Kemal Tahir

Kemal Tahir

Yazar
8.5/10
4.066 Kişi
·
12.709
Okunma
·
1.582
Beğeni
·
37213
Gösterim
Adı:
Kemal Tahir
Tam adı:
İsmail Kemalettin Demir
Unvan:
Türk Romancı
Doğum:
İstanbul, 13 Mart 1910
Ölüm:
İstanbul, 21 Nisan 1973
Yaşamı

13 Mart 1910’da İstanbul’da dünyaya geldi. Gerçek adı İsmail Kemalettin Demir'dir. Babası, II. Abdülhamit’in yaverlerinden Yüzbaşı Tahir Bey; annesi, Osmanlı sarayında Abdülhamit’in kızı Naile Sultan’ın hizmetinde bulunan Nuriye Hanım’dır (Saraydaki adı “Hubser” idi). Ailenin en büyük çocuğu idi.

Babasının görevleri nedeniyle ilk öğrenimini imparatorluğun değişik yerlerinde sürdürdü. Ailenin 1923’te İstanbul’a yerleşmesinden sonra eğitimine Galatasaray Lisesi’nde devam etti. Annesinin 1926 yılında veremden ölümü ve babasının ikinci bir evlilik yapması üzerine öğrenimini 10. sınıfta iken bıraktı; önce İstanbul’da avukat kâtipliği, sonra Zonguldak’taki kömür işletmelerinde ambar memurluğu yaptı.

Sol düşünceyi benimsemesi

1932’de İstanbul’a döndü, Vakit, Haber, Son Posta gazetelerinde röportaj yazarı, çevirmen, düzeltmen olarak çalıştı. 1933’de Kenan Şahabettin, İdris Ahmet, Ziya İlhan, Yakup Kadri, Nuri Tahir, Ertuğrul Şevket, Fakih Özden ve Arif Nihat Asya gibi yazar ve şairlerle “Geçit” adlı bir edebiyat dergisi çıkardı. Geçit Dergisi kadrosundan Ertuğrul Şevket (Avaroğlu), Babıali’de tanıştığı Kerim Sadi Türkiye Komünist Partisi üyesi olan komşusu “Sarı” Mustafa Börklüce ve onun aracılığı ile tanıştığı şair Nazım Hikmet gibi sosyalist aydınlarla arkadaşlığı sonucu sosyalist fikirleri benimsedi. 1934-1936 arasında Yedigün ve Karikatür dergilerinde sekreterlik yaptı. Varlık ve Ses dergilerinde takma adlarla şiirler yayımladı, Karagöz gazetesinde başyazarlık, Tan’da yazı işleri müdürlüğü yaptı.

İlk kitapları

İlk kitabı, 1936’da yayımladığı “Namık Kemal için Diyorlar ki” adlı kitapçık oldu. Kitapçık, Namık Kemal hakkında yaptığı yedi soruluk ankete çeşitli şair ve yazarlar tarafından verilen yanıtlardan oluşmaktaydı. Falih Rıfkı Atay, Vâlâ Nureddin, Hüseyin Cahit Yalçın, Peyami Safa, Ercüment Ekrem Talu, Sadettin Nüzhet Ergun, Kerim Sadi Cerrahoğlu, Dr. Fuad Sabit, Nâzım Hikmet, Hüseyin Avni Şanda ve Suat Derviş’in yanıtlarını ve Kemal Tahir’in onlar hakkındaki saptamalarını içeren kitapçık, edebiyat dünyasında geniş yankı buldu. 1937’de ikinci kitabı olan “Bir Çalgıcının Seyahatı” adlı romanı yayınlandı.

İstanbul’un tanınmış gazeteciler arasına giren Kemal Tahir, 1937’de İzmir’de öğretmenlik yapan Fatma İrfan Akersin ile ilk evliliğini yaptı; bu evlilik Kemal Tahir’in 1938’de hapse girmesi nedeniyle devam etmedi ve 1940 yılında boşanma ile sonlandı.

Donanma Davası

Kemal Tahir, bahriyede görevli kardeşi Nuri Tahir, Nâzım Hikmet, Hamdi Alev, Emine Alev, Hikmet Kıvılcımlı, Fatma Nudiye Yalçı, Kerim Korcan, Mehmet Ali Kantan, Seyfi Tekbilek ve Hüseyin Durugün'le beraber “askeri isyana tahrik ve teşvik” suçlaması ile 13 Haziran 1938’de tutuklandı.

Suçlanmasının nedeni astsubay olan kardeşi Nuri Tahir’e Sabahattin Ali’nin bir kitabını vermek idi. “Donanma Davası” veya “Bahriye Olayı” diye adlandırılan bu dava nedeniyle Donanma Komutanlığı Mahkemesi’nde yargılandı, 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Cezaevi yılları

Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya cezaevlerinde 12 yıl hapis yattı. Hapishanedeki yıllarını okuyarak ve “sarı defterine” yazarak gecirdi. Takma isimle mizah öyküleri ve polisiye romanlar kaleme alan yazar, 1954 yılına kadar “Kemal Tahir” adını eserlerinde kullanamadı "Göl İnsanları"’na alacağı iki öyküsünü hapisteyken Cemalettin "Mahir" takma adıyla Tan’da yayımladı.

Hapishane yıllarında Fatma İrfan Hanım’a yazdığı mektuplar “Kemal Tahir'den Fatma İrfan'a Mektuplar” adıyla; Nazım Hikmet’in kendisine yazdığı mektuplar “Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar” adıyla basıldı.

Cezaevinden çıktıktan sonraki yaşamı

Yazar, 1950’de çıkan aftan yararlanıp serbest kaldı. Cezaevinden çıkar çıkmaz ikinci eşi Semiha Sıdıka Hanım ile evlendi. Çiftin evliliği Kemal Tahir’in 1973’teki vefatına kadar sürdü; çocukları olmadı 1950’li yıllarda Körduman, Bedri Eser, Samim Aşkın, F. M. İkinci, Nurettin Demir, Ali Gıcırlı gibi takma isimle kitaplar yayımlamayı sürdüren Kemal Tahir’in Amerikalı yazar Mickey Spillane'den çevirdiği “Mayk Hammer” dizisi büyük ilgi gördü. Orijinal kitapların tamamını çevirdikten sonra "Mayk Hammer'in Yeni Maceraları"'nı yazmaya devam etti; böylece Kemal Tahir’in kaleminden dört yeni Mayk Hammer romanı ortaya çıktı.

6-7 Eylül olayları sırasında bir kez daha tutuklandı, Harbiye Cezaevi’nde 6 ay yattı. 14 ay kadar Aziz Nesin ile birlikte kurdukları Düşün Yayınevi'ni yönetti. Metin Erksan, Halit Refiğ, Atıf Yılmaz ile senaryo çalışmaları yaptı.

Kemal Tahir’in ilk önemli eseri olan 4 bölümlük Göl İnsanları uzun öyküsü Tan gazetesinde tefrika olarak yayınlandı, eser 1955'te kitap olarak basıldı. Bu eserde yıllar sonra ilk defa kendi adını kullandı.

Romancılık dönemi

Göl İnsanları'nı yayımladığı 1955 yılında bir köy romanı olan Sağırdere romanı da yayımlandı. Sağırdere (1955) ve onun devamı olan Körduman’da (1957) Çankırı'nın Yamören köyünden Mustafa’nın serüvenini merkez alarak köylünün sorunlarını, etik değerlerini, köyün ekonomik yapısını, tarih içindeki bağlarından koparmadan sergiledi.

Mütareke dönemi İstanbul’unu konu alan Esir Şehrin İnsanları’ndan (1956) sonra yayımlanmış olan Körduman'ı; eşkiyalık olgusuna eğildiği Rahmet Yolları Kesti (1957), Çorum bölgesi insanlarını anlatan roman üçlemesinin ilk iki kitabı Yediçınar Yaylası (1958) ve Köyün Kamburu (1959) izledi (Üçlemenin son kitabı, 1970'de yayılanan Büyük Mal adlı romandır ).

1960’tan sonra tüm dikkatini Osmanlı tarihi ve toplum yapısına yönelterek, devlet, Doğu-Batı çatışması, Batılılaşma ve mülkiyet gibi sorunları derinden kavramaya uğraştı; araştırmaları sonucu resmî tarih söyleminin karşısında, Osmanlı Devleti'nin kültürel ve siyasî mirasını sahiplenen bir romancı haline geldi.

Kemal Tahir’in kendisiyle, Osmanlı Devleti, Cumhuriyet ve Batılılaşma ile hesaplaşmasının sonucu olarak 1965 yılında Yorgun Savaşçı adlı romanı ortaya çıktı. Resmi tarih söylemine aykırı görüşler içeren bu eser, tarihi çarpıtmakla eleştirildi. 1980 yılında romanın TRT tarafından filme çekilmesi ile yeniden gündeme gelen eleştiriler, 1983’te filmin başbakan Bülent Ulusu’nun emri ile yakılmasına yol açtı.

1965 yılının Nisan ayında Cumhuriyet Gazetesi’nde tefrika edilen Bozkırdaki Çekirdek romanı, Kemal Tahir’in çok tartışılan eserlerinden birisi oldu. Bu eserde Köy Enstitülerinin tepeden inmeci bir yaklaşımla kuruluşunu eleştirerek iktidarla ters düştü.

1967’de en önemli eserlerinden birisi olan Devlet Ana yayımlandı. Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu ele aldığı bu romanda “kerim devlet” kavramını ortaya attı.Batılılaşmayı eleştirdi.Yerli bir sosyalizm oluşturmaya çalışarak Marksistlerin tepkisini çekti.

1968’de Yorgun Savaşçı ile Yunus Nadi Armağanı’nı, Devlet Ana ile Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü kazandı.

Kemal Tahir, 1968'de aldığı davet üzerine SSCB'ye gitti. 1970'de akciğer ameliyatı geçiren Tahir, 21 Nisan 1973’te geçirdiği bir kalp krizi sonucu İstanbul’da yaşamını yitirdi. Cenazesi, Sahrayıcedit Mezarlığı’na defnedildi.

Ölümünden sonra

Yazarın “Namuscular”, “Karılar Koğuşu”, “Esir Şehrin İnsanları”, “Dam Ağası”, “Bir Mülkiyet Kalesi” romanları ölümünden sonra yayımlandı.

Kemal Tahir kitaplarının yayının devam etmesi için ölümünden sonra eşi tarafından "Kemal Tahir Vakfı" kurulmuş; Kadıköy’deki hayatının son yıllarını geçirdiği ev, ziyarete açılmıştır.

Yazarın kitapları Halit Refiğ, Metin Erksan, Atıf Yılmaz gibi yönetmenler tarafından sinemaya aktarılmıştr.

Düşünceleri

Düşüncelerindeki çıkış noktası Marksizm ile Türkiye gerçeği arasındaki bağlantı sorunuydu. Siyasi eylemlere de katılmış bir yazar olarak, Türkiye'de kendi algıladığı siyasal, sosyal, kültürel yapı ile Marksizmin sunduğu çözüm arasında bir çelişki görüyordu. Türk toplum yaşamına uymadığına inandığı batılılaşmaya ilişkin yargısı da Marksizmi yetersiz bulmasına bağlıydı. Çünkü Marksizm, "Türkiye'de 2. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin siyasal ve kültürel uygulamalarını bir ticaret burjuvazisi devriminin sonucu" olarak değerlendiriyordu. Kemal Tahir ise böyle bir sınıfın varlığından kuşkuluydu. Böylece hem Marksizmin, hem de batılılaşmanın ürünü olan cumhuriyet dönemi resmi tarih görüşünün aşılması düşüncelerinin temel noktası oldu.

Marx ve Engels'in doğu toplumlarıyla ilgili görüşlerini araştırdı. Cumhuriyet dönemi resmi ideolojilerinin dışında kalan Ömer Lütfi Barkan, Mustafa Akdağ, Halil İnalcık, Niyazi Berkes, Şerif Mardin gibi bilim adamlarının eserlerininden vardığı sonuca göre, Osmanlı-Türk toplumu, Marksizmin toplumların sosyo-ekonomik süreçte birbirini izleyen zorunlu aşamalar olarak gördüğü ilkel topluluk / kölecilik / feodalite / kapitalizm sürecinde yer almaz. Kendi kültürel ve sosyal yapısından kaynaklanan çok daha özel bir gelişme süreci, dinamikleri ile yapısal farklılıkları vardır. Bu nedenle batılılaşma, gerekli altyapısı olmayan bir topluma, soyut ve biçimsel bir üstyapı getirme çabasından başka bir şey değildir. Köklü bir ekonomik ve toplumsal devrim yapılmadan başlatılan tepeden inme uygulamalar taklitçiliktir.

Bu ana fikir çerçevesinde eserlerinde Osmanlı toplumunun kölecilik ve feodalizmden çok farklı ve insancıl bir temel üzerine kurulduğunu anlatmayı amaçladı. Romanlarında da "Türk insanı ve Türkiye özeli" olgusunu ortaya çıkarmaya çalışmadı.

Roman tamamen içinden çıktığı toplumun yapılanmasına bağımlıdır. Romanı diyalektik bir tür olarak anlamak ve insan muhayyilesine katkısını kavramak, romanın dünyayı belirlemek için sarfettiği çabaların biçimsel gerçekçilik tekniklerinin kullanımına bağlı olduğunu da anlamaktır. Don Kişot' un şövalye romanlarının kahramanlarına benzeme teşebbüsünün gülünçlüğü sadece model imkânsızlığı ışığı altında kavranabilir. Tam bu noktada Kemal Tahir'in önemi belirir. Zira Türk romanında bu meselenin taşını kaldıran ilk romancıdır. Romanları, Osmanlı Devleti'nin XIV. yüzyılda kuruluşundan XX. yüzyıla kadar Türk toplumunda bir Osmanlı sürekliliği arayışıdır.

Toplumsal gerçekçi çizgide sürdürdüğü yazarlık yaşamında eserlerinde yalın bir dil kullandı. Bilhassa Orta Anadolu Türkçesini dilinin odak noktasına koydu. Diyaloglarla zenginleştirdi, karizmatik karakterler yarattı.


Roman

Esir Şehrin İnsanları (1956) -1
Esir Şehrin Mahpusu (1962) -2
Yol Ayrımı (1971)-3

Yediçınar Yaylası (1958) -1
Köyün kamburu (1959) -2
Büyük Mal (1970) -3

Hür Şehrin İnsanları (1974)

Sağırdere (1955) - 1
Körduman (1957) -2

Rahmet Yolları Kesti (1957)

Kelleci Memet (1962)

Yorgun Savaşçı (1965)
Bozkırdaki Çekirdek (1967)
Devlet Ana (1967)
Kurt Kanunu (1969)
Namusçular (1974)
Karılar Koğuşu (1974)
Damağası (1977)

Hikaye
Göl İnsanları (1955)

Senaryo
Haremde Dört Kadın (1965, Halit Refiğ ile birlikte)

Mektup
Kemal Tahir'e Mapusaneden Mektuplar (Nazım Hikmet'le yazışmaları)
... Sürgün Kırımı dediği bu illet, buralara bir yaz ortasında hacılarla beraber geldi, çok ocaklar söndürdü, ...
Kemal Tahir
Sayfa 1 - İthaki Yayınları - 5. Baskı - 2019
"İnsanın başına bu memlekette her şey gelir, bunların en önünde akıl almaz alçaklık, en sefil kişisel çıkar, en korkunç aptallık vardır..."
Kemal Tahir
Sayfa 367 - İthaki - 7. Baskı - 2016
"Millete sormuşlar, 'Hürriyet mi istersin, şeriat mı?' demişler, millet ... 'Şeriatı siktir et, hürriyet isterim' demesin mi?"
Kemal Tahir
Sayfa 151 - İthaki Yayınları - 5. Baskı - 2019
''Orospunun dişisi, erkeği olmaz.
Orospuluk huydur. Söz verip tutmamak, borcunu inkar etmek, birini casuslamak, arkadan adam vurmak, kendinden zayıfı ezmek, hatta korkmak bile yerine göre orospuluktur.''
'' Kimseye kitap tavsiye etmem. Eğer tavsiye ettiğim kitaba layıksa,onu araya araya kendisi bulur. Layık değilse hediye etsem okumaz, hatırım için okusa da anlamaz. ''
Aslında halklarına baskı yapan idareler, isteseler bile halkçı olamamış pis idarelerdir. Halkçı olamamak soygunculuktan, bir de yeteneksizlikten gelir.
Kemal Tahir
Sayfa 122 - İthaki - 7. Baskı - 2016
"Tarihler kodoş şahlarla, padişahlarla, sultanlarla, meliklerle, nice krallarla, dahası nice nice kodoş imparatorlarla doludur."
Kemal Tahir
Sayfa 271 - İthaki Yayınları - 4. Baskı - 2018
565 syf.
·Beğendi·9/10
Fütursuz ve hoyratça bir vurdumduymazlıkla, daha önceden odamın köşesine attığım çoraplarımı loş ışıkta fare zannetmek suretiyle suni kalp krizleri geçirip , içtiğim birayı da soluk boruma kaçırıp , söz konusu solunum sistemimin uzunluğunu pancar motoruna dönen ciğerlerimden kopan öksürüklerle keşfederekten , yediğim fındıh fıstığı da ağzımdan burnumdan fışkırtıp sondaj vurulmuş alan üzerine kurulan petrol kulelerine dönerekten huzurlarınıza çıkmış bulunmaktayım sayın cevizkabukları ..Hepinize MERHABA!!! =)) Bildiğin, üzerinden 1 katrilyon volt geçmiş 0.001 ohmluk dirençlere döndüm korkudan.. Neyse efenim bu kısım kıssadan hisse olsun küpe diye kulaklarınıza ..Siz siz olun düzeni ,nizamı ve temizliği elden bırakmayın ..Not : SEN BENİ NAPCAN CİCİM !! DEDİĞİMİ YAP , YAPTIĞIMI YAPMA !! =))

Şimdi arkadaşım beni takip ediyorsan hep söylediğim bir şey var ! Nedir o ? Ne okursan oku ..Ama yazarın hayatını bir araştır, yazıldığı dönemi az biraz eşele .. Ben esasen Kemal Tahir'i , BABA yani namı diğer AZİZ NESİN sayesinde lugatıma seneler evvel sokmuş bir isimim .. Beraber Sultan Ahmet Cezaevinde yattıklarını ,6-7 Eylül olaylarında apar topar suçsuz yere gözaltına alınıp hapis yatırılarak idamlarının istendiğini , tıpkı Nazım Hikmet gibi kendisinin de bir bildiriden dolayı 15 sene yiyip 60 larda gelen afla özgürlüğüne kavuştuğunu falan çok çok iyi biliyorum .. Asıl bilmediğimse bu adamdaki ezber bozan zihniyet ve azimdi .. Muhalif gibi görünen ama mercek altına alındığında GAYET MATERYALİST bir yaklaşımın ürünü olan kitaplarıydı bilmediklerim.. İnceleme uzun olacak şimdiden kusura bakmayasınız ama Kemal Tahir bunu hakeden bir isim ..(O yüzden söyleyeyim uzun bir infodan sonrasında yani "KÖR İTİN ÖLDÜĞÜ YERDE" başlıyor esas inceleme .. ) Bu adamın neler yaptığını bilmeniz gerek okurken.. Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor ki muazzam bir araştırmacı Kemal Tahir.. Yeri gelince bahsedicem incelemede bu konudan da.. Günde 4 saat yazıp geri kalan saatler boyunca araştırma yapmış .. Bu araştırmaları da öyle eften püften değil bildiğin arşivlere , eski gazetelere dalıp konu başlıklarını tek tek tarayarak yapmış..Hatta bu araştırmaları Notlar adı altında sanırım 5 cilt olarak basılmış.. Beni en çok kendine çeken yanı ise "tarihe" olan tutkusu .. İşlediği tüm kitaplarında olaylara "BAMBAŞKA" bakabilmeyi başarabilmiş bir isim kendisi .. Sık sık kullandığı bir cümle var kendisinin : "Yahu yine aldandık." Sürekli araştırıp, ince eleyip sık dokuyan ve sürekli sorgulayan bir bünye bu adamdaki .. Tabii bu romanlardaki "BAMBAŞKA" bakışlardan dolayı da bolca eleştiri almış, üstüne çok yıldırım çekmiş ..Ne sağdan , ne de soldan kendisine destek çıkan olmamış .. Bir kişi hariç : AZİZ BABA!!! Misal Yalçın Küçük ' ün zamanında çok tartışma yaratmış bir makalesi var Ebu Cehil (Cehaletin Babası) Kemal Tahir diye .. Diyor ki burda Yalçın Küçük sağ kesime hitaben : "Siz Peyami Safa'yı bize verin , biz de size Kemal Tahir'i verelim .. Sol buna rağmen kazançlı çıkacaktır." Anlayacağınız afaroz ediliyor .. Yalnız bu adamda bir Nesin'lik var ki geri adım atmamış söylediklerinden .. Görüşlerine katılırsınız katılmazsınız ama inkar edilemeyecek durum şudur ki olaylara tepeden ve objektif bakabilmiş ve yer yer çok ama çok doğru tespitler yapmış .. Esir Şehir 3 lemesine ve Kurt Kanunu üzerine okuduğum notlarda bunu açıkça gördüm.. Misal Esir Şehirde geçen solun zamanla silahlı bir komitacılığa evrildiği günlerde işte bu eseriyle yani sanatıyla yapılanların yanlış olduğunu belirtmiş .. Duygusal aptallıklar yapmanın ne yeri , ne de zamanı .. Silaha sarılmak nedir , aydın olanlar bizleriz diyip sanatıyla cevap vermiş o günlerde yapılanlara .. Kurt Kanunu desen keza yine Abdulhamit gibi çok tartışılan bir isimi "o günlerde" bir romanın içine katık etmek çok büyük CÜRET isteyen bir iş.. Yorgun Savaşçı'nın 12 Eylül döneminde YAKILDIĞINI da ekleyeyim .. Bir de bunlara ek olarak ,bu adamın yazdığı romanların şöyle güzel bir opsiyonu var ki , belli bir sıra ile okunduğunda yapıtları kabataslak bir kronolojik sırayla Osmanlıdan günümüze tarihimizin çok tartışılmış konu başlıklarını getiriyor önünüze.. Bu yüzden okumadıysanız muhakkak bir şans verin ..Edebi bilgisine çok güvendiğim bir sahaf abimizin dediği gibi : Edebiyatımızda 3 tane Kemal vardır .. Yaşar Kemal , Orhan Kemal ve Kemal Tahir...

Şimdi incelemeye başlayabiliriz .. Ben bir bira açıp arkaya da DAVARO soundtracki açayım .. Çok kafa açan bir parça .. Bunu youtube dan kaldırsalar töbe inceleme yazamam! =)) Size de tavsiye ederim .. Kemal Sunal'a da selam olsun burdan ..
https://www.youtube.com/watch?v=49yRVc61nrQ

FÜT FÜT FÜT... KORT KORT KIRT .. Oh mis !!

Ey sen buralara kadar yılmadan okuyan sevgili KİKİRİK! Bu kitap toplumcu gerçekçi köy romanı adı altında incelenmesi gereken bir eser .. YALNIIIIIIIIZZ.. Bir miktar ÇUVALDIZ aroması da ihtiva ediyor .. Bu özelliği göz önüne alındığında diğer köy romanlarında sergilenen al yanaklı köylüler , güzel yurdum insanı figürlerine burda rastlamanız biraz zor .. O yüzden, "Haydi Bükem giy trekkinglerini de bir koli organik köy yumurtası alalım yanına da inekten süt sağar içeriz dersen YOKOLURSUN !! Dalından koparıp yemeye meylettiğin o organik kayısının çekirdeği boğazında kalıverir !! Romanın esas teması o dönemki hükümetin ,köy enstitüleri üzerinden uyguladığı yanlış politikalar .. Tabii bu görüş tamamıyle Kemal Tahir'e ait .. Zaten roman içerisinde arada sırada neler oluyor diyerek teftişe gelen müfettiş Şefik 'in ağzından da yapılanları SORGULAYIP bizlere aktarıyor .. Romanın ismi bu açıdan çok manidar .. BOZKIR , Kastamonu - Çankırı - Çorum kesişiminde yer alan Anadolu topraklarını , ÇEKİRDEK ise bu toprak parcası üzerinde yer alacak ve YEŞERECEK olan Köy Enstitüsünü sembolize etmekte .. Yalnız Yozgat olsaydı tüm incelemelerimde işlemiş olduğum "Yozgat tezimi" çok sağlam temellere dayandırmış olacaktım .. Teğet geçtik ! =(( Neyse efenim .. Roman içerisinde 3 ayrı zümre yeralıyor tıpkı Laff a Lympics olimpiyatlarında olduğu gibi .. Başkentteki kokuşmuş siyasi kadro , öğretmenler ve GERÇEK KÖTÜLER olarak arzı endam eden toprak ağası etrafında toplanmış cahil ve gerici köylüler.. Pek tabii içlerinde iyileri , hem de çok iyileri de var .. Misal öğrenciler bu gruba alınabilir .. Peki Kemal Tahir 'in eleştirisi neye ? Gelin açıklayayım size ..

Sayın caniko , biliyorsunuz ki insanlık teeee tarih yazımının başladığı günden beri daha çok özgürlük ve daha çok bilinç diyerek yollara düşmüş ve gelişmeye çalışmış aydınlanma öncesinde.. Böyle olunca ilk aşamada ,

TABİAT tez + TOPLUM anti-tez = MEDENİYET sentez

Daha sonrasında , yani ikinci aşamada ise ,

TOPLUM tez + BİREY anti tez = DEMOKRASİ sentez...

Aydınlanmanın tarihi , bireylerin , başka bireylerin "sultasından" kurtulmasının tarihidir esasında .. Önce dinler (bkz : kilise, engizisyon ve ruhban takımı ) , sonra soylular (bkz: krallar , derebeyler ve feodal yapı) , nihayet sanayii ve ticaret burjuvazisi (bkz: tröstler , oligopoller ve karteller) BUNLARDAN KURTULUNACAK diyor adamlar .. E şimdi bizim durumumuza baktığımızda , özellikle romana baktığımızda KENEVİR yetiştiren ve belinde ince kılıçla dolaşan , halkı korkutup yıldırmış RUFAİ dervişi çakması bir din bezirganı var karşımızda .. Soylulara bakalım dersen bizim o günlerde tamamlanmış bir sanayii devrimimiz yok . Zaten olanı da kaçırmışız .. Dolayısıyla Aziz Nesin'in dediği gibi bizdeki burjuva yaratma anlayışı sosisi kıyma makinasından geçirip mamulu İNEK bazında beklemek oluyor .. Yani ? Yanisi şu cicim! Bizimkiler olayı çok ama çok yanlış anlamış vaziyetteler o günlerde .. Adnan Menderes'in o dönemde, "HER MAHALLEDE BİR ZENGİN YARATACAĞIZ!" açıklamaları bu açıdan çok ama çok manidar.. Eh olmayan burjuvazi ile ne tröst var ne de kartel .. Toprak ağalarından bahsetmeme gerek var mı ?!?!? Teze ve anti teze gelirsek.. Bizde ne tez var ne anti-tez .. İşte bu yüzden kelli o günlerde bizim önümüz uçsuz bucaksız SOĞAN + PATA"TEZ" =)) Kemal Tahir ' in eleştirisi de işte burda devreye giriyor .. Diyor ki , halen daha cumhuriyete güvenmeyen ve kurulan cumhuriyeti Osmanlı zanneden , sandıktan ,seçimden , demokrasi kavramından haberi olmayan bu insanlara eğitim vermeden bir bataklık üzerine kuruyorsunuz inşaa etmeye çalıştığınız bu (onların ağzıyla) ESDÜDÜYÜ! Bu topraklarda olduğunu iddaa ettiğiniz bu cevher , bu çekirdek cidden yeşerecek kıvamda olsaydı HİÇ BOZKIR , BOZKIR OLARAK KALIR MIYDI diyor .. Sonu itibari ile de 5 tepsi keteyi size susuz yediriyor .. Bundan dolayıdır ki kitabı bitirdiğinizde bir hınç ve öfke patlamasıyla kapatıyorsunuz kitabı .. Tavsiye ediyor muyum ? NET EFSANE ! NET !!

Bkz: Oh sinyor Tuco !! Ne mübarek bir adamsın sen !!

Esen kalınız , İŞSİZ KALINIZ !! =))


Not : İslamda tarikatları araştırdığım dönemden biliyorum ki Rufai dervişleri cidden kılıç ve şiş taşıyan adamlar .. Yani adam cidden ona kadar detaya inmiş cicim..
343 syf.
·Beğendi·9/10
Sevgili kikirikler herkeşe selam olsun .. İncelemeyi kısa tutmaya çalışıcam ama kitabın yazım sebebi dolayısıyla edebiyatımızın İKİ AMİRAL GEMİSİNİ karşı karşıya getirmek durumundayım .. Kim bu isimler ? YAŞAR KEMAL ve KEMAL TAHİR .. İki ismin EŞKİYALIĞA bakışı olacak incelememizin katığı.. O yüzden kelli hoşgeldin beş gittin muhabbeti yapamıyoruz bugün her zaman yaptığımız gibi .. İlla isteriz derseniz, şu kadarını bilin ki , -4 derecenin hasıl olduğu Ankara ayazında ekmek almamak için yoğun çatışmalar esnasında siperde kaleme alıyorum işbu satırları.. Kalkıp hakkaten dağa çıkasım var isyan bayrağını çekip, "ekmek anneminse dağlar bizimdir" diyerek =)) En sonunda ANGARALI DADALOĞLU yaratacaklar kendi elleriyle .. =))

Sayın canikolar ve sevgili cevizkabukları ... 1950ler ve sonrasında edebiyatımızda şaha kalkan köy edebiyatı akımı ile köyün ve köylümüzün halinin anlatıldığı eserler kalem alınmaya başladı .. Bu böyle olunca, kaleme alınan eserlerin içerisinde yeryer eşkiyalar da boy gösterir oldular .. Okuyan okumayan herkes , İnce Memed'in bir eşkiya romanı olduğunu biliyor misal..Ulan şimdi İnce Memed için spoiler verdin falan diyecek olan varsa lokasyon bildirsin.. Füzeler rampada !! Neyse efenim ... İşte bu kitap İnce Memed ve o dönemde yükselişe geçen ," yiğit -mert ve iyiliksever eşkiya" modeline karşı bir ANTİ-TEZ olarak kaleme alınmış.. Bu o derece böyle ki , Kemal Tahir daha kitabın başında şu alıntıyı getirip koyuyor önünüze ÇÖT diye..

“Ahlak düzeni sağlam OLMAYAN ve soyguncularıyla başa ÇIKAMAYAN bir toplum, - ruhunda artakalmış barbarlık duygusunun da baskısıyla -soyguncularına karşı HAYRANLIK duyar.” - Andre MAUROIS İngiltere Tarihi -

Şimdi İnce Memed ve Yaşar Kemal fanları sinirlenip yıkmasınlar ortalığı .. Kitap eşkiya kavramının bir eleştirisi dediğim gibi ..Yaşar Kemal ve İnce Memed de nasibini ister istemez alıyor haliyle.. Şimdi kısaca toparlamaya çalışarak, konu başlıklarını ve görüşleri ele alacağız ..Ama öncesinde kitaptan kısaca bahsedeyim ki kafalar karışmasın , hamur sulanmasın bebişler ..

Pekmezsever kankitsular ,bu roman esasen eşkiyanın son kullanım tarihinin , yani raf ömrünün dolduğu günlerde geçmekte .. Köyler arasında süre gelen çekişmelerin içerisine yerleştirilen eskinin eşkiyalarının çevirdiği dümenler ve son derece cabbar ceval olaylar süregeliyor kitapta.. Biliyorsunuz ben spoilerdan yana değilim pek .. Yani size kalkıp "Ali yazıyor, Veli bozuyor, Zöhre bacı kan ağlıyor." diyerekten romanı anlatacak değilim .. Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki kurgu MUH TE ŞEM!! Oyun içinde oyun denir ya hani ..Kitabın sonlarına doğru Kemal Tahir' i ayakta alkışlayası geliyor insanın .. Kitapta ,kabaca ele alacak olursak 2 kısım var .. Birinci kısım eşkiyalık yapan Uzun İskender ve yoldaşları .. İkinci kısım ise EN AZ onlar kadar yoldan çıkmış ve kötülüğün simgesi olmuş köy eşrafı ile Çerçi Süleymanağa.. Bu iki zümrenin birbirlerine ettiklerini şeytan hakkaten gerçek dünyada görse secdeye falan varır .. O derece diyeyim sen anla sevgili monçiçi .. Yani ben okurken cidden şu tribi yaşayıp, KİME VURACAĞINI , KİME KIZACAĞINI ŞAŞIRAN FATİH TERİME DÖNDÜM! =))
https://www.youtube.com/watch?v=daRZVb8b_MA
(30. saniyeden sonra KÜHEYLAN MODU ile beraber gönül gözü açılıyor!GARANTİ !! KESİN BİLGİ YAYALIM !! ) =))
Bkz: OLACAK O KADAR TOKATLARI EFSANEDİR...

Bununla beraber inceden bir alevi kültürü , efenime söyleyeyim dedelik kavramı ve saz tıngırdatan ozan-derviş tanımı da sorgulananlar arasında yerini almış .. Kitap bu açıdan bakıldığında , bireyler ve olgular açısından son derece muhteşem psikolojik ve sosyolojik gözlemler de barındırıyor .. "Hep iyiler kazanıyor , yetti artık canıma!" diyenlerdensen gel beni dinle şekerim .. Biliyorsun TAHİN PEKMEZ ,TUCO SEKMEZ !! =)) "YAŞASIN KÖTÜLÜK" mottomuz , "İFRİTLİKTİR YOLUMUZ" !! Al oku !! Hatta İnce Memed okuyanlar , okumayı düşünenler bu kitaba da muhakkak bir göz atın..
İnceleme burada bitiyor .. Bundan sonrasında 2 kitabı ve 2 bakışı karşılaştıracağız .. İsteyen ayrılabilir .. Oyun bozmamak , neşe kaçırmamakla beraber spoilerlı alana dahil olmak isteyenler devam etsinler.. Ha dersen ki, "Yauw Tuco nedir allaanseen bu RAHMET tribi ? " O da sana kitabın sonunda sürpriz olsun caniko !! =))
--------------------------------------------------
Arkadaşım kime denir eşkiya ? Hukuki açıdan açıklaması şu : “Mal zapt etmek, öç almak, suikastta bulunmak yahut memleketin dahili emniyetini bozmak için mesken, çiftlik, ağıl, köy, değirmen gibi mahalleri basarak veya yakarak yahut tahrip ederek veya adam öldürerek veya yollarda ve kırlarda soygunculuk yaparak veya adam kaldırarak ve bu fiillerden dolayı mevkuf iken firar ederek silahla dolaşmak suretiyle emniyet ve asayişi münferiden ve toplu olarak tehdit ve ihlal etmektir” Yani ? NURSUZLAR bacım afedersin!!! =)) Yaşar Kemal'in aksine ,Kemal Tahir için eşkiyalığı HIRSIZLIKTAN ayırt etmenin hiçbir yolu yok bu kitaba göre.. Yaşar Kemal içinse eşkiyalık olgusu, devletin olmadığı yerde asayişi sağlayan birimler manasında İnce Memed'e bakıldığı zaman .. Yani bir nevi bozkırlı Robin Hood'luk .. Soylu bir asi..Bozulan nizamı ve işleyişi rayına oturtan , çarkların arasına elini sokup ezilen köylüye arka çıkan , çalandan çırpandan alıp fakir fukaraya veren .. (ulan FAKFUKFON aklıma geliyor zohahahahah =)) delirecem şimdi !neyse sulandırmadan devam!) Kemal Tahir buna da itiraz ediyor yazdığı kitabında ve diyor ki , Yahu arkadaş gez Anadolu'yu .. Gez de sor bir .. Dolaş bakalım acaba zenginden alıp fakire veren bir eşkiya modeli yaşamış mı bugüne dek .. İki farklı isim iki farklı görüş .. İkisine de kısmen katılmamak elde değil ..Bununla beraber Yaşar Kemal ile yapılan bir röportajda kendisi Kurtuluş Savaşımıza katılan eşkiyaları örnek gösteriyor ki o da haklı ! Ortada kabak gibi duran ve kayıtlara geçen isimler var .. Ege’de Yörük Ali Efe, Demirci Efe, Antep bölgesinde Karayılan, Toroslar’da Gizik Duran falan .. Bu kitaba göre eşkiyalığın bunca dillere destan olmasının sebebi , onun tanımıyla elinde saz ordan oraya koşturan zibidiler ve serseriler olarak tanımladığı ozanlar .. Kitapta o tayfayı da ele alıyor ve Uzun İskenderin sofrasında saz şairini şöyle tanımladıktan sonra : "Afyonu avuçla yutar, şarabı, bulursa, tenekeyle içer, sazı da yaman vurur bir besmelesiz."

kendisine şu dizleri söyletiyor..
“Kapılara karşı çıkın Er İskender Ağam geldi
Kırk davullu düğün kurun Er İskender Ağam geldi
Elde mavzer dilde süphan Yiğitliği ayan beyan
Osmanlıyı bile soyan Er İskender Ağam geldi.
Susayı tutmuş üç kişi Kitap yazmaz böyle işi
Şu dağların müfettişi Er İskender Ağam geldi”

(Yalnız KuP KuP BoY mahlasıyla rubailer yazan biri olarak şu kısmı belki 100 kere açıp okudum.. Rubailerimi bu kıvama getirmem lazım tez zamanda.. MÖHTEŞ!!! )

Bu açıdan bakıldığında Kemal Tahir' e "kısmen" hak vermemek elde değil .. Kısmen diyorum çünkü her saz şairi ve ozan bu tanıma dahil olamaz benim nazarımda.. Zaten Yaşar Kemal'in kendisi , saz çalmıyor da olsa bir modern ozan.. Adam ağıtları toplamış .. Destancılık yapıp köy köy anlatmış.. Yetmemiş kaleme almış ve İnce Memed'i yazdıktan sonra toplumda öylesine büyük bir sevgi ile karşılanmış ve kabul görmüş ki, İnce Memed benim diyen tonla adam türemiş piyasada o günlerde .. Bunu kendi ağzıyla da anlatıyor zaten Yaşar Kemal anılarında..

Eşkiyanın köy yerinde kabul görmesinin sebebi Kemal Tahir'e göre KORKU.. Bu kavramla beraber devlet olgusunu da kendi fikrine göre tanımlıyor .. Ve devlet düzeninin sağlam olduğu bir toplumda eşkiyalık barınamaz diyor .. Ona göre devletin iradesinin çatallandığı mecralarda eşkiyalık olabillir ve eşkiyalar savaş gibi iradenin zayıfladığı durumlarda boy gösterip , at koşturabilirler ..

Buna karşılık Yaşar Kemal ,eşkiyayı var eden olgunun KORKU ile beraber harmanlanmış bir SAYGIdan varolduğunu savunuyor ve eşkiyanın ,bozulan düzene bir Anakin Skywalker edasıyla "GÜCE DENGE" getirircesine el attığını belirtiyor İnce Memed'de.. Yani işin içinde SEVGİ de var .. Napam kardeşim .. STAR WARS suz olmaz bu işler !! =))

Velhasıl kelam daha mercek altına alınacak pek çok konu var ama çok uzatıp sizi de sıkmak istemiyorum .. Tekrar ediyorum ! Kemal Tahir romanlarına , özellikle bu kitabına muhakkak bir şans verin .. ÖZELLİKLE SİZ İNCE MEMED OKUMUŞ VE OKUYACAK OLANLAR ...
456 syf.
Kişilerin intihar ettikleri zaman zaman görülür. Bir ulusun intihar ettiğinimi göreceğiz?
Atatürk~
Her ne kadar Önderimiz bu sözü köy enstitüleri için söylememiş olsada bazı sözler vardır ki aradan kaç yıl geçse de önemini korur! Bu sözde öyledir işte, köy enstitülerinin kapatılması, bir takım insanların kendi çıkarları uğruna bir ulusu intihara sürüklemesidir! Benim bu konuda ki hislerim bu yönde belirtmem gerekirse!
Ayrıca bir konuya da açıklık getirip öyle geçicem incelememe, kitabı okuduğum sırada paylaştığım bir alıntı üzerine bir kişi bana yazarın ,din ve inanç konusunda olumsuz görüşleri olup olmadığı hakkında bir soru yöneltmişti.Bende bitirmediğim için kesin bişey söylesemde , önyargılı olmamasını söyledim sadece!
Yazarımız din yada inancı değil, dinCi leri eleştiriyor ! Bu ikisini birbirinden ayırmak önemlidir, kitabın konusunu daha iyi anlamak için! Ayrıca sadece dinCileri de değil her kesimi eleştiriyor Kemal usta, aklina takılan varsa aydınlatmak isterim, okumak isteyen varsa okusun cekinmeyin!
Toplumumuz tarafından hoş karşılaşılmasada eleştirmek ,eleştirilmek her zaman iyidir. O dev aynasında gördüğümüz yansımamıza bir ayna görevi görüp kendi hatalarımızı yada inandığımız ne varsa onu daha iyi kavramamıza sağlar.Bunu da bir dipnot olarak bırakıyorum:-)

Artık gelelim Köy Enstitüsüne, hakkında çok inceleme okudum ve kendi çapımda araştırmada yaptım ama ilk defa kuruluş aşamasıyla ilgili bir kitap okudum.Tek kelimeyle harika çok zevk aldım okurken bir çok yönden etkliedi diyebilirim!

Kitabın konusunu ; köy enstitülerinin kuruluş aşamasında yaşanan sıkıntılar var!
Birde şehirli Halim Akın ,Emine, Nuri ve Şefik Ertem 'in gözünden Anadolu ve orda yaşayan köy insanlarına tanık olacağız. Onların yaşamla çetin mücadelesine ,alışılmış yeme alışkanlıkları ,küçülen mideleri ve hayvanlarını besleyememesine de tanık olacağız!
Alıntıyla da desteklersek eğer; Syf(150)
"'Yamandır açlığın laboratuvarı,' derim... Sabahleyin Nuri,'Kafalardan önce akıllandı eller, 'dedi. Yok öyle şey! Hepsinden önce, mide akıllanır. Bin yıldır et yemiyor bizim köylü... Kafaca, gövdece durgunluğu, erken kocaması bundandır. Gizli açlık vardır bizde...Daha doğrusu yalancı tokluk...

İşlenmeyen ve işletilmeyen topraklarımızdan tutunda, en büyük acım olan kız çocuklarının okutulmaması da var tabi!
Yazar Anadolu' yu bozkırdaki çekirdeğe benzetiyor; yeşermeyen ,yeşersede dalı budağı kırılan bir çekirdek!

Ve son olarak ta burayi okuyanlar bilir belki :Emine hoca Nuri Çevik dururken Cemal nedir ya !!
Bu konudaki fikrimi söylemesem olmazdı diye düşünüyorum çünkü çok sinir oldum:-)

Neyse bitiriyorum , etkinliği derleyen düzenleyen Ebru İnce ablacıma teşekkürü borç bilirim ve sevgilerimi iletirim:-)
Size de iyi okumalar
448 syf.
·1 günde
Her şeyden önce değerli okur arkadaşım Hakan Bey'e, şahsım adına geçte olsa Kemal Tahir'i tanımama vesile olduğu için sonsuz teşekkürler. Etkinliği geç fark ettiğim için, ismimi yazdırma gereğinde bulunamadım. Her ne kadar katılımcı okurlar arasında ismim olmasa da, bu durum etkinliğe katılmamak adına, benim açımdan bir engel teşkil etmemekte. En nihayetinde Hakan Bey, bir etkinliğe başlamaya görsün. Benim nezdimde, akan sular durur. Sakın lâtife yaptığım algısına kapılmayın, değerli okurlar. Hakan Bey hayata karşı olan yenilmez duruşu ve doğrularından taviz vermeyen inancı gereğiyle site içerisinde yapmış olduğu paylaşımlar adına, biz okurlar için o kadar çok değerli bir velinimet ki... Değerini anlatmaya ne kelimelerim, ne de lisanım elverir.

" Esir Şehir İstanbul " Kemal Tahir'i tanımak adına okumuş olduğum ilk eserdir. Geceye yenilmeyen her insana, armağan olarak bir sabah ve akabinde bir gündüz ve güneş var, derler. Nasıl ki, her kara günün, bir beyazı ya da her esaretin, bir kurtuluşu olacağı gibi...

" Üstümüze kılıç çekilmedikçe,
Ülkemize girilmedikçe,
Teb'ama cefa edilmedikçe,
Bizden kimseye zarar gelmez. " der, Fatih Sultan Mehmet.

Millet olarak şahsımıza kılıç çekilmedi mi? Çekildi. Ülkemiz cebren ve hile ele geçirilmedi mi? Geçirildi. Kısa bir zaman dilimi de olsa, esaret altına girmedik mi, girdik. Masum ve günahsız milletimize hem fiziksel, hem de psikolojik yaptırımlarda bulunulmadı mı? Bulunuldu. O halde Kemal Tahir'in de dediği gibi, Türk'ü küçümsemenin aptallık olduğunu bütün cihan devletlerine kanıtlamadık mı? Kanıtladık.

Eser tek kelime ile muhteşem. Satırlar arasında ilerledikçe çöken bir imparatorluğun ortasında kalan bir avuç insanın, vatan uğruna vermiş oldukları haklı mücadelelerine şahit olacaksınız. Hem de tarihi verilerle kronolojik sırayla zenginleştirilmiş olarak.

Bir yanda ingiliz kültürüyle yetişmiş olsa da, salt öz benliğinde Anadolu'nun kültürüne sımsıkı bağlı olan Kâmil Bey'in her ne pahasına olursa olsun doğruları adına taviz vermeyen sağlam duruşu, diğer tarafta Kâmil Bey'i kendi taraflarına çekebilmek adına padişah ve taraftarlarının oynadığı alicengiz oyunları. Her çatışmanın bir galibi vardır. İki tane kazananı olamayacağına göre...

Değerli okurlar yalın bir anlatım diline sahip olan eseri, okumanızı önemle tavsiye eder ve Kemal Tahir'in sözleriyle yazımı noktalarım.

" Bir avuç eşkiya " , " Ordudan kovulmuş bir kaç serseri " , muzaffer bir dünyaya karşı zafer kazanabilir mi?
Bir kere, kendilerinden uzakta, kendilerinin yardımına muhtaç olmadan " zafer " değil, " aferin " kazanmak olur mu?
775 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Kemal Tahir, “Benim de masalım var, halk hikâyelerim var…” demiş.
Ve almış kalemi eline.

Türk’ün bir uç beyliğinden kısa zamanda nasıl devlet haline geldiğini destansı bir dille yazmış.
Türk kadınının yiğitliği ve cesaretinin de altını çizip, romana Devlet Ana adını vermiş.

1290’lı yıllarda Bursa, Söğüt ve çevresinde Osmanlı Beyliği, Bizans Tekfurlukları ve diğer Türk beyliklerinin ilişkilerini, Kancık Vuruş, Uyandırılan Işık, Dost Çelmesi, Fal, Derin Geçit ve Kerimcan’ın Yolu adını verdiği altı bölümde okurlarına aktarmış.

Eser, Ertuğrul Gazi’nin yaşlılığı ve ölüm dönemiyle başlıyor. Devamında Osman Gazi’nin bey oluşu, Orhan Bey’in gençliğe adım atışı, Anadolu Türkleşmeye başlarken Osmanoğulları’nın devlet kurma mücadelesinde Bizans ve ona bağlı tekfurların bu gücü önleme çabaları gibi önemli olaylara tanık oluyoruz.

Ayrıca, dönemin dünyası, tarihi olayları, sosyal yapısı, inanç ve kültürel farklılıkları, özellikle de feodalite ve din sömürücülüğünün Batı’yı içine hapsettiği karanlık, ustaca gözler önüne seriliyor.

“Şöyle bilin ki, ahilikte miras yürümez, babanın kazandırdığı oğula geçmez ve de herkesin kendi kazanması kanundur… Onu gördüm ki, ahilerden kiminin kitabı hiç yok. Kitap olmayınca aktan kara, eğriden doğru ayrılmaz.”
satırlarında alçakgönüllülük, yiğitlik, güzel ahlak, cömertlik, inanç farkı gözetmezlik gibi erdemleri bünyesinde barındıran ahilik teşkilatının başlangıcındaki saflığın, daha sonra bozulmaya uğradığı da, dönemin doğu toplumunun inanç ve sosyal yapısına ışık tutar nitelikte.

Osmanlı’nın Söğüt’teki yaşam biçimi, maneviyat ve milli değerlere olan bağlılık, adalet kavramı, aile birliği, devletin milleti ile olan uyumu, ayrıntılarıyla sergilenirken, Ertuğrul Gazi, Osman Bey, Orhan Bey, Şeyh Edebalı, Akçakoca, Yunus Emre gibi tarihi şahsiyetler olay örgüsüne dahil edilerek anlatıma eşsiz bir zenginlik kazandırılmış.

Dönemin Türk (Türkmen) toplumunda kadına verilen önemin, Bacıbey (Devlet Hatun) karakteriyle disiplinli, saygın, sert mizaçlı ve güçlü kadın modelinde karşımıza çıkması da, bir anlamda, benimsenen devlet anlayışının sembolü gibi.

Beyliğin devlet oluşundaki süreç çok sancılı geçer. İyiliğin karşısında sayısız kötülük vardır.

Türklere büyük düşmanlık besleyen Saint Jean şövalyelerinden Notüs Gladyüs karakteri, eserde karşı güce hizmet edenlerden biri ve istediğini elde etmek için her türlü kötülüğü olağan sayan Batı feodalizminin vücut bulmuş hâli. Kötülüğün diğer temsilcilerinden biri, Batı’dan Anadolu’ya gelen Cenevizli Keşiş Benito, arka planda kilise kurallarını hiçe saydığı halde, göz önünde kendini dine adamış gibi gösterip büyük saygı görürken, sorgulamayan insanların gözüne inen perdenin simgesi gibi. Bu arada Şövalye Gladyüs ile işbirliği yapıp, zavallı halkın inançlarını beraber sömürmeleri de işin cabası.

İyiler ile kötülerin savaşı böylece sürer gider. Ne zaman bitmiş ki?
Muhteşem bir olay örgüsü, çok kararında eklenmiş kurgusu ve destansı anlatımıyla mutlaka okunması gereken bir eser.
448 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10
Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehir serisinin ilk kitabı ve Kemal Tahir'in en sevilen, en bilinen eserlerinden bir tanesi... 2000'lerin başında TRT tarafından yanlış hatırlamıyorsam 6-7 bölümlük bir dizisi de çekilmişti.

Bu eser, daha doğrusu bu seri pek çok açıdan önemlidir. Serinin diğer iki kitabını incelerken de kısaca değinmiştim. Bugüne kadar yakın tarihimizde yaşananları genellikle tarih okumaları üzerinden öğrendik. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ve kurtuluş mücadelesi çoğumuz için belli bir döneme kadar sadece bir ders konusu olarak kaldı. Bu durum eğitim sisteminin konusu ve üzerinde ayrıca tartışılabilir.

Kemal Tahir ise, edebiyatın sonsuz olanaklarını ustalıkla kullanıp bu seriyi yazarak o günlere içeriden, hayatın kalbinden bakıp bizlere yeni ve alternatif bir tarih okuması hediye ediyor. Evet bir lider var, bir meclis var, düşmanlar var, savaşlar var... Ancak bir de günlük hayatını süren koca bir halk var. Zengini, fakiri, esnafı, okumuşu, cahili, mahpusu, aydını, kadını, genci, çocuğu, yaşlısı... Kısacası, günlük hayatını idame eden koca bir halk... İşte bu kitabın bu kadar değerli olmasının bir sebebi, o yıllara bir de halkın gözünden bakabilmemizi sağlamış olması. Hayatını dünyayı gezerek, kaygısız bir şekilde yaşayan mirasyedi bir Türk aydını, ülkesinde yaşanan kurtuluş mücadelesine kayıtsız kalamıyor ve tası tarağı toplayıp ülkesine dönüyor. Gördüğü manzaraya anlam vermekte ve uyum sağlamakta çok zorlanıyor. İşin maddi tarafı da var... Dışarıdan bakınca bilgili, kültürlü, 2-3 dil bilen, dünyayı görmüş bir aydın... Ancak böyle bir mücadelede nasıl bir katkı sağlayabileceğini kestiremiyor. O da eski arkadaşlarının aracılığıyla çareyi bir gazeteye girip mücadeleye oradan katkı sunmakta buluyor.

Bu süreçte hayatına çok farklı karakterler dahil oluyor. Okur bir yandan Kamil Bey'in uyum sürecini takip ederken diğer yandan o dönemin insanlarını, ilişkilerini, dostluklarını, çakallıklarını, içimizdeki İrlandalıları, savaşın gölgesinde aile hayatını ve koca şehir İstanbul'un esaretini, yani kendi şehrine yabancılaşmayı daha yakından tanıma imkanı buluyor.

Kemal Tahir kusursuz bir romancı... Dili en iyi kullanan yazarlarımızdan biri. Kendi zorluklarla geçen yaşam öyküsünden beslenerek, bunu kitaplarına en iyi şekilde aktarmayı başarabilmiş bir yazar. Aynı zamanda mükemmel bir gözlemci.

Öncelikle, kendi tarihine her geçen gün biraz daha yabancılaşan gençlerin bu eseri mutlaka okumasını öneririm. Bir de, büyük kurtuluş mücadelesini anarken 'Atatürk ve onun silah arkadaşları' kadar 'Atatürk'ün silahsız arkadaşları'nı da tanımak ve yad etmek isteyenler de bu eseri mutlaka okumalı...

NOT: Serinin diğer iki kitabına yaptığım incelemelere #25052159 ve #25006329 linklerinden ulaşabilirsiniz.

Herkese keyifli okumalar...
463 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Edebiyatımızın toplumcu gerçekçi yazarlarından olan Kemal Tahir, bu eserinde Kurtuluş Savaşı sırasında cephe dışında devam etmekte olan hayatın yansımalarını bize sunuyor.
Roman yazarken asıl gayesinin tarihin unutulup hor görülmesine başkaldırı olduğunu dile getiren Tahir, sade bir dil ve yalın bir anlatımla akışkanlığı zedelemeden kurguyu oluşturmuş. Günlük 4 saatini yazacağı romanlar üzerinde çalışmaya ayıran yazar, geri kalan zamanlarını tarihsel araştırmalar yaparak geçirmiş ve eserlerini bu titizlikle okuyucuya sunmuştur.

Esir Şehrin İnsanları; işgal sırasında ülkenin genel tavrını bizlere karakterler üzerinden veriyor. Padişahı destekleyenler, Kuva-i Milliyeciler, olan biteni umursamaz seyreden insan tipleri görüyoruz. Üç bölümden oluşan romanda, ilk bölüm daha bilgi kaynaklı, tarihleriyle bizlere sunulmuş. Olan tarihsel olayları kronolojik bir sırada veriyor. Bizlere öğretici bir tavrı var diyebiliriz bu bölüm için. Okunması diğer iki bölüme göre biraz daha zor olan bu bölüm, burjuvazi kesimin savaşa bakış açısını ve savaşın genel psikolojisini bizlere yansıtmakta.

2. Bölüm karakterlerin şekillendiği, üç tip insanın analizinin yapıldığı ve olayların geliştiği bölüm.

3.bölüm ana karakter Kamil Bey'in üzerinden ülkede olan bitene büyük bir bakış açısı yansıtıyor. Kamil Bey'in hapse girmesiyle olaylara bakış açısındaki değişme, esarete bakış açımızı değiştirecek kadar etkili bir bakış açısıyla verilmiş. Bu bölümde artık mekanda bir değişme, karakterlerin rollerinde netleşme ve hareketlenme gözlüyoruz.

Kemal Tahir karakterlerine seçtiği isimlerle romanın kaderini ve bu 3 farklı insan tipini de gösteriyor bize. Kamil Bey, ismi gereği vatansever yönünü ortaya çıkarırken, eşi Nermin yetiştiği ortam gereği narin ve olan bitenden oldukça uzaktır. Olayların asıl güçlü karakteri olan İhsan Bey'e yılmaz bir tavır yüklenirken eşi Nedime Hanım da onun bıraktıklarını devam ettirmek için gereken mücadeleyi vermektedir.

Roman boyunca duruma göre değişen insan tepkileri ve savaş coğrafyasında iyi ya da kötü insan yoktur hissini bize yansıtmayı başarıyor. İşlenen bu üç insan tipi de içinde bulundukları duruma, yetiştikleri çevreye ve kültüre göre hareket ediyor. Esarete bakış, özgürleşme mücadelesi ve umut ile umutsuzluk kelimelerinin iç içe geçtiği dinamik ve akıcılığı karakterlerin analizleriyle yakalayan bir kitap.

Mutlaka okunmalı,
Keyifle...
312 syf.
·10 günde·8/10
Bu ülkeden Yaşar Kemal geçti gerçeği gibi Kemal Tahir de geçti, geçti ve Türk Edebiyatı’nda da fazlası ile hak ederek de yer edindi. Edebiyatımızda toplumcu gerçekçiliğin en iyi kalemlerindendir, döneminin yasaklı listesinde başta gelen kalemlerden, edebiyatımızın en iyi kalemlerinden olduğu kadar, halkın da, köylünün de düşünüp yazan bir kalemidir; ama maalesef de son zamanlarda genç okurlar tarafından neredeyse hiç bilinmeyen bir kalemdir.

Kemal Tahir romanlarında belli başlı unsurlar çok dikkatimi çekiyor. En başta kitaptaki kadın karakterlerin çoğunlukla cinsellik, yatağa atma objesi (kitaptaki görüşe göre), “o ne şeytandır o, adamda akıl bırakmaz, varını yoğunu sattırır adama da hâlâ uslu durmaz da ateşi sönmez” tarzında kadına farklı bakış açısı tarzında cümleler ile anılması. Erkek karakter evli bir kadın bile görse o kadını yanan bir yanardağ gibi düşünür ve ne yapıp ne edip o kadınla yatağa girme isteği ile doluşur ve bu durum için bir şeyler yapmaya başlar. Genel olarak bu durumlar ve karakterler de kırsal kesimdendir, Anadolu’nun köylüsüdür. Mahpus zamanları Kemal Tahir’in Anadolu insanından bir izlenim, not alma aldığını düşünürsek de sanırım mahpus günlerinde pek de düzgün kişiler ile karşılaşmamış diyebiliriz, Karılar Koğuşu isimli otobiyografik romanında da bu tarz kişileri hatta daha da uç noktalarını görüyoruz. Romanlarında hemen hemen ahlaklı, dürüst ve eşini aldatmaktan bir an olsun çekinmeyen, yalana rahatlıkla başvurabilen karakterlerle dolu olduğunu görürüz. Kendisi bir realist yazardır ama bazı araştırmacılara göre de realist bir yazımın ötesine de geçip natüralist bir havada yazdığı da bir gerçektir. Bana göre doğru olabilir, bir köyde hemen hemen her karakterin aklı cinsellikte olunca, çalmada, dolandırmada çekinmiyorlarsa bu tanımın yanlış olduğunu söylemek pek de doğru olmaz diye düşünüyorum, ama yine de bu kısımlar benim için uzun uzun düşünülmesi, toplumun incelenip yorumlanması gereken kısımlar.

Bir diğer dikkatimi çeken unsur da karakterlerin konuşması, karşılıklı diyalogları ve yazıya kusursuz şekilde yansıyan, okurken insanda kusursuz şekilde şive çıkartan şiveli yazımları. Karakterlerin ağızları çok iyi laf yapıyor. Kelimeleri özenle seçip, özenle cümle içinde kullanabiliyorlar ve çoğu karakter de tam yurdum insanı, yurdum insanından da tam beklenen sivri zekâ ile konuşmalarını besliyorlar. Şimdi bir üstteki paragrafta cinsellik düşkünü dedim, ahlaksızlık dedim, eşini aldatmaktan çekinmeyenler, hırsızlıktan ve dolandırıcılıktan çekinmeyenler dedim ve üstüne de realist havadan natüralist hava dedim belki biraz bunlarda abartı da olabilir, Kemal Tahir’in köy halkını tam tanımaması da olabilir ya da sadece bu sınıftaki insanları tanıması da olabilir, ikinci unsurda ise konuşmalardan ve zekadan ötürü de tam yurdum insanı da dedim. Bilmiyorum, sanırım daha çok Kemal Tahir kitabı daha okumam lazım diye düşünüyorum ve bu iki unsuru ya birbiri ile çelişmeyecek şekilde ayırmam lazım ya da birbirine bağlamam lazım.

Kurt Kanunu ise İzmir Suikasti’nin farklı bir yönünün, arka taraflarının birtakım gerçeklerle beraber Kemal Tahir tarafından romanlaştırılmış hali. Kemal Tahir’in kullandığı çoğu karakter başta Kara Kemal Bey olmak üzere tarihte yaşamış kişiler. Mustafa Kemal Atatürk de kitap boyunca ya Sarı Paşa olarak ya da Gazi Paşa olarak geçmekte. Cumhuriyet sonrası ittihatçilerin görüşlerini belirten Kemal Tahir, ittihatçilerin iktidara gerek din, gerek politika gerekse de kişiye özel yani Sarı Paşa’ya özel görüşlerine bol bol yer verdiği bir kitap. Bazı cümleler için hem romanın gerçekçiliği bakımından olması gerekiyordu diyebilsek de bir taraftan Kemal Tahir’in Sarı Paşa’ya olan eleştirisi de diyebiliriz. Bu yönden bakarsak eğer bana göre kitabın önemi daha da artıyor. Bu cümleleri bir de Kemal Tahir’in Marksist cümleleri ile bir ittihatçının ağzından yapıldığını, bazılarının da Sarı Paşa’ya karşı yapıldığını düşünürsek kitabın öneminden çok neden bu kadar eleştirildiğinin cevabını da almış oluruz. Kitap hakkında okuduğum/izlediğim eleştirilerde en çok yapılan eleştiri dediğim gibi bir ittihatçi olan Kara Kemal Bey’in Marksist söylemleri olması ile ilgiliydi. Kitabı okudukça hani nerede bu Marksist söylemler yoksa var da ben mi Marksist söylemleri bilmediğimden göremiyorum anlayamıyorum diye düşünüp, sadece suikast girişimi sonrası oluşan yargıdan kaçan bir ittihatçiyi okuyorum derken sayfa iki yüzlerden sonra Kara Kemal Bey tamamen Marksist bir moda bürünüyor ve köylünün, halkın, amelenin, çalışanın hakkını savunmaya başlıyor. Dedikleri doğru mu, şüphesiz doğru. Peki kitabın içinde bu kadar uzun şekilde bu konuşmalara yer verilmesine gerek var mıydı? Bence var da denebilir yok da denebilir yani tamamen bakış açısına bağlı ama ben şahsen biraz kısa tutulmasını isterdim.

İzmir Suikasti girişimi sonrası Giritli Şevki’nin teslim olup her şeyi anlatması ile sonrası başlayan sorguda, kimine göre zulümde artık kurtların kanunu hâkimdir. Kurt kanununda ise mücadelede hatta kurtların dansında ilk düşen geride kalır hatta yem olur. Peki kurtların bu dansında her şey adil miydi ya da sadece dansın nasıl başlayıp da nasıl geliştiği mi büyük bir merak, büyük soru işareti? Kara Kemal Bey de boşuna söylemiyor, “Tarihin örneğini yazmadığı kurtlar boğuşmasına girip yenik düştük. Kurtlukta düşeni yemek kanundur” diye.

Kitap içinde özellikle insanın sorumluluk almak istememesi hakkında birçok göndermeler mevcut, kimi yerde Kara Kemal Bey, kimi yerde Abdülkerim kimi yerde de Emin Bey bu konu hakkında düşüncelerini belirtiyor ama benim için en etkileyici olanı ise Emin Bey’in sözleriydi.

“- İster kazanç, ister suçunu cezasız atlatmak için olsun, insanın sorumluluktan kurtulmasına kesinlikle imkân yoktur.
"Bu sebeple insanoğlunun dünyada başvurduğu en boş, en umutsuz, en aptalca iş sorumluluktan kaçmaya çabalamasıdır. Çünkü sorumluluktan kaçması, insanın kaçması, insanın kendine ve topluma karşı işleyebileceği en sefil suçtur.
Dünyada yalnız sorumluluktur ki, hiçbir şart altında, insan onu kavrayamadığını ileri süremez. Çünkü namuslu insanda, bunun, şuuru olmasa bile sezgisi mutlaka vardır.”
538 syf.
·Puan vermedi
koca imparatorluk nasıl yıkılmış, yeni devlet nasıl kurulmuş bilmek istersen oku, yaşadığın coğrafya da senin etrafında olup biteni anlayamadığın da dön tekrar oku, bazı kitaplar eskimez. yorgun savaşçı hiç eskimez
656 syf.
·23 günde·Beğendi·7/10
Küçüklüğümden beri misafir odasında duran kitaplığın tozlu raflarında gördüğüm kitap... Hiç yeltenmedim okumaya aslında. Babam bile önermedi bu kitabı bana. Ne kadar pimpirikli ve maymun iştahlı bir insan olduğumu çok iyi bilir. Fakat üniversite hocama ödev olarak Aldous Huxley'den Cesur Yeni Dünya'nın özetini götürünce sırf adanalı olduğum için Yaşar Kemal, Orhan Kemal okumamakla beni suçladı. Şimdi diyeceksin ki Kemal Tahir ne alaka? Hiç bilmiyorum. Araya Kemal Tahir'i de sıkıştırdı ve "Madem adanalıyık Allahın adamıyık diyosun o zaman kemalleri okumaya başla" dedi. (böyle bişeyi asla söylemedim :'). Kitabı hiç tereddüt etmeden aldım elime. Neden mi çünkü babam da gaza getirdi. Aman çok güzel kitap,hele bi oku diyerekten. Bi başladım okumaya bırakamadım. Şuan 1. Günüm ama kitabı yarıladım. Yemeyip içmeyip İtlikten Serserilikten feragat edip kitabı okuyorum :'). Şimdi çok akıcı bir dille yazıldığını söylemeliyim. Öz Türkçe kelimeler çokça kullanılmış. Anlayacağınız bayağı yöresel. Bana hiç yabancı gelmemekte bu Türkmen deyimleri, sözcükleri Çünkü bende Avşar Tatar kırması bir insan evladıyım. Bizim köyde hep böyle konuşuyorlar yaa laaa diyip gülmekten kendimi alamıyorum çoğu zaman. Kitabın konusuna gelince: Osmanlı devletinin kuruluşunu anlatıyor Kemalcim Tahircim. Osmanlı, beylik ve kuruluş zamanında iken henüz araplaşmamış ve kitabı okurken Asya esintileri yalıyor yüzünüzü gözünüzü :') bozkır poyrazlarıyla kuruyor dudaklarınız ve dudağınızın çatlayıp kanayacağını bilmenize rağmen şöyle bir tebessüm ediyorsunuz. Neyse bu kadar edebiyat yeter. Devam edeyim. İslamın kabul edilmesine rağmen hala şamanizme inanç olduğunu görüyoruz. Bu uç beylikler hep böyle zaten hııı salak Hıı dangalak( Bi tikinin gözüyle değerlendirdim az önce kusura bakmayın yapıyorum arada böyle çılgınlıklar). Uç beylik derken şu soruyu sorduğunuzu duyar gibi oldum. Nerde devlet, nerde adalet ( adaleti bilmiyorum da devlet Başkanlığa evet diyo :'^) neyse.. Şelçuklunun sonu gelmiş ki vay haline. Tekfurlar ortalıkta cirit atıyor. Rüşvet mi dersin yolsuzluk mu dersin Ne kadar cenabetlik uğursuzluk varsa hepsi Anadolu'da :'( bide üstüne bir sancak beyi var ki adı Alışar. Garı gız düşkünü pezevenk. Haremindeki karıları mı dersin garip bir sipahinin körpe arvadını mı dersin yakaladı mı affetmiyor... Öpüyor :'). Zaten olayın kırılma noktalarından bi tanesini de bu ya. Osman beyciğim Şeyh Edebali'ye dünür olarak bizim bu sapık Alışar beyi gönderiyor,adam yerine koyup, dostu sanıp.Sapık Alışar durur mu şeyhin baldan tatlı Balkızı kendine istiyor. Neymiş efendim: Bn iki ay önce dşnmüştüm zten asıl Balkız Bnm tmm mı üff. :') kitabın tam olarak bu kısmında halk arasında çokça kullanılan ve meşhur olan bir atasözü geliyor aklınıza ve dudaklarınından 6 kelime dökülüyor: Adam sandık eşşeğaa alnımıza deydi D...neyse seviyemi koruyayım. :') Tabi yalancının, hırsızın, yolsuzun, itin, köpeğan mumu yatsıya kadar yanar... Olaylar olaylar...Kardesm ksura bkma çk fzla spoiler vrdim en iisi ben susiym hdi bb. Devamını heyecanla okuyacağım. :')

Yazarın biyografisi

Adı:
Kemal Tahir
Tam adı:
İsmail Kemalettin Demir
Unvan:
Türk Romancı
Doğum:
İstanbul, 13 Mart 1910
Ölüm:
İstanbul, 21 Nisan 1973
Yaşamı

13 Mart 1910’da İstanbul’da dünyaya geldi. Gerçek adı İsmail Kemalettin Demir'dir. Babası, II. Abdülhamit’in yaverlerinden Yüzbaşı Tahir Bey; annesi, Osmanlı sarayında Abdülhamit’in kızı Naile Sultan’ın hizmetinde bulunan Nuriye Hanım’dır (Saraydaki adı “Hubser” idi). Ailenin en büyük çocuğu idi.

Babasının görevleri nedeniyle ilk öğrenimini imparatorluğun değişik yerlerinde sürdürdü. Ailenin 1923’te İstanbul’a yerleşmesinden sonra eğitimine Galatasaray Lisesi’nde devam etti. Annesinin 1926 yılında veremden ölümü ve babasının ikinci bir evlilik yapması üzerine öğrenimini 10. sınıfta iken bıraktı; önce İstanbul’da avukat kâtipliği, sonra Zonguldak’taki kömür işletmelerinde ambar memurluğu yaptı.

Sol düşünceyi benimsemesi

1932’de İstanbul’a döndü, Vakit, Haber, Son Posta gazetelerinde röportaj yazarı, çevirmen, düzeltmen olarak çalıştı. 1933’de Kenan Şahabettin, İdris Ahmet, Ziya İlhan, Yakup Kadri, Nuri Tahir, Ertuğrul Şevket, Fakih Özden ve Arif Nihat Asya gibi yazar ve şairlerle “Geçit” adlı bir edebiyat dergisi çıkardı. Geçit Dergisi kadrosundan Ertuğrul Şevket (Avaroğlu), Babıali’de tanıştığı Kerim Sadi Türkiye Komünist Partisi üyesi olan komşusu “Sarı” Mustafa Börklüce ve onun aracılığı ile tanıştığı şair Nazım Hikmet gibi sosyalist aydınlarla arkadaşlığı sonucu sosyalist fikirleri benimsedi. 1934-1936 arasında Yedigün ve Karikatür dergilerinde sekreterlik yaptı. Varlık ve Ses dergilerinde takma adlarla şiirler yayımladı, Karagöz gazetesinde başyazarlık, Tan’da yazı işleri müdürlüğü yaptı.

İlk kitapları

İlk kitabı, 1936’da yayımladığı “Namık Kemal için Diyorlar ki” adlı kitapçık oldu. Kitapçık, Namık Kemal hakkında yaptığı yedi soruluk ankete çeşitli şair ve yazarlar tarafından verilen yanıtlardan oluşmaktaydı. Falih Rıfkı Atay, Vâlâ Nureddin, Hüseyin Cahit Yalçın, Peyami Safa, Ercüment Ekrem Talu, Sadettin Nüzhet Ergun, Kerim Sadi Cerrahoğlu, Dr. Fuad Sabit, Nâzım Hikmet, Hüseyin Avni Şanda ve Suat Derviş’in yanıtlarını ve Kemal Tahir’in onlar hakkındaki saptamalarını içeren kitapçık, edebiyat dünyasında geniş yankı buldu. 1937’de ikinci kitabı olan “Bir Çalgıcının Seyahatı” adlı romanı yayınlandı.

İstanbul’un tanınmış gazeteciler arasına giren Kemal Tahir, 1937’de İzmir’de öğretmenlik yapan Fatma İrfan Akersin ile ilk evliliğini yaptı; bu evlilik Kemal Tahir’in 1938’de hapse girmesi nedeniyle devam etmedi ve 1940 yılında boşanma ile sonlandı.

Donanma Davası

Kemal Tahir, bahriyede görevli kardeşi Nuri Tahir, Nâzım Hikmet, Hamdi Alev, Emine Alev, Hikmet Kıvılcımlı, Fatma Nudiye Yalçı, Kerim Korcan, Mehmet Ali Kantan, Seyfi Tekbilek ve Hüseyin Durugün'le beraber “askeri isyana tahrik ve teşvik” suçlaması ile 13 Haziran 1938’de tutuklandı.

Suçlanmasının nedeni astsubay olan kardeşi Nuri Tahir’e Sabahattin Ali’nin bir kitabını vermek idi. “Donanma Davası” veya “Bahriye Olayı” diye adlandırılan bu dava nedeniyle Donanma Komutanlığı Mahkemesi’nde yargılandı, 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Cezaevi yılları

Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya cezaevlerinde 12 yıl hapis yattı. Hapishanedeki yıllarını okuyarak ve “sarı defterine” yazarak gecirdi. Takma isimle mizah öyküleri ve polisiye romanlar kaleme alan yazar, 1954 yılına kadar “Kemal Tahir” adını eserlerinde kullanamadı "Göl İnsanları"’na alacağı iki öyküsünü hapisteyken Cemalettin "Mahir" takma adıyla Tan’da yayımladı.

Hapishane yıllarında Fatma İrfan Hanım’a yazdığı mektuplar “Kemal Tahir'den Fatma İrfan'a Mektuplar” adıyla; Nazım Hikmet’in kendisine yazdığı mektuplar “Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar” adıyla basıldı.

Cezaevinden çıktıktan sonraki yaşamı

Yazar, 1950’de çıkan aftan yararlanıp serbest kaldı. Cezaevinden çıkar çıkmaz ikinci eşi Semiha Sıdıka Hanım ile evlendi. Çiftin evliliği Kemal Tahir’in 1973’teki vefatına kadar sürdü; çocukları olmadı 1950’li yıllarda Körduman, Bedri Eser, Samim Aşkın, F. M. İkinci, Nurettin Demir, Ali Gıcırlı gibi takma isimle kitaplar yayımlamayı sürdüren Kemal Tahir’in Amerikalı yazar Mickey Spillane'den çevirdiği “Mayk Hammer” dizisi büyük ilgi gördü. Orijinal kitapların tamamını çevirdikten sonra "Mayk Hammer'in Yeni Maceraları"'nı yazmaya devam etti; böylece Kemal Tahir’in kaleminden dört yeni Mayk Hammer romanı ortaya çıktı.

6-7 Eylül olayları sırasında bir kez daha tutuklandı, Harbiye Cezaevi’nde 6 ay yattı. 14 ay kadar Aziz Nesin ile birlikte kurdukları Düşün Yayınevi'ni yönetti. Metin Erksan, Halit Refiğ, Atıf Yılmaz ile senaryo çalışmaları yaptı.

Kemal Tahir’in ilk önemli eseri olan 4 bölümlük Göl İnsanları uzun öyküsü Tan gazetesinde tefrika olarak yayınlandı, eser 1955'te kitap olarak basıldı. Bu eserde yıllar sonra ilk defa kendi adını kullandı.

Romancılık dönemi

Göl İnsanları'nı yayımladığı 1955 yılında bir köy romanı olan Sağırdere romanı da yayımlandı. Sağırdere (1955) ve onun devamı olan Körduman’da (1957) Çankırı'nın Yamören köyünden Mustafa’nın serüvenini merkez alarak köylünün sorunlarını, etik değerlerini, köyün ekonomik yapısını, tarih içindeki bağlarından koparmadan sergiledi.

Mütareke dönemi İstanbul’unu konu alan Esir Şehrin İnsanları’ndan (1956) sonra yayımlanmış olan Körduman'ı; eşkiyalık olgusuna eğildiği Rahmet Yolları Kesti (1957), Çorum bölgesi insanlarını anlatan roman üçlemesinin ilk iki kitabı Yediçınar Yaylası (1958) ve Köyün Kamburu (1959) izledi (Üçlemenin son kitabı, 1970'de yayılanan Büyük Mal adlı romandır ).

1960’tan sonra tüm dikkatini Osmanlı tarihi ve toplum yapısına yönelterek, devlet, Doğu-Batı çatışması, Batılılaşma ve mülkiyet gibi sorunları derinden kavramaya uğraştı; araştırmaları sonucu resmî tarih söyleminin karşısında, Osmanlı Devleti'nin kültürel ve siyasî mirasını sahiplenen bir romancı haline geldi.

Kemal Tahir’in kendisiyle, Osmanlı Devleti, Cumhuriyet ve Batılılaşma ile hesaplaşmasının sonucu olarak 1965 yılında Yorgun Savaşçı adlı romanı ortaya çıktı. Resmi tarih söylemine aykırı görüşler içeren bu eser, tarihi çarpıtmakla eleştirildi. 1980 yılında romanın TRT tarafından filme çekilmesi ile yeniden gündeme gelen eleştiriler, 1983’te filmin başbakan Bülent Ulusu’nun emri ile yakılmasına yol açtı.

1965 yılının Nisan ayında Cumhuriyet Gazetesi’nde tefrika edilen Bozkırdaki Çekirdek romanı, Kemal Tahir’in çok tartışılan eserlerinden birisi oldu. Bu eserde Köy Enstitülerinin tepeden inmeci bir yaklaşımla kuruluşunu eleştirerek iktidarla ters düştü.

1967’de en önemli eserlerinden birisi olan Devlet Ana yayımlandı. Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu ele aldığı bu romanda “kerim devlet” kavramını ortaya attı.Batılılaşmayı eleştirdi.Yerli bir sosyalizm oluşturmaya çalışarak Marksistlerin tepkisini çekti.

1968’de Yorgun Savaşçı ile Yunus Nadi Armağanı’nı, Devlet Ana ile Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü kazandı.

Kemal Tahir, 1968'de aldığı davet üzerine SSCB'ye gitti. 1970'de akciğer ameliyatı geçiren Tahir, 21 Nisan 1973’te geçirdiği bir kalp krizi sonucu İstanbul’da yaşamını yitirdi. Cenazesi, Sahrayıcedit Mezarlığı’na defnedildi.

Ölümünden sonra

Yazarın “Namuscular”, “Karılar Koğuşu”, “Esir Şehrin İnsanları”, “Dam Ağası”, “Bir Mülkiyet Kalesi” romanları ölümünden sonra yayımlandı.

Kemal Tahir kitaplarının yayının devam etmesi için ölümünden sonra eşi tarafından "Kemal Tahir Vakfı" kurulmuş; Kadıköy’deki hayatının son yıllarını geçirdiği ev, ziyarete açılmıştır.

Yazarın kitapları Halit Refiğ, Metin Erksan, Atıf Yılmaz gibi yönetmenler tarafından sinemaya aktarılmıştr.

Düşünceleri

Düşüncelerindeki çıkış noktası Marksizm ile Türkiye gerçeği arasındaki bağlantı sorunuydu. Siyasi eylemlere de katılmış bir yazar olarak, Türkiye'de kendi algıladığı siyasal, sosyal, kültürel yapı ile Marksizmin sunduğu çözüm arasında bir çelişki görüyordu. Türk toplum yaşamına uymadığına inandığı batılılaşmaya ilişkin yargısı da Marksizmi yetersiz bulmasına bağlıydı. Çünkü Marksizm, "Türkiye'de 2. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin siyasal ve kültürel uygulamalarını bir ticaret burjuvazisi devriminin sonucu" olarak değerlendiriyordu. Kemal Tahir ise böyle bir sınıfın varlığından kuşkuluydu. Böylece hem Marksizmin, hem de batılılaşmanın ürünü olan cumhuriyet dönemi resmi tarih görüşünün aşılması düşüncelerinin temel noktası oldu.

Marx ve Engels'in doğu toplumlarıyla ilgili görüşlerini araştırdı. Cumhuriyet dönemi resmi ideolojilerinin dışında kalan Ömer Lütfi Barkan, Mustafa Akdağ, Halil İnalcık, Niyazi Berkes, Şerif Mardin gibi bilim adamlarının eserlerininden vardığı sonuca göre, Osmanlı-Türk toplumu, Marksizmin toplumların sosyo-ekonomik süreçte birbirini izleyen zorunlu aşamalar olarak gördüğü ilkel topluluk / kölecilik / feodalite / kapitalizm sürecinde yer almaz. Kendi kültürel ve sosyal yapısından kaynaklanan çok daha özel bir gelişme süreci, dinamikleri ile yapısal farklılıkları vardır. Bu nedenle batılılaşma, gerekli altyapısı olmayan bir topluma, soyut ve biçimsel bir üstyapı getirme çabasından başka bir şey değildir. Köklü bir ekonomik ve toplumsal devrim yapılmadan başlatılan tepeden inme uygulamalar taklitçiliktir.

Bu ana fikir çerçevesinde eserlerinde Osmanlı toplumunun kölecilik ve feodalizmden çok farklı ve insancıl bir temel üzerine kurulduğunu anlatmayı amaçladı. Romanlarında da "Türk insanı ve Türkiye özeli" olgusunu ortaya çıkarmaya çalışmadı.

Roman tamamen içinden çıktığı toplumun yapılanmasına bağımlıdır. Romanı diyalektik bir tür olarak anlamak ve insan muhayyilesine katkısını kavramak, romanın dünyayı belirlemek için sarfettiği çabaların biçimsel gerçekçilik tekniklerinin kullanımına bağlı olduğunu da anlamaktır. Don Kişot' un şövalye romanlarının kahramanlarına benzeme teşebbüsünün gülünçlüğü sadece model imkânsızlığı ışığı altında kavranabilir. Tam bu noktada Kemal Tahir'in önemi belirir. Zira Türk romanında bu meselenin taşını kaldıran ilk romancıdır. Romanları, Osmanlı Devleti'nin XIV. yüzyılda kuruluşundan XX. yüzyıla kadar Türk toplumunda bir Osmanlı sürekliliği arayışıdır.

Toplumsal gerçekçi çizgide sürdürdüğü yazarlık yaşamında eserlerinde yalın bir dil kullandı. Bilhassa Orta Anadolu Türkçesini dilinin odak noktasına koydu. Diyaloglarla zenginleştirdi, karizmatik karakterler yarattı.


Roman

Esir Şehrin İnsanları (1956) -1
Esir Şehrin Mahpusu (1962) -2
Yol Ayrımı (1971)-3

Yediçınar Yaylası (1958) -1
Köyün kamburu (1959) -2
Büyük Mal (1970) -3

Hür Şehrin İnsanları (1974)

Sağırdere (1955) - 1
Körduman (1957) -2

Rahmet Yolları Kesti (1957)

Kelleci Memet (1962)

Yorgun Savaşçı (1965)
Bozkırdaki Çekirdek (1967)
Devlet Ana (1967)
Kurt Kanunu (1969)
Namusçular (1974)
Karılar Koğuşu (1974)
Damağası (1977)

Hikaye
Göl İnsanları (1955)

Senaryo
Haremde Dört Kadın (1965, Halit Refiğ ile birlikte)

Mektup
Kemal Tahir'e Mapusaneden Mektuplar (Nazım Hikmet'le yazışmaları)

Yazar istatistikleri

  • 1.582 okur beğendi.
  • 12.709 okur okudu.
  • 453 okur okuyor.
  • 8.489 okur okuyacak.
  • 325 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları