John Locke

John Locke

Yazar
7.9/10
110 Kişi
·
393
Okunma
·
189
Beğeni
·
9169
Gösterim
Adı:
John Locke
Unvan:
İngiliz Filozof
Doğum:
Wrington-İngiltere, 29 Ağustos 1632
Ölüm:
Essex-İngiltere, 28 Ekim 1704
John Locke, Bristol yakınlarında, Wrington'da doğdu. Kumaş ticareti ile uğraşan bir aileden gelmektedir. Babası ticaretle uğraşmak yerine noterliği tercih etmiştir, ibadetle sadelik isteyen Püriten mezhebinin koyu bir taraftarıydı. Locke'un daha sonra öne sürdüğü öğrenim kuramlarında babasının büyük etkisi sezilir. Locke yüksek öğrenimini Oxford Üniversitesi'nde yaptı, en çok tabiat bilimleriyle tıp okudu. Hayata atıldıktan sonra hem yazar, hem de siyaset adamı olarak çalıştı. Önce Brendenburg Dükalığı'nda İngiliz elçiliği katibi olarak bulundu. İngiltere'ye döndükten sonra da 8 yıl Shaftsbury adında bir İngiliz aristokratının yanında özel hekimlik yaptı. 1683'te Shaftsbury'nin Hollanda'ya kaçmak zorunda kalması üzerine Locke da İngiltere'den ayrıldı. Ancak 1689'da İkinci İngiliz Devrimi Başarı kazanınca İngiltere'ye dönebildi. Ancak daha sonra tekrar Fransa'ya iltica etmek zorunda kaldı.
Devlet, bireyin inandığı gibi yaşamasına müdahale edemez; müdahale edilmesine de müsamaha gösteremez.
John Locke
Sayfa 19 - Liberte Yayınları, Çevirmen: Melih Yürüşen
Devlet, bana göre, sadece kendi sivil çıkarlarını tedarik etmek, korumak ve geliştirmek için teşkil edilmiş bir insan toplumudur.
John Locke
Sayfa 32 - Liberte Yayınları
Eğer bir insan doğru yoldan ayrılırsa, bu onun kendi talihsizliğidir, bu durumun size hiçbir zararı yoktur; bu hayatta yapıp ettiklerinin öteki dünyada onu perişan etmesi beklendiğinden, onu cezalandırmanız gerekmez.
John Locke
Sayfa 40 - Liberte Yayınları
Her insan, bir başkasının selâmetini gerçekleştirebilmek için, istediği miktarda şiddetli tavsiyelerde veya tartışmalarda  bulunabilir.  Fakat  bunda, her çeşit baskı ve zorlamadan sakınılmalıdır. Zorbaca hiçbir şey yapılmamalıdır.
83 syf.
·1 günde·9/10
Günümüz insanı geçmişe göre daha bilinçli, daha eğitimli, daha donanımlı, daha teknolojik, daha modern, daha sosyal, daha, daha, daha… (listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz) Evet günümüzde insanlık ve özellikle toplumumuzun elde ettiği bu tür avantajların yanında hızla kaybettiği bir terim daha var. “HOŞGÖRÜ”

Toplumumuzda Müslümanların-Ateistlere veya diğer dinlere mensup insanlara, Ateist veya diğer dinlere mensup kişilerin-Müslümanlara, Kemalistlerin Anti-Kemalistlere, Anti-Kemalistlerin Kemalistlere, Alevilerin-Sunnilere, Sunnilerin-Alevilere, Türklerin-Kürtlere, Kürtlerin-Türklere, bilmem nelerin bilmem nelere, bilmem nelerin bilmem nelere, vesaire (Bu listeyi de istediğiniz kadar uzatabilirsiniz) hoşgörülü diğer bir deyişle toleranslı olmadıklarına defalarca şahit olmuşsunuzdur.

İzninizle bu sayılan gruplardan bazılarına bazı sorular yöneltmek istiyorum.
Siz ey saygıdeğer Müslüman kardeşler,
-Diğer insanları eleştirirken kendi dininize ait kutsal değerlere ne ölçüde sahip çıktınız?
-Allah’ın emirlerini ne derece yerine getirdiniz?
-Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı kaç kere okuyup anladınız?
-Her gün okuduğunuz sure veya dualarda Allah’a ne söylediğinizi biliyor musunuz?
-Allah’ın emrettiği İslam dininde hoşgörünün varlığından ne derece haberdarsınız?

Siz ey saygıdeğer Ateist kardeşler,
-İnançsızlığınız nedeniyle Müslüman kardeşlerin kutsallarına hangi hakla hakaret ediyorsunuz?
-Özgürlüğün olduğu bu dünyada kılık kıyafetinden, düşüncelerine kadar insanları aşağılamak, hor görmek, yobaz ilan etmek kimi alçaltıyor?
-Ayetlerle dalga geçmek, Peygamber (a.s.) hakkında hakaretvari cümleler sarfetmek ne derece ahlak sınırlarına uyar?
-İslam eğer Müslümanların gelişmesine engel ise siz neden uzaya çıkamadınız? Neden gelişemediniz?

Siz ey Kemalist kardeşler,
-Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için ne yaptınız?
-Eğer Atatürk bugün yaşamış olsaydı bunun hesabını en başta size sormaz mıydı?

Siz ey Kemalizm düşmanı kardeşler,
-Ölmüş bir insanın ardından ve ideolojisine sahip çıkan kişilere yapılan hakaretler, kötü sözler ve saldırılar sizlere ne kazandırıyor?
-Kemalist insanları kafir ilan etmek sizlere günahtan başka ne kazandırıyor?
(Bu soruları da istediğiniz kadar uzatabilirsiniz.)

Şimdi herkese ortak bir soru soralım.
-Hepimizin en az bir tane de olsa ortak yönü yok mu? En azından, ülkemiz bir, bayrağımız bir, dinimiz bir değil mi? (Bunları da istediğiniz kadar uzatın.)

Sonuç itibariyle, ülkemizde ve özellikle bu sitede amaç dışı didişmeleri, hakaret içeren sözcükleri kullanan kişileri ve onlara destek olan güruhu terbiyeye ve sağ duyulu davranmaya davet ediyorum ve herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum. Yazar Hristiyan olduğu için Hristiyanlara yönelik bir eser meydana getirmiş. Müslümanlar, ateistler veya başka dine mensup kişiler buna takılmayıp işin özünü kapmaya çalışsınlar. Ve umarım başta kendim olmak üzere hepimizin kardeş olduğu unutulmasın ve birbirimize karşı saygı ve hoşgörüyü elden bırakmayalım.

Not: Amacım bu incelemede polemik yaratmak değildir. Tabi ki her gruptan istisna kişiler mevcuttur. Lütfen bu soruları gözümüzü kapatıp bir kendimize soralım. Çünkü bu ülke, bu topraklar hepimizin ve Allah muhafaza bu ülkeye bir zeval gelirse gidecek bir yerimiz yok.

Saygılarımla…
83 syf.
"Her birey kendi kişiliğinin ve mülkiyetinin mutlak efendisidir."
John Locke

Gerçekten çok güzel ve önemli bir söz! Ünlem koyduğum için şimdi çoğumuzun aklına 'sinirlenmis' olabileceğim gelmiştir belki de. Bunu dememin sebebi bu konudaki tecrübelerimdir. Unlemin tek kullanılma amacı öfkeyi belirtme olmamasına karşın artık görüyorum ki insanların algısı tamamen buna kaymış durumda. Peki bunun nedeni nedir? Son yıllarda yaşadığımız yogun tedirginlik ve korku halinin düşünmemize ve düşündüklerimizi ifade etmemize ket vurması olabilir mi ve buna bağlı olarak gelişen bizden farklı düşünenlere karşı tahammülsüzlüğümüzün yarattığı ön yargılar? Bence olabilir. İşte John Locke yaklaşık 300 sene öncesinde özgür düşünceyi ve mülkiyeti, hoşgörüyü savunmuş, mutlak gücün Kral'da olduğu bir dünyada ve ülkede "Hukukun bittiği yerde Tiranlik başlar" diye haykırmış büyük bir filozoftur. Böyle insanlar takdire şayan insanlardır.

Locke, bu eserinde adı üstünde zaten hoşgörüyü ele almıştır. Devletin görevlerini ve kilisenin yani dinin görevlerini dile getirerek bu iki kurumun sınırlarını kesin şekilde belirterek ayrılmalari gerektigini öngörmüstür. Ne devlet, dine karışacak ve dinin vecibelerinin nasıl yapılacağı veya yapilmayacagina müdahil olacak ne de din (kilise) siyaset, idare işlerine müdahil olacaktır. Kanaatlere göre değil kamu yararına göre yönetimi esas alan Locke'un fikirlerinin temelinde 'kamu yararı' çok önemli bir yer teşkil etmektedir. Diğer önemli yani ise fikirlerinde aklı ön plana almasıdır. Nitekim doğa yasaları Tanrı'nın işaretleridir ve insan da doğadan gelen bir canlıdır, başlıca görevi de bu yasaları akliyla anlayarak, toplumda herkesin seslendirmese de kabul ettiği sözleşmeyi geliştirmeye çalışarak daha yaşanilir bir toplum olusturmalidir.

Locke'un ateistleri toplum için tehlikeli görmesi ve onların hoşgörülmemesi fikrini devrinin etkisine kapilmasina ve ateizmin henüz ilk belirdigi zamanlar olabileceğinden dolayi insanlarda düzene karşı olma ile özdesletirilmesinden dolayi olduğunu düşünerek üzerinde çok durmuyorum, filozofun bu düşüncesine katilmamakla beraber.

Güzel ve ufuk açıcı bir çalışma, yalnız o devir için değil şu an için de böyle olduğu kanısındayım. Keyifli okumalar.
196 syf.
·13 günde·6/10
Felsefi içerik olarak düşündüğüm fakat daha çok siyasi ve sosyal olaylar üzerinden ilerleyen bir kitap oldu. Ben siyasi içeriklerden haz etmem ama John Locke olunca adım atmak istedim. Machiavelli'nin Prens eserine benziyor fakat onun kadar güzel olmasa da okunabilir bir kitaptır.
254 syf.
·Beğendi·9/10
7 yıl önce okuduğum güzel eserlerden biri. John Lock'un, Eğitim Üzerine ele aldığı konuları, birebir kendi çocuğu üzerinde de denemesi ve bunları not etmesi harkulede idi. Çocukların ileri de saygılı ve sevgili birer birey olması için onlara temelden bunları uygulayarak aşılanması gerektiğini gösteriyordu. Mesala ufak olan çocuk yaramazlık yapıp, diğer aile bireylerini rahatsız ettiğinde babası onun boy seviyesine inip göz göze konuşarak, yaptığının doğru olmadığını eğer ağlamaya devam edecekse boş bir odaya gidip ağlaması bitene kadar orda kalmasını rica etmesi gerçekten çok etkileyiciydi. Senin bizleri rahatsız etme hakkın yok, git ağlamanı başka yerde yap ve bitince yanımıza gel. Çocuklara yerine göre yetişkin birey gibi davranılmasını telkin ediyor. Aile içinde herkes belirlenen kitapları sırayla okuyup, bu kitapları akşam tartışıyorlar, herkesin okudukları yere kadar ne düşündüklerini anlatmalarını istiyordu. Bu örneklemden yola çıkarak eğitim sistemi üzerinde birtakım öneriler öne sürüyor. Özellikle her anne babanın ve adayların bu eseri okumasını tavsiye ederim..
83 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
17. Yy' da yaşamış İngiliz bir düşünür olan John locke, Düşünce özgürlüğünü savunduğu, insan eylemlerini akla göre düzenlemek anlayışını yayan ilk düşünür olduğu için Avrupa'daki aydınlanma ve Akıl Çağı'nın gerçek kurucusu olarak kabul edilir.

Shaftesbury I. Kontu olan Lord Ashley’in önce tıbbî, ardında da özel danışmanlığına getirilir. Lord Ashley krala komplo kurmak suçundan ceza alır ve daha sonra beraat eder ancak beraatının akabinde Hollanda'ya kaçar. Ardından Locke'de gider. Kiliseye karşı yazdığı "Hoşgörü Üstüne Mektup" eserini Mezhep kavgalarından dolayı takibata uğrayan insanlar adına kaleme alır. Eseri Hollanda'da latince olarak yazar. Daha sonra bir dostu tarafından İngilizce'ye çevrilir. Bu mektuplardan dördüncüsünü tamamlayamaz. Kitapta çok güzel ve yerinde analiz ve sorgulamalar mevcut.

Her ne kadar 1648 westphalia barışı imzalansa ve diğer mezheplere kilise (Katolik) tarafından bazı haklar tanınsa da kilisenin aba altından sopa göstermeye devam etmesi böyle bir mektubun yazılma sebebidir. Locke, Kilisenin ve krallıkların medeniyet götürme adı altında diğer halkları nasıl ve neden kıyıma uğrattıklarını da sorgulamıştır eserinde. O dönemi bir nebze de olsa anlayabilmek için etkileyici bir eser.

Kitapla kalın efenim :)
83 syf.
·2 günde·8/10
Kitapçı rafları arasında rastladım bu hazineye. Evrenin enerjisi bu açıdan hep benden yana sanırım, bunun için müteşekkirim doğrusu. Cümleleri çizmekten, "evet ya tam da bu" diye kendi kendime söylenme cümleleri sarfederek, yanımda kim varsa ona "dinle bak şu cümleyi" diyerek taciz ettiğim de oldu. Her kim ki bu kitabı okur ve derse ki "ne var bildiğimiz şeyler" , fena halde yanılır. Evet bugün için bildiğimiz şeyler lâkin bu kitapta dillendirilip yazıya dökülen fikirlerin zamanı 1685. Yani tamıtamına 333 yıl öncesi. Küçük ama dopdolu bir kitap okunmalı
83 syf.
·Puan vermedi
Ünlü İngiliz filozof John Locke hakkında insan zihninin boş bir levhaya benzediğini ve onun doğuştan gelen hiçbir düşünce ve sezgiye sahip olmadığını, insanın deneyimleri ile bu levhayı doldurduğunu savunan "tabula rasa" önermesinin sahibi olduğundan başka hiçbir şey bilmedigimi itiraf etmeliyim. John Locke'un bu eseri ile karşılaştığımda düşünür hakkında artık bir şeyler öğrenmenin zamanı geldiğini düşünerek kitabı tereddütsüz aldım ve bu eserin yazarın ilk basılı eseri olduğunu öğrendigimde tesadüfen de olsa başlangıç için en uygun kitabı seçtigim kanaatine vardım. Bu eser aslında düşünürün Hollanda'da sürgündeyken teolog Philip van Limboorch'a dinsel hoşgörü hakkındaki fikirlerini acıklamak için yazdığı bir mektup. Locke bu mektupta daha sonra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 9. maddede de ifade edilecek olan düşünce, din ve vicdan özgürlügü ile ilgili görüşlere yakın görüşler ileri sürerek bir anlamda bu maddenin fikri öncülüğünü yapıyor. Düşünür özellikle dini hoşgörü üzerinde durarak özetle kendi dönemindeki İngiltere'deki tutumun aksine farklı Hristiyan mezheplerine ya da inanc ekollerine mensup insanların inancları dolayısıyla kovusturmaya uğramaması, onların can ve mal güvenliklerinin sağlanması ve onlara hoşgörülü davranılması gerektigini savunuyor. Çağına göre oldukca ilerici düşünceler ortaya koyan yazar malesef sahip oldugu bir takım önyargılar ve yanlış kabüller dolayısıyla günümüzde bu konuda geçerli olan standartlara ulaşamıyor ve bu yüzden yer yer hayalkırıklığı yaratıyor.
128 syf.
* John Locke ,1623-1704, Aydınlanma Çağı filozoflarından kabul edilir. Okuldaki felsefe derslerinde adını üç beş defa duyup geçiştirdiğim fakat yıllar sonra liberal fikirlerini incelerken hayran kaldığım biridir.

* Döneminin ilerisinde bir düşünce hayatı yaşayan filozofun en tanınmış kitabı İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme'dir ve incelemesini yazdığım bu kitabın da temel fikirlerini içermektedir.

* Bu kitapta ise Locke, boş levhaya benzettiği anlama yetisi kuramıyla açıklamalarına başlar ve insan dilinin oluşumuyla devam eder. Kelimelerin gerçek, somut anlamlarıyla; mecaz ve soyut olan anlamları arasındaki anlayış farkını dile getirir. Kitabın orta kısımlarında bazı kelimelere spesifik olarak odaklanıp onların anlaşılma durumları üzerine örnekler verir.

* Kitabın son kısmı ise başlığa da adını veren "kelimelerin suistimali"dir. Bir tartışma ortamında bilinçli veya bilinçsiz olarak kullanılan kelimelerin yarattığı sorunları irdeler. Tartışma ortamını bozan bu tip suistimal durumlarının çözümüne dair de kendi fikirlerini maddeler halinde verir. Aslında bu çözüm önerileri bugün aklı başında her tartışma moderatörünün kullandığı tekniklerdir.

* Kitap, felsefe okumayı sevenler için birebir. Hem kolay anlaşılır hem de bugün zaten kullanımda olan bazı görüşlerin bundan üç yüz sene önceki şeklini görmek merakınızı arttıracaktır.
83 syf.
·Beğendi·7/10
Liberalizmin kurucu babalarından Locke bireyin otorite kurumlarına karşın özürlük hak ve sınırlarını incelediği, dindar bir insan olmasına karşın bireyin hür iradesine karşın özgürlüğü savunduğu güzide bir eser, muhafazakar kesime karşı önyargıları kırabilecek çok sağlam bir yapıt...
83 syf.
·Beğendi·8/10
Locke'un yaşadığı dönem, 17.yy dönemleri.. Avrupa'da kanlı mezhep savaşları. Özellikle Katolik ve Protestanlar acımazsızca birbirini doğramakta ve köklerini kurutmak istemekte. Locke ise, bu tür farklılıkların doğal olduğunu, bu sebeplerden ötürü savaşılmasını şiddetle eleştirmekte. Eserde yazar; Ateistlerin hor görülmemesini, din ve devlet işlerinin ayrı ellerden yürütülmesi gerektiğinin altını sıklıkla çizer. Bir çok kez dini otorite-siyasi otorite ayrımı üzerinde durur. Şayet ona göre dini otorite, siyasi alana müdahil olur ve bu alanda tahakküm kurarsa, örneğin diyelim ki katoliklerin dini ve ruhani lideri, siyasi anlamda da söz sahibi olursa, diğer dine mensup kimseler için ızdırap dolu bir yaşam gerçekleşecektir. Siyasi otoritenin alanı devlet işleri, bürokratik yapı, yasama ve yürütme faaliyetleri iken, dini otoritenin alanı bundan çok başka olup dünyevi olmayan hususları içerir. Toplumsal hoşgörünün bir kültür olarak yerleşmesini talep eden Locke'un bu eseri şiddetle okunmalı. İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
John Locke
Unvan:
İngiliz Filozof
Doğum:
Wrington-İngiltere, 29 Ağustos 1632
Ölüm:
Essex-İngiltere, 28 Ekim 1704
John Locke, Bristol yakınlarında, Wrington'da doğdu. Kumaş ticareti ile uğraşan bir aileden gelmektedir. Babası ticaretle uğraşmak yerine noterliği tercih etmiştir, ibadetle sadelik isteyen Püriten mezhebinin koyu bir taraftarıydı. Locke'un daha sonra öne sürdüğü öğrenim kuramlarında babasının büyük etkisi sezilir. Locke yüksek öğrenimini Oxford Üniversitesi'nde yaptı, en çok tabiat bilimleriyle tıp okudu. Hayata atıldıktan sonra hem yazar, hem de siyaset adamı olarak çalıştı. Önce Brendenburg Dükalığı'nda İngiliz elçiliği katibi olarak bulundu. İngiltere'ye döndükten sonra da 8 yıl Shaftsbury adında bir İngiliz aristokratının yanında özel hekimlik yaptı. 1683'te Shaftsbury'nin Hollanda'ya kaçmak zorunda kalması üzerine Locke da İngiltere'den ayrıldı. Ancak 1689'da İkinci İngiliz Devrimi Başarı kazanınca İngiltere'ye dönebildi. Ancak daha sonra tekrar Fransa'ya iltica etmek zorunda kaldı.

Yazar istatistikleri

  • 189 okur beğendi.
  • 393 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 647 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları