Kenan Sarıalioğlu

Kenan Sarıalioğlu

YazarDerleyenÇevirmen
7.9/10
3.594 Kişi
·
15.825
Okunma
·
13
Beğeni
·
1721
Gösterim
Adı:
Kenan Sarıalioğlu
Unvan:
Türk yazar, şair
Doğum:
Trabzon, 22 Kasım 1946
Of Merkez İlkokul (1958), Ankara Yenimahalle Lisesi (1966), İÜ Edebiyat Fakültesi (1979) mezunu. KTÜ Trabzon Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi (1984-87), Güneş gazetesinde yurt haberleri servisi şefi (1988-89), Trabzon Belediyesinde Kültür Müdürü (1990-97), Gümüşhane İl Kültür Müdürü (1998-) olarak görev yaptı. Sarhoş ve Gece isimli ilk şiiri Yeditepe dergisinde Şubat 1972'de yayımlandı. Daha sonra Dergâh, Kıyı, Nar, Edebiyat ve Eleştiri, Güldiken, Bahçe, Yeni Biçem, İnsan gibi dergilerde şiirlerini yayımladı. Kimi şiirleri bestelendi, kimi şiirleri de yabancı dillere çevrildi.
Değiştik artık her bakımdan daha alçak gönül olduk artık insanı tinden tanrısalıktan üretmiyoruz onu tekrar hayvanların arasına yerleştirdik bizim için hayvanların en güçlüsü odur çünkü en kurnazıdır.
Cioran'ın Tanrı'sı "mutlak" bir varlık değildir ama yine de büyük harfle yazılır: Olmadığı halde var olan bir Tanrı'dır o !
Böylesine imkansız bir gerilimin varoluşudur Tanrı.. İnsanın çaresizliğidir, sürüp giden mutsuzluğuna başka anlamlar, farklı nitelikler yükleyerek yaşattığı, yücelttiği acıların toplamıdır.
*Cioran*
Morg ve Piramitler arasında bir fark yoktur. Dahası bu farksızlık "varlık ve yokluk" için de söz konusudur.
Can çekişen birinin ya da bir ayyaşın kulağına fısıldayabilecek küçük bir "hakikatimiz" olabilseydi, başka hiçbir kitap yazmaya değmezdi.
Hakikat ya da hayat, bir peygamberin kıvılcım ve gizem saçan sözlerinden daha çok yorgun bir savaşçının gözlerinden okunur.
*Cioran*
Aslında tek gerçek dünya, herşeyin mümkün olduğu, ama hiçbir şeyin “olmuş” durumuna gelmediği yabanıl dünyadır.
83 syf.
·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Kum ve Köpük kitabını yorumladım:
https://www.youtube.com/watch?v=y9UvosnlMJc

10 üzerinden 10 puanı nadir olarak veririm. Çünkü gerçekten hak eden kitaplara verilmesi gerektiğini düşünürüm ve bu kitap benim için sonuna kadar hak etti diyebilirim. Neden mi?

Askerliğimi yaparken hiç muhabbetimiz olmayan arkadaşlarla bu kitabın içinde bulunan aforizmaları tartıştığımız oluyordu. Çay ocağımızda komutanların davranışları yerine Halil Cibran'ın aforizmalarının konuşulduğu bir dönem olmuştu.

Ben okuyordum : "Sadece bir keresinde dilsiz kaldım. Biri bana; "Kimsin sen?" diye sorduğunda." Karşımdaki uzun dönem arkadaşım bugüne kadar hiç böyle cümleler okumadığını söylüyordu, beraber saatlerce Halil Cibran üzerine kafa patlatarak geçiriyorduk zamanımızı.

"İnsanlık; ezelden ebediyete doğru akan bir ışık nehridir." diyordu Halil Cibran. Karşımdaki arkadaşım bön bön bakıyordu. Yahu ne diyor bu adam diyordu bana. Ben de anlatıyordum ona öncesizlik ve sonrasızlığın, ışık prizmasının içinden geçen beyaz ışığın bütün renklere ayrılmasının, Pink Floyd diye bir grubun var olmasının güzelliğini anlatıyordum. Şaşırıyordu tabii, hayatında ilk kez duyduğu cümleleri söylüyordum. Ama ortak bir noktamız vardı, benim de hayatımda okuduğum en düşündürücü cümleleri içeren bir kitap tutuyorduk elimizde.

"Cennet işte orada, kapının arkasında, yan odada; ama ben anahtarı kaybettim. Ya da belki de sadece nereye koyduğumu unuttum." Bu cümleleri okurken cennetin kolay elde edilebileceğini düşünenlere yöneltilen bir eleştiri olduğunu anlıyorduk ama işler bu kadar basit değildi. Cibran kesinlikle iki insanı ortak noktada buluşturan bir köprüydü, hiç tanımadığım bir insanı bana kendi cümleleriyle tanıtan bir insandı. Çünkü çoğu kişi cennetin anahtarını elinde tuttuğunu sanırdı.

Hepimiz kutsal dağın zirvesini arıyorduk kendisinin de dediği gibi, Maslow ihtiyaçlar hiyerarşimizin en yüksek noktasına tırmanmayı hedefliyorduk. Geçmişi bir harita olarak mı yoksa bir rehber olarak mı görmeliydik? Geçmişinden kurtulamayanlar için zor sorular soruyordu Cibran.

Avuçların altın ile dolu olduğunda dua etmenin imkansızlığını, ağızlar yemek ile dolu olduğunda şarkı söylemenin imkansızlığını, evlerimizin pencerelerine bir de Doğu penceresi açarak dünyanın biraz Doğu ile de ilgilenmesini anlatmaya çalışan bir adamdı bu Cibran.

Benim için yeri çok ayrıdır, birbirini hiç tanımayan iki insanı sadece cümleleriyle birleştirebilmiş bir insandır. Belki de çay ocağında bir daha hiç konuşulmayacak cümlelerin sahibi olan insandır. Güzel insandır vesselam.
72 syf.
·Beğendi·9/10
'Hayır, bunlar uzak bir yıldızdan düşmüş göktaşlarının izleri!' derler.
Ama sen, dostum, çok iyi biliyorsun ki, bunlar bir gezginin ayak izlerinden başka bir şey değil!

-.-.-.-.-.-

Belki de rüzgar bir dal diğer dala sarılsın diye esiyordur? Karşımızdakini belki de gördüğümüz kadar yorumluyor, anladığımız kadar biliyoruzdur bazı şeyleri...
Tam olarak bir saatte bitirdim. Ne eksik ne fazla.
Birbirinden bağımsız öykülerden oluşmakta kitap. Kısa ama derin anlam içeren cümleler oluşturabilmek herkesin harcı değil bana göre. Bunu kolaylıkla eline yüzüne bulaştıran yazarlar var. Oysa Halil Cibran kelimeler ile dans etmiş desem yeridir. Dolayılı yoldan kimi zaman da doğrudan bize demek istediğini anlatmış. Oldukça keyif vericiydi.
En büyük şansım sanırım 8. basıma denk gelmiş olmak. Neden diyecek olursanız; okuduğum kitaplarda başkaları hangi cümlelerin altını çizmiş diye bakmayı severim. Alıntılar kısmına göz atarken fark ettim ki bazen bir iki kelimenin sırasının değişmesi, aynı anlamı taşıyan kelimenin hangisinin kullanıldığı cümleyi çok değiştiriyor. Bana göre şairane cümlelere denk geldiğim hoş bir kitaptı.
Keyifli okumalar dilerim...
64 syf.
Ben en son bir kır düğününde herkes pistte çılgınlar gibi halay çekerken, masada yalnız kalınca hissetmiştim :)

Herkesin asistanı olduğu hocaya biat ettiği bir çağda, hocamın haksızlık ettiği öğrencinin hakkını ararken de meczup gibi hissetmiştim, delilik bende kaldı :)

Kalabalık bir ortamda otistik bir çocuğun çığlıklarına eşlik ederken de böyle hissetmiştim, meczup gibi...

Bütün kitaplarımı kolileyip, kış günü yollara düştüğümde de, annem bana delirdin mi kızım demişti, delirmemiştim, bir ilçede ki okul kütüphanesinin bana uzattığı yardım eliydi bu, çünkü çocuk tebessümü bağımlılığı var bende...

Kimsesi olmadığı için poliklinik poliklinik gezdirdiğim teyzenin, kim olduğunu bilmediğimi söylediğimde de iş arkadaşlarım bana deli misin demişti, git ve dinlen...Deli değildim, aksine insanlar delirmişti...

Genellikle kalabalığın uyduğu bir düzene eyvallah demediğinizde, herkesin aynı yöne doğru yürüdüğü bir yolda ezilmeyi ve omuzlarınızı çarpa çarpa yürümeyi göze aldığınızda bunu hissedersiniz... Halil Cibran, bunu içtikleri su ile deliren halkın kralının da aynı sudan içerek yeniden krallığına kavuşmasını anlattığı öyküsünde çok güzel ifade etmiştir.

Hayata tersten bakmak ve aykırı davranmak değildir bu, davranışlarını bir kalıba döken çoğunluğun dayatmalarına teslim olmamaktır.

Eser kısacık, bir kahve molasında bitirebilirsiniz, fakât bahsettiği hakikâtler birkaç güne sığacak gibi değil.

“Kutsa, maskelerimi çalan hırsızları kutsa!”

Meczup olmak biraz da insanın kendi yalın gerçeğiyle yüzleşebilme cesaretidir. İyilik kötülüğe bürünmüşse bu bir trajedidir, kötülük iyiliğe bürünmüşse bu riyadır...

Allah'u Tealâ kulunu her haliyle görüyorsa iyilikten ve kötülükten yana ümit vardır. Zerre kadar iyilik asla zevale uğratılmaz, kötülüğün de afvı mümkündür...Şükredecek ne çok şeyimiz var...

"Görüntüm ise, üzerimde taşıdığım, beni senin merakından ve seni benim ihmalimden koruyan, özenle örülmüş bir giysiden başka bir şey değildir."

Biraz da saklanmamaktır meczup olmak, herşeyi sonuna kadar bilinsin kim ister, yahut bir başkasına hakettiği ilgiyi gösterememeyi...Dürüstlüğünüz, ileride ki doğrularınızı destekleyecek ve onaylayacaktır.

Yedi benlik öyküsü dahiyaneydi, okumak isteyenler sırf bunun için bile edinmeliler bu eseri...Sır :)

Cibran'ın okunur okunmaz anlaşılamayan kendine has ûslubunu ve derinliğini her okurun bir parça tatmasını dilerim...

Keyifle okuyun efendim. :)

Derin saygımla...
83 syf.
·2 günde
George Gordon Byron " Bir damla mürekkep bir milyon kişiyi düşündürebilir. " diyor işte sizlere bunun ispatı olan 83 sayfa bi dolu Dünya. Okurken hiç sıkılmayacağınız az sayfaları olsun hatta o sayfalarda az yazıları olsun sizleri derin düşüncelere daldıracak bir kitap arıyorsanız doğru yerdesiniz. Halil Cibranin bu kitabi bunların hepsini karşılayan türdendir. Okurken bir girdabın içinde olacağınızı sürekli sizi derin düşüncelere çeken yazimsal olarak az ama öz yazılarin olduğu bir eser..
96 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Halil Cibran. Lübnanlı mistik şair, felsefe yazarı ve ressam.

Kendisiyle tanışmamız bir hayli eskiye dayanır. 10 civarı eserini okudum fakat en kült olan Ermiş ise hep sonraya kalmıştı. Kendisi hakkındaki düşüncelerim, ilk kitabından son kitabına kadar asla değişmedi. Deist olduğunu tahmin ediyordum fakat Ermiş, tahminimde yanılmadığımın sağlaması oldu .

Cibran' ı değerlendirirken objektif olamayacağım. Aşırı özdeşim kurduğum bir yazardır. Nietzsche' nin Zerdüştü ile Cibran ' ın Ermiş' i ruh kardeşleridir desek yeridir. Zaman zaman Nietzsche' nin etkisinde kaldığı söylense de, sonuç itibarıyla çağdaşı olduğu için ve yazarlık eylemini tıpkı bilim gibi kümülatif ilerleyen ya da gelişen bir organizma olarak gördüğüm için, beni kesinlikle rahatsız etmedi.

Cibran gibi yazarlar size, kendinizden çok daha farklı bir pencereden bakmanın ne denli önemli bir şey olduğunu öğretir. Yeter ki siz, farklı pencerelerin varlığını kabul edin.

Aşırı yoğun romanların ardından zihninizi ve ruhunuzu dinlendirebileceğiniz kitaplardır Cibran' ın kitapları. İyi bir dinlence yazarıdır.

~~Keyifli okumalar, kitapla kalın~~
64 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
https://youtu.be/oBgZ61Nutoc

En ileri durma meczup seni de üzerler
Kimileri var ki meczup derini yüzerler
Kafana da takma meczup yoluna bakarlar
Hiç oralı olma meczup seni de yakarlar.

Dilime dolandı “Meczup”.. :)


Zweig’i nasıl seviyorsam vallahi Halil Cibranı da öyle çok seviyorum :) Bu arada bilmeyenler için ressam olan bu filozof Amerika da “Jubran Khalil Jubran” olarak bilinir.”Ermiş” kitabıyla tüm dünya onu tanımaya başlar.Bu kitapta kendi gerçeğini aramaya çalıştığını gayet güzel anlatır.
Ne ise konumuza dönelim.

Yine muhteşem bir Cibran kitabı daha okuduğum 5. Kitabı oldu ve bütün eserlerini okuyacağım. Ermiş ve Kum ve Köpük den sonra en beğendiğim eseri “Meczup” oldu.

Kitapta bir bütünlük yok öykü öykü anlatımlar var yazarın tarzı böyle...
İnsanın içindeki ‘ben’ ve dışındaki ‘maske’ kavramlarını çok güzel hikayelerle açıklamış.
Aslında en büyük kötülükler başını kuma gömenlerden çıkıyor çok güzel bir hikaye var bununla ilgili hemen sizinle paylaşıyorum..
Ve bence kitabın en sarsıcı öyküsü..

***********
Ruhum ve ben,yıkanmak için büyük denize gittik.Kıyıya vardığımızda , gizli ve ıssız bir yer aramaya koyulduk.

Ama yürürken, kül renginde bir kayanın üstüne oturmuş bir adam gördük.Torbasından bir tutam tuz alıyor ve denize atıyordu.
“Bu karamsar biri,” dedi ruhum, “gidelim buradan.Burada yıkanamayız.”

Deniz’in küçük bir girinti yaptığı yere varıncaya kadar yürüdük.Orada, beyaz bir kayanın üzerine oturmuş, elindeki işlenmiş bir mücevher kutusundan denize şeker atan bir adam gördük.
“Bu iyimserdir,” dedi bana ruhum, “bizim çıplak vücudumuza bakmamalı.”

Daha uzağa gittik.Kumsalda, ölü balıkları toplayıp onları şefkatle suya atan bir adam gördük.
“Onun önünde yıkanamayız,” dedi bana ruhum.”Bu adam insan sever.”
Ve yolumuza devam ettik.

Kum üzerinde gölgesinin izlerini çizen bir adamla karşılaştık.Koca dalgalar gelip izleri siliyor, ama o bir daha,bir daha çizmeye çalışıyordu.
“Bu gizemcidir,” sesi bana ruhum, “onu rahat bırakalım.”

Sakin bir koya varıncaya kadar devam ettik.Köpükleri toplayıp, kaymaktaşından bir kâseye koyan bir adam gördük.
“Bu idealisttir,” dedi bana ruhum, “şüphesiz,çıplaklığımızı görmemeli.”

Uzaklaştık.Ansızın, çığlık çığlığa bir ses duyduk: “Bu, deniz! Bu, derin deniz! Engin ve güçlü deniz!” Sesin kaynağına ulaştığımızda, sırtı denize dönük, denizin fısıltısını duymak için kulağına deniz kabuğu tutan bir adam gördük.

Ve ruhum dedi ki: “Geçelim.Bu adam, sahip olamayacağı şeye sırtını dönen, sahip olabildiği şeyden hoşnut olan bir maddecidir.”

Yolumuza devam ettik.Kayaların arasında otlarla kaplı bir yerde, başını kuma gömmüş bir adam vardı. “Burada yıkanabiliriz, o bizi göremez,” dedim ruhuma.

“Hayır! Binlerce kez hayır,” dedi ruhum. “Bu, gördüğün insanların en kötüsüdür.Ruhunu gizleyen tam bir softadır.”

Bunun üzerine, derin bir hüzün sardı ruhumun yüzünü; sesinde de belirdi bu. “Gidelim buradan,” dedi, “yıkanabileceğimiz ıssız ve saklı bir yer yok.Bu rüzgârın altın saçlarımı dağıtmasını ya da temiz göğsümü çıplak bırakmasını istemem.Işığın çıplak kutsallığımı ortaya çıkarmasına da izin veremem.”

O zaman en büyük denizi aramak üzere, bu denizi terk ettik.


-Emek verip okuyan okurlara teşekkür ettim, okuyan gözlerinize sağlık..
-Gecenin hayrı bulsun sizi :))

——————————————
~Bir insanı sustuğu yerlerden tanıyabilirsiniz.~
..Halil Cibran..
96 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Halil Cibran,kitapta konu konu anlatılan her bölüm üzerine,kısaca hayatı ve kutsalı aramanın üzerine fevkaladenin fevkinde olan felsefesiyle her "Ey Orphalese" halkı diye seslendiğinde bilin bakalım aklıma kim geldi :) van minut! konu dağılmasın.Orphalese halkı biziz,sizsiniz,onlar. Felsefe ve betimlemeleri muazzam.Cibran'ın okuduğum ilk kitabıdır.Livaneli'nin Kardeşinin! Hikayesine ikinci kez ihanet edip araya aldığım kitaptır.İlki Katip Bartleby idi.Bunlar güzel kaçamaklar efendim,kim ne derse desin.Bu kitap için kişisel gelişim kitabı diyenlere rastladım ama bence belli bir yaş üzeri okunması gereken bir felsefe kitabıdır.Beş saatte bana çok güzel şeyler yaşattı,ben çok sevdim.Kitabın içeriğinden,ne anlattığından,verdiği mesajlardan ayrıntılı şekilde bahsetmeyi sevmiyorum inceleme yaparken.Sözlerimi Cem Yılmaz'dan bir komiklik ile bitirmek isterim, "mesaj, gönderenden çok alanla alakalı değil midir? Kitabın mesajı,valla sen ne alırsan o...O kadar. Tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kenan Sarıalioğlu
Unvan:
Türk yazar, şair
Doğum:
Trabzon, 22 Kasım 1946
Of Merkez İlkokul (1958), Ankara Yenimahalle Lisesi (1966), İÜ Edebiyat Fakültesi (1979) mezunu. KTÜ Trabzon Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi (1984-87), Güneş gazetesinde yurt haberleri servisi şefi (1988-89), Trabzon Belediyesinde Kültür Müdürü (1990-97), Gümüşhane İl Kültür Müdürü (1998-) olarak görev yaptı. Sarhoş ve Gece isimli ilk şiiri Yeditepe dergisinde Şubat 1972'de yayımlandı. Daha sonra Dergâh, Kıyı, Nar, Edebiyat ve Eleştiri, Güldiken, Bahçe, Yeni Biçem, İnsan gibi dergilerde şiirlerini yayımladı. Kimi şiirleri bestelendi, kimi şiirleri de yabancı dillere çevrildi.

Yazar istatistikleri

  • 13 okur beğendi.
  • 15.825 okur okudu.
  • 264 okur okuyor.
  • 6.845 okur okuyacak.
  • 69 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları