Kemal Arkun

Kemal Arkun

Yazar
5.4/10
54 Kişi
·
190
Okunma
·
19
Beğeni
·
7.840
Gösterim
Adı:
Kemal Arkun
Unvan:
Türk araştırmacı yazar
Doğum:
Reşadiye, Tokat, 20 Mayıs 1958
Kemal Arkun 20 Mayıs 1958 yılında Tokat’ın Reşadiye ilçesinde doğdu. Babası Durmuş Arkun, annesi Nuriye hanımdır. Babadan dedesi Ahmed oğlu Kazım Milli mücadelede Aydın cephesinde alnından yediği bir Yunan kurşunuyla şehid olduğunda babası Durmuş henüz annesi Saliha hanımın karnında olup doğmamıştı.

1920 yılında Reşadiye’nin Yolüstü köyünde doğan baba Durmuş Arkun, o yılların tüm sıkıntı ve sefaletini yaşamış, Cenab-ı Hakk'ın kelamının yasaklandığı, suç aleti olarak toplandığı yılların ıstırabını tüm ruhunda terennüm ederken, vatan için, din için, namus için şehid olan babası Kazım’ın kemiklerinin sızladığını hissederek yaşamıştır.Tek parti diktatörlüğü devrinde köylerde görevlendirdiği mıntıka müdürleri kanalıyla gariban Anadolu köylüsüne acımasız eziyetler edildiğine saf çocuk ruhuyla şahid olmuştur.
Ezan-ı Muhammedi'nin yasaklanarak “tanrı uludur” diye bağırıldığında, din düşmanı zalimleri Allahü tealaya havale etmiş, bir şehid oğlu olmasına rağmen acımasız zulümlere maruz kalmıştır.Türk Milletini tek parti zulmünden kurtaran Demokrat Parti dönemini bayram havasında yaşasa da Adnan Menderes’in idam edilmesiyle öylesine kederlenmiş ki, tarifi mümkün olmayan acılara gark olmuştur.
Kemal Arkun İstiklal harbi şehidi Kazım oğlu Durmuş’un üçüncü çocuğu olarak 1958’de doğduğunda Demokrat Parti iktidarı son devresindedir.27 Mayıs İhtilalinde henüz iki yaşında olan Kemal Arkun Adnan Menderes burukluğu yaşanan bir aile ortamında büyümüştür.
Anne Nuriye hanımın babası Veli Er askerlik yaptığı Erzurum’da ormanda bulduğu iki yaşındaki bir kız çocuğunu köyüne getirip, büyütüp namus ve şerefiyle telli duvaklı gelin edecek derecede asil bir insandır.
İlk okula Reşadiye Gazi Paşa İlkokulu'nda başlayan Kemal Arkun, kültür emperyalizminin acımasızca yaşandığı, Türk İslam büyüklerine gerici, yobaz, hain iftiralarının atıldığı bu atmosfere aileden aldığı manevi eğitimle direnmiş, atalarına yapılan bu iftiraları çocuk ruhuyla benimsememiştir. Bin yıllık muhteşem bir Türk-İslam medeniyetinin varisi olduğunun idrakiyle bir takım cücelikleri daha küçük yaştan itibaren kabullenememiştir.
Kemal Arkun ilkokul ikinci sınıfta yaşadığı bir hatırayı hiç unutamamıştır; Bir On kasımdır, dışarıda hava soğuktur. M. Kemal’i sınıfça anmaktadırlar. Öğretmeni Muharrem Bey on dakika ayakta saygı duruşu yaptırmaktadır. Henüz sekiz-dokuz yaşlarındaki yetmiş, seksen kişilik sınıfta çıt çıkmamakta, sadece sıra arkadaşı Yaşar’ın burnunun fıkırtısı duyulmaktadır. Bu bazı çocukların dikkatini çekmiş, henüz küçük yaşlardaki çocuklar daha fazla kendilerini tutamayarak gülmeye başlamış, bütün sınıf kahkahaya boğulmuştur. Buna rağmen Kemalizm’i adeta din olarak hisseden öğretmen Muharrem Bey on dakikalık saygı duruşunu bozmamış, on dakikanın sonunda tüm çocukları kızılcık sopasıyla elleri kanayana kadar dövmüştür. Bu dayak faslından sonra küçük Kemal bir hafta ellerini kullanamamıştır.
Kemal Arkun’un ilkokul yılları gerçekten Türkiye’nin karanlık yıllarıdır. Dinden, imandan, Fatih Sultan Mehmed han hazretlerinden, Kanuni’den bahsetmek adeta öcü gibi karşılanır. Bir gün mahalle arkadaşlarıyla sohbet ederken her çocuk adeta Türk Milletini M. Kemal tek başına kurtardı edasıyla konuşurken o, milli mücadelede padişahın da fonksiyonunun bulunduğundan, kendi dedesinin de vatan, din ve namus uğruna şehid olduğundan bahseder. Fatih Sultan Mehmed Han’ın çağ açıp, çağ kapadığını söyler. Bu büyük bir suçtur. Komşu çocuklar derhal küçük Kemal’i İsmail öğretmene şikayet ederler. İsmail öğretmen sınıfa talimat verir: “Kemal Arkun’u nerede görürseniz dövün” der.
Hiçbir şeyden habersiz okulun bahçesine girer girmez onlarca çocuğun hücumuna maruz kalan küçük Kemal buna bir mana veremez ama küçücük aklıyla bu kafa yapısındaki öğretmenlerin ve onların bu mantıkla yetiştirdiği öğrencilerin bu vatana ve millete bir şey veremeyeceğini idrak eder. O’nun ruhu Viyana kapılarına giden, dünyaya nizam veren ecdadını özlemekte; "Kimler çizmiş bu hududu gönlüme. Dar geliyor, dar geliyor gardaşım…" mısralarını terennüm etmektedir.
Lise tahsilini Kırklareli’nde bitiren Kemal Arkun üniversite sınavlarında yüksek puan almasına rağmen ilk tercih sırasına İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini yazdığı için 1976’da Fatih’in gülzar ettiği İstanbul’a gelir. Burada hem çalışacak, hem okuyacaktır. Çünkü baba Durmuş Arkun’un onu okutacak maddi gücü yoktur.
Cebinde harçlığı, kalacak yeri olmayan sefalet içinde bir üniversite öğrencisidir artık. Günlerdir dolaşarak iş aramakta, fakat kimse öğrenciye iş vermemektedir. Böyle sıkıntılı bir haldeyken fakülteyi kurtarılmış bölge ilan eden komünist militanlardan “Bir daha bu okula gelmeyeceksin” diye ihtar alır. Edebiyat fakültesinde komünist işgali vardır ve militanlar milliyetçi, mukaddesatçı gençlere akıl almaz işkenceler uygulamaktadırlar. Aynı fakültede Yusuf İmamoğlu adlı milliyetçi bir genç dokuz kurşunla vurularak öldürülmüştür. Milli ve manevi değerlerini savunan gençlerin kulakları kesilmekte, gözleri oyulmaktadır. Kısa zamanda fakültedeki onlarca milliyetçi, maneviyatçı genç çeşitli uzuvları kesilerek sakat bırakılmıştır. Komünist militanlar Türkiye’yi komünist Rusya’ya peyk yapmak istemektedirler. Allah’a, dine, mukaddesata inanmamakta, inananlara gerici, faşist damgasını vurmaktadırlar. Oysa genç Kemal, Rusların Türk Milletinin ezeli düşmanı olduğunu bilmekte, on milyonlarca Müslüman Türk’e soykırım uygulayan Moskof’tan nefret etmekte;
"Eğer yoksa içinde Moskof’a karşı biraz kin
Bırak Türk’üm demeyi insan bile değilsin"
Diye haykırmaktadır. Bu sıkıntılı zamanlarında Fatih Sultan Mehmed Han’ın,Yavuz Sultan Selim Han’ın, Kanuni Sultan Süleyman Han’ın kabirlerini ziyaret ederek o büyüklerin huzurunda ruhunu teskin etmeye çalışır.
O yıllar Türkiye’nin kara yıllarıdır. Devletin, milletin güvenliğini sağlamakla vazifeli olan Türk Silahlı kuvvetleri ihtilalci cuntaların güdümünde memleketi karıştırmakla meşgul olup, anarşiyi körüklerken, emniyet teşkilatı Pol-Bir, Pol-Der adı altında ikiye bölünmüştü. Milliyetçi polisler ve devrimci polisler kendi yandaşlarını kollamakla meşguldü. Her gün onlarca genç öldürülüyordu. Aynı silahtan çıkan kurşunlar hem devrimci gençleri, hem milliyetçi gençleri vuruyordu. Bu işin içinde bir oyun olduğunu anlasa da çaresi yoktu. Böyle bir atmosferde Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit horoz dövüşü yapmakla meşguldüler.
Kemal Arkun öncelikle fakülteye rahatça girebilmek için tıpkı bir Rum kalesini fethediyor gibi otuz yedi arkadaşıyla dayanışma içinde komünist militanları püskürterek okula girmeyi başardılar. Organize oldukları için komünist militanlar artık tesirsiz kalmıştı.Onlar ise “Okumak hakkımız,hak istenmez alınır” düsturuyla hareket edip okuma haklarına sahip olmuşlardı. Bundan sonra işler yoluna girmeye başladı. Maddi durumunu yoluna koymak için bir şirkette muhasebe mesleğine başladı kısa zaman sonra da Ortadoğu Gazetesi'nin muhasebe müdürü oldu. Bu gazetede “Tarih tekerrürdür” başlığı altında tarihi makaleler yazmaya başladı. Bu gazetede başyazar olarak görevli Üstat Necip Fazıl Kısakürek ve aynı sırada Hergün Gazetesinde makaleler yazan Seyit AhmedArvasi Hocadan istifade ederek son devrin en büyük mürşidi kamili Abdülhakim Arvasi hazretlerini tanımak nasip oldu.
10 Kasım 1979 tarihinde Gülcihan hanımla izdivaç eden Arkun’un Ocak 1981’de büyük kızı Elif dünyaya geldi.Aynı yıl yüksek lisans tezi kabul edilerek fakülteden mezun oldu akabinde de çalıştığı şirkette muhasebe sorumlusu olarak ve Osmanlı coğrafyasında araştırmalar yapmak üzere Libya’ya gitti.Libya’da iken ikinci çocuğu Zeynep dünyaya geldi.
1983 yılında Türkiye’ye dönen Kemal Arkun Ağustos 1985’de Tuzla Piyade Okuluna girerek Kasım ayında Kırklareli 33.Piyade Tümen komutanlığında yedek subay olarak askerlik hayatına başladı. Askerde iken üçüncü çocuğu Ahmed dünyaya geldi.
Askerlik sonrası yine iş hayatına ve tarihi araştırmalarına devam eden Kemal Arkun’un 1990 yılında dördüncü çocuğu Hatice doğdu.
1995 yılında Türkiye Gazetesinde “Uzundereli İsmail” romanı yayınlanmaya başlayan yazarın bu romanı okuyucudan büyük ilgi gördü. Akabinde yayınlanan “Komando Mustafa”, “Hasret”, “Mazlumun ahı” romanlarıyla Türk okuyucusunun takdirini kazanan Kemal Arkun Ağustos 2000 yılında Şahide hanımla izdivaç etti.Bu sırada dünyaya nizam veren Osmanlı Sultanlarının hayatlarıyla ilgili araştırmalarını da tamamlayarak kaleme almaya başlamıştı.
Dünyada muhteşem bir medeniyet kuran Osmanlı Sultanlarının İla-yıkelimetullah yolundaki gerçek hayat mücadeleleri yazılmamış,devamlı yalan yanlış itham ve iftiralara maruz kalmışlardı.
Kemal Arkun Osman Gazi Hazretlerinin “Bizim davamız kuru bir cihangirlik davası değil ila-yıkelimetullahtır” inancından yola çıkarak Osman Gaziden başlayıp, her Osmanlı padişahına birer kitaptan oluşan dünyaya Nizam Verenler tarihi roman setini gece gündüz demeden yazmaya devam ediyordu.
3 Kasım 2006 yılında beşinci çocuğu Mehmed Kerem dünyaya geldiğinde Kemal Arkun yoğun bir gayret içindeydi.
Eylül 2009’da Dünyaya Nizam verenler tarihi roman seti tamamlandığında bunun Türkiye ve Dünyada bir ilk olduğu görülüyor ve Türk Milleti bu büyük esere çok rağbet gösteriyordu.
İlmi ve edebi çalışmalarına hız kesmeden devam eden Kemal Arkun, Bin yıllık Türk-İslam tarihini tamamlamaya azmetmişti. "Dünyaya Nizam Verenler" tarihi roman setinden sonra kısa bir müddet içinde Selçuk Bey'den başlayarak 13 kitaptan oluşan ve Büyük Selçuklu Sultanlarının hayatını ihtiva eden yine dünyada bir ilk olan “Dünyaya Hükmedenler” tarihi roman setini, akabinde de Anadolu Selçuklu Sultanlarının hayatını anlatan on kitaptan oluşan “Anadolu Fatihleri” roman setini tamamladı.
Kendini kahraman ecdadımızın yaptığı muhteşem Türk-İslam tarihini yazmaya ve yeni nesillere aktarmaya adayan Kemal Arkun aynı zamanda yine bir ilki başararak Osman Gaziden başlayıp 36 Osmanlı padişahını güzide tarihçi ve ilim adamlarıyla birlikte TV 5 Ekranlarında haftada bir yayınlanan “Tarihin Işığında” programında hazırlayıp sunmaktadır. Üç yıldır ara vermeden devam eden bu program milyonlarca seyircinin takdirini kazanmıştır. Aynı zamanda Lalegül FM’de devam eden ve haftada bir gün yayınlanan “Dünyaya Nizam Verenler” programı da tarih sevenleri radyo başına kilitlemektedir.
TGRT, NetTV, TempoTV, KanalA, STV, KudüsTV, HilalTV, Bengütürk TV ekranlarından da atalarımızı seyirciye anlatan Kemal Arkun Türk Milletinin Osmanlı’yı yeniden keşfetmesinde önayak olmuştur. Eylül 2011’de altıncı çocuğu Hasan Eymen dünyaya gelmiş olan yazarın üçü kız,üçü erkek olmak üzere altı çocuğu,üçükız,üçü erkek olmak üzere altı da torunu bulunmaktadır.
Kasr-ı Arifan Dergisinde tarihi konularda makaleler yazmaya devam eden Kemal Arkun Haçlı ülkelerin parlamentolarında mazlum Türk Milletini Ermeni soykırımıyla suçlamalarına dayanamamış yoğun gayretleri sonucunda beş yüz sayfanın üzerinde tamamen belgelere dayalı olarak Ermenilerin bir buçuk milyondan ziyade Müslüman Türk ve Kürt’ü işkenceyle katlettiğini ispatlayan “Ermeni Mezalimine Ağıt” kitabını tamamlamış baskıya hazır hale getirmiştir.
Tarihi ve edebi çalışmalarında çocuklarımızı da unutmayan Kemal Arkun Osman Gaziden başlayarak her Osmanlı padişahına ait altışar resimli tarihi çocuk hikaye kitabı hazırlamaya devam etmektedir.
Günümüz dünyasında savaşların ve mücadelelerin iktisadi yönden yapıldığını belirleyen Kemal Arkun Türkiye Cumhuriyetinde faaliyette bulunan okullarda ve üniversitelerde dünyadaki geçerli İktisadi sistem olarak sadece Kapitalizm,komünizm ve Sosyalizm’in öğretilmesine karşı çıkarak Dünya’ya Nizam veren Osmanlı’nın iktisadi sistemini araştırmaya başlamış, “Osmanlı İktisadi Sistemi “adlı eserinin birinci cildini tamamlamış,ikinci cildinin yazımına devam etmektedir.
Sanat toplum ve insanlık içindir düsturuyla hikaye ve romanlarını kaleme alan Kemal Arkun “Tarih Milletlerin hafızasıdır,hafızasını kaybeden milletler sömürülmeye mahkumdur” anlayışıyla yeni nesillerimize tarih şuuru aşılamaya devam etmektedir.
"Bilgiyi, gereğini yaşamak için tahsil ediniz. İnsanların pek çoğu bu hususta yanılmıştır. Onlar, amelsiz ilimle kurtulacaklarını sandılar."
Öleceğine inanan insan nasıl olur da şu kısacık, rüya gibi olan bu dünya hayatına gönül verir.
"İbadet on kısımdır, dokuz kısmı, helâl kazanmaktır." "Helâl kazanmak için yorulup, evine dönen kimse günahsız olarak yatar. Allahu tealanın sevdiği kimse olarak kalkar."
Kemal Arkun
Sayfa 179 - Akademisyen Yayınevi
272 syf.
·8/10
Tarih ve padişahları sevenler için çok güzel bir kitap içinde öğreneceğiniz bilgiler , takip edeceğiniz yerler birçok bilginin barındığı bir kitap . Ben kendi adıma konuşacak olursam ben bu kitabı bir kaç defa okudum ve halada okuyorum insanın hevesini , gönlünü kazanan bir kitap ve bir kitap türüdür . Mutlaka sizlerinde okumasını isterim.
336 syf.
·1/10
Yazarın okuduğum ilk ve son kitabı olma özelliği taşıyor. Kitap sanki peygamber hayatı anlatıyor.. Yavuz Sultan Selim'in yaptığı katliamları bilmeyenler ,ne kadar sert mizaçlı oluşunu bilmeyenler bu kitabı okursa,Selim'i Hoca Ahmet Yesevi gibi tanırlar. Kitap Yavuz'un hayatını öyle bir islam anlayışı ile anlatmış ki zorakiye bitirdim ve en beğendiğim padişahlardan birinin böyle vasat ve gerçekten uzak anlayışla anlatılması hoşuma gitmedi. Binaelayh bu kitabı okumayın,almayın hayatını çok merak ediyorsanız daha çok kitap var Sultan Selim'i anlatan onlara yönelin.
308 syf.
·Puan vermedi
Benim gözümde en iyi sultanımızdır.O kadar hainlik ve sıkıntı içerisinde naifliği iyi niyeti ve alimliği bambaşkadır.Bunun yanında ittihat ve terakki şerif mardini okumanızı tavsiye ederim.
264 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Lisede Kütüphane görevlisi olmak için can attığım ve sonunda başardığım zamanlarda Kemal Arkunun Osmanlı Padişahları serisini zevkle okuma şansı bulmuştum. Bu kitap tarihi bir roman. Çoğu insan tarihi romanların gerçek bir tarih kitabı olmadığını söyler. Fakat yüzlerce Osmanlıca farsça kelimeler barındıran kitaplar yeni okurlar için sıkıcıdır. Kitaba gelince Kemal Arkun Orhan Gaziden sonra devlet idaresini ele alan ve balkanlarda Osmanlı hakimiyetini muazzam seviyelere çıkarıp bir de üstüne 40 bin kişilik ordusuyla devasa bir haçlı ordusunu Niğbolu da hüsrana uğratan Yıldırım Beyazıt'ın Ankara savaşında Timurla karşılaşmasına dek siyasetini feraseti ve yükselişini ele almış. En dikkat çekici durum ise anlatılanın aksine Timurun Bayezite çok iyi bir muamelede bulunduğunu ve Bayezitin vur kaç yapıp savaşı kazanabilmesine rağmen cesurca Timurun çadırına saldırması ve Timurun buna hayran oluşunu mükemmel akıcı bir üslupla anlattığı bir kitap. Tavsiye ederim dostlar...
312 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Ayakta kalan ve ayakta ölen son çınar. "SULTAN VAHİDEDDİN HAN. " boğaza kadar gelip dayanan itilaf devletleri gemilerinin namluları Yıldız Sarayına dönmüş olsada son çınar elinden geleni yapıyor belkide son kez vatanını müdafa ediyordu. Allah rızası için ruhuna bir fatiha okuyalım.
Son zamanlarda yaygınlaştı.İnternetten cep telefonu sipariş ediyor vatandaş.İçinden salatalık çıkıyor.Şikayet edince de satıcı pişkince "Biz domates göndermiştik nasıl salatalık çıkar" diye tiye alıyor. Bu kitap kılığına bürünmüş amaçsız yazı kalabalığına da başka şekilde inceleme yapılamaz sanırım."Bir kitap nasıl yazılmaz" temalı bir örnek teşkil edebilir en fazla.
Yıllar önce bir kitapçıda rafları incelerken Musa Yabgu adındaki bu ucubeye denk geldim.Büyük bir heyecana kapıldım.Musa Yabgu hakkında bilgi veren pek fazla eser yok.O vesileyle konusu itibariyle değerli bir kitap almanın mutluluğunu yaşıyordum.Cebimde on lira kadar para vardı.Kitabın fiyatı da yedi lira tutunca seve seve aldım.Zamanı gelince şu kitabı okuyalım bir dedim.Musa Yabgu diye bir bebek doğdu diye başlıyor.Sonradan efendim İmamı Gazali'den dünyanın geçiciliğine dair sohbetler yer alıyor.Derken hızını alamayan yazar coğrafi keşiflere dalıyor.Galilei'den giriyor Da Winci'den çıkıyor.Kitabın sonunda "Ha biz Musa Yabgu'dan bahsedecektik değil mi?O öldü öldü demeyi de ihmal etmiyor.Yani Musa Yabgu da meğer diğer insanlar gibi doğmuş sonra da ölmüş o kadarını hiç bilmiyorduk öğrenmiş olduk kitap sayesinde...
216 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Yıkılış dönemine giren Selçuklu Devletinin 5 yaşındaki 1. Mahmutun tahta geçmesini konu alan bir kitap. Bende uyandırdığı hissiyat ise yaşı küçük olan çanakkalede şehit düşen 14 lü 15 li cihan şanı atalarımızın hatıraları oldu. Allah şehitlerimizin tamamına Rahmet eylesin.
192 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kitabı okurken yaşadım o acıları .kimsesizliği gördüm bu kitapta.ve birkez daha anladım vatan kolay bugünlere gelmemiş.Aslında tüm şehitlerimiz bu vatanı korumanın örneğidirya önkuzu,nun yeri bir başka oldu bende .tüm ülkü şehitlerinin yeri bir başka tabi...🇹🇷🇹🇷
256 syf.
Kolay okunabilen tadında bir kitaptı. Severek okudum hatta kardeşime, babama falan da okutturdum. Aynı şeyi Tarık Buğra'nın Osmancık'ı için yapmıştım. Osmancık efsane kitaplardandır ancak bu kitapta gayet başarılıydı.
İnşallah güzel bir kitap severek isteyerek aldım d s 7wıwııııı77777277w7w7277w727272727272772727272772727272772727272727727272727272772

Yazarın biyografisi

Adı:
Kemal Arkun
Unvan:
Türk araştırmacı yazar
Doğum:
Reşadiye, Tokat, 20 Mayıs 1958
Kemal Arkun 20 Mayıs 1958 yılında Tokat’ın Reşadiye ilçesinde doğdu. Babası Durmuş Arkun, annesi Nuriye hanımdır. Babadan dedesi Ahmed oğlu Kazım Milli mücadelede Aydın cephesinde alnından yediği bir Yunan kurşunuyla şehid olduğunda babası Durmuş henüz annesi Saliha hanımın karnında olup doğmamıştı.

1920 yılında Reşadiye’nin Yolüstü köyünde doğan baba Durmuş Arkun, o yılların tüm sıkıntı ve sefaletini yaşamış, Cenab-ı Hakk'ın kelamının yasaklandığı, suç aleti olarak toplandığı yılların ıstırabını tüm ruhunda terennüm ederken, vatan için, din için, namus için şehid olan babası Kazım’ın kemiklerinin sızladığını hissederek yaşamıştır.Tek parti diktatörlüğü devrinde köylerde görevlendirdiği mıntıka müdürleri kanalıyla gariban Anadolu köylüsüne acımasız eziyetler edildiğine saf çocuk ruhuyla şahid olmuştur.
Ezan-ı Muhammedi'nin yasaklanarak “tanrı uludur” diye bağırıldığında, din düşmanı zalimleri Allahü tealaya havale etmiş, bir şehid oğlu olmasına rağmen acımasız zulümlere maruz kalmıştır.Türk Milletini tek parti zulmünden kurtaran Demokrat Parti dönemini bayram havasında yaşasa da Adnan Menderes’in idam edilmesiyle öylesine kederlenmiş ki, tarifi mümkün olmayan acılara gark olmuştur.
Kemal Arkun İstiklal harbi şehidi Kazım oğlu Durmuş’un üçüncü çocuğu olarak 1958’de doğduğunda Demokrat Parti iktidarı son devresindedir.27 Mayıs İhtilalinde henüz iki yaşında olan Kemal Arkun Adnan Menderes burukluğu yaşanan bir aile ortamında büyümüştür.
Anne Nuriye hanımın babası Veli Er askerlik yaptığı Erzurum’da ormanda bulduğu iki yaşındaki bir kız çocuğunu köyüne getirip, büyütüp namus ve şerefiyle telli duvaklı gelin edecek derecede asil bir insandır.
İlk okula Reşadiye Gazi Paşa İlkokulu'nda başlayan Kemal Arkun, kültür emperyalizminin acımasızca yaşandığı, Türk İslam büyüklerine gerici, yobaz, hain iftiralarının atıldığı bu atmosfere aileden aldığı manevi eğitimle direnmiş, atalarına yapılan bu iftiraları çocuk ruhuyla benimsememiştir. Bin yıllık muhteşem bir Türk-İslam medeniyetinin varisi olduğunun idrakiyle bir takım cücelikleri daha küçük yaştan itibaren kabullenememiştir.
Kemal Arkun ilkokul ikinci sınıfta yaşadığı bir hatırayı hiç unutamamıştır; Bir On kasımdır, dışarıda hava soğuktur. M. Kemal’i sınıfça anmaktadırlar. Öğretmeni Muharrem Bey on dakika ayakta saygı duruşu yaptırmaktadır. Henüz sekiz-dokuz yaşlarındaki yetmiş, seksen kişilik sınıfta çıt çıkmamakta, sadece sıra arkadaşı Yaşar’ın burnunun fıkırtısı duyulmaktadır. Bu bazı çocukların dikkatini çekmiş, henüz küçük yaşlardaki çocuklar daha fazla kendilerini tutamayarak gülmeye başlamış, bütün sınıf kahkahaya boğulmuştur. Buna rağmen Kemalizm’i adeta din olarak hisseden öğretmen Muharrem Bey on dakikalık saygı duruşunu bozmamış, on dakikanın sonunda tüm çocukları kızılcık sopasıyla elleri kanayana kadar dövmüştür. Bu dayak faslından sonra küçük Kemal bir hafta ellerini kullanamamıştır.
Kemal Arkun’un ilkokul yılları gerçekten Türkiye’nin karanlık yıllarıdır. Dinden, imandan, Fatih Sultan Mehmed han hazretlerinden, Kanuni’den bahsetmek adeta öcü gibi karşılanır. Bir gün mahalle arkadaşlarıyla sohbet ederken her çocuk adeta Türk Milletini M. Kemal tek başına kurtardı edasıyla konuşurken o, milli mücadelede padişahın da fonksiyonunun bulunduğundan, kendi dedesinin de vatan, din ve namus uğruna şehid olduğundan bahseder. Fatih Sultan Mehmed Han’ın çağ açıp, çağ kapadığını söyler. Bu büyük bir suçtur. Komşu çocuklar derhal küçük Kemal’i İsmail öğretmene şikayet ederler. İsmail öğretmen sınıfa talimat verir: “Kemal Arkun’u nerede görürseniz dövün” der.
Hiçbir şeyden habersiz okulun bahçesine girer girmez onlarca çocuğun hücumuna maruz kalan küçük Kemal buna bir mana veremez ama küçücük aklıyla bu kafa yapısındaki öğretmenlerin ve onların bu mantıkla yetiştirdiği öğrencilerin bu vatana ve millete bir şey veremeyeceğini idrak eder. O’nun ruhu Viyana kapılarına giden, dünyaya nizam veren ecdadını özlemekte; "Kimler çizmiş bu hududu gönlüme. Dar geliyor, dar geliyor gardaşım…" mısralarını terennüm etmektedir.
Lise tahsilini Kırklareli’nde bitiren Kemal Arkun üniversite sınavlarında yüksek puan almasına rağmen ilk tercih sırasına İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini yazdığı için 1976’da Fatih’in gülzar ettiği İstanbul’a gelir. Burada hem çalışacak, hem okuyacaktır. Çünkü baba Durmuş Arkun’un onu okutacak maddi gücü yoktur.
Cebinde harçlığı, kalacak yeri olmayan sefalet içinde bir üniversite öğrencisidir artık. Günlerdir dolaşarak iş aramakta, fakat kimse öğrenciye iş vermemektedir. Böyle sıkıntılı bir haldeyken fakülteyi kurtarılmış bölge ilan eden komünist militanlardan “Bir daha bu okula gelmeyeceksin” diye ihtar alır. Edebiyat fakültesinde komünist işgali vardır ve militanlar milliyetçi, mukaddesatçı gençlere akıl almaz işkenceler uygulamaktadırlar. Aynı fakültede Yusuf İmamoğlu adlı milliyetçi bir genç dokuz kurşunla vurularak öldürülmüştür. Milli ve manevi değerlerini savunan gençlerin kulakları kesilmekte, gözleri oyulmaktadır. Kısa zamanda fakültedeki onlarca milliyetçi, maneviyatçı genç çeşitli uzuvları kesilerek sakat bırakılmıştır. Komünist militanlar Türkiye’yi komünist Rusya’ya peyk yapmak istemektedirler. Allah’a, dine, mukaddesata inanmamakta, inananlara gerici, faşist damgasını vurmaktadırlar. Oysa genç Kemal, Rusların Türk Milletinin ezeli düşmanı olduğunu bilmekte, on milyonlarca Müslüman Türk’e soykırım uygulayan Moskof’tan nefret etmekte;
"Eğer yoksa içinde Moskof’a karşı biraz kin
Bırak Türk’üm demeyi insan bile değilsin"
Diye haykırmaktadır. Bu sıkıntılı zamanlarında Fatih Sultan Mehmed Han’ın,Yavuz Sultan Selim Han’ın, Kanuni Sultan Süleyman Han’ın kabirlerini ziyaret ederek o büyüklerin huzurunda ruhunu teskin etmeye çalışır.
O yıllar Türkiye’nin kara yıllarıdır. Devletin, milletin güvenliğini sağlamakla vazifeli olan Türk Silahlı kuvvetleri ihtilalci cuntaların güdümünde memleketi karıştırmakla meşgul olup, anarşiyi körüklerken, emniyet teşkilatı Pol-Bir, Pol-Der adı altında ikiye bölünmüştü. Milliyetçi polisler ve devrimci polisler kendi yandaşlarını kollamakla meşguldü. Her gün onlarca genç öldürülüyordu. Aynı silahtan çıkan kurşunlar hem devrimci gençleri, hem milliyetçi gençleri vuruyordu. Bu işin içinde bir oyun olduğunu anlasa da çaresi yoktu. Böyle bir atmosferde Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit horoz dövüşü yapmakla meşguldüler.
Kemal Arkun öncelikle fakülteye rahatça girebilmek için tıpkı bir Rum kalesini fethediyor gibi otuz yedi arkadaşıyla dayanışma içinde komünist militanları püskürterek okula girmeyi başardılar. Organize oldukları için komünist militanlar artık tesirsiz kalmıştı.Onlar ise “Okumak hakkımız,hak istenmez alınır” düsturuyla hareket edip okuma haklarına sahip olmuşlardı. Bundan sonra işler yoluna girmeye başladı. Maddi durumunu yoluna koymak için bir şirkette muhasebe mesleğine başladı kısa zaman sonra da Ortadoğu Gazetesi'nin muhasebe müdürü oldu. Bu gazetede “Tarih tekerrürdür” başlığı altında tarihi makaleler yazmaya başladı. Bu gazetede başyazar olarak görevli Üstat Necip Fazıl Kısakürek ve aynı sırada Hergün Gazetesinde makaleler yazan Seyit AhmedArvasi Hocadan istifade ederek son devrin en büyük mürşidi kamili Abdülhakim Arvasi hazretlerini tanımak nasip oldu.
10 Kasım 1979 tarihinde Gülcihan hanımla izdivaç eden Arkun’un Ocak 1981’de büyük kızı Elif dünyaya geldi.Aynı yıl yüksek lisans tezi kabul edilerek fakülteden mezun oldu akabinde de çalıştığı şirkette muhasebe sorumlusu olarak ve Osmanlı coğrafyasında araştırmalar yapmak üzere Libya’ya gitti.Libya’da iken ikinci çocuğu Zeynep dünyaya geldi.
1983 yılında Türkiye’ye dönen Kemal Arkun Ağustos 1985’de Tuzla Piyade Okuluna girerek Kasım ayında Kırklareli 33.Piyade Tümen komutanlığında yedek subay olarak askerlik hayatına başladı. Askerde iken üçüncü çocuğu Ahmed dünyaya geldi.
Askerlik sonrası yine iş hayatına ve tarihi araştırmalarına devam eden Kemal Arkun’un 1990 yılında dördüncü çocuğu Hatice doğdu.
1995 yılında Türkiye Gazetesinde “Uzundereli İsmail” romanı yayınlanmaya başlayan yazarın bu romanı okuyucudan büyük ilgi gördü. Akabinde yayınlanan “Komando Mustafa”, “Hasret”, “Mazlumun ahı” romanlarıyla Türk okuyucusunun takdirini kazanan Kemal Arkun Ağustos 2000 yılında Şahide hanımla izdivaç etti.Bu sırada dünyaya nizam veren Osmanlı Sultanlarının hayatlarıyla ilgili araştırmalarını da tamamlayarak kaleme almaya başlamıştı.
Dünyada muhteşem bir medeniyet kuran Osmanlı Sultanlarının İla-yıkelimetullah yolundaki gerçek hayat mücadeleleri yazılmamış,devamlı yalan yanlış itham ve iftiralara maruz kalmışlardı.
Kemal Arkun Osman Gazi Hazretlerinin “Bizim davamız kuru bir cihangirlik davası değil ila-yıkelimetullahtır” inancından yola çıkarak Osman Gaziden başlayıp, her Osmanlı padişahına birer kitaptan oluşan dünyaya Nizam Verenler tarihi roman setini gece gündüz demeden yazmaya devam ediyordu.
3 Kasım 2006 yılında beşinci çocuğu Mehmed Kerem dünyaya geldiğinde Kemal Arkun yoğun bir gayret içindeydi.
Eylül 2009’da Dünyaya Nizam verenler tarihi roman seti tamamlandığında bunun Türkiye ve Dünyada bir ilk olduğu görülüyor ve Türk Milleti bu büyük esere çok rağbet gösteriyordu.
İlmi ve edebi çalışmalarına hız kesmeden devam eden Kemal Arkun, Bin yıllık Türk-İslam tarihini tamamlamaya azmetmişti. "Dünyaya Nizam Verenler" tarihi roman setinden sonra kısa bir müddet içinde Selçuk Bey'den başlayarak 13 kitaptan oluşan ve Büyük Selçuklu Sultanlarının hayatını ihtiva eden yine dünyada bir ilk olan “Dünyaya Hükmedenler” tarihi roman setini, akabinde de Anadolu Selçuklu Sultanlarının hayatını anlatan on kitaptan oluşan “Anadolu Fatihleri” roman setini tamamladı.
Kendini kahraman ecdadımızın yaptığı muhteşem Türk-İslam tarihini yazmaya ve yeni nesillere aktarmaya adayan Kemal Arkun aynı zamanda yine bir ilki başararak Osman Gaziden başlayıp 36 Osmanlı padişahını güzide tarihçi ve ilim adamlarıyla birlikte TV 5 Ekranlarında haftada bir yayınlanan “Tarihin Işığında” programında hazırlayıp sunmaktadır. Üç yıldır ara vermeden devam eden bu program milyonlarca seyircinin takdirini kazanmıştır. Aynı zamanda Lalegül FM’de devam eden ve haftada bir gün yayınlanan “Dünyaya Nizam Verenler” programı da tarih sevenleri radyo başına kilitlemektedir.
TGRT, NetTV, TempoTV, KanalA, STV, KudüsTV, HilalTV, Bengütürk TV ekranlarından da atalarımızı seyirciye anlatan Kemal Arkun Türk Milletinin Osmanlı’yı yeniden keşfetmesinde önayak olmuştur. Eylül 2011’de altıncı çocuğu Hasan Eymen dünyaya gelmiş olan yazarın üçü kız,üçü erkek olmak üzere altı çocuğu,üçükız,üçü erkek olmak üzere altı da torunu bulunmaktadır.
Kasr-ı Arifan Dergisinde tarihi konularda makaleler yazmaya devam eden Kemal Arkun Haçlı ülkelerin parlamentolarında mazlum Türk Milletini Ermeni soykırımıyla suçlamalarına dayanamamış yoğun gayretleri sonucunda beş yüz sayfanın üzerinde tamamen belgelere dayalı olarak Ermenilerin bir buçuk milyondan ziyade Müslüman Türk ve Kürt’ü işkenceyle katlettiğini ispatlayan “Ermeni Mezalimine Ağıt” kitabını tamamlamış baskıya hazır hale getirmiştir.
Tarihi ve edebi çalışmalarında çocuklarımızı da unutmayan Kemal Arkun Osman Gaziden başlayarak her Osmanlı padişahına ait altışar resimli tarihi çocuk hikaye kitabı hazırlamaya devam etmektedir.
Günümüz dünyasında savaşların ve mücadelelerin iktisadi yönden yapıldığını belirleyen Kemal Arkun Türkiye Cumhuriyetinde faaliyette bulunan okullarda ve üniversitelerde dünyadaki geçerli İktisadi sistem olarak sadece Kapitalizm,komünizm ve Sosyalizm’in öğretilmesine karşı çıkarak Dünya’ya Nizam veren Osmanlı’nın iktisadi sistemini araştırmaya başlamış, “Osmanlı İktisadi Sistemi “adlı eserinin birinci cildini tamamlamış,ikinci cildinin yazımına devam etmektedir.
Sanat toplum ve insanlık içindir düsturuyla hikaye ve romanlarını kaleme alan Kemal Arkun “Tarih Milletlerin hafızasıdır,hafızasını kaybeden milletler sömürülmeye mahkumdur” anlayışıyla yeni nesillerimize tarih şuuru aşılamaya devam etmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 19 okur beğendi.
  • 190 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 136 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları