John Updike

John Updike

6.4/10
5 Kişi
·
10
Okunma
·
3
Beğeni
·
1.294
Gösterim
Adı:
John Updike
Unvan:
ABD'li Roman / Öykü Yazarı / şair / sanat / Edebiyat Eleştirmeni
Doğum:
18 Mart 1932
Ölüm:
27 Ocak 2009
Updike, dindar, orta sınıf kasaba Amerika'sını anlattığı kitaplarıyla iki defa Pulitzer ödülünü kazandı. Eserlerinde genel olarak tekrarlanan temalar seks, inanç, ölüm ve ilişkiler olarak özetlenebilir.

Yapıtları 1950'lerden itibaren The New Yorker dergisinde yayınlandı. 1 Şubat 2009 tarihinde akciğer kanserinden ölmüştür
İnsanın karşısındakini bakışıyla öldürmesi mümkün müdür?
John Updike
Sayfa 32 - Yapı Kredi Yayınları - 1. Baskı - 1997 - Çeviri: İlknur Özdemir
Özümseme: fethetmenin en sinsi yolu.
John Updike
Sayfa 138 - Yapı Kredi Yayınları - 1. Baskı - 1997 - Çeviri: İlknur Özdemir
Söz konusu olan kendi hayatın ya da ölümün olmayınca öğüt vermek kolaydır.
John Updike
Sayfa 123 - Yapı Kredi Yayınları - 1. Baskı - 1997 - Çeviri: İlknur Özdemir
Kitaplarınız ağlıyorlar ama ortada hiç gözyaşı yok...
John Updike
Sayfa 35 - Yapı Kredi Yayınları - 1. Baskı - 1997 - Çeviri: İlknur Özdemir
Hayat insanın barındığı yere bağlı olan bir şeydir.
John Updike
Sayfa 14 - Yapı Kredi Yayınları - 1. Baskı - 1997 - Çeviri: İlknur Özdemir
Kendini bir kez satarsan, bir daha asla kendine sahip olamazsın.
John Updike
Sayfa 111 - Yapı Kredi Yayınları - 1. Baskı - 1997 - Çeviri: İlknur Özdemir
Dünyada öyle bir keder var ki, Tanrı bu konuda kesinlikle ağzını açmamak konusunda örnek oluşturmuştu.
John Updike
Yapı Kredi Yayınları - 1. Baskı - 1997 - Çeviri: İlknur Özdemir
Waterloo'dan sonra Napolyon'un imzaladığı her antlaşmada imzası hep aşağı doğru gidip kağıdın dışına çıkardı.

Okur notu: Waterloo savaşı Napolyon'un en ezici yenilgisiydi. Kişi caseretini yitirdikten sonra imzasını değil kendi benliğini dahi aşağılara itmeye başlar.
John Updike
Sayfa 24 - Yapı Kredi Yayınları - 1. Baskı - 1997 - Çeviri: İlknur Özdemir
En sıradan bir eylem bile, eğer onu yapan, daha iyisini yapma çabası içine girerse, yaratıcılığa dönüşür.
Çarşaflar ne de gürültülü olabiliyor! - kulağının dibinde haşır huşur eden dalgalar.
Bazen uzak olmak yakın olmaktan evladır. Birine hayranlık duyuyor ve kitaplarını, ona ait olan şeylerin koleksiyonunu yapıyorsunuz. Hatta iş hastalık boyutuna dahi varıyor. Gözünüzde o artık o değildir başkası olup çıkıyor adeta. Sonra hiç ummadığınız bir anınızda karşınıza çıkıyor ve ben geldim diyor. Elli yıldır gözünüzde büyüttüğünüz kişi sizde hayal kırıklığı ve üzüntü yaratıyor. Bir daha asla ne konuşmak istiyorsunuz ne de ona ait bir şey. İnsanoğlu böyle bir şeydir zannımca. Ulaşamadığını ilahlaştırır, büyütüverir gözünde ta ki kişi karşısına düşüne dek.

Okuduğumuz eserde böyle bir hikâye ile başlıyor…

Kitaba konu edilen Henry Bech yazarımızın kurguladığı bir karakterdir. Kendisi dünyaca ünlü bir yazar olarak hikâye edilmiştir. Anti Kahraman bir tavrı vardır. On beş yıldır ara verdiği yazarlık kariyerine “Büyük Düşün’ü” yazıp, bitirerek son vermek istiyordu. Lakin yazma işine bir türlü başlayamıyor, başlamak istese bile cümleler, kelimeler önünde büyüyordu. Karısı Bea “ne olursa olsun günde iki sayfa yaz” diyene kadar.

Büyük Düşün’ün hikâyesi ise daha bir alengirli. Kimin eli kimin cebinde bir kitap. Yazarın demesine göre kurgu, ancak kurgu olmadığı belli. Yazarın hayatına giren kadınların, yazar ile münasebetlerinin anlatıldığı bir kitap.

Bech’in hacı olmak için Kudüs’e gidip, orada Hristiyan ve Yahudi tapınaklarını – kilise, sinagog – yerip camilerin mimarisine hayran kalması benim içimde ufak bir sevinç pıtırcığı yarattı.

Amerika özgürlük ülkesinde kızların on dört yaşlarında bekâret kaybetmesi gibi durum söz konusu. Özellikle hikâyede ismi geçen ikiz kardeşlerin daha o yaşlarda korunma yöntemi olarak “spiral” taktırmalarını aşırı derece de acı buldum. Çiçek asla gonca saldığında koparılmamalı, daha ilerisi daha verimli olacağı zamanlara saklamalı kendini.

Kitap yüz sayfaya kadar beni çok zorladı. Aşırı sıkıcı geçen süre boyunca “ha bitsin” “lütfen bitsin” derken enteresan bir şekilde kitap hoşuma gitmeye başladı. Keza bitirip noktalamışta olduk.

Sözün özü; kitap aman aman okunulası bir kitap değildir. Ancak zamanınız bol ve yazara merakınızda var ise zaman kaybı da değildir. Okunulabilir. Tavsiye konusuna gelince :) Tavsiye edip okurken kulaklarımı çınlatmanızı istemem. Bilirim hikâye edilen konular görecelidir. Kiminin hoşuna gider, kiminin hoşuna gitmez. Lakin bu riski göze alamam. Kitap tavsiye edilesi değil demek daha kolayıma geldi.

Sevgi ile kalın.

Yazarın biyografisi

Adı:
John Updike
Unvan:
ABD'li Roman / Öykü Yazarı / şair / sanat / Edebiyat Eleştirmeni
Doğum:
18 Mart 1932
Ölüm:
27 Ocak 2009
Updike, dindar, orta sınıf kasaba Amerika'sını anlattığı kitaplarıyla iki defa Pulitzer ödülünü kazandı. Eserlerinde genel olarak tekrarlanan temalar seks, inanç, ölüm ve ilişkiler olarak özetlenebilir.

Yapıtları 1950'lerden itibaren The New Yorker dergisinde yayınlandı. 1 Şubat 2009 tarihinde akciğer kanserinden ölmüştür

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 10 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 18 okur okuyacak.