Kaan Murat Yanık

Kaan Murat Yanık

Yazar
8.9/10
744 Kişi
·
1.776
Okunma
·
409
Beğeni
·
16.912
Gösterim
Adı:
Kaan Murat Yanık
Unvan:
Yazar, Tv Programcısı
Doğum:
5 Haziran 1988
1988 yılında doğdu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okudu. TRT Arapça kanalında çalıştı. Birçok edebiyat dergisinde öykü ve denemeleri yayımlandı. Yayınevlerinde editörlük, danışmanlık yaptı. Televizyon kanallarında kültür- sanat temalı programlar hazırlayıp sundu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde pedagojinin yanı sıra tiyatro ve sahne sanatları eğitimi aldı. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi’nde Klasik Türk Edebiyatı anabilim dalında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre İngiltere/ University of Sunderland’da Batı Edebiyatı metinleri üzerine eğitim aldı. Üniversitelerde ve edebiyat atölyelerinde ders verdi.

Yurt içi ve yurt dışında yüzlerce konferans veren Kaan Murat Yanık, ‘Butimar’ romanıyla 2015 yılında ESKADER tarafından yılın en iyi romanı ödülünü ve aynı yıl Azerbaycan’da yılın yabancı roman ödülünü aldı. Butimar, çeşitli üniversitelerce başka ödüllere de layık görüldü.

Yazarın Kalküta isimli şiir kitabı 2013, Uçurtma Mevsimi isimli öykü kitabı 2014, Butimar isimli romanı 2015 ve Uzakların Şarkısı adlı romanı 2017 yılında yayınlandı. Her dört kitap da birçok baskı yaptı.
"Diyorum ki; cebindeki tüm parasını kitaplara yatıran insanların gülümsemesi ile tüm parasını bankaya yatıranların gülümsemesi bir olur mu hiç?"
"Diyorum ki; Kitap okumanın zararı da var elbette; kitap bittiği zaman hayata geri dönüyor ve mecburen yaşamaya devam ediyorsun."
Pırlantadan alınmayan vergi kitaptan alınıyordu. Çünkü pırlanta alandan değil, kitap okuyandan korkuyorlardı.
390 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
İlginç hem de çok ilginç ! Marquez’in ve Borges’İn ayak sesleri. Günümüzün edebiyat anlayışını özellikle bu çok satanların bu kadar sorumsuzca davranmasını hep yadırgamışımdır. Okurlarımız ne yazık ki bestseller furyasında, ergen aşk konuların, dini ve manevi duyguların tahribatında yazılmış kitaplar arasında hapsolmuş, ezilmiş, nefessiz kalmış durumda. Ve bu her geçen gün artmaktadır. Kaliteli edebiyattan, kaliteli kalemlerden bihaberdirler. Dil artık sıradan bir şeymiş gibi algılanmaya başlandı, nerede çalakalem yazılmış aşkı, manevi değerleri, inançları elle alan bir kitap bulduysa onu okumaya başladı. Okuyucuya ve çok satılmasına bakıp sadece bu kriterlere bakıp edebiyatta bir şeyler kattığını zanneden yazarlar çoğaldı. Daha da kötü olan adeta içler acısı şey de; ne yazık ki hep çok satanlarda oldular bunlar . Edebiyat adına çok üzücü bir durum olduğunu düşünenlerdenim.
Yazar bu konuda düşündükleri şu ince mesajla dille getirmektedir: “… Karnınızdaki yakışıklı oğlunuza değil soda, o okuduğunuz çok satan ergen kitaplar dahi zarar veremez…”. Yazar şuan ki tüm kesimlere, laikçilere, sağ-solculara, muhafazakarlara, dini kullananlara, edebiyatçı geçinenlere,kapitalist sisteme ve daha sayamadığım envai çeşit gruplara ve sektörlere haklı olarak isyan etmektedir.
Yazarımız bir yerde bunu şöyle dille getirmektedir:” …Herkesin eğlendiği meşgalelere karşı alaka duyamamak… Kitapların içinde sıkışıp kalmak… Güzel, zengin kızla yakışıklı ve bir o kadar da gururlu fakir oğlanın eksik olmadığı televizyona, dondurma tanıtırken kadın pazarlayan reklamlara, kitleleri uyuşturan futbola, insanları aptallaştıran popüler kültür zırvalıklarına, vıcık vıcık yaşanan aşklara, sistemin koyunlarının taptığı siyasi putlara, milyon dolarlarla oynanıp Müslümanlara kanaat etmeyi öğreten din hocalarına, sanatı bir klozet markası sanan cahil insanlara bir saniye bile tahammül edememek… Yani dünyanın neredeyse yüzde doksanına hakim olan her şeye”.

Kaan Murat Yanık çok genç ve çok yetenekli bir yazar. Yukarıda saydığım konular arasında debelenip duran, iki kelimeyi bir araya getirip edebiyat yaptığını zanneden, çok okunarak iyi bir yazar olduğunu düşünen yazarların tam aksine yazdığı bu kitapta edebiyattın, müziğin, kelimelerin, aşkın, cümlelerin hakkını veren bir yazarla tanışmanın mutluluğunu tadıyorum şuan. Haydar Ergülen’in dediği gibi “..meğersem neler yapmış…” bizim genç yazar. Aslında yazar sadece roman yazmamış burada; edebiyattı, müziği, aşkı, toplumsal değerleri, sevgileri, maddi ve manevi değerleri, rüyaları yok olan bir topluma ayna tutmuş vaziyette.

Bu roman bir aşk romanı olduğu kadar, toplum sosyolojisine ışık tutan bir hicivdir bir yandan. Kitaptan müziğe, müzikten felsefeye, insan ilişkilerinden doğa ilişkilerine dair çok şey bulabileceğiniz bir kitap olmuş. Yazarımız bizdeki büyülü gerçekçiliğin belki de nadide örneklerinden birine imza atmış. Burada kahramanın gözüyle ilk bölümde şuan ki bizim elit, entelektüel kesim dediğim bir çevreden günümüzü anlatmakla başlar hikayesine. Ardında kahramanın dedesinin babasının kardeşi olan Yusuf’un Butimar’a aşkını yine kahramanın bir gün ofisine gelen karısından sırf babasının mektuplarına vermiş olduğu zamandan dolayı ayrılan yaşlı bir adamın kendisine mektuplar vermesiyle başlar tüm olaylar ve ikinci bölümde anlatılır. Kitabın son bölümünde aslında olayın yani Yusuf ve Butimar’ın hikayesi psikiyatrist olan kahramanımız rüyasında bizlere sunuluyor. Olaydan çok bahsetmek huyum değildir. Ben burada kesip, son günlerde okuduğum; dilliyle, müziğiyle, kurgusuyla en güzel kitaplardan birisi diyip yazıma son vermek istiyorum.
Ve Münir Üstün’ün “ Bu isme dikkat edin. İleri de çok duyacaksınız” sözünün gerçekleşmesinin zamanı olduğunu düşünüyorum.
390 syf.
Kitap bitti ve dilimin ucuna direk Aşkın Nur Yengi-Yazık şarkısı takıldı. “BÖYLE Mİ SONA ERECEKTİ?” Muhteşem başlangıç ve acı bir bitiş.
Buram buram kalite kokuyor. Kurgu muazzam.

İstanbul’dan Revan’a (Erivan’a), Rus Çarına, Devrime uzanan bir hikaye ama ne uzanış. Yaşayarak yazılmış bir roman.
Kah çarşaf giyip İstanbul sokaklarında gezerek, kah taksici olarak, kah dilenci olarak.
Zıt kutupların çatışması -Doğu-Batı, Laik-Muhafazakar- sistem eleştrisi, popüler kültürün insanları ne hallere getirdiğine, dini kullanıp her türlü ahlaksızlığı yapanlara isyan var isyan. Hepsinden çokça şey bulacaksınız.

Yazar “Etliye, sütlüye dokunmadan yaşamanın alçaklık olduğunu düşünüyorum.” diyor; ve bu doğrultuda gerçekten etliye de sütlüye de yazarak dokunuyor. Kimi yazarak dokunuyor, kimi konuşarak dokunuyor, ama bir şekilde dokunulması gerektiği gerçeği ortada. Ancak tabi hiçbir şeye dokunmadan yaşayanlar daha bir mutlu yaşıyor orası da ayrı bir muamma. Bu böyle mi olmalı bana göre böyle olmamalı ama durumun böyle olduğu gerçekliği de ortada. Gücün yanında olan, rüzgar nereden eserse oraya yönelen insanlar her türlü gemisini yüzdürüyor. Maalesef.
Bütün bunlar bir psikiyatrın dilinden anlatılıyor. Sonrasında bir hastasının getirdiği mektupla ikinci bölüme geçiliyor.

Ve bundan sonrası Yusuf’un hikayesi. Göçler, sefalet, savaş, isyan, dostluk, aşk, simya, hırs. Var oğlu var.
Yusuf’un hikayesi insanlığımızın hikayesi biraz da. Gözünü para hırsı bürümüş insanların acı hikayesi.

"Para hırsı bu dünyanın güzelliklerini örten kara bir perdedir! O hırsın peşine düşen kişiler, bir bebeğin ilk gülüşünü, bir ağacın boy atışını, bir yıldızın kayışını izlemeyi kaçırırlar. Hatta kendilerini bile unuturlar bir süre sonra. Kendine âmâ olan birisi tüm dünyaya sahip olsa ne olur..."

Okuyun arkadaşlar uzun zamandır böyle etkilendiğimi hatırlamıyorum.
400 syf.
Bazı anlar vardır hiç bitmesin istersiniz, aynı şekilde bazı kitaplar, bazı şarkılar, bazı şiirler…
Bu kitap bitti ama anlatılanlar; yani insanın kendini arayışı hiç bitmeyecek bana göre…
Bazen buldum sanacak tamam diyecek belki ama yanılacak. “Çünkü biz insanız; zayıfız, riyakarız, korkağız, alçağız!”

Kaan Murat Yanık ile tanışmam Butimar kitabıyla olmuştu ve çok sevmiştim. Günümüz yazarlarıyla kendi aranda gerçekten bağ kurabilmek çok kolay değil. (Bu arada yazarla aynı yaştayız)
Ben sanki o bağı kurabildim bu yazarla; o arayışlar, kayboluşlar vs beni kendine çekmiş olabilir.
Yazarı eleştirenler, beğenmeyenler yazdıklarını "yeterli" bulmayanlar olabilir ama bunları da elle tutulur bir sebeple sunmak gerek diye düşünüyorum. Sen neden sevdin diye sorarsanız, yazarın yazdıklarında anlam arayışlarım, kendimi bulma çabalarım, yazarken çıktığı yolda beni de yanında götürmesi ve o yolda girdiğim çeşitli duygular bana keyif veriyor. Belki herkese bu sebepler yeterli gelmeyebilir. Bana geldi diyelim. Yazarla beraber çıktığım bu yolda yazarın değimiyle “Yollar bana esas olanın varmak değil yürümek olduğunu öğretti.” diyorum.

Kitaba gelecek olursak;
Uzakların Şarkısı aslında bir kaçış -buna ister kendinden kaçış, ister insanlardan kaçış deyin sonuçta ikisi de aynı kapıya çıkıyor- ile başlıyor. Yazarla beraber tren yolculuğuna başlıyorsunuz ve bir hikayenin içine giriyorsunuz. Bir yazarın yeni romanını yazmak için inzivaya çekilmesi diyelim. Yolculuk Kars’a.
Burada yaşanılanlar ve yazarın romanına başlaması ile devam ediyor hikaye. Sonrasında ise öyle bir kapı açılıyor ki bambaşka bir aleme geçiş yapıyorsunuz. Şaşırmamak, kaybolmamak elde değil. Zencefil sen neler yaşamışsın bee…

Daha fazla yazılabilir ama bu bambaşka dünyanın içeriğini buraya yazmak pek mantıklı gelmiyor bana. Okuyup o yolculuğa çıkıp, keyfini yaşamanız dileğiyle.
400 syf.
Kendimce yaşayıp giderken ne zaman, nasıl çarpıldığımı , kimde kaldığımı anlatmam güç. Hiç beklemediğin bir an, sanki tüm boşluklar bir kişiyle doluveriyor. Diyorlar ki; ayrılık olmazsa aşk olmazmış... Benden gittiğinde canımdan kopardığın parçalar mı ilden ile savrulmama, bilincimin bulanmasına sebep oldu, hemen ardından aldığım ölüm haberin mi? Bilmiyorum. Son kez gösterdiklerinde kalbinin üzerindeki örümcek ağı gitmiyor gözümün önünden. Yoksa hep oradaydı da sen bile farkında değil miydin?
Adım Bünyamin...Yazarım...İster kendimden kaçtığımı söyleyin, ister kaderinin bağlı oldukları çağırdı o diyardan bu diyara deyin, farketmez...

Ateş, dilini bilmediği bir şeyi yakmaz...



Delhi'den geldim İstanbul'a. Şah, Sultana gönderdi beni. İlimkârım. Birgün kader beni öyle bir yere sürükledi ki, o zaman, orada gördüm onu.Ruhhanede... Turuncu bir yağmur gibi ya da kuru bir yaprak...Kalbinin üzerindeki örümceği atıp ezdiğinde duydum sesini ilk.
Diyorlar ki; ayrılık olmazsa aşk da olmazmış. Buldum dediğim yerde kaybettiğimde ,parmağımdan akan kan yüreğimde çağlamaya başladı...
Adım Gülbadem. Padişahın hizmetkârıyım. Kaybettiğimi bulmak için o kapıdan geçmeye razı oldum. Ben, kaybettigimde kendimi buldum...



Tûti-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil...
Hikâyenin çoğunu bir papağandan dinliyorsunuz aslında. Aşk nedir, sır nedir, dostluk nedir bilen bir papağandan.

Bir zaman İstanbul'dan Kars'a, başka bir zaman Delhi'den İstanbul'a uzanan bir hikâye Uzakların Şarkısı. Romanını yazmaya çalışan bir yazar, bir papağanın sırları, Osmanlı, isyancılar.... ve 13 rengin ifade ettiği 13 duygunun açtığı bir zaman kapısı anlatılıyor kitapta.
Uçurtma Mevsimi ve Butimar 'dan sonra Uzakların Şarkısı yine zevkle okuduğum bir kitap oldu. Kaan Murat Yanık' ın anlatımı bu defa daha derin ve daha güçlü. Meselâ 13 rengin ifade ettiği 13 duygunun açtığı kapı gönül kapısıydı ve o kapıdan girdiğinde sevdiği kişinin kendi olduğunu görmesi de ikinin bir olmasının asıl sevgi olduğu...
Okudukça birbirinden ilginç bağlantıları olan birçok olay karşınıza çıkacak.

İçinde, sonsuza kadar inen bir kuyu hayal et. Ağzına kadar başkalarının düşünceleriyle dolu olduğun için kendi sesini bulamıyorsun. Konuşamıyorsun...

Bazen kulaklarımızı tıkamak, gönlümüzün sesini duymak için gereken yegâne şey. Aradıklarımızı gözümüzle değil, gönlümüzle bulabiliriz zira...

Keyifli okumalar...
400 syf.
·7120 günde·Beğendi·9/10
Merhabalar 1k ailesi:
Bu iletiyi bir turuncu yağmur sağanağı altında avucumda kozalarından çıkmak üzere olan ipek böcekleri ve yüreğimde sebebini bilmediğim bir yangın, kulaklarımda uzakların hüzünlü şarkısı çalarken yazıyorum. içinde bulunduğum hayatım , hayallerim. rüyalarım ve yasak düşüncelerim... hepsini koydum karşıma ve bu satırları yazmaya başladım.
bu kİtap beni geçmişe götürdü tabi o zamanlar henüz ölmemiştim,tam hatırlamıyorum belki de doğmamıştım daha. ikisi de aynı şey değil mi? doğunca ölürsün zaten... kendinden kaçarken kendine çarptığın,okudukça avuç içlerinin terlediği zaman zaman kalbinin ritmini değiştirdiği gerçeği ile yazıyorum. bir kahramanın zaman kavramının ötesine geçip izafiyet teorisini kanıtlarcasına yazılan bir roman zaman -mekan-madde her şey ahenk içinde satırlarda raks etmekte kitaba başlarken Butimar'da bulduğum huzuru yine bulacağımdan emindim. Yazar popüler kültür kitaplarından ziyade farklı bir tarzla çok azda olsa İskender Pala'nın kalemini andıracak şekilde eserler ortaya koyuyor buda eşsiz bir okuma sunuyor biz okurlara, kitapta DİKKATİMİ çeken bir hususta günümüz Türkiye'si sorunlarindan esinlenilmiş ve tarihle harmanlanmış olması.
Uzakların Şarkısı
spoiler içerir
kitabı zencefil adındakı bir papağandan dinliyoruz öyle bir tüti ki dostluğu, fedakarlığı, vefası ve fülfül'e olan aşkı ile insanlardan çok ötede insan olan bir papağandan bahsediyorum. ... Bünyamin ve eylülün asırlar önceki tanışmasına şahitlik ediyoruz ve bunu bir papağanın dilinden dinliyoruz. kitabı okurken aklıma surekli şu cümle geldi ''Kimi ruhlar evvelden aşinadır birbirine'' evet bazı ruhlar çok önceden tanış olmuşlar. asırlar öncesinde gülbadem ve ipek böceği olarak tanışılıp asırlarca birbirini arayan iki ruh.... Hindistan'dan Osmanlı'ya uzanan bir ilimkarin serüveni. kendisi gibi ilimkar olan sanullah efendi ile çalışıp sonra ruhlarla konuşan bir kadın ile tanışıp aşk için farkı bir adama evrilen gülbadem, renklerin konuştuğu mazzam bir roman muhakkak okuyun okutun...
Fülfül'ün tüyleri gibi masmavi bir gün geçirmemiz ve Evvelden aşina olduğumuz ruhlar ile hemhal olmamız dileği ile

Var olun..
390 syf.
·Puan vermedi
Ne diyordu ince şeylerin annesi: Ötekini oku, derinde dipte duranı. Kaan Murat Yanık derinde duran bir yazar. Büyüleyici bir dil ve etkileyici bir olay örgüsü ile Butimar kitabı bir baş yapıt. Popüleriteyi seven bir topluluk olduğumuz için ötekini görmüyoruz. Sermayenin reklamlarla şişirdiği sığ, içi bos yazarların milyonlar satan kitaplarına karşın derinde, dipte durani okudum daima ve büyük bir mutluluk ve haz duydum. Genç ve başarılı bir romancı Kaan Murat Yanık ileride ismini çok duyacağiniz bir yazar. Kitaba gelince elime aldığım ilk andan son kelimeyi okuyana kadar hiç bitmesini istemediğim bir rüyadaydım. büyüleyici dili ve etkileyici olay örgüsü ile sarip sarmaliyor kitap insanı.
Konu yelpazesi çok geniş olan bu kitap bizi İstanbul'dan Erivan'a, 2015'ten 1900'lere, Çarlık döneminden Bolşevik Devrimi'ne, Lenin'den Freud'a, Hayyam'dan Şems'e, Sokrates'e, psikolojiden simyaya, maddeden manaya, doğudan batıya, hayallerden rüyalara, büyülerden gerçeklere götürüyor. Okumaktan kesinlikle büyük haz duyacaksınız.
400 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Yine muhteşem bir kitap yine incelemeye nereden başlayacağını bilemeyen ben. Kaan Murat Yanık bu kitabında bize yine efsane çıkarmış . Eserde , diğer kitaplarına da gönderme mi desem reklam mi desem var işte:) Ilk bölüm kendi hayatından olduğu için beni çok etkiledi . Ikıncı bölümden sonra kitap kurguları ile, tarihi eser örnekleri ile ilerledi. Ayrıca herkesin bir rengi olduğuna beni de inandırdı. Çünkü kitaptaki mor renk bana tamamen uyuyor. Ek olarak Eve Dönmenin Yolları adlı eserden de etkilenme söz konusu. Orada da yazar kitap yazıyordu, burada da. Ki zaten o kitabı da Kaan Murat Yanık önerdiği için okumuştum. Sonuç olarak aşık olduğum kitaplar arasına girdi. Okuyacaklara iyi okumalar...
390 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
İnsanların gizemli dünyası rüyalar ,rüyaları kontrol etmeye çalışan bir psikiyatr ve gerçekten daha gerçek bir rüya.Aşkın büyüsü ve zenginliğin olmana isteğinin oluşturduğu büyük hırs...Nelerden vazgeçebilir insan bu hırs uğruna?İlk görüşte aşık olduğun, uğruna herkesi karşına aldığın ,günlerce kapısında kılık değiştirip dolaştığın,uğruna nice zorluklara göğüs gerdiğin Butimar 'ım dediğinden mesela....İyi ki okudum diyebileceğiniz ,sizi başka bir aleme götürecek muhteşem bir roman.
390 syf.
·Beğendi·7/10
Butimar kuşu çok yükseklerde uçabilmesine rağmen üç durumda uçamaz;
Bir, müzik sesi duyarken
İki, kar yağarken
Üç, aşık olduğu zaman

Butimar İran mitolojisinde bir deniz kuşudur. Denize aşık bir kuştur bu yüzden kenarına konup kanatlarını açıp yalnızca suyunu izler. Denizin suyundan içtiğinde kuruyacağını düşündüğünden susasa da hiç içmez o sudan ve sonunda susuzluktan ölür. Deniz ise dingin ve vakar dolu, sonsuza parlamaya devam eder.

"Esaretin Allah'a ise özgürlüğün sonsuzdur." Yusuf bilmeliydi Simya'nın "canını" yakacağını. Gitmemeliydi Butimarsız ..

Belki kitabın beni etkilemesindeki neden baş kahramanın ismiydi; "Yusuf". Ya da Butimar'ın anlamıydı. Bundan emin değilim ama kitabın güzel olduğundan eminim. Velhasılı "okuyun" :)
400 syf.
·10/10
Uzakların Şarkısı bitti. Gerçeklikle olan tüm bağlarım gevşedi. Okumuş gibi değil de bir yanım her şeyi yaşamış gibi. Evet "Her şey, olup bitti. Geçmiş de, gelecek de çoktan yaşandı." Bir yanılsama içinde çırpınmaya devam ediyorum ve evet "Felaket bu." Turuncu yağmur hâlâ yağıyor ve ıslanmaktan kaçamıyorum. Butimar benim göz bebeğim, kıymetlim. Yeri hep başka. Ama Uzakların Şarkısı gümbür gümbür. İki buçuk yıl bekledim. İki buçuk yıl. Dile kolay cinsten. Sayılı günün çabuk geçmesi de afilli bir palavra. Beklediğim, sabırsızlandığım tek bir saniyeden bile pişman değilim. Ve Kaan Murat Yanık; yüreğine sağlık!

Yazarın biyografisi

Adı:
Kaan Murat Yanık
Unvan:
Yazar, Tv Programcısı
Doğum:
5 Haziran 1988
1988 yılında doğdu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okudu. TRT Arapça kanalında çalıştı. Birçok edebiyat dergisinde öykü ve denemeleri yayımlandı. Yayınevlerinde editörlük, danışmanlık yaptı. Televizyon kanallarında kültür- sanat temalı programlar hazırlayıp sundu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde pedagojinin yanı sıra tiyatro ve sahne sanatları eğitimi aldı. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi’nde Klasik Türk Edebiyatı anabilim dalında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre İngiltere/ University of Sunderland’da Batı Edebiyatı metinleri üzerine eğitim aldı. Üniversitelerde ve edebiyat atölyelerinde ders verdi.

Yurt içi ve yurt dışında yüzlerce konferans veren Kaan Murat Yanık, ‘Butimar’ romanıyla 2015 yılında ESKADER tarafından yılın en iyi romanı ödülünü ve aynı yıl Azerbaycan’da yılın yabancı roman ödülünü aldı. Butimar, çeşitli üniversitelerce başka ödüllere de layık görüldü.

Yazarın Kalküta isimli şiir kitabı 2013, Uçurtma Mevsimi isimli öykü kitabı 2014, Butimar isimli romanı 2015 ve Uzakların Şarkısı adlı romanı 2017 yılında yayınlandı. Her dört kitap da birçok baskı yaptı.

Yazar istatistikleri

  • 409 okur beğendi.
  • 1.776 okur okudu.
  • 60 okur okuyor.
  • 961 okur okuyacak.
  • 21 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları