Giriş Yap

Kazım Karabekir

Yazar
7.8
506 Kişi
1.676
Okunma
238
Beğeni
12,4bin
Gösterim
Reklam
·
Reklamlar hakkında

Hakkında

Musa Kâzım Karabekir (23 Temmuz 1882, İstanbul - 26 Ocak 1948, Ankara), Türk orgeneral ve siyasetçi. İstanbul'un Kocamustafapaşa semtinde dünyaya gelmiştir. Babası Mehmet Emin Paşa ile Ali Fuat Paşanın babası İsmail Fazıl Paşa amca zade oğullarıdır. Aynı soydan gelir. Kâzım Karabekirin Çocukları ikiz ve 1941 yılında 59 yaşında ona tekrar baba olma sevincini yaşatan Timsal (26 Ocak 1941-) adlarında üç kızıdır. 1902'de Harbiye'yi, 1905'te Erkân-ı Harbiye Mektebi'ni birincilikle bitiren Karabekir, 1907'de Enver Paşa ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Manastır şubesini kurdu. 1909'da 31 Mart Olayını bastırmak için kurulan Hareket Ordusu'na katıldı, 1912'de Balkan Savaşı'na katıldı.Ve başarıya ulaştılar. Birinci Dünya Savaşı Başlarında Kâzım Karabekir Avrupa'nın genel bir savaşa sürüklendiği bu dönemde Kâzım Karabekir görevli olarak Paris'te bulunmaktaydı. Fakat bu durumu fark eden Kâzım Karabekir, 14 Temmuz 1914'te İstanbul'a geri dönerek; 3 Ağustos 1914'te Genel Kurmay II. (İstihbarat) Şube Müdürü olarak görevlendirildi. Karabekir'in savaş konusundaki düşünceleri; "İstanbul ve Çanakkale boğazlarını kuvvetlendirmek, Boğazlardaki kuvvetleri desteklemek, Savaşa girmekten mümkün olduğunca kaçınmaktı." Kâzım Karabekir, Genel Kurmay'daki görevini devam ettirirken, Konya'ya bir soruşturma sebebiyle gönderilmişti. 29 Kasım 1914'te "Üç Yıl Hazerî Kıdem Zammı" alarak; 9 Aralık 1914'te Yarbay rütbesine yükseltildi. Yarbay Kâzım Karabekir, 6 Ocak 1915'te Mürettep I. Kuvve-i Seferiye K.'ı olarak İran Harekatına gönderildi. Karabekir, Halep'e geldiğinde, III. Ordu'nun Sarıkamış'da büyük bir felakete uğramış olduğunu, komutasına verilen kuvvetlerin Doğu Cephesi'ne kendisinin de Süleyman Askeri Bey'in yerine Irak Havalisi Kuvvetleri K.'lığına ve Basra Valiliğine atandığını öğrendi. Böylece Süleyman Askeri Bey'in yerine geçmek üzere İstanbul'a gelmiştir. Çanakkale Cephesi'nde Kâzım Karabekir Kazım Paşa, 6 Mart 1915 tarihinde İstanbul'a gelince V. Kolordu'ya bağlı İstanbul Kartal'da bulunan XIV. Tümen Komutanlığına atanmıştır. Bu görevde bulunduğu esnada Kâzım Karabekir, Marmara Denizi ve Karadeniz kıyılarının tahkimatı ile uğraşmıştır. Ancak XIV. Tümen'in Çanakkale'ye - Gelibolu'ya - gönderilmesi ile bu bölgede Seddülbâhir ve Kereviz Deresi'ndeki (12-13 Temmuz 1915) savaşlarda bulunmuştur. Kâzım Karabekir'in Kereviz Dere'de bulunduğu sıralarda Fransızlar, Haziran'dan itibaren Zığın Dere ve Kereviz Dere bölgelerinde taarruzlar yapmakta idi. Fransızların amacı, Türk Ordusu'nun dikkatini güney bölgesine çekmekti. Böylece Ağustos ayında Anafartalar'a yapılacak olan çıkarmanın başarısını garanti altına almak istiyorlardı. Fransızların planı amacına ulaştı ve Türk Kuvvetleri'nin çoğu güney bölgesine kaydırıldı. Bu amacın gerçekleşmesi için İngilizler I. Tümen ile Türk kanadına, Kereviz Dere bölgesine, 12 Temmuz sabahı saat 07:00'da taarruza başladılar. Türk Tümenleri batıdan itibaren XI., I., VII. ve IV. Tümenler cephede, VI. Tüm. geride bekletilmekte idi. VII. Tümen cephesine taarruz eden İngiliz Tümeninin her iki günündeki taarruzları da başarısızlıkla sonuçlandı. IV. Tümen cephesine taarruz eden Fransızların taarruzları ise beklemedeki VI. Tümeninde bölgede kullanılması üzerine gelişme gösteremedi. Birkaç metrelik ileri geri hareketler şeklinde gelişen muharebede oldukça fazla kan döküldü ve Türk kaybı 9700 kişiye ulaştı. Karabekir, Kereviz Dere Muharebeleri sırasında V. Kolordu Komutanlığına bağlı - yarbay rütbesiyle - XIV. Tümen Komutanı olarak bulunmaktaydı. Bu görevi sırasında 6-13 Ağustos 1915 Muharebelerinde de görev almıştır. Bu muharebeler sırasında düşman Arıburnu ve [Anafartalar] bölgesine, çıkarma ile takviye ederek yapacağı taarruza karşılık güney cephesinden Türk Kuvveti kaydırılmasın diye 6-7 Ağustos günleri bu cephenin merkezine Kirte istikametine taarruzlar düzenlediler. Ancak her iki taarruzda zayiat verilerek püskürtüldü. Sonraki küçük çaptaki taarruzlarda sonuçsuz kaldı. Bundan sonrada bu cephede düşmanın tahliyesine kadar mevzii muharebeleri devam etti. böylece düşman, çıkarmanın ilk günü almayı plânladığı [Alçıtepe]'yi ele geçiremedi. Her yönden sayıca üstün olmasına karşın Türk direnişi karşısında sadece 5. Km. ilerleyebildi. Bu muharebeler sırasında düşmana karşı 3,5 ay başarıyla savaşan Karabekir, askerî kişiliği açısından takdir toplayarak Muharabe Gümüş Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi ve "Miralay" (Albay) rütbesine yükseldi. Ayrıca Almanya'dan İkinci Rütbeden Kron Dö Braş Kılıçlı Nişanını, Osmanlı'dan da Gelibolu Şeref Nişanını ve Muharebe Madalyasını aldı. Kâzım Karabekir Paşa, Eylül 1915 - 9 Ocak 1916 Mevzi Muharebeleri'nde Güney Grubu Komutanlığına bağlı II. Bölge Komutanlığı'nda XIV. Tümen Komutanı olarak görevlendirildi. Muharebeler devam ettiği sırada XIV. Tümen 11 Ocak 1916'da bölgeden ayrıldı. Kâzım Karabekir'in 1915 Sonrası Askeri ve Siyasi Faaliyetleri Sırasıyla komutanlar; solda VI. Kolordu Komutanı (Mirliva), Korgeneral Ali Hikmet Ayerdem, ortada I. Ordu Komutanı (Ferik), Orgeneral Kâzım Karabekir Paşa, sağda 4. Tümen Komutanı (Miralay), Sıtkı Uke. Çanakkale Cephesi'ndeki taarruz savaşlarının, siper muharebelerine dönüşmesi ile birlikte Karabekir Paşa, Gelibolu'dan alınarak 26 Ekim 1915'te İstanbul'daki I. Ordu Kurmay Başkanlığı'na atandı. Daha sonrada VI. Ordu Kurmay Başkanı olarak Irak Cephesine gönderildi. Bu arada Kâzım Karabekir Paşa, Gelibolu'daki başarılarından dolayı "Üç Yıl Savaş Zammı" alarak 14 Aralık 1916'da "Mirliva" rütbesine yükseltildi ve "Paşa" oldu. Mirliva Kâzım Karabekir Paşa, Almanya'dan ikinci kez "Alman Demir Salib Nişanı" alarak; 24 Nisan 1916'da Kut'ül Amara'yı kuşatmakta olan XVIII. Kolordu K. olarak görevlendirildi. Bu cephedeki başarılarından dolayı Kâzım Karabekir'e 8 Şubat 1917'de yeniden "Altın Muharebe Liyakat Madalyası", "İki Yıllık Kıdem Zammı" verildi. Kurtuluş Savaşı İstiklal Savaşı'nı başlatan komutanların arasında ilk Anadolu'ya geçen oldu. 19 Nisan 1919'da Trabzon'a geldi. 1878'de 93 Harbi sırasında Rus Çarlığına kaybettiğimiz Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin ve Batum'u Eylül 1920'de kurtarıp, Türkiye'nin doğu sınırlarında Misak-ı Milli'yi gerçekleştirdikten sonra kendisine TBMM tarafından 31 Ekim 1920'de Ferik (Korgeneral) rütbesi verildi. Yine bu dönemde, Kurtuluş Savaşı'nı başlatmış olan ve İstanbul'dan gelen telgrafla 9. Ordu müfettişliğinden azledildiğini öğrenen ve artık sivil olmasının Kurtuluş Savaşı'nı tehlikeye düşürmesinden endişe eden Mustafa Kemal Atatürk'e, İstanbul'dan bizzat kendisine gönderilen ve "Mustafa Kemal Paşa'yı tutuklaması"nı emreden telgrafa rağmen Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam! diyerek, destek ve moral vermiştir. Ardından Erzurum Kongresi'nin düzenlenebilmesi için büyük gayret gösterdi ve askeri güvenliği sağladı. Kurtuluş savaşında önemli başarılar kazanan Kâzım Karabekir Paşa Atatürk tarafından takdir edilmiş ve büyük önem kazanmıştır. Mustafa Kemal Paşa "Kâzım Karabekir Paşa ve adamları Kurtuluş Savaşı'nda canları pahasına savaşarak galip geldiler. Bu galibiyet sadece onların değil bütün Türk milletinin galibiyetidir." demiştir. Sovyetler-TBMM İlişkileri açısından Kâzım Karabekir Paşa Sovyetlerle imzalanacak dostluk antlaşması için Bekir Sami Bey başkanlığında bir delegasyon, 11 Mayıs 1920'de Ankara’dan hareketle 19 Temmuz 1920'de Moskova'ya ulaştı. Dostluk antlaşmasının esasları 24 Ağustos 1920'de hazır olmakla beraber, Bekir Sami Bey’in bu antlaşmayı imzalaması mümkün olmadı. Çünkü Sovyetler, Bitlis, Van ve Muş illerinin Ermenistan’a terkedilmesini istediler. Fakat Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki Türk Kuvvetleri Eylül 1920'de taarruza geçip, Brest Litovsk Barış Antlaşması ile Türkiye'ye verilen ve Misak-ı Milli hudutları dahilinde olan Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin ve Batum’u aldıktan sonra Gümrü'yü de ele geçirince, Menşevik iktidarı altındaki Ermeni hükûmeti barışa yanaşmak zorunda kaldı ve 3 Aralık 1920 de Ermenistan'la Gümrü Barış Antlaşması imzalandı. Bu arada, Bolşevikler de Ermenistan’da iktidarı ele geçirmişlerdi. Bu şekilde Ermenistan meselesi kendiliğinden çözümlenmiş oluyordu. Kazanılan bu zaferler üzerine Sovyetler Milli Mücadele'ye daha fazla önem vermeye başlamışlardır. 3 Aralık 1920'de TBMM Murahhası sıfatıyla Gümrü Antlaşması'nı imzaladıktan sonra; 18 Ekim 1921'de biten Kars Konferansı'na Türkiye Baş Murrahası olarak katıldı. Ayrıca bu konferansa başkanlık yaparak; 13 Ekim 1921'de Sovyetler Birliği ile Kars Antlaşmasını imzaladı. Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden hemen sonra yapılan Sakarya Savaşı sonrasına denk gelen bu andlaşma ile Batum'un Sovyetler Birliği'ne terkedilmesi karşılığında karşı taraftan belli miktarlarda silah, cephane ve altın alınacaktı. Milletvekilliği 15 Ekim 1922'de Ankara'ya gelen Kâzım Karabekir, Edirne Milletvekili sıfatı ile 30 Ekim'den itibaren meclis çalışmalarına devam etti. 17 Şubat 1923'de Türkiye'de ilk defa toplanan İzmir İktisat Kongresine başkanlık yaptı ve 29 Haziran 1923'de TBMM'nin İkinci Devresi'nde İstanbul Milletvekili seçildiği dönemde; Doğu Cephesi komutanlığı görevini de fiili olarak devam ettirmekte idi. 21 Kasım 1923'de "Milli Mücadelemizde Siyasi ve Savaş Yararlılığı" görülenlere verilen yeşil ve kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Kâzım Karabekir Paşa 21 Ekim 1923'de "1.Ferik" (Orgeneral) rütbesine yükselerek, son askeri görevi olan I. Ordu Müfettişliğine atandı. 26 Ekim 1924'de bu görevinden istifa ederek sadece siyasi alanda faaliyet gösterdi. Kâzım Karabekir, 9 Kasım 1924'te CHP'den istifa ederek 17 Kasım'da TPCF (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası) kurucuları arasında yer aldı ve bir süre sonra da bu partinin genel başkanı oldu. Korgeneral (Ferik) İsmet Paşa Hükümeti'nin Takrir-i Sükun Kanunu çıkarmasından sonra Doğu'da Şeyh Said İsyanı çıkmış ve bu isyanda TPCF'nin de rolü olduğu iddia edilmişti. İsmet İnönü başkanlığındaki hükûmet tarafından bu olay bahane edilerek 5 Haziran 1925'te Bakanlar Kurulu kararı ile tüm muhalif gazeteler ve partilerle birlikte TPCF de temelli kapatıldı. Ayrıca Kâzım Karabekir, Haziran 1926'da Mustafa Kemal'e düzenlenen İzmir suikasti girişimi ile ilgili olarak tutuklandı ve İstiklal Mahkemesi'nde idam ile yargılanıp, beraat etti.[2] 1927'de TBMM'nin ikinci Dönemi sona erince milletvekilliği son buldu, ve ordu açığında iken 5 Aralık 1927'de "Müşir" rutbesine hazırken emekliye sevkedildi. Bu dönemden sonra uzun bir süre politikadan uzaklaştırılarak inzivaya çekilmek zorunda bırakılan Karabekir Paşa, yönetimle olan anlaşmazlığı yüzünden sıkıyönetim altında tutulması istenen 84 kişilik "muhalifler" listesinin başında yer aldı.[3] 10 sene sürekli takip ve gözaltında tutuldu ve hatıralarını yazdığı "İstiklal Harbimiz" adlı eseri zamanın hükûmetinin kararıyla "Takrir-i Sükun" kanunu uyarınca toplatılıp yakıldı[4]. Belki de en sıkıntılı yıllarını bu dönemde geçiren Kâzım Karabekir, sıkıntılı günlerin ardından Atatürk'ün vefatının ardından 26 Ocak 1939'da İstanbul Milletvekili seçildi. 1943 yılında yeniden milletvekili oldu ve 5 Ağustos 1946'da yapılan TBMM başkanlık seçimlerinde Meclis Başkanı seçildi. Kâzım Karabekir, 26 Ocak 1948 yılında 66 yaşında iken geçirdiği bir kalp krizi sonucu, Ankara'da vefat etti. Törenle Cebeci Askeri Şehitliği'ne defnedilen cenazesi sonraki yıllarda Devlet Mezarlığı'na nakledilmiştir. Kâzım Karabekir Paşa, askerlik yaşamı boyunca büyük başarılar kazanmış ve bu başarıları sonucu Türkiye'nin bugünkü Kuzeydoğu sınırlarını çizen bir Türk Komutanı ve siyasi bir kişiliktir. Ayrıca Bulgarca, Fransızca, Almanca ve Rusça konuşabilmekteydi. 1. Dünya Savaşı sonunda Mustafa Kemal Paşa ile birlikte efsanevi üne sahip olan en önemli komutanlardan biri, Kâzım Karabekir Paşa'dır.
Unvan:
Orgeneral ve Siyasetçi
Doğum:
İstanbul, 1882
Ölüm:
Ankara, 1948
Reklam
·
Reklamlar hakkında

İncelemeler

Tümünü Gör
300 syf.
·
Puan vermedi
Yetim ve Öksüzlerin babası
Kazım Karabekir’in okuma yazmayı öğrendiği andan itibaren tutmaya başladığı günlüklerinden büyük bir kısmını kendisinin,bazı kısımlarını kızının derlediği bir hatırat eser. Okul yaşamı neredeyse hatıratın tamamını oluşturuyor.Mahalle Mektebinden başlayarak Rüştiye ve Harbiye yılları geniş yer tutuyor.Harbiye’den(askeri akademi) mezun olduktan sonra Makedonya bölgesinde geçirdiği staj yılları ve Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünü Balkanlardan seyretmesi yakın tarih okuması yapmak isteyenler için bilgi verici beraberinde Osmanlının son dönemlerindeki parçalanma ve yıkılışın ayak seslerini Kazım Karabekir’in satırları arasında hüzünlenerek hissedebiliyorsunuz. Kazım Karabekir anlayışlı,geleneksel ama bir o kadar da yenilikçi ,sağlam temeller üzerine kurulmuş mutlu ,osmanlı kadını bir anne ve asker bir babanın oğlu.Kalabalık bir ailede abi,kardeş duygularını da tecrübe etmiş. Tarihe yön vermiş ve herdaim sıcak tartışma konusu olan Kazım Karabekir’i hep merak etmişimdir benim gibi yakın tarihi bir bütün olarak anlama heveslisi olup eksik ve buğulu parçaların eksikliğini hissediyorsanız bu hatırat sizin kafanızın içini de aydınlatabilir. Kazım Karabekir hani her ortam ve mekanın gözdesi,parmakla gösterileni,imrenileni olur ya öyle bir şahsiyet.Böyle olmasında kendi tabiatı asıl sebep.Hırs denen şeyin vücut bulmuş hali bence:) Dün gece bir tvit okumuştum hatıratı okurken benzer duyguyu anlatan.Diyor ki kişi; ‘ Hani kendini her şeyi anlar ve yapabilir görüp çok yüksek moralinizi tutarken anlamadığınızı farkettiğiniz yapamadığınızı anladığınız zavallı bir an gelir..’ İşte bu cümle Kazım Karabekir için geçerli değil:)))Nasıl ama iyice eziklendik hep beraber dimi..Kendine öğreten biri Kazım Karabekir.Okul yıllarında berbat hocalara tesadüf ettiğinde sınıf arkadaşlarına öğretmenlik yapıyor çünkü sözü sayılır olmak duygusuna aşık biri Kazım Karabekir:)) Hep merak ederdim Kazım Karabekir’in yetim ve öksüzlere olan bu çok özel sevgisini..Tabiatı itibariyle dayağı asla kabullenemiyor.Okul yıllarında falaka en birinci öğretme metodu be ne zaman cezaya uğrasa kaçmanın yolunu buluyor fıtratı kabul etmiyor zaten ailesinden de bir kez bile şiddet görmemiş. Hocalarına kafa tutacak kadar dayakla karşı karşıya kaldığında sesini çıkartıyor ama bir gün korkuyor o zaman kendi kendine şu soruyu soruyor ;’ acaba babam öldüğü ve yokluğundan dolayı mı yoksa insan büyüdükçe daha mı korkak oluyor? ‘ Babasızlık denen şeyi iliklerine kadar satırları arasında anlıyorsunuz. Babasına özel bir sevgisi ve hayranlığı var başı ne zaman dara düşse çıkamasa bir dertten babasının ruhunu yardım isteme konusunda anıyor.. Kazım Karabekir Osmanlı İmparatorluğunun hüküm sürdüğü tüm coğrafyalarda neredeyse yaşamış.Amasya,Tokat,Erzurum,Van,Harput,Mekke, Cidde,Medine,İstanbul..Babasının memuriyeti sebebiyle tüm bu yurtlar arasında günlerce süren seyahatler ve uğrak yerlerinde bir o kadar da farklı memleketler..Askerlik staj zamanları Osmanlının nabzının attığı Makedonya bölgesini de yakinen yaşıyor. K.Karabekir tam bir kitap tutkunu,Osmanlının son dönemlerini Avrupa basınından takip ediyor gizli gizli yayınları okuyarak.Çünkü ülkede baskı var sansür her yerde,hafiyelik diz boyu.. Hatıratın son bölümleri benim için sıkıcıydı çünkü neredeyse birbirine benzer satırlarla dolu.Staj zamanlarında her gece Bulgar,Rum çeteler ve Makedonya’daki isyanlarla uğraşıyorlar. Hatıratın acaba bir yerinde Mustafa Kemal’den bahseden bir cümleye rastlar mıyım diye bekledim ama nafile.Bir bahis bile yok.Harbiye yıllarında bir sınıf farkı var aralarında.Gerçi okulun 1000 kişi olduğunu söylüyor tanışmıyorlar mı yoksa bahsetmekten mi kaçındı anlamadım..Enver bey ‘den bahseden anılar ziyadesiyle var çünkü.. Kazım Karabekir’deki hırsı şu anısıyla anlatabilirim.Bir arkadaşı sen ne anlarsın kemandan diyor.Arkadaşına dönüp iki yıl sonra sana senin kelimelerinde ne de güzel keman çalıyorsun birader dedirtmezsem ne olayım diyor ve keman öğreniyor cidden öğreniyor.. Son tahlilde Kazım Karabekir sağduyulu ,fikirleri sağlam ,genel kültürü yüksek,alanında uzman ve değerli bir şahsiyet.. Okunmaya değer bir hatırat.. Keyifli okumalar..
Hayatım
8.2/10 · 479 okunma
·
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.17