Kahraman Tazeoğlu

Kahraman Tazeoğlu

Yazar
7.2/10
11bin Kişi
·
51,9bin
Okunma
·
3.191
Beğeni
·
71,1bin
Gösterim
Adı:
Kahraman Tazeoğlu
Unvan:
Türk Şair, Yazar ve Radyocu
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 10 Ağustos 1969
Kendi dilinden… Kahraman Tazeoğlu’nun Yaşam Öyküsü

Ay’a ilk ayak basıldığı yılın 10 Ağustos’unda doğdu. İstanbul’un çileli ve kesmekeşli ortamında, o şehirde bir ömür harcayacağını bilmeden hep “düşünen” bir çocuk olarak büyüdü.
Cevizli semtinde, bir dere kenarında oynarken, mahallenin delisi kovalayınca “korkuyla” tanıştı.
Ailesi İstanbul’un mutena semtlerinden Fenerbahçe’ye taşınınca daha az korkmaya ve Fenerbahçeli olmaya basladı. 6 yasinda ilk kez bir maça gitti ve en sevdigi Fenerbahçe şapkasını çaldırdı. (Bugün bile o şapka için üzülür). 7 kardeşin 2 numaralı olanıydı ve ilerde bir mahalle takımında 2 numaralı formayı giyerek maçlara çıkacağını bilmiyordu.

Ablası okula başlayınca çok kıskandı ve saçını çekti. Bir yıl sonra ise okulunun ilk gününde annesi onu sınıfına sokmayı zor başardı… O gün çok ağlamıştı.

Arkadaşları teneffüslerde çesitli oyunlar oynarken, o hep “düşünüyordu”…

İlkokul bittiğinde bir korku filmi senaryosu yazdığını iddia ederek arkadaşlarına kendini güldürdü. Daha sonra sinema ile sadece “seyirci” olarak ilgilendi. O hep bir sinema tutkunu olarak yaşayacaktı; çünkü siirle daha tanışmamıştı.

12 Eylül ihtilalinde ortaokula başlayacaktı ve tek başına belediye otobüsüne binmeyi öğrenecekti. Daha sonra yağ, tüp, şeker ve gaz kuyruklarında beklemeyi ve soğuklarda üşürken ağlamamayı…

Mahallede her kırılan camdan Tazeoğlu kardeşler sorumlu tutulmaya başlanınca, baba Hayati Tazeoğlu ani bir göç harekatıyla tüm aileyi yeniden Cevizli’ye taşıma kararı aldı. Buna en içerleyense küçük Kahraman oldu. Geride bıraktığı mahalle arkadaşlarını bir gün yeniden görebilmek ümidiyle yanıp tutuşurken birden ilk defa yaşayacağı bir duyguyla karşılaştı. Karşı komsunun kızına aşık olmuştu. Mutluluğu, acıyı, hüznü ve ağlamayı yeniden keşfetti. Bütün bunların toplamının ona şiiri öğreteceğini bilmiyordu. Ablasının yazdığı şiirlerle dalga geçerken hatta “şiir de neymiş; saçmalık” diye iddia ederken gece gündüz şiir yazmaya başladı. Sonunda o terk edildi ama şiir onu terk etmedi. Yine aşık oldu, yine terk edildi, yine şiirler yazdı.
Matematiği gereksiz bir ders olarak gördüğü için, hocaları da onu gereksiz bir öğrenci olarak gördü. Uzun bir süre ara vereceği eğitimini daha sonra bin pişman olarak devam ettirecekti. Bu arada ailesi “eti senin kemiği benim” diyerek onu bir kuaföre çırak olarak verdi. 10 yıl sürecek bu macera özel radyoların açılmasiyla sona erecekti.

Bir yaz gecesi arkadaşının evinde balkon sohbeti yaparken arkadaşının annesi uykusundan uyandı ve “oğlum kapatın şu radyoyu da yatın artık” dedi. Halbuki radyo kapalıydı ve konuşan 19 yaşındaki genç Kahraman’dı…

Çocukluğundan beri özendigi spikerlik hayali daha da derinleserek artmaya baslamisti. Annesi bebekliğinde çok ağladığı zamanlarda onu radyonun yanına yatırır ve susmasını sağlardı. Çok çocuğa bakmakla yükümlü olan bir annenin bulduğu bu çözüm ilerde küçük Kahraman’ı radyocu yapacaktı.

Derken; günlerden bir gün, Türkiye’de ilk özel radyolar açılmaya başladı ve mesleğinde çok önemli bir yere gelmiş olan genç Kahraman, bu işe sevdalandı. Artık o radyocu olabilmek için yıllarını verdiği mesleğini bırakabilirdi. Sıkı bir radyo takipçisi olan genç Kahraman, “Gecenin Serserisi”ni dinleyerek hatta yayın yaptığı radyoya kadar gidip kendisiyle tanışarak hayatında ilk kez bir radyo stüdyosu gördü. Bununla da kalmayıp Orhan Çetin tarafindan programa konuk edildi, şiirler okudu. Gelen olumlu tepkiler kendisini yüreklendirdi ve o gün radyocu olmaya karar verdi. Mesleğini zirvedeyken bırakarak, yayın hayatına yeni “merhaba” diyen Kadıköy FM’de yayına başladı. Sonraki rüzgarlar onu baska radyolara sürükledi ve son durağı en sevdiği ve mutlu olduğu Radyo 7 oldu.

Şimdi Mavi Ada diye bir yerden şiirler seslendirerek gece bunalım oranını yükseltme çalışmalarını sürdürüyor. Kahraman Tazeoğlu’nun “Seni İçimden Terk Ediyorum” “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” adli iki şiir kitabı var. Bu kitaplara bir de “Araz” adlı bir romanını ekledi. “Mavi Ada Mektupları” ve “Tutsak Mektuplar” adli iki derlemesini de listeye ekleyerek 5 kitaba ulaştığını söylersek geriye sadece asağıdaki notu düşmek kalır

Not: Ablası artık şiir yazmıyor.

Kitapları:
*Seni Içimden Terk Ediyorum (Şiir), 2001 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi (Şiir), 2002 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Mavi Ada Mektupları (Mektup), 2002 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Tutsak Mektuplar (Mektup), 2004 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Araz (Roman), 2005 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Susacak Var (Roman), 2006 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Mavi Ev (Öykü), 2007 (Yedi Harf Yayıncılık)
“Kimi insan geçmişle geçememişi birbirine karıştırır.
Halbuki, geçen iz bırakır, geçemeyen yara...”
Kahraman Tazeoğlu
Sayfa 15 - Destek yayınları
Umutla beklerken, umutlar azalıp azalıp, yok olmaya başladığında aramaktan vazgeçip bulduğumuza razı oluyorduk.
Eğer silemeyeceksen geçmişimin tozlu raflarına üfleme. Sonra sen gidiyorsun, ben boğuluyorum o tozların içinde.
304 syf.
·7 günde·6/10 puan
Nerden nereye!!!

“Kahraman Tazeoğlu” kendi deyimimle “ergen tripli kız yazarı…” Onun yazdığı bir kitap… Aldım elime okumaya başladım. Daha ilk sayfadan saçma sapan aşk cümleleri… Öyle abartı öyle sıradan öyle pespaye ki aşkın hiçbir duygusunu size yaşatamıyor. Okudukça nefesim daralıyor. Biraz sayfa geçtikten sonra öyle saçma sapan cümlelerden midemin bulandığını hissediyorum. İçimden kitabı yarıda bırakmak geliyor. Ama kötü bir özelliğim var: “Bir kere bir kitabı okumaya başladım mı kesinlikle okumadan bitiremem. Bitirmek için çabalıyorum, ya diyorum kendi kendime: “Eğer ben bu kitabı bitirirsem kendime ödül vermeyelim.” Ne ödülü? Bu saçmalığa kitabın sonuna kadar katlanmak çok devasa bir sabır ister çünkü. Bende kendime devasa sabır ödülü vereceğim. Neyse ortalara doğru biraz açılıyor kitap. Hafif okuyası geliyor insanın, sonra yine bayıyor. Ya bir kitap bu kadar mı basit olur? Hadi bu kadar basit olurda neden bu kadar satılır?

Yazar sadece şunu yapmış çok basit bir olay örgüsü bulmuş. Genç bir kız Bukre bir adama âşık olur, adam sonra albüm çıkarır. Şöhret olur. En sonda Bukre’yi aldatır. Tabi Bukre’nin de çok samimi bir arkadaşı vardır. Bukre de onunla evlenir. Yazarın tek amacı herhalde bu olay örgüsüne aşk cümleleri sığdırmak olmuş. Gerçekten de kitap tamamen böyle doldurulmuş. Bir olay bulunmuş kitabın çeyreğinin çeyreği olay örgüsü kaplamış, geri kalanı ise “facebookluk” aşk sözleri. Ne diyelim facebookluk bir kitap deyip geçmek lazım ama bazı yerlere değinmem gerekiyor.

Öncelikle kitabın başkahramanı Bukre. Kitapta Bukre sürekli aldatılan kız. Acısı her zaman kutsanan kız. Kitabın cinsiyete göre okunma oranına baktım. Yüzde 85 kızlar okurken yüzde 15 erkeler okumuş. Yaş oranına göre de 14 yaş ile 24 yaş arası okuyucu kitlesinin yarısını oluşturuyor. Yani kitabın genel okuyucu kitlesi genç kızlar. Muhtemelen birçoğu Bukre gibi aldatılan kızlar. Kitaptaki acıyla beraber kendi acıları ile duygudaşlık kurdular. Bu şekilde kitapta kendilerini buldular. Fakat ortada bir sorun var: Bukre denen kızımız kitabın başında sevgilisi olan bir genç kız. ( Muhtemelen liseden yeni mezun olmuş, üniversiteye hazırlanan bir genç arkadaş.) Kitap başladığı gibi sevgilisi kendisini aldatıyor. Hemen akabinde de sevgilisinden ayrılıyor. Daha iki sayfa geçiyorsunuz. Bukre hanım karşısına çıkan ilk erkeğe âşık oluyor. Oysa kitabın başında Bukre’nin acısı ve sadakati o kadar kutsanmış ki. Hâlbuki daha bir gün bile geçmeden başka birine âşık olacak kalp taşıyor. Allah’ta karşına onun gibi birini çıkarıyor. Bu yeni bulduğu kişi de onu aldatıyor. (Tabi Bukre yine aşk acısı çekiyor. Sevgilisinden ayrılıp bir gün sonra yeni sevgili bulunca, o sevgiliden ne bekliyor acaba? ) Sonra aradan yıllar geçiyor. Bukre bütün gençliğini böyle insanlarla heba ediyor. En son da ona yıllarca iyiliği dokunan yakın arkadaşı ile yaşlanınca evleniyor. Genelde herkes gibi yapıyor. Namuslu insanı en son evlenmeye bırakıyor. Ama kitapta böyle oluyor da gerçek hayatta pek öyle olmuyor. Bütün ömrünü namussuz kişilerle heba ederken Allah daha sonra karşına namuslu birini çıkarmıyor. Namuslu sevince namuslu seviliyorsun... Oda tek aşkını beklemekle eş ruhunu bulmakla oluyor. Maalesef günümüzdeki gençliğimizin durumu bu. Sürekli yeni sevgili bulup sonra aşk acısı yaşamak. İnsan ömründe kaç defa âşık olur ki? Böyle bir aşk hikâyesinin ülkemizdeki lise gençliği tarafından baya okunması üstüne üstlük bir de Bukre denen şahsın kızların kahramanı olması. Geleceğimiz acısından beni düşündürüyor.

Başka bir problem ise bu kadar köklü bir edebi geleneğe sahipken, hangi ara böyle saçma sapan aşk sözlerinin kutsandığı bir döneme geldik. Yani merak ediyorum hangi ara
“mende mecnun’dan füzun aşıklık istidadı var
aşık-ı sadık menem, mecnun’un ancak adı var.”
“Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır”
Gibi dizlerden hangi ara
“MÜSAİT BİR AŞKTA GÜLECEK VAR”
“Eğer bir intikamsa bu, evet! Seni gözlerimden siliyorum...”
Gibi sözlere geldik. Haliyle sözleri böyle pespaye olan aşkların kendisi de pespaye oldu.

Dedik ya nerden nereye!!!
204 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
Kahraman Tazeoğlu’nun sırf sözlerinden oluşan bir kitabı. En derin anlamları en diz cümlelerin taşıdığı bir kitap. Bir cümle ile insanın içine dokunabilen bir yazar. Bu yüzden oldukça hoş bir kitap
Bir şiiride

Artık daha az seviyorum seni...
Unutur gibi... ölür gibi daha az.
Bir tek gece vardır insanın hayatında.. Ömür boyu sürer nöbeti..
Bu da öyleydi..
İyi ol..
Sağ ol..
Uzak ol..
Ama bir daha görme beni..
304 syf.
·2/10 puan
Bu tarz kitaplara karşı önyargım vardı. Kitapçıda biraz açıp okumayı denedim sayfanın sonunu getiremedim, birkaç sayfa atlayıp aralardan denedim olmadı. Böylece önyargım bir level atlayarak normal yargı seviyesine yükseldi. Aşk dedikodu vs... Hep aynı şeyler...
Bir kere aşk burada anlatılan gibi değil ki.
Gençler gerçek aşkı tanımaya fırsat bulamadan böyle kitaplarla ömür çürütüyorlar. Bukre, Sabah uykusu, Ahmet Batman Soğuk kahve vs...
Anca feysbukta söz paylaşmaya ve bir fotoğrafını çekip sevgiliye mesaj göndermeye yarar.
Bence zaman kaybı. Bence!
142 syf.
·1 günde·8/10 puan
NOT : Kara Sevdalılara veya platonik aşıklara tavsiye edilmesi yasaktır.

NOT : Eski sevgililerinize veya sevdiklerinize bol bol selam vereceğiniz ve onları yad edebileceğiniz ( artık severek mi söverek mi orası sizin takdirinize kalmış ) bir kitaptır.

Öncelikle güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ancak sevdaya dair pek bir beklentisi olmayan bir insanın okumasıyla, bazı olayları yaşayanların okuması bir olmuyor tabi. Yoruma açık bir kitaptı herkes süperdi diyemez bu kitaba. Şahsım açısından değerlendirme yapayım ; aşka dair inancım pek olmadığı için kitabı okurken hadi be ordan dediğim şiirler vardı. Genel olarak her şeyin fazlasının zarar olduğunu düşünüyordum ve yine haklı çıktım. "Araz" şiirine kadar pek beğenmedim ama bu şiiri oldukça etkiliydi. Yukarıda notları bıraktım okumayı düşünenlere keyifli okumalar dilerim. :)
192 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Tekrar güvenebilir miyim sana bilmiyorum. Yıkıldı sana olan inancım. Ama seni seviyorum hala... Sevdiğin birine güvenebilirsin; peki güvenmediğin birini sevebilir misin? Kendimle çelişkideyim...

Vazgeçtim, yazarla tanışmamı sağlayan ilk eser oldu.Kitabı beğendim okumak keyif vericiydi ama konuyu biraz eksik buldum.Olaylar çobuk ve basit bir şekilde anlatılmış gibi geldi.Sade bir anlatım vardı.Biraz daha kalın olabirdi kitap.Ama dediğim gibi keyifli bir eserdi okumakta fayda var...
102 syf.
·59 günde·Beğendi·10/10 puan
Kahraman Tazeoğlu denince aklıma gelen ilk şeydir Araz. Kitap tamamen bir baş yapıt. Bu arada başyapıt deyince aklınıza Türk Edebiyatının sayılı eserleri veya yazarları gelmesin bana göre aşkı böyle şaheser sözler ile anlatan bir yazarın yazdığı kitaplarda aşkın başyapıtıdır. Tabii yeni nesil için lâkin gün gelecek Kaptanda o raflarda yerini alacak..
Ayrılık gurur duymalı seninle. Gidensen, sözün ayaklarına geçiyorsa, ayakların yakınımdan geçmeyecek! Ayrılığı seçtin mi büyük olacak ayrılık! Ayrılığı seçtin mi?...
136 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Tek seferde bitirdim çok güzel bir kitap. gerçek olması daha da ilginç yapıyor. Çok güzel bir kitap sevdiklerimizi huzurlu mutlu sağlıklı yaşamaları için Allah 'a emanet edin ben ettim ...
248 syf.
·Puan vermedi
Kitabın konusu biraz enteresan. Fazla hayâl gücü kullanılmış. Bir film tadında polisiye bir kitap olmuş. Kitabın kurgusu güzeldi. Fakat çok basite indirgenmiş. Sanki çok aceleye gelmiş kitap kesinlikle. Bir günde okunabilecek bir kitap olmuş.
Bilişim teknolojilerinden çok iyi anlayan "Hasret" kalbini her şeye kapatmış gibi görünen, zeki; ancak derin ve duygusal bir kişilik aslında. Bu kitapta her şeyi karakterimiz "Hasret" yönetiyor.
256 syf.
·3 günde·Puan vermedi
NOT : Çetrefilli sözler içerir.
Kitap okuma alışkanlığı kazandırma açısından elverişlidir.

NOT : Ali'nin hayat hikayesine gelince ağlamayın olur mu?

Okuru rahatsız etmeyen güzel bir dil kullanılmış. Daha girişte anlıyorsunuz ne kadar yalın ve akıcı geçeceğini. Simru adında kahramanımız var , aldatılmış ve doğal olarak kalbinin derinliklerine , yalnızlığına dönmüş biri. Aslında bir çoğumuz ile ortak noktası olması kitabı merakla takip etmemize neden oluyor. Sonra rüya gibi bir yaşam ve ardından kâbus dönemine giriş. Tanıdık geliyor değil mi bazılarına ? Aslında kitap yalnızca Simrudan ibaret değil. Külkedisi adlı sürpriz bir hikaye daha sıkıştırmış yazarımız. O hikaye de çok guzeldi. Hoşunuza gideceğine eminim. Yalnız bazi yaşamlar var ki onları yaşamak , sabretmek her yiğidin harcı değil. Ne aşk acısı ne de özlem. Yokluğun yerini tutamaz. Bu kitapta bunu görmüş oldum. Harikaydı. Tavsiye ederim hızlı bitiyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kahraman Tazeoğlu
Unvan:
Türk Şair, Yazar ve Radyocu
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 10 Ağustos 1969
Kendi dilinden… Kahraman Tazeoğlu’nun Yaşam Öyküsü

Ay’a ilk ayak basıldığı yılın 10 Ağustos’unda doğdu. İstanbul’un çileli ve kesmekeşli ortamında, o şehirde bir ömür harcayacağını bilmeden hep “düşünen” bir çocuk olarak büyüdü.
Cevizli semtinde, bir dere kenarında oynarken, mahallenin delisi kovalayınca “korkuyla” tanıştı.
Ailesi İstanbul’un mutena semtlerinden Fenerbahçe’ye taşınınca daha az korkmaya ve Fenerbahçeli olmaya basladı. 6 yasinda ilk kez bir maça gitti ve en sevdigi Fenerbahçe şapkasını çaldırdı. (Bugün bile o şapka için üzülür). 7 kardeşin 2 numaralı olanıydı ve ilerde bir mahalle takımında 2 numaralı formayı giyerek maçlara çıkacağını bilmiyordu.

Ablası okula başlayınca çok kıskandı ve saçını çekti. Bir yıl sonra ise okulunun ilk gününde annesi onu sınıfına sokmayı zor başardı… O gün çok ağlamıştı.

Arkadaşları teneffüslerde çesitli oyunlar oynarken, o hep “düşünüyordu”…

İlkokul bittiğinde bir korku filmi senaryosu yazdığını iddia ederek arkadaşlarına kendini güldürdü. Daha sonra sinema ile sadece “seyirci” olarak ilgilendi. O hep bir sinema tutkunu olarak yaşayacaktı; çünkü siirle daha tanışmamıştı.

12 Eylül ihtilalinde ortaokula başlayacaktı ve tek başına belediye otobüsüne binmeyi öğrenecekti. Daha sonra yağ, tüp, şeker ve gaz kuyruklarında beklemeyi ve soğuklarda üşürken ağlamamayı…

Mahallede her kırılan camdan Tazeoğlu kardeşler sorumlu tutulmaya başlanınca, baba Hayati Tazeoğlu ani bir göç harekatıyla tüm aileyi yeniden Cevizli’ye taşıma kararı aldı. Buna en içerleyense küçük Kahraman oldu. Geride bıraktığı mahalle arkadaşlarını bir gün yeniden görebilmek ümidiyle yanıp tutuşurken birden ilk defa yaşayacağı bir duyguyla karşılaştı. Karşı komsunun kızına aşık olmuştu. Mutluluğu, acıyı, hüznü ve ağlamayı yeniden keşfetti. Bütün bunların toplamının ona şiiri öğreteceğini bilmiyordu. Ablasının yazdığı şiirlerle dalga geçerken hatta “şiir de neymiş; saçmalık” diye iddia ederken gece gündüz şiir yazmaya başladı. Sonunda o terk edildi ama şiir onu terk etmedi. Yine aşık oldu, yine terk edildi, yine şiirler yazdı.
Matematiği gereksiz bir ders olarak gördüğü için, hocaları da onu gereksiz bir öğrenci olarak gördü. Uzun bir süre ara vereceği eğitimini daha sonra bin pişman olarak devam ettirecekti. Bu arada ailesi “eti senin kemiği benim” diyerek onu bir kuaföre çırak olarak verdi. 10 yıl sürecek bu macera özel radyoların açılmasiyla sona erecekti.

Bir yaz gecesi arkadaşının evinde balkon sohbeti yaparken arkadaşının annesi uykusundan uyandı ve “oğlum kapatın şu radyoyu da yatın artık” dedi. Halbuki radyo kapalıydı ve konuşan 19 yaşındaki genç Kahraman’dı…

Çocukluğundan beri özendigi spikerlik hayali daha da derinleserek artmaya baslamisti. Annesi bebekliğinde çok ağladığı zamanlarda onu radyonun yanına yatırır ve susmasını sağlardı. Çok çocuğa bakmakla yükümlü olan bir annenin bulduğu bu çözüm ilerde küçük Kahraman’ı radyocu yapacaktı.

Derken; günlerden bir gün, Türkiye’de ilk özel radyolar açılmaya başladı ve mesleğinde çok önemli bir yere gelmiş olan genç Kahraman, bu işe sevdalandı. Artık o radyocu olabilmek için yıllarını verdiği mesleğini bırakabilirdi. Sıkı bir radyo takipçisi olan genç Kahraman, “Gecenin Serserisi”ni dinleyerek hatta yayın yaptığı radyoya kadar gidip kendisiyle tanışarak hayatında ilk kez bir radyo stüdyosu gördü. Bununla da kalmayıp Orhan Çetin tarafindan programa konuk edildi, şiirler okudu. Gelen olumlu tepkiler kendisini yüreklendirdi ve o gün radyocu olmaya karar verdi. Mesleğini zirvedeyken bırakarak, yayın hayatına yeni “merhaba” diyen Kadıköy FM’de yayına başladı. Sonraki rüzgarlar onu baska radyolara sürükledi ve son durağı en sevdiği ve mutlu olduğu Radyo 7 oldu.

Şimdi Mavi Ada diye bir yerden şiirler seslendirerek gece bunalım oranını yükseltme çalışmalarını sürdürüyor. Kahraman Tazeoğlu’nun “Seni İçimden Terk Ediyorum” “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” adli iki şiir kitabı var. Bu kitaplara bir de “Araz” adlı bir romanını ekledi. “Mavi Ada Mektupları” ve “Tutsak Mektuplar” adli iki derlemesini de listeye ekleyerek 5 kitaba ulaştığını söylersek geriye sadece asağıdaki notu düşmek kalır

Not: Ablası artık şiir yazmıyor.

Kitapları:
*Seni Içimden Terk Ediyorum (Şiir), 2001 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi (Şiir), 2002 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Mavi Ada Mektupları (Mektup), 2002 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Tutsak Mektuplar (Mektup), 2004 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Araz (Roman), 2005 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Susacak Var (Roman), 2006 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Mavi Ev (Öykü), 2007 (Yedi Harf Yayıncılık)

Yazar istatistikleri

  • 3.191 okur beğendi.
  • 51,9bin okur okudu.
  • 822 okur okuyor.
  • 13,8bin okur okuyacak.
  • 706 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları