John Locke

John Locke

Yazar
8.2/10
46 Kişi
·
142
Okunma
·
81
Beğeni
·
5.650
Gösterim
Adı:
John Locke
Unvan:
İngiliz Filozof
Doğum:
Wrington-İngiltere, 29 Ağustos 1632
Ölüm:
Essex-İngiltere, 28 Ekim 1704
John Locke, Bristol yakınlarında, Wrington'da doğdu. Kumaş ticareti ile uğraşan bir aileden gelmektedir. Babası ticaretle uğraşmak yerine noterliği tercih etmiştir, ibadetle sadelik isteyen Püriten mezhebinin koyu bir taraftarıydı. Locke'un daha sonra öne sürdüğü öğrenim kuramlarında babasının büyük etkisi sezilir. Locke yüksek öğrenimini Oxford Üniversitesi'nde yaptı, en çok tabiat bilimleriyle tıp okudu. Hayata atıldıktan sonra hem yazar, hem de siyaset adamı olarak çalıştı. Önce Brendenburg Dükalığı'nda İngiliz elçiliği katibi olarak bulundu. İngiltere'ye döndükten sonra da 8 yıl Shaftsbury adında bir İngiliz aristokratının yanında özel hekimlik yaptı. 1683'te Shaftsbury'nin Hollanda'ya kaçmak zorunda kalması üzerine Locke da İngiltere'den ayrıldı. Ancak 1689'da İkinci İngiliz Devrimi Başarı kazanınca İngiltere'ye dönebildi. Ancak daha sonra tekrar Fransa'ya iltica etmek zorunda kaldı.
Tuhaf , biz insanlar bukalemun gibiyiz. Ahlaki değerlerimizin rengini, çevremizdekilerinkine bakarak seçiyoruz.
Devlet, bana göre, sadece kendi sivil çıkarlarını tedarik etmek, korumak ve geliştirmek için teşkil edilmiş bir insan toplumudur.
John Locke
Sayfa 32 - Liberte Yayınları
Siyasî yönetimin işlerini, din işlerinden kesinlikle ayırt etmeyi ve ikisi arasına âdil sınırlar koymayı bütün her şeyin üzerinde zorunlu buluyorum.
Hiçbir şey tarihten daha öğretici olmadığı gibi, hiçbir şey tarihten daha eğlendirici de değildir.
83 syf.
·1 günde·9/10
Günümüz insanı geçmişe göre daha bilinçli, daha eğitimli, daha donanımlı, daha teknolojik, daha modern, daha sosyal, daha, daha, daha… (listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz) Evet günümüzde insanlık ve özellikle toplumumuzun elde ettiği bu tür avantajların yanında hızla kaybettiği bir terim daha var. “HOŞGÖRÜ”

Toplumumuzda Müslümanların-Ateistlere veya diğer dinlere mensup insanlara, Ateist veya diğer dinlere mensup kişilerin-Müslümanlara, Kemalistlerin Anti-Kemalistlere, Anti-Kemalistlerin Kemalistlere, Alevilerin-Sunnilere, Sunnilerin-Alevilere, Türklerin-Kürtlere, Kürtlerin-Türklere, bilmem nelerin bilmem nelere, bilmem nelerin bilmem nelere, vesaire (Bu listeyi de istediğiniz kadar uzatabilirsiniz) hoşgörülü diğer bir deyişle toleranslı olmadıklarına defalarca şahit olmuşsunuzdur.

İzninizle bu sayılan gruplardan bazılarına bazı sorular yöneltmek istiyorum.
Siz ey saygıdeğer Müslüman kardeşler,
-Diğer insanları eleştirirken kendi dininize ait kutsal değerlere ne ölçüde sahip çıktınız?
-Allah’ın emirlerini ne derece yerine getirdiniz?
-Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı kaç kere okuyup anladınız?
-Her gün okuduğunuz sure veya dualarda Allah’a ne söylediğinizi biliyor musunuz?
-Allah’ın emrettiği İslam dininde hoşgörünün varlığından ne derece haberdarsınız?

Siz ey saygıdeğer Ateist kardeşler,
-İnançsızlığınız nedeniyle Müslüman kardeşlerin kutsallarına hangi hakla hakaret ediyorsunuz?
-Özgürlüğün olduğu bu dünyada kılık kıyafetinden, düşüncelerine kadar insanları aşağılamak, hor görmek, yobaz ilan etmek kimi alçaltıyor?
-Ayetlerle dalga geçmek, Peygamber (a.s.) hakkında hakaretvari cümleler sarfetmek ne derece ahlak sınırlarına uyar?
-İslam eğer Müslümanların gelişmesine engel ise siz neden uzaya çıkamadınız? Neden gelişemediniz?

Siz ey Kemalist kardeşler,
-Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için ne yaptınız?
-Eğer Atatürk bugün yaşamış olsaydı bunun hesabını en başta size sormaz mıydı?

Siz ey Kemalizm düşmanı kardeşler,
-Ölmüş bir insanın ardından ve ideolojisine sahip çıkan kişilere yapılan hakaretler, kötü sözler ve saldırılar sizlere ne kazandırıyor?
-Kemalist insanları kafir ilan etmek sizlere günahtan başka ne kazandırıyor?
(Bu soruları da istediğiniz kadar uzatabilirsiniz.)

Şimdi herkese ortak bir soru soralım.
-Hepimizin en az bir tane de olsa ortak yönü yok mu? En azından, ülkemiz bir, bayrağımız bir, dinimiz bir değil mi? (Bunları da istediğiniz kadar uzatın.)

Sonuç itibariyle, ülkemizde ve özellikle bu sitede amaç dışı didişmeleri, hakaret içeren sözcükleri kullanan kişileri ve onlara destek olan güruhu terbiyeye ve sağ duyulu davranmaya davet ediyorum ve herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum. Yazar Hristiyan olduğu için Hristiyanlara yönelik bir eser meydana getirmiş. Müslümanlar, ateistler veya başka dine mensup kişiler buna takılmayıp işin özünü kapmaya çalışsınlar. Ve umarım başta kendim olmak üzere hepimizin kardeş olduğu unutulmasın ve birbirimize karşı saygı ve hoşgörüyü elden bırakmayalım.

Not: Amacım bu incelemede polemik yaratmak değildir. Tabi ki her gruptan istisna kişiler mevcuttur. Lütfen bu soruları gözümüzü kapatıp bir kendimize soralım. Çünkü bu ülke, bu topraklar hepimizin ve Allah muhafaza bu ülkeye bir zeval gelirse gidecek bir yerimiz yok.

Saygılarımla…
128 syf.
* John Locke ,1623-1704, Aydınlanma Çağı filozoflarından kabul edilir. Okuldaki felsefe derslerinde adını üç beş defa duyup geçiştirdiğim fakat yıllar sonra liberal fikirlerini incelerken hayran kaldığım biridir.

* Döneminin ilerisinde bir düşünce hayatı yaşayan filozofun en tanınmış kitabı İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme'dir ve incelemesini yazdığım bu kitabın da temel fikirlerini içermektedir.

* Bu kitapta ise Locke, boş levhaya benzettiği anlama yetisi kuramıyla açıklamalarına başlar ve insan dilinin oluşumuyla devam eder. Kelimelerin gerçek, somut anlamlarıyla; mecaz ve soyut olan anlamları arasındaki anlayış farkını dile getirir. Kitabın orta kısımlarında bazı kelimelere spesifik olarak odaklanıp onların anlaşılma durumları üzerine örnekler verir.

* Kitabın son kısmı ise başlığa da adını veren "kelimelerin suistimali"dir. Bir tartışma ortamında bilinçli veya bilinçsiz olarak kullanılan kelimelerin yarattığı sorunları irdeler. Tartışma ortamını bozan bu tip suistimal durumlarının çözümüne dair de kendi fikirlerini maddeler halinde verir. Aslında bu çözüm önerileri bugün aklı başında her tartışma moderatörünün kullandığı tekniklerdir.

* Kitap, felsefe okumayı sevenler için birebir. Hem kolay anlaşılır hem de bugün zaten kullanımda olan bazı görüşlerin bundan üç yüz sene önceki şeklini görmek merakınızı arttıracaktır.
83 syf.
·Puan vermedi
Ünlü İngiliz filozof John Locke hakkında insan zihninin boş bir levhaya benzediğini ve onun doğuştan gelen hiçbir düşünce ve sezgiye sahip olmadığını, insanın deneyimleri ile bu levhayı doldurduğunu savunan "tabula rasa" önermesinin sahibi olduğundan başka hiçbir şey bilmedigimi itiraf etmeliyim. John Locke'un bu eseri ile karşılaştığımda düşünür hakkında artık bir şeyler öğrenmenin zamanı geldiğini düşünerek kitabı tereddütsüz aldım ve bu eserin yazarın ilk basılı eseri olduğunu öğrendigimde tesadüfen de olsa başlangıç için en uygun kitabı seçtigim kanaatine vardım. Bu eser aslında düşünürün Hollanda'da sürgündeyken teolog Philip van Limboorch'a dinsel hoşgörü hakkındaki fikirlerini acıklamak için yazdığı bir mektup. Locke bu mektupta daha sonra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 9. maddede de ifade edilecek olan düşünce, din ve vicdan özgürlügü ile ilgili görüşlere yakın görüşler ileri sürerek bir anlamda bu maddenin fikri öncülüğünü yapıyor. Düşünür özellikle dini hoşgörü üzerinde durarak özetle kendi dönemindeki İngiltere'deki tutumun aksine farklı Hristiyan mezheplerine ya da inanc ekollerine mensup insanların inancları dolayısıyla kovusturmaya uğramaması, onların can ve mal güvenliklerinin sağlanması ve onlara hoşgörülü davranılması gerektigini savunuyor. Çağına göre oldukca ilerici düşünceler ortaya koyan yazar malesef sahip oldugu bir takım önyargılar ve yanlış kabüller dolayısıyla günümüzde bu konuda geçerli olan standartlara ulaşamıyor ve bu yüzden yer yer hayalkırıklığı yaratıyor.
83 syf.
·Beğendi·8/10
Locke'un yaşadığı dönem, 17.yy dönemleri.. Avrupa'da kanlı mezhep savaşları. Özellikle Katolik ve Protestanlar acımazsızca birbirini doğramakta ve köklerini kurutmak istemekte. Locke ise, bu tür farklılıkların doğal olduğunu, bu sebeplerden ötürü savaşılmasını şiddetle eleştirmekte. Eserde yazar; Ateistlerin hor görülmemesini, din ve devlet işlerinin ayrı ellerden yürütülmesi gerektiğinin altını sıklıkla çizer. Bir çok kez dini otorite-siyasi otorite ayrımı üzerinde durur. Şayet ona göre dini otorite, siyasi alana müdahil olur ve bu alanda tahakküm kurarsa, örneğin diyelim ki katoliklerin dini ve ruhani lideri, siyasi anlamda da söz sahibi olursa, diğer dine mensup kimseler için ızdırap dolu bir yaşam gerçekleşecektir. Siyasi otoritenin alanı devlet işleri, bürokratik yapı, yasama ve yürütme faaliyetleri iken, dini otoritenin alanı bundan çok başka olup dünyevi olmayan hususları içerir. Toplumsal hoşgörünün bir kültür olarak yerleşmesini talep eden Locke'un bu eseri şiddetle okunmalı. İyi okumalar.
125 syf.
·Puan vermedi
Gerçekten kitabın ismini içeriği olarak anlatan,aslında hayatımızda ne kadar yanlış kelime grupları kullandığımızı ve dağarcığımızda bilmediğimiz yüzlerce kelimeyi yanlış anlamlarda yanlış yerlerde kullanmamızdan söz eden bir kitaptır. Dili ağır değildir herkesin okuması gereken konuşurkende yardımcı olacak bir kitaptır
529 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Sade ve anlasilir bir dille yazilmis filozofun en onemli eseri... Zaten felsefe anlasilmayani anlasilir kilmaya calismaktir...Bugünün filozoflari tam tersini yapmakta...Tabula Rasa, emprizm...cok guzel bir cumle vardi..."insanin ideleri dogustan ise neden herkes te tanri idesi yok,bir cocukta veya delide..."

Yazarın biyografisi

Adı:
John Locke
Unvan:
İngiliz Filozof
Doğum:
Wrington-İngiltere, 29 Ağustos 1632
Ölüm:
Essex-İngiltere, 28 Ekim 1704
John Locke, Bristol yakınlarında, Wrington'da doğdu. Kumaş ticareti ile uğraşan bir aileden gelmektedir. Babası ticaretle uğraşmak yerine noterliği tercih etmiştir, ibadetle sadelik isteyen Püriten mezhebinin koyu bir taraftarıydı. Locke'un daha sonra öne sürdüğü öğrenim kuramlarında babasının büyük etkisi sezilir. Locke yüksek öğrenimini Oxford Üniversitesi'nde yaptı, en çok tabiat bilimleriyle tıp okudu. Hayata atıldıktan sonra hem yazar, hem de siyaset adamı olarak çalıştı. Önce Brendenburg Dükalığı'nda İngiliz elçiliği katibi olarak bulundu. İngiltere'ye döndükten sonra da 8 yıl Shaftsbury adında bir İngiliz aristokratının yanında özel hekimlik yaptı. 1683'te Shaftsbury'nin Hollanda'ya kaçmak zorunda kalması üzerine Locke da İngiltere'den ayrıldı. Ancak 1689'da İkinci İngiliz Devrimi Başarı kazanınca İngiltere'ye dönebildi. Ancak daha sonra tekrar Fransa'ya iltica etmek zorunda kaldı.

Yazar istatistikleri

  • 81 okur beğendi.
  • 142 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 217 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları