Kenzaburo Oe

Kenzaburo Oe

Yazar
7.5/10
138 Kişi
·
381
Okunma
·
49
Beğeni
·
2.584
Gösterim
Adı:
Kenzaburo Oe
Unvan:
Nobel Ödüllü Japon Yazar
Doğum:
Japonya, 31 Ocak1935
1935 yılında Şikoku'nun bir köyünde doğdu. Japonya'nın en prestijli üniversitesi olan Tokyo Üniversitesi'nde Fransız Edebiyatı eğitimi gördü. Türkiye'de özellikle Kişisel Bir Sorun eseri ile tanınan yazar, Japonya'nın gelmiş geçmiş en güçlü sosyal ve politik eleştirel yaklaşımını roman dünyasına taşıyarak Japon edebiyatında kendine özgü bir yer edindi. Onun bu özelliğini yansıtan entelektüel niteliği yüksek romanları ona 1994 yılında Nobel Edebiyat ödülünü getirdi

Başlıca yapıtları

Shiiku (Kurbanı Beslemek) (1957)
Kojinteki na taiken (Kişisel Bir Sorun)(1964)
Man'en gan'nen no futtobōru (Sessiz Çığlık) (1967)
Warera no kyōki wo ikinobiru michi wo oshieyo (Delilikten Kurtar Bizi)(1969)
Atarashii hito yo, mezameyo (Ayağa Kalk Genç Adam) (1983)
“...Mahşer günü son mahkeme kurulacaksa bile, doğar doğmaz ölüp giden bitkiden farksız bir bebek ne tür bir ölü olarak dava edilir ve hakkında nasıl hüküm verilir? Deliller yetersiz değil mi? Evet öyle, deliller yetersiz.”
"Benim bilmediğim karanlık bir cephede yalnız başına savaşırken yaralandı oğlum ve Apollinaire gibi başı sargılar içerisinde, sese dönüşmeyen çığlıklar atıyor."
Kenzaburo Oe
Can Yayınları 2010, çeviri: H.Can Erkin
Sinir sistemi, aşırı duyarlı noktalarla aşırı derece durgunlaşmış bölgelerin anlaşılmaz karışımından başka bir şey değildi artık.
"Bird o berber gibi başka bir insanın kendisini algıladığı kalıba girerek üzüntü ve tedirginliğinden özgür kalabilirdi."
Kenzaburo Oe
Can Yayınları 2010, çeviri: H.Can Erkin
"Bind, zaman makinesine binerek on bin yıl önceki dünyayı ziyaret etmiş bir gezgin gibi, kendisinden kaynaklanan bir etkiyle gerçek dünyada anormal bir şeyler olmasından korkuyordu."
Kenzaburo Oe
Can Yayınları 2010, çeviri: H.Can Erkin
"Öğrendiklerim kafamın içinde bir yerlerde duruyor, bir gün gelir işe yarar mutlaka. Benim sadece o günü beklemem yeterli olur. Zaten, çalışmak nihayetinde öyle bir şey değil midir hocam!"
Kenzaburo Oe
Can Yayınları 2010, çeviri: H.Can Erkin
224 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Merhabalar, yine sitede az okunmuş bir kitapla karşınızdayım : Kurbanı Beslemek.

Kitapta üç tane uzun öyküye yer verilmiş. Bunlar : Kurbanı Beslemek, Delilikten Kurtar Bizi ve Gözyaşlarımı Sileceği Gün olarak karşımıza çıkıyor. Bu hikayelerin üçünün de etkileyici olduğunu söylemeliyim. Gerek üslup, gerek metin örme yaratıcılığı gerek de sürükleyicilik açısından gayet tatmin edici. Hikayelerin içine şöyle bir dalmadan önce yazarından biraz bahsedelim.

Kenzaburo Oe 2. Dünya Savaşının korkunç yıllarında yaşamış ve savaşın göbeğinde büyümüş bir çocuk. İmparatorunu Tanrı sanarak asla yenilmeyeceklerini düşünmüş ve tüm Japon halkının radyodan dinlediği bir bildiriye tanıklık ederek hem savaşta kaybettiklerini hem de imparatorunun bir Tanrı olmadığını öğrenerek hayattaki ilk büyük darbesini yemiştir. Hikayelerinde de hayatından birçok kesiti bize edebi bir şölen halinde veren Kenzaburo , bu olayı “Gözyaşlarımı Sileceği Gün” adlı hikayesinde saplantılı 35 yaşında bir adamın ,kendisini karaciğer kanseri olduğuna ikna ederek , intihar etmekten kurtulduğunu ve soğuk bakışlı , çocukluğunu yaralayan ve hem geçmişine hem de geleceğine etki eden anneyi ve daha bir sürü olayı bir akıl hastanesinde vasiyetname yazıcısına aktaran bir “ötekinin” hikayesinde okuyucusuyla paylaşmış. İçinden çıkılmaz bir yapısı olan bu hikaye de yazar yaşadığı gerçek olaylara ışık tutar ve onu edebiyatıyla yoğurur. Anne figürünün yanında ona muhalefet bir figür daha vardır; “O ADAM”. O adam daima kitap boyunca nefretle bahsedilen ama ulaşılmak istenen bir ideali de temsil eder bu Amerika ‘dır. Savaşın yenilgiyle sonuçlanmasıyla o da yok olarak ülküsünü kaybettirir.

Kenzaburo hayatındaki trajedilerden kalemini beslemiştir. Oğlunun beyninde oluşan bir fıtıktan dolayı engelli olması onu çok etkilemiş ve ikinci hikayesi olan “Delilikten Kurtar Bizi” ile duygularını ve içinde bulunduğu durumu harika bir dille aktarmıştır. Bence her ebeveynin en azından bu hikayeyi okuması gereklidir. Yine bu hikayede sürekli cola içen bir ikilinin giderek şişmanlamasından ve yitik bir baba figüründen yararlanılır. Amerika içlerine işlemiştir. Bağımlılık yaratan kolayla vücutlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir ve baba asla yeri doldurulamayacak bir yapboz parçasıdır. Yazarın babasının da erken bir ölüm yaşadığını söylememize gerek yok. Yazdıklarının birçoğunu yaşadığını artık biliyoruz.

Ve kitaba isim veren hikaye Kurbanı Beslemek…

Yine 2. Dünya Savaşı, yine çocuklar , yine savaşın beşiğinde büyüyen bir halk. Bu maddelerle yoğrulmuş bir köye bir Amerikan uçağının düşürülmesiyle esir olarak alınan bir zenci Amerikan askerinin köylü çocuklar tarafından ve yetişkinler tarafından algılanış biçimi, ırk konusunun derin meseleleri, çocukların gerçekten de iyi olup olmadığı meselesi ve insanın koşullar ne olursa olsun, olaylar nasıl gelişirse gelişsin “yaşama” arzusunun güçlülüğü en önemlisi de savaşın insanların içindeki vahşeti nasıl dışarıya çıkarttığının çok güzel bir hikayesi.

Ayrıca Kenzaburo Oe 1994 Nobel’ine de sahip. Bu bilgiyi de buraya eklemezsek olmaz. Bu kadar yazdım , size öve öve bitiremedim bu kitabı değil mi? O zaman ne yapıyoruz? Hemen alışveriş sepetlerimize bu kitabı ekliyoruz.
232 syf.
·4 günde·7/10
Bu yazı, kitabı okumayanlara bilgilendirici bir tanıtım yazısı olmaktan öte, okuduktan sonra bir sohbet havasındaki bir analiz yazısı olacaktır. Bu yüzden bazı detaylar içerdiğinden kitabı yakın zamanda okumayı planlayanların, kitabı okuduktan sonra incelemeyi okumaları hevesleri kaçmaması açısından önemlidir. Şimdiden iyi okumalar diliyorum.

Kendisi de engelli bir çocuğa sahip olan Oe, sorumsuz ve bencil bir adamın bir de engelli bir çocuğa sahip olduğunu öğrendikten sonraki çaresiz savruluşunu ve güçsüzlüklerini anlatıyor. Kitap bence aslında bugüne dair önemli bir şeyi ele alıyor. Modern zamanın boğulan yabancılaşan ve hayat daha kolaylaşmışken daha çok güçsüzleşmiş, sorumluluğuna karşı bile bigâne kalan insanını anlatıyor. Ancak anlatım belki daha güzel bir kurguyla olabilirdi. Eğer puan kırdıysam bu da ondandır.

Sürekli Afrika hayali kuran Bird’in Afrika’sı aslında sıkıldığı hayatından ve toplumdan kaçış planı, daraldıkça nefes aldığı yer. Geleceğe dair yaşama umudu... O yüzden ne zaman boşluğa düşse ya da zor bir durumda bulunsa yanındaki Afrika haritası ve Afrikalı yazarın romanı onu ayakta tutan ve ona güç veren somut nesneler oluyor. Hatta adamın yanında taşıdığı Afrika romanını da düzgün bir şekilde okumadığını fark ediyoruz. Çünkü kız arkadaşı ona kitapla alakalı bir detay söyleyip düşüncesini sorduğunda bilemedi hatta kitapta öyle bir şey olduğunu duyunca şaşırdı. Bu da bana göre adamın yanında taşıdığı kitabın içeriksel bir değeri olmasından öte tam bir simgesel nesne olduğunu gösteriyordu. Sonunda ise hamlıktan kurtulup sorumluluk almayı öğrenen, cesur ve kapsayıcı rol alan Bird, simgesel bir dayanaktan kurtulup, eşi ve ailesiyle gerçek bir umudu tutarak olgunlaşıyor. O zaman Afrika’ya da lüzum kalmıyor. Aslında içten içe varacağına inanmadığı ama orada bir yerlerde var olduğunu bilerek içinde umut olarak taşıdığı Afrika yerine, ihmal ettiği eşi ve sorumluluğunu göğüslediği oğlu onun yeni ve gerçek umutları oldu.

Muhtemelen hepimizin bir Afrika’sı vardır. Bu Afrika ne zaman gerçekten ayrı düşse bizi bohem bir hayatın peşi sıra sürükler. Devam ederiz ancak hep yıkık dökük. Tersten bakarsak da aslında yıkık dökük halde olduğumuz, çevremizle bir türlü istediğimiz uyumu kuramadığımızdan dolayı yaşama devam edebilmek için bir Afrika’ya ihtiyaç duyarız. Sorumsuzluk ve bencilliğinden dolayı kendi içinde Afrika’sıyla yaşayan Bird, Delçev’in de sessizce söylediği gibi “zavallı küçük bir adam”dır. Ne zamanki sorumluluğu kabul edip bencillikten sıyrılarak çevresini de hayatında var ettiyse o zaman ‘küçük’lükten kurtularak olgun bir adam olmuştur. Artık çocukluk lakabı “Bird” e de ihtiyaç yoktur. Çünkü o artık büyümüştür.

Genel olarak akıcı bir dil ve yorucu olmayan bir anlatım söz konusu. Zor bir psikolojik ve ruhsal süreci ele almasına karşın temposuyla kısa sürede okunabilecek bir kitap. Ancak bu savruluşlarda terapi yöntemi olarak cinsel desteğe başvurması, en çok zayıflığı bu noktadan göstererek çaresizliğini bir kadın üzerinden çözmesi roman içerisinde cinselliğin çokça geçmesine neden oluyor. Aynı zamanda eşinin ve çocuğunun zor bir durumdayken adamın bu şekilde kendini salması okuyucuyu da baş karaktere (Bird) karşı iyice kızgın hale getiriyor. Kötü ve bohem bir havada giden, gittikçe daha kötü bir hale gelen romanı Oe, sonunda hızlı ve iyi bir biçimde toparlıyor. ‘Umut’ dolu bir sonla okuyucunun ‘sabrı’nı boşa çıkarmıyor. Delçev'in Bird'e verdiği sözlüğe yazdığı "umut" ve sonunda Bird'in araştıracağı kelime "sabır" iyi detaylardı. Çünkü bu iki kelime aynı zamanda hayatın da şifresi gibi.
232 syf.
·Beğendi·9/10
Çocuk sahibi olan ve/veya olmayı düşünen tüm ebeveynlerin ortak endişesi; akıl-beden-ruh sağlığı yerinde evlatlara sahip olabilmek. Peki, engelli doğacağı anlaşılan ya da engelli olan evlatları ne yapmalı? İşte kitapta bu ikilemin 27 yaşındaki Bird'ün üzerindeki yıkıcılığını görüyoruz.

Beyin Fıtığı olduğu düşünülen bir hasarla doğan oğluna karşı duyduğu pasif öfke, onu hayallerini ve yaşamını alt üst edecek bir engel olarak görüşü, ölmesi ya da yaşaması için atılacak adımlar konusundaki tereddütleri, kendi iç hesaplaşmaları...

Yoğun bir kitap. Etkilendiğimi söyleyebilirim. Bu etki, yazarın 1963 yılında bedensel ve zihinsel engelli oğlunun dünyaya geldiğini ve 1964 yılında da kitabı yazdığını öğrenince daha da arttı. Yazar ve eşi de önce çocuklarının yaşamasını istememişler ama daha sonra bu his yerini oğullarına adadıkları bir hayata bırakmış. Oğulları Hikari şu an Japonya’nın önemli bestecilerinden biri olarak anılıyor.

Etkisi büyük bir kitap.
232 syf.
·Puan vermedi
acının, hüznün, kederin, günlük hayatın rutin, bir süreden sonra sıradan akışına eşlik eden bir roman “kişisel bir sorun”.
bir babanın umut sözcüğünü bir süreden sonra sabır sözcüğüne bağladığını göreceksiniz bu kitapta, aslında acı da mutluluk gibi insan hayatının bir parçası, ve bu roman o kadar muazzam bir şekilde anlatıyor ki her şeyi okur ile yazar arasındaki tasarlanan bağa hayran kalıyorsunuz bir süreden sonra.
Kenzabur Oe bu kitabında insan ruhunun yaşadığı çalkantı, korku ve utancın izdüşümlerini, acının çeşitli boyutlarını ruhunun derinliklerinde birebir yaşayan bir kalemden okuma fırsatını bize sunuyor.
224 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Şu aralar Japon edebiyatının dingin heyecanına takılmış durumdayım ve okuduğum her eser apayrı özel. Kenzoburo Oe'nin orijinal bir yazımı ve zekasını görüyoruz bu kitapta. Eserinde kişi ismi kullanmaması özel adlara nadir yer vermesi son derece dikkat çekiyor. Kurbanı beslemek kitabında içinde neredeyse deliliğinde ötesine geçmiş zihniyette ki insanlar tasvir edilmiş. Yer yer şahıs isimlerinin yokluğundan okuduğum sayfayı iki üç defa ağır ağır okuduğum da oldu ama buna rağmen güzel bir dinginliği vardı. Tavsiye ederim
232 syf.
·Beğendi·7/10
Hepimizin bazen yüzleşmek istemediği kendini tam olarak o duruma hazır hissetmediği anlarda kaçmak istediği olmuştur. Bird’de tam olarak kendi kaçışını Afrika olarak görmüştür ama Afrika’yla ilgili aldığı kitabı bile okumayacak kadar bir bulantı hayalidir sadece. Bird karşılaştığı durumun son anına kadar tam olarak baba niteliğine sahip değildir. Babalık kavramı ona göre özgürlüğünün kısıtlanması ve ona göre bir cehennemdir. Herkesin okuyup kendiyle yüzleşecek kadar cesur olması gerekiyor.. Çünkü hepimiz en kolay durumda bile kaçmanın bir kurtuluş olduğunu sananlardanız ta ki o durumu kabullenene kadar. Keyifli okumalar :)
120 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Futbolcular maçtan hemen sonra,adrenalin üst düzeydeyken açıklama yaptıklarında genelde saçmalarlar ve çoğunlukla kabalaşırlar.Bende bu mantıkla kitabı bitirir bitirmez kitap hakkındaki düşüncelerimi (kesinlikle inceleme değil) hemencecik yazmıyorum ,aradan birkaç gün geçtikten sonra dilimin döndüğünce birşeyler karalıyorum.

Kitap iki uzun anlatidan oluşuyor her iki anlatidada iç burkan çocuklar var.Ben ikinci öyküyü daha çok beğendim.Ayrıntıya girip kitabın büyüsünü bozmak istemiyorum.Film başlar başlamaz filmi daha önce izlemeyen arkadaşlara Bruce Willis aslında ölüymüş der gibi olmaktan korkuyorum(6.his,kitapla hiçbir ilgisi yok yanlış anlaşılmasın) Bu yüzden ikinci öyküyü şiirsel bir şizofren hikayesi diyerek geçiştiriyorum.Kitaba adını veren ilk öyküde zihinsel engelli oğluyla delirmemek için kendini çocuğuna bağlayan babanın hikayesini okuyoruz.Uzun cümleleri ama çok akıcı bir dili var yazarın.Annenin ikinci planda kalması hatta daha ileri gideyim baba oğulu acılar içerisinde bırakıp arka planda kalışı kafamı kurcaladı durdu kitap boyunca.Şuan nedenini sanırım anlamış bulunuyorum,adanan kişi anne olsaydı hikaye bu kadar dokunaklı olmazdı heralde ,bilmiyorum nedense öyle bir düşünceye kapıldım.Bebek doğar dogmaz ilk anneye verilirya baba sabırsızlıkla sırasını bekler,baba bebeği kucağına alıp şaşkınca incelerken ,aile bireyleri ağlamaya başlarya onun gibi birşey sanırım.
232 syf.
·Puan vermedi
“kendini kandırma zehrini bir kez tadan insanlar, bir daha kendilerini asla kurtaramazlar...”

Sonunu getirmekte gerçekten zorlandığım bir kitaptı. Sonuna geldiğimde ise yüzümde tebessümle, “oh be” dediğim. Aslına bakarsanız yazarın hayatını okuduğunuzda sonunun hoş olacagını tahmin edebilirsiniz ama ben farklı ihtimaller üzerinden de bir son çıkabileceğini düşündüğümden iyi bir final oturtmamıştım kafamda hele de o “Himiko” ve “Afrika” hayallerinden dolayı. Psikanaliz dalında okuduklarımda adı yıllar geçse de anılacak kitaplardan.
232 syf.
Spoiler İçerir.
Şehir hayatından bezmiş monoton hayat süren bir öğretmen, biraz kafa dinlemek için tatil planı yapmaya karar verir. Çocuk sahibi olacağını öğrenince hayallerini ertelemek zorunda kalır. Hamile eşinin doğum yapmasıyla tatil planları iptal olan kahramanımız Bird, bir de çocuğu engelli doğunca büyük bir hezimete uğrar.
 
Bird'in bu acıklı hikayesi hepimizin başına gelebilecek bir olay aslında. Siz olsaydınız ne yapardınız? Durumu her haliyle kabullenmek mi, her şeyi bırakıp çekip gitmek mi? Yoksa o sorunlu bebekten tümüyle kurtulmak mı?
 
   Kendisi de engelli bir çocuk sahibi olan Kenzaburo Oe'nin bu kitabı yazarken ruh hali nasıldı bilinmez. Ancak bu acıklı hikayeyi çocuğunun doğumundan bir yıl sonra kaleme aldığı göz önünde bulundurulduğunda kitap daha ilgi çekici bir hal alıyor.

Çevirmenden mi kaynaklı bilemedim ama bu hikayenin çevirisi beni pek sarmadı. Yazınsal anlamda kopukluklar var sanki. Bir de siz okuyup karar verin.
232 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
İnkar etme sonra kabullenme, kendini bulma, kendi korkuları ile yaşama gibi kavramların etrafında dönen oldukça kaliteli bir kitap. Okunması zor fakat belli bir zaman sonra kitap sizi içine alıyor, ve olayların bir parçası olarak sonu bekliyorsunuz ve o son sizi gerçekten hayretler için de bırakıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Kenzaburo Oe
Unvan:
Nobel Ödüllü Japon Yazar
Doğum:
Japonya, 31 Ocak1935
1935 yılında Şikoku'nun bir köyünde doğdu. Japonya'nın en prestijli üniversitesi olan Tokyo Üniversitesi'nde Fransız Edebiyatı eğitimi gördü. Türkiye'de özellikle Kişisel Bir Sorun eseri ile tanınan yazar, Japonya'nın gelmiş geçmiş en güçlü sosyal ve politik eleştirel yaklaşımını roman dünyasına taşıyarak Japon edebiyatında kendine özgü bir yer edindi. Onun bu özelliğini yansıtan entelektüel niteliği yüksek romanları ona 1994 yılında Nobel Edebiyat ödülünü getirdi

Başlıca yapıtları

Shiiku (Kurbanı Beslemek) (1957)
Kojinteki na taiken (Kişisel Bir Sorun)(1964)
Man'en gan'nen no futtobōru (Sessiz Çığlık) (1967)
Warera no kyōki wo ikinobiru michi wo oshieyo (Delilikten Kurtar Bizi)(1969)
Atarashii hito yo, mezameyo (Ayağa Kalk Genç Adam) (1983)

Yazar istatistikleri

  • 49 okur beğendi.
  • 381 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 323 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.