John Kennedy Toole

John Kennedy Toole

Yazar
7.9/10
32 Kişi
·
59
Okunma
·
7
Beğeni
·
933
Gösterim
Adı:
John Kennedy Toole
Unvan:
Abd'li Yazar.
Doğum:
Abd, 1937
Ölüm:
1969
John Kennedy Toole (17 Aralık 1937 – 26 Mart 1969) ABD'li yazar.
Alıklar Birliği (A Confederacy of Dunces) adlı romanı yayınlanamadan intihar eden Toole, ölümünden sonra, 1981 yılında Pulitzer Ödülü'nü kazandı. Kitabın yayıncılar tarafından geri çevrilmesi, yazarın kötü durumda olan ruh sağlığını daha da olumsuz etkilemiş, artan alkol ve ilaç kullanımı ve ağırlaşan depresyonu intiharla sonuçlanmıştı.
Alıklar Birliğin'de yazar adeta modern bir Oblomov ortaya koyuyor. Kitabın kahramanı Ignatus'un modern çağ ile bağdaşmayan, kapitalizme direnen ütopik düşünce ve davranışları üzerinde düşünmeden geçemeyeceksiniz, Eşcinseller ordusu, tembel fabrika işçileriyle devrim.İgnatus yaşadığı başından geçenleri o kadar büyütüyor, içinden çıkılmaz yapıyor ki, insalık felaketiyle karşı karşıyaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Annesi dahil herhangi bir varlığa sevgi duyduğu şüpheli, aşırı bencil. Kitap boyunca hissetiğim en kuvvetli duygu aslında herşeyin sorumlusu olarak annesini gördüğüydü.
Ancak 1980 yılında yayınlanabilen Alıklar Birliği Türkçe dahil 18 dile çevrildi.
Doğa bazen bir aptal yaratır, ama bir züppe her zaman insanın kendi eseridir.
John Kennedy Toole
Sayfa 292 - Kırmızı Kedi Yayınevi
Yaptıkları gizli antlaşmaya 'Aydınlanma' adını veren tüccarlarla şarlatanlar Avrupa'nın denetimini ele geçirmişlerdi. Kıyamet günü yaklaşmıştı, ama insanlığın küllerinden Anka kuşunun filan doğduğu yoktu.
John Kennedy Toole
Sayfa 41 - Kırmızı Kedi Yayınevi, Çevirmen: Püren Özgören
Zencilerin sahip olduğu o güce, beyaz proleteryanın yüreğine korku salma yeteneğine hayranım, (oldukça kişisel bir itiraf olacak, ama) ben de aynı şekilde dehşet salabilmeyi çok isterdim. Bir zenci, salt siyah olduğu için insanları korkutabiliyor, oysa ben aynı sonuca ulaşabilmek için kaşlarımı çatıp sert sert bakmak zorundayım. Belki de zenci olmalıydım. İri ve ürkütücü bir zenci olurdum herhalde; toplu taşıma araçlarında koca baldırımı yaşlı, beyaz bayanların buruşuk kalçalarına yaslar, onlara korku dolu, acı çığlıklar attırırdım. Zenci olsaydım, annem bana iyi bir iş bulmam için baskı yapamazdı; çünkü benim için iyi iş diye bir şey olmazdı. Anneme gelince; yıllardır düşük maaşla hizmetçilik edip durmaktan yıpranmış yaşlı bir zenci olacağı için, her akşam bovling oynayacak gücü bulamazdı kendisinde. Yoksul bir mahalledeki derme çatma bir gecekonduda, hırstan uzak, huzurlu bir yaşam sürer, istenmedğimizi, çabalamanın anlamsız olacağını bilmenin hoşnutluğuyla yaşayıp giderdik.
John Kennedy Toole
Sayfa 141 - Kırmızı Kedi Yayınevi
"Dünyada gerçek bir dâhi varsa, bunu anlamak kolaydır,
çünkü bütün alıklar ona karşı birlik oluştururlar"
...Giysilerin çoğu, beğeni ve inceliğe karşı işlenmiş bir suç sayılabilecek kadar yeni ve pahalıydı. Bir insanın yeni ya da pahalı bir şeye sahip olması, dinbilimden de geometriden de habersiz olduğunun kanıtıydı; o insanın ruhu ile ilgili kuşkular bile uyandırabiliyordu.
"Bu kent çağdaş dünyanın ahlaksızlık başkentiyken polisin beni rahatsız etmekten başka işi yok mu?" Ignatius mağazanın önündeki kalabalığa doğru bağırarak konuşmuştu. "Bu kent kumarbazları, fahişeleri, teşhircileri, İsa karşıtları, alkolikleri, eşcinseller, uyuşturucu bağımlıları, tapınmacıları, sapıkları, açık saçık film oynatıcıları, dolandırıcıları, yaşlı orospuları, kamuya açık yerleri kirletenleri ve sevici kadınlarıyla ünlüdür; hepsi de verdikleri rüşvetlerle gayet güzel korunurlar. Zamanınız varsa sizinle suç sorunun üzerinde derinleşmek isterim, ama sakın beni rahatsız etme hatasına düşmeyin."
Schiller yazabilmek için, masanın üzerinde çürümeye terk ettiği elmaların kokusuna gereksinirdi.
Bir Anti-kahramanın hikayesi. (Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap Listesinde.)
60'lı yılların başında yazılan, yazarının intihar ettiği, geğirmenin gırla gittiği, yellenmenin buna eşlik ettiği, bencilliğin zekayla harmanlandığı, ukalalığın çılgınlıkla dans ettiği bu ilginç romanı sonunda okudum. Romanın baş kahramanı bir yana yan kahramanlar da hayli tuhaf, ilgi çekici, bir o kadar baskın karakterlerdi. Bu kadar farklı insanı yazmayı düşünen bir zekanın, 32 yaşında intihar etmesi ise üzücü.

Baş kahraman Ignatius J. Reilly kişisi okurken ağzına kürekle defalarca vurmak istediğim, yok mu bir polis tutuklayın şunu diye bağırmamak için kendimi zor tuttuğum, gıcık mı gıcık, bir o kadar hazırcevap, yalancı, iftiracı, faydasız, saçma sapan hayalleri olan, bencil, şişman pisliğin teki. (Ağır oldu sanmayın, okuyanlar bilir.) Bu iri yarı karakter girdiği her ortamda insanların başına bir çorap ördü. Kimseye bir faydası olmamasına rağmen, çılgın kişiliğiyle önce insanları birbirine düşürmeye kalktı; haince, iftira atarak, çılgın küfürlerle. Üstelik tek temennisi ''BARIŞ'' idi! Sonra hep masum, kendi halinde insanları zor durumda bıraktı. Koca bir kitap onun yaşadığı her yeri nasıl karıştırdığıyla geçti. O çılgın fikirler, nereden aklına geldi bilmem. Okuyan insan ağzı "o şekli"ni almış, kaşlar havada onun maceralarının peşinde koşuyor. -Sürprizbozan geliyor- Kitabın sonunda hakkettiğini bulacaktı, tam heyecanlanmıştım ki hin zeka yine bir şekilde paçayı sıyırdı.

Ignatius'un zavallı yaşlı anacağızı, 30 yaşına gelmiş bu baş belasına bakmaktan en son kafayı sıyırma noktasına geldi. Hiçbir işe yaramamasına rağmen, kadıncağızın üç kuruşluk keyiflerine sövüp, hakaret eden bu bencil yaratık onunla birlikte benim de gençliğimi aldı götürdü. Kankasıyla iki muhabbet ediyor diye sürekli vır vır konuşan bu evlat, cebine eroin konup polise şikayet etmelik biriydi. Teyzeciğim bence bunu yapabilecek potansiyele sahipti. Ama yazar bu sahneyi uygun görmemiş.

Jones. Ah Jones. Herhalde en sevdiğim karakter buydu. Kitabın yazıldığı dönem zencilere yapılan muamele gerçekten berbattı. Neredeyse yolda yürüseler ''Hey Zenci, gel buraya seni lanet olası pislik, sen napıyosun burada'' denilerek vara yoğa hapse tıkılmaya kalkışılmış. Bir suç bulamayınca da zavallıcıklar serbest bırakılmış ama hep tutuklanma korkusuyla. İşe alınmaları bir dert, alınınca doğru düzgün para verilmemesi ayrı bir dert. Jones bunu kendine has konuşma tarzıyla çok güzel ifade etti. O gözlüklerinin ardında fıldır fıldır dönen gözleri düşündükçe tebessüm ediyorum. Kitaba büyük bir renk katmış.

Zavallı bir Mancuso vardı. Garibim, işi yüzünden girmediği kılık kalmadı. Polis olmak ancak bu kadar zor olabilir. -Sürprizbozan geliyor- Neyse ki sonunda çektiği her şeyi gururla hatırlayacağı o kutlu gün geldi de benim de içim rahatladı.

Diğer karakterlerin de üzerinde bu kadar durursam, düşünmekten 8 saat boyunca bu incelemeyi bitiremem. Olaylar tekrar kafamda canlanıyor sonra. :) Kitabın en büyük eksi özelliği, Türkçe'ye çevrilirken kullanılan şeklin çok itici olması. Bu kesinlikle çevirmenin suçu yahut beceriksizliği değil. Çünkü Püren Özgören iyi bir çevirmen. İlla ki bu tür aksan çevirmeler birebir olmuyor. Bu da okurken itici. Kitabın yazıldığı şekliyle okumak eminim ki çok keyifli olur ve kahkaha attırırdı. Ama 1 puanımı yine kırardım. Çünkü Ignatius beni delirtti.

Bu kitabı okuyun demem, çünkü herkese hitap edeceğini düşünmüyorum. Ben de okumasaydım bir şey kaybetmezmiştim. Ama almış bulundum. Kara mizahı sevenler için oldukça isabetli bir tercih. Keyifli okumalar dilerim.
Baylar! Sizin ilk probleminiz İgnatius ile tanışmamış olmanız!

Hanımlar! Sizin ilk probleminiz ise İgnatius ile tanıştıktan sonra pişman olacak olmanız!

O halde başlıyoruz...! Come On...! İncelemeyi yazarken Amon Amarth’tan harika bir liste yaptım!! Kahvemi aldım ve başlıyorum!!

Efendim yazar ile ilgili kısa bir bilgi verdikten sonra incelemeye hemen geçeceğim. Değişik tarzda bir inceleme yazmamın sebebi, hem kitabımızın hem de karakterlerimizin gereğinden fazla ilginç olmasıdır!! John Kennedy Toole bu romanı daha öncesinden yayınevlerine götürür fakat; hiçbir yayınevi kitabını basmak istemez. Kısacası tünelin karşı tarafında ışık göremediklerini düşünürler.. Yazarın zaten bozuk olan ruh sağlığı, bu geri çevirmelere daha fazla dayanamaz. Alkol, uyuşturucu ve aşırı ilaç kullanımı ile yaşamına son vererek hayata veda eder. Ölümünden sonra yazarın annesi kitabı basması için bir yayınevine götürür ve ısrarla basılmasını ister. Talihin şanssızlığıdır ki, 1980 Yılında yayınlanan roman Pulitzer Ödülüne layık görülür. Bu ödül hayatta olmayan bir yazara ilk defa verilmiştir.

Kısa bir tanıtımın ardından, asıl konuya yani iflah olmaz İgnatius’a geri dönelim.!! Anti Kahramanımıza!! Öncelikle kitabın kapağı bile insanları kitaptan uzak tutabilen bir durum. Neden böyle itici bir kapak tasarımı diyor, kitabı okurken daha çirkin yapsalar yeridir sözcüğü ile değiştiriyorsunuz. :) Kitabın değişik ağız tarzı sizi ilk başta fazlasıyla yoracak. Yarım yamalak telaffuzlarla, Amerika’nın arka sokaklarında kullanılan sokak ağzını yazar çok iyi yakalamış ve kitaba nakletmiş. İlk başta zorlasa da, daha sonra keyif alacağınız bir hal alıyor.

Ignatius, Gargantua ile Don Kişot karışımı bir karakter… Obur, aksi, annesinden nefret ediyor!!! Aynı zamanda da çok seviyor!! Ama annesi ile her zaman kavga içerisinde! Ayrıca sürekli subap sorunu var? Subap mı? Kitabı okuyunuz spoiler yok!! Zaten kitabın belirli bir konusu yok! Konusuz bir film edasında, edebiyatın en garip köşesine geçiyor Ignatius.

Aşk hayatı rezalet! Sex Yok!(+18)! Yiyor, içiyor ve Pis odasında halleniyor! Herkese karşı lanet, arkadaşı yok! Aksi! Ağzı Pis! Annesine Hakeret ediyor! Hiçbir işi beceremiyor.. İş demişken?

Sosis Satmak için çıktığı sokaklarda, “susiç” isteyen insanlara susic vermiyor ve onlara hakaret ediyor! Sokaklarda “susiççi” diye bağırıyor… Arabada ki sosisleri büyük bir iştahla midesine indiriyor! Akşam Sosis arabasını geri götürdüğünde, sosisleri satamadığını, çünkü saldırıya uğradığını söyleyebilecek kadar karaktersiz bir lanet insan Ignatius!!! Efendim nefret dolu, ama yine sevimli bir karakter!!! Nasıl yani diyorsunuz.. Devam edelim…

Eski sevgili ya da bilmem nesi!! Ne olduğu belli olmayan bir Myrna Minkoff’umuz var ki dillere destan.. Ignatius ile mektuplaşmaları ise damağınızda öyle bir tat bırakıyor ki, kopamıyorsunuz! Hakaretlerin bini bin para. Tam bir rezillik! Ignatius’un Bayan Minkoff’a demediğini bırakmadığı, Minkoff’un ise asla altta kalmadığı mektuplar!! Minkoff’un Baylar diye başlayıp, haraketlerle devam mektuplarına, Ignatius’un Sevgili okur diye başlayıp, özlü bir sözü ekleyip saçmalamasıyla devam etmesi sizi kahkaha eşliğinde başka diyarlara götürecek.

Levy Pantolonları hikayesi ise sizi devrimci ama beceriksiz bir Ignatius ile tanıştırıyor!! İşe başlıyor, kendini bir halt sandıyor ve zaten bir işe yaramayan yönetim kadrosunu sözleri ile ele geçiyor, düzen getirmek amacı ile batık bir işletmeyi ayağa kaldırmayı planlıyor. İşçilerin yürürken bile zorlandığı bir ortamda, pis çarşaflara pankart görünümü veriyor ve isyan başlatıyor.. İsyanın sonucu ise kitapta!!

"(...)Küvetten çıkmam senin için neden bu kadar önemli? Anne, seni hiç anlamıyorum. bir ev kadını olarak şu anda yerine getirmen gereken herhangi bir iş yok mu ? Bu sabah koridordaki toz topaklarının neredeyse beysbol topu kadar irileşmiş olduklarını ayrımsadım. Evi temizle. Telefonla konuş. Bir şeyler yap. Uzanıp biraz kestir. Son günlerde epey bitkin görünüyorsun"

"Elbette görünürüm. Zavallı anacığının kalbini kırıyosun. düşüp ölsem ne yaparsın?"

"Bu saçma sapan sohbete katılmayı reddediyorum. istiyorsan tek başına konuşmayı sürdürebilirsin. bana gelince; şimdi bütün dikkatimi bayan minkoff'un mektubundaki yeni sataşmalarda toplamalıyım. "

"artıkın dayanamıyorum, ıgnatius. Bu yakınlarda bi gün beni kalp krizi geçirmiş, mutfakta yerde yatarken bulacaksın. bekle de gör. dünyada yapayalnız kalıcaksın. işte o zaman dizlerinin üstüne çöküp zavallı, sevgili anacığına yaptıkların için tanrı'dan af isteyeceksin. "

İncelemeyi toplamam gerekiyor...! Hemen şu anda!

Anti kahramanımız bir Deadpool değil elbet ama her şeyi birbirine katan, bilge ama cahil, obez ama kabul etmeyen, kötü giyinmesine rağmen, kendince çok şık, Bayan Minkoff'a göre pislik içinde yaşayan, Kendisine göre nezih odasında hayattan mutlu, Levy Pantolonlarına göre İsyan çıkaran, Kendisine göre İşçileri haklarını araması için yüreklendiren bir lider..

Parti kurma ve Polis konularına ise girmiyor, kitabı okumanızı öneriyorum.. Bir çok karakter var ama sığdıramadım buralara... Yazdıkça yazasım geldi... Karakter o kadar kopuk ki, ben bile incelemenin ucunu kaçırdım hayr olsun....!

Efenim, bu aksi manyağı okuyun!! İlk önce kızın, sonra sevin, sonra üzülün... İstediğinizi düşünün. Bu lanet olasıca Ignatius'tan yaka silkeceksiniz...!

Baylar! Kendinize gelin....! Hanımlar İçinizdeki değişik karakteri Myrna Minkoff ile test edin...!

Okuyunuz!!! Tavsiye ediyorum!
Yazarın tek kitabı. Olarak biliyorum. Gerçekten de çok akıcı. Kilolu aykırı zeki ve yaratıcı. Öyle bir yaratıcı ki tüm olayları lehine çevirebiliyor. Okumaktan keyif alınacak. Zavallı ıgnatius başına ne işler açtın
Okumakta zorlandığım ama pesetmediğim için ödüllendirildiğim bir yolculuktu.Önceleri sevmediğim İgnatius,sadece farklı olmaktan başka kusuru ve suçu olmayan biriydi.Çizginin öbür tarafından bakınca;suç ve kusur neydi?sorusunu sordurtan John kennedy toole'e hayran oldum.intihar etmiş olması içimi burktu...
Okuduğum en eğlenceli kitaplardan biri. Çok farklı ama bir o kadar da bizden bir karakter karikatürize ediyor yazar. Tembel, yarı deli ama kendince kurnaz. Yeri geliyor hiç çalışmadığı halde kendini çok iş yapmış gibi gösteriyor, tüm ofisi babasının malı gibi düzenliyor. Yeri geliyor battaniyeden bayrak yapıp isyan çıkarıyor sonra da bir anda sıkılıp bırakıyor ve patronu tutmaya başlıyor. Ama tüm bunlar aslında kendi hayatındaki boşluğu doldurma çabası okurken arada bunu da anlıyorsunuz.

Kitapla ilgili yazım

http://kanvekuller.blogspot.com.tr/...bir-hastalk-mdr.html
Bu kitaba başlamamın nedeni kitabın yazarın sağlığında basılamaması.Yazar genç yaşta intihar edince annesi yayınevlerinin kapısını aşındırıp kitabın basılması için uğraşıyor.Bu uğraşılarının sonunda kitap basılınca 1981 Pulitzer roman ödülünü alıyor.Roman kahramanı İgnatius, Gargantua gibi şişman Oblomov gibi tembel.Ve onlar gibi edebiyat tarihinde yerini alan tanınması gereken bir karakter.Tuhaf giyimli,annesiyle yaşayan, asosyal,aslında kafası çalışan ama çalışmayı sevmeyen
,toplum kurallarını kendi kafasına göre esneten,kapitalizmle yer yer alay eden,
biraz kurnaz,her zorluktan bir şekilde sıyrılan ve subabıyla boğuşan,odasında yazı yazıp bol bol yellenen bir kahraman.Bir yanıyla trajik bir yanıyla kara mizah içeren bir yapıt.Annesi,belalısı polis,sevgilisi anarşist Myrna,..Kitapta yeralan tüm karakterler ilginizi çekiyor,sıkılmadan okuyorsunuz.518 sayfa başlangıçta gözünüzü korkutabilir ama edebiyat tarihinin bu ilginç kahramanını tanımanızı öneririm.Okuduktan sonra yazar John Kennedy Toole'un intiharının edebiyat adına bir kayıp olduğunu düşüneceksiniz.Tıpkı genç yaşta intihar edip arkasında çok güzel öyküler bırakan Uğur Özakıncı gibi...
Sıkıntılı bir haftada okunan ve o yüzden de yavaş ilerlediğim ama beğendiğim için daha hızlı okumak istediğim bir kitap oldu..
Tavsiye üzerine ilk defa okuduğum bir yazar.
Ahh İgnatius ahhh, bütün protest ve vurdumduymaz yönlerinle nasıl da herkesin yaşamını değiştirdin. Ara ara İgnatius gibi olmayı istedim okurken, en mantıksız dediğin noktalarda bile canının istediği gibi davranışlar sergileyip, beklentileri hep kendi lehine olan bir insan...
Güzel kitap, daha da anlatmadan okuyun derim.
Keyifli okumalar.
Popüler olmayan bu sebeple kıymeti bilinmeyen bir eser. Yazarın genç yaşında intihar etmesinin kitabın değerini etkilediğini düşünmüyorum. Keşke yaşasa ve daha çok roman yazsaymış.
Kitabın kahramanı İgnatius insanı okurken bile çıldırtabilecek bir kapasiteye sahip. Okurken "daha neler" diye sık sık düşünebilirsiniz. Oldukça da eğlenceli.
Bununla birlikte hikayenin bir de anne tarafı var ki romana hüzün katmış. Yazarın bence en büyük başarısı komedi ve hüznü iyi harmanlamış olması.
Olaylar komik ve hüzünlü bir şekilde iç içe ve hızla akıyor ve bir bakmışsınız bitivermiş.
iyi, güzel, alanında özgün bir eser, yazarı intihar etmiş, keşke intihar etmeseydi belki çok daha güzel eserler yazardı, trajedi ile komedi içiçe olmuş, tavsiye ederim.
Kitabı çok sevdim. Kitabın arka kapağında yer alan yazı ilk başta merak uyandırıyor zaten. Yazar genç yaşında intihar ediyor.kitap intiharından 11 sene sonra yayımlanıyor. Ve ödül alıyor . bu kalemi okumak isterdim daha da...

Kitap kara mizah tarzını sevenlere daha çok hitap edecek bir eser. 
Her karakter ve analizleri çok iyi yansıtılmış .. Aynı anda igrenme ve gülme eylemini gerceklestirdigim yerler oldu.
Ana karakter İgnatius çok çarpıcı obur,aksi, tembel, herşeyden hoşnutsuz ve girdiği her yeri toz duman eden biri. Bir karakteri hem sevip hem nefret edebiliyorsunuz..
Kitap adını tamamen yansıtıyor. Toplumsal vurgular ve göndermeler çok yerinde olmuş. 
Bu tarzı sevenlere şiddetle öneririm.

Yazarın biyografisi

Adı:
John Kennedy Toole
Unvan:
Abd'li Yazar.
Doğum:
Abd, 1937
Ölüm:
1969
John Kennedy Toole (17 Aralık 1937 – 26 Mart 1969) ABD'li yazar.
Alıklar Birliği (A Confederacy of Dunces) adlı romanı yayınlanamadan intihar eden Toole, ölümünden sonra, 1981 yılında Pulitzer Ödülü'nü kazandı. Kitabın yayıncılar tarafından geri çevrilmesi, yazarın kötü durumda olan ruh sağlığını daha da olumsuz etkilemiş, artan alkol ve ilaç kullanımı ve ağırlaşan depresyonu intiharla sonuçlanmıştı.
Alıklar Birliğin'de yazar adeta modern bir Oblomov ortaya koyuyor. Kitabın kahramanı Ignatus'un modern çağ ile bağdaşmayan, kapitalizme direnen ütopik düşünce ve davranışları üzerinde düşünmeden geçemeyeceksiniz, Eşcinseller ordusu, tembel fabrika işçileriyle devrim.İgnatus yaşadığı başından geçenleri o kadar büyütüyor, içinden çıkılmaz yapıyor ki, insalık felaketiyle karşı karşıyaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Annesi dahil herhangi bir varlığa sevgi duyduğu şüpheli, aşırı bencil. Kitap boyunca hissetiğim en kuvvetli duygu aslında herşeyin sorumlusu olarak annesini gördüğüydü.
Ancak 1980 yılında yayınlanabilen Alıklar Birliği Türkçe dahil 18 dile çevrildi.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 59 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 82 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.