Kahraman Tazeoğlu

Kahraman Tazeoğlu

7.2/10
4.862 Kişi
·
17.476
Okunma
·
1.975
Beğeni
·
36.778
Gösterim
Adı:
Kahraman Tazeoğlu
Unvan:
Türk Şair, Yazar ve Radyocu
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 10 Ağustos 1969
Kendi dilinden… Kahraman Tazeoğlu’nun Yaşam Öyküsü

Ay’a ilk ayak basıldığı yılın 10 Ağustos’unda doğdu. İstanbul’un çileli ve kesmekeşli ortamında, o şehirde bir ömür harcayacağını bilmeden hep “düşünen” bir çocuk olarak büyüdü.
Cevizli semtinde, bir dere kenarında oynarken, mahallenin delisi kovalayınca “korkuyla” tanıştı.
Ailesi İstanbul’un mutena semtlerinden Fenerbahçe’ye taşınınca daha az korkmaya ve Fenerbahçeli olmaya basladı. 6 yasinda ilk kez bir maça gitti ve en sevdigi Fenerbahçe şapkasını çaldırdı. (Bugün bile o şapka için üzülür). 7 kardeşin 2 numaralı olanıydı ve ilerde bir mahalle takımında 2 numaralı formayı giyerek maçlara çıkacağını bilmiyordu.

Ablası okula başlayınca çok kıskandı ve saçını çekti. Bir yıl sonra ise okulunun ilk gününde annesi onu sınıfına sokmayı zor başardı… O gün çok ağlamıştı.

Arkadaşları teneffüslerde çesitli oyunlar oynarken, o hep “düşünüyordu”…

İlkokul bittiğinde bir korku filmi senaryosu yazdığını iddia ederek arkadaşlarına kendini güldürdü. Daha sonra sinema ile sadece “seyirci” olarak ilgilendi. O hep bir sinema tutkunu olarak yaşayacaktı; çünkü siirle daha tanışmamıştı.

12 Eylül ihtilalinde ortaokula başlayacaktı ve tek başına belediye otobüsüne binmeyi öğrenecekti. Daha sonra yağ, tüp, şeker ve gaz kuyruklarında beklemeyi ve soğuklarda üşürken ağlamamayı…

Mahallede her kırılan camdan Tazeoğlu kardeşler sorumlu tutulmaya başlanınca, baba Hayati Tazeoğlu ani bir göç harekatıyla tüm aileyi yeniden Cevizli’ye taşıma kararı aldı. Buna en içerleyense küçük Kahraman oldu. Geride bıraktığı mahalle arkadaşlarını bir gün yeniden görebilmek ümidiyle yanıp tutuşurken birden ilk defa yaşayacağı bir duyguyla karşılaştı. Karşı komsunun kızına aşık olmuştu. Mutluluğu, acıyı, hüznü ve ağlamayı yeniden keşfetti. Bütün bunların toplamının ona şiiri öğreteceğini bilmiyordu. Ablasının yazdığı şiirlerle dalga geçerken hatta “şiir de neymiş; saçmalık” diye iddia ederken gece gündüz şiir yazmaya başladı. Sonunda o terk edildi ama şiir onu terk etmedi. Yine aşık oldu, yine terk edildi, yine şiirler yazdı.
Matematiği gereksiz bir ders olarak gördüğü için, hocaları da onu gereksiz bir öğrenci olarak gördü. Uzun bir süre ara vereceği eğitimini daha sonra bin pişman olarak devam ettirecekti. Bu arada ailesi “eti senin kemiği benim” diyerek onu bir kuaföre çırak olarak verdi. 10 yıl sürecek bu macera özel radyoların açılmasiyla sona erecekti.

Bir yaz gecesi arkadaşının evinde balkon sohbeti yaparken arkadaşının annesi uykusundan uyandı ve “oğlum kapatın şu radyoyu da yatın artık” dedi. Halbuki radyo kapalıydı ve konuşan 19 yaşındaki genç Kahraman’dı…

Çocukluğundan beri özendigi spikerlik hayali daha da derinleserek artmaya baslamisti. Annesi bebekliğinde çok ağladığı zamanlarda onu radyonun yanına yatırır ve susmasını sağlardı. Çok çocuğa bakmakla yükümlü olan bir annenin bulduğu bu çözüm ilerde küçük Kahraman’ı radyocu yapacaktı.

Derken; günlerden bir gün, Türkiye’de ilk özel radyolar açılmaya başladı ve mesleğinde çok önemli bir yere gelmiş olan genç Kahraman, bu işe sevdalandı. Artık o radyocu olabilmek için yıllarını verdiği mesleğini bırakabilirdi. Sıkı bir radyo takipçisi olan genç Kahraman, “Gecenin Serserisi”ni dinleyerek hatta yayın yaptığı radyoya kadar gidip kendisiyle tanışarak hayatında ilk kez bir radyo stüdyosu gördü. Bununla da kalmayıp Orhan Çetin tarafindan programa konuk edildi, şiirler okudu. Gelen olumlu tepkiler kendisini yüreklendirdi ve o gün radyocu olmaya karar verdi. Mesleğini zirvedeyken bırakarak, yayın hayatına yeni “merhaba” diyen Kadıköy FM’de yayına başladı. Sonraki rüzgarlar onu baska radyolara sürükledi ve son durağı en sevdiği ve mutlu olduğu Radyo 7 oldu.

Şimdi Mavi Ada diye bir yerden şiirler seslendirerek gece bunalım oranını yükseltme çalışmalarını sürdürüyor. Kahraman Tazeoğlu’nun “Seni İçimden Terk Ediyorum” “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” adli iki şiir kitabı var. Bu kitaplara bir de “Araz” adlı bir romanını ekledi. “Mavi Ada Mektupları” ve “Tutsak Mektuplar” adli iki derlemesini de listeye ekleyerek 5 kitaba ulaştığını söylersek geriye sadece asağıdaki notu düşmek kalır

Not: Ablası artık şiir yazmıyor.

Kitapları:
*Seni Içimden Terk Ediyorum (Şiir), 2001 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi (Şiir), 2002 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Mavi Ada Mektupları (Mektup), 2002 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Tutsak Mektuplar (Mektup), 2004 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Araz (Roman), 2005 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Susacak Var (Roman), 2006 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Mavi Ev (Öykü), 2007 (Yedi Harf Yayıncılık)
Eğer silemeyeceksen geçmişimin tozlu raflarına üfleme. Sonra sen gidiyorsun, ben boğuluyorum o tozların içinde.
"Bazen içindeki ağlamaları gizlemek için, yüzünde sahte gülüşler taşır insan."
Aklım sende kala kala senden gidiyorum. İnsan yarısında terk ettiği filmin sonunu merak eder mi? Ediyorum. Tüm yelkenlerim yırtılmış ama ben hâlâ rüzgârdan medet umuyorum...
En acısıda ne biliyor musun ?

Aslında sana hiç sahip olamadığımı, seni kaybettiğimde anlamış olmam.
Şimdi öyle yalnız ve aşksızım ki. Evet! Aşk, sızım Cem!

Aşk... Sızım... Bir yanlızlık için çok kalabalık acılarım
Nerden nereye!!!

“Kahraman Tazeoğlu” kendi deyimimle “ergen tripli kız yazarı…” Onun yazdığı bir kitap… Aldım elime okumaya başladım. Daha ilk sayfadan saçma sapan aşk cümleleri… Öyle abartı öyle sıradan öyle pespaye ki aşkın hiçbir duygusunu size yaşatamıyor. Okudukça nefesim daralıyor. Biraz sayfa geçtikten sonra öyle saçma sapan cümlelerden midemin bulandığını hissediyorum. İçimden kitabı yarıda bırakmak geliyor. Ama kötü bir özelliğim var: “Bir kere bir kitabı okumaya başladım mı kesinlikle okumadan bitiremem. Bitirmek için çabalıyorum, ya diyorum kendi kendime: “Eğer ben bu kitabı bitirirsem kendime ödül vermeyelim.” Ne ödülü? Bu saçmalığa kitabın sonuna kadar katlanmak çok devasa bir sabır ister çünkü. Bende kendime devasa sabır ödülü vereceğim. Neyse ortalara doğru biraz açılıyor kitap. Hafif okuyası geliyor insanın, sonra yine bayıyor. Ya bir kitap bu kadar mı basit olur? Hadi bu kadar basit olurda neden bu kadar satılır?

Yazar sadece şunu yapmış çok basit bir olay örgüsü bulmuş. Genç bir kız Bukre bir adama âşık olur, adam sonra albüm çıkarır. Şöhret olur. En sonda Bukre’yi aldatır. Tabi Bukre’nin de çok samimi bir arkadaşı vardır. Bukre de onunla evlenir. Yazarın tek amacı herhalde bu olay örgüsüne aşk cümleleri sığdırmak olmuş. Gerçekten de kitap tamamen böyle doldurulmuş. Bir olay bulunmuş kitabın çeyreğinin çeyreği olay örgüsü kaplamış, geri kalanı ise “facebookluk” aşk sözleri. Ne diyelim facebookluk bir kitap deyip geçmek lazım ama bazı yerlere değinmem gerekiyor.

Öncelikle kitabın başkahramanı Bukre. Kitapta Bukre sürekli aldatılan kız. Acısı her zaman kutsanan kız. Kitabın cinsiyete göre okunma oranına baktım. Yüzde 85 kızlar okurken yüzde 15 erkeler okumuş. Yaş oranına göre de 14 yaş ile 24 yaş arası okuyucu kitlesinin yarısını oluşturuyor. Yani kitabın genel okuyucu kitlesi genç kızlar. Muhtemelen birçoğu Bukre gibi aldatılan kızlar. Kitaptaki acıyla beraber kendi acıları ile duygudaşlık kurdular. Bu şekilde kitapta kendilerini buldular. Fakat ortada bir sorun var: Bukre denen kızımız kitabın başında sevgilisi olan bir genç kız. ( Muhtemelen liseden yeni mezun olmuş, üniversiteye hazırlanan bir genç arkadaş.) Kitap başladığı gibi sevgilisi kendisini aldatıyor. Hemen akabinde de sevgilisinden ayrılıyor. Daha iki sayfa geçiyorsunuz. Bukre hanım karşısına çıkan ilk erkeğe âşık oluyor. Oysa kitabın başında Bukre’nin acısı ve sadakati o kadar kutsanmış ki. Hâlbuki daha bir gün bile geçmeden başka birine âşık olacak kalp taşıyor. Allah’ta karşına onun gibi birini çıkarıyor. Bu yeni bulduğu kişi de onu aldatıyor. (Tabi Bukre yine aşk acısı çekiyor. Sevgilisinden ayrılıp bir gün sonra yeni sevgili bulunca, o sevgiliden ne bekliyor acaba? ) Sonra aradan yıllar geçiyor. Bukre bütün gençliğini böyle insanlarla heba ediyor. En son da ona yıllarca iyiliği dokunan yakın arkadaşı ile yaşlanınca evleniyor. Genelde herkes gibi yapıyor. Namuslu insanı en son evlenmeye bırakıyor. Ama kitapta böyle oluyor da gerçek hayatta pek öyle olmuyor. Bütün ömrünü namussuz kişilerle heba ederken Allah daha sonra karşına namuslu birini çıkarmıyor. Namuslu sevince namuslu seviliyorsun... Oda tek aşkını beklemekle eş ruhunu bulmakla oluyor. Maalesef günümüzdeki gençliğimizin durumu bu. Sürekli yeni sevgili bulup sonra aşk acısı yaşamak. İnsan ömründe kaç defa âşık olur ki? Böyle bir aşk hikâyesinin ülkemizdeki lise gençliği tarafından baya okunması üstüne üstlük bir de Bukre denen şahsın kızların kahramanı olması. Geleceğimiz acısından beni düşündürüyor.

Başka bir problem ise bu kadar köklü bir edebi geleneğe sahipken, hangi ara böyle saçma sapan aşk sözlerinin kutsandığı bir döneme geldik. Yani merak ediyorum hangi ara
“mende mecnun’dan füzun aşıklık istidadı var
aşık-ı sadık menem, mecnun’un ancak adı var.”
“Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır”
Gibi dizlerden hangi ara
“MÜSAİT BİR AŞKTA GÜLECEK VAR”
“Eğer bir intikamsa bu, evet! Seni gözlerimden siliyorum...”
Gibi sözlere geldik. Haliyle sözleri böyle pespaye olan aşkların kendisi de pespaye oldu.

Dedik ya nerden nereye!!!
Bu tarz kitaplara karşı önyargım vardı. Kitapçıda biraz açıp okumayı denedim sayfanın sonunu getiremedim, birkaç sayfa atlayıp aralardan denedim olmadı. Böylece önyargım bir level atlayarak normal yargı seviyesine yükseldi. Aşk dedikodu vs... Hep aynı şeyler...
Bir kere aşk burada anlatılan gibi değil ki.
Gençler gerçek aşkı tanımaya fırsat bulamadan böyle kitaplarla ömür çürütüyorlar. Bukre, Sabah uykusu, Ahmet Batman Soğuk kahve vs...
Anca feysbukta söz paylaşmaya ve bir fotoğrafını çekip sevgiliye mesaj göndermeye yarar.
Bence zaman kaybı. Bence!
Tek seferde bitirdim çok güzel bir kitap. gerçek olması daha da ilginç yapıyor. Çok güzel bir kitap sevdiklerimizi huzurlu mutlu sağlıklı yaşamaları için Allah 'a emanet edin ben ettim ...
Bir arkaşımın tavsiyesi üzerine almıştım. Aslında merakta etmiştim yeni çıkan bir kitabın neden çok satılanlar listesine girdiğini. Sonuç; maddi ve zaman israfı. Kitap edebi yanı olmayan, tamamen süslü aşk cümleleri üzerine kurulmuş. Zaten yazarıda sosyal medya üzerinden şişirilmiş birkaç yazardan biri bence. Emeğe saygı duyuyorum elbette. Ama okumaya değmez...
Kahraman Tazeoğlu'nu sevmiyorum. Daha önce kitaplarını okumadım ama sözlerini ve şiirlerini çok gördüm. O sözler ve şiirler o kadar yapay geldi ki bana..
Genç kızların onun peşinden koşuşunu gördüm. Gereksizce değeri büyütülmüş biri bence. Ayrıca beni o insana karşı uzaklaştıran en büyük şey, kitapların kapağına kendi resmini koyması. Bir insan neden kendi resmini koyar? Bu ego değil de nedir?
Neyse, biraz da herkesin sevdiği bu muhteşem(!) kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitap Kahraman Tazeoğlu ve sevdiği kız Araz hakkında. Araz bir sahil kasabasında yaşıyor ve Kahraman Tazeoğlu İstanbul'a geliyor bir gemiyle. Ayrılık.. İkisini de yıkan bir ayrılık. Aradan geçen zamanda Araz'a gönderilen mektuplar seyrekleşiyor. Sonra ne mi oluyor? Aslında çok da önemli değil. Wattpad tarzı bir aşk hikayesi işte. Pardon, ayrılık.
Kitabı o kadar çok gereksiz ayrıntıyla doldurmuş ki, çok sıkıldım okurken. Yani yazar oturmuş resmen, acaba ne yazsam da sosyal medyada paylaşılsa diye düşünmüş ve yazmış. Kısacası yazmak için yazılmış. Kitabın asıl hikayesi şu yazdığım incelemeden bile kısa. Siz düşünün vahim meseleyi..
Birde bu kitaba edebiyat diyen insanlar var. Merak ediyorum, hiç Sabahattin Ali, Kafka, Dostoyevski vs. okudu mu o insanlar? Zannetmiyorum. Bu kağıt israfına edebiyat diyen insanlara da hiç haz etmiyorum.
Kız (Araz) öyle konuşuyor ki, anlatamam. Her cümlesi özlü söz. Bir mektup yazıyor. Bi istanbula geliyorum diyor sadece mektupta. Mektup iki sayfa..
Kitaptan hiç alıntı yapmadım. Ben ki, bilen bilir okuduğum kitaplarda hoşuma giden her şeyi paylaşırım. Fazla paylaşım yaparım. Ama bu kitaptan paylaşım yapmadım. Yapamadım. Her cümle o kadar yapay ki. Kalple değil, akılla yazılmış cümleler hepsi. Sitede Kahraman Tazeoğlu'na ait alıntıları beğenmiyorum. Beğenmediğim bir şeyi paylaşamadım. Ama biliyor musunuz? Paylaşsam en az 500 tane alıntı yapardım. Abartı değil. Kitap sadece sözlerden ibaret.
Kitabın sonu kitabın gidişatı gibi hüzünlü. Ne gariptir ki, sulugöz olan ben ağlamadım. Ağlayamadım. Bu kitap beni neden ağlatmadı?
Bu kitabın bu kadar çok baskı yapıyor oluşu ve bu kadar okuru olması çok garip. Ve içler acısı..
Ayrıca bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Kahraman Tazeoğlu hep kızların güzelliğinden vs. bahsediyor. Kendi halinde, yalnız ve güzelliği dikkat çekmeyen bir kızdan bahsetmiyor hiç. Bu onun kızlara olan zaafını gösteriyor gibi. Ve bu beni nedense rahatsız ediyor. Güzel kızları gözleriyle yiyen erkekleri oldum olası sevmediğim hatta nefret ettiğim için belki.
Araz'ı severken o güzel dediği kızlara bakabiliyor. Onlarla sevgili olabiliyor. Sonra onları terkedebiliyor. Terketme acısını bilen biri neden terkeder? Nasıl terkeder?
Bu kitaba iyiki para vermedim. Tanımadığım biri hediye etti. Bu ne biçim hediye diyemedim. Belki ön yargılarım yıkılır diye okudum. Olmadı. Kahraman Tazeoğluna daha fazla soğudum.
Keyifli okumalar demiyorum. Bu kitabı okumayın. Zamanınıza yazık..
Aslında, bu kitaba herhangi bir yorum cümlesi yazmayı düşünmüyordum. İki gün geç gelişi bu yüzden. ;))
Bir daha Kahraman Tazeoğlu kitabı okumama kararı almama rağmen, arkadaşımın ısrarı ile okumuş bulunduğum kitap, nasıl desem; biraz ısmarlama, biraz zorlama, daha çok da; hissiz, kuru ve yavan olmuş bence! ...
Yazar, tarzı olmayan bir konuyu işlerken, aşkla ve aşk cümleleri ile süslemeye çalışmış. Ama ne konunun ciddiyetinin hakkını verebilmiş, ne de aşkın samimiyetini okuyucuya aktarabilmiş! (En azından bana geçiremedi! )
Eser distopik mi, aşk kitabı mı? Övgüsü kimeydi, yergisi kime? ... Yazarı rahatsız eden bir konu var, bu açık ta; suya sabuna dokunmadan anlatmaya çalışınca ancak bu kadar oluyor sanırım! ...;)))
Bambaska... Bir sevgiliye yazilabilecek en guzel sozler, mektuplar. Hepsini icerisinde barindiran, sevgiyi kalbinin en derinlerine kadar hissettirebilen bir kitap. Okumak baska, sozleri uzerine dusunmek daha baska bir zevk...
Çok aşırı duygusal bir eserin daha sonuna geldik. Keşke bu kadar duygusal şekilde yazılmasaydı. Bazı bölümlerinde çok sıkıldım. Bu kadar duygusal konulu kitaplar hic bana göre değil onu anladım. :-) Ama birde ders çıkardım. Geçmişe bağlı kalmadan hayatımıza devam etmemiz gerekir. Geçmiş geleceğimiz için doğru yolu bulma haritası. Aşk konularını seven okurlar için tavsiye ederim. :-))))
Kitabın ilk çıktığı zamanı hatırlıyorum da herkes nasıl heyecan dolu nasıl meraklıydı.Okudukca mideniz bulanıyor inanın insan nerdeen nereye demekten alamıyor kendini klasikleşmiş aşk sözleri bir kaç kafiye ve sonu başından belli olan bir aşk (!) hikayesi buyrun efendim tripli ergenler tarafından çok tutulacak, yok satacak kitabınız hazır...Birileri bir şeyler diyo şöyle yazarsan bu kitap tutar bunu herkes sever gibi sonra aptal yerine konuluyoruz ve burda durmuş bunu konuşuyoruz.
Üzerimizdeki bu cahiliyet arapça bilmediğimiz için tütün kağıtları üzerindeki yazıyı görünce onu ayet sanıp öpüp başımıza koymamıza benziyor.
Sade anlatım diliyle her kesime hitap eden ama daha okurken klasik ,tahmin edilebilir bir son..

Mehmet ailesiyle Almanya’da yaşamaktadır, babası Arif bey çalışkan bir adamdır,yıllar sonra zengin bir iş adamı olmayı başarır ve Türkiye’ye döner. Almanyadaki işinin kolunu Türkiye’de kurar ..

Fezanın babası Saaddettin bey ise Arif beyin işyerinde çalışmaktadır,aynı zamanda aile dostlarıdır.Feza doğduğunda Mehmet 10 yaşlarındaydı.Yıllarca Mehmet ve Feza abi kardeş gibi büyürler .Ama aradan yıllar geçip Arif Bey ölüp işleri oğlu Mehmet'e kaldığında ,Mehmet kendisine hayırlı bir kısmet aradığı sıralarda Feza'ya aşık olur.Ama maalesef ki Feza okuduğu üniversiteden Koray diye bir çocukla çıkmaya başlar.

Mehmet mezuniyet için Fezaya elbise gönderir...
Koray ise gelinlik hediye etmiştir ve evlilik için ilk adımı atmışlardır,
sÎra ailelere söylemeye gelmiştir


Fakat nişan hazırlıkları esnasında Koray rahatsızlanır ve doktora gider, akciğer kanseri olduğunu öğrenir(!)
Bunun üzerine Koray Feza'yı üzmemek için İstanbulu ve Fezayı terkeder,
hiçbir şey söylemeden kaybolur ortalıktan....


“Aşktan vazgeçmek zordur sevgilim, ben aşkından vazgeçmedim aşk benden vazgeçti...”


Kahraman Tazeoğlu

Yazarın biyografisi

Adı:
Kahraman Tazeoğlu
Unvan:
Türk Şair, Yazar ve Radyocu
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 10 Ağustos 1969
Kendi dilinden… Kahraman Tazeoğlu’nun Yaşam Öyküsü

Ay’a ilk ayak basıldığı yılın 10 Ağustos’unda doğdu. İstanbul’un çileli ve kesmekeşli ortamında, o şehirde bir ömür harcayacağını bilmeden hep “düşünen” bir çocuk olarak büyüdü.
Cevizli semtinde, bir dere kenarında oynarken, mahallenin delisi kovalayınca “korkuyla” tanıştı.
Ailesi İstanbul’un mutena semtlerinden Fenerbahçe’ye taşınınca daha az korkmaya ve Fenerbahçeli olmaya basladı. 6 yasinda ilk kez bir maça gitti ve en sevdigi Fenerbahçe şapkasını çaldırdı. (Bugün bile o şapka için üzülür). 7 kardeşin 2 numaralı olanıydı ve ilerde bir mahalle takımında 2 numaralı formayı giyerek maçlara çıkacağını bilmiyordu.

Ablası okula başlayınca çok kıskandı ve saçını çekti. Bir yıl sonra ise okulunun ilk gününde annesi onu sınıfına sokmayı zor başardı… O gün çok ağlamıştı.

Arkadaşları teneffüslerde çesitli oyunlar oynarken, o hep “düşünüyordu”…

İlkokul bittiğinde bir korku filmi senaryosu yazdığını iddia ederek arkadaşlarına kendini güldürdü. Daha sonra sinema ile sadece “seyirci” olarak ilgilendi. O hep bir sinema tutkunu olarak yaşayacaktı; çünkü siirle daha tanışmamıştı.

12 Eylül ihtilalinde ortaokula başlayacaktı ve tek başına belediye otobüsüne binmeyi öğrenecekti. Daha sonra yağ, tüp, şeker ve gaz kuyruklarında beklemeyi ve soğuklarda üşürken ağlamamayı…

Mahallede her kırılan camdan Tazeoğlu kardeşler sorumlu tutulmaya başlanınca, baba Hayati Tazeoğlu ani bir göç harekatıyla tüm aileyi yeniden Cevizli’ye taşıma kararı aldı. Buna en içerleyense küçük Kahraman oldu. Geride bıraktığı mahalle arkadaşlarını bir gün yeniden görebilmek ümidiyle yanıp tutuşurken birden ilk defa yaşayacağı bir duyguyla karşılaştı. Karşı komsunun kızına aşık olmuştu. Mutluluğu, acıyı, hüznü ve ağlamayı yeniden keşfetti. Bütün bunların toplamının ona şiiri öğreteceğini bilmiyordu. Ablasının yazdığı şiirlerle dalga geçerken hatta “şiir de neymiş; saçmalık” diye iddia ederken gece gündüz şiir yazmaya başladı. Sonunda o terk edildi ama şiir onu terk etmedi. Yine aşık oldu, yine terk edildi, yine şiirler yazdı.
Matematiği gereksiz bir ders olarak gördüğü için, hocaları da onu gereksiz bir öğrenci olarak gördü. Uzun bir süre ara vereceği eğitimini daha sonra bin pişman olarak devam ettirecekti. Bu arada ailesi “eti senin kemiği benim” diyerek onu bir kuaföre çırak olarak verdi. 10 yıl sürecek bu macera özel radyoların açılmasiyla sona erecekti.

Bir yaz gecesi arkadaşının evinde balkon sohbeti yaparken arkadaşının annesi uykusundan uyandı ve “oğlum kapatın şu radyoyu da yatın artık” dedi. Halbuki radyo kapalıydı ve konuşan 19 yaşındaki genç Kahraman’dı…

Çocukluğundan beri özendigi spikerlik hayali daha da derinleserek artmaya baslamisti. Annesi bebekliğinde çok ağladığı zamanlarda onu radyonun yanına yatırır ve susmasını sağlardı. Çok çocuğa bakmakla yükümlü olan bir annenin bulduğu bu çözüm ilerde küçük Kahraman’ı radyocu yapacaktı.

Derken; günlerden bir gün, Türkiye’de ilk özel radyolar açılmaya başladı ve mesleğinde çok önemli bir yere gelmiş olan genç Kahraman, bu işe sevdalandı. Artık o radyocu olabilmek için yıllarını verdiği mesleğini bırakabilirdi. Sıkı bir radyo takipçisi olan genç Kahraman, “Gecenin Serserisi”ni dinleyerek hatta yayın yaptığı radyoya kadar gidip kendisiyle tanışarak hayatında ilk kez bir radyo stüdyosu gördü. Bununla da kalmayıp Orhan Çetin tarafindan programa konuk edildi, şiirler okudu. Gelen olumlu tepkiler kendisini yüreklendirdi ve o gün radyocu olmaya karar verdi. Mesleğini zirvedeyken bırakarak, yayın hayatına yeni “merhaba” diyen Kadıköy FM’de yayına başladı. Sonraki rüzgarlar onu baska radyolara sürükledi ve son durağı en sevdiği ve mutlu olduğu Radyo 7 oldu.

Şimdi Mavi Ada diye bir yerden şiirler seslendirerek gece bunalım oranını yükseltme çalışmalarını sürdürüyor. Kahraman Tazeoğlu’nun “Seni İçimden Terk Ediyorum” “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” adli iki şiir kitabı var. Bu kitaplara bir de “Araz” adlı bir romanını ekledi. “Mavi Ada Mektupları” ve “Tutsak Mektuplar” adli iki derlemesini de listeye ekleyerek 5 kitaba ulaştığını söylersek geriye sadece asağıdaki notu düşmek kalır

Not: Ablası artık şiir yazmıyor.

Kitapları:
*Seni Içimden Terk Ediyorum (Şiir), 2001 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi (Şiir), 2002 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Mavi Ada Mektupları (Mektup), 2002 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Tutsak Mektuplar (Mektup), 2004 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Araz (Roman), 2005 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Susacak Var (Roman), 2006 (Yedi Harf Yayıncılık)

*Mavi Ev (Öykü), 2007 (Yedi Harf Yayıncılık)

Yazar istatistikleri

  • 1.975 okur beğendi.
  • 17.476 okur okudu.
  • 400 okur okuyor.
  • 8.064 okur okuyacak.
  • 345 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları