Yazar
Katharine Burdekin

Katharine Burdekin

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.6
205 Kişi
567
Okunma
22
Beğeni
1.353
Gösterim
Unvan
İngiliz Yazar
Doğum
Spondon, Birleşik Krallık, 23 Temmuz 1896
Ölüm
10 Ağustos 1963
Bahri Doğukan Şahin
Swastika Geceleri'ni inceledi.
232 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Hitler Egemenliğinde Geçen 700 Yıl: Swastika Geceleri
“Düşünce özgürlüğünün olmadığı yerde onur da yoktur.” -Katharine Burdekin. 1896 yılında İngiltere’de doğan Katharine Burdekin, 10’dan fazla roman kaleme almasına rağmen birçok yapıtında Murray Constantine takma adını kullanmayı tercih etmiştir. Gerçek kimliğinin ortaya çıkışı ise 1980’li yılların ortalarını bulmuştur. Ütopik ve distopik kurmaca üzerine araştırmalar yapan Daphne Patai tarafından ortaya çıkarılan bu gerçek, o tarihten itibaren yazarın daha fazla görünür kılınmasını sağlamıştır. Burdekin, ağırlıklı olarak sosyal ve manevi konularda spekülatif kurgu eserler yazmış ve feminist distopya kategorisine de önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. Orijinal adıyla Swastika Night, 1937 yılında Murray Constantine takma adıyla yazılmıştır. Bu takma ismin aslında Katharine Burdekin olduğu ortaya çıktığında ise Feminist Press tarafından 1985 yılında bu isimle yeni baskısı yayımlanmıştır. Bu baskının ardından daha fazla satan kitap, kısa sürede feminist distopya edebiyatının öncülerinden biri olarak görülmüş ve günümüzde ise bilimkurgusal distopya edebiyatının klasikleri arasında gösterilmeye başlanmıştır. Margaret Atwood‘un 1985’te kaleme aldığı Damızlık Kızın Öyküsü isimli eserinin bile ana esin kaynaklarından birinin bu roman olduğu düşünülmektedir. Atwood’un romanı dünya genelinde daha bir gözde olsa da, Burdekin’in yapıtının da ondan geri kalır bir yanının bulunmadığını belirtmek gerek. Hatta birçok okura göre Swastika Geceleri’nin kurgu bakımından Damızlık Kızın Öyküsü’nden daha ileri bir seviyede olduğu bile söylenmekte. Kitap ilk olarak 2014 yılında Türkçeye çevrilmiştir. Mehtap Gün Ayral çevirisiyle, Encore Yayınları’ndan çıkan Swastika Geceleri, bir ara çok satanlar listesine girmeyi de başarmıştır. Kitabının çevirisinin ise gayet iyi olduğunu söylemek mümkün. “Erkekler dişi hayvanları sevemezler, ama insanlaştırdıkları ve erkeksi şablonlara oturttukları kadınları sevebilirler ve sevmişlerdir de.” Faşist ve diktatör lider Adolf Hitler’in ölümünden önce kaleme alınan Swastika Geceleri, okuruna Nazi egemenliğindeki bir dünya tasviri sunuyor. 27. Yüzyıl’ın dünyasında geçen anlatıda Hitler’in kurduğu imparatorluk Almanya’nın sınırlarını aşmış ve dünyaya yayılmıştır. Yalnızca işin siyasi boyutunda değil, dinler bazında da bir devrim yaşanmış ve ortaya çıkan bu yeni dünyadaki yeni dinin adı “Hitler” olmuştur. Hitler’i kutsal sayan insanlar, ona olan bağlılıklarını tapınarak göstermektedirler. Geriye kalan bütün dinler ise zamanla ortadan kaldırılmıştır. Almanlar haricinde dünyada varlığını sürdüren bir diğer ırk Japonlardır. Bu iki imparatorluğun varlıklarını sürdürme nedeni ise birbirleriyle savaşmamalarıdır. Kitaptaki olayları ağırlıklı olarak Almanlar’ın gözünden izlesek de, belirli aralıklarla Japonlar’dan da bahsedilmektedir. Almanlar da kendi içlerinde Kan Soyu, Şövalye, Nazi gibi belirli sınıflara ayrılmışlardır. Führer ise en tepedeki isim, yani Tanrı’dır (Hitler). “…. Kültürü kökünden kesip sonra da çiçek açmasını bekleyemezsin.” Kitapta anlatılan gelecek portresinde kadınlar açısından neredeyse hiçbir olumlu öğe bulunmuyor. Adeta birer hayvan olarak görülen kadınlar, erkeklerin hizmetine sunulan bir metadan ibarettirler. Tecavüz dahi günlük yaşantının bir parçası haline gelmiştir. Sürüler halinde, ahır benzerleri yerlerde yaşamaları sağlanan kadınlar, insanlığa dair birçok olgudan arındırılmış ve görünüş itibarıyla çirkin bir hale sokulmuştur. Saçları kazınan, cinsel haz duyulabilecek çekici unsurları yok edilen kadınların nihai amacı onlarla ilişki kurmak isteyen her erkeğe boyun eğmek ve yalnızca erkek çocuk doğurmaktır. Bu karanlık çağda kültür ve sanat anlamında da herhangi bir şey bulunmamaktadır. Var olan bütün kitapların yakıldığını öğrendiğimiz bu hikaye, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’ini aratmamaktadır. Geçmişe dair hiçbir bilgi sahibi olamayan insanlar, kendilerine öğretilen ne ise ona inanmak zorunda bırakılmışlardır. “O zavallı dişi ahmaklar, erkeklerin onlara dayattığı şeyleri neşeyle ve canı gönülden yaparlarsa, erkeklerin bir şekilde mantıklı davranmaya başlayıp onları sevmeye devam edeceklerini sandılar.” Kitabın ana öyküsü bir İngiliz (Alfred), bir Nazi (Hermann) ve bir de Alman şövalyesi (Friedrich von Hess) etrafında şekillenmektedir. Doğumundan itibaren gerçek bir Alman olarak yetişen Alfred, Hitler dinine sıkı sıkıya bağlı bir çiftçidir. Bir teknisyen olan Alfred’in kökeni ise İngiliz’dir ve Almanya’ya geliş amacı kutsal yerleri ziyaret ederek hac görevini yerine getirmektir. Hitler dini için kutsal sayılan yerleri ziyaret etmek, dinin gerekliliklerindendir. Sorgulayan ve araştıran bir kimliğe sahip olan Alfred, bu konuda Hermann’ı da etkilemeyi başaracaktır. Alman şövalyesi von Hess ise kritik bir rolde okurun karşısına çıkmaktadır. Geçmiş çağlarda tüm olan bitenin yazılı olduğu bir kitabı ve Hitler’le birlikte eski döneme ait gerçek bir kadının yer aldığı fotoğrafı daha ileri yıllara taşımayı amaçlayan şövalye, bu görevi layıkıyla ifa edecek kişi veya kişileri aramaktadır. Zira dünya tarihinin büyük bir bölümünün yazılı olduğu bu kitap da yok edildiğinde, yeryüzünde geçmişe dair hiçbir şey kalmayacaktır. “Gerçekler, yetişkin bir adam için bile katlanılmaz bir yüktür. Bu yükü üstümden atacağım için çok memnunum.” -Friedrich von Hess. Hikaye, ağırlıklı olarak bu üç isim çevresinde şekillenmektedir. Kimsenin varlığından haberdar olmadığı gizli kitabından alıntılar yapan von Hess, yaşananları tane tane anlatıyor. Alfred, Hermann ve von Hess’in birbirleriyle olan diyalogları neticesinde böylesine karanlık bir çağa doğru sürüklenen dünyanın geçmişi gün yüzüne çıkıyor. Özetle, henüz Hitler’in iktidara gelişinden kısa bir süre sonra inanılmaz bir öngörü ile yazılan Swastika Geceleri, kesinlikle okunması gereken bir distopya. Yevgeni İvanoviç Zamyatin’in Biz’i, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı, George Orwell’ın #k:266801’ü ve Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451'i gibi birer klasik haline gelen distopik romanlarla yarışabilme potansiyelinin yanı sıra, kadınların önemini bir kez daha hatırlatması ve okuru düşüncelere sevk etmesi bakımından da oldukça önemli bir eser. Kitabın, erkekleri bir iç hesaplaşmaya ittiği de bir gerçek. Faşizmin, diktatörlüğün ve erkek egemenliğinin ileri safhalarını duru bir şekilde anlatan Burdekin’in bu güçlü yapıtı daha fazla görünür kalmayı hak ediyor. Dünya kadınlarla daha güzel. “…insanların üstünü ya da evini arayabilirsiniz belki ama zihinlerini arayamazsınız.” -Katherine Burdekin
Swastika Geceleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
38
Enes Başak
Swastika Geceleri'ni inceledi.
232 syf.
·
Beğendi
·
7/10 puan
Katharine Burdekin tarafından 1937 yılında yazılan “Swastika Geceleri” önemli bir distopya eseridir. Diğer distopyalardan farklı olarak feminizm distopyası ile öne çıkar ve bu alandaki en önemli kitaplardan biri olarak kabul edilir. Kitaba adını veren ve gamalı haç anlamına gelen Swastika kelimesi ve kapaktan da anlaşılacağı üzere, bu kitap bir Alman distopyası. Dünya, çeşitli savaşlar sonucunda Alman ve Japon devletleri olarak iki kutba bölünür. Alman devletinde geçen kitap, Hitler’i Tanrı, Almanları üstün ırk olarak kabul eden bir felsefeye sahip. Hitler henüz hayatta iken yazılan bu kitabı önemli kılan ise feminist distopik öğelerin diğer kült distopya kitaplarına göre daha ağır basması. Kadınların hayvan sınıfına indirgenmesi, kadınların erkeklerden ayrı bir bölgede kafeslerde tutulması, sahipsiz kadınlara her erkeğin istediğini yapabilmesi gibi sayısız alt bilgi feminist distopik temayı oluşturur. Beni üzen ise kitabın bu yönü o kadar ağır basmış ki genel yönetim distopyasına yeterince girilmemiş olması. Oysa çok daha ayrıntılı öğeler kullanılarak bu kitap zenginleştirilebilirdi. Örneğin, bu kitaptan 12 yıl sonra yayınlanan 1984 kitabında George Orwell, bu kitaptan birçok alt metin (ç)alıntısı yapar ancak Orwell bu alt metinleri öylesine işliyor ki 1984’ün bu kitaptan daha kült bir distopya kitabı olmasına şaşırmamak gerekiyor. Yani Burdekin feminist distopya ile bir yazar olarak bir ilki başarıyor ancak buna o kadar saplanıyor ki kitabı daha genel bir temellendirmeye oturtamıyor. Son olarak, 1937 yılında bir kadının böyle bir kitap yazması, bende, o dönemin sosyolojisini, toplumda cinsiyetlerin rollerini, kadının toplumdaki yerini ve önemini araştırma isteği uyandırdı. Zira bu konuda çarpıcı sonuçlar çıkacağını düşünüyorum. Başta distopya severler olmak üzere tüm kitapseverlerin bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum. Heil Hitler!
Swastika Geceleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
Demet
Swastika Geceleri'ni inceledi.
232 syf.
·
3 günde
Bu dünyanın insani değerleri erildir.!
Evet... II.Dünya savaşı sonrası almanlar galip gelmiş, naziler dünyaya egemen olmuş, sevgili(!) hitler’imiz ölmüş ama kutsal bir varlık olduğu için biz onu tanrı yapmışız, her yerde hitler marşları okutuluyor, alman değilsen hatta ve hatta erkek değilsen insan yerine konmuyorsun, ... tarih böyle süregitmiş tam 700 yıl! Bir distopya, ama tam bir cehennem. Bir dünya düzeni düşünün.. Totaliter dünya düzeni... Orwell’ın, Huxley’ın, Atwood’un distopyaları yanında yerini alsın. Kadınların toplumdan izole edilerek birer “damızlık” kadınlara dönüştürüldüğü, söz hakkının katiyen bulunmadığı, tecavüzün (alman değilsen, özellikle hitlerin dinine inanmıyorsan ve hıristiyansan) meşru sayıldığı, bin türlü rezaletin içinde binbir güçlükle yaşamaya çalışıldığı dünyaya hoşgeldiniz! “Bu dünyanın insani değerleri erildir.” Evet aynen böyledir. Kitapta o kadar etkili cümleler, can alıcı olaylar geçiyor ki sinir katsayım okudukça yükseldi. Bilimkurgu ve feminizmi birleştiren bu kitaptan birkaç örnek bırakıyorum; •”Kadınların hiçbiri sıra dışı hayatlar sürdüklerini düşünmez; can sıkıntısı, mahkûmiyet ya da aşağılanma gibi duyguları tarladaki bir inekten daha fazla algılayamazlardı. Fiziksel acı, çocuklarını kaybetme, kız doğurmanın utancı ve kilisede daima içlerini kaplayan o tuhaf kitlesel yas duygusunun dışında acıklı bir şeyin bilincine varamayacak kadar aptallardı.” •“...kadınların hayvanlardan öte, doğuştan gelen efendisine iyi bir orospu olarak erkeği memnun etme arzusundan azade varlıklar olduklarını kanıtladığını görmüyor musunuz? Onlar birer hayvan ve erkekleri memnun ediyorlar, yoksa şablon değişik olurdu.” •“Kadınların ruhları yoktur; erkeklerle beraber yaşasalar da, bir köpeğin bir erkekle yaşamasından farklı değildir bu. İsa’nın cennetinde kadınlara yer yoktur, dini törenlere katılamazlar.“ Bütün bunlar gibi rahatsız edici daha birden fazla alıntı bırakabilirim. Hepsinin içerisinde okurken en rahatsız edici olanları kadının düşkün olması, erilliğin ve şiddetin din gibi öğretilmesi, kadın aklının-kişiliğinin yok sayılarak böyle bir toplumun düzeninin olması gerektiğinin sürekli belirtilmesi beni yeterince yıprattı. Bireysel bilinç olmadan her zaman güncel olan bu konuların üstesinden gelemeyiz. Cinsiyet ayrımcılığının, insan varlığının her anını nasıl yok edebildiğini görmüş olduk. Aslında bunlar buzdağının görünen kısmı. Sosyal,kültürel,siyasal konuların derinlemesine analizine girsek işin içinden çıkamayacağız.. Erkek olmanın ne anlama geldiği, kadınların yıllardır toplumda hangi rolü oynaması gerektiği, tarihin inkarı, uydurulan bir dinin nasıl şiddetle kafalarımıza işlendiği, daha doğrusu işlenmesi gerektiğini görüyoruz. Tüm bunlara karşı çıkmak, zihinlerin tekelini kırmak, kadın elinin değdiği yerde ışık olduğuna inandığımız bir dünya için bu kitap okunmayı fazlasıyla hakediyor, ama mental olarak hazırlıklı olmakta fayda var rahatsız edici olabilir...
Swastika Geceleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
13
88
Haruni
Swastika Geceleri'ni inceledi.
232 syf.
·
10 günde
·
8/10 puan
Swastika, "mutluluk getiren" veya "iyi talih" anlamını taşıyan “svastika” kelimesinden türetilmiştir. Bildiğimiz anlamda Hitler tarafından Nazi ideolojisinin simgesi olarak ilan edilen "gamalı haç". Kitaba geçmeden önce biraz "gamalı haç"tan bahsetmek istiyorum. Hitler sonrasında çok olumsuz bir anlam kazanan bu simge, aslında antik çağlardan beri evrenin her yerinde iyi anlamda kullanılan bir simge idi. Mayalar, Sümerler, Hindular, Budistler ve sayısız medeniyet bu simgeyi iyilik sembolü olarak kulllanmışlardır. Hitler'in bu simgeyi seçmesinin nedeni ise Madame Blavatsky'in kitabında anlattıklarıdır. Yıllarca Tibet'te kalan bu Rus-Alman yazar, insanlık tarihinde önemli roller üstlenecek yedi ırktan bahseder. Aryan ırkı ise insanlığı aydınlığa taşıyacak paranormal güçleri olan ırktır ve onların sembolü de "svastika"dır. Hitler'in başucu kitabı olduğu söylenen bu kitaptan sonra simge Nazilere geçmiş ve bir daha da hiç bir zaman iyi anlamda anılamamıştır. "Swastika Geceleri" kitabı 1937 yılında Hitler hala yaşıyorken yazılmış ilginç bir distopya. Kitabı iyi bir distopya olarak puanlamak mümkün değil ancak Nazi döneminde yazılmış iyi bir Nazi eleştirisi olarak görmek daha doğru sanki. Tabi ki birçok distopyaya ilham kaynağı olmuş bu kitabın distopik özellikler taşımadığı söylenemez. Kadına yönelik tasarımlarına baktığımızda “Damızlık Kızın Öyküsü” bu kitaba çok benziyor, fakat daha çok gelişmiş versiyonu gibi duruyor. Ancak dediğim gibi yazar bu kitabı yazarken distopik bir gelecek tasarlayayım amacında olmamış diye düşünüyorum. “Bakın bu Hitler’i böyle desteklemeye devam ederseniz, üstünüze çıkar” tarzı bir eleştiri yapmış gibi geldi. Yani distopik bir amaç taşısaydı, kitabını geleceğe dair daha net değişimlerle de süslerdi heralde. Sonuçta 700 yıl sonrasından bahsediyoruz. Spolier başlar… Almanlar ve Japonlar savaşı kazanmıştır. İçbükey dünya teorisi gerçekleşmiş, Hitler dünyayı ele geçirince, evreni de ele geçirmiş sayılmış ve tanrı olarak göğe çıkmıştır. Göğe yükselince tabi boyu falan uzamış, sırma saçları falan çıkmıştır. Annesi bunu doğurmamış, kendisi gök gürültüsü tanrısının kafasından infilak etmiş. Ee klasik distopya geleneği, bütün kitaplar yakılmış, okuma bilmek sadece her eyalet başına bir düşen şövalyelere izin verilmiş. Yahudiler evrenden silinmiş, Hristiyanlar ve Alman olmayan bütün ırklar ikinci sınıf ilan edilmiş. Müslümanlığın m’sinden bile bahsedilmiyor. Kitabın en ilginç kısmı ise kadınlara olan yaklaşım. Bütün kadınlar, en düşük ırk olarak görülüyor. “Damızlık Kızın Öyküsü”nde hiç değilse şövalyelerin karıları erkeklerle eşit sayılırdı fakat bu kitapta bütün kadınlar eziliyor. Kadınları sadece “kuş yuvası” olarak görüyorlar yani erkeğin tohumunun olgunluğa erişene kadar içinde beslendiği bir yuva gibi. Spoiler biter… Sonuç olarak distopik özellikleriyle distopya severleri pek kesmeyebilir. Anlatımı, olay örgüsü veya edebi dili de müthiş bir performans göstermiyor. Ancak Hitler dönemine ilgi duyuyorsanız veya distopya olsun da çamurdan olsun diyorsanız benim gibi keyif alarak okuyabilirsiniz. Ayrıca karakterler arası diyaloglarda yazarın çok değişik bir kafası olduğunu farkedecek, “farklı bakış açısı” alıntıları not edeceksiniz. Hadi oooo swastika swastika..
Swastika Geceleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
5