele alınması romanın bence farklı olmasını sağlıyor. Ayrıca birbirine yabancı bu iki kişinin kendi aralarındaki konuşmaları sırasında birbirlerindeki farklı yönleri kimi zaman sezgileriyle, kimi zamansa kelimelerle aşikar bir şekilde gözlemlemiş olmaları okura bir bulmaca çözüyormuş duygusu veriyor. 
Bir insanı, bir yeri ya da bir nesneyi gizemli kılan şeyin “giz” olduğu ve saklı şeylerin tükendiği zaman o gizemin tamamen ortadan kalktığı konusu vurgulanmış. İnsanların, bütün şartları değerlendirerek bir duruma tamamen hakim olmak gibi bir yeteneklerinin olmadığı, şartların bir kısmını kusursuz bir şekilde gözden geçirip değerlendirirken, bir veya birkaçının gözden kaçırabileceği gerçeği üzerinde durulmuş bir başka konu.
İki ayrı karakter için iki ayrı dil benimsemiş. İki ayrı tarz demek daha doğru belki de. Sınıfsal farkları ve yeni nesil dediği ucubeyi tariflemiş bu sade anlatımla. Keyifli okumalar.
425 syf.
·Puan vermedi
Kuşkusuz edebiyatın en sevdiğim yönü ters köşe yapmaya müsait muhteviyatıdır.. John Fowles’da Fransız Teğmenin Kadını’nda bu muhteviyatı öyle zekice ve ustaca kullanmışki deyim yerindeyse kitabı bitirdikten sonra da bana sadece ağzı açık kalmak düştü. Kitap İngiltere Victorya Dönemi’nde yaşanan bir aşkı anlatıyor gibi görünse de aslında geniş bir içeriğe sahip. Dönemin Aristokrasisine,Hristiyanlığa,toplum yapısına edebiyatçıların kendilerine has vurucu eleştirileriyle göndermeler yapmış Fowles..Aynı zamanda kitap bir başkaldırı niteliğinde.. Basmakalıp,tekdüze ilerleyen herşeye bunun yanında romanın yapısına da kalemiyle savaş açmış Fowles ve şu ya da bu kurala bağlı kalmadan da dünya çapında bir roman yazılabileceğini göstermiş..Tüm bunların yanı sıra yer yer -evet bu kitabın yazarı benim ve sen de okuyucu olarak yazdıklarıma saygı göstermek zorundasın”diye satır aralarından size sesleniyor yazar..Gerçekten uzun zamandır aradığım tadı yakaladığım,yer yer deneme hissi veren ama gerçek bir roman olma özelliği de taşıyan bir solukta okunabilecek bu eser şiddetle tavsiyemdir.
304 syf.
·5 günde·Beğendi
Sen nasıl bir kitaptın yaaaa Uzun zamandır böyle elimden bırakamadığım bir okuma yapamamıştım. Merak uyandıran, gerilim dolu ama aynı zamanda da alt metinleriyle sorgulatan, düşündüren bir kitap. Ana karakter saplantılı bir adam. Kelebek koleksiyonu yapıyor. Aile konusunda sıkıntılı. Memur ve bir gün parayı buluyor. Daha fazla bir şey söylemeyeyim. Sınıfsal farklılıklar, yaşam, ölüm, sanat, aşk, bağlılık, gerçek sevgi üzerine düşüneceğiniz, akıp giden bir roman.
Ben ilk kez John Fowles okudum. Devamı gelecek kesinlikle. Zaten daha önce aldığım Fransız Teğmenin Kadını vardı elimde. Büyücü’yü de çok merak ediyordum. Siz de ilk olarak Koleksiyoncu ile başlayabilirsiniz.
480 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10 puan
'Viktorya' döneminde geçen, ilgili dönemin tutuculuk ve paranoyaklık derecesinde 'görev' bilinci altında ruhu sıkışmış 'Charles' adlı bir asil(!) İle Tina adında 'görev' kadını ve Sarah adında zincirlerini kırmış bir kadın arasında geçen adı aşk ama türünü tanımlayamadığım nefis bir İngiliz edebiyatı romanı. Yer yer tarihsel bilgiler ile harmanlanmış, yoğun duygusal geçişlerin yaşandığı, okuyucunun tam olarak kendini bir yere koyamadığı bir eser. Yazar sıradışı teknikler kullanmış. Yer yer okuyucunun yerine geçip, onların düşüncelerini yazmış, yer yer bir yazarın yapması gerekenler ile kendi yapmak istediği arasındaki ikilemi anlatmış.
Beni en çok etkileyen ise yazarların kitaptaki karakterleri yarattıktan sonra onları 'özgür' bırakması gerektiğini anlattığı kısım. Burada ciddi bir derinlik var. Spoiler vermemeye özen gösterdiğim için detaylandırmıyorum ama seveceksiniz.
Bence kitaptaki karakterlerin sadece bir tanesini tam olarak özgür kılmış Fowles. O kendi dünyalarını yaşamış, yazar ise sadece kaleme dökmüş.
Kitabın sonları ise herkes için bambaşka. Herkes farklı bir karakteri haklı görebilir ya da yerden yere vurabilir.
Kitabın Darwinci bir yazar tarafından yazıldığını, evrim ile alakalı paragraf aralarında bilgiler verildiğini de ekleyeyim.
Bölümler arasındaki geçişlerdeki sözler ve şiirler ise muhteşem. Benim gibi bir şiir özürlüsü bile beğendi.
Okuyunuz, şiddetle tavsiye edilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
John Fowles
Unvan:
İngiliz Roman ve Deneme Yazarı
Doğum:
Essex, İngiltere, 31 Mart 1926
Ölüm:
İngiltere, 5 Kasım 2005
John Robert Fowles, (d. 31 Mart 1926, Essex - ö. 5 Kasım 2005, Lyme Regis) İngiliz roman ve deneme yazarı.

Londra yakınlarındaki Essex, Leigh-on-Sea'de doğdu. Oxford Ünivesitesi'nde gördüğü Fransızca eğitiminin ardından Fransa ve Yunanistan'da öğretmenlik yaptı. İlk romanı olan Koleksiyoncu'nun başarı kazanmasının ardından kendini tamamen yazarlığa adadı.
1968 yılından başlarak İngiltere'nin güneyinde küçük bir liman kasabası olan Lyme Regis'te yaşamını sürdüren ve 1979'da Lyme Regis Müzesi'ne küratör olarak atanan Fowles, 5 Kasım 2005'te ölmüştür.

Postmodern romancıların öncülerinden biri olarak kabul edilen Fowles, yayımlanan ilk eseri The Collector (Koleksiyoncu) ile büyük üne kavuşmuş ve ticari başarı kazanmıştır. Aslında Koleksiyoncu, Fowles'un üzerinde çalışmaya başladığı ilk romanı değildir. 1950'li yılların başında yazımına başladığı Büyücü adlı eseri, Fowles'un üzerinde çalıştığı ilk romandır ve ancak 1965 yılında basılabilmiştir.

Mitolojik öğelere ve Shakespeare'in ünlü oyunu Fırtına'ya çeşitli göndermelerin bulunduğu metafizik bir eğlence treni olarak nitelendirilen Büyücü, Fransız Teğmenin Kadını ile birlikte yazarın en önemli eseri olarak kabul edilir. Fransız Teğmenin Kadını, Harold Pinter'in yazdığı senaryo ile filme de çekilmiş, Karel Reisz yönetimindeki filmin başrollerinde Jeremy Irons ve Meryl Streep oynamıştır. Bu filmin dışında The Collector (1965), The Magus (1968) ve televizyon için The Ebony Tower (1984) adlı eserleri de sinemaya uyarlanmıştır.

Eserlerin birçoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. Roman ve denemelerinin dışında, şiirleri (Poem, 1973), çevirileri (Cinderella, Charles Perrault, 1974), senaryoları, adaptasyonları (Lorenzaccio, 1983--Alfred de Musset'nin bir oyunu) ve editörlük yaptığı çalışmalar (Thomas Hardy's England, Jo Draper) da vardır. Ayrıca yazar hakkında yazılmış eserler de mevcuttur.

Yazar istatistikleri

  • 390 okur beğendi.
  • 5,2bin okur okudu.
  • 218 okur okuyor.
  • 5,1bin okur okuyacak.
  • 123 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları