Kemal Varol

Kemal Varol

Yazar
8.4/10
515 Kişi
·
1.576
Okunma
·
163
Beğeni
·
8233
Gösterim
Adı:
Kemal Varol
Unvan:
Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 1977
1977 Diyarbakır Ergani doğumlu Ortaokul ve Liseyi Ergani, torbalı ve Diyarbakır'da okudu. Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu. Radikal Kitap, Özgür Gündem, Kitap Zamanı, Milliyet Sanat, Varlık, Mesele gibi çeşitli dergi ve gazetelerde şiir, roman ve müzik üzerine eleştiri yazıları yazdı. İlk şiir kitabı Yas Yüzükleri, 2001 yılında Avesta Yayınları tarafından yayımlandı. Bu kitabı, 2005 yılında Yom Yayınları tarafından yayınlanan Kin Divanı takip etti. Temmuzun On Sekizi, Kemal Varol'un üçüncü şiir kitabıdır.
Herkes bir yerlere gidiyor durmadan. Herkes hareket halinde. Kimse olduğu yerde kalmıyor. (...) Elli yıldır sefer halindeyim güya, bir adım bile gitmedim kendimden uzağa.
“Ölüm demek böyle bir şeymiş galiba, diye düşündü.
Evdeki seslerin bir anda kesilmesi, kapıların kapanması, askıda baba ceketinin bir daha giyilmemesi, gece yarıları duyulan öksürük seslerinin kesilmesi demekmiş, diye geçirdi içinden.”
Sanki bütün ömrünce doğruya ulaşmak için çırpınıp durmuş, tam doğruyu buldu sanırken bu sefer de doğru değişmişti.
Delirmek istedim en çok. Delirip dünyayla tüm bağımı koparmak, örneğin bir ağacın eğri büğrü dalını, kaldırımda bir taşı veya yere dökülen suyun toprakta yavaş yavaş ilerleyişini dert edinmek istedim.
Deliremedim.
Buralar Zaza toprağıdır. Zazalar bizim gibi değildir, onlar doğanın kıymetini herkesten daha fazla bilir. Bak buranın meşelerine, çınar gibi âdeta!
Yoktun!
Hiç olmadın belki de.
Dönüyorum artık.
Vazgeçtim bu oyundan.
Halim yok yeniden yollara düşmeye.
Bir ömrü rüya etmeye takatim yok.
(...)
Kalbini unutan insan, neyi unutmaz ki!
Ayrılınca ne çok şey öğreniyor insan Heves Ali.
Bir teki bile işine yaramasa da, ne çok bilgi gelip toplanıyor insanda.
Ayrılığın ve ölümün bilgisi birbirine ne çok benziyor?
227 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bazı kitaplar daha ilk sayfasından yakalar sizi ve bir daha bırakmaz. Kendinizden bir şeyler bulduysanız içinde, tanıdık acılara yahut sevinçlere şahit olduysanız bir anda kitabın içinde buluverirsiniz kendinizi.

Ucunda Ölüm Var... Eğer küçük yaşta tanıştıysanız ölümle, sevdiklerinizi kaybetmenin acısını tattıysanız bir kere daha ilk sayfadan itibaren boğazınızdaki bir yumruyla okumaya başlıyorsunuz kitabı. Ağıtçı Kadın'ın peşi sıra takılıp şehir şehir geziyor, hem onun hikayesine hem de ölülerin hikayelerine tanıklık ediyorsunuz. Ben kitap boyunca Ağıtçı Kadın'ın yol arkadaşı oldum. O, aslanağızlı asasını yerlere vura vura gezerken ben sessizce ardından yürüdüm. Neler gördüm, neler dinledim.

Tesadüf bu ya Ağıtçı Kadın memleketimden çıktı yola. :)
Ahmet Kutsi Tecer'in:
"Orda bir köy var, uzakta,
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür." dediği misal... Gitmesem de görmesem de Malatya'da başlaması hikayenin mutluluk verdi. :)

Malatya'dan bindiğimiz trenden Konya'nın ayazına indik. Camilerini, bedestenini, cumbalı evlerini, taş sokaklarını dolandık. Yetmedi zamanın ağır işlediği Bursa'ya gittik. Sokaklarını gezdik bir bir, tarihe tanıklık ettik, Ermenilere misafir olduk. Ne olduğunu bile anlamadan kendimizi bir anda İstanbul'da şehit komutanın ağıdını yakarken bulduk. Ailesiyle beraber bizim de ciğerimiz dağlandı... Yol çağırdı, bekletmedik. Erzurum'un soğuğuna açtık gözümüzü. İklimini, insanını öğrendik. Tam dönelim memleketimize derken o da ne? Kemal Varol bir sürpriz yapıp Jar romanındaki hayali kasabası Arkanya'ya çıkardı yolumuzu. Diyarbakır'ın hayali Arkanya kasabasında Kürt kardeşlerimizin hikayesini dinledik. Bir de üstüne Jar kitabındaki kahramanlardan bir satırcık da olsa haber aldık. Gezdik, dinledik, ağladık, ağlattık... Her yolcu sonunda evine dönmeli, her hikaye başladığı yerde bitmeli diye Malatya'mıza döndük. Dünya gözüyle bir kez daha gezdik sokaklarını, tattık lezzetli yemeklerini ve yorgunluğumuzu atmak için sonunda girdik evimizden içeri.

Kemal Varol Jar'da olduğu gibi merak unsurunu çok iyi kullanmış. Kitap bitene dek merak da yol arkadaşınız oluyor. Dili yine kendine hayran bıraktı. İnsanın duygu dünyası ancak bu kadar anlatılır. Hangi cümlenin altını çizeceğini şaşırıyor insan, kalem elinizden düşmüyor. Son dönem yazarları içinde dili kullanma gücüyle beni en fazla etkileyen yazar diyebilirim şuan için. Tavsiye edilesi bir kitap. ;)
Keyifli okumalar...
227 syf.
·4 günde
Daha kitabın ilk sayfalarından itibaren çok uzun, hüzünlü ve bir o kadar da acı dolu bir yolculuğa çıkacağınızı hissediyorsunuz.

Sonra kitapta “Dünya, bir köşeye çekilip gözyaşları görülmesin diye gizlice ağlayan bir baba gibi ağırlaşmaya başlamıştı.” ve
“Baba dediğin tamamlanmamış bir kelimedir zaten.“ gibi cümlelerle karşılaşırsın o an boğazın düğüm düğüm olur, yutkunamaz olursun.

Kitap bittikten sonra yaptığım ilk şey gidip musluğu açıp soğuk suyla yüzümü yıkamam oldu, soğuk su biraz da olsa beni kendime getirebilmişti.

Kemal Varol yaşadığımız coğrafyayı çok güzel bir şekilde yansıtmayı başarmış.
Ve Kürt bir yazarın ortaya çıkıp Türkçe’yi bu denli güzel ve özel bir şekilde kullanmasını da takdir ediyorum.
Kemal Varol, Türk Edebiyatında eksik kalan çoğu yeri doldurmuş bu kitapta...
Böyle değerlere sahip çıkmamız lazım.
Kemal Varol’u okuyalım, okutalım.
227 syf.
·3 günde·8/10
"Bir insan çok şerefli olabilir ama cenazesine kimin geldiği hava durumuna bağlıdır! (Rud Lurie)"

Bugüne dek hiç ağıtçı bir kadınla tanıştınız mı sevgili okuyucu? Tanışmadığınızı duyar gibiyim. O halde kulak verin buraya. :)

Kemal Varol bizi pek de alışık olmadığımız tarzda ağıtçı bir kadınla buluşturuyor eserinde. Zamanında sevdiği insan ellerinin arasından kayıp gitmiş, dünyanın yükünü tek başına omuzlayan, nerede bir cenaze olsa içli ağıtlarıyla eşlik etmesi için çağırılan, her ölünün kıyafetlerinden üzerinde bir parça bulunan giyimiyle dikkat çeken bir kadın... İşte eser bu ağıtçı kadının günün birinde bir rüya görüp sevdiği insana ulaşabilmek adına birtakım izlerin peşine düşerek şehirden şehire sürüklenen yaşamını su gibi bir anlatımla okuyucuya sunuyor.

Bir gün Konya'da alıyor soluğu ağıtçı kadın, diğer gün Erzurum'da, bir başka gün İstanbul'da. Yıllardır çektiği hasreti dindirmeye çalışan ve sevdiğinin hayatta dahi olup olmadığından emin olamayan bir insanın ruhunda biriken yorgunluğa eşlik ettiğinizi hissediyorsunuz kitabı okurken. Her ne kadar bu tarz unsurlarıyla bir aşk kitabı izlenimi verse de eser, aslında her şeyiyle hazin bir yaşamın anatomisine şahit oluyoruz. Ağıtçı kadın Leylası'nı arayan Mecnun misali yollara düştüğünde hiç tanımadığı insanların hikâyelerine ortak ediyor bizi. Bu yönüyle eser okuyucunun merakını devamlı canlı tutuyor.

Matruşka misali her bölümde yeni insanların yaşamlarını okuyoruz. En önemlisi de ağıtçı kadının bizi tanıştırdığı kimi Ermeni, kimi Kürt, kimi Türk olan bu insanların her biri aslında birer fikir aşılıyor okuyucuya.

Aslına bakılırsa eser hakkında daha pek çok şey söylemek istiyorum fakat spoiler vermekten endişe ettiğim için bu zevki bizzat kitabı okuyarak tadın istiyorum. İlk kez okunan bir yazar gerek konusuyla gerek tarzıyla bir okuyucuyu herhalde bu kadar tatmin edebilirdi. Bölümlere ayrılan kitapta, her bölümün başında bölümle alakalı olarak birbirinden farklı isimlerden alıntılara yer verilmiş. Anlayacağınız bu kitabı okurken sıkılmak gibi bir kavram söz konusu bile değil. Kemal Varol'la bir an önce tanışın diyerek bir alıntı bırakıyorum. :)

"Ölüm böyle bir şeymiş galiba, diye düşündü. Evdeki seslerin bir anda kesilmesi, kapıların kapanması, askıdaki baba ceketinin bir daha giyilmemesi, gece yarıları duyulan öksürük seslerinin kesilmesi demekmiş diye geçirdi içinden."
230 syf.
·5 günde·4/10
Kemal Varol'un daha önce bir kaç şiirine denk gelmiş sevmiş idim... Haw ilk okuduğum romanı ve haliyle kitabı.
Daha da okumam zaten... Ama okuyabilirim de bilmiyorum.
Kitap benim beklentimin tam tersi istikametteydi. Açık konuşmak gerekirse bir köpeğin gözünden fabl türü okuyacağımı sanmıştım. Hayvanlar çerçevesinde kurulan hikaye ve romanları çok severim. Kitapta sevdiğim özelliklerden bahsetmek istiyorum. Okurken sıkılmadım, hikaye beni içine çekti. Kitap içindeki imgelemeler mükemmeldi Ordaymış gibi hissttirdi. Anlatım- dil, üslupta çok güzeldi. Öykü de farklı ve kendine özgüydü.
Özellikle köpeklerin gündelik yaşamda karşılaştığı zorluklar, aç susuz kalmaları ve barınak koşullarının eleştirildiği sayfalara bayıldım. Hatta ilk 20 sayfaya kadar okuduğumda, en favori kitaplarımdan biri olacağını düşünmüş, 10 puan vermeyi bile düşünmüştüm.

Buraya kadar sorun yok hatta mükemmel.
Devlet her türlü eleştirilebilir, askeri politikalar eleştirilir, insanlar rahatlıkla düşüncelerini haykırabilir. Haykırmalıdır da...
Kitabı okuduktan sonra ufak bir araştırma yaptım hakkında. Türk-Kürt sorununu ele alıyormuş efendim, ardından suya sabuna dokunmadan objektif bir şekilde bu sorunları ele almış mış yazar.
Türk- Kürt sorunu yok terör sorunu var... Bu terör de Kürt sorunu diye kürtlerin üzerine yıkılamaz. ! Ayrıca terör örgütleriyle savaşılmaz, mücadele edilir!...
Devletin tüm kurumlarıyla seri katil, gözü dönmüş canavar, kan emici olarak lanse edildiği,...
Ana karakter Mikasa'nınki (kendisi köpek) terör örgütü bayrağı önünde saygı duruşunda bulunduğu ve hislendiği...
bayraklarda resmi olan gülen, post bıyıklı güneyli başkanın (anladığınız kişi) kaçmasına yardım eden melsanın kahraman ilan edildiği...
Askerlerin avam, ahmak, pinekleyen,esrarkeş, korkak, sapık, hantal, gözü dönmüş canavar olarak betimlendiği...
Çok tarafsız ve ''objektif'' bir kitap valla.
Tüm askerler nedense ha bire bu zavallı köpeciğin yüzüne tüküüyor, dövüyor, sövüyor, esrara alıştırıyor.
Mikasa sevdiği dişi köpek melsa ya kavuşacakken, üst rütbeli bir asker olan turkuaz. ( Acaba neden adı turkuaz) tarafından bunlar ayrıyor. Mikasa köpek eğitim merkezine götürülüyor.. Eziyet görüyor, itiliyor kakılıyor. Aradan vakit geçince, işte turkuaz (insan bu) Mikasaya, Melsa ya tecavüz ettiğini falan söylüyor. Gülüyor, filan. Mikasanın gözünün önüne Melsa'nın ağlayan hali geliyo ben onun oldum falan diye iğrenç iğrenç bi kurgu. ( melsa dişi bir köpek- turkuaz asker). Okumaya bile tahammül edemediğim insan -hayvan-zoofili vakası. Ve bunu yapan asker.
Tuzakladıkları mayını patlatmaya kıyamayan, barış güvercini gerillalar.

Aklı fikri, çarşı iznine gidip, gördüğü ilk geneleve girmek olan, pinekleyen askerler.
İtibarsızlaştırmalar...

Ha bire 3 renge vurgu, o renkli fularlar görünce içlenmeler filan.
Ve sözde bunların hepsi kurgu yersen...

tatlış, insancıl, hayvan hakları, insan hakları ve binimum toplumsal sorunlara duyarlı güneyli, gerillalar...
Gözü çıkacası, kan emici canavar kuzeyliler....
Ve bunların hepsi kurgu... Yersen...

Aba altından Atatürk'e laf sokmalar...

Şehit olan askerin '' al renkli bayrağa'' sarılı naaşına fesatlanmalar, gerillaların cesedi kurda kuşa yem oluyor diye ağlanmalar...
Tam da bir neyi istersen onu anlarsın, ben onu öyle demedim aslında böyle dedim diye çarpıtılacak cümleler var. .



Dediğim gibi hükümete, devlete, askere hatta yeri geldiğinde öğretmenine, annene babana başkaldırabilirsin, eleştirirsin de Her şeyin bir adabı ve haddi var. Sanat yapıyoruz biz burda diye itibarsızlaştırma çalışmaları yapılmış ve yersen bunların hepsi kurgu.... Hep kurgu, hep sanat...
Dilinde Allahu ekber nidası, ellerinde silahlarla zavallı, evine ekmek götürmek için uğraşan insanları kurşunlayan sarkık bıyıklılar.
Beyaz toros ...
Zevk için, masum insanları sokakta yakalayan, çukurlara doldurup yakan özel kuvvetler.
Kendi kendini vuran, askerlerin intikamını zavallı gerillalardan alan diğer beceriksiz askerler.
özellikle kitabın sonunda özgürlüğün dağlarda olduğuna dair bir his beliriveriyor insanın içinde.
Hayal kırıklığımı anlatamam....

Kitap sayesinde '' Bağrı açılmamış küfürler'' de öğrenmiş oldum. Çok güzel ve özgün küfürler vardı ve bunların hepsi kurgu, hepsi sanat....
245 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Dergilerdeki yazılarını okuyor, dilini çok beğeniyor olmama rağmen Kemal Varol'un daha önce kitabını okumamıştım. Jar, bu anlamda tanışma kitabım oldu ve okumakta neden bu kadar geç kaldım diye söylenip durdum her sayfasında. Zaman içinde mutlaka diğer kitaplarını da okumam gerektiğini düşündürdü bana.

Kitapta 1980 darbesinden üç yıl sonra Arkanya adlı bir kasaba anlatılıyor. Kasabaya kimsenin tanımadığı iki yaşlı adam geliyor. Birbiriyle ya da başkalarıyla hiç konuşmayan bu yaşlı adamlar karşılıklı meyhanelerde sabahtan akşama kadar oturup birbirlerine öfkeyle bakıyorlar. Çevredekiler onların derdinin ne olduğunu anlamaya çalışırken iki adamla beraber onların da hayatları kitaba konu ediliyor.

Kemal Varol'un hayali kasabası Arkanya'da geçen olayların konu edildiği bu kitapta benim için en ilgi çekici yan hiç bayan karakterin olmamasıydı. Tamamen erkek karakterler üzerinden anlatılan olaylarda dönemin siyasi havasına dair ufak ayrıntıları, yaşananların insanlar üzerinde bıraktığı etkileri de okuyorsunuz.

Dil bakımından kesinlikle çok güzel bir kitaptı. Özellikle kadınların saçları üzerinden yaptığı tespitlere bayıldım. Ayrıca kitap boyunca merak unsurunu gerçekten güzel kullanmış yazar. İki yaşlı adamın derdini ha öğrendim ha öğreneceğim derken sayfaların nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Beni tatmin etmeyen tek yanı sonu oldu, o da sanırım pek hayal ettiğim gibi bitmediği için.

Kesinlikle okunmasını tavsiye edeceğim bir kitap. Keyifli okumalar...
169 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Yazar Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl yazarın vefat yıl dönümünde bir öykücüye verilen Sait Faik Hikâye Armağanı’nın 64.’sünün sahibi “Sahiden Hikâye” adlı öykü kitabıyla Kemal Varol olmuş. Kitabın güzelliği, hikâyenin gerçekçiliği, Kemal abinin insanlığı ve candanlığı ile sonuna kadar hak edilmiş bir ödül olduğunu düşünüyorum. Sen hep yaz biz de hep okuyalım be Kemal abi !

Ayrıca kitabı memleketi Diyarbakır'dan alıp şansıma İstanbul'da imzalatmıştım. İmzalarken; 'Ben bu kitabı yazarken çok ağladım, dilerim sen ağlamazsın' demişti. Bir coğrafyanın hikâyesi ancak bu kadar güzel anlatılırdı diye düşünüyorum.

Ve o yüzden herkese şimdiden iyi okumalar diliyorum.
227 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Âşıklar Bayramı, baba-oğul hesaplaşmasına dair bir roman. Yazarın da dediği gibi "Her oğul gibi, ne kadar direnirsem direneyim daha en başından babama karşı yeniktim" hissinin hep orada durduğu bir hesaplaşma. Kırgınlığın, kızgınlığın, yarım kalan bir aşkın hüzünlü anlatımı, acılı bir yol hikayesi. Diyarbakır'dan Kars'a yolculuk ederken içten betimlemelerle geçilen güzergâhlar gözünüzün önünde canlanıyor. Yazar samimi bir üsluba sahip, dildeki sadelik okuyucuyu hikayenin içine çekiyor. 2 puan kırdım çünkü ucu açık bırakılan çok şey oldu, merak içinde kaldım.Sıcacık, hüzünlü, samimi bir roman okumak isteyen herkese tavsiye ederim.
287 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Jar yani Kürtçe anlamıyla zehir. Peki var mısınız bu zehrin ne olduğunu beraber öğrenmeye. O halde buyrun. Yıl 1983 yani 80 darbesinden hemen sonraki yıllar. Kemal Varol bizi, kitaplarında en çok kullandığı bölgeye götürüyor yani Arkanya'ya. Belki hayali belki de yazarın kendince isimlendirdiği bir yer olan Arkanya'ya bir gün iki yaşlı adam gelir ve kendilerini gibi küs olan iki kardeşin karşılıklı meyhanelerine kurulurlar, öldüresiye kin dolu bakışlarla. Peki ama neydi bu iki yaşlı adamın birbirine olan kinini ortaya çıkaran sebep. Aynı kadını seven çırak usta mı, mirası paylaşamayan abi kardeş mi, aralarında büyük bir sır olan baba oğul mu yoksa aynı hayvanın sevgisiyle yaralanmış olan iki yabancı mı, ya da hepsi beraber dönemin koşullarında bir yere çıkamayan kasabalının uydurduğu bir hikaye mi... Bilinmez, bilinmekte istemez. Tek bilinen var oda hikayenin kaynağı olan zehir yani Jar. Bitirdiğiniz de, sahi bunların derdi neydi diyip etkisini üzerinizden uzun zaman atamayacağınız, nefret duygusunun insan üzerindeki etkisini ve bunun ne derece korkunç bir boyuta varacağını gösteren eşsiz bir eser. Mutlaka okunacaklar arasına ekleyin ;)
.
.
"Zaten zaman denilen şey bir masalın farklı biçimlerde tekrar etmesinden başka neymiş ki. İki insan bir masalın iki ucundan tutup zamanı çekiştirirmiş boyuna. Kendilerinde kalan parçaya da hatıra dermiş. (Sayfa:90)"
169 syf.
·8/10
Hayalî bir kent olan, fakat memleketin esmer çocuklarının yaşadığını bildiğimiz Arkanya’da geçiyor öyküler. Her biri ayrı ayrı okumalara açık, fakat aralarında tematik bir bağ olan, aynı atmosferin kucakladığı hikâyeler var kitapta. Bazı öykülerin edebi gücü, kitabın seviyesinin altında kalsa da genel olarak beğendiğim bir eser oldu. Kemal Varol yazsın, biz okuyalım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kemal Varol
Unvan:
Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 1977
1977 Diyarbakır Ergani doğumlu Ortaokul ve Liseyi Ergani, torbalı ve Diyarbakır'da okudu. Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu. Radikal Kitap, Özgür Gündem, Kitap Zamanı, Milliyet Sanat, Varlık, Mesele gibi çeşitli dergi ve gazetelerde şiir, roman ve müzik üzerine eleştiri yazıları yazdı. İlk şiir kitabı Yas Yüzükleri, 2001 yılında Avesta Yayınları tarafından yayımlandı. Bu kitabı, 2005 yılında Yom Yayınları tarafından yayınlanan Kin Divanı takip etti. Temmuzun On Sekizi, Kemal Varol'un üçüncü şiir kitabıdır.

Yazar istatistikleri

  • 163 okur beğendi.
  • 1.576 okur okudu.
  • 34 okur okuyor.
  • 750 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları