Ken Kesey

Ken Kesey

8.7/10
79 Kişi
·
221
Okunma
·
16
Beğeni
·
2.294
Gösterim
Adı:
Ken Kesey
Unvan:
Abd'li Yazar
Doğum:
La Junta, Colorado, ABD, 17 Eylül 1935
Ölüm:
Eugene, Oregon, ABD, 10 Kasım 2001
Kenneth Elton "Ken" Kesey (17 Eylül 1935 - 10 Kasım 2001), ABD'li yazar. En önemli eseri Türkçeye Guguk Kuşu olarak çevrilmiş olan One Flew Over The Cuckoo's Nest'tir.

La Junta, Colorado'da doğan Kesey'in çocukluğu Oregon Eugene'de geçer. Babası süt fabrikasında işçidir. Gençlik yıllarında güreşe ve boksa merak salar.

Stanford Üniversitesi'nden bir burs kazanıp burada okumaya başlar. Bir süre sonra ayrılıp karşıt kültüre katılır. 1956'da okul arkadaşı Faye Haxby ile evlenir. Bu arada uyuşturucu ilaçlarla tanışıp, kendi üzerinde denemeler yapar. Basılmamış ilk romanı olan Hayvanat Bahçesi'ni (Zoo) yazar. Kitap San Francisco North Beach'te yaşayan hippiler hakkındadır.

Timothy Leary ile birlikte 1960 Hippi kuşağının temsilcisi olurlar. 10 Kasım 2001'de karaciğer kanserinden ölür.
Balıklar hakkında bildiğim tek şey de, balıkları temizlemekten çok yemekten hoşlandığımdır.
Ne yapabilirim ? Kekelemeni durdurmam, bikeklerindeki jilet izlerini silemem, ellerinin ardındaki sigara yanıklarını yok edemem. Sana yeni bir ana veremem.
Ken kesey sadece tek bir kitap yazmıştır o da "Guguk kuşudur". Guguk kuşu filmi 5 oscar ödülü almış ve 1975'te sinemaya uyarlanmıştır. Kitabı okuduktan hemen sonra filmini izledim ve kitaptan çok farklı olduğunu farkettim. Kitaplar her zaman daha detaylı işler, ama filmleri de severim ama kitaptan farklı olması beni hayal kırıklığına uğrattı. Jack Nicholson'un oynaması da ayrı bir mutlu etti. Hem sevindim hem üzüldüm :) . "Şimdi ya da Asla" filmini izlemiştim önceden Nicholson'un, o film de çok güzeldi. Neyse konuyu dağıtmayayım.

Yazar'ın kitabın adını neden Guguk kuşu koyduğunu anlayamamıştım hatta guguk diye bir kuşun olduğundan bile haberim yoktu. Araştırdım neden Akıl hastanesindeki insanların anlatıldığı bir roman Guguk kuşu ismini alıyordu? İnternetten aldığım bir alıntı: Guguk Kuşu, temelde özgürlük ve bunu tahakküm altına almak isteyenler arasındaki keskin ve sıcak mücadeleyi anlatır. Bir metafor olarak kullanılan guguk kuşu doğada da aslında benzer bir rolü üstlenir. Dişi guguk kuşu doğada yumurtalarını başka bir kuşun yumurtalarının yanına bırakır. Bunun için seçtiği bir yuvayı uzun süre gözetler. Yuvanın sahibi kuş uzaklaşınca, hemen yuvaya gizlice bir yumurta bırakır. Bu arada yuvadaki yumurtalardan birini de yok ederek durumun fark edilmesini önler. İlginç!

Kitap Akıl hastanesindeki insanları konu alıyor, Bayan Ratched hastanenin Başhemşiresi ve hastalardan sorumlu, kuralları o koyar ve disiplinin yürütülmesinden sorumludur. Bayan Ratched bazı kurallar koymuştur ve hastalar bunlara uymak zorundalardır. Hastalar ikiye ayrılır; İyileşebilirler ve İyileşemezler. Eğer kurallara uymazlarsa ve toplumun düzenini bozmaya çalışırlarsa ŞOK TEDAVİSİ. Anca böyle susturulur hastalar, toplumun refahı ve düzeni önemli her şeyden önce! Toplum nedir? Bir arada yaşayan insan topluluğu. Peki insanlar yaşıyorsa bu toplumda neden söz hakları yok? Neden Bayan Ratched'ın koyduğu kuralları uyguluyorlar? ( Ratched tam manasıyla lanet bir kadın).

McMurphy( Jack Nicholson) hapishaneden akıl hastanesine sevk edilir. Deli olduğu şüphesi ile! Asıl normal olan bu adam! Asıl deli olan Ratched! Kadın çok gıcıktı aklıma geldikçe deliriyorum. Bu adam toplumun düzenine karşı ama bir o kadar da eğlenceli, hayat dolu; sadece dışarıdayken yaptığı kötü işler yüzünden( cinayet, tecavüz) yüzünden hapishaneye tıkılmış. McMurphy Akıl hastanesine gelir ve Ratched'ın hastanedeki düzenini, kuralları değiştirmeye ve oradakileri de etkilemeye çalışır, ki etkiler de. McMurphy adeta ıssız karanlığa bir umut. Bir kibrit çöpü gibi etrafını aydınlatmak için kendini bitirir, yakar, kül olur. Nazım Hikmet'in bir sözü vardır: "Ben yanmassam sen yanmassan biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa."

GÜÇ! kitapta dikkat çekilen nokta. Güçlü olmak, insanları otoritesi altına almak; güçlü olanın altında ezilen kişiler ne peki? Onlar hiçbir şey. Kimse geride kalanlara bakma ihtiyacı duymuyor, kim ezilmiş, kim tükenmiş, kim yorulmuş. Bizim için önemli olan DÜZEN! Bu kadar düzensizliğin içinde düzen! Kimse kimseye ne istediğini sormuyor.

Kitabını da filmini de tavsiye ediyorum fakat kitabı okuduktan sonra filmini izlediğinizde farklı olduğunu göreceksiniz ama Jack Nicholson varsa başrolde kesinlikle izlenmeli.

Keyifli okumalar dilerim.
Merhaba arkadaşlar! Yine güzel bir inceleme için bir aradayız ve bugün Ken KESEY’nin Guguk Kuşu adlı romanını ele alacağız.

Yazarın, gençlik yıllarında üniversitede eğitimine devam ederken, ilk taslağını ele aldığı kitabımızın orijinal adı “One Flew Over The Cuckoo’s Nest”tir ve 1 Şubat 1962 yılında Methuen & Co. tarafından yayımlanmıştır. İlk yayınlandığı tarihten bu yana, Ken Kesey'in sıra dışı olan bu ilk romanı, tanınmış bir klasik kitap statüsüne/unvanına kavuşmuştur. Ülkemizde 2007 yılında, Aziz ÜSTEL tarafından Türkçe çevirisi yapılarak, Turkuvaz Kitap tarafından satışa sunulmuştur. Guguk (Cuckoo) Amerika'da 'deli' veya 'çılgın adam' anlamına gelir. Bu sebepten, 'guguk kuşu yuvası' akıl hastalarının tedavisi için kullanılan en uygun terimdir. Ben şahsen bu kitabımızın ana temasında mevcut sistemler ile bireyler arasındaki çatışmaların konu edildiğini düşünüyorum. Ve bu sebepten, 'Guguk Kuşu' temelinde özgürlük yatan, günümüz insanının topluma karşı olan çelişkilerini çok güzel ifade eden ve etkin biçimde ele alan bir romandır.

"Bu dünya... güçlünün dostum. Varoluşumuz, güçlünün güçsüzü yutarak güçlenmesine dayalı."


AZ BİRAZ KİTAP HAKKINDA.

Romanımızda yaşanan olaylar zinciri 1960’lı yıllarda bir akıl hastanesinde geçmektedir. Bu akıl hastanesinde yatan ve Kızılderili Şef’i olarak adlandırılan bir hastamızın deneyim ve gözlemleri biz okurlara anlatılmaktadır. Hastaların müşahede altında oldukları bu akıl hasta hanesi, toplumdan dışlanmış ve orada tedavi amaçlı bulunanları yeniden rehabilite ederek, onları ahlaken ve ruhen toplama kazandırma gayesi ile tıman etmektedir. Başkahramanımız da burada, bu sebepten tedavi gören hastalarımızdan birisidir. İşte romanımızın özü ve ironisi de tam bu noktada başlar. Hayata hep bir sıfır geride başlayanlar, kaybedenler kulübünde olanlar ve hayatta kaybetmiş olduklarına kavuşma gayesinde olan bu insanlar gerçekten neleri kaybetmişlerdir?

"Belki de insan ne kadar delirirse o kadar güçlü olabilir."

Konuyu tıbbi açıdan ele alacak, bakacak olursak, her hastalık sürecinde olduğu gibi, bu akıl hastanemizde de tedavi edilebilir olanlar ile tedaviye elverişsiz olan olumsuz vakalar, hastalar vardır. Otuz beş yaşında olan kahramanız McMurphy bugüne dek hiç evlenmemiştir. Askerlik yaptığı dönemde Kore’de bulunan bir esir kampında bazı tutsakların kaçma ve kurtulmasında göstermiş olduğu başarıdan dolayı Üstün Hizmet Madalyası almaya uygun görülmüştür. Ancak hayatta işler her zaman olması gerektiği gitmez ve kendisi bazı sebeplerden kaynaklı emirlere itaatsizliği ve asiliğinden dolayı ordudan atılır.

“Üstüne üstüne gelen, sana dünyayı zindan etmeye çalışan kişilerin karşısında gülüp söylemek, onları çileden çıkarır.”

McMurphy kesinlikle düzene sadık kalacak bir adam değildir ve içten gelen asi ruhunun özgürlüğüne düşkün olduğu kadar, kendince o özgürlüğü korumakta da kararlıdır ve bu doğrultuda yaşamayı da esas edinmiştir. Bu arayış ve düşünceleri, onun topluma ve düzene aykırı kalmasında esas olmuştur.

"Herkes yaşamını, bir başkasının yaşantısını mahvetmek için kullanıyor."

Çoğu kez toplumsal huzuru bozma, alkol sonrası taşkınlık, kumar ve reşit olamayan bir kız ile yaşamış olduğu ilişki gibi suçlardan dolayı adli makamlarca defalarca gözlem altına alınmış ve sonrasında da tevkif edilmiş bir sabıkalıdır. Bir süre sonra tutuklu bulunduğu cezaevinden, kitabımıza konu olan tımarhaneye nakledilmesine karar verilir. Kendisi için yeni öngörülen bu tımarhanenin kalmakta olduğu hapishaneden çok daha eğlenceli olacağı düşüncesi ile alınmış olan bu yeni karara hiçbir şekilde aksi ses çıkartmamış ve bu kararı kabullenmiştir. Bundan sonraki tüm olaylar, kendisinin deli olduğu şüphesi ile nakledildiği akıl hastanesinde gelişir.

"Tedavi değerini uzun süre düşünmedikçe sizleri belirli kural ve kısıtlamaları kabullenmeye zorlamıyoruz. Pek çoğunuz dış dünyadaki toplumun kurallarına uyamadığınız için buradasınız. Çünkü siz bu kuralları cesaretle kabullenmeyi reddettiniz. Çünkü siz bu kuralları hileyle ortadan kaldırmaya ve bunlardan kaçmaya kalktınız. Belki bir zamanlar… belki de çocukluğunuzda… toplumun kurallarıyla alay etmenize izin verilmişti. Bir kuralı çiğnediğiniz zaman bunun farkındaydınız. Üstünüze düşülmesini istediniz. Buna gerek duyuyordunuz. Ama o ceza verilmedi."

"Uykunun o puslu, buğulu kıyısında, aydınlık ve karanlığın arasındaki gri bölgede, uyumakla uyanıklık, yürümek ya da yaşamakla ölmek arasında, artık bilincinin uyandığını, ama henüz günün hangi gün olduğunu bilemediğin, uyandım da ne yapacağım deyip durduğun yerde. Eğer uyanmak için bir nedenin yoksa o kurşuni bölgede uzun süre dolanır durursun. Ama istersen, benliğinle mücadele edip o sisli dünyadan kurtulursun."


KENDİ GÖRÜŞÜM.

Filmini birkaç kez izledim ve bu hikâyeyi çok seviyorum. İşte bu sebeptendir ki, bu kitabı okumayı çok istedim. Doğrusu kitabın başlangıçta biraz garip olduğunu düşünmedim değil. Bir okur olarak başlangıçta gerçekten okuduğunuz şeye dikkatinizi vermek zorundasınız. Kitabımız ilk bölümden sonra daha da ilginç olmaya başladı. Şahsen kitabın çok hareketli olduğunu düşünmedim de değil. Hayatta yaşadıkları bazı sebeplerden dolayı burada, akıl hastanesinde olan karakterlerle yeri geldiğinde övgülerde bulundum. Ayrıca, Şef tarafından bizlere aktarılan olaylar, zihinsel bir hasta için çok gerçekçi olduğundan, onların yaşamakta olduğu hayatların iç görüntüsünü de almamıza olanak sağlar. İşte bu sebepten dolayı kendimi bu kitaptan okumaktan alamadım çünkü bu gerçekten beni ilgilendirdi diyebilirim.

Kitabın sıkıcı olduğunu hiç düşünmüyorum, aksine okura keyif vereceği düşüncesindeyim. Her ne kadar Şef burada ana karakter olmasa da, babası ve gençliği hakkında olan anıları da okumaya değer şeyler arasındaydı ve kendisini de kitapta tanıma imkânına sahip olacaksınız. Benim açımdan güzel ve çok ilginç bir insandı.

Kitapta konu olan karakterlerin çoğu biraz uçuk ve çılgın kişiliklerdir. Eğer bu böyle olmasaydı, kitap bir süre sonra sıkıcı olmaya başlardı, ama karakterler biz okurları burada şaşırtıyor ve etkiliyor. Eğer doğru hatırlıyorsam ve yanılmıyorsam, Ken Kesey'in bu kitabı yazarken LSD'nin etkisi altında kaleme aldığını bir yerlerde okumuştum, ama bunun üzerinden de bir hayli zaman geçti. Kitabın en çok sevdiğim kısmı sonlara doğru olanıydı ve güzel bir son ile bu güzel romanda burada bitti.


BENİM BEĞENDİĞİM ALINTILARDAN.

"Anne babalarınızın bu aptalca yumuşaklığı, hoşgörüsü, bugünkü hastalığınızın mikrobu olabilir. Bunu size, disiplin ve düzeni yalnızca sizin iyiliğiniz için kurmaya çalıştığımızı anlayacağınızı umarak söylüyorum."

"Hayır. Hayır, dinle beni. Seni öyle yola getiremezler. Sana öyle dümenler çevirirler ki, onlarla mücadele edemezsin. İnsanın içine işlerler. Kafana bir şeyler sokarlar. Senin büyüyüp, işler çevirmeyi tasarladığını anlar anlamaz harekete geçerler. Sen daha küçükken o iğrenç makinelerini çalıştırıp senin canına okurlar. Artık hiçbir şey yapamaz hale gelinceye kadar da uğraşırlar."

"Şimdi, bana verilen bilimsel ad, psikopat."

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ Adem YEŞİL ~
"Biliyor musunuz, insan kahkaha atma yeteneğini yitirdi mi dengesinden de olur."

Bugüne kadar okuduğum ve en çok sevdiğim kitaplar arasında sanırım üçüncü yerdedir. Ken keseyenin yazdığı tek ve mükemmel bir kitap.
Seneler önce okumuş olduğum "Guguk kuşu" o kadar etkilemişti ki beni yazarının hakında herşey öğrenmek isteği uyandırdı. Yazarının hayatı öğrendikten sonra bu romanı daha çok sevdim. Benim için unutulmayacak kitaplar arasında yer alan Guguk kuşu okumayan varsa kesinlikle tavsiye ederim.
Deliliği anlatan tüm romanları müthiş bir zevkle okuyorum.. Bence akıllı görünen sanılan bir çok insandan daha da anlayışlı ve dürüstler...
Günümüz insanının toplumla çelişkilerini ortaya koyan bir roman. Bir akıl hastanesindeki özgür ruhlarla disiplin sağlamaya çalışan yönetim arasındaki mücadeleyi olağanüstü bir ustalıkla anlatan harikulade kitap ve sunun film uyarmasının da izlenmesini tavsiye ederim eğer klişe düşünüp kitap uyarlaması filmler kötü,berbat,tırt diye düşünüyorsanız bir kere daha düşünün demem düşünmeden izleyin derim.
Kitapların filmlere uyarlanması çoğunlukla nicelik ( NO nitelik ) olarak faydalı görünür.( MEB zoruyla bile tanıtamadığımız Reşat Nuri'yi diziler sayesinde kundaktaki bebeler bile biliyor.)

Okur filmi beğenir sonra kitabı daha çok beğenir üzerine kurulu capital bir formül.

Bu kitabın şansızlığı filmin baş rolünde Jack Nicholson'ın oynaması olmuş.

Kitap ne kadar akıcı ve heyecan verici olsa da,öylesine müthiş bir filmden sonra,size tam bir doygunluk veremiyor ve kitabın filmi olgusu yerine filmin kitabı olarak anılıyor.

ÖNEMLİ UYARI: Kitabı mutlaka filmi seyretmeden okuyunuz.

Aksi halde az miktarda memnuniyetsizlik ve çooook miktarda zaman kaybı hissi verebilir ( ki kitap da güzel diyorum...)

Prospektüse uymak şartıyla Cebren okutunuz efenim...
Akıl hastanesi hengamesi içinde eğlenceli bir roman okumaya başladığınızı düşünüyorsunuz. Ama sayfalar ilerledikçe hayat dersleri almaya başlıyorsunuz. Filmini yıllar önce izlemiştim, kitabını yeni okuyabildim. Şimdi filmi yeniden izlemeyi düşünüyorum. Çok hüzünlü ve bana kalırsa ağır bir hikaye...
Merhaba kitapsever arkadaşlar. Guguk Kuşu romanını bir çok listede okunması gereken eserlerden diyerekten okudum. Uzun süre baskı bekledim baskıyı. Çevirisi gayet güzel ve epub olarak da bulabilirsiniz. Kitap 316 sayfa gayet hızlı okunacak türde bir eser. Çünkü çok sade bir dil ve betimlemesi harika yazarın. Benim okuma sürem biraz uzun sürdü çünkü arada 3-4 günlük bir kaybım var. Kayıp diyorum çünkü okuyamadığım günler benim için kayıp gibi...

Kitaba gelirsek bir akıl hastanesinde geçen olaylar anlatılmış. Ceza evinden akıl hastası rolü yaparak kaçan; akıl hastanesine yerleşen ve oradaki hastaların da kendisi gibi rol yaptığını gören kahramanın olaylarını anlatıyor. Önce belirttiğim gibi yazarın betimlemesi çok güzel olduğu için hastane gözünüzün önünde canlanıyor. Çok akıcı olaylar üst üste gelerek heyecanlı olmamızı sağlıyor. Akıl hastanesinde olup ama deli olmayanların dilinden, gözünden; çalışanları ve hastaları görebilirsiniz. Haksızlıklar ve yanlışlar göz önüne serilmiş.Toplumdaki baskının insanlar üzerindeki etkisi hastane ortamında mükemmel bir şekilde anlatılmış. Hastane yönetiminde bulunan otoriter bir hemşire ile hastalar arasındaki olayları anlatan bir roman. Yazar hastaneyi devlete yönetimine benzeterek okuyucuya aktarmaya çalışıyor. Zaten yazarın kendisi kitabın birçok sayfasında hastane otoritesini ''sistem'' olarak tanımlamış. Yazar aslında ana tema olarak "asıl akıl hastaları hastanenin yönetimindeki yöneticilerdir" mesajını okuyucuya aktarıyor. O kadar anlamlı alıntılar var ki :
- Eğer bir şeyler duymak istiyorsam, sağır numarası yapmayı sürdürmek zorundaydım.
- Ama kişi tüm gücünü kullanırsa yüreğinin tık-tık-tıklarını da duyar.
- En azından ben denedim, hiç değilse bunu yaptım.
- "Belki de insan ne kadar delirirse o kadar güçlü olabilir. "

Benim beklentim çok yüksekti bu kitaptan ama düşündüğüm kadar beğenemediğimi itiraf edebilirim.

Dipnot: Ken Kesey'in bu romanının ilk baskısı 1963'te basılmış, kitaptan uyarlanan senaryosu ile filme alınmış, 1976'da beş dalda Oscar ödülü almış. Kitabı okuduktan sonra mutlaka filmini de izleyin arkadaşlar çünkü çok beğeni ve tavsiye almış. Tez zamanda izlemeye çalışacağım. Mutlu okumalar ve iyi günler...
Öncelikle belirtmek isterim ki bu kitap için ve tabi ki filmi için sağlam bir psikoloji gerekiyor. Deliliğin ölçüsünün ne olduğu ve toplum kurallarının kim tarafından hangi ölçütlerle belirlendiğinin tartışmaya açık bir anlatımı. Müthiş etkileyici bir anlatım. Kitabı ilk okuduğumda olayları tam kavrayamadığımı düşünmüştüm ama filmini izleyince her şey daha belirleyici oldu. Özellikle Şef karakteri ve onun yaptıkları beni çok etkiledi. Tabi asıl değişimi başlatan McMurphy karakterini de unutmamak gerek. İnsan ruhunun kesinlikle sınırlandırılamadığının bir örneği. Dramatik ve etkileyici..
Muhteşem bir psikolojik roman. Akıl hastalarının ve bakmakla görevli çalışanların yaşadıkları zorlukları, adaletsizlikleri. düşüncesizlikleri, ve tabiki de komedi taraflarını anlatan bir eser. Okurken düşünüyor, gülümsüyor ve hüzünleniyorsunuz. Sıkılmadan okuyabilirsiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ken Kesey
Unvan:
Abd'li Yazar
Doğum:
La Junta, Colorado, ABD, 17 Eylül 1935
Ölüm:
Eugene, Oregon, ABD, 10 Kasım 2001
Kenneth Elton "Ken" Kesey (17 Eylül 1935 - 10 Kasım 2001), ABD'li yazar. En önemli eseri Türkçeye Guguk Kuşu olarak çevrilmiş olan One Flew Over The Cuckoo's Nest'tir.

La Junta, Colorado'da doğan Kesey'in çocukluğu Oregon Eugene'de geçer. Babası süt fabrikasında işçidir. Gençlik yıllarında güreşe ve boksa merak salar.

Stanford Üniversitesi'nden bir burs kazanıp burada okumaya başlar. Bir süre sonra ayrılıp karşıt kültüre katılır. 1956'da okul arkadaşı Faye Haxby ile evlenir. Bu arada uyuşturucu ilaçlarla tanışıp, kendi üzerinde denemeler yapar. Basılmamış ilk romanı olan Hayvanat Bahçesi'ni (Zoo) yazar. Kitap San Francisco North Beach'te yaşayan hippiler hakkındadır.

Timothy Leary ile birlikte 1960 Hippi kuşağının temsilcisi olurlar. 10 Kasım 2001'de karaciğer kanserinden ölür.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 221 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 306 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.