Kenan Sarıalioğlu

Kenan Sarıalioğlu

YazarÇevirmen
8.1/10
856 Kişi
·
2.227
Okunma
·
1
Beğeni
·
631
Gösterim
Adı:
Kenan Sarıalioğlu
Unvan:
Türk yazar, şair
Doğum:
Trabzon, 22 Kasım 1946
Of Merkez İlkokul (1958), Ankara Yenimahalle Lisesi (1966), İÜ Edebiyat Fakültesi (1979) mezunu. KTÜ Trabzon Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi (1984-87), Güneş gazetesinde yurt haberleri servisi şefi (1988-89), Trabzon Belediyesinde Kültür Müdürü (1990-97), Gümüşhane İl Kültür Müdürü (1998-) olarak görev yaptı. Sarhoş ve Gece isimli ilk şiiri Yeditepe dergisinde Şubat 1972'de yayımlandı. Daha sonra Dergâh, Kıyı, Nar, Edebiyat ve Eleştiri, Güldiken, Bahçe, Yeni Biçem, İnsan gibi dergilerde şiirlerini yayımladı. Kimi şiirleri bestelendi, kimi şiirleri de yabancı dillere çevrildi.
"İnsanı doğadan gittikçe daha çok uzaklaştıran ileri bir maddi uygarlık, insanla çevre arasında kaçınılmaz olarak bir uyumsuzluğa yol açmaktadır. Can sıkıntısı, melankoli, bulantı üreten, nihilizme ya da kötümserliğe de varan bir ahlak bunalımının kaynağı olur bu uygarlık."
Yaşam konusunda belli bir olgunluğa erişmiş kişilere hiçbir incelemeye takılmadan sorgusuz sualsiz bu kitabı muhakkak okumalarını tavsiye ediyorum. Bunun yaşla alakası yok elbet.

Kitabın türü felsefe olarak geçiyor ancak öyle sıkıcı felsefe kitaplarından biri değil. Kitabı başucuma koydum ve her gün bir sayfa okumaya devam ediyorum.

Her şeyden önce tek bir cümleyle kitabı özetlemek istiyorum. Kitap resmen alıntı kitabı. Her sayfada altını çizeceğiniz çok yer mevcut.

Diğer değinmek istediğim konu ise, bir arkadaşımın ısrarla tavsiye etmesi sonucu kitabı PDF olarak indirip kurcalamaya başladım. Beğenirsem eğer satın alırım diye düşündüm. Her sayfada altını çizmem gereken 3 5 alıntı çıkınca hemen kitabı sipariş ettim. Bütün alıntılar kitapta kalsın istedim. PDF olarak bir hafıza kartında unutulup gidecek bir kitap değildi çünkü.

Ve kitabım gelince ilk sayfadan tekrar okumaya başladım. PDF üzerinde çizdiğim alıntıları kitaba geçirmek istediğimde fark ettim ki her iki kitap birbirinden çok farklı. PDF'in çevirisi daha güzeldi. Aslında çeviren kişi aynıydı ancak cümleler epeyce değiştirilmişti. Hal böyle olunca tekrar PDF'e döndüm. Örnek vermek istiyorum. PDF kitapta

"Açık görüşlülük insanı özgür kılan tek kötülüktür."

cümlesi varken basılı kitapta bu cümle

"Öngörü özgür kılan tek kötülüktür."

olarak geçiyor. Bana PDF baskısı daha kolay geldi. Basılı kitap Metis Yayınları, PDF ise Gendaş Kültür Yayınları. Bulabilirseniz o yayını okumanızı tavsiye ediyorum. Bulamazsanız elbet satışı yok bu yüzden sizin için buraya bir link bırakıyorum.
https://yadi.sk/i/hU_lL0x83JiNqc
George Gordon Byron " Bir damla mürekkep bir milyon kişiyi düşündürebilir. " diyor işte sizlere bunun ispatı olan 83 sayfa bi dolu Dünya. Okurken hiç sıkılmayacağınız az sayfaları olsun hatta o sayfalarda az yazıları olsun sizleri derin düşüncelere daldıracak bir kitap arıyorsanız doğru yerdesiniz. Halil Cibranin bu kitabi bunların hepsini karşılayan türdendir. Okurken bir girdabın içinde olacağınızı sürekli sizi derin düşüncelere çeken yazimsal olarak az ama öz yazılarin olduğu bir eser..
Halil Cibran lübnanlı mistik şair ,ressam ve felsefeci.Cibrandan okuduğum üçüncü bir kitap ve yazara olan saygım bir kez daha arttı.Cibran lübnanda hristiyan bir ailde doğmuş incil ile kurandan etkilenmiş ve birçok kitabında bu kutsal kitaplardan esinlenilmiş öğüt ve nasihat dolu kısa kısa öyküler mevcut.Bu kitabındaki öyküleri
Şirazinin bostan ve gülistanındaki öyküler gibi nasihat dolu ama hikayeler bostan ve gülistana göre daha kısa ve daha felsefikti.Hikayelerinde insana ait duygu ve yanılgıları rutin olaylar üstünden işlemiş ve insanın doğru bir yaşam sürmesi için
insanın kendisini araması gerektiğini vurgulamış.tavsiye ederim ama ermiş kitabını okuduktan sonra.
Bilmek istiyorum....
Bilmek yetmez....
Bildiğimi söylemek istiyorum...
Söylemek yetmez...
İsabet ettirmek istiyorum...
İsabet ettirmek yetmez...
Kimsenin söylemediği şekilde söylemek istiyorum...
O da yetmez...
Herkes söylediğimi duysun istiyorum....
Duyması yetmez...
Herkes bana hak versin istiyorum...
Hak vermesi de yetmez...
Herkes beni alkışlasın istiyorum...
Alkış da yetmez...
100 yıl sonra bile “haklıymış” desinler istiyorum....
Neeeeee ? :)

Çok şey mi istiyorum?

AFORİZMA konusunda ustalaşacağım bu gidişle, önce Kafka, şimdi Cibran....

Dipnot: Bir aforizma da benden gelsin. Siz de deneyin.

“Bu hayatı yaşamayı beceremeyen, eline yüzüne bulaştıran insanlar her şeyi anlamaya çalışan insanlardır.”
“Etrafındaki kalabalığa gözlerini ,kulaklarını ve kalbini kapat çünkü bu gürültüde hayatın anlamını dinleyemezsin.”
Antalya'dan Denizli'ye doğru yolumuz düştü bir gün. Yolda biraz da oyalanıp uzattıkça uzattık yolu. Karnımız da acıktı haliyle, varmış olmamız gereken saatte hâlâ yoldayız sonuçta. Birkaç restoranvari yerde durakladık fakat kamyonlardan girilecek gibi değil. Nasıl yapsak diye düşünürken yol kenarında durmuş eliyle durun işareti yapan bir adam gördük. Hemen durduk, bakalım derdi neymiş diye. Meğer hayır yemeği veriyorlarmış da bizi de yemeğe çağırmak içinmiş o çırpınmalar. Yediğimiz yemeğin lezzetini siz düşünün artık. Adam o kadar işaret ettiği halde duranların sayısı öyle azdı ki. Durmayanlara nasıl da kızdığını hatırlıyorum yemek sahibinin. Yardım isteyen biri olduğunu düşünüp durunca biz, resmen iyilik bahçesi ile karşılaşmıştık. Durmayanlar yardım etmekten mi korkuyordu, bilmem.

Nedendir bilmem, Ermişin Bahçesi bu anımı aklıma getirdi. İnsanın özüne dair öyle güzel dokundurmaları var ki, insan durup özünü düşünmeden edemiyor doğrusu. Nerede yanlış yapıyoruz dedirtiyor insana. Ermiş kadar değil belki ama Ermişin Bahçesi de ziyaret edilebilecek ne güzel bir bahçe. Iyilik ve güzellik çok uzakta değil. Bazen dünya koşuşturması içinde unutuveriyoruz. Kendi derdimize dalıp yol kenarında yardım bekleyenleri es geçiyoruz. Oysa iyilik yapmak, bir başkasına nazik olmak kendi sorunlarının da başlıca çözümü. Yol kenarlarından gözümüzü ayırmayalım dostlar. Kim bilir belki bir gün El Mustafa'nın bahçesine denk geliveririz. Öyle ya, hayat bu.
Halil Cibran tam bir filozof, Ermiş, Gezgin, mezcup...
Merakla okumayı istediğim yazarla Ermiş kitabıyla tanışmış ve yazara hayran olmuştum. Ardından Kum Ve Köpük kitabıyla da ikinci stefan Zweig imi bulmuş oldum.
Kısacık bir kitap bu kadar mı dolu olur, bu kadar mı düşündürür. Aforizma ve söylemleriyle kişisel gelişim kitaplarını rafa kaldırtacak bir kitap. O derece kitapta altını çizdiğim cümleler o kadar fazla ki bunları birer birer alıntılayarak parçalamak yerine tek seferde incelememe eklemeyi daha uygun buldum.
Kitapta din, giyim, aşk, dostluk, sevgi ne ararsan en derin anlamlarıyla bulabiliyorsun. Her cümlesi o kadar derin ve anlamlı ki kesinlikle bir çırpıda değil de sindire sindire okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyor ve
Okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum.

_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _

ALINTILAR.

*Bugüne kadar yalnızca, “Sen kimsin?” diye sorana ne cevap vereceğimi bilemedim.

*Yalnızca bir kez konuştu Sfenks, “Bir kum tanesi çöldür, çöl de bir kum tanesi.” Bunu söyledi ve tekrar sustu. Bir daha da hiç konuşmadı.

*Unutkanlık bir tür özgürlüktür.

*Kuş tüyünde uyuyanların gördükleri düşlerin toprak üstünde uyuyanların düşlerinden daha güzel olmadığını bildiğim halde, hayatın adaletine olan inancım nasıl azalır?

*Başkasın gerçekliği; size açıkladığı şeyde değil, açıklayamadığı şeyde gizlidir. Bu yüzden eğer onu anlamak istiyorsanız, sözlerini dinlemektense, söylemediği ama yaptığı şeylere bakın.

*Hayat; kalbinden geçen şarkıyı söyletecek bir şarkıcı bulamadığında, aklından geçeni dillendirecek bir filozof çıkarır sizden.

*Yalnızca dilsizler kıskanır geveze olanı.

*Şayet kış; “Bahar kalbimdedir benim, ” deseydi, kim inanırdı kışa?

*Pek çok öğreti pencere camı gibidir. Camdan bakarak gerçeği görebiliriz ama gerçekle aramızdaki engel de yine odur.

*Kim bir kadını anlar ya da dehayı kavrar veya sessizliğin gizemini çözerse o kişi adam olmuş, güzel bir rüyadan uyanmış, kahvaltı masasına oturmuş demektir.

*'Üstüngörmecilik, ayrımcılık yapmayalım.'

*Ağaçlar, toprağın göğe yazdığı şiirlerdir. Bizler onları yere devirir, kendi boşluğumuzu kaydetmek için kâğıda dönüştürürüz.

*Şiir bir fikrin ifade ediş biçimi değildir. Kanayan bir yaradan ya da gülen bir dudaktan yükselen bir şarkıdır.

*Deli bir adam ne senden, ne de benden daha az müzisyen değildir; sadece onun enstrümanının akordu sizinkinden biraz farklıdır.

*Bizler sadece güzelliği keşfetmek için yaşarız. Geri kalan bir bekleme biçimidir sadece.

*Kendini her gün yenilemeyen bir aşk, alışkanlığa ve köleliğe dönüşür.

*Sadece büyük bir acı ya da büyük bir mutluluk şendeki gerçek olanı açığa çıkarabilir.
Eğer gerçek olanı açığa çıkarmak istiyorsanız, ya güneşin altında çıplak dans edeceksiniz ya da çarmıhınızı sırtlayacaksınız.

*Güneşe arkanızı dönerseniz, görüp göreceğiniz tek şey gölgeniz olur.

*Kibar ve nazik bir kurt, kendi halinde bir koyuna, “Evime buyurmaz mıydınız?” diye sormuş. Ve koyun cevap vermiş: “Evinize buyurup, sizi şereflendirmek isterdik şayet eviniz karnınızda olmasaydı."

*Eğer kalbiniz bir yanardağ ise, elinizdeki tomurcukların çiçek açacağını nasıl umut edebilirsiniz?

*Bir başkasını ancak kendi bilgi ölçünüzle yargılayabilirsiniz. Şimdi söyleyin bana, aranızda kim suçlu, kim suçsuz?

*Samimi olan kişi, sizin suçlarınız karşısında kendini yarı yarıya suçlu hissedendir.

*Sadece kovalandığınızda en yüksek hızınıza ulaşırsınız.

*Hapishaneye götürülen birini görünce içinizden şöyle deyin, “Belki de kurtuluyordur daha dar bir hapishaneden." Ve sarhoş bir adam görünce içinizden şöyle deyin, “Belki de kurtulmak istiyordur daha çirkin bir şeyden."

*Yavaş yürüyene, yavaş düşünenden daha çok acımanız ne zavallıca bir durum. Ve gözü kapalı olana, kalbi kapalı olandan daha çok acımanız da.

*Gerçekte iyi olan kişi, adı kötüye çıktığı halde iyi kalabilendir.

*Hepimiz tutsağız ama bazılarımızın hücresinde pencereler var, bazılarımızın yok.

*İnsanlar arasında en acınası durumda olanlar, hayallerini gümüş ve altına çevirenlerdir.

*Bir keresinde bir dereye denizden bahsettim.
Dere benim abartmayı seven bir hayalperest olduğumu düşündü. Ve bir keresinde denize dereden bahsettim. Ve deniz benim her şeyi küçük gören bir iftiracı olduğumu düşündü.

*Karıncanın çalışmasını, çekirgenin şarkı söylemesinin üstünde gören bir görüş, ne kadar da dardır.

*İnsanlar arasında yapılan cenaze töreni, melekler arasındaki düğün şenliğidir belki de.

*Hayata, “Ölümün sesini duymak istiyorum, " dedim. Ve Hayat sesini her zamankinden daha fazla yükselterek bana, “Şimdi onu duyuyorsun, " dedi.

*Belki de melekler gökte gezinen iyi düşüncelerimizdir.

*Sadece kalplerinde sırları olanlar, kalbimizdeki sırları hissedebilirler.

*Sırlarınızı rüzgâra salarsanız, onları ağaçlara fısıldıyorlar diye dönüp rüzgârı suçlayamazsınız.

*Sanat doğadan sonsuzluğa doğru atılmış bir adımdır.

*Yahuda’nın annesinin ona duyduğu sevgi, Meryem Ana’nın İsa’ya olan sevgisinden daha mı azdı?

_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
**Zaman ayırdığınız için teşekkürler.
Öncelikle kitabı okumadan önce bir film tavsiye etmek istiyorum,Bab'Aziz..
ve bir alıntı eklemek istiyorum filmden;
Aydınlık bir dünya; yüksek dağlarla dolu, büyük denizleri olan, dalgalanan düzlükleri olan, çiçekleri açmış güzel bahçeleri olan, dereleri olan, yıldızlarla dolu bir gökyüzü olan ve alevli bir güneşi olan bir dünya… Anne karnında karanlıktaki bebeğe, tüm bunlar söylenseydi ve ‘sen bu mucizelerle yüzleşmek yerine, karanlıkla çevrilmiş oturuyorsun’ denseydi, doğmamış çocuk bu mucizeler hakkında hiçbir şey bilmediği için hiçbirine inanmayacaktır. Tıpkı ölümü karşılarken bizim gibi…”
Emin olun bu harika kitabı okurken filmdeki sahneler gözümde yeniden canlandı ve Halil CİBRAN'nın sözleri öyle bir anlamlandı ki adeta düşünme aforizması yaşadım.
Kısaca hemen alın ve bir an önce Halil CİBRAN la tanışın derim..
Halil Cibran ile tanışma eserim oldu Kum ve Köpük. Aforizma ve mesellerden oluşan sizi düşünmeye sevk eden, mükemmel tespitler, cümleler. Bazı cümleleri bir cok kez okuyup ne demek istedigi üzerine düsündüm. Cogu yerde ise bu nasıl güzel bir bakış açısıdır deyip hayrete düştüğüm de oldu. Bu kadar kısacık bi kitaptan nasıl bu kadar anlamlı, farkındalık yaratan ve kişinin bakış açısını değiştiren türde cümlelerle dolu bir kitap olmasına şaştım kaldım. Muhteşem bir eserdi bana göre. Sırada Ermiş var :)
İnsanı düşünmeye iten aforizmalarla dolu bir kitaptı. Bazısında ne demek istemiş diye kafa yordum, bazen de ne zeki adam nasıl bir bakış açısı bu Yarabbim! demekten kendimi alamadım.
Halil Cibran'la tanışmam da bu kitap sayesinde oldu. Kendi adıma çok memnunum, son olmayacağına eminim.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Bu incelemem üç kitap gönderip beni çooook duygulandıran (duygulandıran kitaplar değil, kargodaki duygu yüküydü tabii ki) Pınar Yiğitcan a armağanım olsun......


Halil Cibran... İlk defa okuduğum (hatta Pınar bana söylemeden önce adını bile duymadığım.. Evet biliyorum, lütfen ayıplamayın:)) bir yazardı. Pınar sayesinde tanıdığım bu yazarın bendeki ilk kitabı... Bende pek beğeni oluşturamadı. (Pınarcım, lütfen kızma olur mu? Hediyen bile olsa, asla düşüncelerimi değiştirmem. Aksi takdirde düzenbazın teki olurdum...) Neden beğenmedin diye sorarsanız belirteyim: Hikayelerin birkaçı sivri zekayla oluşturulmuş cevaplar\olaylarla biten hikayelerdi ama birkaç hikayede de ne demek istediğini bile anlayamadım. (Korkmayın efendim, gerizekalı değilim:)) Anlayamadığım hikayeden kasıt şu: Pek de bi anlam yakalayamadığım, basit birkaç öyküden kastediyordum. Pınar çok övünce (bir de alıntıları güzel olunca) kabul ettim kitabı. Tabii beğenip beğenmemek öznel bir duygu. Halil Cibran'ı çoook seven kişiler de vardır aranızda ama üzgünüm beni pek etkilemedi. İnanın bazı öykülerindense gidip kibritçi kız\kül kedisi'ni okuyasım geldi.

Halil Cibran, Lübnan asıllı ressam, filozof. https://resmim.net/f/StcE7P.jpeg bu da Halil Cibranın kendi elleriyle çizdiği annesi. Ressam olarak gayet iyisin:)

Spoiler...

Kitabımız toplam 52 hikayeden oluşuyor. Hepsi de bir sayfacık (bazısı iki) hikayeler. Ama dediğim gibi çokça ders çıkarabileceğimiz hikayeleri de var. Benim en beğendiğim hikaye Beddua başlıklı hikayeydi. Birazdan hikayeyi de paylaşacağım.

Halil Cibran ile ilgili düşüncelerim bu kadar. Beş puan verdim, çünkü bana hitap etmedi. Umarım her kitabı (benim açımdan) böyle değildir. Neyse neyse, incelemeyi kısa tutup biricik aşkım Stefan ın Korku kitabını okumak için can atarken (kitap yine Pınarcımdan bir hediye) daha fazla tutamayacağım incelemeyi. Hepinize keyifli okumalar diliyorum:)

#BEDDUA#

Yaşlı bir denizci, bana bir gün şöyle dedi: Otuz yıl kadar oluyor, bir denizci, kızımla bilikte kaçtı. İkisini de yürekten lanetledim, çünkü kızımı dünyadaki her şeyden daha çok seviyordum.
Bir zaman sonra, genç denizci gemisiyle birlikte battı; onunla birlikte güzeller güzeli kızımı da kaybettim.
Sonuç olarak, genç bir adamın ve genç bir kızın katilini görüyorsunuz karşınızda. Onları yok eden benim bedduamdır. Şimdi de, bir ayağım çukurda, Tanrı'nın beni bağışlamasını diliyorum.
Böyle diyordu yaşlı adam. Ama sözlerinde bir övüngenlik havası vardı ve bedduasının gücüyle hala gururlanıyor gibiydi.

*Sayfa:45

Yazarın biyografisi

Adı:
Kenan Sarıalioğlu
Unvan:
Türk yazar, şair
Doğum:
Trabzon, 22 Kasım 1946
Of Merkez İlkokul (1958), Ankara Yenimahalle Lisesi (1966), İÜ Edebiyat Fakültesi (1979) mezunu. KTÜ Trabzon Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi (1984-87), Güneş gazetesinde yurt haberleri servisi şefi (1988-89), Trabzon Belediyesinde Kültür Müdürü (1990-97), Gümüşhane İl Kültür Müdürü (1998-) olarak görev yaptı. Sarhoş ve Gece isimli ilk şiiri Yeditepe dergisinde Şubat 1972'de yayımlandı. Daha sonra Dergâh, Kıyı, Nar, Edebiyat ve Eleştiri, Güldiken, Bahçe, Yeni Biçem, İnsan gibi dergilerde şiirlerini yayımladı. Kimi şiirleri bestelendi, kimi şiirleri de yabancı dillere çevrildi.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 2.227 okur okudu.
  • 48 okur okuyor.
  • 1.648 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları