Jules Verne

Jules Verne

8.2/10
2.787 Kişi
·
13.263
Okunma
·
822
Beğeni
·
16.277
Gösterim
Adı:
Jules Verne
Tam adı:
Jules Gabriel Verne
Unvan:
Fransız Yazar,Gezgin
Doğum:
Nantes, Fransa, 8 Şubat 1828
Ölüm:
Amiens, Fransa, 24 Mart 1905
Jules Gabriel Verne (Fransızca telaffuz: [ʒyl vɛʁn]; d. 8 Şubat 1828 – ö. 24 Mart 1905), Fransız yazar ve gezgin.

Verne, Hugo Gernsback ve H. G. Wells ile genellikle "Bilim kurgunun babası" olarak adlandırılır. Eserlerinde ayrıntılarıyla tarif ettiği buluşlar ve makinaların o sıralarda gelişmekte olan Avrupa sanayisi ve teknolojisine ilham kaynağı olduğu düşünülür. Özellikle uzay, hava taşıtları, denizaltılarhakkında yazmıştır.

Daha çok Denizler Altında Yirmi Bin Fersah (1870), Dünyanın Merkezine Yolculuk (1864) ve Seksen Günde Devr-i Âlem (1873) romanlarıyla tanınır.UNESCO’nun çeviri kitap veritabanına (Index Translationum) göre dünyada en çok çevrilen ikinci bireysel yazardır.

Hayatı

Çocukluğu

8 Şubat 1828’de Fransa'nın Nantes şehrinde doğdu. Varlıklı bir avukat olan Pierre Verne ile eşi Sophie Henriette Allotte de la Fuye’nin beş çocuğundan en büyüğüdür. Kış aylarında yoğun trafikli bir liman şehri olan Nantes’da; yaz aylarında ise Loire Nehri kıyısında yelkenlileri ve gemileri izleyerek geçirdiği çocukluğu, seyahat ve macera üstüne hayallerini ateşledi. 12 yaşında iken tayfalık yapmak üzere bir gemiye binip evden kaçmaya yeltenen Jules Verne’in, babası tarafından yakalanıp gemiden indirildiğinde “bundan sonra yalnız hayal dünyasında seyahat edeceğine“ dair ailesine söz verdiği rivayet edilir Bu hikayenin gerçekliği hakkında şüpheler vardır. Jules Verne'nin deniz ve macera tutkusunu kardeşi Paul de paylaşıyordu; Paul, sonunda bir deniz mühendisi oldu. Jules Verne ise kısa hikayeler ve şiirler yazmaya başladığı yatılı okul döneminin ardından 1846'da babasının işini devam ettirebilmek için hukuk öğrenimi görmek üzere Paris’e gitti.

Gençlik yılları

Jules Verne, Paris'e gittikten sonra kısa sürede hukuk diplomasını aldı ancak bu süre içinde edebiyat hevesinin hukuka ilgisinden daha büyük olduğunu farketti. Amcası aracılığıyla Paris edebiyat çevresi ile tanıştı. Şahsen tanıdığı Victor Hugo, Alexandre Dumas (oğul) gibi yazarların etkisinde tiyatro oyunları kaleme aldı; bohem bir hayat sürdürdü. Baba-mesleğini devam ettirmek yerine tiyatro ve edebiyata yönelmesine kızan babası maddi desteğini kesince geçimini yazarak karşılamak zorunda kaldı.

Yazarlığa, arkadaşı müzisyen Jean Louis Aristide Hignard ile birlikte tiyatro oyunları yazarak başladı. İlk tiyatro eseri 12 Haziran 1850'de sahnelendi. 1852-1855’te bir Paris tiyatrosunda sekreterlik yaptı; komediler, operetler yazdı; kısa hikâyeler kaleme alıp dergilerde yayınlatmaya başladı. Çoğu Paris’te çıkan “Musée des familles” adlı dergide yayınlandı. Amerikalı yazar Edgar Allan Poe'nın eserlerini okuduktan sonra onun büyük bir hayranı olan Verne, Poe etkisinde yazılar üretmeye başladı.

Bir gemi ile dünyayı dolaşmış olan Fransız seyyah Jacques Arago ile dost oldu. Bu dostluk ona, Paris’ten daha geniş ve ilginç dünyalar hakkında yazılar yazması için ilham verdi; Fransa dışına hiç çıkmamış olsa da hayal gücünü kullanarak başka dünyaları anlattı.

Evliliği, borsacılık yılları, ilk seyahatleri

1857’de iki kız çocuğu sahibi bir dul hanım olan Honorine de Viane More ile evlendi. Eşinin borsacı erkek kardeşinin etkisi ile Paris Menkul Kıymetler Borsası’nda brokerlik yapmaya başladı ama edebi çalışmalarına ara vermedi.

1859’da arkadaşı Aristide Hignard ile birlikte ilk defa Fransa’nın dışına çıkarak, Britanya Adaları’nı gezdi. Bu seyahatin notlarını “İskoçya Seyahati” adıyla romanlaştırdı. 1861 yazında aynı arkadaşı ile çıktığı İskandinavya Seyahati, eşinin doğum yaptığı haberinin gelmesi üzerine yarıda kaldı. Jules Verne’in, 5 Ağustos’ta dünyaya gelen oğullarına “Michel” adı verildi.

Balonla Beş Hafta

Verne, borsadaki işine devam ederken yirmiden fazla günlük gazeteyi, her türlü bilimsel yayınları okuyor; astronomi, meteoroloji ve fizyoloji alanlarındaki deneyleri, keşifleri yakından takip ediyor; coğrafya ile ilgileniyordu. Okuduklarına dayanarak o günlerde Avrupalılar için gizemli bir kıta olan Afrika’da balonla yapılan bir seyahat hakkında kitap yazmayı düşündü. O yıl Fransız fotoğrafçıNadar, adını “Dev” koyduğu bir sıcak hava balonu yapmaya çalışıyordu ve bu konu kamuoyunun çok ilgisini çekiyordu. Jules Verne, kitabı üzerinde çalışırken Nadar ile tanıştı; bu ilişki sayesinde romanı için gerekli teknik bilgileri edindi. Yazdığı roman, coğrafi gerçekler, bilimsel buluşlar ve hayal ürünü bir hikayeyi bir araya getiren yeni bir tür roman idi. “Balonla Beş Hafta” adlı bu eseri, daha sonraki çalışmalarında izlediği biçimin temelini oluşturdu.

Yayıncı Hetzel

Yayınlatmaya çalıştığı kitabı çeşitli yayıncılar tarafından reddedilen Jules Verne’in edebi kariyeri yayıncı Pierre Jules Hetzel ile tanıştıktan sonra başladı. “Balonla Beş Hafta”, 1863 yılında Hetzel tarafından yayımlandı ve bir anda büyük başarı kazandı.

Kitabın başarısından sonra borsacılığı bırakıp kendisini tamamen edebi çalışmalara veren Jules Verne, Hetzel ile bir sözleşme yaptı ve yirmi yıl boyunca her yıl iki cilt fenni roman veya daha kısa sürede 40 adet fenni roman yazmayı taahhüt etti. İlk olarak Dünyanın Merkezine Yolculuk (1864), Aya Seyahat (1865), Ayın Etrafında (1870) adlı kitaplarını yayınladı. Kitapçı Hetzel, yazarla yaptığı ilk sözleşmeyi içine daha parlak şartlar koyarak beş defa tekrarladı.

Jules Verne, ömrü boyunca ardı ardına eser vermeyi sürdürdü. Yapıtları arasında Denizler Altında Yirmi Bin Fersah (1870), Bir Gazetecinin Yolculuk Notları (1872), Seksen Günde Devr-i Âlem(1873), Esrarlı Ada (1875), Chancellor Kazazedeleri (1875), Michael Strogoff (1876), 15 Yaşında Bir Kaptan (1878) vardır.

Seyahatleri

Jules Verne, 1859 ve 1861’de arkadaşı Aristide Hignard ile yaptığı ilk yurtdışı seyahatlerinden sonra Nisan 1867’de kardeşi Paul ile birlikte Amerika kıtasına seyahat etti. Verne’nin bu seyahatinin 26 günü gemide geçmişti; sadece sekiz gününde New York’u ve Niagara Şelalesi’ni görebildi. Ancak bu gezisi, “Yüzen Şehir” adlı kitabına “Denizler Altında 20.000 Fersah” adlı romanındaki birçok fikre ilham sağladı.

Yazar, 1872’de eşinin doğduğu şehir olan Amiens’e yerleşti. Kitaplarından elde ettiği kazançla “St. Michel” adını verdikleri bir yat satın aldı ve kendi hayatında da kitaplarındaki gibi maceralar yaşamak üzere yatı ile seyahatlere çıktı. Seyahatleri yeni kitapları için ilham sağladı.

1872’de Londra ve Woolwich, 1871-1873 arasında yayıncısı Hertzel’in davetiyle Manş Adaları’na geziler yaptı, 1876’da İngiltere kıyılarını dolaştı.

1878’de yatı ile uzun bir geziye çıkarak Lizbon, Tanca ve Cebelitarık’ı dolaştı. 1881’de Hollanda, Danimarka, Almanya’yı ziyaret etti.

1884’te yeniden yatıyla Akdeniz gezisine çıkarak Cezayir, Malta, İtalya’yı dolaştı.

1883’te yayımladığı ve mekân olarak Osmanlı topraklarını seçtiği “İnatçı Keraban” adlı kitabındaki detaylı İstanbul tasvirlerinden ötürü yazarın Türkiye’ye de seyahat etmiş olduğu düşünülür ancak bunun da Verne’nin gerçekte hiç Türkiye’de bulunmadığı, bunun da onun hakkındaki efsane ve söylentilerden birisi olduğu söylenir.

Son yılları

1886’da evine döndükten sonra akıl hastası olan yeğeni tarafından vuruldu ve bu nedenle hayatının geri kalanında baston kullanmak zorunda kaldı; tedavi için sürekli uğraştı. 1887’de yayıncısı Hetzel’in ve ardından annesinin ölümü üzerine hayatının karamsar bir dönemine girdi.

1888’de siyasete atılan Jules Verne, Amiens belediye meclisinde görev aldı. Tiyatrolar, okullar ve şehircilik gibi kültürel sorunlarla ilgilendi. 1889’da Belediye Sirkini kurdu. 1892, 1896 ve 1900 dönemlerinde de Meclis üyeliğine yeniden seçildi.

İlerleyen şeker hastalığı sonucu 1902’de kısmen görme yeteneğini kaybeden yazar, 24 Mart 1905’te Amiens’teki evinde hayatını kaybetti. Amiens’te La Madeleine Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Ölümünden iki yıl sonra mezarının başına bir heykeli dikildi. Heykelde Verne, mezarında doğrulmuş, bir elini yıldızlara uzatır biçimde betimlenir.

Eserlerinin Türkçe yayınlanması

Jules Verne eserlerinin Türkçeye çevrilip yayınlanmasının geçmişi 1875 yılını bulur. Harf Devrimi’nden sonra eserleri yeni harflerle tekrar yayımlandı. En önemli Jules Verne çevirmeni, Ferid Namık Hansoy’dur. 1940’larda Jules Verne’in eserlerini çevirmeye başlayan Hansoy, yazarın elli eserini Türkçeye kazandırdı.

Yirminci Yüzyıl'da Paris

Yirminci Yüzyıl'da Paris romanı, kaleme alındıktan 130 yıl sonra yayımlanabilmiş bir eseridir. Verne, bu kitabı 1863 yılında kaleme almış ama yayınıcısı Hertezel, fazla karamsar olduğu gerekçesiyle yayımlamayı reddetmişti. Eserin kaybolduğu sanılan yazması, 1990’da ailesi tarafından eski bir sandıkta bulundu. Eser, 1994 yılında Fransa’da yayımladı ve büyük ilgi gördü.

Bilimkurgu yazarlığı

Jules Vernes ismi, kaynakların çoğunda Hugo Gernsback ve H. G. Wells ile birlikte bilimkurgunun babası olarak anılıyor olsa da öykülerindeki ayrıntıları bilimsel gerçeklere dayanarak kaleme alındığı için Jule Verne’nin bilimkurgu yazarı değil, bilim yazarı veya teknoloji yazarı olarak anılması gerektiği iddia edilir.

Filme alınan eserleri

Verne'nin romanları, pek çok filme esin kaynağı olmuştur. Bunların başlıcaları şunlardır :


A Trip to the Moon (Aya Yolculuk), 1902, Georges Méliès
Vynález zkázy (Jules Verne’in Muhteşem Dünyası), 1958, Karel Zeman
20,000 Leagues Under the Sea (Denizler Altında 20.000 Fersah), 1954, Walt Disney
Journey to the Center of the Earth (Dünyanın Merkezine Seyahat), 1959, Henry Levin
Five Weeks in a Balloon (Balonda Beş Hafta), 1962, Irwin Allen
Aileni hiçbir zaman unutma! Onurlu ve mert bir insan ol! Asla yalan söyleme! Elinden geldiği kadar çok çalış! Senden zayıf olanları da daima koru!
Jules Verne
Sayfa 36 - İş bankası
Goethe'nin bir sözü vardır : "Müzik sıvı mimaridir, mimari ise donmuş müzik."
Hadi bu cümleden bu kitapla tanışmamı sağlamış Hayriye Gül sponsorluğunda Doktor Ox'un Deneyi'ne doğru yol alalım.

Mimari, mimari, mimari... Nedir bu mimari hiç merak edip de bu konuda bir şeyler araştıranınız oldu mu gerçekten? Ya da içinde yaşadığınız o sıkıcı 3+1 tipinde daireler bulunduran apartmanlarınızda hayatlarınızı gayet rutin bir şekilde sürdürmeye devam ediyor musunuz? Bundan yıllar önce Goethe bir şeyler demiş oturduğunuz, baktığınız, deneyimlediğiniz, adım attığınız, dokunduğunuz her yer hakkında... Peki bu cümle size neleri çağrıştırıyor?

Donmuş birçok müziğin içinde yaşıyoruz biz ister kabul edin ister etmeyin. Bu müziğin tarzını ise bizler tasarlıyoruz. Donmuş diyoruz çünkü içinde yatan derin anlamları yine en iyi biz biliyoruz. Etrafınızda gördüğünüz bütün hareketi, bütün dikey uzantıları, bütün balkonları düşünürken Doktor Ox gibi bu milleti nasıl kolay yoldan hasta ederiz de bu sonu gelmeyen rutinliklerinden kurtarırız diyoruz ama imar yönetmeliklerine takılıyoruz. Doktor Ox gibi bir şeyler deniyoruz, sonucu iyi ya da kötü olsun. En azından deniyoruz. Oksijen seviyenizi biraz olsun değiştirelim, o durağanlığınıza bir dinamizm katalım diyoruz ama yine yapamıyoruz. Çünkü bu bir deney ve deneyin baş kahramanları müzik, mimarlık ve insanlar olunca akan suları durduramıyoruz. Sinirleniyoruz. Ox'un da dediği gibi siz insanların üstüne %79 oranda azot ve %29 oranda oksijen yollamak istiyoruz, bir şeylerin toplamının bir seferliğine de olsa 100 etmemesini istiyoruz -belki biraz heyecanlanırsınız da günlük hayatta olup biten muhteşem küçük olaylara karşı tepkilerinizi açığa çıkarırız diye-
ama yine beceremiyoruz.

Müziğe sıvı mimari diyoruz çünkü kulağınıza hoş gelmeyen tarzda müzik dinlemeyi sevmiyorsunuz. Bu sıvılığın ruhunuzda yol almasına izin verdiğiniz ölçüde müziğin mimarisinin de o kadar farkına varacağınızı biliyor musunuz? "Bunu Biliyor Muydunuz?" testi değil bu! Bulunduğu kabın şeklini alan bir toplum var karşımda. Kaplara sığamayıp kendi hayatlarımızı tasarlamamız gerekiyor artık. Bir kere şunda anlaşalım... Herkes kendi hayatının Ox'u olmalı. Çünkü kendi hayatın da bir mimari. Nasıl ki bir kilise, inşa edildiği zamandan beri sayısız farklı tarzda mimariyle oluşturulmuşsa sen de öylesin. Sayısız yere ayak basıp sayısız şekilde müzik dinliyorsun. İrdele! Boş durma! Bu kitabı okumasan bile nereye ayak bastığının farkında ol biraz. O ayağının altında ve etrafında nasıl yaşanmışlıklar olabileceğinin farkında ol. Neyi dinlediğinin farkında ol. İnsan sesi de bir müziktir sonuçta. Kitapta geçen müziklerin insanı delirtmesi gibi bazı insanların sesleri de bizi delirtebilir. Delirme hemen. Dinle sonuna kadar müziği, belki bir black metal parçasından sonra gelen o rahatlatıcı gitar solosudur bazı insanlar?

Bizim Doktor Ox'lara ihtiyacımız var dostum... Mimar Ox'lara, Sanat Tarihçisi Ox'lara, Mühendis Ox'lara, Eczacı Ox'lara ihtiyacımız var. Bizi bu sürekli aynı olan oksijen seviyesinden kurtaracak, bizi bu alışıldık tarzlardan ve 21. yy alışkanlıklarından sıyıracak çeşit çeşit Ox'lara ihtiyacımız var. Gelsinler bir şeyler denesinler bu ülke üzerinde. Onlara bir alan ya da tamamen bir şehir verelim kitapta geçen rutinlik abidesi şehir gibi. Herkes istediği konuda istediği ütopyayı gerçekleştirsin orada. Bir bakalım rutin gözlerle onların yaptığı şeylere. Hiç anlamayalım, bu ne lan diyelim, böyle şey mi olur diyelim, delirelim, biz asırlardır böyle şey görmedik bu yapılamaz diyelim! Ama bir şeyler diyelim yahu, bir şeyler bizde de coşku yaratsın artık. Aynı romandaki şehir gibi mahalledeki kedilere pisi pisi deyince bile bakmıyorlar artık bana! Kedileri de kendimiz gibi yaptık sonunda.
Jules Verne'in o inanılmaz hayal gücüyle yine hayaller alemine bi gittim gittim geldim gündüz gözüyle millet Oscar'ın derdinde ben dünya çocuk klasiklerinin derdinde insanın hayattan beklentileri ne kadar farklı ne kadar değişken ötesinde rengarenk olan mizacımın %50'ni hikayecilerden geri kalan %50 sinide soy ağacımdan aldığım kesin. Ziyadesiyle ben pek beğendim yine ey sevgili okur. :))
Sanıyorum bu kitabı bilmeyenimiz yoktur. Yıllar evvel okuduğum ve tadı hafızamda yer etmiş kitaplardandır. Yalnız aklıma takılan bir şey var, belki siz de fark etmişsinizdir. Ben okuduğumda aslında bilim kurgu olan kitabın teknolojisi epey gerilerde kalmıştı. Yani deniz altı artık boğazda çekirdek çitlerken bile denk geldiğimiz bir şey. Düşünüyorum da, acaba bu kitabın çağdaşı olan okurlar okurken kim bilir ne denli haz almışlardır. Hala etkili olan bu eser o zaman kim bilir nasıl bir hayali yolculuğun kapılarını aralamıştı okurlara?
Ya kitap çok komik :D
Valla çok mutlu oldum bugün. Bu denk geldiğim ikinci güzel kitaptı. Bakalım diğer ikisi nasıl olacak...

Neyse kısa ve güzel bi' inceleme yapmaya çalışacağım.
Başta kitabın kapak resmi hakkında bir şey söylemek istiyorum. Sizce de adamın giyinişi çok güzel değil mi ya :D

Bu tuhaf bi' itiraf olacak ama biliyor musunuz o tarz giyinmeyi çok istiyorum :D
Tabi annem falan memur mu olacaksın yaşlılar giyinir o tarz demişti...

Neyse işte umarım bir gün giyinirim o tarz diyelim :D

Kitabın konusu çok tuhaf ve güzel. Ayriyeten çok komikti bence.
Quiqendone diye bi' şehir varmış (Kitaptan baktım ismine :D )
Bu şehirde insanlar çok uyuz, sakin. Mesela belediye başkanı var, buna danışmanı şey diyor.
"Yangın çıktı napalım?"

Bu da diyor ki "Sıkıntı yok düşünelim." Halbuki 1 haftadır zaten düşünüyorlarmış :D

Sonra mesela polis falan iş yapmıyor neden? Çünkü şehirde kavga çıkmıyor ki :D Herkes sakin.
Bizim çok çalışkan belediye başkanı da 10 yıldır polisi kovmayı düşünüyormuş. Adam her şeyi düşünüyor ama icraat yok :D

Kitap cidden aşırı güzel ya!

Doktor Ox'umuz da şehri aydınlatayım diye kekliyor bizim başkanı tabi.
Sonra da aslında aydınlatma değilmiş amacı. Tüm şehri kobay olarak kullanıyormuş resmen.
Herkes deliriyor falan birbirleriyle kavga ediyorlar :D

Kitap cidden çok komik ya buraya yazarken bile kahkaha atıyorum.

Neyse kitap kesinlikle çok güzel ve çok komik :D

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
KİBİR, RUHUN KANSERİDİR.

Jules Verne, benim çocukluğumu temsil eder. Onunla sevdim ben kitap okumayı. Seksen günde devri alem ise ilk okuduğum kitaptı. Sonra Rus edebiyatı esir alsa da beni Jules Verne'in yeri her zaman özel kaldı.

--SPOİ SPOİ SPOİ--
Master Zacharius, İsviçre'nin Cenevre'sinde nam salmış dünyaca bilinen bir saat ustasıdır. İlgilenenler bilir İsviçre saat denilince ilk akla gelen ülkedir. Romanın gerçekçiliğini araştırmadım ancak Cenevre - Saat ikilisi göz önüne gelince de düşünmüyor değil insan.

--ANLAMSIZ ALAN--
Hiç hayatınızı sorguladınız mı? Ya da durup düşündünüz mü? Şu hayatta yaptığım en iyi şey nedir diye. Çoğumuz sevmediğimiz meslekleri icra ediyoruz. Sevmediğimiz şehirlerde yaşıyoruz. Nefes alıp verirken bile lanetler, küfürler, isyanlar sıralıyoruz. Bir amacımız yoksa hele cehenneme teslim ediyoruz ruhumuzu. Dün ''Loving Vincent'' filmini seyrettim. 800'den fazla tablo yapmış Van Gogh ve sadece birisi satılmış. Sevdiği iş olan ressamlığı yapıp bir yandan da aşık olduğu kadının muhitinde bulunuyor oluşu onu mutlu eder diye düşünüyorum düz mantık. İntihar ettiği gerçeği ile çalkalanıyorum sonra. Kulağını kestiği yetmezmiş gibi. Yani dünya öyle garip bir yer ki, bazen değil çoğu zaman ne yaparsan yap mutluluğu yakalayamıyorsun. Yani yakalasan da bir yere kadar. Gece yükselen yıldız gibi sabahına teslim ediyor ruhunu güneşe. ''Dünyada hiçbir şey hiçlik kadar büyük bir baskı yapmaz insan ruhunda'' sözü geliyor Zweig'in sonra. Beni uzun uzun düşüncelere sevk ediyor bunlar. Resmen varoluşumuz bir hiçliği temsil ediyor. Hayatın bug'ını bulanları kıskanıyorum. En azından uzun bir süre mutlu ya da en önemlisi huzurlu olmayı diliyorum içten içe. İçimde yaşıyoruz ya zaten her şeyi. Artık derdimizin, sıkıntımızın da dostlarımızda bir ederinin olmadığı da aşikar. Neyse.
Bütün bunların kitapla ne alakası var diyenler varsa kitabı okuyunca anlayacak. Master Zacharius yaptığı işte dünyanın en iyisi konumunda. Gün geliyor saatler duruyor. Sattığı onlarca saatle beraber alıcılar aşındırıyor kapıyı. İsyan ediyorlar.

Dünyanın en iyi saatçisinin yaptığı saati alıyorsunuz ve bozuk çıkıyor. Haklılar isyanlarında bir yandan. Usta, saatlerine aşık. Onlarla resmen tinsel bir yakınlık kuruyor. Saatleri bozuldukça sıhhati de sekteye uğruyor. Yataklara düşüyor. Ancak acıdır ki, kibri tutuyor ayakta. İnat edişi hep kibrinden. Öyle bir noktaya geliyor ki Zacharius Usta, ''İnsanoğlu, tanrının dengindendir'' savını savuruyor.

Koskoca ustanın dünya üzerinde tek bir saati kalıyor ayakta. Ruhunu, ününü, kibrini kurtarmanın yolunu ise gidip bu saati almakta buluyor.

Minnacık bir kitaptan değerli dersler çıkardım. Sizin de okumanızı isterim elbet. İyi okumalar...
https://www.youtube.com/watch?v=EFJ7kDva7JE
(Chopin'in bu eseri tam da saat yaparken dinlenilmezmi?) :D
Jules Verne çoğumuzun aklında küçüklük dönemlerimizden dolayı çocuk kitapları kaleme alan bir yazar olarak kalmış ama aslında benim de çok uzun zaman sonra bu eseriyle kendisini hatırlamamla birlikte, bir çok romanının olduğunu da öğrendim. Hatta sanırım bu novella onun en kısa eserlerinden birisi. Yaptığım araştırmalar neticesinde de İthaki yayınlarının Verne'nin eserlerini direkt olarak fransızcadan çevirmesi ve de sadeleştirme yapmaması dolayıısyla daha çok önerilmiş. İş bankası kültür yayınlarında da her ne kadar aşırı olmasa da diğerine oranla biraz daha kısaltılmış sanırım.

Bu yazarı daha çok Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ve Seksen Günde Devr-i Âlem gibi eserleriyle tanıyoruz. Çocukluğumuzun ilgi çekici kitaplarındandı bunlar. Bana da bayağı nostaljik anlar yaşattı :)

İçerikte ise Quiquendone adında hayalı bir şehir yaratmış yazar. Bu öyle bir şehir ki, ne haritalarda adı geçiyor ne de halkı tanınıyor. Bu Flaman halkı o kadar sade, sessiz ve yavaş yaşıyor ki, onların bu uyuşukluğu bir süre sonra size 'yetti gari, az hareketlenin be' deme isteği doğuruyor içinizde :D Bir gün Doktor Ox adında birisinin şehrin aydınlatmasıyla ilgili problemlere maddi oalrakta tamamen kendi üstlenmesiyle yardımcı olacağını belirterek gelmesi ve de bu kisve altında halk üzerinden bir deney yapacak olmasıyla olaylar patlak verir. Belediye başkanı da olaylara duygusal açıdan bakar ve fazla düşünmeden ve irdelemeden kabul eder. Tabii kobay olarak kullanılacakları akıllarının ucundan bile geçmez.

Doktor Ox'un bu deneyi yaparken kuramı şuydu; erdem, cesaret, yetenek, zekâ, hayal gücü gibi nitelik ya da özellikler yalnızca bir oksijen sorununa bağlı olabilir miydi? Ama zamanla kendini kaybedip, bu tabiri caizse uyuşuk ve yavaşlıktan bıkkınlık veren milletin gaza gelmesiyle(hem mecazi hem gerçek anlamda :)) ortaya çıkanlara o da müdahale etmez, izlemeye devam eder. Ayrıca yazar eserde sık sık müzikal terimlere de yer verir. Her ne kadar dipnotlar koysa da bular için, bu kısımlar biraz sizi sıkabilir. Çünkü ben de bir ara ‘ne diyor bu ya’ moduna geçtim. Sanki müzik hakkında hiçbir şey bilmiyormuş gibi hissetmenize neden olabiliyor. Bu noktada yazarın derin bilgilerini de görebiliyorsunuz.

Eser bilim-kurgu tarzında, yer yer trajikomik ögeler içeriyor , sizi gülümsetebiliyor. Büyük beklentiler ile okumayın derim ama genel olarak beğendiğim bir eser oldu. Eğer okumayı düşünürseniz de bulabilirseniz İthaki’den okuyun derim.
Yine son derece keyifli su gibi akıp giden bir hikayeydi pek beğendim kısacık bir zaman diliminde dünyayı gezdim Verne'nin tabiatıdır gezdirmek heyecanlar ve bolca serüvenler yaşatmak kendi adıma yine pek beğendim takdir olunur ki tavsiyemdir. :))
Son derece keyifli bir 15 kişilik Robinson hikayesi olduğunu söylemem gerekiyor neşe içinde geçen okuma merasimim yine suratımda çocuksu bir sırıtışla son buldu. :))
Neil Armstrong'un Ay'a ayak basmasından 104 yıl önce bilim kurgunun babası olarak tabir edilen Jules Verne Ay'a Yolculuk kitabını yazmıştır. Bu kitabın yazıldığı tarih 1865'tir ve Ruslar uzaya gönderilen ilk roket olan Sputnik'i fırlattıkları yıl ise 1957'dir. Evet inanılır gibi değil ama Jules fırlatma rampasını, yakıt tüpünün ayrılmasını Ay'a inişi müthiş derecede bilimsel bir şekilde hayal etmiş ve yazmış. Neil Armstrong'un Ay'a ayak basması tarihin en büyük yalanı veya komplo teorisi olarak bilinir. Oysa Jules'in bu kitabı yazması daha büyük ve sarsılmaz bir gerçektir. Bütün bu olağanüstü kurgu roman tadında olunca çok ilgi çekici bir kitap olmuş. Tüm bilimkurgu severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.
Kitabı birçoğumuz az çok biliyordur. Kitabı okumayanların da filmini seyrettiğini düşünüyorum.

Kitabı okuduktan sonra filmini seyrettim. Filmde sadece karakter isimleri ve ana kurgu kitapla aynı, Kitaptaki bir çok olaya filmde yer verilmemiş. Türklere, Osmanlıya hakaret saydığım bir sahnede mevcut.
Tüm bunlardan sonra kitabına sadık kalmayan bir filmin nasıl sonuç aldığını merak ederek küçük bir araştırma yaptım, sonucunda ise
-Tarihin en zarara uğramış filmi.
bilgisine ulaştım.

Kitabı çok beğendim, yararlı bilgilerle dolu özellikle coğrafya.. Tam metin okumanızı tavsiye ederim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Jules Verne
Tam adı:
Jules Gabriel Verne
Unvan:
Fransız Yazar,Gezgin
Doğum:
Nantes, Fransa, 8 Şubat 1828
Ölüm:
Amiens, Fransa, 24 Mart 1905
Jules Gabriel Verne (Fransızca telaffuz: [ʒyl vɛʁn]; d. 8 Şubat 1828 – ö. 24 Mart 1905), Fransız yazar ve gezgin.

Verne, Hugo Gernsback ve H. G. Wells ile genellikle "Bilim kurgunun babası" olarak adlandırılır. Eserlerinde ayrıntılarıyla tarif ettiği buluşlar ve makinaların o sıralarda gelişmekte olan Avrupa sanayisi ve teknolojisine ilham kaynağı olduğu düşünülür. Özellikle uzay, hava taşıtları, denizaltılarhakkında yazmıştır.

Daha çok Denizler Altında Yirmi Bin Fersah (1870), Dünyanın Merkezine Yolculuk (1864) ve Seksen Günde Devr-i Âlem (1873) romanlarıyla tanınır.UNESCO’nun çeviri kitap veritabanına (Index Translationum) göre dünyada en çok çevrilen ikinci bireysel yazardır.

Hayatı

Çocukluğu

8 Şubat 1828’de Fransa'nın Nantes şehrinde doğdu. Varlıklı bir avukat olan Pierre Verne ile eşi Sophie Henriette Allotte de la Fuye’nin beş çocuğundan en büyüğüdür. Kış aylarında yoğun trafikli bir liman şehri olan Nantes’da; yaz aylarında ise Loire Nehri kıyısında yelkenlileri ve gemileri izleyerek geçirdiği çocukluğu, seyahat ve macera üstüne hayallerini ateşledi. 12 yaşında iken tayfalık yapmak üzere bir gemiye binip evden kaçmaya yeltenen Jules Verne’in, babası tarafından yakalanıp gemiden indirildiğinde “bundan sonra yalnız hayal dünyasında seyahat edeceğine“ dair ailesine söz verdiği rivayet edilir Bu hikayenin gerçekliği hakkında şüpheler vardır. Jules Verne'nin deniz ve macera tutkusunu kardeşi Paul de paylaşıyordu; Paul, sonunda bir deniz mühendisi oldu. Jules Verne ise kısa hikayeler ve şiirler yazmaya başladığı yatılı okul döneminin ardından 1846'da babasının işini devam ettirebilmek için hukuk öğrenimi görmek üzere Paris’e gitti.

Gençlik yılları

Jules Verne, Paris'e gittikten sonra kısa sürede hukuk diplomasını aldı ancak bu süre içinde edebiyat hevesinin hukuka ilgisinden daha büyük olduğunu farketti. Amcası aracılığıyla Paris edebiyat çevresi ile tanıştı. Şahsen tanıdığı Victor Hugo, Alexandre Dumas (oğul) gibi yazarların etkisinde tiyatro oyunları kaleme aldı; bohem bir hayat sürdürdü. Baba-mesleğini devam ettirmek yerine tiyatro ve edebiyata yönelmesine kızan babası maddi desteğini kesince geçimini yazarak karşılamak zorunda kaldı.

Yazarlığa, arkadaşı müzisyen Jean Louis Aristide Hignard ile birlikte tiyatro oyunları yazarak başladı. İlk tiyatro eseri 12 Haziran 1850'de sahnelendi. 1852-1855’te bir Paris tiyatrosunda sekreterlik yaptı; komediler, operetler yazdı; kısa hikâyeler kaleme alıp dergilerde yayınlatmaya başladı. Çoğu Paris’te çıkan “Musée des familles” adlı dergide yayınlandı. Amerikalı yazar Edgar Allan Poe'nın eserlerini okuduktan sonra onun büyük bir hayranı olan Verne, Poe etkisinde yazılar üretmeye başladı.

Bir gemi ile dünyayı dolaşmış olan Fransız seyyah Jacques Arago ile dost oldu. Bu dostluk ona, Paris’ten daha geniş ve ilginç dünyalar hakkında yazılar yazması için ilham verdi; Fransa dışına hiç çıkmamış olsa da hayal gücünü kullanarak başka dünyaları anlattı.

Evliliği, borsacılık yılları, ilk seyahatleri

1857’de iki kız çocuğu sahibi bir dul hanım olan Honorine de Viane More ile evlendi. Eşinin borsacı erkek kardeşinin etkisi ile Paris Menkul Kıymetler Borsası’nda brokerlik yapmaya başladı ama edebi çalışmalarına ara vermedi.

1859’da arkadaşı Aristide Hignard ile birlikte ilk defa Fransa’nın dışına çıkarak, Britanya Adaları’nı gezdi. Bu seyahatin notlarını “İskoçya Seyahati” adıyla romanlaştırdı. 1861 yazında aynı arkadaşı ile çıktığı İskandinavya Seyahati, eşinin doğum yaptığı haberinin gelmesi üzerine yarıda kaldı. Jules Verne’in, 5 Ağustos’ta dünyaya gelen oğullarına “Michel” adı verildi.

Balonla Beş Hafta

Verne, borsadaki işine devam ederken yirmiden fazla günlük gazeteyi, her türlü bilimsel yayınları okuyor; astronomi, meteoroloji ve fizyoloji alanlarındaki deneyleri, keşifleri yakından takip ediyor; coğrafya ile ilgileniyordu. Okuduklarına dayanarak o günlerde Avrupalılar için gizemli bir kıta olan Afrika’da balonla yapılan bir seyahat hakkında kitap yazmayı düşündü. O yıl Fransız fotoğrafçıNadar, adını “Dev” koyduğu bir sıcak hava balonu yapmaya çalışıyordu ve bu konu kamuoyunun çok ilgisini çekiyordu. Jules Verne, kitabı üzerinde çalışırken Nadar ile tanıştı; bu ilişki sayesinde romanı için gerekli teknik bilgileri edindi. Yazdığı roman, coğrafi gerçekler, bilimsel buluşlar ve hayal ürünü bir hikayeyi bir araya getiren yeni bir tür roman idi. “Balonla Beş Hafta” adlı bu eseri, daha sonraki çalışmalarında izlediği biçimin temelini oluşturdu.

Yayıncı Hetzel

Yayınlatmaya çalıştığı kitabı çeşitli yayıncılar tarafından reddedilen Jules Verne’in edebi kariyeri yayıncı Pierre Jules Hetzel ile tanıştıktan sonra başladı. “Balonla Beş Hafta”, 1863 yılında Hetzel tarafından yayımlandı ve bir anda büyük başarı kazandı.

Kitabın başarısından sonra borsacılığı bırakıp kendisini tamamen edebi çalışmalara veren Jules Verne, Hetzel ile bir sözleşme yaptı ve yirmi yıl boyunca her yıl iki cilt fenni roman veya daha kısa sürede 40 adet fenni roman yazmayı taahhüt etti. İlk olarak Dünyanın Merkezine Yolculuk (1864), Aya Seyahat (1865), Ayın Etrafında (1870) adlı kitaplarını yayınladı. Kitapçı Hetzel, yazarla yaptığı ilk sözleşmeyi içine daha parlak şartlar koyarak beş defa tekrarladı.

Jules Verne, ömrü boyunca ardı ardına eser vermeyi sürdürdü. Yapıtları arasında Denizler Altında Yirmi Bin Fersah (1870), Bir Gazetecinin Yolculuk Notları (1872), Seksen Günde Devr-i Âlem(1873), Esrarlı Ada (1875), Chancellor Kazazedeleri (1875), Michael Strogoff (1876), 15 Yaşında Bir Kaptan (1878) vardır.

Seyahatleri

Jules Verne, 1859 ve 1861’de arkadaşı Aristide Hignard ile yaptığı ilk yurtdışı seyahatlerinden sonra Nisan 1867’de kardeşi Paul ile birlikte Amerika kıtasına seyahat etti. Verne’nin bu seyahatinin 26 günü gemide geçmişti; sadece sekiz gününde New York’u ve Niagara Şelalesi’ni görebildi. Ancak bu gezisi, “Yüzen Şehir” adlı kitabına “Denizler Altında 20.000 Fersah” adlı romanındaki birçok fikre ilham sağladı.

Yazar, 1872’de eşinin doğduğu şehir olan Amiens’e yerleşti. Kitaplarından elde ettiği kazançla “St. Michel” adını verdikleri bir yat satın aldı ve kendi hayatında da kitaplarındaki gibi maceralar yaşamak üzere yatı ile seyahatlere çıktı. Seyahatleri yeni kitapları için ilham sağladı.

1872’de Londra ve Woolwich, 1871-1873 arasında yayıncısı Hertzel’in davetiyle Manş Adaları’na geziler yaptı, 1876’da İngiltere kıyılarını dolaştı.

1878’de yatı ile uzun bir geziye çıkarak Lizbon, Tanca ve Cebelitarık’ı dolaştı. 1881’de Hollanda, Danimarka, Almanya’yı ziyaret etti.

1884’te yeniden yatıyla Akdeniz gezisine çıkarak Cezayir, Malta, İtalya’yı dolaştı.

1883’te yayımladığı ve mekân olarak Osmanlı topraklarını seçtiği “İnatçı Keraban” adlı kitabındaki detaylı İstanbul tasvirlerinden ötürü yazarın Türkiye’ye de seyahat etmiş olduğu düşünülür ancak bunun da Verne’nin gerçekte hiç Türkiye’de bulunmadığı, bunun da onun hakkındaki efsane ve söylentilerden birisi olduğu söylenir.

Son yılları

1886’da evine döndükten sonra akıl hastası olan yeğeni tarafından vuruldu ve bu nedenle hayatının geri kalanında baston kullanmak zorunda kaldı; tedavi için sürekli uğraştı. 1887’de yayıncısı Hetzel’in ve ardından annesinin ölümü üzerine hayatının karamsar bir dönemine girdi.

1888’de siyasete atılan Jules Verne, Amiens belediye meclisinde görev aldı. Tiyatrolar, okullar ve şehircilik gibi kültürel sorunlarla ilgilendi. 1889’da Belediye Sirkini kurdu. 1892, 1896 ve 1900 dönemlerinde de Meclis üyeliğine yeniden seçildi.

İlerleyen şeker hastalığı sonucu 1902’de kısmen görme yeteneğini kaybeden yazar, 24 Mart 1905’te Amiens’teki evinde hayatını kaybetti. Amiens’te La Madeleine Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Ölümünden iki yıl sonra mezarının başına bir heykeli dikildi. Heykelde Verne, mezarında doğrulmuş, bir elini yıldızlara uzatır biçimde betimlenir.

Eserlerinin Türkçe yayınlanması

Jules Verne eserlerinin Türkçeye çevrilip yayınlanmasının geçmişi 1875 yılını bulur. Harf Devrimi’nden sonra eserleri yeni harflerle tekrar yayımlandı. En önemli Jules Verne çevirmeni, Ferid Namık Hansoy’dur. 1940’larda Jules Verne’in eserlerini çevirmeye başlayan Hansoy, yazarın elli eserini Türkçeye kazandırdı.

Yirminci Yüzyıl'da Paris

Yirminci Yüzyıl'da Paris romanı, kaleme alındıktan 130 yıl sonra yayımlanabilmiş bir eseridir. Verne, bu kitabı 1863 yılında kaleme almış ama yayınıcısı Hertezel, fazla karamsar olduğu gerekçesiyle yayımlamayı reddetmişti. Eserin kaybolduğu sanılan yazması, 1990’da ailesi tarafından eski bir sandıkta bulundu. Eser, 1994 yılında Fransa’da yayımladı ve büyük ilgi gördü.

Bilimkurgu yazarlığı

Jules Vernes ismi, kaynakların çoğunda Hugo Gernsback ve H. G. Wells ile birlikte bilimkurgunun babası olarak anılıyor olsa da öykülerindeki ayrıntıları bilimsel gerçeklere dayanarak kaleme alındığı için Jule Verne’nin bilimkurgu yazarı değil, bilim yazarı veya teknoloji yazarı olarak anılması gerektiği iddia edilir.

Filme alınan eserleri

Verne'nin romanları, pek çok filme esin kaynağı olmuştur. Bunların başlıcaları şunlardır :


A Trip to the Moon (Aya Yolculuk), 1902, Georges Méliès
Vynález zkázy (Jules Verne’in Muhteşem Dünyası), 1958, Karel Zeman
20,000 Leagues Under the Sea (Denizler Altında 20.000 Fersah), 1954, Walt Disney
Journey to the Center of the Earth (Dünyanın Merkezine Seyahat), 1959, Henry Levin
Five Weeks in a Balloon (Balonda Beş Hafta), 1962, Irwin Allen

Yazar istatistikleri

  • 822 okur beğendi.
  • 13.263 okur okudu.
  • 87 okur okuyor.
  • 4.825 okur okuyacak.
  • 80 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları