Karl Marx

Karl Marx

Yazar
8.4/10
2.973 Kişi
·
13,4bin
Okunma
·
1.724
Beğeni
·
34,6bin
Gösterim
Adı:
Karl Marx
Tam adı:
Karl Heinrich Marx
Unvan:
Sınıf Mücadelecisi
Doğum:
Trier, Almanya, 5 Mayıs 1818
Ölüm:
Londra, İngiltere, 14 Mart 1883
Karl Heinrich Marx

19. yüzyılda yaşamış filozof, politik ekonomist ve devrimci. Komünizmin kuramsal kurucusudur. Birçok politik ve sosyal konuda fikri olmakla beraber, en çok Komünist Manifesto'nun (1848) giriş cümlesinde özetlediği tarih analiziyle tanınır: "Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir." Marx, bütün sınıflı toplumlarda olduğu gibi kapitalizmin de kendini yok etmeye yol açacak içsel dinamikler barındırdığına inanırdı; onun düşüncesine göre, nasıl ki kapitalizm eskimiş feodalizmin yerini aldıysa, sınıfsız bir toplum olan komünizm de "devletin proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olmadığı" siyasal geçiş sürecinden sonra onun yerini alacaktır.

Marx, sosyoekonomik değişimlere belirli bir tarihsel zorunluluk perspektifinden bakardı; ona göre kapitalizm, yapısal durumunun dinamiği ve çatışması sonucu yerini komünizme kesin olarak bırakacaktır:
"Modern sanayinin gelişmesi, burjuvazinin ayaklarının altından bizzat ürünleri ona dayanarak ürettiği ve mülk edindiği temeli çeker alır. Şu halde, burjuvazinin ürettiği, her şeyden önce, kendi mezar kazıcılarıdır. Kendisinin devrilmesi ve proletaryanın zaferi aynı ölçüde kaçınılmazdır."
(Komünist Manifesto)

Marx, bu değişimin organize bir devrimci hareketle geleceğini düşünür; bu değişim, ancak uluslararası işçi sınıfının birleşik hareketiyle meydana gelecektir: "Bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. Biz, bugünkü duruma son verecek gerçek harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koşulları, şu anda varolan öncüllerden doğarlar." (- Alman İdeolojisi)

Marx yaşadığı dönemde dünya çapında ünlü bir isim sayılmasa da, ölümünden kısa bir süre sonra düşünceleri dünya işçi hareketine yön vermiştir. Marksist Bolşeviklerin Rusya'da Ekim Devrimi'ni gerçekleştirmesi bunun en büyük örneğidir. 20. yüzyılda dünyada Marksist düşünce hemen hemen bütün ülkelerde taraftar bulmuştur. Marksizm, akademik ve politik çevrelerde en çok tartışılmış konulardandır.
Hiç kuşku yok ki, her ülkenin proletaryası her şeyden önce kendi burjuvasiyle hesaplaşmak zorundadır.
Karl Marx
Sayfa 63 - Can Yayınları - 33. Basım - 2019
bir emekçinin üretim maliyeti, nerdeyse tümüyle, yaşayabilmesi ve soyunu sürdürebilmesi için gerekli geçim olanaklarıyla sınırlıdır.
Karl Marx
Sayfa 57 - Can Yayınları - 33. Basım - 2019
"Hem Hristiyanlığın kiliselerinde hem İslamın camilerinde, tüm inananların ''kardeşliği'', ''Allah katında herkesin eşit olduğu'' türünden söylemlerle yanılsama sürdürülür. Ama ertesi gün, zengin Hristiyan ya da Müslüman patron, tıpkı eskiden olduğu gibi, kendi inanan işçi dostlarını sömürmeye, soymaya, aşağılamaya ve aldatmaya devam eder. Dinin teorisi ve pratiği arasında bu gözle batan çelişkiye dikkat çekildiğinde ise, üzgünce başlarını sallayacaklar ve bu günahkar dünyada insanoğlunun mükemmel olmadığı gevelemelerini mırıldanacaklardır. Bu gevelemeler işçiler için küçük bir tesellidir."
Karl Marx
Sayfa 189 - Gece Kitaplığı
Proleterlerin zincirlerinden başka yitirecekleri bir şey yoktur. Oysa kazanacakları koskoca bir dünya vardır.
Karl Marx
Sayfa 92 - Can Yayınları - 33. Basım - 2019
''Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnızca kendi postuna özen göstermen yeterli.''
Komünistlerin, bir bütün olarak proletaryanın çıkarlarından ayrı ve farklı hiçbir çıkarları yoktur.
Karl Marx
Sayfa 65 - Can Yayınları - 33. Basım - 2019
128 syf.
·3 günde·8/10 puan
Öncelikle herkese merhabalar. Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından hazırlanan ve komünizmin ilk bildirgesi olan bu kitabı elimden geldiğince incelemeye çalışacağım.

Önce kitabı okumaya başlama hikayemden bahsetmek istiyorum.

Komünizm ve destekçilerine(komünistler) ülkemizde benim çocukluğumdan beri gözlemlediğim kadarı ile genel anlamda iki şekilde yaklaşılıyor. Bu iki yaklaşım da birçok zaman büyük tartışmalara neden olmuyor değil.

İnsanların bir kısmı komünizmi benimsemişken, bir kısmı ise ismini duyduklarında bile tövbe çekiyor.

Ben küçük yaşlardan beri bu kutuplaşmanın içerisinde büyüdüm. Baba tarafım daha muhafazakarken, anne tarafım bunun tam zıttı. Yani benim anne ve baba tarafım aslında komünizme olan bakış açıları açısından, genel anlamda ülkemiz insanlarının komünizme olan iki birbirine zıt yaklaşımını temsil ediyor.
Bu da benim gözlem yeteneğimi arttırıyor tabiki. Örneğin dayım gönül rahatlığı ve büyük bir açık yüreklilik ile "Ben komünistim!" diyebilirken, amcam komünistleri "gavur" olarak nitelendiriyor. Aslında iki tarafın da komünizm hakkında herhangi bir bilgiye sahip oldukları söylenemez.

Ben de yıllardır "Komünizm ve komünist" kelimelerine ister istemez aşina olmuş bir insan olarak bu kavramlar hakkında detaylı bilgi edinmek istedim. Lisedeyden felsefe öğretmenimin kullandığı bir cümle kulaklarımda çınladı,"Marx komünizmin babasıdır" ve bu cümleden yola çıkarak burada bir ileti paylaşıp Karl Marx ve komünizm ile ilgili bilgi edinebileceğim kitap önerileri aldım. Aldığım önerilerin etkisi ile kitabı okumaya başladım.

Yavaş yavaş incelememize geçebiliriz...

Öncelikle kitabımız, kitabın yazarları olan Karl Marx ve Friedrich Engels'in kısa yaşam öykülerinin anlatıldığı bir 20 sayfa ile başlıyor.

Marx ve Engels'i asıl konuya geçmeden önce az çok tanımış oluyoruz yani. Bu kısımda özellikle Engels'in yaşamı, büyük bir dava adamı oluşu ve davasındaki hassasiyeti benim ilgimi çekti. Babasının fabrikaları olan bir adam (yani babası burjuva iken, dolayısıyla da kendisi... )hayatını proletarya haklarını savunmaya adıyor. Başta babasının fabrikasında herhangi bir kademede görev almayı da red ediyor. Ömür boyu rahat bir hayat sürebilme imkanından yüz çeviriyor kısacası. Sonraları katıldığı bir devrimin başarısızlıkla sonuçlanması kendisinin ve dava arkadaşı olan Marx'ın maddi yönden belini büküyor. İkisi de bir süre parasızlıkla boğuşuyor. Bu sefer de davasının uğruna amiyene tabirle "tükürdüğünü yalıyor" ve fabrikada alt kademede görev almayı kabul ediyor. Daha sonra zamanla fabrikaya ortak olup Marx'a ve kendisine uzun yıllar yetecek kadar para kazanıyor. Bu parayı da davasında kullanıyor tabiki. Kısacası tam bir dava adamı oluşu hoşuma gitti.

Devam ediyoruz...
Kitabımız 20. sayfadan 49. sayfaya kadar kitabın doğuşundan ve çevirisinin hikayesinden bahsediyor. Asıl konu 49. sayfada başlıyor yani.

Şimdi, biraz sonra sıkça kullanacağım iki kelimeyi anlamları ile beraber yazmak istiyorum ki okuduğunuzun ne anlama geldiğini anlamakta sıkıntı yaşamayasınız.

Burjuva(Üretim araçlarının sahibi olan ve ücretli emekçi çalıştıran modern kapitalist sınıf.)

Proletarya(Hiçbir üretim aracına sahip olmadıkları için ancak iş güçlerini satarak yaşayabilen modern ücretli emekçi sınıf)

~Bunlar kitaptaki tanımları bu arada~

"Kitabın konusu nedir?" diye soracak olursanız cevabım şu şekilde olacaktır;Burjuva ve proletaryanın, iş veren ve emekçinin savaşımı.

Burjuva sınıfı sermaye ve üretim araçlarını elinde tutuyor. Proleter sınıf ise vücut gücünden başka bir şeye sahip değil. Aslında çalışan, emek sarf eden ve alın teri akıtan sınıf olan proletarya;makinelerin ve üretim araçlarının gelişmesi ile burjuva sınıfına daha kısa sürelerde daha fazla para kazandırırken kendisi hep karın tokluğuna, yaşayabilmesi için gereksinim duyduğu minimum ücretler karşılığında çalıştırılıyor.

Marx, bu durum karşısında proleteryalara "Tüm ülkelerin işçileri, birleşin!" önerisinde bulunuyor. Bu öneri gerçekleştiği taktirde ne kadar işe yarar görünse de ütopik bir fikir olmaktan da öteye gidemiyor tabiki.

Marx ve Engels düzene boyun eğmiyor, karşı çıkıyorlar. Sanayileşmenin etkisi ile hep daha fazla ezilen işçi kardeşlerini savunuyorlar.

Ama aslında komünizm, toplumdaki tüm üyelerin, (en ayrıcalıklı olanlar da dahil) yaşam koşullarını iyileştirmek istiyor.

Yani Marx ve Engels'in proleter destekçisi olmasının nedeni burjuvaların yaşam koşullarının hep iyiye giderken, proleterlerin yaşam koşullarının hep kötüye gitmesidir. Komünizm sınıf ayrımı yapmaksızın ezilen kim ise onu destekliyor yani.

"Emekçinin fabrikatör tarafından soyulması, ücretinin nakit olarak ödenmesi ile tamamlanır tamamlanmaz, burjuvazinin bir başka kesimi, ev sahibi, dükkan sahibi, tefeci vb. dört bir yandan onun üstüne saldırır." (Sayfa 58)

Mesela bu görüntü bana tanıdık geliyor, size de tanıdık geliyordur muhtemelen.

" Ücretli emekçinin emeğiyle kazandığı kıt kanaat geçinmesine, yaşamını güç bela sürdürmesine ancak yeter. "

Ve bu da çok tanıdık!

Eee Marx ve Engels bu vahim durumdaki insanların haklarını aramakla kötü mü ediyor?
Bunun değerlendirmesini sizlere bırakıyorum.

Ayrıca kitabımızda" Özel mülkiyet, aile kurumu, ücretli emek, sınıf savaşımı"gibi kavramlarla da sık sık karşılaşıyoruz.

Komünistlerin, burjuva ve proleterlerin derinlemesine ele alındığı kitabımız, "Egemen sınıflar, bir komünist devriminin korkusuyla tir tir titreşir. Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur. Oysa kazanacakları koskoca bir dünya vardır" cümleleri ile gazlı bir şekilde bitiyor.

Evet, kitabımız bahsettiklerimden ve daha fazlasından ibaret. Sen de benim gibi komünizm hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak istiyorsan kesinlikle okumalısın. Önemli uyarımdır:Can Yayınları'ndan başka yayın tercih etme.

Bu arada, sayfamızda takıldığım bir nokta oldu. Alıntı paylaşırken eserin yazarının adının yazdığı kısımda sadece Marx'ın adı yazıyor. Engels'in de kitapta payı büyük,bunun düzeltilmesi de şart.

Fazla uzadı.
Buraya kadar okuyan oldu ise çok teşekkür ediyorum. :)
128 syf.
·8/10 puan
“İnsanın insan tarafından sömürülmesi ortadan kaldırıldığı ölçüde, bir ulusun başka bir ulus tarafından sömürülmesi de ortadan kaldırılmış olacaktır.”
Merhabalar Komünist Manifestosu Marx ve Engels tarafından 1848 yılında yayımlandı.Marx ve Engels’in hayatları 1842 yılında kesişmesiyle değişir.Marx avukat bir babanın oğludur ve kendisi de hukuk eğitimi alır ancak ekonomiye ilgi duyar,Engels ise zengin bir fabrikatörün oğludur.Marx-Engels burjuva sınıfına savaş açmalarıyla Komünist Birliği isminde gizli örgüt kurarlar.Marx-Engels Birliğin manifestosu ve komünizmin ilk bildirgesi olan “Komünist Manifestosu”isminde yazıyı yayımlarlar.Lakin eserin asıl ismi“Komünist Parti Manifestosu”dur.Eser ayrıca dönem hakkında bilgiler vermektedir.O dönemden günümüze çok değişen ve gelişen bir şeyin olmadığını görebiliyorsunuz.Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu görmekteyiz.Kitapta içerik olarak tasvip etmeyeceğiniz görüşler olsa bile tarihsel bir döneme adlarını yazdırmış iki önemli kişinin ortaya çıkardığı ideolojiden bahsetmektedir.Bence bu eseri analiz ederek ve düşünerek okunup eseri anlamaya çalışmalıyız.
Keyifli Okumalar Dilerim
128 syf.
·Puan vermedi
İncelemenin ilk iki paragrafı kitabı okuyan https://1000kitap.com/tarihselmaddeci nin anlattıklarıdır. Gerisi kitabi okuyamadığımı söylediğim halde tepki gören yazımdan oluşmakta. Yazının amacı sadece kitabı okuyabilecek birine göndermekti.

Bugün tüm Dünya iki temel sınıfa ve iki sınıf arasındaki tabakalara bölünmüş durumda. Birincisi, para babaları, patronlar. İkincisi, işçiler, çalışan ve üretenler... Bir de onların ikisinden de özellikler alan köylüler, aydınlar, memurlar mevcut.

Sosyalizm, işçi sınıfının yani sömürülen, harcadıkları emeğin karşılığı ödenmeyen milyonların söz edindiği yönetim anlamına gelmektedir. Kitap, bu yönetimin nasıl var olacağını, Dünya'da nasıl egemen olacağını (ki bu tamamen egemen oluşa ve sınıfların ortadan kalkışına komünizm diyoruz) anlatıyor. Özet olarak bu hilenin, bu soygunun sona ereceği bir düzeni ortaya koymakta. yine Kapital adlı eser de, bu soygunun nasıl yapıldığını, o süreçte elde edilebilen verilerin en ince detayına kadar ortaya koymaktadır.
------------------------
Küçükken çok aşırı yaramaz oluşumdan dolayı halk arasında lakabım komünistti. Mahallede küçüğünden büyüğüne herkes bana komünist derdi. Komünist onlara göre kötü ve korkunç bir şey demekti. Ve bende böyle biri olmaktan nedense gurur duyardım.

Komünist kelimesini duyunca hala bir aitlik hissederim. Küçüklükten aşılanmışım işte. Sonra dedelerim ki ikisi kardeş olur. Biri annemin babası diğeride amcası. Ben ikisine de dede derim. Biri sosyalisttir diğeri komünisttir. Hızır idi Yunus idi sahnesindeki gibi komünist olacak sosyalist olacak diyerek üzerimden hep iddiaya girerlerdi.

Kitap bir şekilde elime geçince aa kesin beni anlatıyor okuyayım ve gerçek bir komünist olayım dedim. Okumaya başladım ama anlamadım. Hiç tarzım değildir böyle şeyler zaten ağır siyasi düşünceli insanların içinde büyüdüğüm için siyasetten hep uzak durdum. Dolayısıyla kitap ne anlatıyor hiç anlamadım. Üzgünüm dedelerim ne komünist olabildim ne sosyalist. Sadece insan olmaya devam edeyim bu bana yetiyor.

Kitabı sevmedim okumak isteyene gönderebilirim.
192 syf.
·2 günde·9/10 puan
Paranın insan canından daha önemli olduğu bir devirde yaşıyoruz. Tabi değeri yüksek olan şeylere taptığımız gibi paraya tapanlarımız da çok oluyor. Tapmayanlar ise onun gücü karşısında dize getiriliyor.

İnsanlar ikiye ayrılır; parası olanlar ve olmayanlar, ezenler ve ezilenler, soylular ve köleler... Daha farklı isimlerde koyabilirsiniz bu iki ayrı gruba ama göreceksiniz ki değişmeyen tek şey “Çalışanların hep yoksul, çalışmayanların ise zenginleşmesi.” olacaktır.

Kitap bir komünizm bildirisi minvalinde. Kitabı okurken size iki hayalet eşlik ediyor; Marx ve Engels. Dünya işçi tarihine şöyle kısa bir yolculuk yapıyoruz. Keşifler çağından, buhar ve makinanın icadına, bireysel üretimden seri üretime varan süreçleri çok basit bir dille okuyucuya nakşediyor bu sevimli hayaletlerimiz. Sevimli dediğime bakmayın, çok sinirliler. Sinirli olmaları bir anlamda çaresiz olmalarından kaynaklanıyor gibi, dertlerini insan gibi anlatıp, hak talep ettiklerinde şiddet gördüklerinden onlar da çözümü şiddete karşı şiddette bulmuşlar gibi geldi bana. Yoksa aklı başında insanlar şiddete başvuracaklarını zannetmiyorum.

Sonra yavaş yavaş bazı izmleri tanıyoruz; Kapitalizm gibi Sosyalizm gibi. Bu izmlerden ne farkı var Komünizmin onu anlatmaya çalışıyor hayaletlerimiz. Hayalet diyorum çünkü okuru bilinçlendirirken uçuyorlar falan ama biraz da bu durumu metafor gibi algıladım ben; “Herkes bizi göremez” minvalinde.

Yahu ezilenleri destekliyorsunuz iyi hoşta ezilenlerin ezen fanatikliğine ne demeli? Onların mallarını onlardan daha çok sahiplenmelerini yahut onlardan daha acımasız olmalarını nasıl izah edeceksiniz bana?

Şu yaşıma geldim ve anladığım (hatta anlamanın da bir adım ötesi olan kavramaktır der BK) daha doğrusu kavradığım bir gerçek varsa o da çürümüş bir düzeni, tekrardan toparlamak için ilahi bir desteğe ihtiyaç olduğudur.

Bundan yüzyıllar öncesinde bir devrimci dünyaya geldi Mısır topraklarında. Adeta çölde bir vaha edasında... Mısır azizi köle olarak yanına almıştı onu hatta sarayda çok da sevilmişti. Onlar gibi yaşamasını, alt sınıfı hor görmesini hatta acımasız olmasını salık vermişlerdi. Tabi o zamanlar taşımacılık çok farklı; dört köle omuzlarında bir tahta ve onun üzerine de yolcu konumlanarak seyahat edilirdi. Ona bu araca bin dediklerinde; “İnsanların sırtına binmeyi sevmiyorum” diyerek reddediyordu onları.

Gel zaman git zaman sahiplerine itaat etmediği için hapse düşüyordu büyük devrimcimiz. Öylesine idealist öylesine akılı ki gelecekteki devlet kadrosunu zindandaki suçlulardan kuruyordu. Marx Reisin yaptığı gibi tabandan güç topluyordu da diyebiliriz. Kendisi aynı zamanda bir rüya yorumcusudur. Bir gün Mısır Kralı bir rüya görür ve yorumunu doğru yapan çıkmaz koskoca Mısır’da. Dedim ya ilahi bir el müdahale etmedikçe çürüme sona ermez diye. O elin etkisiyle devrimcimizin doğru yorumu krala ulaşır ve kral, böylesine bir değeri kaçırmaz ve onu Mısır azizi yapar.

Kral’ın rüyasına göre 7 yıllık bir bolluk sonrasında 7 yıllık bir kıtlık olacağını göz önünde bulundurarak bolluk zamanı mahsullerini ileri teknoloji araçlar olmaksızın ambarlarda yöntemine uygun bir vaziyette kıtlık dönemi için saklanmasını sağlamıştır. İleri düşünceli olmayan ve mahsullerin nasıl depo edileceğini bilmeyen zengin tayfa bu dönemde servetlerini bir şekilde boşa harcamıştır. 7 yılın ardından devrimcimize güvenen halk zenginleşmiş, zengin tayfa ise fakirleşmiştir. Mal mülk sahibi olanlar kaybetmiş olmayanlarsa mal mülk sahibi olmuşlardır.

There is no şiddet, there is no kan.

Evet siz kimden bahsettiğimi anladınız. Nereye varacağım Tanrı’nın kelamı sahipsiz kalınca günümüzdeki gibi bazı şeylere alet oluyor. Şey diyorum, kelime dağarcığımın dar olmasından değil yalnızca o "şey"in içini siz doldurasınız diye. İşte son alıntımla bu yazımı burada noktalayayım da cılkı çıkmasın. Okuyan herkese teşekkür ederim.

“Hepiniz farkındasınız; Para da toprak da kanun da fikir de din de bu ülkede her şey sermayedarlara hizmet ediyor.”
136 syf.
·Beğendi
İncelemeye ciddi bir başlangıç yapalım. Çünkü kırmızı yağan kardan değil katran gibi bir konudan bahsedeceğiz.
Komünist Manifesto yada yayınlandığı adıyla Komünist Parti Manifestosu; uzun ve eserin anlaşılması için elzem olan 'sunu' kısmıyla başlıyor, 4 ana başlık üzerinden devam edip Marx ve Engels'in çeşitli ülkeler ve sonraki basımları için yazdıkları önsözlerle sona eriyor.
Proleterya ile burjuvazi savaşı üzerinden kendi devrinin çoğu olayına geniş bir bakış açısı sunuyor. Tarihin tekerrür ettiğini göz önünde bulundurarak kitabın 'şimdi'yi hatta' geleceği' de anlattığını söyleyebiliriz. Burada Burjuva tabakasını hepimiz biliyoruz,
Proleter ile komünist arasındaki farkı ise geçen gün yaşadığım bir olaydan örnekle anlatayım:
Serin bir öğlen sabahında yemek kuyruğunda düşüncelere dalmış olan Samet, arkasındakilerin yanına kaynak yapan birisini görür. Aldırmaz, önüne bakar. Sonra önüne kaynak yapıldığını fark eden bir vatandaş hakkını aramak için car car konuşmaya başlar. Kaynak yapan kişi, hakkını arayan vatandaşa "Benim sıramı al, yeter ki sus" diyerek tekrar önüne geçirir ve susturur. Arkadakiler ise bunu görür ve hiç sesini dahi çıkarmaz, haklarının ihlal edilmesi onları rahatsız etmez.
Burada 'sadece kendi hakkını' arayan vatandaş proleteryayı temsil eder. Eğer ben yada arkadakilerden birisi "Sıraya kaynamak saygısızlıktır, görgüsüzlüktür" diyerek herkesin, özellikle de ezilenlerin hakkını arasaydı biz de komünistleri temsil etmiş olurduk.

Peki komünistler ne yapmaya çalışıyor? Mülkiyetin topluma egemen olmasını, işçinin(emekçinin) emeğinin ve işgücünün sömürülmesinin engellenmesini ve bunu ülke yada sendika genelinde değil de 'evrensel' olarak sağlamaya çalışıyorlar.

Türkiye ise okuma konusunda o kadar geride bırakılmış ki komünistlerin bir çoğu proleter kesimde değil de orta-üst kesimde yer buluyor. İşçinin en fazla ezildiği ülkelerden biriyiz ne yazık ki. Lafargue, Tembellik hakkı isimli öncü kitabında bunun sebeplerine iyi değinir. İşçi kesimi zaten asgari ücret denen ölümcül miktarla hayatta kalma savaşı verirken okumak, sanat yapmak, zihnini çalıştırmak için ne gerekli zamana ne de paraya sahip değildir. Bizde komünist kelimesinin ne anlama geldiği dahi bilinmez. Kötü çağrışımlar yapmasının da birilerinin işine gelmemesinin bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz.
Bu kadar atıp tuttun iyi güzel de dayanağın nedir diye soran şüpheci beyinler olacak tabii. Asgari ücretle geçinen bir aileden geldiğim ve bizzat tecrübe ettiklerim yanında aşağıdaki rakamlar da bu beyinlere yol gösterecektir:

-Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 1.615 TL, *
- Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 5.262 TL imiş.*
- Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 1.999 TL(düz 2 bin deseydiniz bari) olarak hesaplanmış.*
Burada dikkati çeken hususlardan birkaçı:
- Asgari ücretin yine 'açlık' sınırının altında olduğu gerçeği
- Türkiyede memurların dahi yoksulluk sınırının altında yaşadığı gerçeği
- Türkiyenin yıllık büyüme oranının borsayla sınırlı kalıp halkı hiç mi hiç alakadar etmediği gerçeği
Ayrıca Türkiye OECD ülkeleri içerisinde %19.2' luk yoksulluk oranıyla en yoksul 2.ülke ! **
İncelemeyi kısa tutmayı düşündüğümden
daha bunun gibi milyon tane hususu saymadan geçiyorum. Ama biliyorum ki bu halk komünistleri hep öcü bilecek, emeğinin sömürüldüğünü görmezden gelecektir.(en azından şu sıralar başımızda olan kimselerden dolayı)
Sebebini ise Kitle psikolojisinin babası Gustave Le Bon'dan nokta atışı bir alıntıyla bitireyim;

"Kitleler hiçbir zaman gerçeğe susamamıştır. Hoşlarına gitmeyen mantıksızlıklar karşısında, gerçekdışı eğer kendilerini çekerse, bunu ilahlaştırarak buna yönelmeyi daha üstün tutarlar. Onları hayallere çekmesini bilenler onlara hakim olurlar ve hülyalarını ortadan kaldıranlar da onların kurbanı olur."

Sizi uyanışa geçiren kitaplar okumanızı temenni eder, iyi okumalar dilerim. Benzine de yine mi zam geldi ne!

*Rakamlar, 2018 Ocak Türk-iş sendikası resmi rakamlarıdır. Dolayısıyla şuanda daha da artmış/artacak olmaları kuvvetle muhtemeldir.
**OECD 2013 verileri kaynak alınmıştır.
93 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
"Bu nasıl bir toplum, insan milyonların ortasında en derin yalnızlığı yaşıyor, hiç kimse farkına varmadan dayanılmaz kendini öldürme arzusuyla kahrolabiliyor?"
#83362711

"Bu toplum, toplum değildir....Vahşi hayvanların yaşadığı bir çöldür."
(Rousseau)

Polis müdürü olan Jacques Peuchet'in intihar ile ilgili yazılarını not alan Karl Marx, çok güzel, kapsamlı konulara değiniyor. Kapitalizmin ekonomi üzerindeki etkisinin, Britanya'nın Hindistan üzerindeki baskısının, Çin'in feodal/kırsal kesimlerinde kadınların işe yaramaz olarak görülmelerinin ve daha nice olayların intiharı etkilemekte olduğu belirtiliyor. Marx; intiharı bireysel değil, toplumsal olarak algılamamız gerektiğini söyler. Aynı zamanda intihar vakaları sadece yoksullar arasında görülmez. Zengin, ünlü olup yaşamına son verenleri de duyduk.


Yer yer Barış Çoban'ın da ülkemiz hakkında bazı konulara değinmesi çok başarılı. Soruyorum size hangimiz Batman'da kadın intiharlarının daha sık görüldüğünü biliyorduk?
#83397268
Bu alıntıda verilen istatistiklere göre Batman'da kadın intiharları çok fazladır. Ama unuttuğumuz bir kısım var. Bunlar sadece duyulanlar. Peki ya diğerleri? Kitapta intihar eden kadının bir gün sonra, gazetelerde, ayağının kayıp düştüğünü söylemek ne kadar doğru?

Yaz aylarında intihar oranları daha sık görülürmüş. Bunun nedeni de iklim teorisi olabilir. Sıcak havalar insanı daha agresif yapar ki bu da insanı kendini öldürme yollarına sürükleyebilir. Açıkçası bana mantıklı geliyor. Dışarıda o boğucu güneşin altında bunalıyorsun eve gelince ıpıslaksın. E haliyle agresif de olursun. Kendimden örnek verecek olursam yazın okula gittiğim zamanlar eve geldiğim an ilk işim o kıyafetleri çıkarmak olur. Yorgunluğun verdiği üşengeçlik ile kıyafetleri çıkarmakta zorlanıyorum ve bu sefer sinirden saçımı yolup duvara tekme ata ata işimi halletmiş oluyorum.
Ama tabii bu kişiden kişiye değişebiliyor.

Araştırmalara göre intihar edenlerin genel olarak yaş ortalamaları 22 ile 28 arasındadır. Yöntemleri de şu şekildedir:
#83372119

Diyeceğim o ki siz, siz olun çocuğunuzu rencide ettikten sonra onu yalnız bırakmayın. Gençlerin beyni çorba gibidir. Diyeceğin her kelime kişinin yüreğine hançer gibi saplanır. Genç, taze bir beyin her lafı, azarlayışı ciddiye alabilir.

Bizler birer tohumuz. Zamanla filizleneceğiz. Daha çoook boy atacağız. Ve bir gün kocaman bir ağaç oluvereceğiz. Gün gelir yapraklanacağız, meyve vereceğiz. Sapımızı kıracaklar, meyvemizi elimizden alacaklar, yapraklarımız dökülecek ama insanlara oksijen vermeye devam edeceğiz. Çünkü biz çocuklar, GELECEĞİZ!


Seninle aynı toprağın üstündeki ağacın köklerinin büyümesini engellemesine izin verme. Orası senin alanın. Ee ne diyordu Nil Karaibrahimgil: "Konu komşu ne der diye dinleme. Komşu senin hayatın hakkında topu topu 15
dakika konuşacak, sense ölene dek onu yaşayacaksın."

Derler ki: Yaşlılar anılarıyla, gençler hayalleriyle yaşarlarmış. Orta yaşlılar da ortasını bulsun gari haha.

Aile içi sorunlar yüzünden evlenen bir kadın hemen hemen gittiği yeni ailede de aynı sorunlara denk geliyordur. Özgürlük ararken kendimizi yaşadığımız evin kopyasına gelin giderken bulabiliriz. Bazı kadınlarımız, kırsal kesimin getirdiği zorluklara dayanamaz ve intihar teşebbüsünde bulunur. Geriye kalan kısım ise kentsel alanlara göç eder.

Suya atlayan birini düşünelim.(Yüzme bilmediğini varsayalım üstelik etrafta kimsecikler yok) Bu kişi tam ölecekken pişmanlık duyuyor. Boğulmak üzereyken çırpınıyor, çırpınıyor, çırpınıyor...
Ama son salisede duyduğu pişmanlık kendisine hiçbir fayda sağlamaz, sağlayamaz.

İntihar bir çözüm değildir, bir sorundur. Dindar kesime göre ölmek, bir son değildir. Ama ya sonsa? Bana göre ütopya yoktur, başka bir dünya yoktur. Yaşadığımız yer her ne kadar ütopik özellikler barındırmasa bile hayatı dibine kadar yaşamadan, yaşamdan intikam almadan hiçbir yere gidemeyiz. Ya burada yaşamın zorluklarına katlanırsın ya da evrenin sunduğu bu acımasız işkencelere yenik düşersin.

Esen ve kitapla kalınız!
368 syf.
Das Kapital diye arattığında "Ekonomi Politiğin Eleştirisi" olarak görebilirsin. Daha düz bir açılım istenirse Siyasetin Felsefi Açıklaması olarak sadeleştirebiliriz.

Önce yazarını ve onun dönemindeki olguları incelersek; 19 yy. Ekonomist ve bilimsel sosyalizmin kurucusu olan Karl Marx aynı zamanda bir gazeteciydi. Sınıf mücadelecisi, emek sömürülmesi, tarih materyalizm, artı değer + emek değer teorisine büyük katkıları ve yabancılaşmaya dair pek çok fikir savunucusuydu.

Günümüze onun bize miras bıraktığı en büyük olgu emek - sermaye sentezi ve ekonominin şimdiki açılımını yaratanlardandır. 1800'lerin ortalarında en popüler kitapları Komünist Manifesto ve Das Kapital 'dir.

Öncelikle yazarın genel hayatından bilgi vermemin sebebi kitabın tek ciltten ibaret olmamasıyken bu bizlere sadeleştirilmiş hali ile Türkçemize kazandırılmış olmasından dolayı. Çünkü kendi oluşturduğu kuramlar kitabın "neden" "ne için" "sonuç" ilişkisini isimlendiriyor. Aslen 3 ciltten oluşan Das Kapital'i basan kişi Karl Marx'ın ölümünden sonra yakın arkadaşı Friedrich Engels'in düzenlemelerinden oluşmaktadır.

Ne savunur?

Paranın çıkışı ve ekonomik değerlerin oluşumunu ilk ciltte bulmanız mümkün. Ekonomideki değerlerin değişimi, meta nedir, nesnenin değeri + üretim ya da tüketim değeri başlığı altında Marx'ın fikirlerini bir ders notu kıvamında okuyorsunuz. Emek başlığı altında anlatıları ayrıca etkileyiciydi.

Son olarak çeviride ya da basımda hatalar göze çarpıyor. Bu zaman zaman okuru yorabilir. Lakin tavsiye ederim, mutlaka okuyun.

#daskapital #karlmarx #flipperyayınları
136 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Neden artık düşündüğümüz ideolojileri sorgulamıyoruz? Neden artık sığ görüşlü yaşıyoruz? Neden bazı şeyleri hiç araştırmadan sadece kulaktan dolma bilgilerle kabul ediyoruz? Neden okumaktan ve araştırmaktan çekiniyoruz? Keşke çekinsek, ama biz tembellik edip kolaya kaçıp hiçbir şeye tenezzül etmiyoruz.

Peki, nedir bu Komünizm? Nasıl çıktı ortaya? Neden çıktı? Evet 2020 yılındayız ve bu birçoğumuzun umrunda değil. Belki küçüklükten korkutuluyoruz; Aman uzak durun oğlum, kızım, aman kötüdür, beladır, okumayın, etmeyin tarzı sığ düşünceler ile bizi sadece bazı konularda ebeveynlerimiz, büyüklerimiz cahilliğe sürüklediler, hepsi bu. Bir şeyi bilmezsek, araştırmazsak, öğrenmezsek, iyi ya da kötü olduğuna nasıl karar verebiliriz ki?

Bu kitap, eğer Sosyalizm ve Komünizm hakkında detaylı bilgi sahibi olmak istiyorsanız çok kısıtlı kalacaktır. Çünkü, bu kitap, bir manifestodur. Yani bir nevi yazılı bir bildiridir. Karl Marx ve arkadaşı Friedrich Engels'ın beraber hazırladığı ( tabii ki büyük ölçüde Marx'ın emeği) bu manifesto, genelgeçer bilgilerle Komünizmin çıkış sebebini, proleter sınıfın neden buna ihtiyaç hissettiğini, uygulanırsa ne olabilir ne yapabiliriz nasıl bir politika izleriz, neyi değiştiririz sorularının cevaplarını bulabileceğiniz bir kitap. Eksiksiz Sosyalist ve Komünist bilgi ve düşünceler için yetersizdir. Başka kitaplar ve kaynaklar okuyarak bilgilerinizi destekleyebilirsiniz.

Komünizmin kökeni komünden gelmektedir. Komün, kapalı toplum anlamına çıkmaktadır. İnsanların ortaklaşa üretmesine ve tüketmesine dayanır. Komünizm ise özel mülkiyete karşı çıkan, ortak mülkiyeti savunan bir ideolojidir. Burjuvaziye boyun eğen proleterya sınıfın içinde olan Marx bir nevi toplumu uyandırmak ister ve bu manifestoyu hazırlar, arkadaşı Engels ile birlikte.

Karl Marx, hakkında ufak bir özyaşamına değinmek istiyorum. Çeşitli ülkelerden sürgün edilen filozof zor dönemler geçirmiş. Maddi anlamda çok sıkıntı çektiği dönemlerde dostu Engels ona yardımını esirgememiş. Kızının ve eşinin ölümünü de tadan Marx davasından vazgeçmemiş ve ölünce Komünist Manifesto tamamen Engels'ın sorumluluğu üzerine kalmış.

Komünist Manifesto'nun ülkemize geliş süreci de oldukça sancılı olmuş. Defalarca çevirisi yapılması engellenmiş, izin verilmemiş. Ancak yazımından 75 yıl sonra ülkemize girebilmiş bu yapıt.

Ama bu kitabı okuduktan sonra bazı şeyleri düşündüm ve sizin de düşünmenizi isterim. Yerilen burjuvazi var evet, eşitlik isteyen bir proleterya var evet, peki ya eşitlik miydi çözüm?
İkinci bir düşünelesi konu ise şu, proleterler burjuva sınıfında olsa eşitlik isteyecek miydi ya da burjuva, proleterya sınıfının yerinde olsa komunizmi reddedecek miydi? Kitabı okuduktan sonra sizin de bunları sorgulamanızı isterim...

Kitapta en sevdiğim ve beni en çok düşündüren bir alıntıyı paylaşıp bitirmek istiyorum:

"İnsanın insan tarafından sömürülmesi ortadan kaldırıldığı ölçüde, bir ulusun başka bir ulus tarafından sömürülmesi de ortadan kaldırılmış olacaktır. Ulusun içindeki sınıflar arasındaki karşıtlık ortadan kalktığı ölçüde, bir ulusun başka bir ulusa beslediği düşmanlık da son bulacaktır."

İşte sadece bu alıntı bile hepimizin aklına belkileri sokuyor ve Komünizme bakış açımızı değiştiriyor...

Keyifli okumalar dilerim...


Karl Marx

Komünist Manifesto

Yazarın biyografisi

Adı:
Karl Marx
Tam adı:
Karl Heinrich Marx
Unvan:
Sınıf Mücadelecisi
Doğum:
Trier, Almanya, 5 Mayıs 1818
Ölüm:
Londra, İngiltere, 14 Mart 1883
Karl Heinrich Marx

19. yüzyılda yaşamış filozof, politik ekonomist ve devrimci. Komünizmin kuramsal kurucusudur. Birçok politik ve sosyal konuda fikri olmakla beraber, en çok Komünist Manifesto'nun (1848) giriş cümlesinde özetlediği tarih analiziyle tanınır: "Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir." Marx, bütün sınıflı toplumlarda olduğu gibi kapitalizmin de kendini yok etmeye yol açacak içsel dinamikler barındırdığına inanırdı; onun düşüncesine göre, nasıl ki kapitalizm eskimiş feodalizmin yerini aldıysa, sınıfsız bir toplum olan komünizm de "devletin proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olmadığı" siyasal geçiş sürecinden sonra onun yerini alacaktır.

Marx, sosyoekonomik değişimlere belirli bir tarihsel zorunluluk perspektifinden bakardı; ona göre kapitalizm, yapısal durumunun dinamiği ve çatışması sonucu yerini komünizme kesin olarak bırakacaktır:
"Modern sanayinin gelişmesi, burjuvazinin ayaklarının altından bizzat ürünleri ona dayanarak ürettiği ve mülk edindiği temeli çeker alır. Şu halde, burjuvazinin ürettiği, her şeyden önce, kendi mezar kazıcılarıdır. Kendisinin devrilmesi ve proletaryanın zaferi aynı ölçüde kaçınılmazdır."
(Komünist Manifesto)

Marx, bu değişimin organize bir devrimci hareketle geleceğini düşünür; bu değişim, ancak uluslararası işçi sınıfının birleşik hareketiyle meydana gelecektir: "Bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. Biz, bugünkü duruma son verecek gerçek harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koşulları, şu anda varolan öncüllerden doğarlar." (- Alman İdeolojisi)

Marx yaşadığı dönemde dünya çapında ünlü bir isim sayılmasa da, ölümünden kısa bir süre sonra düşünceleri dünya işçi hareketine yön vermiştir. Marksist Bolşeviklerin Rusya'da Ekim Devrimi'ni gerçekleştirmesi bunun en büyük örneğidir. 20. yüzyılda dünyada Marksist düşünce hemen hemen bütün ülkelerde taraftar bulmuştur. Marksizm, akademik ve politik çevrelerde en çok tartışılmış konulardandır.

Yazar istatistikleri

  • 1.724 okur beğendi.
  • 13,4bin okur okudu.
  • 349 okur okuyor.
  • 10bin okur okuyacak.
  • 259 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları