Julia Quinn

Julia Quinn

Yazar
8.1/10
558 Kişi
·
1.953
Okunma
·
97
Beğeni
·
4.468
Gösterim
Adı:
Julia Quinn
Tam adı:
Julie Cotler Pottinger
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York ABD, 1970
Julia Quinn 1970 doğumlu ABD'li Best Seller aşk romanı yazarıdır. Asıl adı Julie Cotler Pottinger olan yazar, kitaplarının başarılı yazar Amanda Quick ile aynı raflarda olmasını istediği için Julia Quinn takma adını kullanmıştır. Romanları 13 farklı dile çevrilen yazar New York Times çok satanlar listesine dokuz kez girdi.

Harvard ve Radcliffe Üniversitelerinde tarih ve sanat eğitimi almıştır.Önceleri hukuk sonra tıp eğitimi almaya karar veren Quinn, Ben & Jerry isimli romanı okuduktan sonra bir roman yazmaya karar verir.

Yale Üniversitesinde Eczacılık ya da Columbia Üniversitesinde Fizyoterapi okumak arasında kalmışken, yazdığı ilk iki roman olan Splendid ve Dancing at Midnightın yayın evi tarafından basılacağı haberini alır. Eczacılık ya da tıp eğitimi almayı kenara koyup kitap yazmaya devam eder.
Colin'in aşkı gökyüzünden düşen bir yıldırım gibi değildi. Bir gülücük, bir sözcük, hınzır bir bakışla başlamıştı.
"Eğer sen bir bankta yanıma oturmuş olsaydın."
"Bunun gibi mi?"
"Belki bir parkta."
"Ya da bir bahçede," diye mırıldandı Thomas.
"Benim yanıma otururdun-"
"Ve Merkatör projeksiyonları hakkında fikrini sorardım."
Amelia güldü. "Ben de sana yolculuk için faydalı olduğunu ama alan anlamını feci şekilde çarpıttığını söylerdim."
"Ben de şöyle düşünürdüm: ne güzel, zekasını saklamayan bir kadın."
"Ve ben de şöyle düşünürdüm ne hoş, aklım yokmuş gibi davranmayan bir erkek."
Thomas gülümsedi. "Arkadaş olurduk."
"Evet." Amelia gözlerini kapadı. Sadece bir an için. Hayallere dalmasına izin verecek kadar uzun değil. "Evet, olurduk."
Julia Quinn tarihi aşk romanları yazan ve seveni oldukça fazla olan bir yazar. Yazarın en çok bilinen, sevilen serisi Bridgerton Serisi. Uzun zamandır okumak istediğim Yüreğe Söz Geçmiyor ise serinin ilk kitabı. Seriye başlamamda kitabın konusu, yazarın bu seri ile büyük beğeni kazanmasının yanında kitapların her biri için yapılan olumlu yorumlar da etkili oldu ancak tüm bunların üstüne Yüreğe Söz Geçmiyor için söyleyebileceğim ilk şey "benim için hayal kırıklığı olduğu."

Yüreğe Söz Geçmiyor düşlerin, düşeslerin,  bitmek bilmez baloların olduğu bir kitap. Bu açıdan kitaba hemen ısınabileceğimi düşünmüştüm çünkü eski zamanlara ait bu tür hikayelerden hoşlanıyorum. Aslına bakılırsa kitabın başları da iyiydi diyebilirim. Ana karakterlerden birinin cemiyet haberlerini okuması, bir diğerinin konuşma esnasında dikiş nakışla uğraşması, o döneme ait saygı ifadeleri, kabarık balo elbiseleri hoşuma gitmişti. Ancak sonrasında işler fazlasıyla sıradanlaştı, bazı sayfalar sıkıcı hale gelmeye başladı. Daha önce de basit ya da sıradan görünen olayların anlatıldığı kitaplar okudum fakat o kitaplarda yazarların yeteneneği basit konuları bile mükemmel bir hale getirebilmişti. Yüreğe Söz Geçmiyor'da ise Julia Quinn'in anlatım tarzı sıradanlığı kurtaramamıştı.

Sanırım kitabı sevememe nedenlerimden biri de ısındığım bir karakterin olmamasıydı. Çünkü bir dizi izlerken, bir film izlerken karakterleri sevmeniz o dizi ya da filmi sevmenizde ne kadar etkiliyse bir kitabı okurken de karakterlerden birine karşı duyduğunuz sevgi o kitabı beğenmenizde aynı derecede etkili olacaktır. Yani bana sorarsanız bir kitabı çok beğenmek için o kitaptan en azından bir karakterle yakınlık kurmak şart. Ancak ben Yüreğe Söz Geçmiyor'da herhangi bir karaktere ne ısınabildim ne de bir karakterle yakınlık kurabildim.

Yüreği Söz Geçmiyor 1800'lü yılların İngiltere'sinde geçiyor. Bu dönemde özellikle anneler oğullarının ve kızlarının iyi birer evlilik yapmalarını istiyorlar. Bu annelerden biri de eşini kaybetmiş olan Violet Bridgerton. Violet ve 8 çocuğunun içinde evlilik çağına gelenler, uygun eş adayları için balodan baloya koşturuyorlar. Bu kitapta evlilik serüvenini okuduğumuz karakterimiz evin en büyük kızı olan Daphne. Evlenmek için uygun bir kişiyle tanışamayan Daphne'nin dikkatini problemli bir geçmişe sahip, çapkın ve aynı zamanda ağabeyi Anthony'nin arkadaşı olan bir Dük yani Simon değiştirebilecek mi dersiniz?

Serinin ikinci kitabı En Çok Beni Sev, ancak ilk kitap beni ikinci kitabı okumaya teşvik etmedi diyebilirim. İkinci kitabı okuyacak olsam bile bunun yakın zamanda olmayacağından şüphem yok. Bridgerton ailesi ile tanışıklığım kısa sürdü gibi görünüyor ancak tarihi aşk konulu çok daha iyi kitaplar mevcut. Keyifli okumalar...
Sonunda... Julia Quin hiç ara vermemeli. Gerçi kadının yazdığı kitapları Amazon'da görüyoruz. O halde yayın evleri dur durak bilmemeli. Onun kitaplarını çevirdikleri için onları asla pişman etmeyiz :) Bu incelemeyi okumadan önce yapmıştım ama okuduktan sonra da bir tane yapmam gerekiyordu elbette :) Aslında bu kitabı çıkar çıkmaz aldım ve okumam da bir buçuk gün sürdü ama incelemeyi yazmayı sürekli erteledim çünkü asla bu kitap için yeterli diyebileceğim zamanım olmadı ve uyduruk bir şey de yazmak istemedim. Bu kitap J.Q 'nun kitapları içinde favorimdi diyemem çünkü hepsini ayrı ayrı seviyorum. (Çoğunluğun sevmediği Yüreğe Söz Geçmiyor'u bile) Ama Hugh benim favori erkek karakterim oldu. Simon ve Markus'un ciddiyetine ya da Colin ve Daniel'in tatlı diliyle muhteşem gülüşüne tarihi aşk romanlarından aşinayız ama Hugh'un üstün zekasıyla ön plana çıkması ve yakışıklılığına rağmen kendisini yetersiz görmesi tarihi romanlarda pek alışıldık bir durum değildi. Genelde kendilerine aşırı güvenleri olur ve çok baskın karakterlerdir. Hugh ise alçak gönüllülüğü ve dehasıyla kalbimi çaldı. Ve küçük leydi Frannie'den bahsetmeden geçemezdim. Tek bir şey söyleyeceğim: Ona ve tek boynuzlu atına bayılacaksınız ;)
Açıkcası bu ailenin hikayelerini ve dinamiklerini gerçekten sevsem de kitapta eksik kalan bir şeyler vardı.
Kaliteli bir erkek karakter, eğlenceli diyaloglar ve nispeten farklı bir açıdan ele alınmış bir konu. Ama aynı güzelliği gelişme ve sonuç bölümünde göremiyorsunuz. Gelişme bölümünde elle tutulur olay olmaması karakterlerin aşkını inandırıcı olmaktan uzaklaştırıyor. Ve final, iddia ediyorum 3-5 tarihi romans okuyan herkes şu sönük finali rahatlıkla yazar. Hugh iyi bir karakterdi halbuki.

Yine de son iki çevrilen kitapta beni bunaltan Julia Quinnin eski kaleminin tadını aldığım için okurken zevk aldım.
Elizabeth ailesinin ölümü üzerine üç kardeşinin geçimini sağlamaya çalışan hanım hanımcık bir kızdır. Çektikleri maddi sıkıntıyı tamamıyla ortadan kaldırmak için bir kitap sayesinde zengin biriyle evlenmeye karar verir. James zamanında ülkesi için ajanlık yapan, kendini sıradan bir insan gibi tanıtan biridir ve Leydi Danbury'nin yeğenidir. Teyzesinin yazdığı mektupla evine gelen James teyzesine yapılan şantajı araştırmaya başlar. O sırada teyzesinin refakatçisi Elizabeth ile tanışır ve zaman içinde birbirleri arasında bir çekim oluşur.

Aslında Elizabeth ile James'in çocukluk günleri bu kadar acıklı olmasaydı tam anlamıyla bir komedi kitabı olurmuş. Sadece komedi olsaydı bu kadar da güzel olmazdı. Ben bundan önceki kitabı yani Blake-Caroline çiftini merak ediyorum. Sanırsam ilk kitap biraz daha heyecanlı.
Bridgertonlar Smythe-Smithler'i biliyorlar, siz biliyor musunuz?

Bu kitaptan sonra cevabım: Maalesef evet.

Kitabı tek bir kelimeyle özetleyecek olsam rezalet derdim. Bridgerton gibi güzel bir seriyi yazan kadın bu kitapta bildiğiniz çuvallamış. Halbuki serinin ilk 2 kitabını oldukça seven biriyimdir.

Öncelikle Epsilon'a biraz çemkirmek istiyorum. Siz ne yapıyorsunuz? Herhangi bir metinde paragraf diye bir şey var hatırladınız mı? Kitapta paragraf yok desem sizlere? Yani bu nasıl sorumsuzluk? Konu kolay para kazanma yeri Wattpad olunca şahane, yalvar yakar duruma geldiğimiz historicaller olunca sosyal medyanızdan ne bir duyuru ne de reklam görünüyor. Sonra "Bu kitaplara ilgi yok, biz de bilmem kimin yeni kitabını çevirmeyeceğiz." He canım he. Okuyucu da yedi mazeretini. İyi ki de zamanında 18 tl'ye orijinal dilinden almışım. Yoksa parama yazık olacaktı.

Kitapta iyi olan 3 şey vardı: Kapak, ikilinin aşık olma sürecinin iyi ayarlanmış olması ve küçük kardeş Frannie. Geri kalan tam hayal kırıklığı.

Sarah, yazarın şu ana kadarki en itici,en bencil karakteri olabilir. Ayrıca en küçük olayları dahi aşırı dramatize ediyor. İlk 100 sayfa tam bir boş kafa olarak karşımıza çıkıyor. Sonradan ufacık bir toparlaması oluyor, yine de boş kafalı biri. Zaten kendisini ilk kitapta da hiç sevmemiştim.

Hugh, önceki kitapta psikolojik olarak çökük ama sempati duyduğum biriydi. Kendi kitabında da sır olayına kadar güzel gidiyordu her şey. Sır ortaya çıkınca "Matematik zeka süper ama sorun çözmede IQ eksilerde" olan bir karaktere dönüşüyor. Yani öyle bir sebebe böyle dandik bir çözüm mü buldun sen? Matematikçi olarak daha analitik bir düşünce, keskin bir zeka beklerdim. Gerçi şimdi yazarken "Bütün olayların sebebi bu şaşkalozdu" düşüncesi geçti aklımdan. Yani Hugh, sen de antisempatiksin.

Hugh'un babasına hiç girmiyorum. O ayrı ruh hastası.

Julia sen ne yaptın? Bu kurgu gerçekten senden mi çıktı şimdi? "Son Söz Aşkın" kitabında Sophie'nin üvey annesi de gıcıktı ama Hugh'un babası gibi bir karakterin senden çıkması çok şaşırtıcı. Pleinsworth kardeşler arasındaki diyaloglar senin yazacağın tarz olmasa hayatta inanmazdım bu kadar kötü bir kitap okuyacağıma.

Bunu 2 seçeneğe bağlıyorum. Yazarın ya psikolojik olarak kötü bir zamanına denk geldiği için bu kurgu ortaya çıktı ya da yanına 1-2 kişi daha alıp bu saçma romanı yazdılar.

Eskiden seni severdim Julia, bu türdeki favori yazarımdın. Fakat araya 2 koca sene girmesi olsun, kurguları daha sağlam yazarlar okumuş olmam olsun, sanırım artık değil favorim ilk 10'umda bile yoksun :/

Kendisini okumaya devam eder miyim, ederim. Sonuçta bana kitap okuma aşkını geri kazandıran, "Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü" şaheserini yaratan bu kadındı. Sadece eskisi gibi yeni bir kitabı çıktığı zaman heyecan duyacağımı hissetmiyorum.

Ufak spoiler: Kitapta Leydi Danbury ufak da olsa yer kaplıyor ama ilk kez bu kadar ruhsuz ve sıkıcı bir Danbury gördüm karşımda. O bile kurtaramadı kitabı, düşünün.

http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/...aklarmda-sarksn.html
Serinin ilk kitabı Kayıp Dük'ü okuyalı neredeyse bir yıl oldu. Yine de tereddütsüz söylüyorum, bu kitabı kesinlikle çok daha fazla sevdim! Sımsıcak bir tarihi aşk romanıydı.

İlk kitapla eş zamanlı geçiyor. İlk kitapta olaylar kayıp Wyndham dükümüz Jack ve Grace'in gözünden anlatılırken; bu kitapta Jack ortaya çıkana kadar yani tüm hayatı boyunca varis ve dük olan Thomas ile nişanlısı Amelia'nın gözünden anlatılıyor.

Çok güzeldi, her bir satırı içime sindi. Kitabı kapatırken yüzümde sonsuza dek mutlu yaşadılar gülümsemesi oluşturdu!
inanılmaz derecede güzeldi Hiç bitmesin istedim gerçek aşkı, korkularınızı ve inanılmaz derecede temiz duygular içeren bir roman burdan yazarımıza çok Teşekküelerimi sunuyorum
Bir Julia Quin kitabı daha bayan kahramanımız Miranda 10 yaşında en yakın arkadaşının doğum gününe katılır ailesi Miranda'yı almaya gelemeyince arkadaşının abisi Erkek kahramanımız Turner Miranda'yı evine bırakmak zorunda kalır. Turner 19 yaşındadır. Miranda çok güzel bir kız değildir. Bir arkadaşı(Fiona Bennet) Onu doğum gününde kızdırmıştır. Bu yüzden çok üzgündür, Turner Onu eve bırakırken Miranda'nın üzüntüsü fark eder ve Ona öğütlerde bulunur. Turner yaptığının sadece küçük kızı rahatlatmak olduğunu zanneder. Ama nereden bilsin Miranda'nın hayatına bir yön vereceğini... Ona bir günlük tutmasını tavsiye eder. Miranda niçin bir günlük tutmam gerektiğini sorduğun da '' Turner, Çünkü bir gün büyüyüp kendini bulacak ve zaten akıllı olduğun kadar da güzel olacaksın, işte o zaman günlüğüne bakıp Fiona Bennet gibi küçük kızların ne kadar aptal olduğunu anlaya bileceksin. Annenin, senin bacaklarının omuzlarından başladığını söylediğini hatırlayınca güleceksin.
Belki de bugün yaptığımız bu hoş sohbeti hatırlayınca, küçük bir tebessümünü de bana ayıracaksın'' der. Ve Miranda 10 yaşında Turner'e aşık olur. Aradan yıllar geçer ve Miranda ile Turner ....... devamını siz kendiniz okumalısınız. Güzel bir aşk romanı Julia Quin den bahsediyoruz değil mi?
Julianne Donaldson sağ olsun, türe olan bakış açım değişti ama bunun herkese yönelik olmaması gerektiği belliydi. Bu türde yazan birkaç yazar var bildiğim ve iki kitabını sevdiğim için şansımı Julia Quinn'den yana denedim.

Aslında kitap güzel başladı ama düşününce bu sadece bazı yönlerden öyle. Çünkü kadın karakter resmen basmakalıp, zorla yazılmış biri gibiydi. Erkek karakter ona nazaran daha başarılı verilmiş olsa da kitabın sonlarına doğru ne oluyor ya, moduna girdiğim inkâr edilemez.

Kitabın esas karakterleri birbirini tanımamasına rağmen önyargı sebebiyle hoşlanmıyor, hatta Sarah adamdan nefret ediyor. (Burada kadının nefreti öyle saçma ve abes sebeplerle ki insan diyor buraya sağlam bir karakter alabilir miyiz lütfen? Kitap ilerledikçe herhangi bir karakter de olur, yeter ki karakter olsun; diyoruz tabii.) Hugh ise yine ona nazaran daha mantıklı sebeplerle kadından hoşlanmıyor.

Bu kısmı dikkatli düşünmeden okurken çok rahatsız etmiyor çünkü aralarında geçen atışmalar epey eğlenceli. Laf sokmalar, taş atmalar falan derken ani bir şekilde araya tutku giriyor. Bu kısım da benim afalladığım kısım. Yani olay şu şekilde gelişmiyor: Ah tanıdıkça fark ediyorum ki hakkında yanılmışım, aslında ruh eşim bu kişi olabilir. Daha çok şöyle: Ah ne kadar nefret ediyorum senden bir bilsen! Ama niyeyse benim olmanı da istemiyorum diyemem. Ama hala senden nefret ediyorum bak, onu bil. Yine de... Sanki gittikçe nefret ettiğim yönlerin de hoşuma gidecek?

Tam hislerimi verebiliyor muyum emin değilim ama zaten kadın karakter insanı yoruyor, derken olay ani bir şekilde ve sebepsizce sen benim olmalısın moduna girince kitap düşmeye, düşmeye ve düşmeye başladı. (Sebepsiz derken üstüne bastığım nokta yazarın karakterleri nefretten aşka getiremediğini düşünmem. Yani niye ve ne ara âşık oldunuz be canım?)

Bunun dışında kitabın esas konusu ne yazık ki yüzeysel bir şekilde işleniyor, hatta sürekli bir geçiştirme hali söz konusuydu. Mesela iki karakterin birbirini tanıyıp âşık olduğu zaman diliminden yalnızca bahsediliyor, araya dünyanın en saçma entrikalarından biri giriyor ve bu yine mantığa dudak uçuklatan bir çözümle sona ererken karakterler birbirine kavuşuyor. (Bu esnada yine unutulan bir şey de beni düşündürmedi değil. Bir yerde Sarah, Hugh için aradığım kişi değilmiş gibi bir şeyler düşünüyor ama bunun devamında adamla evlenmeye karar veriyor? Hım hım hım...)

Anlayacağınız koca bir hayal kırıklığı hissederek kendime kızıyorum şu an. Neden her sakallıyı deden sanıyorsun be Büşra?

Ve son olarak... O ne korkunç bir redaksiyon! Gerçek bir kâbustu.
Demem o ki katiyen tavsiye etmiyorum bu kitabı. Okumak isterseniz de para vermeyin derim. Böyle korkunç bir düzelti para vermeye değmez. Düşünün ki paragraf başı bile yapılmamış, öyle korkunç.
Bir yazarın ondan fazla kitabını okuyup hala sıkılmamak mümkün mü bilmiyordum. Ama hala her gördüğümde kitaplarını almadan duramıyorum. 'Yüreğe söz geçmiyor' yer yer hüzünlü olsa da en çok güldüğüm hikayelerden biri. Ancak okuyacakları uyarmam gerekir. Bu kitaplar insanda tüm seriyi okuma isteği uyandırıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Julia Quinn
Tam adı:
Julie Cotler Pottinger
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York ABD, 1970
Julia Quinn 1970 doğumlu ABD'li Best Seller aşk romanı yazarıdır. Asıl adı Julie Cotler Pottinger olan yazar, kitaplarının başarılı yazar Amanda Quick ile aynı raflarda olmasını istediği için Julia Quinn takma adını kullanmıştır. Romanları 13 farklı dile çevrilen yazar New York Times çok satanlar listesine dokuz kez girdi.

Harvard ve Radcliffe Üniversitelerinde tarih ve sanat eğitimi almıştır.Önceleri hukuk sonra tıp eğitimi almaya karar veren Quinn, Ben & Jerry isimli romanı okuduktan sonra bir roman yazmaya karar verir.

Yale Üniversitesinde Eczacılık ya da Columbia Üniversitesinde Fizyoterapi okumak arasında kalmışken, yazdığı ilk iki roman olan Splendid ve Dancing at Midnightın yayın evi tarafından basılacağı haberini alır. Eczacılık ya da tıp eğitimi almayı kenara koyup kitap yazmaya devam eder.

Yazar istatistikleri

  • 97 okur beğendi.
  • 1.953 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 480 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları