Jules Verne

Jules Verne

Yazar
8.0/10
15,6bin Kişi
·
57,6bin
Okunma
·
2.389
Beğeni
·
43,3bin
Gösterim
Adı:
Jules Verne
Tam adı:
Jules Gabriel Verne
Unvan:
Fransız Yazar,Gezgin
Doğum:
Nantes, Fransa, 8 Şubat 1828
Ölüm:
Amiens, Fransa, 24 Mart 1905
Jules Gabriel Verne (Fransızca telaffuz: [ʒyl vɛʁn]; d. 8 Şubat 1828 – ö. 24 Mart 1905), Fransız yazar ve gezgin.

Verne, Hugo Gernsback ve H. G. Wells ile genellikle "Bilim kurgunun babası" olarak adlandırılır. Eserlerinde ayrıntılarıyla tarif ettiği buluşlar ve makinaların o sıralarda gelişmekte olan Avrupa sanayisi ve teknolojisine ilham kaynağı olduğu düşünülür. Özellikle uzay, hava taşıtları, denizaltılarhakkında yazmıştır.

Daha çok Denizler Altında Yirmi Bin Fersah (1870), Dünyanın Merkezine Yolculuk (1864) ve Seksen Günde Devr-i Âlem (1873) romanlarıyla tanınır.UNESCO’nun çeviri kitap veritabanına (Index Translationum) göre dünyada en çok çevrilen ikinci bireysel yazardır.

Hayatı

Çocukluğu

8 Şubat 1828’de Fransa'nın Nantes şehrinde doğdu. Varlıklı bir avukat olan Pierre Verne ile eşi Sophie Henriette Allotte de la Fuye’nin beş çocuğundan en büyüğüdür. Kış aylarında yoğun trafikli bir liman şehri olan Nantes’da; yaz aylarında ise Loire Nehri kıyısında yelkenlileri ve gemileri izleyerek geçirdiği çocukluğu, seyahat ve macera üstüne hayallerini ateşledi. 12 yaşında iken tayfalık yapmak üzere bir gemiye binip evden kaçmaya yeltenen Jules Verne’in, babası tarafından yakalanıp gemiden indirildiğinde “bundan sonra yalnız hayal dünyasında seyahat edeceğine“ dair ailesine söz verdiği rivayet edilir Bu hikayenin gerçekliği hakkında şüpheler vardır. Jules Verne'nin deniz ve macera tutkusunu kardeşi Paul de paylaşıyordu; Paul, sonunda bir deniz mühendisi oldu. Jules Verne ise kısa hikayeler ve şiirler yazmaya başladığı yatılı okul döneminin ardından 1846'da babasının işini devam ettirebilmek için hukuk öğrenimi görmek üzere Paris’e gitti.

Gençlik yılları

Jules Verne, Paris'e gittikten sonra kısa sürede hukuk diplomasını aldı ancak bu süre içinde edebiyat hevesinin hukuka ilgisinden daha büyük olduğunu farketti. Amcası aracılığıyla Paris edebiyat çevresi ile tanıştı. Şahsen tanıdığı Victor Hugo, Alexandre Dumas (oğul) gibi yazarların etkisinde tiyatro oyunları kaleme aldı; bohem bir hayat sürdürdü. Baba-mesleğini devam ettirmek yerine tiyatro ve edebiyata yönelmesine kızan babası maddi desteğini kesince geçimini yazarak karşılamak zorunda kaldı.

Yazarlığa, arkadaşı müzisyen Jean Louis Aristide Hignard ile birlikte tiyatro oyunları yazarak başladı. İlk tiyatro eseri 12 Haziran 1850'de sahnelendi. 1852-1855’te bir Paris tiyatrosunda sekreterlik yaptı; komediler, operetler yazdı; kısa hikâyeler kaleme alıp dergilerde yayınlatmaya başladı. Çoğu Paris’te çıkan “Musée des familles” adlı dergide yayınlandı. Amerikalı yazar Edgar Allan Poe'nın eserlerini okuduktan sonra onun büyük bir hayranı olan Verne, Poe etkisinde yazılar üretmeye başladı.

Bir gemi ile dünyayı dolaşmış olan Fransız seyyah Jacques Arago ile dost oldu. Bu dostluk ona, Paris’ten daha geniş ve ilginç dünyalar hakkında yazılar yazması için ilham verdi; Fransa dışına hiç çıkmamış olsa da hayal gücünü kullanarak başka dünyaları anlattı.

Evliliği, borsacılık yılları, ilk seyahatleri

1857’de iki kız çocuğu sahibi bir dul hanım olan Honorine de Viane More ile evlendi. Eşinin borsacı erkek kardeşinin etkisi ile Paris Menkul Kıymetler Borsası’nda brokerlik yapmaya başladı ama edebi çalışmalarına ara vermedi.

1859’da arkadaşı Aristide Hignard ile birlikte ilk defa Fransa’nın dışına çıkarak, Britanya Adaları’nı gezdi. Bu seyahatin notlarını “İskoçya Seyahati” adıyla romanlaştırdı. 1861 yazında aynı arkadaşı ile çıktığı İskandinavya Seyahati, eşinin doğum yaptığı haberinin gelmesi üzerine yarıda kaldı. Jules Verne’in, 5 Ağustos’ta dünyaya gelen oğullarına “Michel” adı verildi.

Balonla Beş Hafta

Verne, borsadaki işine devam ederken yirmiden fazla günlük gazeteyi, her türlü bilimsel yayınları okuyor; astronomi, meteoroloji ve fizyoloji alanlarındaki deneyleri, keşifleri yakından takip ediyor; coğrafya ile ilgileniyordu. Okuduklarına dayanarak o günlerde Avrupalılar için gizemli bir kıta olan Afrika’da balonla yapılan bir seyahat hakkında kitap yazmayı düşündü. O yıl Fransız fotoğrafçıNadar, adını “Dev” koyduğu bir sıcak hava balonu yapmaya çalışıyordu ve bu konu kamuoyunun çok ilgisini çekiyordu. Jules Verne, kitabı üzerinde çalışırken Nadar ile tanıştı; bu ilişki sayesinde romanı için gerekli teknik bilgileri edindi. Yazdığı roman, coğrafi gerçekler, bilimsel buluşlar ve hayal ürünü bir hikayeyi bir araya getiren yeni bir tür roman idi. “Balonla Beş Hafta” adlı bu eseri, daha sonraki çalışmalarında izlediği biçimin temelini oluşturdu.

Yayıncı Hetzel

Yayınlatmaya çalıştığı kitabı çeşitli yayıncılar tarafından reddedilen Jules Verne’in edebi kariyeri yayıncı Pierre Jules Hetzel ile tanıştıktan sonra başladı. “Balonla Beş Hafta”, 1863 yılında Hetzel tarafından yayımlandı ve bir anda büyük başarı kazandı.

Kitabın başarısından sonra borsacılığı bırakıp kendisini tamamen edebi çalışmalara veren Jules Verne, Hetzel ile bir sözleşme yaptı ve yirmi yıl boyunca her yıl iki cilt fenni roman veya daha kısa sürede 40 adet fenni roman yazmayı taahhüt etti. İlk olarak Dünyanın Merkezine Yolculuk (1864), Aya Seyahat (1865), Ayın Etrafında (1870) adlı kitaplarını yayınladı. Kitapçı Hetzel, yazarla yaptığı ilk sözleşmeyi içine daha parlak şartlar koyarak beş defa tekrarladı.

Jules Verne, ömrü boyunca ardı ardına eser vermeyi sürdürdü. Yapıtları arasında Denizler Altında Yirmi Bin Fersah (1870), Bir Gazetecinin Yolculuk Notları (1872), Seksen Günde Devr-i Âlem(1873), Esrarlı Ada (1875), Chancellor Kazazedeleri (1875), Michael Strogoff (1876), 15 Yaşında Bir Kaptan (1878) vardır.

Seyahatleri

Jules Verne, 1859 ve 1861’de arkadaşı Aristide Hignard ile yaptığı ilk yurtdışı seyahatlerinden sonra Nisan 1867’de kardeşi Paul ile birlikte Amerika kıtasına seyahat etti. Verne’nin bu seyahatinin 26 günü gemide geçmişti; sadece sekiz gününde New York’u ve Niagara Şelalesi’ni görebildi. Ancak bu gezisi, “Yüzen Şehir” adlı kitabına “Denizler Altında 20.000 Fersah” adlı romanındaki birçok fikre ilham sağladı.

Yazar, 1872’de eşinin doğduğu şehir olan Amiens’e yerleşti. Kitaplarından elde ettiği kazançla “St. Michel” adını verdikleri bir yat satın aldı ve kendi hayatında da kitaplarındaki gibi maceralar yaşamak üzere yatı ile seyahatlere çıktı. Seyahatleri yeni kitapları için ilham sağladı.

1872’de Londra ve Woolwich, 1871-1873 arasında yayıncısı Hertzel’in davetiyle Manş Adaları’na geziler yaptı, 1876’da İngiltere kıyılarını dolaştı.

1878’de yatı ile uzun bir geziye çıkarak Lizbon, Tanca ve Cebelitarık’ı dolaştı. 1881’de Hollanda, Danimarka, Almanya’yı ziyaret etti.

1884’te yeniden yatıyla Akdeniz gezisine çıkarak Cezayir, Malta, İtalya’yı dolaştı.

1883’te yayımladığı ve mekân olarak Osmanlı topraklarını seçtiği “İnatçı Keraban” adlı kitabındaki detaylı İstanbul tasvirlerinden ötürü yazarın Türkiye’ye de seyahat etmiş olduğu düşünülür ancak bunun da Verne’nin gerçekte hiç Türkiye’de bulunmadığı, bunun da onun hakkındaki efsane ve söylentilerden birisi olduğu söylenir.

Son yılları

1886’da evine döndükten sonra akıl hastası olan yeğeni tarafından vuruldu ve bu nedenle hayatının geri kalanında baston kullanmak zorunda kaldı; tedavi için sürekli uğraştı. 1887’de yayıncısı Hetzel’in ve ardından annesinin ölümü üzerine hayatının karamsar bir dönemine girdi.

1888’de siyasete atılan Jules Verne, Amiens belediye meclisinde görev aldı. Tiyatrolar, okullar ve şehircilik gibi kültürel sorunlarla ilgilendi. 1889’da Belediye Sirkini kurdu. 1892, 1896 ve 1900 dönemlerinde de Meclis üyeliğine yeniden seçildi.

İlerleyen şeker hastalığı sonucu 1902’de kısmen görme yeteneğini kaybeden yazar, 24 Mart 1905’te Amiens’teki evinde hayatını kaybetti. Amiens’te La Madeleine Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Ölümünden iki yıl sonra mezarının başına bir heykeli dikildi. Heykelde Verne, mezarında doğrulmuş, bir elini yıldızlara uzatır biçimde betimlenir.

Eserlerinin Türkçe yayınlanması

Jules Verne eserlerinin Türkçeye çevrilip yayınlanmasının geçmişi 1875 yılını bulur. Harf Devrimi’nden sonra eserleri yeni harflerle tekrar yayımlandı. En önemli Jules Verne çevirmeni, Ferid Namık Hansoy’dur. 1940’larda Jules Verne’in eserlerini çevirmeye başlayan Hansoy, yazarın elli eserini Türkçeye kazandırdı.

Yirminci Yüzyıl'da Paris

Yirminci Yüzyıl'da Paris romanı, kaleme alındıktan 130 yıl sonra yayımlanabilmiş bir eseridir. Verne, bu kitabı 1863 yılında kaleme almış ama yayınıcısı Hertezel, fazla karamsar olduğu gerekçesiyle yayımlamayı reddetmişti. Eserin kaybolduğu sanılan yazması, 1990’da ailesi tarafından eski bir sandıkta bulundu. Eser, 1994 yılında Fransa’da yayımladı ve büyük ilgi gördü.

Bilimkurgu yazarlığı

Jules Vernes ismi, kaynakların çoğunda Hugo Gernsback ve H. G. Wells ile birlikte bilimkurgunun babası olarak anılıyor olsa da öykülerindeki ayrıntıları bilimsel gerçeklere dayanarak kaleme alındığı için Jule Verne’nin bilimkurgu yazarı değil, bilim yazarı veya teknoloji yazarı olarak anılması gerektiği iddia edilir.

Filme alınan eserleri

Verne'nin romanları, pek çok filme esin kaynağı olmuştur. Bunların başlıcaları şunlardır :


A Trip to the Moon (Aya Yolculuk), 1902, Georges Méliès
Vynález zkázy (Jules Verne’in Muhteşem Dünyası), 1958, Karel Zeman
20,000 Leagues Under the Sea (Denizler Altında 20.000 Fersah), 1954, Walt Disney
Journey to the Center of the Earth (Dünyanın Merkezine Seyahat), 1959, Henry Levin
Five Weeks in a Balloon (Balonda Beş Hafta), 1962, Irwin Allen
96 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Doktor Ox'un Deneyi kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: https://youtu.be/a3ctaLux8B4

Goethe'nin bir sözü vardır : "Müzik sıvı mimaridir, mimari ise donmuş müzik."
Hadi bu cümleden Doktor Ox'un Deneyi'ne doğru yol alalım.

Mimari, mimari, mimari... Nedir bu mimari hiç merak edip de bu konuda bir şeyler araştıranınız oldu mu gerçekten? Ya da içinde yaşadığınız o sıkıcı 3+1 tipinde daireler bulunduran apartmanlarınızda hayatlarınızı gayet rutin bir şekilde sürdürmeye devam ediyor musunuz? Bundan yıllar önce Goethe bir şeyler demiş oturduğunuz, baktığınız, deneyimlediğiniz, adım attığınız, dokunduğunuz her yer hakkında... Peki bu cümle size neleri çağrıştırıyor?

Donmuş birçok müziğin içinde yaşıyoruz biz ister kabul edin ister etmeyin. Bu müziğin tarzını ise bizler tasarlıyoruz. Donmuş diyoruz çünkü içinde yatan derin anlamları yine en iyi biz biliyoruz. Etrafınızda gördüğünüz bütün hareketi, bütün dikey uzantıları, bütün balkonları düşünürken Doktor Ox gibi bu milleti nasıl kolay yoldan hasta ederiz de bu sonu gelmeyen rutinliklerinden kurtarırız diyoruz ama imar yönetmeliklerine takılıyoruz. Doktor Ox gibi bir şeyler deniyoruz, sonucu iyi ya da kötü olsun. En azından deniyoruz. Oksijen seviyenizi biraz olsun değiştirelim, o durağanlığınıza bir dinamizm katalım diyoruz ama yine yapamıyoruz. Çünkü bu bir deney ve deneyin baş kahramanları müzik, mimarlık ve insanlar olunca akan suları durduramıyoruz. Sinirleniyoruz. Ox'un da dediği gibi siz insanların üstüne %79 oranda azot ve %29 oranda oksijen yollamak istiyoruz, bir şeylerin toplamının bir seferliğine de olsa 100 etmemesini istiyoruz -belki biraz heyecanlanırsınız da günlük hayatta olup biten muhteşem küçük olaylara karşı tepkilerinizi açığa çıkarırız diye-
ama yine beceremiyoruz.

Müziğe sıvı mimari diyoruz çünkü kulağınıza hoş gelmeyen tarzda müzik dinlemeyi sevmiyorsunuz. Bu sıvılığın ruhunuzda yol almasına izin verdiğiniz ölçüde müziğin mimarisinin de o kadar farkına varacağınızı biliyor musunuz? "Bunu Biliyor Muydunuz?" testi değil bu! Bulunduğu kabın şeklini alan bir toplum var karşımda. Kaplara sığamayıp kendi hayatlarımızı tasarlamamız gerekiyor artık. Bir kere şunda anlaşalım... Herkes kendi hayatının Ox'u olmalı. Çünkü kendi hayatın da bir mimari. Nasıl ki bir kilise, inşa edildiği zamandan beri sayısız farklı tarzda mimariyle oluşturulmuşsa sen de öylesin. Sayısız yere ayak basıp sayısız şekilde müzik dinliyorsun. İrdele! Boş durma! Bu kitabı okumasan bile nereye ayak bastığının farkında ol biraz. O ayağının altında ve etrafında nasıl yaşanmışlıklar olabileceğinin farkında ol. Neyi dinlediğinin farkında ol. İnsan sesi de bir müziktir sonuçta. Kitapta geçen müziklerin insanı delirtmesi gibi bazı insanların sesleri de bizi delirtebilir. Delirme hemen. Dinle sonuna kadar müziği, belki bir black metal parçasından sonra gelen o rahatlatıcı gitar solosudur bazı insanlar?

Bizim Doktor Ox'lara ihtiyacımız var dostum... Mimar Ox'lara, Sanat Tarihçisi Ox'lara, Mühendis Ox'lara, Eczacı Ox'lara ihtiyacımız var. Bizi bu sürekli aynı olan oksijen seviyesinden kurtaracak, bizi bu alışıldık tarzlardan ve 21. yy alışkanlıklarından sıyıracak çeşit çeşit Ox'lara ihtiyacımız var. Gelsinler bir şeyler denesinler bu ülke üzerinde. Onlara bir alan ya da tamamen bir şehir verelim kitapta geçen rutinlik abidesi şehir gibi. Herkes istediği konuda istediği ütopyayı gerçekleştirsin orada. Bir bakalım rutin gözlerle onların yaptığı şeylere. Hiç anlamayalım, bu ne lan diyelim, böyle şey mi olur diyelim, delirelim, biz asırlardır böyle şey görmedik bu yapılamaz diyelim! Ama bir şeyler diyelim yahu, bir şeyler bizde de coşku yaratsın artık. Aynı romandaki şehir gibi mahalledeki kedilere pisi pisi deyince bile bakmıyorlar artık bana! Kedileri de kendimiz gibi yaptık sonunda.
96 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Fransız yazar Jules Verne yi iyi okuyucuların çoğu bilir. Eserlerinde sıradanlıktan kurtulmanın yolları arar genel itibariyle. Bu kitabında da Doktor Ox ne yapmaya çalışmıştı? Sadece çılgınca bir deney; başka bir şey değil. Satırlar arasında dolaşırken neyin ütopya neyin distopya olduğu hakkında gidip gidip geliyoruz.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
96 syf.
·8/10 puan
Merhabalar Doktor Ox’un Deneyi modern klasikler arasında yer alan kitaplardan çok farklı bir kurgusu vardı ve okurken hayretler içinde kaldım.Yer yer gülümsedim yer yerde düşüncelere daldım.Üslup ise sade ve akıcıydı.Olaylar Quiquendone kentinde geçmektedir ve Doktor Ox aydınlatma projesi bahanesiyle kentin üzerinde deneyler yapar.Kenttekiler yüksek derecede duygu belirtisi bulunmayan ve normal şartlarda öfke,korku ve mutluluk gibi duyguları yoktur.Doktor Ox yüksek dozdaki oksijenin insan üzerindeki deneyi yapmasıyla deney sonucundan sonra herkes farklı karakterlere sahip olur ve hayatları normalden daha da hızlanır.İnsanların iyi ve kötü duygular içindeyken nasıl karar vermesi gerektiğini sorgulatan bir eserdir.
Keyifli Okumalar Dilerim
115 syf.
·Puan vermedi
Dünyanın Merkezine Yolculuk

Alman profesörün bir gün eline runik alfabesiyle yazılmış bir kitap geçer. Kitabın her satırı profesöre bir şifre gibi gelir. Meraklı gözlerle araştırır okudukça anlam bulur ve sonunda kitabın parşömenlerinde bir şifre bulur. Bu şifre: İzlandalı bilim adamı Arne Saknussenum’ e aittir ve bu kişi dünyanın merkezine inen tek insandır.

Şu kelimeler yazar:
"Temmuz gelmeden önce, üstüne Scortoris’ in gölgesi düşen Sneffels Yokul’ un kraterinden aşağıya in. Sen ey cesur yolcu, o zaman dünyanın merkezine inmiş olacaksın. Ben bu yolculuğu yaptım."

Bu şifre üzerine Profesör, durur mu yanına aletler, pusula ve balta alarak yola çıkmaya karar verir. Yeğeni Axel'in ise gönlü amcasını bu yolculuğu, yalnız yapmasına razı olmadığından O da amcasıyla birlikte serüvene katılır.

İzlanda’ ya vardıklarında para karşılığında yanlarına yerli biri olan Hans’ ı da alarak yolculuklarına devam ederler.

Başlarına türlü türlü olaylar gelir. Yolculuklarında susuz kalmaktan tutun, yeraltı denizinde su canavarlarıyla, yaşam ve ölüm arasında büyük bir heyecan yaşarlar.

Yolculuklarında pusulaya bakınca anlarlar ki başladıkları noktaya geri dönmüşlerdir. Bu yüzden tam ümitleri sönmüştür ki o da ne? Yolda bir kayanın üzerinde runik alfabe ile A ve S harflerinin kazındığını görürler. Bunun üzerine profesör ve yeğenin gözleri parlar. Çünkü doğru yolda olduklarını anlarlar. Bunu 300 sene kadar önce Arne Saknusem’den başkası yazmamıştır.

Kayanın arkasında başka ipuçları olduğunu düşünürler ve barutu ateşleyip, mantar ağaçlarından yaptıkları sandalla sürüklenirler ve kaynar su şelalesinin akıntısı onları bir süre sonra, yanardağının içerisine getirir, burada ölümleri çok yakındır. Çünkü yanardağ lavlarını onları püskürtmezse öleceklerdir. Şükür ki korkulan olmaz. Bir süre sonra lavlar püskürür ve üçü birden soluğu dünyada alır. Yolculuk burada biter.

Üçlü Dünyanın merkezine inememişlerdir ama bu yolda denedikleri birçok yöntemle gelecek nesle ve teknolojisine yol gösterecek miras bırakmışlardır.


Sakın çocuk kitabı diye kitabı ciddiye almamazlık etmeyelim. Bilindiği üzere yazar bilim insanıdır. Denizaltları, füzeler daha icat edilmemişken olağanüstü bir hayal gücüyle eserlerini yazmış, çoğu kişiye ilham olmuştur.

Okumanız dileğiyle, sevgilerimle.. ◕‿◕
56 syf.
·Puan vermedi
Spoiler İçerir
Merhabalar yazarın Doktor Ox'un Deneyi kitabından sonra okuduğum eseri olan Zacharius Usta.Üslup olarak Jules Verna’nın diğer kitapları gibi akıcı ve sürükleyici bir şekilde kaleme alınmıştır.Konu olarak ise Zacharius Usta dünyaca ünlü bir saat ustasıdır Usta kendine özgüveni yüksek olan biri olduğundan da kendini zamanın tanrısı ilan eder.Fakat zamanla yaptığı saatler birer birer bozulmaya başlar ve alıcılar satıcıdan gelip ücretlerini almak isterler ve alırlar.Zacharius Usta bu duruma çok üzülerek yataklara düşer.Bir gün yaptığı tek bir saatin çalıştığını öğrenir ve onun peşine düşer.Buna rağmen usta hiç bir zaman kibirinden ve bencilliğinden ödünmez.Kitabın ana fikrine gelecek okursak ; Bilim ve maneviyat içinde bocalayan bir ustanın hırsı,kibir,bencilliği ve ölümsüzlük hissi Üzerine yazılmış bir solukta okunabilecek bir eser.
Keyifli Okumalar Dilerim
96 syf.
·Puan vermedi
Aya Yolculuk

Kitap bir grubun Ay'a gönderilecek olan bir mermi için yaptıkları hazırlıkları ve yaşadıkları heycanı konu alıyor. 

Grubun başı Barbicane, başlıyor Ay'a mermiyi göndermek için kollarını sıvamaya...Acaba gönderebilecek mi?

Tabi bu durum karşısında sürekli rekabet halinde olduğu Yüzbaşı Nicholl hiç rahat durur mu? O da artık "O mermi Ay'a gitmeyecek" diye halkı kışkırtıp galeyana getirmeye çalışıyor.

Aya mermi gider mi gitmez mi sorusunun yörüngesinde kitap sürükleyici bir şekilde ilerliyor.
"Madem öyle Nicholl, o zaman Ay'a sen de bizimle gel de, mermi gider mi gitmez mi gör kendi gözlerinle." Bundan sonra artık Ay'a yolculuk başlasın. Bakalım Nicholl görebilecek mi?

Kitap Ay'a insan gönderilmeden daha önce yazılmış. Bilinmez belki ama Neil Armstrong'a Ay'a gitme fikrini bu kitap aşılamış olabilir. Kim bilir?

Sözün kısası yazarın kusursuz bir bilim kurguyla okuyucuyu başbaşa bıraktığını düşünüyorum; hayal dünyası çok geniş. Okuyun şahane bir bilim kurgu mahrum kalmayın derim. Esenlikle...
144 syf.
·Puan vermedi
Balonla Beş Hafta

Yazarın daha önce okuduğum kitaplarından: Denizin Altında 20 bin Fersah; denizcilerin dev dalgalarda köpek balığı tehlikesiyle uğraşmasını, Ay'a Seyehat'te; füze Ay'a gider mi? sorusunu , Dünyanın Merkezine Yolculuk'ta ise volkan bacasının yolcuları püskürtmesini ve gel gelelim yazarın son okuduğum kitabı:"Balon İle Beş Hafta'ya".  Bakalım, O neyi anlatıyor?

Bir gün Doktor Fergusson, bir balon ile Afrika’yı baştanbaşa dolaşmak ve hiçbir kâşifin görmediği yerleri görüp keşfetmek için bir plan yapar. Bunun için bir balon yaparak adını "Victoria" koyar. Yardımcısı Wilson ve asker arkadaşı olan Dick Kennedy'yi de yanına alarak yolculuğa çıkar.

Tabiki bu sıradan bir yolculuk  olmayacaktır. Görelim bakalım, bizim gezginleri Afrika seyehatinde ne maceralar bekleyecek ?

Eyvah bir Rahip tehlike'de! Acilen onu kurtarmalıyız, yoksa yerliler O'nu öldürecek!

Felaket, Sahra üzerinde çölde mahsur kaldık,  sularımız tükeniyor!

Balonumuz Akbabaların saldırısı yüzünden patlamak üzere, hemen sepetteki ağır yüklerden kurtulmalıyız. Derken, O da ne? Fedakar Joe, Doktoru ve Kennedy'i kurtarmak için, hayatını feda eder, balondan aşağı atlar.

Akbabaların saldırısı sonucu darbe alan balonu Doktor Fergusson biraz onarır ve arkadaşıyla Joe'yi aramaya koyulur. Şükür ki Joe hayattadır. O'nu sağ salim bulurlar.

Ama tehlike hala devam etmektedir. Balon aldığı darbeler yüzünden daha fazla yolcuğa dayanamayacak hale gelmiştir. Bu yüzden gezginlerin işi zordur, nehre düşerler. Tesadüftür odur ki, o anda orada gezen Fransız devriyesi gezginleri görür, nehirden kurtarır ve yapılan gezinin tutanağının tutulmasıyla gezi biter. Büyük ses getirir.

◕‿◕

Yazarın ard ardına okuduğum kitaplarından anladığım kadarıyla; kitaplarının ortak ekseni  "Seyahat, yolculuk, coğrafya, ve macera'dır" .

Bir de kitapta aklıma takılan bir bölümde gezginler balonla yolculuk ederken, dışarıda yağmur yağıyor, şiddetli fırtına kopuyor. Bunun için gezginler de sırf balona bir şey olmasın diye, balonla bulutların taa en tepesine çıkıyorlar.
Tamam eyvallah buraya kadar sorun yok. Bulutların tepesinde yağmur yağmadığı için yağmur yok, Yağmurdan kurtulduk. İyi de taa bulutların tepesinde oksijen var mı ki? Yerden yükseldikçe oksijen azalmıyor mu? Bizim gezginlerde oksijen maskesi de yok, taa bulutların tepesinde oksijensiz nasıl nefes alıp verecekler?
Açıkçası burası bana kitapta mantık hatası gibi gelmişti. Ama eserin bilimkurgu olması,  mantık hatasının önüne set çekiyor, sanki.

İçtenlikle, Keyifli okumalar diliyorum.. ◕‿◕
152 syf.
·209 günde·3/10 puan
Kitabın bir bölümü Osmanlı zamanındaki İstanbul da geçiyor. Sürükleyici desem sürükleyici değil monoton desem o da değil bir kitap. Filmi de yapılmış ama boş kitapla alakası yok. Hatta tarihte en zarara uğrayan filmmiş :) hadi şimdi okuyun okuyabilirseniz
56 syf.
·1 günde·7/10 puan
Sonsuzluğa hiçbiriniz sahip olamazsınız, ona göre yaşayın!

Yaptığı saatlerle dillere destan bir üne kavuşmuş, yaşını sorsalar kimsenin bilemeyeceği kadar ihtiyar saatçi Zacharius Usta; kızı Gerande, çırağı Aubert ve ihtiyar hizmetçisi Scholastique ile birlikte üflesen yıkılacak mı desem, yel alıp götürecek mi desem, kendisi gibi görünüşü de garip bir evde yaşıyorlardı. Bir akşam yemeğinde sol tarafında başlayan sızıdan (hayır aşk acısı değil) şikayetçi olarak büyük dermanını aramaya adım attı. Günden güne büyüyen şikayetlerin ve artçı depremler gibi gelen sızıların ardı arkası kesilmiyor. Bunlar kendisi için de ünü için de hiçte olumlu şeyler değil. Ne yapıp edip bir çaresini bulmalı ama nasıl?

Ölümsüzlük, zamanın tek çaresi. Gel gelelim bizim Usta'da bunun peşinde. Ölümsüzlük aşkına Mecnun olup çöllere, rezil olup dillere düşe kalka çare arıyor arıyor ama bir türlü bulamıyor. Sonunda çare gelip onu buluyor ve çözümü kulağına fısıldıyor. Başta çok saçma geliyor böyle bir şey nasıl olabilir ki? Mümkün değil. Ölümsüzlüğün anahtarını ellerinizde tutsaydınız siz ne yapardınız? Ya da neyin karşılığında o anahtarla sahip olabilirdiniz? Onun için neleri feda ederdiniz? Her şeyi. Zacharius Usta her şeyini feda etmeye hazır, kibrinden gözleri dağlanmış her yeri kapkara gören biri gibi hareket ediyor.

"Varlığımı dünyaya dağıttığıma göre yaşayacak ne kadar ömrüm kaldı artık! Çünkü ben, Zacharius Usta, imal ettiğim bütün bu saatlerin yaratıcısıyım! Bu demir, gümüş ya da altın kutuların her birine ruhumun bir parçasını hapsettim. O lanet olası saatlerden biri ne zaman dursa, kalbimin durduğunu hissediyorum, zira saatler kalp atışlarıma göre ayarladım!"

Sözlerinden de anlaşılacağı gibi, tek derdi kendi vadesinin dolmaması, saatlerine kattığı ruhlarının tik-tak, tik-tak'larının sonsuza kadar sürmesi. Bundan habersiz kızı, çırağı, hizmetçisi ustaya çare bulabilmek için her yolu deniyor, her düşüncenin arkasına bakıyor ve bir umut sağlığına kavuşması için çabalıyorlar. Daha önce de dedimya, kör olmuş ve hiçbir yardımı görmüyor. Zaman daraldıkça yaşama hırsı içini yiyip bitiriyor. Bu amacına ulaşabildiği mi derseniz, kibirle hareket ederseniz neye ulaşacaksınız, Zacharius Usta da ona ulaşıyor.
Hayatımızda değerli olan pek çok şey var. Onlara sarılmamız gerek, boş beleş şeylere değil. Kendi egolarımızı, çıkarlarımızı, bencilliğimizi bir kenara bırakmalıyız Zacharius Usta'lar. Unutmayın! Sonsuzluğa hiçbiriniz sahip olamazsınız. Ona göre yaşayın.

İnceleme biterken son bir uyarı!!!

Toprak altında çürüyüp gidecek bedenlerinizin içinde kibire yer vermeyin, vermeyin ki; yaşarken de, ölürken de pişman olmayın.
56 syf.
·1 günde·7/10 puan
Zacharıus Usta, ünü Cenevre şehrini aşmış kusursuz bir saat üreticisidir. Yaptığı saatlerin kusursuzluğunu insan bedeni ve ruhu arasındaki muazzam uyumla açıklamaya çalışır.
Günün birinde yaptığı bütün saatler hiç bir neden yokken durur ve öfkeli müşteriler kapısına dayanır.
Kendini Tanrı ile bir tutmasının hazin sonu ile çok güzel bir öykü.
Kibrin insanı nasıl yıprattığı bu kadar güzel öyküyle dile getirilebilirdi.
Kısa, akıcı merak dolu bir eserdi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jules Verne
Tam adı:
Jules Gabriel Verne
Unvan:
Fransız Yazar,Gezgin
Doğum:
Nantes, Fransa, 8 Şubat 1828
Ölüm:
Amiens, Fransa, 24 Mart 1905
Jules Gabriel Verne (Fransızca telaffuz: [ʒyl vɛʁn]; d. 8 Şubat 1828 – ö. 24 Mart 1905), Fransız yazar ve gezgin.

Verne, Hugo Gernsback ve H. G. Wells ile genellikle "Bilim kurgunun babası" olarak adlandırılır. Eserlerinde ayrıntılarıyla tarif ettiği buluşlar ve makinaların o sıralarda gelişmekte olan Avrupa sanayisi ve teknolojisine ilham kaynağı olduğu düşünülür. Özellikle uzay, hava taşıtları, denizaltılarhakkında yazmıştır.

Daha çok Denizler Altında Yirmi Bin Fersah (1870), Dünyanın Merkezine Yolculuk (1864) ve Seksen Günde Devr-i Âlem (1873) romanlarıyla tanınır.UNESCO’nun çeviri kitap veritabanına (Index Translationum) göre dünyada en çok çevrilen ikinci bireysel yazardır.

Hayatı

Çocukluğu

8 Şubat 1828’de Fransa'nın Nantes şehrinde doğdu. Varlıklı bir avukat olan Pierre Verne ile eşi Sophie Henriette Allotte de la Fuye’nin beş çocuğundan en büyüğüdür. Kış aylarında yoğun trafikli bir liman şehri olan Nantes’da; yaz aylarında ise Loire Nehri kıyısında yelkenlileri ve gemileri izleyerek geçirdiği çocukluğu, seyahat ve macera üstüne hayallerini ateşledi. 12 yaşında iken tayfalık yapmak üzere bir gemiye binip evden kaçmaya yeltenen Jules Verne’in, babası tarafından yakalanıp gemiden indirildiğinde “bundan sonra yalnız hayal dünyasında seyahat edeceğine“ dair ailesine söz verdiği rivayet edilir Bu hikayenin gerçekliği hakkında şüpheler vardır. Jules Verne'nin deniz ve macera tutkusunu kardeşi Paul de paylaşıyordu; Paul, sonunda bir deniz mühendisi oldu. Jules Verne ise kısa hikayeler ve şiirler yazmaya başladığı yatılı okul döneminin ardından 1846'da babasının işini devam ettirebilmek için hukuk öğrenimi görmek üzere Paris’e gitti.

Gençlik yılları

Jules Verne, Paris'e gittikten sonra kısa sürede hukuk diplomasını aldı ancak bu süre içinde edebiyat hevesinin hukuka ilgisinden daha büyük olduğunu farketti. Amcası aracılığıyla Paris edebiyat çevresi ile tanıştı. Şahsen tanıdığı Victor Hugo, Alexandre Dumas (oğul) gibi yazarların etkisinde tiyatro oyunları kaleme aldı; bohem bir hayat sürdürdü. Baba-mesleğini devam ettirmek yerine tiyatro ve edebiyata yönelmesine kızan babası maddi desteğini kesince geçimini yazarak karşılamak zorunda kaldı.

Yazarlığa, arkadaşı müzisyen Jean Louis Aristide Hignard ile birlikte tiyatro oyunları yazarak başladı. İlk tiyatro eseri 12 Haziran 1850'de sahnelendi. 1852-1855’te bir Paris tiyatrosunda sekreterlik yaptı; komediler, operetler yazdı; kısa hikâyeler kaleme alıp dergilerde yayınlatmaya başladı. Çoğu Paris’te çıkan “Musée des familles” adlı dergide yayınlandı. Amerikalı yazar Edgar Allan Poe'nın eserlerini okuduktan sonra onun büyük bir hayranı olan Verne, Poe etkisinde yazılar üretmeye başladı.

Bir gemi ile dünyayı dolaşmış olan Fransız seyyah Jacques Arago ile dost oldu. Bu dostluk ona, Paris’ten daha geniş ve ilginç dünyalar hakkında yazılar yazması için ilham verdi; Fransa dışına hiç çıkmamış olsa da hayal gücünü kullanarak başka dünyaları anlattı.

Evliliği, borsacılık yılları, ilk seyahatleri

1857’de iki kız çocuğu sahibi bir dul hanım olan Honorine de Viane More ile evlendi. Eşinin borsacı erkek kardeşinin etkisi ile Paris Menkul Kıymetler Borsası’nda brokerlik yapmaya başladı ama edebi çalışmalarına ara vermedi.

1859’da arkadaşı Aristide Hignard ile birlikte ilk defa Fransa’nın dışına çıkarak, Britanya Adaları’nı gezdi. Bu seyahatin notlarını “İskoçya Seyahati” adıyla romanlaştırdı. 1861 yazında aynı arkadaşı ile çıktığı İskandinavya Seyahati, eşinin doğum yaptığı haberinin gelmesi üzerine yarıda kaldı. Jules Verne’in, 5 Ağustos’ta dünyaya gelen oğullarına “Michel” adı verildi.

Balonla Beş Hafta

Verne, borsadaki işine devam ederken yirmiden fazla günlük gazeteyi, her türlü bilimsel yayınları okuyor; astronomi, meteoroloji ve fizyoloji alanlarındaki deneyleri, keşifleri yakından takip ediyor; coğrafya ile ilgileniyordu. Okuduklarına dayanarak o günlerde Avrupalılar için gizemli bir kıta olan Afrika’da balonla yapılan bir seyahat hakkında kitap yazmayı düşündü. O yıl Fransız fotoğrafçıNadar, adını “Dev” koyduğu bir sıcak hava balonu yapmaya çalışıyordu ve bu konu kamuoyunun çok ilgisini çekiyordu. Jules Verne, kitabı üzerinde çalışırken Nadar ile tanıştı; bu ilişki sayesinde romanı için gerekli teknik bilgileri edindi. Yazdığı roman, coğrafi gerçekler, bilimsel buluşlar ve hayal ürünü bir hikayeyi bir araya getiren yeni bir tür roman idi. “Balonla Beş Hafta” adlı bu eseri, daha sonraki çalışmalarında izlediği biçimin temelini oluşturdu.

Yayıncı Hetzel

Yayınlatmaya çalıştığı kitabı çeşitli yayıncılar tarafından reddedilen Jules Verne’in edebi kariyeri yayıncı Pierre Jules Hetzel ile tanıştıktan sonra başladı. “Balonla Beş Hafta”, 1863 yılında Hetzel tarafından yayımlandı ve bir anda büyük başarı kazandı.

Kitabın başarısından sonra borsacılığı bırakıp kendisini tamamen edebi çalışmalara veren Jules Verne, Hetzel ile bir sözleşme yaptı ve yirmi yıl boyunca her yıl iki cilt fenni roman veya daha kısa sürede 40 adet fenni roman yazmayı taahhüt etti. İlk olarak Dünyanın Merkezine Yolculuk (1864), Aya Seyahat (1865), Ayın Etrafında (1870) adlı kitaplarını yayınladı. Kitapçı Hetzel, yazarla yaptığı ilk sözleşmeyi içine daha parlak şartlar koyarak beş defa tekrarladı.

Jules Verne, ömrü boyunca ardı ardına eser vermeyi sürdürdü. Yapıtları arasında Denizler Altında Yirmi Bin Fersah (1870), Bir Gazetecinin Yolculuk Notları (1872), Seksen Günde Devr-i Âlem(1873), Esrarlı Ada (1875), Chancellor Kazazedeleri (1875), Michael Strogoff (1876), 15 Yaşında Bir Kaptan (1878) vardır.

Seyahatleri

Jules Verne, 1859 ve 1861’de arkadaşı Aristide Hignard ile yaptığı ilk yurtdışı seyahatlerinden sonra Nisan 1867’de kardeşi Paul ile birlikte Amerika kıtasına seyahat etti. Verne’nin bu seyahatinin 26 günü gemide geçmişti; sadece sekiz gününde New York’u ve Niagara Şelalesi’ni görebildi. Ancak bu gezisi, “Yüzen Şehir” adlı kitabına “Denizler Altında 20.000 Fersah” adlı romanındaki birçok fikre ilham sağladı.

Yazar, 1872’de eşinin doğduğu şehir olan Amiens’e yerleşti. Kitaplarından elde ettiği kazançla “St. Michel” adını verdikleri bir yat satın aldı ve kendi hayatında da kitaplarındaki gibi maceralar yaşamak üzere yatı ile seyahatlere çıktı. Seyahatleri yeni kitapları için ilham sağladı.

1872’de Londra ve Woolwich, 1871-1873 arasında yayıncısı Hertzel’in davetiyle Manş Adaları’na geziler yaptı, 1876’da İngiltere kıyılarını dolaştı.

1878’de yatı ile uzun bir geziye çıkarak Lizbon, Tanca ve Cebelitarık’ı dolaştı. 1881’de Hollanda, Danimarka, Almanya’yı ziyaret etti.

1884’te yeniden yatıyla Akdeniz gezisine çıkarak Cezayir, Malta, İtalya’yı dolaştı.

1883’te yayımladığı ve mekân olarak Osmanlı topraklarını seçtiği “İnatçı Keraban” adlı kitabındaki detaylı İstanbul tasvirlerinden ötürü yazarın Türkiye’ye de seyahat etmiş olduğu düşünülür ancak bunun da Verne’nin gerçekte hiç Türkiye’de bulunmadığı, bunun da onun hakkındaki efsane ve söylentilerden birisi olduğu söylenir.

Son yılları

1886’da evine döndükten sonra akıl hastası olan yeğeni tarafından vuruldu ve bu nedenle hayatının geri kalanında baston kullanmak zorunda kaldı; tedavi için sürekli uğraştı. 1887’de yayıncısı Hetzel’in ve ardından annesinin ölümü üzerine hayatının karamsar bir dönemine girdi.

1888’de siyasete atılan Jules Verne, Amiens belediye meclisinde görev aldı. Tiyatrolar, okullar ve şehircilik gibi kültürel sorunlarla ilgilendi. 1889’da Belediye Sirkini kurdu. 1892, 1896 ve 1900 dönemlerinde de Meclis üyeliğine yeniden seçildi.

İlerleyen şeker hastalığı sonucu 1902’de kısmen görme yeteneğini kaybeden yazar, 24 Mart 1905’te Amiens’teki evinde hayatını kaybetti. Amiens’te La Madeleine Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Ölümünden iki yıl sonra mezarının başına bir heykeli dikildi. Heykelde Verne, mezarında doğrulmuş, bir elini yıldızlara uzatır biçimde betimlenir.

Eserlerinin Türkçe yayınlanması

Jules Verne eserlerinin Türkçeye çevrilip yayınlanmasının geçmişi 1875 yılını bulur. Harf Devrimi’nden sonra eserleri yeni harflerle tekrar yayımlandı. En önemli Jules Verne çevirmeni, Ferid Namık Hansoy’dur. 1940’larda Jules Verne’in eserlerini çevirmeye başlayan Hansoy, yazarın elli eserini Türkçeye kazandırdı.

Yirminci Yüzyıl'da Paris

Yirminci Yüzyıl'da Paris romanı, kaleme alındıktan 130 yıl sonra yayımlanabilmiş bir eseridir. Verne, bu kitabı 1863 yılında kaleme almış ama yayınıcısı Hertezel, fazla karamsar olduğu gerekçesiyle yayımlamayı reddetmişti. Eserin kaybolduğu sanılan yazması, 1990’da ailesi tarafından eski bir sandıkta bulundu. Eser, 1994 yılında Fransa’da yayımladı ve büyük ilgi gördü.

Bilimkurgu yazarlığı

Jules Vernes ismi, kaynakların çoğunda Hugo Gernsback ve H. G. Wells ile birlikte bilimkurgunun babası olarak anılıyor olsa da öykülerindeki ayrıntıları bilimsel gerçeklere dayanarak kaleme alındığı için Jule Verne’nin bilimkurgu yazarı değil, bilim yazarı veya teknoloji yazarı olarak anılması gerektiği iddia edilir.

Filme alınan eserleri

Verne'nin romanları, pek çok filme esin kaynağı olmuştur. Bunların başlıcaları şunlardır :


A Trip to the Moon (Aya Yolculuk), 1902, Georges Méliès
Vynález zkázy (Jules Verne’in Muhteşem Dünyası), 1958, Karel Zeman
20,000 Leagues Under the Sea (Denizler Altında 20.000 Fersah), 1954, Walt Disney
Journey to the Center of the Earth (Dünyanın Merkezine Seyahat), 1959, Henry Levin
Five Weeks in a Balloon (Balonda Beş Hafta), 1962, Irwin Allen

Yazar istatistikleri

  • 2.389 okur beğendi.
  • 57,6bin okur okudu.
  • 625 okur okuyor.
  • 18,4bin okur okuyacak.
  • 473 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları