Kemal Varol

Kemal Varol

Yazar
8.3/10
152 Kişi
·
383
Okunma
·
56
Beğeni
·
4.268
Gösterim
Adı:
Kemal Varol
Unvan:
Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 1977
1977 Diyarbakır Ergani doğumlu Ortaokul ve Liseyi Ergani, torbalı ve Diyarbakır'da okudu. Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu. Radikal Kitap, Özgür Gündem, Kitap Zamanı, Milliyet Sanat, Varlık, Mesele gibi çeşitli dergi ve gazetelerde şiir, roman ve müzik üzerine eleştiri yazıları yazdı. İlk şiir kitabı Yas Yüzükleri, 2001 yılında Avesta Yayınları tarafından yayımlandı. Bu kitabı, 2005 yılında Yom Yayınları tarafından yayınlanan Kin Divanı takip etti. Temmuzun On Sekizi, Kemal Varol'un üçüncü şiir kitabıdır.
Delirmek istedim en çok. Delirip dünyayla tüm bağımı koparmak, örneğin bir ağacın eğri büğrü dalını, kaldırımda bir taşı veya yere dökülen suyun toprakta yavaş yavaş ilerleyişini dert edinmek istedim.
Deliremedim.
Sanki bütün ömrünce doğruya ulaşmak için çırpınıp durmuş, tam doğruyu buldu sanırken bu sefer de doğru değişmişti.
“O gözyaşları ne peki ?” diye sormuş Adıgüzel.
“Hatıralarım,”demiş dedem, “onlar benim hatıralarım.Çünkü ağlarken,gözyaşı değil,aslında hatıra döker herkes!”
Kemal Varol
Sayfa 116 - İletişim
Derdi olana yolun meşakkati, yılların gövdede açtığı yaralar, saatlerin birbirini kovalayan telaşı sorulmazdı.
"Bir insan çok şerefli olabilir ama cenazesine kimin geldiği hava durumuna bağlıdır! (Rud Lurie)"

Bugüne dek hiç ağıtçı bir kadınla tanıştınız mı sevgili okuyucu? Tanışmadığınızı duyar gibiyim. O halde kulak verin buraya. :)

Kemal Varol bizi pek de alışık olmadığımız tarzda ağıtçı bir kadınla buluşturuyor eserinde. Zamanında sevdiği insan ellerinin arasından kayıp gitmiş, dünyanın yükünü tek başına omuzlayan, nerede bir cenaze olsa içli ağıtlarıyla eşlik etmesi için çağırılan, her ölünün kıyafetlerinden üzerinde bir parça bulunan giyimiyle dikkat çeken bir kadın... İşte eser bu ağıtçı kadının günün birinde bir rüya görüp sevdiği insana ulaşabilmek adına birtakım izlerin peşine düşerek şehirden şehire sürüklenen yaşamını su gibi bir anlatımla okuyucuya sunuyor.

Bir gün Konya'da alıyor soluğu ağıtçı kadın, diğer gün Erzurum'da, bir başka gün İstanbul'da. Yıllardır çektiği hasreti dindirmeye çalışan ve sevdiğinin hayatta dahi olup olmadığından emin olamayan bir insanın ruhunda biriken yorgunluğa eşlik ettiğinizi hissediyorsunuz kitabı okurken. Her ne kadar bu tarz unsurlarıyla bir aşk kitabı izlenimi verse de eser, aslında her şeyiyle hazin bir yaşamın anatomisine şahit oluyoruz. Ağıtçı kadın Leylası'nı arayan Mecnun misali yollara düştüğünde hiç tanımadığı insanların hikâyelerine ortak ediyor bizi. Bu yönüyle eser okuyucunun merakını devamlı canlı tutuyor.

Matruşka misali her bölümde yeni insanların yaşamlarını okuyoruz. En önemlisi de ağıtçı kadının bizi tanıştırdığı kimi Ermeni, kimi Kürt, kimi Türk olan bu insanların her biri aslında birer fikir aşılıyor okuyucuya.

Aslına bakılırsa eser hakkında daha pek çok şey söylemek istiyorum fakat spoiler vermekten endişe ettiğim için bu zevki bizzat kitabı okuyarak tadın istiyorum. İlk kez okunan bir yazar gerek konusuyla gerek tarzıyla bir okuyucuyu herhalde bu kadar tatmin edebilirdi. Bölümlere ayrılan kitapta, her bölümün başında bölümle alakalı olarak birbirinden farklı isimlerden alıntılara yer verilmiş. Anlayacağınız bu kitabı okurken sıkılmak gibi bir kavram söz konusu bile değil. Kemal Varol'la bir an önce tanışın diyerek bir alıntı bırakıyorum. :)

"Ölüm böyle bir şeymiş galiba, diye düşündü. Evdeki seslerin bir anda kesilmesi, kapıların kapanması, askıdaki baba ceketinin bir daha giyilmemesi, gece yarıları duyulan öksürük seslerinin kesilmesi demekmiş diye geçirdi içinden."
Kemal Varol'un daha önce bir kaç şiirine denk gelmiş sevmiş idim... Haw ilk okuduğum romanı ve haliyle kitabı.
Daha da okumam zaten... Ama okuyabilirim de bilmiyorum.
Kitap benim beklentimin tam tersi istikametteydi. Açık konuşmak gerekirse bir köpeğin gözünden fabl türü okuyacağımı sanmıştım. Hayvanlar çerçevesinde kurulan hikaye ve romanları çok severim. Kitapta sevdiğim özelliklerden bahsetmek istiyorum. Okurken sıkılmadım, hikaye beni içine çekti. Kitap içindeki imgelemeler mükemmeldi Ordaymış gibi hissttirdi. Anlatım- dil, üslupta çok güzeldi. Öykü de farklı ve kendine özgüydü.
Özellikle köpeklerin gündelik yaşamda karşılaştığı zorluklar, aç susuz kalmaları ve barınak koşullarının eleştirildiği sayfalara bayıldım. Hatta ilk 20 sayfaya kadar okuduğumda, en favori kitaplarımdan biri olacağını düşünmüş, 10 puan vermeyi bile düşünmüştüm.

Buraya kadar sorun yok hatta mükemmel.
Devlet her türlü eleştirilebilir, askeri politikalar eleştirilir, insanlar rahatlıkla düşüncelerini haykırabilir. Haykırmalıdır da...
Kitabı okuduktan sonra ufak bir araştırma yaptım hakkında. Türk-Kürt sorununu ele alıyormuş efendim, ardından suya sabuna dokunmadan objektif bir şekilde bu sorunları ele almış mış yazar.
Türk- Kürt sorunu yok terör sorunu var... Bu terör de Kürt sorunu diye kürtlerin üzerine yıkılamaz. ! Ayrıca terör örgütleriyle savaşılmaz, mücadele edilir!...
Devletin tüm kurumlarıyla seri katil, gözü dönmüş canavar, kan emici olarak lanse edildiği,...
Ana karakter Mikasa'nınki (kendisi köpek) terör örgütü bayrağı önünde saygı duruşunda bulunduğu ve hislendiği...
bayraklarda resmi olan gülen, post bıyıklı güneyli başkanın (anladığınız kişi) kaçmasına yardım eden melsanın kahraman ilan edildiği...
Askerlerin avam, ahmak, pinekleyen,esrarkeş, korkak, sapık, hantal, gözü dönmüş canavar olarak betimlendiği...
Çok tarafsız ve ''objektif'' bir kitap valla.
Tüm askerler nedense ha bire bu zavallı köpeciğin yüzüne tüküüyor, dövüyor, sövüyor, esrara alıştırıyor.
Mikasa sevdiği dişi köpek melsa ya kavuşacakken, üst rütbeli bir asker olan turkuaz. ( Acaba neden adı turkuaz) tarafından bunlar ayrıyor. Mikasa köpek eğitim merkezine götürülüyor.. Eziyet görüyor, itiliyor kakılıyor. Aradan vakit geçince, işte turkuaz (insan bu) Mikasaya, Melsa ya tecavüz ettiğini falan söylüyor. Gülüyor, filan. Mikasanın gözünün önüne Melsa'nın ağlayan hali geliyo ben onun oldum falan diye iğrenç iğrenç bi kurgu. ( melsa dişi bir köpek- turkuaz asker). Okumaya bile tahammül edemediğim insan -hayvan-zoofili vakası. Ve bunu yapan asker.
Tuzakladıkları mayını patlatmaya kıyamayan, barış güvercini gerillalar.

Aklı fikri, çarşı iznine gidip, gördüğü ilk geneleve girmek olan, pinekleyen askerler.
İtibarsızlaştırmalar...

Ha bire 3 renge vurgu, o renkli fularlar görünce içlenmeler filan.
Ve sözde bunların hepsi kurgu yersen...

tatlış, insancıl, hayvan hakları, insan hakları ve binimum toplumsal sorunlara duyarlı güneyli, gerillalar...
Gözü çıkacası, kan emici canavar kuzeyliler....
Ve bunların hepsi kurgu... Yersen...

Aba altından Atatürk'e laf sokmalar...

Şehit olan askerin '' al renkli bayrağa'' sarılı naaşına fesatlanmalar, gerillaların cesedi kurda kuşa yem oluyor diye ağlanmalar...
Tam da bir neyi istersen onu anlarsın, ben onu öyle demedim aslında böyle dedim diye çarpıtılacak cümleler var. .



Dediğim gibi hükümete, devlete, askere hatta yeri geldiğinde öğretmenine, annene babana başkaldırabilirsin, eleştirirsin de Her şeyin bir adabı ve haddi var. Sanat yapıyoruz biz burda diye itibarsızlaştırma çalışmaları yapılmış ve yersen bunların hepsi kurgu.... Hep kurgu, hep sanat...
Dilinde Allahu ekber nidası, ellerinde silahlarla zavallı, evine ekmek götürmek için uğraşan insanları kurşunlayan sarkık bıyıklılar.
Beyaz toros ...
Zevk için, masum insanları sokakta yakalayan, çukurlara doldurup yakan özel kuvvetler.
Kendi kendini vuran, askerlerin intikamını zavallı gerillalardan alan diğer beceriksiz askerler.
özellikle kitabın sonunda özgürlüğün dağlarda olduğuna dair bir his beliriveriyor insanın içinde.
Hayal kırıklığımı anlatamam....

Kitap sayesinde '' Bağrı açılmamış küfürler'' de öğrenmiş oldum. Çok güzel ve özgün küfürler vardı ve bunların hepsi kurgu, hepsi sanat....
Yazar Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl yazarın vefat yıl dönümünde bir öykücüye verilen Sait Faik Hikâye Armağanı’nın 64.’sünün sahibi “Sahiden Hikâye” adlı öykü kitabıyla Kemal Varol olmuş. Kitabın güzelliği, hikâyenin gerçekçiliği, Kemal abinin insanlığı ve candanlığı ile sonuna kadar hak edilmiş bir ödül olduğunu düşünüyorum. Sen hep yaz biz de hep okuyalım be Kemal abi !

Ayrıca kitabı memleketi Diyarbakır'dan alıp şansıma İstanbul'da imzalatmıştım. İmzalarken; 'Ben bu kitabı yazarken çok ağladım, dilerim sen ağlamazsın' demişti. Bir coğrafyanın hikâyesi ancak bu kadar güzel anlatılırdı diye düşünüyorum.

Ve o yüzden herkese şimdiden iyi okumalar diliyorum.
Elimden uçar gibi bitti kitap. Kendi ağıdına iki büklüm koşan kadının hikayesi. Ne de güzeldi ve ne acıklı.

Kırşehir
Konya
Bursa
İstanbul
Erzurum
Diyarbakır
Ve
Malatya

Gezdik şehir şehir.

Aşk...
Başlayamayan aşk
Bitmeyen aşk
Unutturmayan aşk

Bir sevda kitabıydı. Umut kitabı. Arayışın ve sorgusuz sualsiz sevmenin kitabı.

Kelimeleri ustaca dizen ve onlara olduğundan çok daha fazla duygu yükleyen bir yazarmış Kemal Varol okuyunca anladım. Methini çok duydum ama şimdi anladım.

Ne güzel sevmeler var bu dünyada
Ne güzel kalmalar
Yüzü avuçları içinde pencere bekleyişleri
Kör sevdalar, ağlatan ve özleten.

Su gibi bir kitaptı sonuç olarak. Bitmeseydi dediğim...
“Dedem, kesik ayaklarına bakmış kederle. Başını iki yana sallamış, “Hiçbir savaş tam olarak bitmez," demiş.

“Kim bilir, belki de biter!”

Kitap bir köpeğin ağzından yazılmış. Üzerinde durduğu olaylar ise doğuda yaşanan olaylar.
Anlatım dili çok akıcıydı ve vurucuydu, lakin hikayesi öyle okunup geçilecek bir hikaye değildi.
Aslında kitabı merakla okumama rağmen bazı bölümler için olumsuz anlamda yorumlarım
da olmadı değil.
Her ne kadar hikayesi kurgu da olsa , yazarın olaylara yaklaşım tarzı ve kullandığı kelimeleri biraz rahatsız edici oldu benim için...
Ağıtçı Kadın ölümü beklerken rüyasında bir ses duyar. Sesin sahibi Ağıtçı Kadın'ın gençlik zamanlarında sevdalandığı ve onu bırakıp giden Heves Ali'dir. Rüyasındaki ses "Ben öldüm, gel ağıdımı yak" diyor. Bu rüya ile birlikte Ağıtçı Kadın'ın yolculuğu Arguvan'dan başlar, Konya, Bursa, İstanbul, Erzurum ve Arkanya sırasıyla devam eder. Ağıtçı Kadın Heves Ali'yi bulma umuduyla her şehirde ondan bir iz arıyor ve bu vasıtayla bir kaç kişinin hikayelerini dinleyip ağıtlarını da yakıyor.
"Yollardaysam, memleketi karış karış geziyorsam, ağıt yakıyorsam, seni bulurum diye." Bu cümle romanın özeti niteliğinde...
Anlatım tarzı olarak açık, sade ve akıcı bir anlatımı var.
Tavsiye ederim, iyi okumalar.
Kitabi okurken kaleminiz bir dakika bile elinizden düşmez zira çok fazla altını çizeceğiniz cümleler olacaktır. Ağıtçı kadının yaşamını okumayan çok şey kaçırmış demektir. Bir solukta okuduğum ve bitince de keşke bu kadar erken bitirmeseydim diye hayıflandığım bir kitap oldu kendisi.
Kemal Varol'un bu kitabını yayınlanmasından kısa bir süre sonra okumuşum. Ne mutlu ki yıllar sonra bence Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri olarak anılacak yazarın kitaplarından bir ilk baskı var elimde.

Evet, bence bu "sahiden" hikayeler gerçek bir "iyi edebiyat" örneği. Kitaptaki hikayelerin tamamı yazarın diğer kitaplarında da adı geçen Arkanya sokaklarında geçiyor. Yazar günümüz dünyasında mekansızlaşan insanı bir coğrafya ile bütünleştirmeyi çok iyi başarmış. Gobi'yi, Lamek'i, Başhekim Zülküf'ü, eczacıyı, o coğrafyanın ayrılmaz bir parçası olarak hayal ediyor, kitap karakterlerinin acılarını, hikayeyi o coğrafyada yaşan bir gözlemciymiş gibi okuyorsunuz. Bir akasya ağacının altında Gobi ve Lamek'i şakalaşırken izliyorsunuz.

15 hikaye var kitapta, her biri tek başına bağımsız birer hikaye olarak okunabildikleri gibi her hikayede bir görünüp bir kaybolan kahramanlar sayesinde bu hikayeler aynı zamanda çok iyi kurgulanmış bir bütünün parçalarını oluşturuyorlar. O yüzden bir roman mı yoksa bir hikaye kitabı mı okuduğunuz sorusunun cevabı bence yok, zaten bana sorarsanız bu yalnızca küçük bir ayrıntı.

"Acılar coğrafyasının modern masalcısı" denmiş kendisine. Gerçekten çok iyi bir tanımlama olmuş bu, çok yerinde.

Bu kitap okunmalı, Kemal Varol okunmalı. Hızla yazarın tüm kitaplarını okuyacağım, o bizim harflerimiz ile yazıyor gerçi ama okudukça eksik harflerimizi tamamlayıp birleşeceğiz, bunu gönülden biliyorum.
Kemal VAROL – Ucunda Ölüm Var

Kemal VAROL,” Ucunda Hep Aşk Olsun” diyerek imzaladı “Ucunda Ölüm Var” kitabını.. Aşkı da gördüm ölümü de. 50 yıllık, yarım asırlık bir aşk ölümü desem yanlış olmaz aslında. Farklı bir karakter, Ağıtçı Kadın ve onun Heves'i Ali'si Heves Ali..

Ağıtçı Kadın bir gelenek aslında. Bunu çok güzel bir kalemle anlatmış Kemal VAROL..

Ağlanmayan cenazelerin gözyaşıdır, Ağıtçı Kadın.. Bir de şunu belirtmek lazım ki, bence en önemli detay idi, eski ebedir aslında Ağıtçı Kadın. Mutlu başlangıçlardan mutsuz sonlara keskin bir giriş okur okuyucu..

Her şeyden vazgeçip, ölümü beklerken, bir gece Heves'i Ali'si rüyasına girer ve seslenir Ağıtçı Kadınına, “Ben öldüm, gel ağıdımı yak.” İşte böyle başlar hikaye.. Şehirler gezer Heves Ali'sini bulmak için. Diyarlar dolaşır ondan tek bir iz bulmak adına. Öyle “YIĞIN” bir aşk hikayesi..

Şehir şehir gezersiniz, kültürleri, hayatları göre göre.. Her şehirde bir çok “Heves Ali mi?” acaba ile başlayan ama bambaşka yollara çıkan hayatları okursunuz.. Bir Konya'da olursunuz bir İstanbul’da. Oradan Erzurum’da alırsınız belki soluğu..

Analizleri çok beğendim, üslubu çok beğendim. Birebir Kemal VAROL ile de konuşma ve tanışma fırsatım olduğu için ayrıca mutluyum.

Herkese iyi bayramlar ve keyifli okumalar kitap sever güzel insanlar..
Kemal Varol'un ilk hikaye kitabı... Yazar gibi yazar... O kadar güzel bir kitaptı ki bu, o kadar başarılı bağlanmış ki hikayeler... Okumayı seviyorum diyen bir insanın kesinlikle okumasını tavsiye ederim. Doğu'da bir kasabada yıllar evvel yaşanan bir cinayet ile başlayıp kitabın ortalarına doğru o cinayeti unutup sonunda vurup gol atmış yazar... Kitabı konuyu anlatarak spoiler vermek istemiyorum çünkü bu kurmacayı yazar ile birlikte takip ederek nihayete erdirmenizi istiyorum. Okudukça sahiden hikaye diyorsunuz zaten.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kemal Varol
Unvan:
Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 1977
1977 Diyarbakır Ergani doğumlu Ortaokul ve Liseyi Ergani, torbalı ve Diyarbakır'da okudu. Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu. Radikal Kitap, Özgür Gündem, Kitap Zamanı, Milliyet Sanat, Varlık, Mesele gibi çeşitli dergi ve gazetelerde şiir, roman ve müzik üzerine eleştiri yazıları yazdı. İlk şiir kitabı Yas Yüzükleri, 2001 yılında Avesta Yayınları tarafından yayımlandı. Bu kitabı, 2005 yılında Yom Yayınları tarafından yayınlanan Kin Divanı takip etti. Temmuzun On Sekizi, Kemal Varol'un üçüncü şiir kitabıdır.

Yazar istatistikleri

  • 56 okur beğendi.
  • 383 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 216 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları