Kemal Okuyan

Kemal Okuyan

Yazar
8.2/10
58 Kişi
·
126
Okunma
·
29
Beğeni
·
1605
Gösterim
Adı:
Kemal Okuyan
Unvan:
Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi Üyesi. Günlük Sol Gazetesinin Genel Yayın Yönetmenidir
Doğum:
İzmir, 1962
1962'de doğan Okuyan'ın çocukluk ve gençlik yılları İzmir ve İstanbul'da geçmiştir. İzmir Bornova Anadolu Lisesi'nin ardından Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünü bitirmiştir.

Siyasi hayatı lise yıllarında TİP içinde başlamıştır. 1980 yılında 11 ay boyunca yayınlanan Sosyalist İktidar dergisi çevresinde bulunmuş ve yine ilk yazıları bu dergide yayınlanmıştır. 1986 yılında yayın hayatına başlayan Gelenek dergisinin yayın kurulunda ve bu dergi çevresinde oluşan hareketin önder kadrosu içinde yer almış, bu hareketin daha sonra partileşme süreçlerinde önce Sosyalist Türkiye Partisi, ardından Sosyalist İktidar Partisi'nde çeşitli görevler almıştır.Sosyalist İktidar Partisi 11 Kasım 2001 tarihinde Türkiye Komünist Partisi ismini aldıktan sonra bu partide Merkez Komitesi üyeliğini sürdürmektedir. Okuyan, partiyi çeşitli uluslararası toplantı ve etkinliklerde de temsil etmiştir.[1]
Kemal Okuyan yayın hayatına 1 Ekim 2012 tarihinde başlayan günlük gazete soL'un genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır.
Sosyalizm eşitlikçi bir ideoloji olmanın ötesinde, eşitliğin elde edilmesini engelleyen nesnelliği ortadan kaldıran, sömürücü sınıfları mülksüzleştiren bir toplumsal sistemdir.
Bilimsel teknolojik devrim olarak pazarlanan sey, kapitalizmin toplumu sermayenin güçlü olduğu alana hapsetmesidir.
Konuyu basitleştirme tehlikesini göze alarak iddia ediyorum ki, 1980'lerin başında hız kazanan gerici ve karşı- Devrimci saldırı, bugün televizyon/internet/cep telefonu manyağı toplumları yaratılmasaydı, kesinlikle büyük bir direnişle karşılaşır sistem ekonomik güçlükleri aşmak ya da geçiştirmek konusunda büyük ölçüde başarısız olurdu
Oysa Sovyetler Birliği yıkıldı diye emek-sermaye çelişkisi ortadan kalkmadı, emperyalizmin temel özelliklerinde herhangi bir değişiklik olmadı. Dünyada hâlâ ezenler ve ezilenler, sömüren ve sömürülenler var.
196 syf.
·15 günde·9/10
Bu kitabı okuduğum zaman şunu farkettim ki Stalin üzerine yazılan ve genellikle araştırma, tarih içerikli kitaplardan kesinlikle çok farklı. Bu kitapta Stalin'in şahsından çok ideolojik bir bakış açısı var. Bu ideolojik bakış açısıyla tüm Stalin dönemi Sovyetler Birliği'ne ışık tutuluyor. Atılan adımların ideolojik pozisyonu tartışılıyor. Tabi bundan dolayı asla "tarafsız" bir kitap olmuyor ve hatta tarafsızlıktan kaçınmaya çalışılıyor. Çünkü deniyor ki siz tarih önünde Stalin'i haklı çıkarabilirsiniz ama önemli olan onu anlamaktır. Onu anlayabilmek için de marksist özü kavramak gerekir. Bu da daha çok ideolojik bir bakış açısıyla olur. Stalin'in yönetimde olduğu zamanlar attığı adımları da ancak bu şekilde sorgulayabiliriz. Bunun için de öznel idealist nitelikteki tarafsızlık değil, bilimsel sosyalist ve tarihsel materyalist açıdan değerlendirme yapılabilir. Nitekim gerçekten de bilimsel olan aslında bu bakış açısıdır. Kişiler yaşadıkları çevreden bağımsız değerlendirilemez ve sebep oldukları olaylar da yine çevresine bağlıdır. Kişiler hiç bir zaman iyi kötü diye sağa sola çekiştirilemezler. İyi yanı kötü yanı neyse o ortaya konulur ve bir diyalektik bütün olarak değerlendirilir. İşte Kemal Okuyan da Stalin'i bu şekilde değerlendirmiştir.
288 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Arkadaşlar bu kitap leninist parti ve örgütlenme sorunlarına değinmektedir. Konuyu her şeyiyle beraber anlattığı için aynı zamanda çok önemli bir kitaptır. Lenin'in Ne Yapmalı kitabı üzerine yazılmıştır. Leninist örgütlenme stili, leninist partinin yapısı, görevleri gibi konular ele alınmaktadır. Teorik açıdan çok önem arz ettiği gibi, marksizme yeni başlamış ya da yüzeysel olarak bilen kimseler için ağır bir kitaptır. Yani teorik açıdan çok yoğun bir kitaptır ileri seviyede bir marksizm bilgisi gerektirir. Parti konusunda kararsızsanız bu kitabı tavsiye ederim.
220 syf.
·Beğendi·10/10
Stalin'i Anlamak kitabı, belki de hakkında yazılan en aydınlatıcı kitap durumundadır.Sadece Stalin'i değil, dönemin siyasetini ve nedenlerini de çok iyi anlatan bu kitap, atılan adımlar içinde adeta bir süzgeç niteliğinde.
132 syf.
·Beğendi·10/10
İlk basıldığında ülke solunda büyük tartışmalara sebep açmıştı.Yurtsever olmayı kabul edemiyordu memleket solu halbuki sovyet halkının faşizme karşı verdiği mücadelenin direği yurtseverlik değil miydi? Peki yurtseverlik ve milliyetçilik aynı şey midir? Okuyunuz.
132 syf.
·Puan vermedi
Bu incelemeyi Kemal Okuyanın, gazetecilik, yazarlık sıfatlarından bağımsız. Onun bir partinin (TKP) MYK üyesi olmasını ele alarak yazıyorum. Yani eleştirim Okuyanın siyasi görüşleri üzerine.
Gelelim kitaba.


Kemal Okuyan daha kitabın girişinde Marksist düşünce ile çelişiyor. Kitabın “Önsöz, giriş, yurtseverliğe methiye..” başlığını taşıyan giriş yazısında verdiği iki örnek arasında anlam ve içerik açısından uçurum var..

Okuyan’ın ilk örneği savaş yıllarında geçen Parisli Lüi Rü’nin öyküsü.. Öykü anlam yüklü çok etkileyici ve öğretici bir öykü.. Kitabın giriş bölümünün başında yer alan öykü şöyle:

“Lüi Rü yeni evler yaptı, bir yandan da oğluna baktı. Derken bir gün savaş çıktı, kötü Prusyalılar Paris’i kuşattılar. Kimse ev yaptırmak istemediğinden yapıların çevresindeki iskeleler tümüyle boşaldı. Prusya toplarının fırlattığı mermiler düştükçe, Lüi Rü’nün, öbür taşçıların emek verdiği, güzel Paris’in evlerinden birçoğu yıkıldı. İş yoktu, iş olmayınca emek de olmadı, üç yaşına basan Pol kuş yavrusu gibi sessizce ağzını açmaya başladı.

O zaman Lüi’nin eline bir silah verdiler. Lüi tüfeği alınca şarkı söylemeye, “biraz ekmek!” diye bağırmaya kalkışmadı; ama binlerce başka taşçı, dülger demirci gibi kentlerin en güzeli Paris’i kötü Prusyalılardan korumak üzere yürüdü”

Okuyan, bu örnekten sonra kendisi bir örnek veriyor.
“Mahallenize girdiniz, sokağın başında iki kişinin kavga ettiğini gördünüz.. Ne olduğunu anlamak için yaklaştığınızda, kıyasıya dövüşen iki kişiden birinin dostunuz olduğunu fark ettiniz. Koştunuz, ayırmak için müdahaleniz boşa gitti, siz de kavgaya dahil oldunuz. Doğaldır ki, dostunuzla birlikte tanımadığınız yabancıya yüklendiniz.”

Yurtseverliği anlatmak için verilen bu iki örnek arasında bir uçurum yok mu? Lüi Rü neden tüfeğini alıp kötü Prusyalılara karşı savaşa gidiyor. Öykü çok açık.. Lüi savaş yüzünden işini kaybediyor, Lüi gibi diğer Parisli işçiler de işsiz kalıyor.. Kötü Prusyalılar Parisli işçileri işsiz bırakmakla yetinmiyor onların emeklerinin ürünü güzel Paris’in yapılarını da yerle bir ediyor. İşsiz kalan Parisli işçiler işsiz ve aşsız kalmanın yanı sıra artık evsiz kalacaklardır. İşte Parisli Lüi ve diğer işçiler iş, aş ve özgürlük için silaha sarılıyor ve kötü Prusyalıların üzerine yürüyorlar.

Okuyan’ın örneği ile Lüi’nin öyküsü arasında benzerlik var mı? Biri ekmek ve özgürlük için savaşan Parisli işçileri diğeri bir yabancı ile dövüşen arkadaş hikayesi.. Okuyan’ın örneği tam bir feodal örnek. Parisli işçiler iş, aş ve özgürlük için savaşıyor. Okuyan’ın örneğindekiler ne için dövüşüyorlar? Okuyan arkadaşını savunmak için yabancıya karşı dövüşüyor, üstelik belki de daha sonra yabancının haklı olma ihtimali var..

Bu iki örnek arasındaki fark Türkiye solu ile olması gereken sol arasındaki fark gibi.. Birinde modern toplumun işçi sınıfının ekmeğini, işini ve özgürlüğünü korumak için savaşı var, diğerinde arkadaş dayanışması.. Biri modern yurttaşı temsil ediyor, diğeri henüz yurttaş bilincine erişmemiş, köylülüğün izlerini taşıyan feodal kültürü temsil ediyor.

Okuyan’ın kitabının girişinde verdiği bu örnekler ve yurtseverliğe yaklaşımı, toplumsal olayları analiz edişi, onun sol anlayışa ters felsefesini daha başlangıçta ele veriyor. Okuyan’ın solculuğu az gelişmiş bir ülke solculuğu.

Türkiye solunun ve sosyal demokrat olduğunu iddia eden CHP’nin, Türkiye’nin temel sorunları konusunda belirgin bir politikası yoktur. Okuyan’ın ve temsil ettiği siyasi parti de bu genellemenin dışında değillerdir. Türkiye solunun varlık gösteremeyişinin başlıca nedeni politikasızlıktır. Okuyan’ın kitabında da bu politikasızlığı görüyoruz.

Okuyan kitabında Kürt sorununa yer veriyor ama Kürt sorunu konusunda açık net bir politika belirleyemiyor.

Okuyan’a göre Türkiye solunun çeperlerinde Kürt düşmanlığı var. Solun Kürt düşmanlığı Okuyan’a göre: “ ..bütünüyle sosyalizmsiz bir solculuğun, sınıf perspektifinin yitip gitmesinin tezahürüdür. Biraz da sosyalizmsiz Kürt ulusal hareketinin milliyetçi-liberal salınımlarının izdüşümüdür bu düşmanlık”

Kendi içerisinde çelişkili bir anlatımdır bu.. Kürt düşmanlığı bütünüyle sosyalizmsiz bir soldan, sınıf perspektifinin yitirilmesinden kaynaklanıyorsa biraz da diye başlayan cümle bir çelişki değil mi? Bütünüyle diye verilen nedenlerle biraz da nasıl yan yana gelebilir?.. O zaman bütünüyle değil büyük ölçüde ve biraz da olabilir.

Hiç şüphesiz bu anlatım Kemal Okuyan’ın Türkçe eksikliğinde değil onun sosyalizimsiz solculuğundan kaynaklanıyor! Okuyan’ın Marks’ı kritik etmesi de öyle, sosyalizmsiz solculuk..
Karl Marks ve yoldaşı Engels elbette her şeyi bilemediler, söyledikleri ve bize miras bıraktıkları düşünceleri elbette kritik edilebilir. Marksizm’e göre Marksizm’in değişmeyen tek ilkesi vardır; “değişkenlik ilkesi”, her şey değişir..

Okuyan'ın yaklaşım Marksizm’e sol olmayan, “köylülüğün ve feodalizmin salınımlarının izdüşümü .
132 syf.
·Beğendi·10/10
Dünya'da ve Türkiye'de yurtseverlik, vatan sevgisi gibi kavramların neden sol "değerler" olduğunu veya mutlaka olması gerektiğini oldukça detaylı açıklayan bir kitap. Yurtseverlik, vatan sevgisi gibi kavramların "milliyetçilik" düşüncesinden farklı olduğu fikri çok iyi açıklanmış.

Büyük sol liderlerden yapılan alıntılar her ne kadar faydalı olsa da kişisel yorum farkları ve dönemin konjonktürüne göre söyledikleri kafa karıştırıcı olmaması açısından daha seçici kullanılabilirdi.

Gözüme çarpan tek ciddi eksik, solda yurtseverliğin tanım ve tarifi için dünya sol tarihine oldukça doyurucu referanslar yapılmış fakat Türkiye solunun tarihine, bugününe ve geleceğine dair yurtseverlik kavramı ekseninde yeterli veri olmadığı idi.

Her şeye rağmen tavsiye edilen değerli bir çalışmadır :)
220 syf.
·Puan vermedi
Lenin sosyalist Devleti kurduktan sonra ekonomik çıkmaza girdikleri için özel mülkiyetinde bir nebze önünü açtığı 5 yıllık neb uygulandı. Leninden sonra Stalin özel mülkiyeti devlete bağlayarak sosyalizmin gelişimini huzlandırdı. Ve sosyalizim Avrupa’da sorun büyük bir tehdit olarak görülüyordu. Hitlerde faşizm ile Avrupa’yı tehdit ediyordu. İngiltere, Fransa, abd bu üç ülke Sovyetler’le Almanları birbirlerine düşürerek iki ülkeden de gelen tehditleri yok etmek için elinden geleni yapıyordu. Planları kısa süreliğine tutmadı çünkü Sovyetler Almanya 2 yıl sürecek bir antlaşma yaptılar. Bu süre içerisinde Sovyetler ekonomi olarak güçlenmiş ve halkı kalkındırmak için yapılan sosyalizmimin getirdiği maddi kaynakları askeri alana yatırarak güçlenmişlerdir. Ve sonunda savaş patlak vermiştir. Almanya İngiltere’yle savaş halindeyken Sovyetler’e de savaş ilan etmiştir. Almanlar hızla Sovyetler’e girmiştir ve Ukrayna’yı ele geçirmiş halk çekilmiş Moskova bombalanmış Sovyetler ağar kayıplar vermiştir taki Stalin’in adı verilen Stalingrad girinçeye kadar burda Sovyetler Almanya’yı yenmiş ve Almanya savaşı kaybetmiştir. Stalin’in Oğlu esir düşmüş Alman esir subaylarına karşı Stalin’in oğlunun verilmesi teklifini yollamış Almanya ama Stalin kabul etmemiştir. Bu savaşın maliyeti Sovyetler’e 20yıldır. Ayrıca Stalin’in tarihe adının açımasız bir lider olarak geçmesinin sebebi muhalefet olanları bir çoğunu kendisine sükast, darbe gerekçesiyle yargılanmış ve öldürtmüştür.
Arda Çolakoğlu
Arda Çolakoğlu Sovyetler Birliği'nin Çözülüşü Üzerine Anti-tezler'i inceledi.
160 syf.
·8 günde·9/10
Kitap Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ilgili 27 tezi ele alıp teker teker değerlendiriyor. Bu tezlerin bir kısmı gerçekten kafa yorulması gereken, bir kısmı ciddiye bile alınmayacak kadar saçma, çok az bir kısmı mantıklı olmakla birlikte genel olarak anti-komünistlerin öne sürdüğü tezlerdir. Ama sadece bu tezleri ele alıp onları değerlendirmiyor.Aslında o tezlerin değerlendirilmesi sırasında konuya nasıl yaklaşmamız gerektiğine dair çok farklı ve bilimsel bir bakış açısı bize sunuluyor. Tezler kendi aralarında siyasal,ekonomik,tarihsel,uluslararası olarak 4 ayrı bölüm kapsamında inceleniyor. Yine konunun önemine göre bazı tezlere uzun cevaplar verilirken bazı tezlere cevap kısa tutuluyor. Tezlerin incelenmesinde çeşitli eleştiriler getiriliyor, tarihsel olarak ele alınıyor ve güzel tarafı da 4 farklı başlıkta ele alınan tezler sonuçta aynı anafikre bağlanıyorlar. Kemal Okuyan sorunları farklı açılardan değerlendirmiş ama kastettiği şey, yani sonuç hep aynı. Bu bakımdan son derece tutarlı kalıyor ve sorunun özüne olan vurgu önem kazanıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kemal Okuyan
Unvan:
Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi Üyesi. Günlük Sol Gazetesinin Genel Yayın Yönetmenidir
Doğum:
İzmir, 1962
1962'de doğan Okuyan'ın çocukluk ve gençlik yılları İzmir ve İstanbul'da geçmiştir. İzmir Bornova Anadolu Lisesi'nin ardından Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünü bitirmiştir.

Siyasi hayatı lise yıllarında TİP içinde başlamıştır. 1980 yılında 11 ay boyunca yayınlanan Sosyalist İktidar dergisi çevresinde bulunmuş ve yine ilk yazıları bu dergide yayınlanmıştır. 1986 yılında yayın hayatına başlayan Gelenek dergisinin yayın kurulunda ve bu dergi çevresinde oluşan hareketin önder kadrosu içinde yer almış, bu hareketin daha sonra partileşme süreçlerinde önce Sosyalist Türkiye Partisi, ardından Sosyalist İktidar Partisi'nde çeşitli görevler almıştır.Sosyalist İktidar Partisi 11 Kasım 2001 tarihinde Türkiye Komünist Partisi ismini aldıktan sonra bu partide Merkez Komitesi üyeliğini sürdürmektedir. Okuyan, partiyi çeşitli uluslararası toplantı ve etkinliklerde de temsil etmiştir.[1]
Kemal Okuyan yayın hayatına 1 Ekim 2012 tarihinde başlayan günlük gazete soL'un genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 29 okur beğendi.
  • 126 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 74 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.